17 Nisan 1940, Köy Enstitülerinin kuruluş yılıdır. 17 Nisan'a günler kala, Etlik Ortaokulu'ndan, rahmetle andığım ve öğrencisi olmakla gurur duyduğun Talip Apaydın'ın anısına bu yazıyı yazıyorum.
"Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine,
Milletin her kazancı milletin kesesine,
Toplandık baş çiftçinin, Atatürk'ün sesine
Toprakla savaş için, ziraat cephesine.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüsüyüz..."
Yukarıdaki marş, Köy Enstitüsü Marşı. Hepsi de genç köylü çocukları olan Köy Enstitüsü öğrencilerinin tarlada, dersliklerde iş yaparken bir ağızdan öz güvenle söyledikleri marş...
Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası ülke tam bir yıkım içerisindedir. Köylerdeki yaşam, orta çağ yaşamıdır. Tarım neredeyse ilk çağlardaki usullerle yapılmaktadır. Sağlık derseniz, okuduğunu yazamayan, yazdığını okuyamayan köy imamının yazacağı muskaya emanettir. Kırsalda okur-yazar oranı %1 düzeyindedir ve o da imamların tekelindedir. Hayatın her alanında, şehirler ve köyler arasında büyük uçurum vardır. 1927 yılında yapılan genel nüfus sayımına göre, nüfus 16 milyon, okuma yazma oranı %8 kadardır. İşlenebilen toprağın %90'ı, bir avuç toprak ağası ve şeyhlerin tekelindedir. Çünkü karasaban ve öküzlerin mülkiyeti onlarındır. Ve köylü, cahil, şükürcü, okuduğunu anlayamayan imamların etkisiyle, çok yaşa padişahımcıdır.
Kurtuluş Savaşı öncü kadroları da radikal reformcular ve sarayı-hilafeti yok saymayan, ülkenin geleceğini büyük emperyal devletlerin himayesine sığınmakta görenler olarak ayrışmış durumdadırlar. 1925 Şeyh Said ayaklanmasını fırsat olarak değerlendiren Mustafa Kemal Atatürk'ün öncüsü olduğu radikal reformcular, sıkıyönetim ve Takrir-i Sükun Yasası'ndan yararlanarak, yapacakları reformların önünde engel gördükleri ikinci grubu saf dışı bırakmışlardır.
O tarihte yapılacak en önemli devrim, her yazılışı, her noktası, çizgisi ayrı anlamlar çağrıştıran kullanılmakta olan Arap harflerinden kurtulmak, Türkçe'ye en uygun Latin harfli alfabeye geçmekti. Hedef, modern Türkiye'nin kuruluşu için gerekli ortamı sağlamaktı. Türkçe okuma-yazmaya en uygun olanın Arap harfleri yerine Latin harfleri olduğu kararlaştırıldı. Buna benzer bir örnek, 1924'te Sovyetler Birliği bünyesindeki Türkçe konuşulan ülkelerde uygulanmıştı. Kararı veren Atatürk ve arkadaşları, 1 Kasım 1928'de Latin harfleriyle yazılan yeni alfabeyi yürürlüğe koyan yasayı Meclis'ten geçirdiler.
Atatürk, harf devriminden sonra şöyle demiştir: "Geçmiş hataların köklerini ve dallarını yok etmenin zamanı gelmiştir. Bu hataları düzelteceğiz. Bunu yaparken bütün yurttaşlarımın bu faaliyete fiilen katılmalarını istiyorum. Sonuç olarak, Türk toplumu yeni alfabeyi bir ya da iki yıl içinde öğrenmelidir."
Türkiye Cumhuriyeti'nde, kırsalda yaşayanlarla kentliler arasındaki kırsal aleyhine bozulmuş dengeyi ortadan kaldırmak için, kırsalda eğitim öğretime öncelik vermek gerekiyordu. 1936 yılında Köy Eğitmeni projesi talimatı verdi Atatürk. Askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapmış köylü çocuklarının, uygulamalı modern tarım teknikleri uygulayan Mahmudiye Devlet Üretme Çiftliği'nde eğitmen olarak yetiştirilip köylerine gönderilmeleri talimatı verildi. Kırsala yönelik eğitmen çalışmaları, 17 Nisan 1940 yılında kurulacak Köy Enstitülerinin temelini oluşturdu.
