Nurettin Aslan
Köşe Yazarı
Nurettin Aslan
 

“İKARUS”LARIN HAD BİLMEZLİKLERİNİN SONUCU

Yunan Mitolojisi'nde, Daidalos ve oğlu İkarus'un hikayesi siyasi derslerle doludur. Atina'lı Daidalos, çağının komple zanaatkarıdır. Toplumda saygın bir yeri vardır, işleri başından aşkındır. Gününü gün eden oğlu İkarus'un ise zanaatkarlık ve toplumda saygın bir yer edinme gibi derdi yoktur. Yanına meslek öğretmek için kız kardeşinin oğlu- yeğeni Talos'u çırak olarak alır. Boynuz kulağı geçer derler, Talos, bir süre sonra yeni keşiflerde bulunur. Örneğin, testereyi icat eder. Diadalos bu gelişmelerden rahatsız olur ve yeğenini Akrapolis'ten aşağı atar. Cinayet işlemek suçlamasıyla yargılanan ustaların ustası Daidalos, yargılama sonrası Atina'dan sürülür. Daidalos, Girit Kralı Minos'a sığınır. Oğlu İkarus da yanındadır. Kral, Girit'te mahkumların girdiklerinde çıkış yolunu bulamayacakları bir labirent yaptırır Daidalos'a. Sonra da bu sırrı kimseye anlatmamaları için baba oğulu labirentin açıldığı bir kuleye hapseder. Kuleden tek çıkış yolu vardır; uçmak.  Daidalos kulede  yıllarca kuş tüylerini toplar, balmumu ile özel bir karışım hazırlar, kendisi ve oğlu İkarus için kanat yapar, sırtlarına kanatları sabitler, uçmadan önce de oğluna, "çok alçaktan uçma, denizin nemi kanatlarını ağırlaştırır, uçamazsın. Çok yüksekten de uçma; güneş ışınları kanatlarını sırtına sabitleyen balmumunu eritir, kanatsız kalınca denize düşer, ölürsün. Beni takip et, ortada uç ki menzile varasın" der. Baba- oğul kuleden uçmaya başlarlar. Daidalos, bir zaman sonra bakıyor ki, İkarus söz dinlemiyor, açgözlülük yapıp hırsına yeniliyor ve güneşi zapt etmek isteğiyle, güneşe doğru kanat çırpıyor; "eyvah, kaçınılmaz son geliyor " diye düşünüyor. Nitekim güneşin ısısıyla balmumu eriyor, İkarus uçamayınca denize düşüyor.  İkarus'un denize düştüğü bölgede, hareket halinde, içi yolcu dolu bir yelkenli, kıyıda koyunlarını otlatan bir çoban ve oltayla balık tutan bir balıkçı var. İkarus'un çırpınışını gördükleri halde, İkarus'u kurtarabileceklerken, kıllarını kıpırdatmadan, "hadsizliği ve ölçüsüz hırsı yüzünden bu sonu hak etti" diye düşünüp, İkarus'un denizde çırpınışını seyrederler. Siyasette de, had bilmeyen, ölçüsüzce hareket eden, Anadolu insanının deyimiyle "ne oldum delisi olan, "öttüğü için güneşin doğduğunu sanan horoz" misali, birçok İkarus piyasaya çıktı. Güneşi fethetmeye kalkıştılar. Kerameti kendilerinde sandılar. "Halk dalkavukluğu" yaparak her şeye hakim olacaklarını sandılar. Oysa o halk İkarus'u kurtarmaları olası olan ve fakat kurtarmak için kıllarını kıpırdatmayan yelkenlideki yolcular, koyunlarını otlatan çoban, balık tutan balıkçıdır. Çok iyi niyet okur o halk. Nazım'ın dediği gibi, "... topraktan öğrenip/ kitapsız bilendir..." o halk... İsmet İnönü'nün CHP 5. Olağanüstü Kurultayı'nda (1972), Parti Meclisi seçiminde Ecevit yanlılarının çoğunluğu kazanmaları üzerine, (Bülent Ecevit zamanında CHP Genel Sekreterliği yapan Kamil Kırıkoğlu, İnönü'ye karşı 'bizler, bu delegasyon kapı kulları değildir' sözünü 5. Olağanüstü Kurultayda söylemiştir)  Genel Başkanlıktan (daha sonra da parti üyeliğinden ve milletvekilliğinden) istifasından sonra, 1973 yılında yapılan Genel Seçimlerde CHP birinci parti olmuştur. Demem o ki, kimse partiden büyük değildir. Hele de Türkiye sol siyasetinde, haddini bilmez, hırsları akıllarının önünde giden, gözleri kararmış İkaruslar...
Ekleme Tarihi: 18 Ağustos 2026 -Salı
Nurettin Aslan

“İKARUS”LARIN HAD BİLMEZLİKLERİNİN SONUCU

Yunan Mitolojisi'nde, Daidalos ve oğlu İkarus'un hikayesi siyasi derslerle doludur.

Atina'lı Daidalos, çağının komple zanaatkarıdır. Toplumda saygın bir yeri vardır, işleri başından aşkındır. Gününü gün eden oğlu İkarus'un ise zanaatkarlık ve toplumda saygın bir yer edinme gibi derdi yoktur. Yanına meslek öğretmek için kız kardeşinin oğlu- yeğeni Talos'u çırak olarak alır. Boynuz kulağı geçer derler, Talos, bir süre sonra yeni keşiflerde bulunur. Örneğin, testereyi icat eder. Diadalos bu gelişmelerden rahatsız olur ve yeğenini Akrapolis'ten aşağı atar. Cinayet işlemek suçlamasıyla yargılanan ustaların ustası Daidalos, yargılama sonrası Atina'dan sürülür. Daidalos, Girit Kralı Minos'a sığınır. Oğlu İkarus da yanındadır. Kral, Girit'te mahkumların girdiklerinde çıkış yolunu bulamayacakları bir labirent yaptırır Daidalos'a. Sonra da bu sırrı kimseye anlatmamaları için baba oğulu labirentin açıldığı bir kuleye hapseder. Kuleden tek çıkış yolu vardır; uçmak. 

Daidalos kulede  yıllarca kuş tüylerini toplar, balmumu ile özel bir karışım hazırlar, kendisi ve oğlu İkarus için kanat yapar, sırtlarına kanatları sabitler, uçmadan önce de oğluna, "çok alçaktan uçma, denizin nemi kanatlarını ağırlaştırır, uçamazsın. Çok yüksekten de uçma; güneş ışınları kanatlarını sırtına sabitleyen balmumunu eritir, kanatsız kalınca denize düşer, ölürsün. Beni takip et, ortada uç ki menzile varasın" der.
Baba- oğul kuleden uçmaya başlarlar. Daidalos, bir zaman sonra bakıyor ki, İkarus söz dinlemiyor, açgözlülük yapıp hırsına yeniliyor ve güneşi zapt etmek isteğiyle, güneşe doğru kanat çırpıyor; "eyvah, kaçınılmaz son geliyor " diye düşünüyor. Nitekim güneşin ısısıyla balmumu eriyor, İkarus uçamayınca denize düşüyor. 
İkarus'un denize düştüğü bölgede, hareket halinde, içi yolcu dolu bir yelkenli, kıyıda koyunlarını otlatan bir çoban ve oltayla balık tutan bir balıkçı var. İkarus'un çırpınışını gördükleri halde, İkarus'u kurtarabileceklerken, kıllarını kıpırdatmadan, "hadsizliği ve ölçüsüz hırsı yüzünden bu sonu hak etti" diye düşünüp, İkarus'un denizde çırpınışını seyrederler.

Siyasette de, had bilmeyen, ölçüsüzce hareket eden, Anadolu insanının deyimiyle "ne oldum delisi olan, "öttüğü için güneşin doğduğunu sanan horoz" misali, birçok İkarus piyasaya çıktı. Güneşi fethetmeye kalkıştılar. Kerameti kendilerinde sandılar. "Halk dalkavukluğu" yaparak her şeye hakim olacaklarını sandılar. Oysa o halk İkarus'u kurtarmaları olası olan ve fakat kurtarmak için kıllarını kıpırdatmayan yelkenlideki yolcular, koyunlarını otlatan çoban, balık tutan balıkçıdır. Çok iyi niyet okur o halk.

Nazım'ın dediği gibi, "... topraktan öğrenip/ kitapsız bilendir..." o halk...

İsmet İnönü'nün CHP 5. Olağanüstü Kurultayı'nda (1972), Parti Meclisi seçiminde Ecevit yanlılarının çoğunluğu kazanmaları üzerine, (Bülent Ecevit zamanında CHP Genel Sekreterliği yapan Kamil Kırıkoğlu, İnönü'ye karşı 'bizler, bu delegasyon kapı kulları değildir' sözünü 5. Olağanüstü Kurultayda söylemiştir
)  Genel Başkanlıktan (daha sonra da parti üyeliğinden ve milletvekilliğinden) istifasından sonra, 1973 yılında yapılan Genel Seçimlerde CHP birinci parti olmuştur.

Demem o ki, kimse partiden büyük değildir.

Hele de Türkiye sol siyasetinde, haddini bilmez, hırsları akıllarının önünde giden, gözleri kararmış İkaruslar...

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat