Özgür Özel: Emekliye sahip çıkacağız

Siyaset 20.01.2026 - 16:04, Güncelleme: 20.01.2026 - 16:04
 

Özgür Özel: Emekliye sahip çıkacağız

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu.
Özgür Özel, “Değerli milletvekillerimiz, grubumuzun Türkiye’nin dört bir yanından gelen kıymetli konukları, televizyonlarından bizi izleyenler, radyolarından dinleyenler, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ile selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi.  Özel şöyle devam etti: HATAY’DA İNFİAL OLUŞTU Geçen hafta konuştuğumuz, sözleştiğimiz, söz verdiğimiz gibi hep birlikte yoğun bir hafta geçirdik. 81’inci eylemimizde çarşamba akşamı Beşiktaş’ta muhteşem bir kalabalıkla beraberdik. O sırada ve tüm hafta boyunca, şu an dahi Meclis Genel Kurulu kapalı olduğu her dakika Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbette, emekliler için adalet nöbetindeler. Hafta sonu deprem bölgesinde, Hatay’daydık. Aslında 1-7 Şubat arası, depremin olduğu hafta deprem bölgesinde olacağız. Bütün milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımızla beraber hep birlikte bölgede olacağız. Ben de bölgede olacağım. Hatay’da bir miting yapmak, nisan ayı için planladığımız bir durumdu. Ancak Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesine gitmesi, orada söyledikleri - söylemedikleri, yaptıkları - yapmadıklarıyla Hatay’da büyük bir infial oluştu. Değerli üç milletvekilimiz, il örgütümüz, Hatay halkının Hatay’da bir miting istediğini söylediler. Dedik, ‘Hava soğuk.’ Dediler, ‘Olsun.’ ‘Yağmur varmış.’ Dediler, ‘Olsun. Mutlaka Genel Başkanımızın doğruları konuşmak ve Hatay’ın duygularına ses olmak için burada bir mitingte olması lazım.’ Biz de kalktık, geçtiğimiz cumartesi günü Hatay’a gittik. Özetle durum şu… Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili şöyle bir muradı var: Deprem bölgesinde tüm sorunlar çözülmüş. Tüm sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş. Kimsenin derdi, tasası, endişesi, isyanı yokmuş ve buna bölge ses çıkarmasın, geri kalan 70 il de buna inansın. Bu da Erdoğan’ın hanesine olumlu yazsın. Bütün hesap bu. Bunun için deprem haftasında gidip de Hatay’da insanların içinde olmak yerine, deprem gününe özel bir program yapmış ve Hatay’a önceden gidip işte en çok Hataylıları isyan ettiren… Çevre illerden oraya insanları getirip, devlet memurlarını zorlayıp… Aylar, yıllar sonra söylüyoruz, meydana çıkıp drone’lar uçuruyorlar. Drone’dan bakıyorsun; bina bitmiş. Drone aşağıya iniyor, bir bakıyorsun; branda gerilmiş. Yapılanları, taş üstüne taş koyanları takdir etmek lazım. Ama öyle bir dil tutturuyor ki ‘kendileri her şeyi tam yapmış ve kendileri dışında kimse de deprem bölgesine gitmemiş.’ Hatta utanmadan, sıkılmadan açık açık şunları söyledi. Dedi ki ‘Muhalefet enkazda yoktu. İnşa aşamasında yoktu. Taş üstüne taş koymadılar. Deprem turisti olarak geldiler. Bir gittiler ve Hatay’a, deprem bölgesine uğramadılar.’ İsyanın en büyük sebeplerinden bir tanesi de bu. 45 GÜNLÜK KOORDİNASYON YAPTIK Deprem günü Sayın İsmail Küçükkaya’nın Halk TV’de konuğu olacağım. Şimdiki Malatya il başkanımızın telefonuyla uyandım. Uyandırabildiğim herkesi uyandırıp, programı iptal edip Ankara’ya doğru yola çıktım. Cumhuriyet Halk Partisi grubunun, grup başkanvekillerimizle birlikte, Engin Altay ve Engin Özkoç ile birlikte ‘Ne yapalım? Ankara’da bir koordinasyon toplantısı yapalım ama gruba zaman kaybettirmeyelim’ dedik. Hepsinin cep telefonunda hala durur. Merak eden basın mensubu sorsun, geçen dönem milletvekilleri göstersin. Sabah 09.21’de; ‘Tüm milletvekilleri, bulabildikleri ilk vasıtayla deprem bölgesine intikal etsinler. Açık havaalanı, Adana Havaalanı’dır. Hava yolunu tercih edecekler Adana Havalimanı’na gitsinler.’ Adana örgütüne, Adana milletvekillerini 10’ar, 10’ar grupladık. Her inen milletvekilinin hangi ile yollanacağı belli. 10 ile inen milletvekillerini dağıtmaya başladık. Pazartesi günü bölgenin milletvekilleri dışında öğle saatlerinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri bölgeye intikal etmeye başladılar. Salı günü öğlen 123 milletvekiliyle eş zamanlı değerlendirme toplantısı yaptık biz orada. Eş zamanlı, yani herkes bulunduğu bölgedeki 8, 9, 10 arkadaşıyla telefon imkanıyla, onlinegörüntü imkanı olanlar onunla. Değerlendirme ve koordinasyon toplantısı yaptık. 45 gün bu kardeşinizle üç grup başkanvekili bölgede koordinasyon yaptı. Rotasyonlu olarak bütün iller bizler tarafından bölüşüldü. Her ilin sabit milletvekilleri o ilde Cumhuriyet Halk Partisi’nin gayretini, emeğini, hüznünü ve oraya yapacağı katkıların karınca kararınca koordinasyonunu gerçekleştirdiler. UTANMADAN, SIKILMADAN KONUŞUYORLAR Boşuna mı? Ya şöyle bir düşünün; Adıyaman Belediye Başkanı, o dönemin Adıyaman’daki tek CHP milletvekili. Aday belirlemek için ekip yolladık. ‘Adıyaman kararını vermiş’ dediler. Türkçe, Kürtçe bağırıyorlar ‘Abdurrahman, Abdurrahman’ diye. Adıyaman gibi yerde CHP’nin yüzde 50’den fazla oyla belediye başkanı seçilmesi, deprem turistliğinden kaynaklanıyor olabilir mi? Malatya’da 10 ay önce yüzde 19 oy almışken, liste başı milletvekili Veli Ağbaba’yken, 10 ay sonra yapılan ankette, hata sanıp anketi yenileyip, seçimde Veli Ağbaba’nın yüzde 38 oy alması depreme turist gibi gidip bir bakıp ayrılmasıyla mı olur? Bütün Türkiye’den koordine edilen yardımları kendi elleriyle bizzat dağıtımına eşlik etmesiyle mi olur? Bakmayın Hatay’da bizim hatamızdan çeşitli yamukluklardan, seçim gününde yapılan rezilliklerden, 2 bin 500 oy farkla kıl payı kaybetmişiz. Utanmadan, sıkılmadan konuşanlara söylüyorum. Biz bunu başka zamanda çıkıp da öyle teker teker… Üstümüze düştü, yaptık. ‘Bölgeye selam vermediler’ diyen Erdoğan’a söylüyorum. Erdoğan’ın ona oy veren seçmenlerine, buna tanıklık eden deprem bölgesindeki namuslu, onurlu, vicdanlı ve haysiyetli insanlara söylüyorum. Toplamda 9 bin 600 araç, 28 bin 500 personelle 60 gün boyunca bölgedeydik. 7 bin 200 TIR, dört uçak, altı gemi gıdadan sağlık malzemesine, çadırdan sobaya kadar bölgeye yardım ulaştırdık. 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, üç milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı soba, 50 bin çadır, bin 810 konteyner ulaştırdık bölgeye. Rakamlar AFAD’dan. Merak eden gider. AFAD koordine etti bunları. İlk günler dedi ki AFAD ‘Bilmeden yardım yapmayın. Doğru bir koordinasyon kuralım.’ Hatay için sorduğunuzda; Hatay özelinde 4 bin 65 araç, 14 bin 63 personel, 3 bin 246 TIR, 85 mobil mutfak, altı mobil fırın, 25 ikram aracı… İnanmayan gelsin, bir milletvekili versin. Ben de vereyim Hatay milletvekilini yanına. Örneğin altı mobil fırın hangi mahalleye kuruldu, gösterelim. Ahaliye soralım ‘Var mıydı, yok muydu?’ 20 bin çadır, 893 konteyner, bin 188 jeneratör, 897 mobil tuvalet ve duş… ‘Taş üstüne taş koymadılar, gelip selam vermediler.’ Bunu Türkiye’ye söylüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bunu Hatay’da söyleyince infial olması şundan; gördüğüne yalan atıldığı için, bildiği inkar edildiği için çıldırıyor Hatay. ‘Bu kadarı da olmaz’ diye. ADAYA GİDİP ‘RÖNTGENDEYDİM’ DİYEN BU AHLAKI GÖSTERİYOR Bir taraftan depremin ilk üç günü Cumhuriyet Halk Partililer depremde enkaz çıkarma sırasında yokmuş. Yaylakonak’agittim, Adıyaman Yaylakonak’a o 60 günün içinde bir gün. Dediler ki ‘Sabah 04.50’de Vahap Seçer’i aradık.’ ‘Adana, Zeydan Karalar’ı aradım’ dedi Başkan. Zeydan Bey demiş ki ‘Adana da yıkıldı, Vahap’ı ara.’ ‘Vahap Seçer’i aradım.’ ‘Anladım Başkanım’ dedi, kapattı’ diyor. Öğlen 11.00’de 15-16 kişilik arama kurtarma timi geldi, çadırını kurdu. Saat 13.00’te arama kurtarmaya başladı Mersin Büyükşehir Belediyesi. ‘Yaylakonak’ta kim çıktıysa onlar çıkardı’ diyor. ‘Çorbayı ilk onlardan içtik. Yemeği Adıyaman’da pişirdiler, buraya yolladılar. Isıttık, evlere dağıttık’ diyor. ‘Ekrem İmamoğlu, 54 metrelik köprümüzü yaptı’ diyor. Adıyaman’ın Yaylakonak Belde Belediyesi bu. ‘20 kilometre asfalt yolumuzu yaptı İBB’ diyor. Dön, bak. Şimdi deprem bölgesine giderken bütün arkadaşların elinde; ‘Hangi belediyemiz nereye, ne yapmış?’ onunla gideceğiz. Niye? Çünkü böyle Genel Başkan’ın şöyle Hatay Milletvekili var bir tane; siyasi hokkabaz. Adaya yolluyorlar, ‘Röntgendeyim’ diyor. Gitti yerde varlığı, yokluğu belli değil. Demişler ki ‘AK Parti’den birini yollayacağız; hem adaya gidecek, hem gittiğini inkaredecek.’ Bu hokkabazlığı yapabilecek bir kişi var, onu yolladılar. O diyor ki ‘Özgür Bey algı operasyonu yapmayın, Hatay’da hiç yoktunuz.’ Senin gibi gittiği adaya ‘Devlet hastanesinde röntgendeyim’ diyen adam, bu ahlakı gösteriyor. O yüzden bundan önce hiç öyle bir niyetimiz yoktu; bölgeye gidelim de yaptığımızı anlatalım. Ama madem yaptığımızı inkar ediyorlar, madem Hatay bu kadar isyan ediyor… Ben Hatay’a gidene kadar infialin bu boyutta olduğunu bilmiyordum. Herkes ‘Yapmadıklarını yapmış gibi gösteriyorlar, sizin yaptığınızı inkar ediyorlar’ diyor. Onun için Sayın Erdoğan eğer yüreği yetiyorsa, 6 Şubat günü istiyorsa Hatay’ı birlikte dolaşalım. ‘Ben varım’ desin, birlikte gidelim. Sayın Erdoğan’a söylüyorum. Oradaki törene bir şey yok. İttifak ortağınla birlikte Osmaniye’deki töreni yap.  Ardından gel, birlikte gidelim, Hatay’ın sokaklarını gezelim. Ben sana Hatay’a ne yaptığımızı ya da 10 ilde ne yaptığımızı anlatayım. Sen de milletin gözünün içine bak, inkar et bakalım. Var mısın? Var mı cesaretin?” BUNLARI SOR BAKALIM DEPREM BÖLGESİNDE İktidar olmakla sahtekar olmak başka şeylerdir. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı her türlü eleştiriyi alabilir, her türlü icraatı yapabilir ama muhalefete karşı sahtekarlık yapamaz. Ne diyorum? Duymamam gerekeni duyarsam duyman gerektiğini duyarsın kardeşim. Sen yalan attın burada. Şimdi sor bakalım deprem bölgesine; depremde vatandaşlar günlerce enkaz altında ‘Sesimi duyan var mı?’ derken, tam donanımlı Türk ordusu üç gün sahaya çıktı mı, çıkmadı mı? ‘Ordu çıksın’ çağrıları sosyal medyada üç gün yükseliyorken senin saraydaki çok bilmiş danışmanların sana ‘Orduyu dışarı çıkarmak kolay, kışlaya geri sokmak zor’ deyip o şartlarda bile ‘Aman ha darbe, marbe’ korkusunu yükseltiyorlar mıydı, yükseltmiyorlar mıydı? Millet sokaktayken Kızılay parayla çadır sattı mı, satmadı mı? Sen 1999 depreminde üçüncü gün Kocaeli’nde deprem çadırı sırasını gösterip, 1999’dan sonra yapılan seçimlerde; ‘Üç gün oldu millet çadır sırasındaydı’ dedin de Hatay’da, Kahramanmaraş’ta 33’üncü gün… Bak ‘Üç’ dedin ya rahmetlinin arkasından, 33’üncü gün halen daha çadır sırası bekleyen var mıydı, yok muydu? Vallahi arkadaşlar siz ‘Vardı’ diyorsunuz ya, ben bunu Hatay’da söyledim ve 10 bin kişi birden ‘Vardı’ diye bağırdı. Adamların ondan içi yanıyor. Olanı biliyorlar, yalanı görüyorlar. Yardım bekleyen vatandaşa, deprem altındaki cep telefonuna IBAN attın mı, atmadın mı para toplamak için? Dünya kadar deprem vergisi topladın, oraları depreme hazır edemedin. Sonrasında dünya kadar yardım toplandın, göçük altındaki depremzededen bile IBAN ile para istedin. Şimdi bunlar unutulmuş, beyefendi kendi çıkmış meydana. O süreç, o şaşkınlık, üç gündeki o büyük kayıplardan mesul değilmiş gibi çıkmış, ‘Her şeyi ben yaptım, başka kimse bir şey yapmadı.’ Böyle demese ‘Büyük felaket, artısı ve eksisi var, bilmem ne’ diyeceğiz. ‘OYU VERİRSENİZ BİR YIL SONRA GEÇERSİNİZ EVİNİZE’ DEDİ Ama şunu da söyleyeyim. Ben Hatay Samandağ’daydım. Şahit, bir telefonla ulaşırsın; Uşak Belediyesi. O gün AKP’de, yanılmıyorsam da adı Ali Bey, Ali Başkan. Bir baktım çok güzel bir mutfak kurmuş. Samandağ’da canhıraş yemek dağıtıyor. Dedim ki ‘Belediye Başkanının telefonu kimde var?’ Sorumlularını çağırdılar. Onda var. Aldım ve aradım. Pardon, ben ilk önce telefonu buldum. Aradım, açmadı. Tanımıyor numarayı. Arattırdım birinin telefonundan. ‘Ali Bey ben Özgür Özel. Sizi tebrik ederim, Samandağ’dayım. Burada çok cansiperane çalışan arkadaşlar var. Şu kadar saattir uykusuzlarmış. Onları tebrik ediyorum, sana da teşekkür ediyorum’ dedim. Bizim siyasetimiz böyle siyaset. Öyle kötü günde ‘AK Parti yapmış, MHP yapmış’ olur mu? Ama diğer taraftan bakıyorsun, yapılanı inkar eden ve kendi kusurunu örten bir anlayış. Gelelim; o dönem deprem arkasından seçim geliyor. Yok efendim demişler ki ‘Bunlar bu enkazın altında kalır.’ Vallahi ben bir CHP’liden bunu duymadım. Demişiz ki ‘Bunlar bu evleri 10 yılda yapamaz.’ Ben böyle bir şey de duymadım. Benim duyduğum bir şey var. ‘Oyu verirseniz bu kardeşinize bir yıl sonra geçersiniz evinize’ dedi. Doğru mu, değil mi? Bir yıl bitti, teslim edilen konut verilen sözün yüzde 2,7’siydi. ‘O kardeşine’ güvenen 100 kişiden 97’si ya sokaktaydı, çadırda; ya konteynerde, ya gurbette. Bir yıl daha geçti üstünde, sözlerin yüzde 30’u tutuldu. ‘O kardeşine’ güvenenlerin yüzde 70’i çadırda, konteynerde, gurbetteydi. Üç yıl geçti. 650 bin konut demişti. ‘455 bin’ verdim diyorlar ki Hatay’da onu da duydum ki anahtarı almış, daha subasmanıyeni çıkmış. Yine de verilen rakamı doğru kabul edelim. Verdikleri sözün yüzde 70’ini tuttular üç yılın sonunda. Algı ne? ‘‘Muhalefet yapamazsın’ dedi, biz yaptık.’ Sen ‘Bir yılda yapacağım dedin, üç yıl oldu daha yüzde 70’ini yaptın. VERGİNİN PEŞİNE KOŞTULAR Diğer taraftan mücbir sebebi Van’da altı yıl uyguladın, burada üçüncü yılda bitirdin. Verginin peşine koştun. Esnafa kredi veriyorsun faizle, ‘SGK borcu yoktur, Bağ-Kur borcu yoktur’ kağıdını istiyorsun bir de peşine. Bir de üstüne ‘Evleri ben veririm, ben veririm.’ Bak verdiğin ev. Evleri verdi. Sordum, o günden beri cevap bekliyorum. Murat Kurum fıkra anlatsan virgülünü düzeltiyor tweet atıp. ‘Doğru söylemiyorlar’ diyor. ‘Noktalı virgül değil, nokta olacak’ diyor. Hadi Murat Kurum, hadi açıklama bekliyoruz. ‘Ev teslim edilirken bankaya toplam … TL, ... TL de yazıyla borçlandığının.’ Boş senede imza attırıyorsunuz anahtar vermeden. Bütün Hatay ‘evet’ diyor, bütün bölge ‘evet’ diyor. Boş senede imza attırıyor musun, attırmıyor musun? İkinci husus, buna esas cevap ver. Bunu herkes biliyor. Normalde Afet Kanunu gereği afet evlerinden faiz alınmaz. Dördüncü madde, ‘Akdi faiz, vergi ve masraflar. Yüzde …. oranında faiz ödemeyi, bankaya olan borcun ... yıl vadeli olduğunu kabul ediyor, taksitlerini vadesi ile birlikte ödemeyi faiziyle birlikte.’ Burada TOKİ’nin yaptığı ev var, başka şekilde yani oradaki arsayı başka yere taşıyıp yaptıkları var. Farklı türden finansmanların uygulandıkları var. Dükkanlar var. Bunu getiriyor. Sivil toplum örgütleri, barolar, kanuna göre faiz olmaz diye uyarıyor. Vatandaşa TOKİ ev yapmış, verecek. Avukat demiş ki ‘Buradaki faize tire çek’, ‘Tire çektim’ diyor aldı, ‘Hadi kardeşim git.’ Ne oldu? ‘Boş imzalamazsan veremiyoruz anahtarı.’ .... yıl, oraya kaç yıl olduğunu yazın. Yazmazlar. Faizi yazın, yazmazlar. Sıfır yazalım, yazmazlar. Soruyoruz; faizin alınmayacağını inkar edin. Çünkü bu özel hukuk sözleşmesi yerine geçiyor. Bazı tür evlerde almayıp, farklı tür evlerde alacağınıza yönelik hukukçular uyarıyor. Buna tire çekene evini vermiyorsunuz, önünden çekiyorsunuz bunu. Ondan sonra çıkmış bize ‘Efendim biz deprem bölgesinde şöyleyiz, böyleyiz.’ Siz deprem bölgesinde o gün yaptığınızla yetersiz, başkalarının yaptığıyla inkarcı, bu yaptığınızla da hadsizsiniz, hadsiz. Sayın Erdoğan’a açıkça sesleniyorum. TOKİ konutları, rezerv alanlara yapılan konutlar, esnafın işyerlerinden ne kadar ücret isteneceğini ilan edin. Bu ödemelerin hiçbirine faiz ya da TÜFE artışı alamayacağını açıklayın. Bu cümleyi Hatay’da kurdum. O günden bugüne büyük bir sessizlik var. Nerede ne söylesek bir ordu gibi, ki çok memnunum bundan. Gidip bir miting yapıyorsun, 210 tane tweet atıyorlar. Atmayan 50 kişiyi de çaldırıyorlar, ‘Abi atmamışsın, İletişim Başkanlığı bize soruyor.’ Bütün AK Parti milletvekillerine söylüyorum. Ne dediler bu sefer? Faiz işine girmeyin mi? İletişim Başkanlığı bu konuya bulaşmayın mı? Aman partiyi, devleti bağlayacak bir söz söylemeyin mi? O yüzden kimin ne durumda olduğunu görüyoruz. YÜREĞİMİZ YANMAYA DEVAM EDİYOR Maalesef tatsız bir konu, çok yakıcı bir konu daha. Yarın Kartalkaya’da içimize düşen acının birinci yılı dolacak. Kartalkaya’da 36’sı çocuk, 78 kişi feci şekilde yanarak hayatını kaybetti. O günden bugüne hepimizin yüreği yanmaya devam ediyor. Ama hiç şüphesiz adalet bekleyen ailelerin yüreği yanıyor. Kayıplara bir kez daha Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır diliyoruz. Tabii bu bir kaza değil, denetimsizlik ve ihmalin ağır bir sonucu. Giden canların hesabının sorulması, bir daha aynı acıların yaşanmaması için tam olarak adaletin tesis edilmesi gerekiyor. Bir yıl boyunca bu konuda samimiyetle uğraştık, takip ettik, takip etmeye de devam ediyoruz. Ancak biliyorsunuz ki ilk önce mahkeme Bolu’dan, Bolu’yu bilen, işini bilen yedi bilirkişiden oluşan bir bilirkişi heyeti hazırladı. Onlara üç gün süre verdiler. Bilirkişi heyeti göreve başlarken fotoğraflarla başladı, tutanaklarla görev yaptı. En sonunda raporunu yazdı. Raporda doğrudan, öyle olduğu gibi kapısında bu kadar yazdığı gibi, kanunlarda fasikül fasikül yazdığı gibi sorumluluğun Kültür ve Turizm Bakanlığında olduğu yazıyordu. Bilirkişi raporunu teslim almadılar arkadaşlar. Ankara’dan telefonlar geldi, ‘O raporu geri alın, Kültür Bakanlığını çizin, yerine Bolu Belediyesi yazın.’ Bunun üzerine o yedi bilirkişi bunu yapamayacaklarını, kanunun açık olduğunu söyledi. Önce bilirkişiye ‘korsan’ dediler. Daha sonra ‘İlave atadık’ dediler. Sonra eski bilirkişinin raporunu görmezden gelip, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden seçtikleri bir bilirkişiye yazdırdılar. Oraya bir takım ilaveler, çıkarmalar. Sonra da Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerine soruşturma izni vermediler. Geçen gün diyor ki biri, ‘Verildi.’ Şöyle verildi arkadaşlar. Bakan vermedi, direndi. Mahkemeye gidildi. Mahkeme kararıyla bakanlığın soruşturma izni vermeme kararı, idare mahkemesinde, Danıştay’da bozuldu. Ondan sonra bu kişiler yargılanmaya başladılar. Peki kim korunuyor? Baş sorumlu korunuyor. Kim tarafından? En baş sorumlu tarafından. ‘Benim, ben’ diyen kişi. O Kültür ve Turizm Bakanı’nı atayan kişi. O mürekkebin sahibi, dolma kalemin sahibi. Böyle etrafında dönen kamerayla böyle bakan atamalarını yapan kişi, sorumluluğu kendi de üstlenmiyor, o bakana hesap vermesini sağlayacak ne yüce divan yolunu açıyorlar, ne görevden alıyorlar. Buradan açıkça söylüyoruz; Kartalkaya davasında son sorumlu yargılanıp cezasını alana kadar Kartalkaya davası Cumhuriyet Halk Partisi’nin onur davasıdır. Sonuna kadar takip edeceğiz. MOTOKURYENİN HAKKINI YİYEN BABAM OLSA BOYKOTU YER Geçmişte yaşanan acılardan bugüne döndüğümüzde, memleketin her köşesinde, toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Kar - kış demeden çalışan motokuryekardeşlerimiz var. Bu motokuryeler herhalde tabii pandemi ile birlikte 10 yıl sonra ulaşılacak rakamlara erken ulaşıldı. Ve uzaktan sipariş ve motokurye ile ulaştırma işi Türkiye’deki işsizlik ortamında bir önemli istihdam alanına dönüştü. Öyle ki öyle bir memleketiz, Milli Eğitim Bakanlığında çalışan öğretmenden çoğu, üç harfli marketlerde çalışıyor. Her alandaki üniversite mezunu, bazen de üniversite öğrencisi okuyabilmek için, geçinebilmek için motokuryelik yapıyorlar. Ve bu motokuryeler çok büyük haksızlıklarla muhatap. En başta, alıyor adamı çalıştırıyor. Performans kriteri koyuyor, yapay zeka ile güzergah belirliyor. ‘Günde 40 paketi ışık hızıyla teslim etmezsen şuradan keserim buradan yaparım.’ Yani adete onları bilgisayar desteğiyle ölüme yolluyorlar. Bazen onlara kızıyoruz trafikteki tehlikeli hareketlerinden dolayı. Ama bütün sistem, algoritmalar. Bir motokuryenin yapabileceğinden iki kat - üç kat fazla iş istiyorlar. Sonra da şöyle diyorlar: ‘Sen benim çalışanım değilsin ha. Sen esnafsın. Bağ-Kur’unu kendin ödeyeceksin, yani şimdiki deyimle SGK primi. Motorun bakımını sen yapacaksın, kaskını sen alacaksın, kaza yaparsan mesul olan sensin. Hastaneye düşersen SGK baktırırsa olur, gerisine ben karışmam. Sen esnaf kuryesin’ diyor. Ve inanılmaz bir emek sömürüsü ve güvensizlik var. Bu arkadaşların önemli bir kısmı bir şirket üzerinden uğradıkları haksızlık için eyleme gittiler, üç gündür bugün eylemin üçüncü günündeler. Normalde bu eyleme sipariş vermeme desteği yapacaktık. Sonra bir hesap yaptık. Dedik ki bu hizmet aksamazsa, bu firma üç günlük ciro kaybına razı olur. Motokuryenin varlığının önemi görülsün diye. Bir fikir de motokuryelerin hakkını yiyenlere bir boykot yapalım diye var. Şimdi motokuryelerinin beş tane talebi var. Bir; paket başına ödenen ücret şeffaf, öngörülebilir ve sabit bir yapıya kavuşturulsun. İki; teşvik sistemlerinin erişilebilir, adil, objektif kriterleri olsun. Üç; mesafe bazlı ücretlendirmeden gerçek yakıt, bakım ve zaman maliyetleri dikkate alınarak yeni bir ücretlendirme sistemine geçilsin. Olumsuz hava koşullarında ücretli izin hakkı olsun. Kar yağıyor, valilik yasaklıyor. Motokurye o gün para almıyor. Yani valiliğin yasağı motokuryenin maaşından gidiyor. İş sağlığı ve güvenliği önlemleri uygulansın. Kurye temsilcileri çalışma koşullarını ilgilendiren karar alma süreçlerine doğrudan dahiledilsin. Yani kuryelerin seçtikleri temsilciler dahil edilsin. O firmaya söylüyoruz: Bu üç gün boyunca boykot, bu üç gün boyunca eylem yapıldı. Sonra bu taleplerle masaya oturulacak. Bu talepleri yerine getirirsen getirirsin. Getirmezsen vallahi senin en kuvvetli müşterin bizleriz. Bizim sözümüze kıymet verenlerdir. Kafamızı bozma, senin karşında motokuryeninarkasında dururuz. Net söylüyorum. Sonra o geçen boykot gibi bana ‘Aslında şu firmanın babası da CHP’liydi, bilmem kim milletvekilinin torunuydu eskiden…’ Vallahi hiç gelmeyin. Motokuryenin hakkını yiyen, babamın oğlu olsa boykotu yer. Açık söylüyorum. DEVLET BAHÇELİ ÖNERGESİNİ VERSİN, ONUN ÖNERGESİNİ GEÇİRELİM Gelelim haftanın en önemli gündemlerinden bir tanesine. Belki en önemlisine. Toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Ancak AK Parti’nin bu sorunları çözecek artık becerisi de enerjisi de yok. Biz sorunları konuşmaya, çözüm üretmeye devam ediyoruz. Biraz önce söyledim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kıymetli grubu tam 13 gündür 7 gün- 24 saat bu yüce Meclis’te emekliler için nöbet tutuyor. Olay nasıl gelişti? Emeklilere en düşük emekli maaşı 18 bin 938 lira olacak. Hiçbir emekliye seyyanen zam verilmediği, emeklilerin açlığa ve sefalete sürüklendiği bir ücret teklif ettiler. Grup Başkanvekillerimizle hızlı bir görüşmeden sonra. ‘Peki, ne yapıyor AK Parti?’ dedim. ‘AK Parti gidiyor’ dediler. ‘Nereye gidiyor?’ ‘Vallahi eve gidiyor.’ ‘Bir düzeltme yapmayacaklar mı?’ ‘Yok yapmayacaklar.’ ‘O zaman biz gitmeyelim ve Meclis’te kalalım ve dikkatleri buraya çekelim’ dedik. Grup Başkanvekillerimiz, grubumuz sağ olsunlar büyük bir emekle, gayretle, dirayetle, ayrıca meseleyi sadece eylem yaparak değil, toplumsallaştırarak, emekliler geldi, Meclis kulislerinde 300 emekli grubumuzun nöbetçilerini ziyaret etti. Bine yakın emekli ile birlikte emekliler için onurlu yaşam toplantıları yapıldı. Oradan buraya yürüyüşler oldu. Türkiye’nin dört bir yanında yağmur altında, kar altında emekliler bu eyleme etkileşim verdiler, destek verdiler. Hep birlikte takip ettik. Bu süreç zarfında çok umut verici bir gelişme oldu. Ve o gelişme şuydu. Sayın Devlet Bahçeli çıktı ve dedi ki ‘Emeklilere verilen bu ücret, sefalet ücretidir.’ Vallahi biz ‘Bak Devlet Bahçeli sefalet ücreti dedi, işte koalisyon çatırdıyor, ittifak çöküyor’ falan demedik. Dedik ki ‘Bu bir fırsat. Farklı görüşlerimiz olabilir. Ama ilk kez CHP, DEM, Yeni Yol ve MHP’nin milletvekillerini topladığımızda emekliler azınlıkta değil çoğunlukta. Biz azınlıktayız. Ama emekliler çoğunlukta. Herkes sözünü tutarsa’ dedik. Ve hem bütün gruplarla görüştük hem de bu konuda en yapıcı diyaloglarla emekliler için bu işi nasıl sağlarız onu konuştuk. MHP’den de bu konuda bir yanıt bekliyorduk. Yanıt Sayın Bahçeli’den bugün geldi. Efendim en düşük emekli maaşı konusunda Cumhur İttifakı’nın içine nifak sokuyormuşum. Ne yapacakmış? Cumhuriyet Halk Partisi’nin iyileştirme önergesine oy vermeyecekmiş. Eyvallah. Hiçbir itirazım yok. Biz kendi önergemizi vereceğiz, oy veren arkadaşlarla birlikte oy veririz. DEM iyileştirme önergesi verir, ona da oy veririz. Yeni Yol’unönergesi olur, ona da oy veririz. Hepimiz ortaklaşırız, ona da oy veririz. Açık net söylüyorum. Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun. Değerli büyüğümüz, emeklilere bir büyüklük yapsın. İki elimizle birden destek verelim Devlet Bey. Emekli bu kadar perişan durumdayken, siz de bir yandan buna sefalet ücreti derken, ‘Efendim CHP bilmem ne.’ Ben yokum. Önergeyi sen var, biz kayıtsız şartsız senin dediğin iyileştirmeye destek vereceğiz. Bana diyor ki ‘Efendim bizim kitaplar var.’ Çok iyi. Neymiş kitap, baktım. Ailelere Gelir Desteği ve Hilal Kart Uygulaması. 2011’de Kemal Bey Aile Sigortası’nı deyiverince, MHP de onunla uyumlu Hilal Kart demişti. Eyvallah. 2015’te biz Aile Sigortası’nı revize ettik. Onlar Hilal Kart’ı revize ettiler. Bunun yanında ‘Beslenme, barınma, giyim konusunda kitaplarımız var’ diyor. Evet. Ne yapalım? O zaman şöyle yapalım. Hani motokuryeler şey yapıyor ya. Getir, verin sipariş. Devlet Bey getirsin, aile desteklerini, gelir desteğini, oy verin arkadaşlar. Devlet Bey getirsin beslenme desteği, barınma desteği, giyim - kuşam desteği, oy verelim arkadaşlar. Diyor ki ‘Ben ittifak ortağıyım.’ Ee? ‘İktidar ortağı değilim.’ Yani şunu söylemek istiyor. ‘Ben AK Parti’nin yaptığı riskli işlerde, tepki çeken işlerde siyasi riskleri ittifak adına sigortalıyorum. Konuşuyorum ama oy vermiyorum. Sefalet devam ediyor. AK Parti’den dökülenler olursa onları toplamak için aşağıda bekliyorum.’ Böyle siyaset yok, toplayıcılık cilalı taş devrinde bitti. Aslan gibi siyaset yapacağız burada. Koyacağız ortaya önergeyi, oy veren - vermeyen belli olacak. Devlet Bey dinlersen çok iyi. Diyor ki ‘Beslenme, barınma, giyim Türklerin 100 yıllardır, bin yıllardır en temel gereksinimleridir. Türklüğün gereğidir’ diyor. Çok doğru. Çok doğru da Devlet Bey dağılan pazarlarda çürümüş sebze - meyve kovalamak yakışıyor mu Türk milletine? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine 200 liralık otellerde sefalet çekmek? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine mandıranın önünden geçememek, kasaptan gizlenmek? Torunu karne getirince halının püskülünü saymak yakışıyor mu emekliye? Yakışıyor mu Türk milletine? Vallahi Türk’e, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarına, Türkiye’de yaşayan kimseye bu sefalet ücreti yakışmıyor. Ne laflar duydum, hepiniz şahitsiniz. Birine dönüp bir şey demedik. ‘Büyüğümüzdür’ dedik, onu dedik, bunu dedik. Burada da şunu diyorum Devlet Bey’e: Devlet Bey siz burada bir büyüklük yapın Cumhuriyet Halk Partisi kayıtsız - şartsız destek versin. Ama hem sefalet ücreti deyip hem AK Parti’ye kızanların oyu ittifakta kalsın, emekliyi ezen düzen devam etsin. Bu kara düzeni değiştireceğiz Devlet Bey. Bitiyor bu kara düzen. Herkes tarafını yeniden belirleyecek. AK Parti’nin kara düzenine destek veren, AK Parti ile birlikte tarihin kara deliğine gider. Devlet aklı ne diyor bu konuda bilmem. Millet aklı bunu diyor. Emekliye sahip çıkacağız. TASARRUFTAN ANLADIKLARI ÖĞRETMENİN KETTLE’I Bir yandan emekliye lazım olan 650 milyar lirayı bulamıyorlar, diğer yandan dört katını faize veriyorlar. Fazlasını, yandaş müteahhitlerin vergisini siliyorlar. Bir taraftan üst düzey kamu görevlilerinin kiraladıkları lojman giderlerini de yüzde 230 arttırmışlar. 300 milyondan 1 milyar 24 milyon liraya çıkmış. Zavallım, garibimin infaz koruma memuru üç kişiden birine bazı şehirde, çoğu kişi de beş kişiden birine lojman var. İki odalı bir lojmanı bulursa dünyanın en mesut insanı oluyor. Yoksa dünya kadar yol gidiyor, cezaevi uzakta. 20 bin lira, 25 bin lira da kira veriyor ama başsavcı beyefendi 48 milyon TL’ye tadilat yaptırdığı villada oturuyor. Üst düzey kamu görevlilerine 1 milyar 24 milyon liralık oturdukları lüks lojmanlara para veriyorlar. Şimdi bu millete bu AK Parti diyordu ki bir buçuk yıl önce, ‘Kemer sıkacağız. Kamuda kemer sıkılacak. Ne yapacağız? Fazla arabalar belirlenecek ve satılacak.’ O işten bir sonuç yok. ‘Yeni araba alınmayacak.’ Bir buçuk yılda bin 500 yeni otomobil alımı planlamışlar. Ayrıca bir yandan bunların tasarruftan anladığı okuldaki öğretmenin kettle kullanması. Yasakladılar hatırlıyorsunuz. Öğretmenin kettle’da su ısıtıp sabah kendisine bir çay demlemesi yasak. Kim bilir ne şartlarda fırladı geldi evden. Bir kahve yapması yasak kettleelektrik yakıyor diye. Öbür taraftan bin 500 yeni araba almışlar. Bir de tutuyorlar ağzı olan, ileri - geri yok, ‘İBB’desavurganlık’ o bu bir de böyle hani birazdan söyleyeceğim tuhaf laflar. EVİ CAMDAN OLAN KOMŞUYA TAŞ ATMAYACAK Bak, evi camdan olan komşusunun küçücük camına taş atmayacak. Cumhuriyet Halk Partisi de İBB‘yi yönetiyor, siz de yönetiyordunuz. Dünya kadar yalan icat ettiniz, birini ispat edemediniz. İşte bak İBB... Bak İBB… İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni AK Parti yönetirken, devraldığımız gün itibarıyla İBB‘den 827 araç dışarıya, İBB’nin faaliyet alanı dışındaki kurumlara ve kuruluşlara, kişilere tahsis edilmiş. Bunlardan birini seçip… Mesela ne yapmış olamazlar? Herhalde AK Parti İl Başkanlığı’na araba vermiş olamazlar, değil mi? Tam üstüne bastınız. Bakın elimde 59 aracın plaka, marka, model, yıl, tahsis edilen kurum, kuruluş, tahsis süresi ve bitiş tarihi. Tamamı AK Parti İl Başkanlığı’na. 59 araç vermişler AK Parti İl Başkanlığı’na. İBB‘yi soruşturuyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı’nda var mı böyle bir şey? Ayrıca örneklerini göstereceğim. İlçe başkanlıklarına, gençlik kollarına… Burada Grup Başkanvekili hanımefendi, Grup Başkanvekilliğinden alınıyor, ertesi gün araç tahsisi yapılıyor hanımefendiye. Bir örnek göstereyim. Akın Gürlek, 37’nci Ağır Ceza başkanı. Opel Insignia, 34 NZ 2301. Demeyesiniz ‘Terörle mücadele eden kişiyi hedef gösterdi.’ Bugün yok öyle bir plaka. Bakın bir başsavcı olur, araba verirsin mesela. Der ki ‘Yahu adliyeye araba verir belediye. Başsavcıya da vermiş.’ Baktık 40 Ağır Ceza Başkanı var, bir tek Akın Gürlek’e vermiş. O gün de. Ne yapacak? Çünkü Akın Gürlek majestelerinin hakimi ya o zaman. 37’nci Ağır Ceza. Kim gelirse kafayı kesiyor ya. Ne Kavala bıraktı, ne Selahattin Demirtaş, ne Canan Kaftancıoğlu, ne Grup Yorum. 14-15 tane... ‘Önüne gelen her davada vurdu kafayı’ diye İBB‘den altına araba çekmişler. 827 ARACI SİYASİ ÇIKARLARI İÇİN TAHSİS ETMİŞLER Bakın, bir araç teslim tutanağı. AK Parti İl Başkanlığı’na. Onlar uzun dönemli şeyler. Bunlarda hemen bir imzayla vermişler. Karar da yok. Onlarda karar var. Ne zaman için vermiş? Seçim süresince. Böyle bir rezillik olur mu? Neydi? İstanbul’da bir ilçe belediye başkanı daha belediyede görevli değilken ilçeye seçim kampanyasına bir tane Peugeot Partner koymuş bir müteahhit. O kullanılmış. AK Parti övünüyor Manisa’da Soma‘daki madenden 20 otobüs geldi diye geçmişte beş - altı yıl önce. Seçim süresince kullansın diye İBB‘den araç veriyorlar. Ne diyordu Erdoğan 17-25 Aralık’ta? ‘Devletin parası değilse ona rüşvet denmez’ diyor, ‘Ona rüşvet denmez.’ Ben daha devletin parasına ilişkin bir kuruş duymadım İBB iddianamesinde. Hatta yakında duyacaksınız, bir kuruş olmadığı kanunen de ispatlandı. Seçim süresince devletin arabası AK Parti İl Başkanlığı’na veriliyor, dünya kadar araba. Bakın kardeşim utanmazlıkta sınır yok. AK Parti İl Başkanlığı’nın bu arabaları kimlere kullandırttığına dair döküm… AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı Numan Kurtulmuş. Oktay Kaymak üzerinden tahsis yapılmış Passat. Erkan Kandemir, çok konuşuyor ya… Opel Insignia. Vito. Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş. Insignia. Tekrar Numan Kurtulmuş. Bir Passat var, bir Insignia. Birinde korumalar gitmiş, birinde şey. Numan Bey burada. ‘Almadım Insignia’ desin. ‘Korumalarda Passat yoktu’ desin, ‘Ben Genel Başkan Yardımcısı iken.’ Aşağı doğru gidiyor. Gençlik kolları. Belman Satır, burada görevi bitmiş, orada arabaya binmiş. Aşağı doğru hangisini isterseniz. Gençlik kolları, kadın kolları… Mesela kadın kolları. Passat. Kadın kolları Şeyma Dövücü. Kadın kolları Murat Dertkesen üzerinden. AK Parti İl Başkanı’nın Özel Kalem’ine Passat araba. Daha ne olacak? Şu kadarını söylüyorum. Böyle bizim evde küçük bir cam bulup camı kırmaya çalışanlar, komple camdan evde oturuyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir tekini ispat edemedikleri iddialar bir anda, sadece ve sadece 827 tane aracı kendi siyasi çıkarları doğrultusunda bir yerlere vermişler. Ondan sonra tutmuşlar Cumhuriyet Halk Partisi‘ne laf ediyorlar. DEVLETE EMANET GAZİ BORCUNDAN CANINA KIYDI Geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığının yanında giderek yaygınlaşan, toplumu çürüten ağır sorunlarımız var; uyuşturucu, kumar ve çocuklarımıza, onların ve hepimizin hayatına kasteden suç çeteleri. Yeşilay’a göre ki raporları var; yedi milyon kumar bağımlısı var Türkiye’de. Uyuşturucu bağımlısı sayısından fazla. 2026 yılına gelirken ciddi bir anket firmasının anketi bizde de var. İsteyen basın mensubuna hemen atarız. ‘Yeni yılda ne yapmaya karar verdiniz?’ diyor yılbaşı gecesi. Yüzde 76’sı ‘Daha dikkatli harcama yapmaya’ demiş. Belli ki borç içinde. Bu tarafı da çok kritik; yüzde 11’i kumardan, bahisten kurtulmaya karar vermiş. Yani 100 kişiden 11’i ‘Oynuyorum, kurtulamıyorum. Niyetim var kurtulmaya’ demiş. Bir de niyet etmeyenler ve oynayanlar var. Yedi milyon kumar bağımlısı var. Yuvalar dağılıyor, insanlar bu illet yüzünden canına kıyıyor. En hazini nedir, biliyor musunuz? Terör Gazisi Ferdi Çatal, Kayseri’de bir otobüs durağında patlayan bombayla bir bacağını kaybetmişti. Gazi o günden bugüne devlete emanet, millete emanet. O bombanın öldüremediği, bacağını bıraktığı otobüs durağında hayatına kıydı. Geriye bıraktığı notta da sanal bahis ve kumara düştüğünü ifade ediyor. Bir devlet düşünün; senin için bacağını kaybetmiş Gazi’ye sahip çıkamamışsın. Ekonomik zorluklardan dolayı kumar oynamış. Bacağını kaybettiği yerde hayatına kıymış orada. Memleket bu hale geldi. “ANA MUHALEFET LİDERİ GİBİ KONUŞUYOR” Peki, bu durumda Sayın Erdoğan’ın ne yapması lazım? Normalde hicap duyması lazım. Normalde bu işle ilgili bize bir özeleştiri yapması lazım. Yok, şöyle diyor, ‘Her cep telefonu bir kumarhane geldi.’ Yazıklar olsun Başbakanımız İsmet İnönü‘ye, memleketi getirdiği hale bak. Yazıklar olsun Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na, iki yılda memleketi ne hale getirdi. Ana muhalefet lideri de bunu söylüyor. Kardeşim memlekette her cep telefonunu kumarhane haline geldiyse bu işte herkes konuşacak, sen susacaksın. Beyefendi Varlık Fonu’nun başında. Varlık Fonu, Milli Piyango’nun sahibi. İlk iktidara geldiğinde ‘Efendim devlet kumar oynatmaz’ demiş. ‘Satacağım ben bunu’ demiş. ‘Dur, yapma, satma’ denmiş. Sonra aymış. Hem satmış gibi, hem tutmuş gibi yapmış. İhaleyle vermiş 10 yıllığına birine. O Milli Piyango’nun sitesinde 150 çeşit sanal kumar oynatılıyor. Geçen hafta gösterdim. Ballı Petek var. Arı geliyor, böyle ‘Vızz’ diye. Balı hangi peteğe yapacağını bilirsen parayı götürüyorsun. Ballı Petek’te arının bal yapacağı kovana kumar oynatıyor adamlar. Kol çektiriyorlar. İşin kötüsü; o siteye giren yakayı kaptırıyor ve envai çeşit kumar sitesinin mesaj geliyor. Oradan çerez yakalıyorlarmış, onu yapıyor. Ben bunları anlattım, ‘Bir şey yapın’ diye. Çünkü Yeşilay diyor ki raporunda ‘Sanal kumara başlayanların yüzde 70’i yasal kumar sitelerinden, yasal çekiliş sitelerinden Milli Piyango gibi oraya geçiyorlar.’ Sanal kumar orada yakalıyor onları. BU İKTİDAR İLİŞKİ AĞINA BAKARSAN BUNU YAPMAZ ‘Buna tedbir al’ diyorum. Çıkmış açıklama yapmış, ‘Grup toplantısında kumara özendiriyor’ diyor. Geçen hafta beni dinlediniz. Ben geçen hafta oynanan kumar rezaletini anlattım ve yarattığı felaketi anlattım. Bu ‘At yalanı, dönüp sayalım inananı’ hesabı ‘Özgür Özel Meclis kürsüsünden kumara özendiriyor’ diyor. Biz Sanal Bahis ve Kumarla Mücadele Eylem Planımızı hazırladık. Dün Sayın Murat Emir’le birlikte ilgili Parti Meclisi Üyemiz bunu basın toplantısıyla anlattılar. Daha sonra bunu tüm siyasi partilerle paylaşıyoruz. Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz. Ana hatlarıyla. Kumarın her türlüsüne reklam yasağı ve biraz önce söylediğim gibi özendirici yasakların getirilmesini söylüyoruz. Kumarla Mücadele Kanunu’yla olabilecek tüm ilgili kanunları; yok biri Ticaret Yasası’nda, Türk Ceza Kanunu’nda, biri orada, biri burada. Hepsinin derli toplu bir yere toplanmasını öneriyoruz. Bu konuda bir düzenleyici ve denetleyici kurum kurulmasını, bu kurulun özerk olmasını, yetkili olmasını ve kaynaklarının güvence altında olmasını söylüyoruz. Diyoruz ki ‘Gelin, bu işte birlikte mücadele edelim.’ 23 yılın sonunda memleketi bu hale getirenlere, her cep telefonunu kumarhane haline getirenlere ‘Gelin bu işten bu milleti hep birlikte kurtaralım’ diyoruz. Bunu bu iktidar yapar mı? İlişki ağına bakarsan yapmaz. Ama biz bütün samimiyetimizle burada bu çözümü takip edeceğiz. Bunun için katkı sunmaya devam edeceğiz. BATAKLIĞI ORTAYA ÇIKARANLAR, BATAKLIĞI KURUTAMAZ Biraz önce söylediğim toplumu çürüten en ağır sorunlardan bir tanesi de çeteler. Özellikle 18 yaşın altındakileri istismar eden, eğiten, suça iten ve birer suç makinesi haline getiren çeteler var. Bunlar suçu da büyütüyorlar ve normalleştiriyorlar. Geçen yıl 14 yaşındaki Ahmet Minguzzikatledilmişti. Ardından Alperen Ömer Toprak kardeşimiz, ardından Hakan Çakır kardeşimiz. Son olarak da Atlas Çağlayan evladımız katledildi. Annesi Gülhan Ünlü‘yühepiniz izlemişsinizdir. Ben televizyonlarda izledim. ‘Ben yandım başkası yanmasın. En ağır cezayı alsın.’ Ve birçok haklı serzenişi ve yakarışı var. Kendisiyle konuştum, üzerimize düşeni yapacağımızı, Minguzzi davasında olduğu gibi kendisini bir an olsun yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı söyledik. Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta  cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük. Bu konuda dün Sayın Erdoğan Gerekeni yapacağız’ diyor. Ben Ahmet Minguzzi davasından sonra hangi gerekeni yaptığını kendisinden bir duymak istiyorum. Gereken yapılsaydı, ki bu sadece böyle bir vahim olay, elim olaydan sonra bir şey yapmakla değil, 23 yıldır yaptıklarının sonunda… Her cep telefonu kumarhane, sen yaptın. Senin iktidarında oldu. Şimdi 15 yaşında, 14 yaşında katiller. Burada tartışma, ‘Efendim çocuk da katil, öldüren de katil.’ Öyle diyeni o linç ediyor, böyle diyeni bu linç ediyor. Hrant Dink’insevgili eşi Rakel Dink ne diyordu? ‘Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız’ diyordu. Kim yarattı bunu? Kimse anasından katil doğmuyor. İçine doğduğu ortam, oradaki devlet otoritesinin üzerine düşenleri yapmaması, bu çocukları suça itiyor. Suç makinası haline dönüştürüyor. Ama dönüp de buna da ‘Ya bu çocuk yaştadır’ dediğinde, bu sefer esas meseleyi de ıskalamışoluyorsun. Bir yandan da meselenin caydırıcılığı var. Boşuna mı 18 yaşından küçükleri kullanıyor? Az ceza alsın diye. Ekonomik şartlar öyle ki bu çocuklar üzerinde çalıştığınızda şu çıkıyor ortaya. Suçu işleyen işliyor ya. 10 gün önce ‘Nereden geldin oğlum?’ ‘Sosyal medyadan davetlerini aldım. Geldim katıldım. İlk işini verelim dediler. Gittim dediklerinin önce dükkanını taradım, sonra git vur dediler. Gittim, vurdum. Sonra bana içeride bakıyorlar, dışarda aileme bakıyorlar.’ Yedi kişilik ailesine çete bakıyor. Devlet bakmayınca çete bakıyor. Suçu işleyen çocuğa çete bakıyor. Oradan düş, buradan düş. Cezası bitince yeni suç için örgüte yeniden katılıyor. Burada sivrisineğin nasıl yakalanacağından, sivrisineğin nasıl bertaraf edeceğinden değil; bataklığın nasıl kurutulacağıyla ilgilenmek lazım. Bataklığı ortaya çıkaranlar, bataklık kurutamaz arkadaşlar. HERKESİ BARIŞI VE KARDEŞLİĞİ SAVUNMAYA DAVET EDİYORUZ Bir yandan bu yakıcı gündemler varken, bir yandan da gözümüz kulağımız Suriye’de. Hep birlikte takip ediyoruz. Komşumuz Suriye, uzun yıllar boyunca derin acılar ve kayıplar yaşadı. Bu durum ülkemizi de derinden etkiledi. Tabii bu konuda da Sayın Erdoğan her zamanki gibi buradaki grup başkanvekili korkunç laflar etti. Ömer Çelik lafı dolandırdı, bir şey demedi. Sustular ve ‘Yıllarca Müslümanlar katlediliyorken şimdi Aleviler katlediliyor diye bağırıyorlar’ diyen grup başkanvekilinin ayıbına, suçuna ortak oldular. İlk an fırsatçılık yapmadı Gökhan Günaydın, gözümle gördüm. Döndü dedi ki, ‘Bu laf yanlış bir yere gidiyor, düzeltin isterseniz’ dedi. Doğru mu Gökhan Bey? Düzeltmediler. Düzeltmediği gibi ‘Israr ediyorum’ dedi. Ömer Çelik özür dilemediği gibi sahiplendi. Erdoğan göreve devam ettirdi, partiye mal etti bunu. Şimdi geldiğimiz bu noktada dönmüş diyorlar ki bize, ‘Suriye o haldeyken susuyorsunuz.’ Ne susması? Faruk Loğoğlu başkanlığında heyetlerimiz üç kez Suriye’ye gitmedi mi? Hele hele Türkiye’den gitmiş muhalif gazeteciyi ailesine Cumhuriyet Halk Partililer vermedi mi? Sonrasında defalarca söyledik. Söyledik diye suçlu olduk. ‘Aman Suriye’deki kan dursun, gözyaşı dursun’ diye. Sonra İdlib’de tutulan bir grup, farklı farklı yerden gelen selefi örgütler ve çeteler Şam’a doğru harekete geçince, iki gün öncesine kadar Erdoğan’ın açık beyanı var. ‘İdlib’den harekete geçen gruplarla bağlantımız yoktur, endişeyle takip ediyoruz’ diye. Sonradan öğreniyor ki Colani İngiltere - Amerika tarafından hazırlanmış, İsrail tarafından sıvazlanmış, ona ortak oluyor. Geçen sene aralık ayını hatırlayın. Erdoğan’ın büyük zaferini dinleyerek geçirdik. Sonra ne oldu? Sonra bir baktık ki o işlerde başka işler var. Şimdi gelmişler burada bugünlerde yine olan bitene bakıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Burada sağduyulu, akılcı ve Türkiye’yi de düşünen, bölgeyi de düşünen sözler söylemek lazım. Yaşanan acıların herkese ders olmasının, artık sorunların diplomasi ile çözülmesinin öğrenmesini ve çatışmaların bitmesini Suriye’deki tüm acılı süreçler boyunca hep arzu ettik, talep ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını her zaman savunduk. Tüm inanç ve kimliklerin anayasal güvence altında yaşamasını istedik, istemeye devam ediyoruz. Politikalarımızı ve siyaset dilimizi buna göre kurduk. Ancak Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiğini üzülerek takip ediyoruz. Bu yüzden diplomasiye, masada oturmaya, verilen mutabakatlara sahip çıkmaya ve herkesin verdiği sözleri tutmasına vurgu yapıyoruz. Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor ve sorumlulukla değerlendiriyoruz. Gerilim ortamının Suriye’ye de Türkiye’ye de bölge ülkelerine de kazandırmayacağı görülmeli, herkes aklıselimle hareket etmelidir. Kolaycı yargılardan bilinçli bir kopuş gerçekleşmeli, serinkanlı, uzun vadeli, barışçıl bir akıl inşa edilmelidir. Bu akıl hepimizin güvenliğini, sürdürülebilir barışı, silahtan ve gözyaşından kalıcı bir kurtuluşu, demokratikleşmeyi, eşitlik temelli kardeşliği ve kalkınmayı sağlayacak olan akıldır. Bu akıl, birbiriyle kardeş olan ülkelerimizin, kimliklerimizin ve inançlarımızın ortak aklıdır. Emperyalist heveslerden ve çıkarlardan hiçbir zaman fayda gelmediği ve gelmeyeceği görülmeli, gerçek kurtuluşun kardeş olan tüm kimliklerimizin ortak gelecek inşasıyla sağlanacağı idrak edilmelidir. Bu anlayışla; Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin bir biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil, barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz. Bu çerçevede akrabalarımız olan Suriye Kürtleri için büyük bir hassasiyet duyuyoruz. Akrabalarımız olan Suriye’deki Alevilerin durumu için hassasiyet duyuyor, endişe duyuyoruz. Suriye’deki Arapları, Kürtleri, Türkmenleri, Dürzileri ve Alevileri kardeşimiz, akrabamız, komşumuz, ayrılmaz parçamız olarak görüyoruz. Bugün iktidar medyası ve beslenen besili trollerin yeni algı operasyonları peşinde koştuğu, Kürtleri rencide eden, aşağılayan, onurlarıyla oynayan ifadeleri kullanmaktan çekinmediklerini üzülerek takip ediyoruz. Bu saldırgan söylemlerin tamamını reddediyoruz. Yeniden ‘Kürt eşittir terörist’ diye bir denklem oluşturmaya çalışanlara ‘Aklınızı başınıza alın, Türkiye’deki Kürt kardeşlerimizi de, Suriye’deki akrabalarını da incitmeyin’ diyoruz. ÇELİK’İN AÇIKLAMASI SKANDALDIR AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in IŞİD Kobani’yesaldırdığında Kuzey Irak’tan peşmergelerin desteğe gelmesi için kapıları ABD Başkanı Obama’nın Erdoğan’a açtığı bir telefon üzerine açtırdıklarını itiraf etmesi bir skandaldır. Kendisinin açıklaması, bir gerçeğin itirafıdır, AK Parti açısından da bir skandaldır. Kürtleri IŞİD saldırısına karşı korumak için Obama’nın telefonunu günlerce beklemiş olmaları, bugün de bir  IŞİD tehdidinde Trump’tan talimat bekleyeceklerinin en açık göstergesidir. Bu açıklama AK Parti’nin bölgeye bakışının da ne yazık ki itirafı niteliğinde olmuştur. Bugünlerde azılı IŞİD’li canilerin tutuldukları cezaevleri ile ilgili durumu endişeyle takip ediyoruz. Cezaevlerindeki kontrolün el değiştirmesi noktasında ortaya çıkabilecek otorite zafiyeti ya da geçmişten gelen bazı ilişkilerden dolayı oradaki IŞİD