Hangi gerçek nedenle başladığı belli olmayan, bizce de, Epstein Belgelerinin ortaya saçılması üzerine, belgelerin baş aktörlerinin belgeleri karartmak ya da bir süre ikinci plana atmak için başlatılmış ABD-İsrail/ İran Savaşı Ortadoğu'yu kasıp kavuruyor. Bu savaştan önce, hak-hukuk tanımaz ABD Başkanı Trump, Venezuela Devlet Başkanı'nı korsan filmlerindeki gibi kaçırttı; Epstein Belgeleri gündemden düşmedi. Artçı sarsıntılar depremin gücünü de geçince, Netanyahu'nun da bastırmasıyla(!) İran'a saldırı farz oldu. İran Dini Lideri Hamaney, ilk saldırıda öldürüldü. Savaş başlayalı 15 gün oldu.
Saldırılan ülke müslüman. Saldırılar için ABD-İsrail bombardıman uçaklarına hava sahalarını açan ülkeler müslüman. İran tarafından "ABD yanlısı" diye bombalanan körfez ülkeleri müslüman. Sosyal medyada bu aralar, Epstein Videoları dolaşıma sokuldu. Belli ki İran Savaşı ile de Epstein olayı durulmayacak. Bakacağız sıra kime gelecek...
Yazımın başlığı olan "harala- gürele"nin sözlük anlamı, telaş- gürültü- kargaşa- düzensizlik. Bu kaos ortamında, iktidarı ve muhalefetiyle biz ne yapıyoruz, ülkemizin gerçek gündemi ile ilgili siyaset üretiyor muyuz? Yoksa, iki taraf da uygulayacakları politikaları yapay zekaya mı soruyorlar, kuşkuluyum.
İki taraf da kendilerine birer YANKI ODASI oluşturmuş, konuşuyor, ses duvara çarpıp gelince de, "her kesime ulaştım, tamam, herkes benim gibi düşünüyor" diyor.
Toplumun büyük kısmı, bırakın ortalama bir yaşam seviyesini, yaşamını devam ettirecek temel gıda maddelerini alamıyor, fakr u zaruret içinde. Üretici, girdi maddelerindeki dışa bağımlılık ve pahalılık nedeniyle üretemiyor. Çiftçinin tarla ve bahçesinde kullandığı mazotun litre fiyatı 70 liraya yaklaştı. Kırsalda, üretici, yediğimiz temel gıda ekmeğin ham maddesi buğdayın ekim ve biçimi için en az 6-7 kez traktörüyle tarlaya girmek zorunda. Çoğunluğu kentlerde yaşayan emekliler, çay parasından tasarruf etmek için, zamanının çoğunu parklarda geçiriyor. Emeğinin karşılığını alamayan emekçiler, asgari koşulda, insanca bir yaşam için hakkını istediğinde karşısında kolluğu görüyor. Çalışanların hakkını arayacak sendikalar bir başka alem! En kıdemsiz sendika yöneticisi 15 yıllık...
AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM'de partisinin son grup toplantısında, "emeklilere müjde" dediğinde, grubundan müthiş alkış aldı. CHP'de Kılıçdaroğlu dönemi muhalefetinde, kamuoyunun da zorlamasıyla elde edilen emekli bayram ikramiyesinin hiç değilse 5 bin liraya çıkarılacağını sandılar. Çıka-çıka emekli maaşlarının bayram öncesi ödeneceği çıktı müjdeden. Yani, adam yerine konmuyor alt tabaka.
Muhalefet ne yapıyor, hangi politikaları uyguluyor derseniz:
Hangi kadro, ülkenin güncel sorunlarını belirleyip ana muhalefet CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e sunuyor, bilmiyorum. 2023 Kasım Kurultayı sonrası, flaş protesto yöntemi diye, "her akşam, saat 21.00'de 5 dakika ışıklarınızı yakıp söndürün" diyen akıl mı, (ikamet ettiğim Çankaya- Çiğdem mahallesinde, muhalif oy %80 iken, ışık yapma eylemine katılım %5'i geçmedi) yoksa "kırmızı kart" mucidi akıl mı, normalleşelim diyen mi, (sanki AKP'nin normalleşme derdi varmış gibi) ya da asgari ücret belirlenirken, "ya 30, ya da yokuz" dedirten mi... Ben kadroyu çözemedim.
Politikasızlıkların hangisini sayayım.
HDP'li belediyelere kayyım atanırken sessiz kalındı. Cılız sesimiz, yankı odasından çok güçlü dönüş yapınca(!) tepkimizin yetersizliğini göremedik. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması anayasa değişikliği değilde, yasa değişikliği gerektirirken, AKP'nin oyununa gelişimizi mi, referandum sonucu iki buçuk milyon mühürsüz oy pusulasının iptali için sandık sorumlusu CHP'lilere seçim günü saat "bu konuda tutanak tutmayın" diye mesaj atan seçim ve hukuk sorumlusunu mu yazayım, hangisini... Yoksa, İBB Davasının başlayacağı gün, "Silivri'ye 50 bin kişi geleceğiz" deyip, 5 bin ile yetinen kadroyu mu... Görevden alınan, cezaevine atılan kadrolarımıza sahip çıkacağız şüphesiz. CHP'ye de bu yakışır. Ancak CHP, bir ya da birkaç kişi değildir. Kimse CHP'den büyük değildir. CHP'de iki başlılık olmamıştır, bundan sonra da olmaz. Önceleri, CHP'nin üyelerine laf edecekken bin düşünenler, şimdi kimseyi dinlemiyorlar!
AKP, Mutlak Butlan Davasını, CHP'nin yönetiminin üstünde Demoklesin Kılıcı gibi tutuyor.
AKP'nin tek derdi, Erdoğan'ı bir daha Cumhurbaşkanı yapabilmek için anayasa değişikliğini 400 üzerinde bir oyla TBMM'den geçirmek. Bunun için CHP'nin oylarına ihtiyacı var. Son günlerdeki pazarlıklar (Arınç görüşmeleri) bunu gösteriyor. 40 yıllık bir partili ve 55 yıldır politikayı takip eden biri olarak söylüyorum. "Arınç"lar böyle kritik durumlarda ortaya çıkarlar, "ayar" vermeye kalkarlar. Görevlidirler. (Kim bilir, belki onun da başında bir Demokles Kılıcı sallanıyordur).
Unutmayalım, Arınç, arada bir AKP'ye de ayar vermeye kalktığında, ölçüyü de kaçırdığında (ki hep ölçüyü kaçırıyor) Mehmet Uçum veya Uçum benzeri biri devreye giriyor, deyim yerindeyse, Arınç'a had bildiriyor, ertesi gün Arınç, "kastım o değildi" diyor. Sanıyorum Arınç'lar CHP'ye "ayar ve akıl" vermeye kalktığında, devreye had bildirecekler girer.
Yazıyı Tirmizi'den bir hadis ile sonlandırayım:
"Bir kardeşini bir suçundan dolayı kınayan kimse, o suçu işlemeden ölmez."
Sizden öncekileri (Cumhurbaşkanı- Başbakan- Parti Başkanı) yaptıklarıyla küçümseyerek eleştirmeyin, aynı durum sizin de başınıza gelir diyor.
