Gabriel Garcia Marquez'in Kırmızı Pazartesi kitabında anlattığı hikayeyi okuyanlar bilir. Kasabada cinayetin işleneceğini öldürülecek adam dışında, annesi dahil bilmeyen yoktur, Buna rağmen ikaz eden, cinayeti önlemek için çaba harcayan da yoktur. Cinayet de göz göre göre işlenir.
ABD'nin yeni Şerif'i de, kendisinin Dünya Şerifliğini ilan etmiş, saldırmadığı ülke bırakmayacak gibi.
Dünyanın gözü önünde, Venezuela Devlet Başkanı'nı özel timleri kanalıyla yatak odasından aldırıp, yargılamak üzere ABD'ye kaçırdı. Günlerdir İran ile sözüm ona nükleer füze görüşmeleri yapıyor, önümüzdeki Perşembe görüşmelere devam etmek üzere ara vermişken, beş gün önce İran'a saldırdı, İran dini lideri Hamaney ve üst düzey yetkilileri öldürttü. Dün akşam (28 Şubat) verdiği demeçte de, "Hamaney öldü, yeni liderin kim olacağını da bana sorarlar" dedi.
27 Şubat tarihli Financial Times Gazetesi'nde yayınlanan bir yazı, 28 Şubat'ta Gazete Oksijen tarafından alıntılandı.
Yazının başlığı: "ABD BAŞKANI'NIN AKIL SAĞLIĞI DÜNYAYI TEHLİKEYE ATIYOR"
"Kabinesinin şakşakçılığı, Trump'a cesaret veriyor. Trump'a bilmesi gereken gerçekleri değil, duymak istediği şeyleri söyleyenler, aslında çok tehlikeli bir oyun oynuyorlar. Trump'un pervasızlığına giden yol dalkavukluk taşlarıyla döşeli".
ABD ve İsrail'in İran ile savaşı ayrı bir yazı konusu. Bu girişten sonra, konumuza dönelim.
TBMM'nin 2024 Yasama Çalışmalarına başlaması sonrası, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin pasını(!) değerlendiren Abdullah Öcalan, kendisini ziyaret eden DEM Parti Heyeti kanalıyla Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yapmış ve örgütüne "...aşırı milliyetçi savruluşun zorunlu sonucu olan, ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolijisine cevap olamamaktadır. Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür... sistem arayışları gerçekleştirmeler için demokrasi dişi yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir... silahların bırakılması, örgütün kapatılması, sivil siyasete girilmesini öneriyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum" demiştir.
27 Şubat 2026'da yaptığı çağrıyla da, bir yıl önceki çağrısının Cumhuriyet'le barışmanın ilanı olduğuna dikkat çekerek, "geçen bir yıl şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneği ve gücü ortaya çıkmıştır. Türkiye'de yaşanan pek çok sorunun kaynağı demokratik bir hukukun yokluğudur. Çözüm demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk yaklaşımıyla mümkündür...sürecin dili önemlidir, buyurgan ve otoriter bir dil kullanılmamalıdır...vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil, devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır...din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Türksüz Kürt- Kürtsüz Türk olmaz" demiştir.
Bana göre laf kalabalığına, kavram kargaşasına gerek yok.
Sivas Kongresi sonrası, Kongre Kararlarını tartışmak, ülkenin geleceğine ilişkin ortak kararlar almak üzere, henüz Ankara'ya gelmemiş olan Heyeti Temsiliye üyeleri Mustafa Kemal, Bekir Sami ve Hüseyin Rauf Beyler ve Osmanlı Hükümeti Bahriye Nazırı Salih Paşa, 20-22 Ekim 1919 tarihinde Amasya'da bir araya gelirler ve beş protokol imzalarlar.
2. Protokol, Misak-ı Milli sınırlarını ve bu sınırlar içinde yaşayan halkları tarif eder. Şöyle başlar 2. Protokol:
"Beyanname'nin (Sivas Kongresi Kararları'nın) birinci maddesinde Osmanlı Devleti'nin tasavvur ve kabul edilen sınırı Türk ve Kürtlerle meskun olan araziyi ihtiva eylediği ve Kürtlerin Osmanlı Camiasından ayrılması imkansızlığı izah edildikten sonra bu sınırın en asgari bir talep olmak üzere elde edilmesinin temini lüzumu ortaklaşa kabul edildi.
İş bu zabıtname iki nüsha olarak Amasya'da Bahriye Nazırı Salih Paşa hazretleriyle Heyeti Tmsiliye muhterem üyeleri arasında teati edildi. 22 Ekim 1919
Sözün özüne gelelim: Laf kalababığına gerek yok. Amasya Protokolü'nü amasız-fakatsız samimi bir şekilde ele alır, tartışırsak, sorunu çözmek daha kolay olur düşüncesindeyim.