tutsaklarının, tutuklularının, hükümlerinin serbest kalma ihtimali ya da son günlerde işte ortadaki çatışmalardan istifadeyle firar ihtimalleri hepimizin yüreğini ağzına getirmektedir. Unutmayalım; IŞİD dediğiniz Yalova’daki üç polisimizi şehit eden canilerdir. IŞİD dediğiniz Atatürk Havalimanı’nda 46 vatandaşımızı hedef gözetmeksizin tarayan canilerdir. IŞİD dediğiniz kafa kesenlerdir. IŞİD dediğiniz Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanı, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in en büyük düşmanı ve hasmıdır. İktidar Suriye’de çatışmanın tarafı olarak değil; barışın, uzlaşmanın ve uzlaşının koruyucusu olarak davranmak durumundadır. Türkiye barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunuz bu zamanda, bir barış ve istikrar adresi olduğunu kanıtlamalıdır. Suriye’de yaşananlar, Türkiye’deki barış sürecini sekteye uğratmamalı, kendi içimizde kardeşliğin güçlü hikayesi yazılmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin herkesin içine sineceği bir şekilde çözülmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğimizden herkesin emin olmasını isteriz. Gün, ‘Elim güçlendi, elin güçlendi’ kolaycılığına kaçmadan, terörsüz ve demokratik Türkiye yolunda kararlılıkla yürüme günüdür. Gün, Türkiye ve Suriye için Türkler, Kürtler, Araplar ve tüm dinlere mensup insanlar için emperyalist planların figüranı olmadan kendi öz irademizle barışa, kardeşliğe ve bölgesel kalkınmaya yürüme günüdür. Türkiye’de de Suriye’de de Türkler ve Kürtler kardeştir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’de ve Suriye’de bu kardeşliğimizin bozulmasına izin vermeyecek, birileri istiyor diye kavga edip ayrı düşmemize ve birilerinin terörden - çatışmadan beslenmesine, sonra da Türkün de Kürdün de Alevinin de Sünninin de çocuğunun beslenememesi, geleceğine güvenle bakamamasına itiraz etmektedir. Bu oyunları bozacağız, bu konuda kararlıyız. İZMİR’DE ATTIKLARI YALANIN ALTINDAN BİR ŞEY ÇIKMADI Dünyada bu kadar tehdit, bölgemizde bu kadar krizler varken; Türkiye iç barışını ve huzurunu sağlamak zorundadır. Ancak iç barışımızı dinamitleyen, milletin huzurunu kaçıran, ekonomimizdeki krizi daha da derinleştiren hukuksuzluklar sürmektedir. Artık yargı kararları partisine göre alınır hale gelmiştir. Özellikle belediye soruşturmalarında yazılı olmayan ama herkesin kabul ettiği ‘CHP’li ise soruştur, AKP’li ise geçiştir’ kuralı işlemektedir. İzmir’in bir önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve o dönemin İZBETON Genel Müdürü Heval Savaş Kaya, altı ay iki gün tutuklu kaldılar. Daha sonra kamu zararının oluşmadığına yönelik ispatlar ortaya çıktı. Bilirkişi görüşleri ortaya çıktı. Bir yanda aslında her şey kabak gibi ortaya çıktı. Kentsel dönüşüm için bir tarafta AKP’nin müteahhit odaklı sistemine alternatif olsun diye kamudan beş kuruş çıkmadan kentsel dönüşüm yapmayı hedefleyen kooperatif modeli, AK Parti’nin kötü yönetimi ile 10 kat inşaat maliyetleri yüzünden sekteye uğramış, sendelemiş, bunu fırsat bilen iktidar da burada soruşturma başlatmış, gözaltılar, tutuklamalar yapmıştı. Bir sabah 200 kişinin gözaltına alınması, 150 kişinin tutuklanması ile başlayan süreçte; 5 Ocak günü tek bir tutuklu kalmadı. Çünkü bir kamu zararı oluşmadığı ortaya çıktı. Yapılan olsa olsa bir beceriksizlik dahi değil, bir talihsizlikti. Başlarken bir olan inşaat maliyetleri 10’a çıkmıştı. İşler aksamıştı. Mevcut Büyükşehir Belediye Başkanımız kooperatiflerle oturdu, çalıştığı, çoğu ile anlaştı. Bu sene nisanda teslim edilecekler de var, gelecek sene şubatta bitecekler de var. Sorunu çözmeye uğraşıyoruz. Tahliyeler göründü. Keşke yılbaşından önce olsaydı. Niye 5 Ocak dendi? 5 Ocak pazartesi ya, çarşamba günü İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nden bir rapor geldi. Murat Kurum’un atadığı İzmir Çevre Şehircilik Müdürlüğü’nün raporu. O raporda bir kooperatif için başka iddialar çıktı. Perşembe günü bununla ilgili soruşturma, cuma günü Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya’ya ‘Siz bu kooperatifi denetlemeliydiniz.’ Büyük bir hukuki tartışma. Kesinlikle olamayacak bir durum. TOKİ’de kaçıp giden müteahhittendolayı hangi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokratını alıp da içeri atmışsın? Sen bunu denetleyecektin, kaçmış filan ki kaçan da yok. Geciken işler var. Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya ile önceki İzmir İl Başkanımız Şenol Aslanoğlu’na tutuklama. Pazartesi günü duruşma, ilk dosyadan tahliye. İki gün önce ‘Yeniden tutuklandın, burada dur’ diye. Sebep? İzmir’de o köpürttükleri, attıkları o büyük yalanın altından bir şey çıkmadı. Bir şey çıkmadı ya, hızlı bir yargılama ile mahkemenin bir kamu zararı olmadığı önüne geldi ya. Şimdi çıkıp da ‘Bir şey yokmuş. Burada kamu zararı yokmuş. Aksine iyi niyetli bir çabanın uğradığı sekte varmış. Şimdi de o düzelirmiş’ olmasın diye… Atılan o kadar iftira, İzmir’de söylenen büyük büyük laflar, buradaki laflar olmasın diye bu işi yaptılar. İŞTE KARŞIMIZDA İKİLİ HUKUK SİSTEMİ… Şimdi orada içeriye konulan bu arkadaşlarımızı ne diye koydular? Kendilerini kooperatifi denetlemedi diye koydular. Kooperatif davasında bilirkişilerin sunduğu rapor diyor ki ‘Şirket yönetim kurulu kararı olmadan işlem yapılmış. Bu da suçtur.’ İzmir Büyükşehir iştiraki İZBETON’un yöneticisi bununla ilgili altı ay iki gün yattı. Sonra kamu zararı olmadığı ortaya çıktı. Bakın aynı madde. AK Parti Trabzon Büyükşehir. TİSKİ’nin Sayıştay raporu diyor ki ‘TİSKİ Genel Müdürü yıllar boyunca yönetim kurulu kararı olmadan araç kiralama işlemi yapmıştır. Bırakın tutuklamayı ifadeye bile çağırılmamıştır.’ Sayıştay diyor ki ‘MHP’li Gümüşhane Belediye Başkanı kendi ortağı olduğu şirketten belediyeye 2,8 milyon liralık alım yapmış karar olmaksızın. Bırakın yargı işlemi soru bile sorulmamış.’ Sayıştay Raporu 2023; MHP’de olan ‘Amasya Belediyesi, ilgili ihale mevzuatına aykırı bir şekilde belediye bütçesinin yarısıyla otel yaptırmış. Onaysız malzeme kullanıp, kamuyu zarara uğratmış. Herhangi bir yargı işlemi yok.’ Sayıştay 2023; ‘AK Partili Kağıthane Belediyesi, ortada bir sözleşme yokken hazine arazisine konut yapmaya kalkmış. Sonra vazgeçip tasfiye maliyetiyle kamuyu zarara sokmuş. İfadeye dahi çağrılmamış.’ 2023 AK Parti Ordu Büyükşehir Belediyesi… ‘Ünye Limanı, Fatsa İskelesi ihale mevzuatına aykırı şekilde belediye şirketine dolgu yaptırılmış, soru dahi sorulmamış.’ İşte tam karşımızda; bir ikili hukuk sistemi. TÜKENMİŞ SİYASETİNE ‘SU TÜKENDİ’ DİYE NEFES ALDIRMAYA ÇALIŞIYOR Recep Tayyip Erdoğan tükenmiş siyasetine ‘Ankara’da su tükendi’ diye bir nefes aldırmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş  diyor ki ‘Ankara’nın 200 günlük suyu kaldı.’ Bas bas bağırıyorlar, ‘Sorumlu belediyedir. Belediye yapmalıdır. Nasıl yaparsın?’ Bakın, Allah’tan hani diyor ya ‘Plazma çok güzel bir alet, değil mi?’ Bakın, ‘Başbakan Erdoğan’ın evinin suyu kesik.’ Kendi evinin suyu kesilmiş Ankara’da ve 2007 yılında Erdoğan yağmur duasına katılmış. ‘Başbakan Erdoğan, cuma namazı için gittiği camide yağmur duasına katıldı. Erdoğan yağmur duasıyla beş yıldır yönetmekte oldukları…’ Hani diyor ya ‘E önetiyorsun ya beş yıldır, niye çözmedin?’  Niye çözmemiş senin belediye başkanın? Yağmur duasına katılmış. Erdoğan diyor ki 1994’te, ‘Yağmur bombası değil yağmur duası gerekir. Erdoğan’ın umudu yağmur duası.’ Allah’a şükür yağmur duasına çıkanlara, inananlara, itikat sahiplerinin hepsine saygım sonsuz. Ama biz Ankara’yı Recep Tayyip Erdoğan’ın Melih Gökçek’i gibi yağmur duasına muhtaç hale getirmedik. Allah’tan Mansur Yavaş var. AİLELERE ‘5 MİLYONA KAPATIRIZ’ DİYE SMS ATILIYOR Bir yandan Aile Dayanışma Ağı’na ‘İBB davasında yeni soruşturma açılacak. Gözaltı listeleri hazır. Sizin de isminiz geçiyor. 5 milyona kapatırız’ diye tutuklu ailelerine SMS atılıyor. SMS’ler tutukluların ailelerinin isimleri, cisimleri, TC’leri, çocukların adları bilinerek yapılıyor. Bu konuda aileler çağrıda bulundu. Bir soruşturma bekliyoruz. Bütün ailelerin dosyadaki bilgileri ve devlet eliyle elde edilebilecek bilgileri bu çetelere kim verdi? Bunları görmek lazım. Biz aynı FETÖ borsası gibi İBB borsasını ispat etmişiz. Nasıl etmişiz? Bir tutuklunun yakınına ‘Babanı çıkarmam için ver bu kadar para’ dedi. Gelip, bana söylediler. Ben gittim, bunu ispat ettim. Miting sırasında söyledim. Ben söyleyince arabasına bindi, Yunanistan’a kaçmaya çalıştı. Yunanistan’a kaçmak için Akdeniz’de tekneye giderken yakalandı. Bunu tutuklamadılar. Ev hapsine koydular. Öbürünü yakalattık. AK Parti’den attılar. Ev hapsi bile vermediler. Ama şimdi hala içeriden bir takım fareler, bir takım bilgiler getirip aileleri tedirgin etmekteler. HER ŞEYİ SÖYLEDİLER, BİR TEK ‘KORKMUYORUZ, YARIŞALIM’ DİYEMEDİLER Diğer yandan geçen hafta Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diplomasını iptal edip, 19 yaşındaki bir çocuğa sahtecilik soruşturması açmışlardı. Bu utanç davasına gittik ve hep birlikte dinledik. İdarenin avukatı, İstanbul Üniversitesi’nin avukatı ne yapıyor, biliyor musunuz? 2025 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın atadıklarının eline kalmış İstanbul Üniversitesi’nin avukatı 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in kurdurduğu İstanbul Üniversitesi’ni suçluyor. Özünde bir tek şunu söylüyor, ‘Biz Ekrem İmamoğlu’nun doğrudan bir eyleminden bahsetmiyoruz.’ Yani ne yapmışsa eski İstanbul Üniversitesi yanlış yapmış. ‘Ama hiç kusura bakmasın, biz diplomayı 35 yıl sonra geri alırız’ diyor. 35 yıl önce adam öldüren, öldürdüğü yeri, vurduğu silahı, gömdüğü kişinin kemiklerini gösterse ‘zaman aşımı’ diyorlar. 35 yıl sonra İstanbul Üniversitesi’nin güya yaptığı bir hatadan ki o tarihlerde onun hata olmadığını da böyle ispatlayıp, alınlarına çaktılar. O tarihte ne denklik var, ne bilmem ne var var. Üniversitenin kendini savunan yazıları var. İlk bunlar söylendiğinde. Ama şimdi şuradan bir şey çıkıyor… Ekrem İmamoğlu’na ‘hırsız’ dediler, ‘yolsuz’ dediler, ‘ihaleye fesat’ dediler, ‘sahte diploma’ dediler. Her türlü iftirayı attılar. Hepsini birden Ekrem Başkan yapmış. Bir tek şeyi diyemiyorlar. Ne diyemiyorlar? ‘Yahu Ekrem’den korkmuyoruz. Gelsin yarışalım. Biz Ekrem’i yeneriz’ diyemiyorlar. Meselenin özü burada. İKİ TOPÇUYLA ŞİKE, İKİ POPÇUYLA UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE OLMAZ 10 aydır her türlü iftirayı attılar. Her birisi geri sekti. Birini bile ispatlayamadılar. Bakın şimdi kaçıyorlar. Neden? Canlı yayından kaçıyor. Neden? Tutuksuz yargılamadan kaçıyor. Şimdi güya uyuşturucu ile mücadele... Keşke yapılsa, samimiyetle yapılsa ve bataklık kurusa. Ama iki topçuyla şike, iki popçuyla uyuşturucu ile mücadele olmaz. Ama o uyuşturucuyla mücadelede bir zavallı kadın bulmuşlar. Aynı İBB’de olduğu gibi ‘Bir iftira at.’ Kadın diyor ki ‘Ekrem İmamoğlu’nun jeti vardı. Ben de o jete bindim.’ Bir isim veriyor. ‘Onunla birlikte de şunu yaptım, bunu yaptım.’ Bunun üstüne hiç utanmadan… Zaten öyleleri var ki mesele Ekrem İmamoğlu bir gazeteciyle karşılaşmış. ‘Geçmiş olsun.’ ‘Sağ ol Başkanım.’ Bunu yalan yazdı bu kadar. Hiç utanmadı. Ben gittim, o gazeteciyle öpüştük, sarıldık. Konuştuk, hatta helalleştik bir ölçüde. Benimle ilgili de güya bana demiş. Yalan yazdı, hiç utanmadı. Bunun üzerinden o utanmaz diyor ki ‘Efendim uçakta onlar bunlar.’ Yetmezmiş gibi Erdoğan’ın imaları. Hatta bugün Devlet Bey’in imaları. AK Parti’nin o troll ordusu ne rezillikler, aileye saldırıyor düşün ya. Adamı 10 aydır haksız tutuyorsun, anası - babası, üç çocuğu, eşi dışarıda. ‘Adamın jeti varmış da jette bilmem ne olmuş da.’ Bir çıktı arkadaşlar, yani Allah’tan korkmazları, bu böyle kayda geçsin kayda. Hem bu dünyada soracağız hesabını, hem öbür dünyada soracak Mevla. Soracak. UÇAĞIN SAHİBİ DE KİRALAYAN DA GEZEN DE AK PARTİLİ Hani diyorlardı ya ‘Şikayet eden CHP’li’ diye. Değildi de öyle diyorlardı, suçlanan CHP. Uçağın sahibi çıktı mı sana AK Partili. Uçağı işleten çıktı mı AK Partili. İki ayrı kişi. Yurt dışına kaçan kişi dedikleri kişi çıktı mı AK Partili? Uçağın sahibi ‘Ben reisciyim’ diyor, işleten kişi ‘Bu uçağı İmamoğlu‘na hiç vermedik, siyasilerden uzak dururuz’ diyor. Erdoğan ise bu uçağı kast edip, ‘Milletin parasıyla orada burada keyif çatıp, bilmem ne işler yapanlar’ diye iftira ediyor. İmamoğlu’nun adamı dedikleri, yurtdışında firari dedikleri Murat Gül İbrahimoğlu, en büyük ihaleleri AK Parti’den almış. Kendisi AK Partili olduğunu gizlememiş. İBB AK Parti’deyken milyon dolarlık ihaleler almış. İstanbul Valiliği yanına devlet koruması vermiş. Bakın burada gazeteci arkadaşlara vereyim. Devletin koruma verdiği kağıt da burada. Şirketi var, bakın bu bahse konu şirket. Şirketin ortağı Murat Gül İbrahimoğlu’nun, şirkete ihaleyi veren bu Cebeci Hafriyat Alanı’na ihaleyi veren Enerji Bakanlığı. Döküm muvafakatınıMurat Gül İbrahimoğlu’na veren Enerji Bakanlığı. İstanbul Valiliğini döküm gelirlerine ortak eden, valiliğe gelir olsun diye o yasak döküm alanının gelirine ortak eden Enerji Bakanlığı. Bu adamı zengin eden valilik ve Enerji Bakanlığı. Peki Murat Gül İbrahimoğlu kim? Cevap vermiyorlar, ben söyleyeyim. Ticaret Sicil Gazetesi. İstanbul bir önceki il başkanı, AK Parti il başkanı, Osman Nuri Kabaktepe’nin şirket ortağı arkadaşlar. Şirket ortağı. Uçak AK Partili’nin, kiralayan AK Partili, uçakta gezen AK Partili, ortağı AK Parti il başkanı ve paranın gelirini de verecekleri dedikleri yer valilik. Hepsinin bütün kayıtları burada. Osman Nuri Kabaktepe TÜGVA’nın yönetiminde hala daha. Önümüzdeki günlerde ayrı ayrı çıkacak, Osmanlı Nuri Kabaktepe üzerinden Gül İbrahimoğlu’nun en çok para yatırdığı yer TÜGVA. Kim var başında? Osman Nuri Kabaktepe üzerinden TÜGVA‘yabağış var. Bir de açıkça söylüyorum. Akın Gürlek’in altında görev yapan İBB savcıları; Osman Gül İbrahimoğlu’nun hesap hareketlerini, kendisinin tutuklu olan bir şirket çalışanına soruyorlar. ‘Bu nedir, bu ne?’ Adam anlatıyor. ‘Bununla şunu ödedik, bununla bunu.’ 4 milyon Euro para bozduruluyor, nakit çekiliyor. Onu soracak diye bekliyor. Onu sormuyor. Çünkü onu Osman Nuri Kabaktepe ile birlikte, onun uygun gördüğü yerlere, onun o banka şubesinde birine vermişler. İzah etmekte zorlandığı bir kalem var. O kalemi atlıyor savcı. Dönmek istiyor, ‘Yukarıdakini sormadınız’ diyor. ‘Onu geç.’ Neden? Eğer CHP’ye bulaştırılabilecek bir şey varsa özenle seç. AK Parti’nin paçasından pislik akıyor olsa, onu geç. Bundan sonra daha da çıkıp konuşun bakalım. Daha hepsi gün gün, tarih tarih yedi tane başvuruda bulunduk HSK’ya. Oturdular kalkmıyorlar oradan. Dönüp dönüp ikide bir şey diyorlar. ‘Soruşturmaya gerek görmedik.’ Bugün İBB borsasını soruşturmaya gerek duymayanları, günü gelince millet soruşturmaya gerek duyacaktır. Son sözüm şudur; Kartalkaya’daki acıyı da Soma’daki acıyı da yapılan haksızlıkları da çekilen zulümleri de bugüne kadar çektik, katlandık. Bıçak kemikte. Bundan sonra bunların hiçbirine katlanmak zorunda değilsiniz. Biz katılabilirsiniz, hep beraber iktidara yürüyoruz. Kökünü kazıyacağız bu pisliğin. Kökünü kazıyacağız. Hepinize saygıyla selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu.

Özgür Özel, “Değerli milletvekillerimiz, grubumuzun Türkiye’nin dört bir yanından gelen kıymetli konukları, televizyonlarından bizi izleyenler, radyolarından dinleyenler, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ile selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. 

Özel şöyle devam etti:

HATAY’DA İNFİAL OLUŞTU

Geçen hafta konuştuğumuz, sözleştiğimiz, söz verdiğimiz gibi hep birlikte yoğun bir hafta geçirdik. 81’inci eylemimizde çarşamba akşamı Beşiktaş’ta muhteşem bir kalabalıkla beraberdik. O sırada ve tüm hafta boyunca, şu an dahi Meclis Genel Kurulu kapalı olduğu her dakika Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbette, emekliler için adalet nöbetindeler. Hafta sonu deprem bölgesinde, Hatay’daydık. Aslında 1-7 Şubat arası, depremin olduğu hafta deprem bölgesinde olacağız. Bütün milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımızla beraber hep birlikte bölgede olacağız. Ben de bölgede olacağım. Hatay’da bir miting yapmak, nisan ayı için planladığımız bir durumdu. Ancak Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesine gitmesi, orada söyledikleri - söylemedikleri, yaptıkları - yapmadıklarıyla Hatay’da büyük bir infial oluştu. Değerli üç milletvekilimiz, il örgütümüz, Hatay halkının Hatay’da bir miting istediğini söylediler. Dedik, ‘Hava soğuk.’ Dediler, ‘Olsun.’ ‘Yağmur varmış.’ Dediler, ‘Olsun. Mutlaka Genel Başkanımızın doğruları konuşmak ve Hatay’ın duygularına ses olmak için burada bir mitingte olması lazım.’ Biz de kalktık, geçtiğimiz cumartesi günü Hatay’a gittik. Özetle durum şu… Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili şöyle bir muradı var: Deprem bölgesinde tüm sorunlar çözülmüş. Tüm sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş. Kimsenin derdi, tasası, endişesi, isyanı yokmuş ve buna bölge ses çıkarmasın, geri kalan 70 il de buna inansın. Bu da Erdoğan’ın hanesine olumlu yazsın. Bütün hesap bu. Bunun için deprem haftasında gidip de Hatay’da insanların içinde olmak yerine, deprem gününe özel bir program yapmış ve Hatay’a önceden gidip işte en çok Hataylıları isyan ettiren… Çevre illerden oraya insanları getirip, devlet memurlarını zorlayıp… Aylar, yıllar sonra söylüyoruz, meydana çıkıp drone’lar uçuruyorlar. Drone’dan bakıyorsun; bina bitmiş. Drone aşağıya iniyor, bir bakıyorsun; branda gerilmiş. Yapılanları, taş üstüne taş koyanları takdir etmek lazım. Ama öyle bir dil tutturuyor ki ‘kendileri her şeyi tam yapmış ve kendileri dışında kimse de deprem bölgesine gitmemiş.’ Hatta utanmadan, sıkılmadan açık açık şunları söyledi. Dedi ki ‘Muhalefet enkazda yoktu. İnşa aşamasında yoktu. Taş üstüne taş koymadılar. Deprem turisti olarak geldiler. Bir gittiler ve Hatay’a, deprem bölgesine uğramadılar.’ İsyanın en büyük sebeplerinden bir tanesi de bu.

45 GÜNLÜK KOORDİNASYON YAPTIK

Deprem günü Sayın İsmail Küçükkaya’nın Halk TV’de konuğu olacağım. Şimdiki Malatya il başkanımızın telefonuyla uyandım. Uyandırabildiğim herkesi uyandırıp, programı iptal edip Ankara’ya doğru yola çıktım. Cumhuriyet Halk Partisi grubunun, grup başkanvekillerimizle birlikte, Engin Altay ve Engin Özkoç ile birlikte ‘Ne yapalım? Ankara’da bir koordinasyon toplantısı yapalım ama gruba zaman kaybettirmeyelim’ dedik. Hepsinin cep telefonunda hala durur. Merak eden basın mensubu sorsun, geçen dönem milletvekilleri göstersin. Sabah 09.21’de; ‘Tüm milletvekilleri, bulabildikleri ilk vasıtayla deprem bölgesine intikal etsinler. Açık havaalanı, Adana Havaalanı’dır. Hava yolunu tercih edecekler Adana Havalimanı’na gitsinler.’ Adana örgütüne, Adana milletvekillerini 10’ar, 10’ar grupladık. Her inen milletvekilinin hangi ile yollanacağı belli. 10 ile inen milletvekillerini dağıtmaya başladık. Pazartesi günü bölgenin milletvekilleri dışında öğle saatlerinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri bölgeye intikal etmeye başladılar. Salı günü öğlen 123 milletvekiliyle eş zamanlı değerlendirme toplantısı yaptık biz orada. Eş zamanlı, yani herkes bulunduğu bölgedeki 8, 9, 10 arkadaşıyla telefon imkanıyla, onlinegörüntü imkanı olanlar onunla. Değerlendirme ve koordinasyon toplantısı yaptık. 45 gün bu kardeşinizle üç grup başkanvekili bölgede koordinasyon yaptı. Rotasyonlu olarak bütün iller bizler tarafından bölüşüldü. Her ilin sabit milletvekilleri o ilde Cumhuriyet Halk Partisi’nin gayretini, emeğini, hüznünü ve oraya yapacağı katkıların karınca kararınca koordinasyonunu gerçekleştirdiler.

UTANMADAN, SIKILMADAN KONUŞUYORLAR

Boşuna mı? Ya şöyle bir düşünün; Adıyaman Belediye Başkanı, o dönemin Adıyaman’daki tek CHP milletvekili. Aday belirlemek için ekip yolladık. ‘Adıyaman kararını vermiş’ dediler. Türkçe, Kürtçe bağırıyorlar ‘Abdurrahman, Abdurrahman’ diye. Adıyaman gibi yerde CHP’nin yüzde 50’den fazla oyla belediye başkanı seçilmesi, deprem turistliğinden kaynaklanıyor olabilir mi? Malatya’da 10 ay önce yüzde 19 oy almışken, liste başı milletvekili Veli Ağbaba’yken, 10 ay sonra yapılan ankette, hata sanıp anketi yenileyip, seçimde Veli Ağbaba’nın yüzde 38 oy alması depreme turist gibi gidip bir bakıp ayrılmasıyla mı olur? Bütün Türkiye’den koordine edilen yardımları kendi elleriyle bizzat dağıtımına eşlik etmesiyle mi olur? Bakmayın Hatay’da bizim hatamızdan çeşitli yamukluklardan, seçim gününde yapılan rezilliklerden, 2 bin 500 oy farkla kıl payı kaybetmişiz. Utanmadan, sıkılmadan konuşanlara söylüyorum. Biz bunu başka zamanda çıkıp da öyle teker teker… Üstümüze düştü, yaptık. ‘Bölgeye selam vermediler’ diyen Erdoğan’a söylüyorum. Erdoğan’ın ona oy veren seçmenlerine, buna tanıklık eden deprem bölgesindeki namuslu, onurlu, vicdanlı ve haysiyetli insanlara söylüyorum. Toplamda 9 bin 600 araç, 28 bin 500 personelle 60 gün boyunca bölgedeydik. 7 bin 200 TIR, dört uçak, altı gemi gıdadan sağlık malzemesine, çadırdan sobaya kadar bölgeye yardım ulaştırdık. 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, üç milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı soba, 50 bin çadır, bin 810 konteyner ulaştırdık bölgeye. Rakamlar AFAD’dan. Merak eden gider. AFAD koordine etti bunları. İlk günler dedi ki AFAD ‘Bilmeden yardım yapmayın. Doğru bir koordinasyon kuralım.’ Hatay için sorduğunuzda; Hatay özelinde 4 bin 65 araç, 14 bin 63 personel, 3 bin 246 TIR, 85 mobil mutfak, altı mobil fırın, 25 ikram aracı… İnanmayan gelsin, bir milletvekili versin. Ben de vereyim Hatay milletvekilini yanına. Örneğin altı mobil fırın hangi mahalleye kuruldu, gösterelim. Ahaliye soralım ‘Var mıydı, yok muydu?’ 20 bin çadır, 893 konteyner, bin 188 jeneratör, 897 mobil tuvalet ve duş… ‘Taş üstüne taş koymadılar, gelip selam vermediler.’ Bunu Türkiye’ye söylüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bunu Hatay’da söyleyince infial olması şundan; gördüğüne yalan atıldığı için, bildiği inkar edildiği için çıldırıyor Hatay. ‘Bu kadarı da olmaz’ diye.

ADAYA GİDİP ‘RÖNTGENDEYDİM’ DİYEN BU AHLAKI GÖSTERİYOR

Bir taraftan depremin ilk üç günü Cumhuriyet Halk Partililer depremde enkaz çıkarma sırasında yokmuş. Yaylakonak’agittim, Adıyaman Yaylakonak’a o 60 günün içinde bir gün. Dediler ki ‘Sabah 04.50’de Vahap Seçer’i aradık.’ ‘Adana, Zeydan Karalar’ı aradım’ dedi Başkan. Zeydan Bey demiş ki ‘Adana da yıkıldı, Vahap’ı ara.’ ‘Vahap Seçer’i aradım.’ ‘Anladım Başkanım’ dedi, kapattı’ diyor. Öğlen 11.00’de 15-16 kişilik arama kurtarma timi geldi, çadırını kurdu. Saat 13.00’te arama kurtarmaya başladı Mersin Büyükşehir Belediyesi. ‘Yaylakonak’ta kim çıktıysa onlar çıkardı’ diyor. ‘Çorbayı ilk onlardan içtik. Yemeği Adıyaman’da pişirdiler, buraya yolladılar. Isıttık, evlere dağıttık’ diyor. ‘Ekrem İmamoğlu, 54 metrelik köprümüzü yaptı’ diyor. Adıyaman’ın Yaylakonak Belde Belediyesi bu. ‘20 kilometre asfalt yolumuzu yaptı İBB’ diyor. Dön, bak. Şimdi deprem bölgesine giderken bütün arkadaşların elinde; ‘Hangi belediyemiz nereye, ne yapmış?’ onunla gideceğiz. Niye? Çünkü böyle Genel Başkan’ın şöyle Hatay Milletvekili var bir tane; siyasi hokkabaz. Adaya yolluyorlar, ‘Röntgendeyim’ diyor. Gitti yerde varlığı, yokluğu belli değil. Demişler ki ‘AK Parti’den birini yollayacağız; hem adaya gidecek, hem gittiğini inkaredecek.’ Bu hokkabazlığı yapabilecek bir kişi var, onu yolladılar. O diyor ki ‘Özgür Bey algı operasyonu yapmayın, Hatay’da hiç yoktunuz.’ Senin gibi gittiği adaya ‘Devlet hastanesinde röntgendeyim’ diyen adam, bu ahlakı gösteriyor. O yüzden bundan önce hiç öyle bir niyetimiz yoktu; bölgeye gidelim de yaptığımızı anlatalım. Ama madem yaptığımızı inkar ediyorlar, madem Hatay bu kadar isyan ediyor… Ben Hatay’a gidene kadar infialin bu boyutta olduğunu bilmiyordum. Herkes ‘Yapmadıklarını yapmış gibi gösteriyorlar, sizin yaptığınızı inkar ediyorlar’ diyor. Onun için Sayın Erdoğan eğer yüreği yetiyorsa, 6 Şubat günü istiyorsa Hatay’ı birlikte dolaşalım. ‘Ben varım’ desin, birlikte gidelim. Sayın Erdoğan’a söylüyorum. Oradaki törene bir şey yok. İttifak ortağınla birlikte Osmaniye’deki töreni yap.  Ardından gel, birlikte gidelim, Hatay’ın sokaklarını gezelim. Ben sana Hatay’a ne yaptığımızı ya da 10 ilde ne yaptığımızı anlatayım. Sen de milletin gözünün içine bak, inkar et bakalım. Var mısın? Var mı cesaretin?”

BUNLARI SOR BAKALIM DEPREM BÖLGESİNDE

İktidar olmakla sahtekar olmak başka şeylerdir. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı her türlü eleştiriyi alabilir, her türlü icraatı yapabilir ama muhalefete karşı sahtekarlık yapamaz. Ne diyorum? Duymamam gerekeni duyarsam duyman gerektiğini duyarsın kardeşim. Sen yalan attın burada. Şimdi sor bakalım deprem bölgesine; depremde vatandaşlar günlerce enkaz altında ‘Sesimi duyan var mı?’ derken, tam donanımlı Türk ordusu üç gün sahaya çıktı mı, çıkmadı mı? ‘Ordu çıksın’ çağrıları sosyal medyada üç gün yükseliyorken senin saraydaki çok bilmiş danışmanların sana ‘Orduyu dışarı çıkarmak kolay, kışlaya geri sokmak zor’ deyip o şartlarda bile ‘Aman ha darbe, marbe’ korkusunu yükseltiyorlar mıydı, yükseltmiyorlar mıydı? Millet sokaktayken Kızılay parayla çadır sattı mı, satmadı mı? Sen 1999 depreminde üçüncü gün Kocaeli’nde deprem çadırı sırasını gösterip, 1999’dan sonra yapılan seçimlerde; ‘Üç gün oldu millet çadır sırasındaydı’ dedin de Hatay’da, Kahramanmaraş’ta 33’üncü gün… Bak ‘Üç’ dedin ya rahmetlinin arkasından, 33’üncü gün halen daha çadır sırası bekleyen var mıydı, yok muydu? Vallahi arkadaşlar siz ‘Vardı’ diyorsunuz ya, ben bunu Hatay’da söyledim ve 10 bin kişi birden ‘Vardı’ diye bağırdı. Adamların ondan içi yanıyor. Olanı biliyorlar, yalanı görüyorlar. Yardım bekleyen vatandaşa, deprem altındaki cep telefonuna IBAN attın mı, atmadın mı para toplamak için? Dünya kadar deprem vergisi topladın, oraları depreme hazır edemedin. Sonrasında dünya kadar yardım toplandın, göçük altındaki depremzededen bile IBAN ile para istedin. Şimdi bunlar unutulmuş, beyefendi kendi çıkmış meydana. O süreç, o şaşkınlık, üç gündeki o büyük kayıplardan mesul değilmiş gibi çıkmış, ‘Her şeyi ben yaptım, başka kimse bir şey yapmadı.’ Böyle demese ‘Büyük felaket, artısı ve eksisi var, bilmem ne’ diyeceğiz.

‘OYU VERİRSENİZ BİR YIL SONRA GEÇERSİNİZ EVİNİZE’ DEDİ

Ama şunu da söyleyeyim. Ben Hatay Samandağ’daydım. Şahit, bir telefonla ulaşırsın; Uşak Belediyesi. O gün AKP’de, yanılmıyorsam da adı Ali Bey, Ali Başkan. Bir baktım çok güzel bir mutfak kurmuş. Samandağ’da canhıraş yemek dağıtıyor. Dedim ki ‘Belediye Başkanının telefonu kimde var?’ Sorumlularını çağırdılar. Onda var. Aldım ve aradım. Pardon, ben ilk önce telefonu buldum. Aradım, açmadı. Tanımıyor numarayı. Arattırdım birinin telefonundan. ‘Ali Bey ben Özgür Özel. Sizi tebrik ederim, Samandağ’dayım. Burada çok cansiperane çalışan arkadaşlar var. Şu kadar saattir uykusuzlarmış. Onları tebrik ediyorum, sana da teşekkür ediyorum’ dedim. Bizim siyasetimiz böyle siyaset. Öyle kötü günde ‘AK Parti yapmış, MHP yapmış’ olur mu? Ama diğer taraftan bakıyorsun, yapılanı inkar eden ve kendi kusurunu örten bir anlayış. Gelelim; o dönem deprem arkasından seçim geliyor. Yok efendim demişler ki ‘Bunlar bu enkazın altında kalır.’ Vallahi ben bir CHP’liden bunu duymadım. Demişiz ki ‘Bunlar bu evleri 10 yılda yapamaz.’ Ben böyle bir şey de duymadım. Benim duyduğum bir şey var. ‘Oyu verirseniz bu kardeşinize bir yıl sonra geçersiniz evinize’ dedi. Doğru mu, değil mi? Bir yıl bitti, teslim edilen konut verilen sözün yüzde 2,7’siydi. ‘O kardeşine’ güvenen 100 kişiden 97’si ya sokaktaydı, çadırda; ya konteynerde, ya gurbette. Bir yıl daha geçti üstünde, sözlerin yüzde 30’u tutuldu. ‘O kardeşine’ güvenenlerin yüzde 70’i çadırda, konteynerde, gurbetteydi. Üç yıl geçti. 650 bin konut demişti. ‘455 bin’ verdim diyorlar ki Hatay’da onu da duydum ki anahtarı almış, daha subasmanıyeni çıkmış. Yine de verilen rakamı doğru kabul edelim. Verdikleri sözün yüzde 70’ini tuttular üç yılın sonunda. Algı ne? ‘‘Muhalefet yapamazsın’ dedi, biz yaptık.’ Sen ‘Bir yılda yapacağım dedin, üç yıl oldu daha yüzde 70’ini yaptın.

VERGİNİN PEŞİNE KOŞTULAR

Diğer taraftan mücbir sebebi Van’da altı yıl uyguladın, burada üçüncü yılda bitirdin. Verginin peşine koştun. Esnafa kredi veriyorsun faizle, ‘SGK borcu yoktur, Bağ-Kur borcu yoktur’ kağıdını istiyorsun bir de peşine. Bir de üstüne ‘Evleri ben veririm, ben veririm.’ Bak verdiğin ev. Evleri verdi. Sordum, o günden beri cevap bekliyorum. Murat Kurum fıkra anlatsan virgülünü düzeltiyor tweet atıp. ‘Doğru söylemiyorlar’ diyor. ‘Noktalı virgül değil, nokta olacak’ diyor. Hadi Murat Kurum, hadi açıklama bekliyoruz. ‘Ev teslim edilirken bankaya toplam … TL, ... TL de yazıyla borçlandığının.’ Boş senede imza attırıyorsunuz anahtar vermeden. Bütün Hatay ‘evet’ diyor, bütün bölge ‘evet’ diyor. Boş senede imza attırıyor musun, attırmıyor musun? İkinci husus, buna esas cevap ver. Bunu herkes biliyor. Normalde Afet Kanunu gereği afet evlerinden faiz alınmaz. Dördüncü madde, ‘Akdi faiz, vergi ve masraflar. Yüzde …. oranında faiz ödemeyi, bankaya olan borcun ... yıl vadeli olduğunu kabul ediyor, taksitlerini vadesi ile birlikte ödemeyi faiziyle birlikte.’ Burada TOKİ’nin yaptığı ev var, başka şekilde yani oradaki arsayı başka yere taşıyıp yaptıkları var. Farklı türden finansmanların uygulandıkları var. Dükkanlar var. Bunu getiriyor. Sivil toplum örgütleri, barolar, kanuna göre faiz olmaz diye uyarıyor. Vatandaşa TOKİ ev yapmış, verecek. Avukat demiş ki ‘Buradaki faize tire çek’, ‘Tire çektim’ diyor aldı, ‘Hadi kardeşim git.’ Ne oldu? ‘Boş imzalamazsan veremiyoruz anahtarı.’ .... yıl, oraya kaç yıl olduğunu yazın. Yazmazlar. Faizi yazın, yazmazlar. Sıfır yazalım, yazmazlar. Soruyoruz; faizin alınmayacağını inkar edin. Çünkü bu özel hukuk sözleşmesi yerine geçiyor. Bazı tür evlerde almayıp, farklı tür evlerde alacağınıza yönelik hukukçular uyarıyor. Buna tire çekene evini vermiyorsunuz, önünden çekiyorsunuz bunu. Ondan sonra çıkmış bize ‘Efendim biz deprem bölgesinde şöyleyiz, böyleyiz.’ Siz deprem bölgesinde o gün yaptığınızla yetersiz, başkalarının yaptığıyla inkarcı, bu yaptığınızla da hadsizsiniz, hadsiz. Sayın Erdoğan’a açıkça sesleniyorum. TOKİ konutları, rezerv alanlara yapılan konutlar, esnafın işyerlerinden ne kadar ücret isteneceğini ilan edin. Bu ödemelerin hiçbirine faiz ya da TÜFE artışı alamayacağını açıklayın. Bu cümleyi Hatay’da kurdum. O günden bugüne büyük bir sessizlik var. Nerede ne söylesek bir ordu gibi, ki çok memnunum bundan. Gidip bir miting yapıyorsun, 210 tane tweet atıyorlar. Atmayan 50 kişiyi de çaldırıyorlar, ‘Abi atmamışsın, İletişim Başkanlığı bize soruyor.’ Bütün AK Parti milletvekillerine söylüyorum. Ne dediler bu sefer? Faiz işine girmeyin mi? İletişim Başkanlığı bu konuya bulaşmayın mı? Aman partiyi, devleti bağlayacak bir söz söylemeyin mi? O yüzden kimin ne durumda olduğunu görüyoruz.

YÜREĞİMİZ YANMAYA DEVAM EDİYOR

Maalesef tatsız bir konu, çok yakıcı bir konu daha. Yarın Kartalkaya’da içimize düşen acının birinci yılı dolacak. Kartalkaya’da 36’sı çocuk, 78 kişi feci şekilde yanarak hayatını kaybetti. O günden bugüne hepimizin yüreği yanmaya devam ediyor. Ama hiç şüphesiz adalet bekleyen ailelerin yüreği yanıyor. Kayıplara bir kez daha Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır diliyoruz. Tabii bu bir kaza değil, denetimsizlik ve ihmalin ağır bir sonucu. Giden canların hesabının sorulması, bir daha aynı acıların yaşanmaması için tam olarak adaletin tesis edilmesi gerekiyor. Bir yıl boyunca bu konuda samimiyetle uğraştık, takip ettik, takip etmeye de devam ediyoruz. Ancak biliyorsunuz ki ilk önce mahkeme Bolu’dan, Bolu’yu bilen, işini bilen yedi bilirkişiden oluşan bir bilirkişi heyeti hazırladı. Onlara üç gün süre verdiler. Bilirkişi heyeti göreve başlarken fotoğraflarla başladı, tutanaklarla görev yaptı. En sonunda raporunu yazdı. Raporda doğrudan, öyle olduğu gibi kapısında bu kadar yazdığı gibi, kanunlarda fasikül fasikül yazdığı gibi sorumluluğun Kültür ve Turizm Bakanlığında olduğu yazıyordu. Bilirkişi raporunu teslim almadılar arkadaşlar. Ankara’dan telefonlar geldi, ‘O raporu geri alın, Kültür Bakanlığını çizin, yerine Bolu Belediyesi yazın.’ Bunun üzerine o yedi bilirkişi bunu yapamayacaklarını, kanunun açık olduğunu söyledi. Önce bilirkişiye ‘korsan’ dediler. Daha sonra ‘İlave atadık’ dediler. Sonra eski bilirkişinin raporunu görmezden gelip, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden seçtikleri bir bilirkişiye yazdırdılar. Oraya bir takım ilaveler, çıkarmalar. Sonra da Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerine soruşturma izni vermediler. Geçen gün diyor ki biri, ‘Verildi.’ Şöyle verildi arkadaşlar. Bakan vermedi, direndi. Mahkemeye gidildi. Mahkeme kararıyla bakanlığın soruşturma izni vermeme kararı, idare mahkemesinde, Danıştay’da bozuldu. Ondan sonra bu kişiler yargılanmaya başladılar. Peki kim korunuyor? Baş sorumlu korunuyor. Kim tarafından? En baş sorumlu tarafından. ‘Benim, ben’ diyen kişi. O Kültür ve Turizm Bakanı’nı atayan kişi. O mürekkebin sahibi, dolma kalemin sahibi. Böyle etrafında dönen kamerayla böyle bakan atamalarını yapan kişi, sorumluluğu kendi de üstlenmiyor, o bakana hesap vermesini sağlayacak ne yüce divan yolunu açıyorlar, ne görevden alıyorlar. Buradan açıkça söylüyoruz; Kartalkaya davasında son sorumlu yargılanıp cezasını alana kadar Kartalkaya davası Cumhuriyet Halk Partisi’nin onur davasıdır. Sonuna kadar takip edeceğiz.

MOTOKURYENİN HAKKINI YİYEN BABAM OLSA BOYKOTU YER

Geçmişte yaşanan acılardan bugüne döndüğümüzde, memleketin her köşesinde, toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Kar - kış demeden çalışan motokuryekardeşlerimiz var. Bu motokuryeler herhalde tabii pandemi ile birlikte 10 yıl sonra ulaşılacak rakamlara erken ulaşıldı. Ve uzaktan sipariş ve motokurye ile ulaştırma işi Türkiye’deki işsizlik ortamında bir önemli istihdam alanına dönüştü. Öyle ki öyle bir memleketiz, Milli Eğitim Bakanlığında çalışan öğretmenden çoğu, üç harfli marketlerde çalışıyor. Her alandaki üniversite mezunu, bazen de üniversite öğrencisi okuyabilmek için, geçinebilmek için motokuryelik yapıyorlar. Ve bu motokuryeler çok büyük haksızlıklarla muhatap. En başta, alıyor adamı çalıştırıyor. Performans kriteri koyuyor, yapay zeka ile güzergah belirliyor. ‘Günde 40 paketi ışık hızıyla teslim etmezsen şuradan keserim buradan yaparım.’ Yani adete onları bilgisayar desteğiyle ölüme yolluyorlar. Bazen onlara kızıyoruz trafikteki tehlikeli hareketlerinden dolayı. Ama bütün sistem, algoritmalar. Bir motokuryenin yapabileceğinden iki kat - üç kat fazla iş istiyorlar. Sonra da şöyle diyorlar: ‘Sen benim çalışanım değilsin ha. Sen esnafsın. Bağ-Kur’unu kendin ödeyeceksin, yani şimdiki deyimle SGK primi. Motorun bakımını sen yapacaksın, kaskını sen alacaksın, kaza yaparsan mesul olan sensin. Hastaneye düşersen SGK baktırırsa olur, gerisine ben karışmam. Sen esnaf kuryesin’ diyor. Ve inanılmaz bir emek sömürüsü ve güvensizlik var. Bu arkadaşların önemli bir kısmı bir şirket üzerinden uğradıkları haksızlık için eyleme gittiler, üç gündür bugün eylemin üçüncü günündeler. Normalde bu eyleme sipariş vermeme desteği yapacaktık. Sonra bir hesap yaptık. Dedik ki bu hizmet aksamazsa, bu firma üç günlük ciro kaybına razı olur. Motokuryenin varlığının önemi görülsün diye. Bir fikir de motokuryelerin hakkını yiyenlere bir boykot yapalım diye var. Şimdi motokuryelerinin beş tane talebi var. Bir; paket başına ödenen ücret şeffaf, öngörülebilir ve sabit bir yapıya kavuşturulsun. İki; teşvik sistemlerinin erişilebilir, adil, objektif kriterleri olsun. Üç; mesafe bazlı ücretlendirmeden gerçek yakıt, bakım ve zaman maliyetleri dikkate alınarak yeni bir ücretlendirme sistemine geçilsin. Olumsuz hava koşullarında ücretli izin hakkı olsun. Kar yağıyor, valilik yasaklıyor. Motokurye o gün para almıyor. Yani valiliğin yasağı motokuryenin maaşından gidiyor. İş sağlığı ve güvenliği önlemleri uygulansın. Kurye temsilcileri çalışma koşullarını ilgilendiren karar alma süreçlerine doğrudan dahiledilsin. Yani kuryelerin seçtikleri temsilciler dahil edilsin. O firmaya söylüyoruz: Bu üç gün boyunca boykot, bu üç gün boyunca eylem yapıldı. Sonra bu taleplerle masaya oturulacak. Bu talepleri yerine getirirsen getirirsin. Getirmezsen vallahi senin en kuvvetli müşterin bizleriz. Bizim sözümüze kıymet verenlerdir. Kafamızı bozma, senin karşında motokuryeninarkasında dururuz. Net söylüyorum. Sonra o geçen boykot gibi bana ‘Aslında şu firmanın babası da CHP’liydi, bilmem kim milletvekilinin torunuydu eskiden…’ Vallahi hiç gelmeyin. Motokuryenin hakkını yiyen, babamın oğlu olsa boykotu yer. Açık söylüyorum.

DEVLET BAHÇELİ ÖNERGESİNİ VERSİN, ONUN ÖNERGESİNİ GEÇİRELİM

Gelelim haftanın en önemli gündemlerinden bir tanesine. Belki en önemlisine. Toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Ancak AK Parti’nin bu sorunları çözecek artık becerisi de enerjisi de yok. Biz sorunları konuşmaya, çözüm üretmeye devam ediyoruz. Biraz önce söyledim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kıymetli grubu tam 13 gündür 7 gün- 24 saat bu yüce Meclis’te emekliler için nöbet tutuyor. Olay nasıl gelişti? Emeklilere en düşük emekli maaşı 18 bin 938 lira olacak. Hiçbir emekliye seyyanen zam verilmediği, emeklilerin açlığa ve sefalete sürüklendiği bir ücret teklif ettiler. Grup Başkanvekillerimizle hızlı bir görüşmeden sonra. ‘Peki, ne yapıyor AK Parti?’ dedim. ‘AK Parti gidiyor’ dediler. ‘Nereye gidiyor?’ ‘Vallahi eve gidiyor.’ ‘Bir düzeltme yapmayacaklar mı?’ ‘Yok yapmayacaklar.’ ‘O zaman biz gitmeyelim ve Meclis’te kalalım ve dikkatleri buraya çekelim’ dedik. Grup Başkanvekillerimiz, grubumuz sağ olsunlar büyük bir emekle, gayretle, dirayetle, ayrıca meseleyi sadece eylem yaparak değil, toplumsallaştırarak, emekliler geldi, Meclis kulislerinde 300 emekli grubumuzun nöbetçilerini ziyaret etti. Bine yakın emekli ile birlikte emekliler için onurlu yaşam toplantıları yapıldı. Oradan buraya yürüyüşler oldu. Türkiye’nin dört bir yanında yağmur altında, kar altında emekliler bu eyleme etkileşim verdiler, destek verdiler. Hep birlikte takip ettik. Bu süreç zarfında çok umut verici bir gelişme oldu. Ve o gelişme şuydu. Sayın Devlet Bahçeli çıktı ve dedi ki ‘Emeklilere verilen bu ücret, sefalet ücretidir.’ Vallahi biz ‘Bak Devlet Bahçeli sefalet ücreti dedi, işte koalisyon çatırdıyor, ittifak çöküyor’ falan demedik. Dedik ki ‘Bu bir fırsat. Farklı görüşlerimiz olabilir. Ama ilk kez CHP, DEM, Yeni Yol ve MHP’nin milletvekillerini topladığımızda emekliler azınlıkta değil çoğunlukta. Biz azınlıktayız. Ama emekliler çoğunlukta. Herkes sözünü tutarsa’ dedik. Ve hem bütün gruplarla görüştük hem de bu konuda en yapıcı diyaloglarla emekliler için bu işi nasıl sağlarız onu konuştuk. MHP’den de bu konuda bir yanıt bekliyorduk. Yanıt Sayın Bahçeli’den bugün geldi. Efendim en düşük emekli maaşı konusunda Cumhur İttifakı’nın içine nifak sokuyormuşum. Ne yapacakmış? Cumhuriyet Halk Partisi’nin iyileştirme önergesine oy vermeyecekmiş. Eyvallah. Hiçbir itirazım yok. Biz kendi önergemizi vereceğiz, oy veren arkadaşlarla birlikte oy veririz. DEM iyileştirme önergesi verir, ona da oy veririz. Yeni Yol’unönergesi olur, ona da oy veririz. Hepimiz ortaklaşırız, ona da oy veririz. Açık net söylüyorum. Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun. Değerli büyüğümüz, emeklilere bir büyüklük yapsın. İki elimizle birden destek verelim Devlet Bey. Emekli bu kadar perişan durumdayken, siz de bir yandan buna sefalet ücreti derken, ‘Efendim CHP bilmem ne.’ Ben yokum. Önergeyi sen var, biz kayıtsız şartsız senin dediğin iyileştirmeye destek vereceğiz. Bana diyor ki ‘Efendim bizim kitaplar var.’ Çok iyi. Neymiş kitap, baktım. Ailelere Gelir Desteği ve Hilal Kart Uygulaması. 2011’de Kemal Bey Aile Sigortası’nı deyiverince, MHP de onunla uyumlu Hilal Kart demişti. Eyvallah. 2015’te biz Aile Sigortası’nı revize ettik. Onlar Hilal Kart’ı revize ettiler. Bunun yanında ‘Beslenme, barınma, giyim konusunda kitaplarımız var’ diyor. Evet. Ne yapalım? O zaman şöyle yapalım. Hani motokuryeler şey yapıyor ya. Getir, verin sipariş. Devlet Bey getirsin, aile desteklerini, gelir desteğini, oy verin arkadaşlar. Devlet Bey getirsin beslenme desteği, barınma desteği, giyim - kuşam desteği, oy verelim arkadaşlar. Diyor ki ‘Ben ittifak ortağıyım.’ Ee? ‘İktidar ortağı değilim.’ Yani şunu söylemek istiyor. ‘Ben AK Parti’nin yaptığı riskli işlerde, tepki çeken işlerde siyasi riskleri ittifak adına sigortalıyorum. Konuşuyorum ama oy vermiyorum. Sefalet devam ediyor. AK Parti’den dökülenler olursa onları toplamak için aşağıda bekliyorum.’ Böyle siyaset yok, toplayıcılık cilalı taş devrinde bitti. Aslan gibi siyaset yapacağız burada. Koyacağız ortaya önergeyi, oy veren - vermeyen belli olacak. Devlet Bey dinlersen çok iyi. Diyor ki ‘Beslenme, barınma, giyim Türklerin 100 yıllardır, bin yıllardır en temel gereksinimleridir. Türklüğün gereğidir’ diyor. Çok doğru. Çok doğru da Devlet Bey dağılan pazarlarda çürümüş sebze - meyve kovalamak yakışıyor mu Türk milletine? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine 200 liralık otellerde sefalet çekmek? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine mandıranın önünden geçememek, kasaptan gizlenmek? Torunu karne getirince halının püskülünü saymak yakışıyor mu emekliye? Yakışıyor mu Türk milletine? Vallahi Türk’e, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarına, Türkiye’de yaşayan kimseye bu sefalet ücreti yakışmıyor. Ne laflar duydum, hepiniz şahitsiniz. Birine dönüp bir şey demedik. ‘Büyüğümüzdür’ dedik, onu dedik, bunu dedik. Burada da şunu diyorum Devlet Bey’e: Devlet Bey siz burada bir büyüklük yapın Cumhuriyet Halk Partisi kayıtsız - şartsız destek versin. Ama hem sefalet ücreti deyip hem AK Parti’ye kızanların oyu ittifakta kalsın, emekliyi ezen düzen devam etsin. Bu kara düzeni değiştireceğiz Devlet Bey. Bitiyor bu kara düzen. Herkes tarafını yeniden belirleyecek. AK Parti’nin kara düzenine destek veren, AK Parti ile birlikte tarihin kara deliğine gider. Devlet aklı ne diyor bu konuda bilmem. Millet aklı bunu diyor. Emekliye sahip çıkacağız.

TASARRUFTAN ANLADIKLARI ÖĞRETMENİN KETTLE’I

Bir yandan emekliye lazım olan 650 milyar lirayı bulamıyorlar, diğer yandan dört katını faize veriyorlar. Fazlasını, yandaş müteahhitlerin vergisini siliyorlar. Bir taraftan üst düzey kamu görevlilerinin kiraladıkları lojman giderlerini de yüzde 230 arttırmışlar. 300 milyondan 1 milyar 24 milyon liraya çıkmış. Zavallım, garibimin infaz koruma memuru üç kişiden birine bazı şehirde, çoğu kişi de beş kişiden birine lojman var. İki odalı bir lojmanı bulursa dünyanın en mesut insanı oluyor. Yoksa dünya kadar yol gidiyor, cezaevi uzakta. 20 bin lira, 25 bin lira da kira veriyor ama başsavcı beyefendi 48 milyon TL’ye tadilat yaptırdığı villada oturuyor. Üst düzey kamu görevlilerine 1 milyar 24 milyon liralık oturdukları lüks lojmanlara para veriyorlar. Şimdi bu millete bu AK Parti diyordu ki bir buçuk yıl önce, ‘Kemer sıkacağız. Kamuda kemer sıkılacak. Ne yapacağız? Fazla arabalar belirlenecek ve satılacak.’ O işten bir sonuç yok. ‘Yeni araba alınmayacak.’ Bir buçuk yılda bin 500 yeni otomobil alımı planlamışlar. Ayrıca bir yandan bunların tasarruftan anladığı okuldaki öğretmenin kettle kullanması. Yasakladılar hatırlıyorsunuz. Öğretmenin kettle’da su ısıtıp sabah kendisine bir çay demlemesi yasak. Kim bilir ne şartlarda fırladı geldi evden. Bir kahve yapması yasak kettleelektrik yakıyor diye. Öbür taraftan bin 500 yeni araba almışlar. Bir de tutuyorlar ağzı olan, ileri - geri yok, ‘İBB’desavurganlık’ o bu bir de böyle hani birazdan söyleyeceğim tuhaf laflar.

EVİ CAMDAN OLAN KOMŞUYA TAŞ ATMAYACAK

Bak, evi camdan olan komşusunun küçücük camına taş atmayacak. Cumhuriyet Halk Partisi de İBB‘yi yönetiyor, siz de yönetiyordunuz. Dünya kadar yalan icat ettiniz, birini ispat edemediniz. İşte bak İBB... Bak İBB… İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni AK Parti yönetirken, devraldığımız gün itibarıyla İBB‘den 827 araç dışarıya, İBB’nin faaliyet alanı dışındaki kurumlara ve kuruluşlara, kişilere tahsis edilmiş. Bunlardan birini seçip… Mesela ne yapmış olamazlar? Herhalde AK Parti İl Başkanlığı’na araba vermiş olamazlar, değil mi? Tam üstüne bastınız. Bakın elimde 59 aracın plaka, marka, model, yıl, tahsis edilen kurum, kuruluş, tahsis süresi ve bitiş tarihi. Tamamı AK Parti İl Başkanlığı’na. 59 araç vermişler AK Parti İl Başkanlığı’na. İBB‘yi soruşturuyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı’nda var mı böyle bir şey? Ayrıca örneklerini göstereceğim. İlçe başkanlıklarına, gençlik kollarına… Burada Grup Başkanvekili hanımefendi, Grup Başkanvekilliğinden alınıyor, ertesi gün araç tahsisi yapılıyor hanımefendiye. Bir örnek göstereyim. Akın Gürlek, 37’nci Ağır Ceza başkanı. Opel Insignia, 34 NZ 2301. Demeyesiniz ‘Terörle mücadele eden kişiyi hedef gösterdi.’ Bugün yok öyle bir plaka. Bakın bir başsavcı olur, araba verirsin mesela. Der ki ‘Yahu adliyeye araba verir belediye. Başsavcıya da vermiş.’ Baktık 40 Ağır Ceza Başkanı var, bir tek Akın Gürlek’e vermiş. O gün de. Ne yapacak? Çünkü Akın Gürlek majestelerinin hakimi ya o zaman. 37’nci Ağır Ceza. Kim gelirse kafayı kesiyor ya. Ne Kavala bıraktı, ne Selahattin Demirtaş, ne Canan Kaftancıoğlu, ne Grup Yorum. 14-15 tane... ‘Önüne gelen her davada vurdu kafayı’ diye İBB‘den altına araba çekmişler.

827 ARACI SİYASİ ÇIKARLARI İÇİN TAHSİS ETMİŞLER

Bakın, bir araç teslim tutanağı. AK Parti İl Başkanlığı’na. Onlar uzun dönemli şeyler. Bunlarda hemen bir imzayla vermişler. Karar da yok. Onlarda karar var. Ne zaman için vermiş? Seçim süresince. Böyle bir rezillik olur mu? Neydi? İstanbul’da bir ilçe belediye başkanı daha belediyede görevli değilken ilçeye seçim kampanyasına bir tane Peugeot Partner koymuş bir müteahhit. O kullanılmış. AK Parti övünüyor Manisa’da Soma‘daki madenden 20 otobüs geldi diye geçmişte beş - altı yıl önce. Seçim süresince kullansın diye İBB‘den araç veriyorlar. Ne diyordu Erdoğan 17-25 Aralık’ta? ‘Devletin parası değilse ona rüşvet denmez’ diyor, ‘Ona rüşvet denmez.’ Ben daha devletin parasına ilişkin bir kuruş duymadım İBB iddianamesinde. Hatta yakında duyacaksınız, bir kuruş olmadığı kanunen de ispatlandı. Seçim süresince devletin arabası AK Parti İl Başkanlığı’na veriliyor, dünya kadar araba. Bakın kardeşim utanmazlıkta sınır yok. AK Parti İl Başkanlığı’nın bu arabaları kimlere kullandırttığına dair döküm… AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı Numan Kurtulmuş. Oktay Kaymak üzerinden tahsis yapılmış Passat. Erkan Kandemir, çok konuşuyor ya… Opel Insignia. Vito. Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş. Insignia. Tekrar Numan Kurtulmuş. Bir Passat var, bir Insignia. Birinde korumalar gitmiş, birinde şey. Numan Bey burada. ‘Almadım Insignia’ desin. ‘Korumalarda Passat yoktu’ desin, ‘Ben Genel Başkan Yardımcısı iken.’ Aşağı doğru gidiyor. Gençlik kolları. Belman Satır, burada görevi bitmiş, orada arabaya binmiş. Aşağı doğru hangisini isterseniz. Gençlik kolları, kadın kolları… Mesela kadın kolları. Passat. Kadın kolları Şeyma Dövücü. Kadın kolları Murat Dertkesen üzerinden. AK Parti İl Başkanı’nın Özel Kalem’ine Passat araba. Daha ne olacak? Şu kadarını söylüyorum. Böyle bizim evde küçük bir cam bulup camı kırmaya çalışanlar, komple camdan evde oturuyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir tekini ispat edemedikleri iddialar bir anda, sadece ve sadece 827 tane aracı kendi siyasi çıkarları doğrultusunda bir yerlere vermişler. Ondan sonra tutmuşlar Cumhuriyet Halk Partisi‘ne laf ediyorlar.

DEVLETE EMANET GAZİ BORCUNDAN CANINA KIYDI

Geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığının yanında giderek yaygınlaşan, toplumu çürüten ağır sorunlarımız var; uyuşturucu, kumar ve çocuklarımıza, onların ve hepimizin hayatına kasteden suç çeteleri. Yeşilay’a göre ki raporları var; yedi milyon kumar bağımlısı var Türkiye’de. Uyuşturucu bağımlısı sayısından fazla. 2026 yılına gelirken ciddi bir anket firmasının anketi bizde de var. İsteyen basın mensubuna hemen atarız. ‘Yeni yılda ne yapmaya karar verdiniz?’ diyor yılbaşı gecesi. Yüzde 76’sı ‘Daha dikkatli harcama yapmaya’ demiş. Belli ki borç içinde. Bu tarafı da çok kritik; yüzde 11’i kumardan, bahisten kurtulmaya karar vermiş. Yani 100 kişiden 11’i ‘Oynuyorum, kurtulamıyorum. Niyetim var kurtulmaya’ demiş. Bir de niyet etmeyenler ve oynayanlar var. Yedi milyon kumar bağımlısı var. Yuvalar dağılıyor, insanlar bu illet yüzünden canına kıyıyor. En hazini nedir, biliyor musunuz? Terör Gazisi Ferdi Çatal, Kayseri’de bir otobüs durağında patlayan bombayla bir bacağını kaybetmişti. Gazi o günden bugüne devlete emanet, millete emanet. O bombanın öldüremediği, bacağını bıraktığı otobüs durağında hayatına kıydı. Geriye bıraktığı notta da sanal bahis ve kumara düştüğünü ifade ediyor. Bir devlet düşünün; senin için bacağını kaybetmiş Gazi’ye sahip çıkamamışsın. Ekonomik zorluklardan dolayı kumar oynamış. Bacağını kaybettiği yerde hayatına kıymış orada. Memleket bu hale geldi.

“ANA MUHALEFET LİDERİ GİBİ KONUŞUYOR”

Peki, bu durumda Sayın Erdoğan’ın ne yapması lazım? Normalde hicap duyması lazım. Normalde bu işle ilgili bize bir özeleştiri yapması lazım. Yok, şöyle diyor, ‘Her cep telefonu bir kumarhane geldi.’ Yazıklar olsun Başbakanımız İsmet İnönü‘ye, memleketi getirdiği hale bak. Yazıklar olsun Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na, iki yılda memleketi ne hale getirdi. Ana muhalefet lideri de bunu söylüyor. Kardeşim memlekette her cep telefonunu kumarhane haline geldiyse bu işte herkes konuşacak, sen susacaksın. Beyefendi Varlık Fonu’nun başında. Varlık Fonu, Milli Piyango’nun sahibi. İlk iktidara geldiğinde ‘Efendim devlet kumar oynatmaz’ demiş. ‘Satacağım ben bunu’ demiş. ‘Dur, yapma, satma’ denmiş. Sonra aymış. Hem satmış gibi, hem tutmuş gibi yapmış. İhaleyle vermiş 10 yıllığına birine. O Milli Piyango’nun sitesinde 150 çeşit sanal kumar oynatılıyor. Geçen hafta gösterdim. Ballı Petek var. Arı geliyor, böyle ‘Vızz’ diye. Balı hangi peteğe yapacağını bilirsen parayı götürüyorsun. Ballı Petek’te arının bal yapacağı kovana kumar oynatıyor adamlar. Kol çektiriyorlar. İşin kötüsü; o siteye giren yakayı kaptırıyor ve envai çeşit kumar sitesinin mesaj geliyor. Oradan çerez yakalıyorlarmış, onu yapıyor. Ben bunları anlattım, ‘Bir şey yapın’ diye. Çünkü Yeşilay diyor ki raporunda ‘Sanal kumara başlayanların yüzde 70’i yasal kumar sitelerinden, yasal çekiliş sitelerinden Milli Piyango gibi oraya geçiyorlar.’ Sanal kumar orada yakalıyor onları.

BU İKTİDAR İLİŞKİ AĞINA BAKARSAN BUNU YAPMAZ

‘Buna tedbir al’ diyorum. Çıkmış açıklama yapmış, ‘Grup toplantısında kumara özendiriyor’ diyor. Geçen hafta beni dinlediniz. Ben geçen hafta oynanan kumar rezaletini anlattım ve yarattığı felaketi anlattım. Bu ‘At yalanı, dönüp sayalım inananı’ hesabı ‘ Özgür Özel Meclis kürsüsünden kumara özendiriyor’ diyor. Biz Sanal Bahis ve Kumarla Mücadele Eylem Planımızı hazırladık. Dün Sayın Murat Emir’le birlikte ilgili Parti Meclisi Üyemiz bunu basın toplantısıyla anlattılar. Daha sonra bunu tüm siyasi partilerle paylaşıyoruz. Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz. Ana hatlarıyla. Kumarın her türlüsüne reklam yasağı ve biraz önce söylediğim gibi özendirici yasakların getirilmesini söylüyoruz. Kumarla Mücadele Kanunu’yla olabilecek tüm ilgili kanunları; yok biri Ticaret Yasası’nda, Türk Ceza Kanunu’nda, biri orada, biri burada. Hepsinin derli toplu bir yere toplanmasını öneriyoruz. Bu konuda bir düzenleyici ve denetleyici kurum kurulmasını, bu kurulun özerk olmasını, yetkili olmasını ve kaynaklarının güvence altında olmasını söylüyoruz. Diyoruz ki ‘Gelin, bu işte birlikte mücadele edelim.’ 23 yılın sonunda memleketi bu hale getirenlere, her cep telefonunu kumarhane haline getirenlere ‘Gelin bu işten bu milleti hep birlikte kurtaralım’ diyoruz. Bunu bu iktidar yapar mı? İlişki ağına bakarsan yapmaz. Ama biz bütün samimiyetimizle burada bu çözümü takip edeceğiz. Bunun için katkı sunmaya devam edeceğiz.

BATAKLIĞI ORTAYA ÇIKARANLAR, BATAKLIĞI KURUTAMAZ

Biraz önce söylediğim toplumu çürüten en ağır sorunlardan bir tanesi de çeteler. Özellikle 18 yaşın altındakileri istismar eden, eğiten, suça iten ve birer suç makinesi haline getiren çeteler var. Bunlar suçu da büyütüyorlar ve normalleştiriyorlar. Geçen yıl 14 yaşındaki Ahmet Minguzzikatledilmişti. Ardından Alperen Ömer Toprak kardeşimiz, ardından Hakan Çakır kardeşimiz. Son olarak da Atlas Çağlayan evladımız katledildi. Annesi Gülhan Ünlü‘yühepiniz izlemişsinizdir. Ben televizyonlarda izledim. ‘Ben yandım başkası yanmasın. En ağır cezayı alsın.’ Ve birçok haklı serzenişi ve yakarışı var. Kendisiyle konuştum, üzerimize düşeni yapacağımızı, Minguzzi davasında olduğu gibi kendisini bir an olsun yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı söyledik. Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta  cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük. Bu konuda dün Sayın Erdoğan Gerekeni yapacağız’ diyor. Ben Ahmet Minguzzi davasından sonra hangi gerekeni yaptığını kendisinden bir duymak istiyorum. Gereken yapılsaydı, ki bu sadece böyle bir vahim olay, elim olaydan sonra bir şey yapmakla değil, 23 yıldır yaptıklarının sonunda… Her cep telefonu kumarhane, sen yaptın. Senin iktidarında oldu. Şimdi 15 yaşında, 14 yaşında katiller. Burada tartışma, ‘Efendim çocuk da katil, öldüren de katil.’ Öyle diyeni o linç ediyor, böyle diyeni bu linç ediyor. Hrant Dink’insevgili eşi Rakel Dink ne diyordu? ‘Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız’ diyordu. Kim yarattı bunu? Kimse anasından katil doğmuyor. İçine doğduğu ortam, oradaki devlet otoritesinin üzerine düşenleri yapmaması, bu çocukları suça itiyor. Suç makinası haline dönüştürüyor. Ama dönüp de buna da ‘Ya bu çocuk yaştadır’ dediğinde, bu sefer esas meseleyi de ıskalamışoluyorsun. Bir yandan da meselenin caydırıcılığı var. Boşuna mı 18 yaşından küçükleri kullanıyor? Az ceza alsın diye. Ekonomik şartlar öyle ki bu çocuklar üzerinde çalıştığınızda şu çıkıyor ortaya. Suçu işleyen işliyor ya. 10 gün önce ‘Nereden geldin oğlum?’ ‘Sosyal medyadan davetlerini aldım. Geldim katıldım. İlk işini verelim dediler. Gittim dediklerinin önce dükkanını taradım, sonra git vur dediler. Gittim, vurdum. Sonra bana içeride bakıyorlar, dışarda aileme bakıyorlar.’ Yedi kişilik ailesine çete bakıyor. Devlet bakmayınca çete bakıyor. Suçu işleyen çocuğa çete bakıyor. Oradan düş, buradan düş. Cezası bitince yeni suç için örgüte yeniden katılıyor. Burada sivrisineğin nasıl yakalanacağından, sivrisineğin nasıl bertaraf edeceğinden değil; bataklığın nasıl kurutulacağıyla ilgilenmek lazım. Bataklığı ortaya çıkaranlar, bataklık kurutamaz arkadaşlar.

HERKESİ BARIŞI VE KARDEŞLİĞİ SAVUNMAYA DAVET EDİYORUZ

Bir yandan bu yakıcı gündemler varken, bir yandan da gözümüz kulağımız Suriye’de. Hep birlikte takip ediyoruz. Komşumuz Suriye, uzun yıllar boyunca derin acılar ve kayıplar yaşadı. Bu durum ülkemizi de derinden etkiledi. Tabii bu konuda da Sayın Erdoğan her zamanki gibi buradaki grup başkanvekili korkunç laflar etti. Ömer Çelik lafı dolandırdı, bir şey demedi. Sustular ve ‘Yıllarca Müslümanlar katlediliyorken şimdi Aleviler katlediliyor diye bağırıyorlar’ diyen grup başkanvekilinin ayıbına, suçuna ortak oldular. İlk an fırsatçılık yapmadı Gökhan Günaydın, gözümle gördüm. Döndü dedi ki, ‘Bu laf yanlış bir yere gidiyor, düzeltin isterseniz’ dedi. Doğru mu Gökhan Bey? Düzeltmediler. Düzeltmediği gibi ‘Israr ediyorum’ dedi. Ömer Çelik özür dilemediği gibi sahiplendi. Erdoğan göreve devam ettirdi, partiye mal etti bunu. Şimdi geldiğimiz bu noktada dönmüş diyorlar ki bize, ‘Suriye o haldeyken susuyorsunuz.’ Ne susması? Faruk Loğoğlu başkanlığında heyetlerimiz üç kez Suriye’ye gitmedi mi? Hele hele Türkiye’den gitmiş muhalif gazeteciyi ailesine Cumhuriyet Halk Partililer vermedi mi? Sonrasında defalarca söyledik. Söyledik diye suçlu olduk. ‘Aman Suriye’deki kan dursun, gözyaşı dursun’ diye. Sonra İdlib’de tutulan bir grup, farklı farklı yerden gelen selefi örgütler ve çeteler Şam’a doğru harekete geçince, iki gün öncesine kadar Erdoğan’ın açık beyanı var. ‘İdlib’den harekete geçen gruplarla bağlantımız yoktur, endişeyle takip ediyoruz’ diye. Sonradan öğreniyor ki Colani İngiltere - Amerika tarafından hazırlanmış, İsrail tarafından sıvazlanmış, ona ortak oluyor. Geçen sene aralık ayını hatırlayın. Erdoğan’ın büyük zaferini dinleyerek geçirdik. Sonra ne oldu? Sonra bir baktık ki o işlerde başka işler var. Şimdi gelmişler burada bugünlerde yine olan bitene bakıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Burada sağduyulu, akılcı ve Türkiye’yi de düşünen, bölgeyi de düşünen sözler söylemek lazım. Yaşanan acıların herkese ders olmasının, artık sorunların diplomasi ile çözülmesinin öğrenmesini ve çatışmaların bitmesini Suriye’deki tüm acılı süreçler boyunca hep arzu ettik, talep ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını her zaman savunduk. Tüm inanç ve kimliklerin anayasal güvence altında yaşamasını istedik, istemeye devam ediyoruz. Politikalarımızı ve siyaset dilimizi buna göre kurduk. Ancak Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiğini üzülerek takip ediyoruz. Bu yüzden diplomasiye, masada oturmaya, verilen mutabakatlara sahip çıkmaya ve herkesin verdiği sözleri tutmasına vurgu yapıyoruz. Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor ve sorumlulukla değerlendiriyoruz. Gerilim ortamının Suriye’ye de Türkiye’ye de bölge ülkelerine de kazandırmayacağı görülmeli, herkes aklıselimle hareket etmelidir. Kolaycı yargılardan bilinçli bir kopuş gerçekleşmeli, serinkanlı, uzun vadeli, barışçıl bir akıl inşa edilmelidir. Bu akıl hepimizin güvenliğini, sürdürülebilir barışı, silahtan ve gözyaşından kalıcı bir kurtuluşu, demokratikleşmeyi, eşitlik temelli kardeşliği ve kalkınmayı sağlayacak olan akıldır. Bu akıl, birbiriyle kardeş olan ülkelerimizin, kimliklerimizin ve inançlarımızın ortak aklıdır. Emperyalist heveslerden ve çıkarlardan hiçbir zaman fayda gelmediği ve gelmeyeceği görülmeli, gerçek kurtuluşun kardeş olan tüm kimliklerimizin ortak gelecek inşasıyla sağlanacağı idrak edilmelidir. Bu anlayışla; Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin bir biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil, barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz. Bu çerçevede akrabalarımız olan Suriye Kürtleri için büyük bir hassasiyet duyuyoruz. Akrabalarımız olan Suriye’deki Alevilerin durumu için hassasiyet duyuyor, endişe duyuyoruz. Suriye’deki Arapları, Kürtleri, Türkmenleri, Dürzileri ve Alevileri kardeşimiz, akrabamız, komşumuz, ayrılmaz parçamız olarak görüyoruz. Bugün iktidar medyası ve beslenen besili trollerin yeni algı operasyonları peşinde koştuğu, Kürtleri rencide eden, aşağılayan, onurlarıyla oynayan ifadeleri kullanmaktan çekinmediklerini üzülerek takip ediyoruz. Bu saldırgan söylemlerin tamamını reddediyoruz. Yeniden ‘Kürt eşittir terörist’ diye bir denklem oluşturmaya çalışanlara ‘Aklınızı başınıza alın, Türkiye’deki Kürt kardeşlerimizi de, Suriye’deki akrabalarını da incitmeyin’ diyoruz.

ÇELİK’İN AÇIKLAMASI SKANDALDIR

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in IŞİD Kobani’yesaldırdığında Kuzey Irak’tan peşmergelerin desteğe gelmesi için kapıları ABD Başkanı Obama’nın Erdoğan’a açtığı bir telefon üzerine açtırdıklarını itiraf etmesi bir skandaldır. Kendisinin açıklaması, bir gerçeğin itirafıdır, AK Parti açısından da bir skandaldır. Kürtleri IŞİD saldırısına karşı korumak için Obama’nın telefonunu günlerce beklemiş olmaları, bugün de bir  IŞİD tehdidinde Trump’tan talimat bekleyeceklerinin en açık göstergesidir. Bu açıklama AK Parti’nin bölgeye bakışının da ne yazık ki itirafı niteliğinde olmuştur. Bugünlerde azılı IŞİD’li canilerin tutuldukları cezaevleri ile ilgili durumu endişeyle takip ediyoruz. Cezaevlerindeki kontrolün el değiştirmesi noktasında ortaya çıkabilecek otorite zafiyeti ya da geçmişten gelen bazı ilişkilerden dolayı oradaki IŞİD tutsaklarının, tutuklularının, hükümlerinin serbest kalma ihtimali ya da son günlerde işte ortadaki çatışmalardan istifadeyle firar ihtimalleri hepimizin yüreğini ağzına getirmektedir. Unutmayalım; IŞİD dediğiniz Yalova’daki üç polisimizi şehit eden canilerdir. IŞİD dediğiniz Atatürk Havalimanı’nda 46 vatandaşımızı hedef gözetmeksizin tarayan canilerdir. IŞİD dediğiniz kafa kesenlerdir. IŞİD dediğiniz Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanı, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in en büyük düşmanı ve hasmıdır. İktidar Suriye’de çatışmanın tarafı olarak değil; barışın, uzlaşmanın ve uzlaşının koruyucusu olarak davranmak durumundadır. Türkiye barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunuz bu zamanda, bir barış ve istikrar adresi olduğunu kanıtlamalıdır. Suriye’de yaşananlar, Türkiye’deki barış sürecini sekteye uğratmamalı, kendi içimizde kardeşliğin güçlü hikayesi yazılmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin herkesin içine sineceği bir şekilde çözülmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğimizden herkesin emin olmasını isteriz. Gün, ‘Elim güçlendi, elin güçlendi’ kolaycılığına kaçmadan, terörsüz ve demokratik Türkiye yolunda kararlılıkla yürüme günüdür. Gün, Türkiye ve Suriye için Türkler, Kürtler, Araplar ve tüm dinlere mensup insanlar için emperyalist planların figüranı olmadan kendi öz irademizle barışa, kardeşliğe ve bölgesel kalkınmaya yürüme günüdür. Türkiye’de de Suriye’de de Türkler ve Kürtler kardeştir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’de ve Suriye’de bu kardeşliğimizin bozulmasına izin vermeyecek, birileri istiyor diye kavga edip ayrı düşmemize ve birilerinin terörden - çatışmadan beslenmesine, sonra da Türkün de Kürdün de Alevinin de Sünninin de çocuğunun beslenememesi, geleceğine güvenle bakamamasına itiraz etmektedir. Bu oyunları bozacağız, bu konuda kararlıyız.

İZMİR’DE ATTIKLARI YALANIN ALTINDAN BİR ŞEY ÇIKMADI

Dünyada bu kadar tehdit, bölgemizde bu kadar krizler varken; Türkiye iç barışını ve huzurunu sağlamak zorundadır. Ancak iç barışımızı dinamitleyen, milletin huzurunu kaçıran, ekonomimizdeki krizi daha da derinleştiren hukuksuzluklar sürmektedir. Artık yargı kararları partisine göre alınır hale gelmiştir. Özellikle belediye soruşturmalarında yazılı olmayan ama herkesin kabul ettiği ‘CHP’li ise soruştur, AKP’li ise geçiştir’ kuralı işlemektedir. İzmir’in bir önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve o dönemin İZBETON Genel Müdürü Heval Savaş Kaya, altı ay iki gün tutuklu kaldılar. Daha sonra kamu zararının oluşmadığına yönelik ispatlar ortaya çıktı. Bilirkişi görüşleri ortaya çıktı. Bir yanda aslında her şey kabak gibi ortaya çıktı. Kentsel dönüşüm için bir tarafta AKP’nin müteahhit odaklı sistemine alternatif olsun diye kamudan beş kuruş çıkmadan kentsel dönüşüm yapmayı hedefleyen kooperatif modeli, AK Parti’nin kötü yönetimi ile 10 kat inşaat maliyetleri yüzünden sekteye uğramış, sendelemiş, bunu fırsat bilen iktidar da burada soruşturma başlatmış, gözaltılar, tutuklamalar yapmıştı. Bir sabah 200 kişinin gözaltına alınması, 150 kişinin tutuklanması ile başlayan süreçte; 5 Ocak günü tek bir tutuklu kalmadı. Çünkü bir kamu zararı oluşmadığı ortaya çıktı. Yapılan olsa olsa bir beceriksizlik dahi değil, bir talihsizlikti. Başlarken bir olan inşaat maliyetleri 10’a çıkmıştı. İşler aksamıştı. Mevcut Büyükşehir Belediye Başkanımız kooperatiflerle oturdu, çalıştığı, çoğu ile anlaştı. Bu sene nisanda teslim edilecekler de var, gelecek sene şubatta bitecekler de var. Sorunu çözmeye uğraşıyoruz. Tahliyeler göründü. Keşke yılbaşından önce olsaydı. Niye 5 Ocak dendi? 5 Ocak pazartesi ya, çarşamba günü İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nden bir rapor geldi. Murat Kurum’un atadığı İzmir Çevre Şehircilik Müdürlüğü’nün raporu. O raporda bir kooperatif için başka iddialar çıktı. Perşembe günü bununla ilgili soruşturma, cuma günü Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya’ya ‘Siz bu kooperatifi denetlemeliydiniz.’ Büyük bir hukuki tartışma. Kesinlikle olamayacak bir durum. TOKİ’de kaçıp giden müteahhittendolayı hangi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokratını alıp da içeri atmışsın? Sen bunu denetleyecektin, kaçmış filan ki kaçan da yok. Geciken işler var. Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya ile önceki İzmir İl Başkanımız Şenol Aslanoğlu’na tutuklama. Pazartesi günü duruşma, ilk dosyadan tahliye. İki gün önce ‘Yeniden tutuklandın, burada dur’ diye. Sebep? İzmir’de o köpürttükleri, attıkları o büyük yalanın altından bir şey çıkmadı. Bir şey çıkmadı ya, hızlı bir yargılama ile mahkemenin bir kamu zararı olmadığı önüne geldi ya. Şimdi çıkıp da ‘Bir şey yokmuş. Burada kamu zararı yokmuş. Aksine iyi niyetli bir çabanın uğradığı sekte varmış. Şimdi de o düzelirmiş’ olmasın diye… Atılan o kadar iftira, İzmir’de söylenen büyük büyük laflar, buradaki laflar olmasın diye bu işi yaptılar.

İŞTE KARŞIMIZDA İKİLİ HUKUK SİSTEMİ…

Şimdi orada içeriye konulan bu arkadaşlarımızı ne diye koydular? Kendilerini kooperatifi denetlemedi diye koydular. Kooperatif davasında bilirkişilerin sunduğu rapor diyor ki ‘Şirket yönetim kurulu kararı olmadan işlem yapılmış. Bu da suçtur.’ İzmir Büyükşehir iştiraki İZBETON’un yöneticisi bununla ilgili altı ay iki gün yattı. Sonra kamu zararı olmadığı ortaya çıktı. Bakın aynı madde. AK Parti Trabzon Büyükşehir. TİSKİ’nin Sayıştay raporu diyor ki ‘TİSKİ Genel Müdürü yıllar boyunca yönetim kurulu kararı olmadan araç kiralama işlemi yapmıştır. Bırakın tutuklamayı ifadeye bile çağırılmamıştır.’ Sayıştay diyor ki ‘MHP’li Gümüşhane Belediye Başkanı kendi ortağı olduğu şirketten belediyeye 2,8 milyon liralık alım yapmış karar olmaksızın. Bırakın yargı işlemi soru bile sorulmamış.’ Sayıştay Raporu 2023; MHP’de olan ‘Amasya Belediyesi, ilgili ihale mevzuatına aykırı bir şekilde belediye bütçesinin yarısıyla otel yaptırmış. Onaysız malzeme kullanıp, kamuyu zarara uğratmış. Herhangi bir yargı işlemi yok.’ Sayıştay 2023; ‘AK Partili Kağıthane Belediyesi, ortada bir sözleşme yokken hazine arazisine konut yapmaya kalkmış. Sonra vazgeçip tasfiye maliyetiyle kamuyu zarara sokmuş. İfadeye dahi çağrılmamış.’ 2023 AK Parti Ordu Büyükşehir Belediyesi… ‘Ünye Limanı, Fatsa İskelesi ihale mevzuatına aykırı şekilde belediye şirketine dolgu yaptırılmış, soru dahi sorulmamış.’ İşte tam karşımızda; bir ikili hukuk sistemi.

TÜKENMİŞ SİYASETİNE ‘SU TÜKENDİ’ DİYE NEFES ALDIRMAYA ÇALIŞIYOR

Recep Tayyip Erdoğan tükenmiş siyasetine ‘Ankara’da su tükendi’ diye bir nefes aldırmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş  diyor ki ‘Ankara’nın 200 günlük suyu kaldı.’ Bas bas bağırıyorlar, ‘Sorumlu belediyedir. Belediye yapmalıdır. Nasıl yaparsın?’ Bakın, Allah’tan hani diyor ya ‘Plazma çok güzel bir alet, değil mi?’ Bakın, ‘Başbakan Erdoğan’ın evinin suyu kesik.’ Kendi evinin suyu kesilmiş Ankara’da ve 2007 yılında Erdoğan yağmur duasına katılmış. ‘Başbakan Erdoğan, cuma namazı için gittiği camide yağmur duasına katıldı. Erdoğan yağmur duasıyla beş yıldır yönetmekte oldukları…’ Hani diyor ya ‘E önetiyorsun ya beş yıldır, niye çözmedin?’  Niye çözmemiş senin belediye başkanın? Yağmur duasına katılmış. Erdoğan diyor ki 1994’te, ‘Yağmur bombası değil yağmur duası gerekir. Erdoğan’ın umudu yağmur duası.’ Allah’a şükür yağmur duasına çıkanlara, inananlara, itikat sahiplerinin hepsine saygım sonsuz. Ama biz Ankara’yı Recep Tayyip Erdoğan’ın Melih Gökçek’i gibi yağmur duasına muhtaç hale getirmedik. Allah’tan Mansur Yavaş var.

AİLELERE ‘5 MİLYONA KAPATIRIZ’ DİYE SMS ATILIYOR

Bir yandan Aile Dayanışma Ağı’na ‘İBB davasında yeni soruşturma açılacak. Gözaltı listeleri hazır. Sizin de isminiz geçiyor. 5 milyona kapatırız’ diye tutuklu ailelerine SMS atılıyor. SMS’ler tutukluların ailelerinin isimleri, cisimleri, TC’leri, çocukların adları bilinerek yapılıyor. Bu konuda aileler çağrıda bulundu. Bir soruşturma bekliyoruz. Bütün ailelerin dosyadaki bilgileri ve devlet eliyle elde edilebilecek bilgileri bu çetelere kim verdi? Bunları görmek lazım. Biz aynı FETÖ borsası gibi İBB borsasını ispat etmişiz. Nasıl etmişiz? Bir tutuklunun yakınına ‘Babanı çıkarmam için ver bu kadar para’ dedi. Gelip, bana söylediler. Ben gittim, bunu ispat ettim. Miting sırasında söyledim. Ben söyleyince arabasına bindi, Yunanistan’a kaçmaya çalıştı. Yunanistan’a kaçmak için Akdeniz’de tekneye giderken yakalandı. Bunu tutuklamadılar. Ev hapsine koydular. Öbürünü yakalattık. AK Parti’den attılar. Ev hapsi bile vermediler. Ama şimdi hala içeriden bir takım fareler, bir takım bilgiler getirip aileleri tedirgin etmekteler.

HER ŞEYİ SÖYLEDİLER, BİR TEK ‘KORKMUYORUZ, YARIŞALIM’ DİYEMEDİLER

Diğer yandan geçen hafta Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diplomasını iptal edip, 19 yaşındaki bir çocuğa sahtecilik soruşturması açmışlardı. Bu utanç davasına gittik ve hep birlikte dinledik. İdarenin avukatı, İstanbul Üniversitesi’nin avukatı ne yapıyor, biliyor musunuz? 2025 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın atadıklarının eline kalmış İstanbul Üniversitesi’nin avukatı 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in kurdurduğu İstanbul Üniversitesi’ni suçluyor. Özünde bir tek şunu söylüyor, ‘Biz Ekrem İmamoğlu’nun doğrudan bir eyleminden bahsetmiyoruz.’ Yani ne yapmışsa eski İstanbul Üniversitesi yanlış yapmış. ‘Ama hiç kusura bakmasın, biz diplomayı 35 yıl sonra geri alırız’ diyor. 35 yıl önce adam öldüren, öldürdüğü yeri, vurduğu silahı, gömdüğü kişinin kemiklerini gösterse ‘zaman aşımı’ diyorlar. 35 yıl sonra İstanbul Üniversitesi’nin güya yaptığı bir hatadan ki o tarihlerde onun hata olmadığını da böyle ispatlayıp, alınlarına çaktılar. O tarihte ne denklik var, ne bilmem ne var var. Üniversitenin kendini savunan yazıları var. İlk bunlar söylendiğinde. Ama şimdi şuradan bir şey çıkıyor… Ekrem İmamoğlu’na ‘hırsız’ dediler, ‘yolsuz’ dediler, ‘ihaleye fesat’ dediler, ‘sahte diploma’ dediler. Her türlü iftirayı attılar. Hepsini birden Ekrem Başkan yapmış. Bir tek şeyi diyemiyorlar. Ne diyemiyorlar? ‘Yahu Ekrem’den korkmuyoruz. Gelsin yarışalım. Biz Ekrem’i yeneriz’ diyemiyorlar. Meselenin özü burada.

İKİ TOPÇUYLA ŞİKE, İKİ POPÇUYLA UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE OLMAZ

10 aydır her türlü iftirayı attılar. Her birisi geri sekti. Birini bile ispatlayamadılar. Bakın şimdi kaçıyorlar. Neden? Canlı yayından kaçıyor. Neden? Tutuksuz yargılamadan kaçıyor. Şimdi güya uyuşturucu ile mücadele... Keşke yapılsa, samimiyetle yapılsa ve bataklık kurusa. Ama iki topçuyla şike, iki popçuyla uyuşturucu ile mücadele olmaz. Ama o uyuşturucuyla mücadelede bir zavallı kadın bulmuşlar. Aynı İBB’de olduğu gibi ‘Bir iftira at.’ Kadın diyor ki ‘Ekrem İmamoğlu’nun jeti vardı. Ben de o jete bindim.’ Bir isim veriyor. ‘Onunla birlikte de şunu yaptım, bunu yaptım.’ Bunun üstüne hiç utanmadan… Zaten öyleleri var ki mesele Ekrem İmamoğlu bir gazeteciyle karşılaşmış. ‘Geçmiş olsun.’ ‘Sağ ol Başkanım.’ Bunu yalan yazdı bu kadar. Hiç utanmadı. Ben gittim, o gazeteciyle öpüştük, sarıldık. Konuştuk, hatta helalleştik bir ölçüde. Benimle ilgili de güya bana demiş. Yalan yazdı, hiç utanmadı. Bunun üzerinden o utanmaz diyor ki ‘Efendim uçakta onlar bunlar.’ Yetmezmiş gibi Erdoğan’ın imaları. Hatta bugün Devlet Bey’in imaları. AK Parti’nin o troll ordusu ne rezillikler, aileye saldırıyor düşün ya. Adamı 10 aydır haksız tutuyorsun, anası - babası, üç çocuğu, eşi dışarıda. ‘Adamın jeti varmış da jette bilmem ne olmuş da.’ Bir çıktı arkadaşlar, yani Allah’tan korkmazları, bu böyle kayda geçsin kayda. Hem bu dünyada soracağız hesabını, hem öbür dünyada soracak Mevla. Soracak.

UÇAĞIN SAHİBİ DE KİRALAYAN DA GEZEN DE AK PARTİLİ

Hani diyorlardı ya ‘Şikayet eden CHP’li’ diye. Değildi de öyle diyorlardı, suçlanan CHP. Uçağın sahibi çıktı mı sana AK Partili. Uçağı işleten çıktı mı AK Partili. İki ayrı kişi. Yurt dışına kaçan kişi dedikleri kişi çıktı mı AK Partili? Uçağın sahibi ‘Ben reisciyim’ diyor, işleten kişi ‘Bu uçağı İmamoğlu‘na hiç vermedik, siyasilerden uzak dururuz’ diyor. Erdoğan ise bu uçağı kast edip, ‘Milletin parasıyla orada burada keyif çatıp, bilmem ne işler yapanlar’ diye iftira ediyor. İmamoğlu’nun adamı dedikleri, yurtdışında firari dedikleri Murat Gül İbrahimoğlu, en büyük ihaleleri AK Parti’den almış. Kendisi AK Partili olduğunu gizlememiş. İBB AK Parti’deyken milyon dolarlık ihaleler almış. İstanbul Valiliği yanına devlet koruması vermiş. Bakın burada gazeteci arkadaşlara vereyim. Devletin koruma verdiği kağıt da burada. Şirketi var, bakın bu bahse konu şirket. Şirketin ortağı Murat Gül İbrahimoğlu’nun, şirkete ihaleyi veren bu Cebeci Hafriyat Alanı’na ihaleyi veren Enerji Bakanlığı. Döküm muvafakatınıMurat Gül İbrahimoğlu’na veren Enerji Bakanlığı. İstanbul Valiliğini döküm gelirlerine ortak eden, valiliğe gelir olsun diye o yasak döküm alanının gelirine ortak eden Enerji Bakanlığı. Bu adamı zengin eden valilik ve Enerji Bakanlığı. Peki Murat Gül İbrahimoğlu kim? Cevap vermiyorlar, ben söyleyeyim. Ticaret Sicil Gazetesi. İstanbul bir önceki il başkanı, AK Parti il başkanı, Osman Nuri Kabaktepe’nin şirket ortağı arkadaşlar. Şirket ortağı. Uçak AK Partili’nin, kiralayan AK Partili, uçakta gezen AK Partili, ortağı AK Parti il başkanı ve paranın gelirini de verecekleri dedikleri yer valilik. Hepsinin bütün kayıtları burada. Osman Nuri Kabaktepe TÜGVA’nın yönetiminde hala daha. Önümüzdeki günlerde ayrı ayrı çıkacak, Osmanlı Nuri Kabaktepe üzerinden Gül İbrahimoğlu’nun en çok para yatırdığı yer TÜGVA. Kim var başında? Osman Nuri Kabaktepe üzerinden TÜGVA‘yabağış var. Bir de açıkça söylüyorum. Akın Gürlek’in altında görev yapan İBB savcıları; Osman Gül İbrahimoğlu’nun hesap hareketlerini, kendisinin tutuklu olan bir şirket çalışanına soruyorlar. ‘Bu nedir, bu ne?’ Adam anlatıyor. ‘Bununla şunu ödedik, bununla bunu.’ 4 milyon Euro para bozduruluyor, nakit çekiliyor. Onu soracak diye bekliyor. Onu sormuyor. Çünkü onu Osman Nuri Kabaktepe ile birlikte, onun uygun gördüğü yerlere, onun o banka şubesinde birine vermişler. İzah etmekte zorlandığı bir kalem var. O kalemi atlıyor savcı. Dönmek istiyor, ‘Yukarıdakini sormadınız’ diyor. ‘Onu geç.’ Neden? Eğer CHP’ye bulaştırılabilecek bir şey varsa özenle seç. AK Parti’nin paçasından pislik akıyor olsa, onu geç. Bundan sonra daha da çıkıp konuşun bakalım. Daha hepsi gün gün, tarih tarih yedi tane başvuruda bulunduk HSK’ya. Oturdular kalkmıyorlar oradan. Dönüp dönüp ikide bir şey diyorlar. ‘Soruşturmaya gerek görmedik.’ Bugün İBB borsasını soruşturmaya gerek duymayanları, günü gelince millet soruşturmaya gerek duyacaktır. Son sözüm şudur; Kartalkaya’daki acıyı da Soma’daki acıyı da yapılan haksızlıkları da çekilen zulümleri de bugüne kadar çektik, katlandık. Bıçak kemikte. Bundan sonra bunların hiçbirine katlanmak zorunda değilsiniz. Biz katılabilirsiniz, hep beraber iktidara yürüyoruz. Kökünü kazıyacağız bu pisliğin. Kökünü kazıyacağız. Hepinize saygıyla selamlıyorum.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift