Tülay Hatimoğulları: Güvensizliğin yerini hukukun, inkarın yerini eşitliğin alacağı kalıcı barışın yolunu bulacağız
Tülay Hatimoğulları: Güvensizliğin yerini hukukun, inkarın yerini eşitliğin alacağı kalıcı barışın yolunu bulacağız
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partsinin Van 3. Olağan Kongresine katıldı.
Kongre'de konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi:
Çift Değerli Van halkı, değerli siyasi parti temsilcileri, demokratik kitle örgütleri temsilcileri merhaba. Şu an burada anons edilen katılıma dönüp baktığımızda Van halkının bütün iradesi bu salonda. Bizler buradaki başarıyı Türkiye ve Kürdistan coğrafyasının dört bir tarafında anlatıyoruz. Bunda değerli iki eş başkanımızın ve yönetim kurulunun çok büyük bir payı var. Ama esas büyük pay siz değerli Van halkınındır. Türkiye'de inanın başka bir örneği yok. 14'te 14 yapan hiçbir siyasi parti yok Türkiye'de. İşte bundan dolayı iradesine sahip çıkan değerli Van halkına sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Mücadeleyi büyüttüğünüz için sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Değerli arkadaşlar, değerli halklarımız bugün acı bir haber aldık Zonguldak'tan. Zonguldak Kilimli’de bir maden ocağında gerçekleşen grizu patlamasında ne yazık ki maden işçileri yaşamını kaybetmiş ve ciddi yaralı da var. Yaşamını kaybeden bütün işçi kardeşlerimizin ailelerine başsağlığı dileklerimi iletiyorum ve yaralı işçi arkadaşlarımıza da acil şifalar diliyorum. Umarım ki yaşamını yitiren canlarda bir artış olmaz. Şu an hepimiz yüreğimiz ağzımızda takip ediyoruz. Bir kez daha şunun altını çizmek isterim. Türkiye'de iş cinayetlerinde yaşamını kaybeden insan sayısı bütün dünya ortalamasının çok üstünde. Güvencesiz çalışan, yerin yedi kat derinliklerinde çalışan maden işçileri bu dünyada en ağır işi yapan insanlar ve buradan bir kez daha başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlar, yine sözlerime 15 yıl önce Van'da yaşanan acı bir olayla devam edeceğim, deprem. 15 sene sonra dönüp baktığımızda yine hiçbir önlemin alınmadığını görüyoruz. Biliyorsunuz Marmara Depremini de yaşadı bu ülke, çok sayıda deprem yaşadık yakın zamanda. Dünyada en büyük kayıplardan birinin yaşandığı Maraş ve Hatay merkezli depremi de yaşadık. Yaraları birlikte sarmaya çalıştık Hatay'da, Antakya'da, Defne'de, Samandağ'da. Şunu bilmenizi isterim ki bizim yardımımıza ilk olarak Vanlılar koştu, gençler akın akın geldi Van'dan. Bizimle acıyı paylaşan ve emek veren bütün gençlere ve Van halkına bir kez daha teşekkür ediyorum. 15 sene önce yitirdiğimiz bütün canları saygıyla ve minnetle anıyorum.
Değerli arkadaşlar, şunu söylemeden geçemeyeceğim. Van Büyükşehir Belediyesinin ilk ve en önemli, en insani, en vicdani icraatlarından biri AKOM’u kurmak. Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), adını Japonya'dan gelip Van halkıyla dayanışan ve burada yaşamını kaybeden bir Japon yurttaşın isminden aldı. AKOM’un açılışına ben de gelmiştim değerli başkanımızla ve yönetimimizle birlikte. O kadar heyecanlı ve o kadar duygulu anlar yaşadık ki. Biz de depremi yeni yaşamıştık. Benim açımdan zaten AKOM’un açılışı bambaşka bir duygu, Van için de öyle. Siz de yaşadınız bu acıları. Ama şimdi kayyım geldi ve ne yaptı? Oradaki bütün hizmeti tersyüz etti, adeta AKOM’un içini boşalttı. Deprem için acil toplanma merkezleri olan yeşil alanları şimdi imara açtı. Bu, deprem bölgesinde yapılacak en büyük vicdansızlıktır. En büyük suçtur bunları ortadan kaldırmak. Kayyımın bu tutumunu bir kez daha huzurunuzda şiddetle kınıyorum. Deprem bölgesinde afet merkezlerine sahip çıkmalıyız.

Van, İran sınırında olan nadide kentlerimizden biridir. Genellikle dünyada sınır kentlerinde yaşayan insanlar böyle büyük bir açlık ve sefalet çekmez ama Türkiye'de çeker. Çünkü Türkiye'de bugün mevcut olan ilişkilerin geldiği durum ortada. Yine bölgemizin de esasen geldiği durum ortada. ABD ve İsrail'in İran'da başlatmış olduğu savaşın en ağır bedelini yaşayan kentlerimizden biri de Van. Savaş yanı başımızda, sınırın öte yanında füzeler atılıyor. Bu durumdan Van halkının yaşadığı mağduriyet de ortada. Biz buradan, Van sınırından İran rejimine seslenmek istiyoruz. Emperyalist güçlerin bu bölgede oynamak istediği oyunun gayet farkındayız. Biz savaşın her türlüsüne karşı barış mücadelesini büyüten bir siyasi partiyiz. O nedenle emperyalist güçlerinin işgaline hayır dediğimiz gibi aynı zamanda İran rejiminin baskılarına da hayır diyoruz. İran'da başta Kürt siyasetçiler ve kadınlar olmak üzere hala idamın devam ettiğini hepimiz biliyoruz. Sanatçılar idam ediliyor. Saçının teli gözüktüğü için Jîna Mahsa Amini katledildi. Sizlerin huzurunda Jîna Mahsa Amini'yi saygıyla, minnetle anıyorum. Jin Jiyan Azadî şiarını bütün dünyaya yaydı. Yine buradan İran'a seslenmek istiyorum: Oradaki Kürt halkı, dört parçada olduğu gibi kendi yönetimleriyle, kendi ülkelerinin sınırları içerisinde çözüm arayışında. Rojhilat halkının talebi ortadadır. Rojhilat halkının emperyalist güçlerin savaş çığırtkanlığı karşısında ortaya koyduğu tavır ortadadır. Kürt halkının ortaya koyduğu çok tarihi, çok değerli bir tutumdu. Bu tutumu İran rejimi görmek zorundadır. Oradaki Kürt halkının haklarını tanımak, vermek zorundadır. İran'da biliyorsunuz Kürdistan eyaleti var ve esasen bu mantığa, bu fikre o kadar da uzak değiller. Bu otoriter ve totaliter rejimin, bu istibdat rejiminin baskılarının bir an önce İran'da son bulmasını istiyoruz. İdamlar son bulmalıdır. Buradan Van'dan İran halkıyla, İran'daki Rojhilatlılarla dayanışma içinde olduğumuzun altını çizmek istiyoruz.
Değerli halklarımız, Van gibi 14'te 14 belediyenin kazanıldığı bir yere kayyım atandı ve halkın iradesi çalındı. Önce mazbata vermeyerek çalmak istediler ama Van halkının onurlu duruşu nedeniyle mazbatayı vermek durumunda kaldılar. Daha sonra adeta intikam alırcasına, 14'te 14'e cevap vermek istercesine halkın iradesiyle seçilmiş belediye eş başkanlarının yerine kayyım atadılar. Kayyım atanmasını asla kabul etmedik, etmiyoruz, etmeyeceğiz. Biraz önce Pervin Başkan altını çok güzel çizdi. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde toplumun en önemli beklentilerinden birisi kayyım atanmış belediyelerimizin seçilmişlerinin gelip yönetimi devralmasıdır. Türkiye'de kayyım rejimi ne yazık ki her yerde. Kayyım rejimi demek halkın seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir. Seçme ve seçilme hakkı demokrasinin asgari koşuludur. Seçme ve seçilme hakkı olmayan bir ülkede demokrasiden bahsedilemez. Seçilenin yerine atanmışı göndermek demek demokrasinin mezarının üzerine beton dökmek demektir. Bunu asla kabul etmiyoruz. Neslihan ve Abdullah Başkan Van halkının iradesidir, acilen görevlerine iade edilmelidir. Belediye eş başkanlığımızı yapmış olan Bekir Kaya şahsında siyasi mahpuslara buradan selam ve sevgilerimizi göndermek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, süreci uzun uzadıya tabii ki konuşacağız. İlk adımlar dedik ya, oradan devam etmek istiyorum. Birçok yerde vurguladık, çerçeve yasa çıktı, evet. Milli Güvenlik Kurulu kararına bağlandı, evet. Teyit tespit yapılacak dendi, evet. Ancak şu ana kadar henüz adım atılmaması kabul edilebilir bir durum değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin çok önemli kararları var. Osman Kavala, Can Atalay için çok önemli kararları var. Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş için çok önemli kararları var. O yüzden onların acilen serbest bırakılması lazım. Bunun için çerçeve yasaya gerek yok, Milli Güvenlik Kurulu kararına da gerek yok. Yüksekdağ ve Demirtaş şahsında cezaevindeki bütün siyasi mahpuslara selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Barış süreci değerli halkımızın bugüne kadar çatışmanın en yoğun olduğu dönemde en temel talebiydi. Bazıları diyor ki işte bu barış sürecinden bir şey çıkacak mı, umudunuz var mı? Bizim barışla ilgili umudumuz hiçbir zaman eksilmedi ki. 30 yıl önce de biz barış diyorduk, şimdi de barış diyoruz. Ama iktidar ve devlet şunu bilmeli. Toplumda barışa olan inanç çok yüksek. İnanın Türkiye'nin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde herkes barış olsun istiyor. Herkes Kürt sorunu çözülsün istiyor. Ama mevcut olan iktidara ve devlet anlayışına karşı ne yazık ki gittikçe güven yitimi oluyor. Toplum güvenmek istiyor, toplum verilen sözlerin tutulmasını istiyor, toplum İmralı'da konuşulanların fiilen hayata geçmesini istiyor.
“Teyit tespit yapamıyoruz” diyorlar ya, 8 Ekim'de hareketin çok önemli bir açıklaması oldu. Rapor niteliğinde bir açıklamaydı. Nerelerden adres adres çekildiklerini ifade ettiler. Dolayısıyla teyit ve tespiti yapmak için daha ne bekleniyor? Biz bunu çok merak ediyoruz. Bu süreç neden uzuyor, neden uzatılıyor. Elbette ki müzakerenin kendine ait bir akışı vardır. Elbette ki tedrici olarak bu sürecin adım adım ilerleyeceğini hepimiz biliyoruz. Ama bir türlü diğer adıma geçilmediğinin de altını çizmeliyiz. Diğer adıma geçebilmek için, yani bu ülkede demokratikleşmeden ve demokratik yasalardan bahsedebilmek için çerçeve yasanın hayat bulması gerekiyor. Ve silah bırakan insanların Türkiye'ye dönerek, sürgündeki insanların Türkiye'ye dönerek demokratik siyasete katılmasını hepimiz bekliyoruz. Şimdi bu salonda bunu düşündüğünüzü gözlerinizden okuyorum, sözlerinizle de zaten ifade ediyorsunuz. Siyasi mahpuslar ne olacak? Bu salonda birçok insanın ailesinden cezaevinde mahpuslar var. Ne olacak cezaevleri? Bu yasa ne zaman hayata geçecek? Ne zaman çıkacak bu insanlar? Bu beklenti herkeste var. Yine toplumun vicdanını yaralayan, her konuşmamızda ısrarla altını çizdiğimiz iki temel konu var hapishanelerle ilgili. Biri hasta mahpuslar. Hasta mahpusları bırakmak için MGK kararına gerek yok ki. İnfaz yakmalar hala devam ediyor. 30 yıllıkların başta Sincan Cezaevi olmak üzere sürekli infazları yakıyorlar. Neden infaz yakıyorsunuz? Dolayısıyla toplumdaki soru işaretlerini artırıyor. Bu konuda ciddi bir biçimde adım atılması lazım. Şu bilinmeli ki biz her daim barışın yanında olacağız. Barışın yanında olurken de DEM Parti olarak durup birileri bize barışı tepsiyle sunsun diye beklemedik, beklemiyoruz.
Biz en başından beri bu süreci müzakere ve mücadele süreci olarak ifade ettik. O yüzden yeni seçilecek yönetimimiz, bütün kurumlarda mücadele veren değerli yol arkadaşlarımız, yoldaşlarımız, bütün yurtseverler ve devrimciler olarak hepimize düşen çok temel bir görev var. O görev de şu, inanın barışın mücadelesini şimdi vermek çok daha zor. Şimdi bekleme zamanı değil, daha çok örgütlenme zamanı. Öcalan'ın İmralı'da elini güçlendirmenin yolu daha çok örgütlenmekten, barışı daha çok talep etmekten, barışın mücadelesini geçmişten çok daha güçlü bir şekilde vermekten geçer. O yüzden bizim yeni dönemdeki yol haritamız bu anlamıyla son derece önemli ve güçlü olacak. Silahların yerini siyasetin, güvensizliğin yerini hukukun, inkarın yerini eşitliğin aldığı kalıcı bir barışın yolunu bulacağız.