17 Nisan 1940, Türkiye'de Aydınlanma Devrimi'nin yıl dönümüdür. O gün, köylere öğretmen ve meslek erbabı (sağlık elemanı vb.) yetiştirmek için 3803 Sayılı Yasa ile, Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un önderliğinde Köy Enstitüleri kuruldu.
Hasan Ali Yücel, TBMM'de yaptığı konuşmada, projeye neden Köy Enstitüsü adı verildiğini şöyle anlatır:
Biz bu müesselere neden köy öğretmeni okulu demedik. Çünkü evvelce bu isimde müesseseler vardı. Bunları onlara bağlamak istemedik. ...Enstitü kelimesini biz frenklerin telaffuz ettiği tarzda aldık ve buna alıştık... Köy Enstitülerini sadece içerisinde nazari tedrisat yapılan bir müessese olarak almadık. İçerisinde ziraat sanatları, demircilik, basit marangozluk gibi ameli bir takım faaliyetler bulunduğu için okul adı ile anmadık, enstitü diye isimlendirmeyi uygun gördük.
Nitekim, yerleşim yerlerinden uzak, geniş arazisi bulunan uygun yerlerde, Köy Enstitüleri, öğretmen ve zanaat erbabı adaylarının da işe katılımlarıyla, kendi barınakları ve derslikleri dahil, öğretmenlerinin rehberliğinde, temelden yapılmaya başlandı. Genel kültür, meslek ve tarım bilgiler ile donatılan, köy için gerekli tüm becerileri iş bilen usta öğretmenlerinden öğrenen öğrenciler, köylere öğretmen, sağlıkçı, demirci olarak atandılar.
1942-43 öğretim döneminde de Köy Enstitülerine öğretmen, bölge okullarına müfettiş, yönetici yetiştirmek amacıyla, Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde Yüksek Köy Enstitüsü açılır. Toplam 21 Köy Enstitüsü kurulur. 1944 itibariyle, yılda yaklaşık 2 bin öğretmen mezun edilip köylere gönderilir.
Hedef, geniş halk kitlelerinin eğitim düzeyini yükseltmek, reformların yerleşmesi için koşulları hazırlamak, köylünün politik, kültürel, ekonomik yaşama aktif olarak katılımını sağlamaktı.
Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç başta olmak üzere, yeni bir ruhla Anadolu'ya dağılan eğitim neferlerinin başarısı, başta toprak ağalarının olmak üzere, gerici kesimlerin hedefi oldular. 1946 yılında (iktidardaki CHP'nin de oy kaybetme korkusuyla) bu örnek girişim durdurulur, Enstitüler işlevini kaybeder, Yücel, Bakanlıktan alınır, Tonguç, işlevsiz bir göreve kaydırılır. Kırsal kesim de (köyler) bu devrime sahip çık(a)maz. Oysa, Atatürk'ün talimatıyla başlayan, kırsala uygarlık götürmesi amaçlanan girişim, kuruluşu öncesinde hazırlıklar için kurulan komisyonun belirttiği gibi, köylü gençlerin eğitim ve öğretimi, muhtemelen yozlaşacakları kentlerde değil, yerel ortamda gerçekleşmelidir.
Araştırmacı yazar Kemal Karpat, Köy Enstitülerinin kapanış hikayesini şöyle yazar:
Karma eğitime son verdiler. Kızlar ayrı Enstitülere yerleştirildiler. Tarlada ve atelyelerde verilen pratik kurslar sınırlandırıldı ve bunların yerlerini teorik kurslar aldı ve genelde 'yaparak öğrenme' anlayışının yerine, sadece 'öğrenme' anlayışı geçirildi. Bu değişimin sonucu olarak Köy Enstitüleri dinamik ve ilerici ruhlarını kaybettiler ve 1954'te Demokrat Parti Hükümeti onları Köy Öğretmen Okulları adı altında mevcut Öğretmen Okulları ile birleştirdi.
