Ali Fatih Çetin
Köşe Yazarı
Ali Fatih Çetin
 

YARGININ SINAVI, DENİZ GÖKTAŞ VAKASI

  İki metin var önümde... Biri iddianame... Öteki Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları... Bir yanda sahneye çıkıp abartıyla, ironiyle, sanatsal yergisiyle topluma ve siyasete eleştirel bir bakış sunan bir komedyen, Deniz Göktaş... Diğer yanda ise bir mizah gösterisinin kamu güvenliği bakımından nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin ciddi bir hukuki tartışma... Neymiş?.. İnfial uyandırmış, kutuplaştırmış, şok etmiş... Peki yüksek yargı ne diyor?.. Yargıtay da Anayasa Mahkemesi de defalarca hatırlatıyor: “İfade özgürlüğü, yalnızca kabul gören ya da zararsız fikirler için değil; rahatsız eden, kışkırtan, şok eden düşünceler için de geçerlidir...” Hele ki mizah... Hiciv, doğası gereği abartır; saptırır, sarsar... Mizahın ceza hukuku bakımından değerlendirilmesinde, ifade özgürlüğü ile kamu düzeninin korunması arasındaki hassas dengenin gözetilmesi gerekir. Aylarca CİMER şikâyetleri ile dosya hukuki bağlamından koparılarak “kamu barışının somut tehlikeye girmesi” tanımının altı çiziliyor. Oysa Anayasa Mahkemesi kararlarında önemli bir ölçüt ortaya konuluyor: Sosyal medyadaki tepkiler, şikâyet sayıları veya dijital tartışmalar, tek başına kamu barışını bozan “somut bir tehlike” delili sayılamaz. Suçun oluşumu bakımından somut, açık ve yakın bir şiddet kışkırtıcılığının ve buna bağlı gerçek bir tehlikenin ortaya konulması gerekir. Dosyadaki asıl hukuki tartışma da tam olarak burada düğümleniyor. Daha da önemlisi, İstanbul 61. Asliye Ceza Mahkemesi tahliye kararı veriyor; ardından savcılık itiraz ediyor... Ortada yeni bir delil veya yeni bir olgu bulunup bulunmadığı tartışması sürerken İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi aynı dosya kapsamında yeniden tutuklama/yakalama kararı veriyor... Bu süreç, tahliye sonrasında aynı dosya bakımından yeniden tutuklama tedbirine başvurulmasının hangi şartlarda hukuka uygun kabul edilebileceği konusunda önemli bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Çünkü kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bakımından tutuklama tedbirinin ölçülü, gerekçeli ve somut olgulara dayanması gerekiyor. Şimdi gözler bugünkü duruşmada... Siz bu satırları okurken mahkeme bir karar veriyor olacak: Deniz Göktaş ya özgürlüğüne kavuşacak ya da tutukluluğu devam edecek... Ancak mahkemenin kararı ne olursa olsun, bugüne kadar yaşanan sürecin ifade özgürlüğü, tutuklama tedbirinin sınırları ve hukuk güvenliği bakımından ortaya çıkardığı sorular tartışılmaya devam edecek. Bugünkü yargılamada eğer tahliye kararı çıkarsa; bu karar, tutuklama tedbirinin dayandığı gerekçelerin yeniden değerlendirilmesi ve kişi özgürlüğünün yeniden tesis edilmesi bakımından önemli olacaktır. Eğer tutukluluğun devamına karar verilirse; bu kez de mizah ve ifade özgürlüğü ile ceza hukuku arasındaki sınırların nasıl çizildiği daha fazla tartışılacaktır. Hukukta ölçü ve öngörülebilirlik, yalnızca hakkında dava açılan kişi bakımından değil, toplumun tamamı bakımından önemlidir. Siyasetçinin, iktidar sahibinin ağır eleştiriye ve sarsıcı mizaha tolerans göstermesi demokrasinin temel unsurlarından biridir. Siyasetçi kamuoyuna mal olmuştur; eleştirilecektir, yerilecektir. Ancak mizahın kaba hakaret, hicvin kin ve düşmanlık kışkırtıcılığı, sanatın da suç övgüsü olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği; her somut olayda kullanılan ifadelerin bütünü, bağlamı, amacı ve ortaya çıkan gerçek tehlike birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir. Çünkü mesele yalnızca Deniz Göktaş'ın ne söylediği ya da mahkemenin bugün ne karar vereceği değildir. Mesele, ifade özgürlüğünün sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği ve ceza hukukunun bu sınırı belirlerken hangi ölçütlere dayanacağıdır. Hukukun gücü de tam burada ortaya çıkar: En rahatsız edici söz karşısında dahi ölçüyü, gerekçeyi ve hukuki güvenceyi koruyabilmekte.
Ekleme Tarihi: 28 Eylül 2026 -Pazartesi
Ali Fatih Çetin

YARGININ SINAVI, DENİZ GÖKTAŞ VAKASI

 

İki metin var önümde...

Biri iddianame...

Öteki Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları...

Bir yanda sahneye çıkıp abartıyla, ironiyle, sanatsal yergisiyle topluma ve siyasete eleştirel bir bakış sunan bir komedyen, Deniz Göktaş... Diğer yanda ise bir mizah gösterisinin kamu güvenliği bakımından nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin ciddi bir hukuki tartışma...

Neymiş?.. İnfial uyandırmış, kutuplaştırmış, şok etmiş...

Peki yüksek yargı ne diyor?.. Yargıtay da Anayasa Mahkemesi de defalarca hatırlatıyor: “İfade özgürlüğü, yalnızca kabul gören ya da zararsız fikirler için değil; rahatsız eden, kışkırtan, şok eden düşünceler için de geçerlidir...” Hele ki mizah... Hiciv, doğası gereği abartır; saptırır, sarsar... Mizahın ceza hukuku bakımından değerlendirilmesinde, ifade özgürlüğü ile kamu düzeninin korunması arasındaki hassas dengenin gözetilmesi gerekir.

Aylarca CİMER şikâyetleri ile dosya hukuki bağlamından koparılarak “kamu barışının somut tehlikeye girmesi” tanımının altı çiziliyor. Oysa Anayasa Mahkemesi kararlarında önemli bir ölçüt ortaya konuluyor: Sosyal medyadaki tepkiler, şikâyet sayıları veya dijital tartışmalar, tek başına kamu barışını bozan “somut bir tehlike” delili sayılamaz. Suçun oluşumu bakımından somut, açık ve yakın bir şiddet kışkırtıcılığının ve buna bağlı gerçek bir tehlikenin ortaya konulması gerekir. Dosyadaki asıl hukuki tartışma da tam olarak burada düğümleniyor.

Daha da önemlisi, İstanbul 61. Asliye Ceza Mahkemesi tahliye kararı veriyor; ardından savcılık itiraz ediyor... Ortada yeni bir delil veya yeni bir olgu bulunup bulunmadığı tartışması sürerken İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi aynı dosya kapsamında yeniden tutuklama/yakalama kararı veriyor... Bu süreç, tahliye sonrasında aynı dosya bakımından yeniden tutuklama tedbirine başvurulmasının hangi şartlarda hukuka uygun kabul edilebileceği konusunda önemli bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Çünkü kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bakımından tutuklama tedbirinin ölçülü, gerekçeli ve somut olgulara dayanması gerekiyor.

Şimdi gözler bugünkü duruşmada... Siz bu satırları okurken mahkeme bir karar veriyor olacak: Deniz Göktaş ya özgürlüğüne kavuşacak ya da tutukluluğu devam edecek... Ancak mahkemenin kararı ne olursa olsun, bugüne kadar yaşanan sürecin ifade özgürlüğü, tutuklama tedbirinin sınırları ve hukuk güvenliği bakımından ortaya çıkardığı sorular tartışılmaya devam edecek.

Bugünkü yargılamada eğer tahliye kararı çıkarsa; bu karar, tutuklama tedbirinin dayandığı gerekçelerin yeniden değerlendirilmesi ve kişi özgürlüğünün yeniden tesis edilmesi bakımından önemli olacaktır. Eğer tutukluluğun devamına karar verilirse; bu kez de mizah ve ifade özgürlüğü ile ceza hukuku arasındaki sınırların nasıl çizildiği daha fazla tartışılacaktır.

Hukukta ölçü ve öngörülebilirlik, yalnızca hakkında dava açılan kişi bakımından değil, toplumun tamamı bakımından önemlidir. Siyasetçinin, iktidar sahibinin ağır eleştiriye ve sarsıcı mizaha tolerans göstermesi demokrasinin temel unsurlarından biridir. Siyasetçi kamuoyuna mal olmuştur; eleştirilecektir, yerilecektir. Ancak mizahın kaba hakaret, hicvin kin ve düşmanlık kışkırtıcılığı, sanatın da suç övgüsü olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği; her somut olayda kullanılan ifadelerin bütünü, bağlamı, amacı ve ortaya çıkan gerçek tehlike birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.

Çünkü mesele yalnızca Deniz Göktaş'ın ne söylediği ya da mahkemenin bugün ne karar vereceği değildir.

Mesele, ifade özgürlüğünün sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği ve ceza hukukunun bu sınırı belirlerken hangi ölçütlere dayanacağıdır.

Hukukun gücü de tam burada ortaya çıkar: En rahatsız edici söz karşısında dahi ölçüyü, gerekçeyi ve hukuki güvenceyi koruyabilmekte.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.