Kemal Kılıçdaroğlu: Hep beraber soygun düzenini bitireceğiz, hep beraber!
Kemal Kılıçdaroğlu: Hep beraber soygun düzenini bitireceğiz, hep beraber!
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Haftalık Grup Toplantısı’nda konuştu.
"Benim umudum sizlersiniz; Türkiye'yi geleceğe taşıyacak olanlar sizlersiniz. Yeni bir yol haritası belirleyecek olanlar sizlersiniz. Halkla kucaklaşanlar sizlersiniz. Kadın erkek ayrımı yapmadan toplumun her kesimiyle kucaklaşan sizlersiniz. 'Önce halkımız, önce vatan, önce Türkiye' diyen sizlersiniz" sözleriyle toplantıya başlayan Kemal Kılıçdaroğlu partisinin Grup Toplantısı'na şöyle devam etti:

Hiçbir bireysel çıkar peşinde koşmayan, ülkesi için çalışan sizlersiniz. Hoş geldiniz.
Öncelikle televizyonları başında bizi izleyen saygıdeğer yurttaşlarıma, değerli milletvekillerime, kadın kollarına, gençlik kollarına yürekten teşekkür ederim. Umarım, umarım güzel bir toplantıyı hep beraber gerçekleştireceğiz.
Hiç merak etmeyin! Bu Kemal hiçbir gücün karşısında eğilmez. Hiçbir gücün, hiçbir gücün...
Sadece ve sadece haklının önünde eğiliriz. Haklının önünde, hakkı arayanların önünde, halkın önünde eğiliriz. Onlara saygı duyarız; ama gücün önünde eğilmeyiz. Güç ayrı bir şey, onun önünde eğilmeyiz. Efendim, sevginin, barışın, güzelliğin, dertlerin yaşandığı bir Türkiye'deyiz. Bizim yeniden, ama yeniden güçlü bir iradeyle alana çıkmamız lazım.
Yeniden bu ülkenin sorunlarını, unutturulan sorunlarını ama herkesin yaşadığı sorunları yeniden hatırlatmak zorundayız. Çünkü biz Cumhuriyet Halk Partisi'yiz. Çünkü biz halkın partisiyiz. Çünkü biz halka inananların partisiyiz. Halkla birlikte yaşayanların partisiyiz. Biz saraylarda oturmuyoruz, biz köşklerde oturmuyoruz, biz villalarda oturmuyoruz.
Biz kendi evlerimizde ailecek huzur içinde yaşayıp herkesin de huzur içinde yaşayacağı bir Türkiye özlemiyle mücadele ediyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz.
Ve herkesin şu gerçeği bilmesi lazım: Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir parti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi devlet kuran partidir, devlet kuran partidir! Cumhuriyet Halk Partisi devlete yön veren bir partidir. Devlete yön veren, çağdaşlığı arayan, çağdaşlığı her alanda Türkiye'ye getirmek isteyen bir partidir.

Ve Cumhuriyet Halk Partisi, ülkesinin sorunlarıyla ilgili en sağlıklı çözümleri üreten ve halka sunan bir partidir. Herkesin bunu bilmesi lazım. Mustafa Kemal Atatürk'ün çok güzel bir cümlesi var, der ki: "Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir." Cumhuriyet Halk Partililer o kimsesizlerin kimsesi olmak zorundadırlar.
Hep beraber kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, genciyle bir arada olmak zorundayız, birlikte olmak zorundayız.
Bizler toplumun unuttuğu, medyanın unuttuğu, evlerinde viski kadehleriyle siyaset yapanların unuttuğu kişilerle beraber oluyoruz. O kişilerin Türkiye ile ilgili sorunları var mı? Var. Kendileriyle ilgili sorunları var mı? Var. Ama o sorunların çözümü için onların yanındayız. Hiç kimseyi yalnız bırakmayacağız.
Çünkü biz Cumhuriyet Halk Partisi'yiz. Çünkü biz siyasetin unuttuğu insanların partisiyiz. Daha geçenlerde, geçenlerde Ankara'da mevsimlik tarım işçilerine gittim; mevsimlik tarım işçileri... Bir buçuk milyon tarım işçisi var, bir buçuk milyon! Onlar çoluk çocuk, yaşlı genç geliyorlar.
Tarımın ana aktörleri bunlar. Ürünleri toplamasalar piyasaya ürün süremezler. Onların dertlerini dinledim, onlarla beraber oldum, çocuklarıyla beraber oldum. Okullarını terk etmişler. Buradan Millî Eğitim Bakanına çağrı yapıyorum: Okulları... Eğer siz gerçekten herkesin okulu yapmak istiyorsanız o çocuklara da geçici de olsa öğretmen görevlendirin, gitsinler o çocukların eğitimiyle ilgilensinler.
Sağlık Bakanı'na sesleniyorum, oradakilerin sağlık sorunlarıyla ilgilensinler. Bakınız, CHP dışında kimse bunu yapamaz, kimse gitmez. Onlardan haberleri bile yoktur. Ama biz toplumun her kesimiyle iletişim halindeyiz. Bir dertleri olduğu zaman mutlaka CHP'yi ararlar; bilirler ki buradan bizim sesimizi yükseltecek insanlar var.

"Parti halkın partisidir. Halkın partisi ise o halde bizim de partimizdir" diyor. Biz CHP'yiz, köklü bir partiyiz. Biz yine toplumun unuttuğu, dikkate almadığı ama her an gördüğümüz, her an karşılaştığımız çöpten kâğıt toplayanların, demir toplayanların, naylon toplayanların da sorunlarına eğildik. Onları ilk kez gidip ziyaret eden, onlarla beraber olan, onların sorunlarını dile getiren yine halkın partisi Cumhuriyet Halk Partisi oldu.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi'yiz. Biz hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye özlüyoruz. Her evde huzurun olmasını istiyoruz, her sofrada bereketin olmasını istiyoruz. Bizim hedefimiz o, çünkü biz çalıp çırpmayı bilmeyiz. Bizim o işlerle ilgimiz yoktur, bizim tek derdimiz halktır, halk!
Her aileye, her bireye, bu ülkede yaşayan her aileye ve her bireye güvenlik getirmek, onların geleceğini güvence altına almak için mücadele eden ve özel bir sigorta dalını sürekli dillendiren parti yine biziz. Aile Destekleri Sigortası'nı hiç kimse unutmasın! Özellikle kadın kardeşlerim hiç unutmasınlar, gittiğiniz her yerde bunu anlatın. "Kadın bu ülkede sahipsiz değildir, onun da geleceğini güvence altına almak zorundayız" diyoruz.
Bir şey daha... Biz Cumhuriyet Halk Partisi'yiz, biz halkın partisiyiz. Hiç kimsenin kimliğini siyaset konusu yapmayız. Hiç kimsenin inancını siyaset konusu yapmayız. Hiç kimsenin yaşam tarzını siyaset konusu yapmayız. Her vatandaşın başımın üstünde yeri var, her CHP'linin başımın üstünde de yeri var.
Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız dedik. Dün bununla ilgili de bir basın toplantısı yaptım. Türkiye'nin temel sorunu nasıl çözülür, nasıl çözülmeli? Bununla ilgili de düşüncelerimizi açıkladık. Düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki bütün engelleri kaldıracağız.
Üniversitelerin özerkliğini getireceğiz. Hiç kimse endişe etmesin; CHP iktidarında ne Selahattin Demirtaş hapiste kalacak, ne Can Atalay kalacak, ne Tayfun Kahraman kalacak, ne Osman Kavala kalacak, ne Selçuk Mızraklı kalacak ne de avukatlar hapislerde kalacak! Hiç endişe etmeyin.
Getireceğiz... Mısır'daki sağır sultana da anlatacağız. Ya bu ülkede hak olmazsa, hukuk olmazsa, adalet olmazsa ülke nereye gidecek? Birilerine çalışan bir devlet olmaz; birileri için çalışan bir devlet olmaz. Devlet halk için çalışır, millet için çalışır.
Biz ahlaki zeminde siyaset yaparız. Ahlak bizim için vazgeçilmezdir. Ahlaki zeminde siyaset yapmazsınız, cebinizi doldurmakla meşgul olursunuz, halkı unutursunuz. Biz halkı unutan değil; halkla beraber olan, halkı kucaklayan ve halkın sorunlarını çözmek için yemin etmiş bir kültürden geliyoruz.
Bunun mücadelesini vereceğiz. Biz devletin kör kuruşuna tenezzül eden bir siyasi gelenekten gelmiyoruz. Biz Mustafa Kemal'in, İsmet İnönü'nün, rahmetli Ecevit'in ve Baykal'ın geleneğinden geliyoruz.
Biz ayrıca hesap sormaktan çekinmeyiz, hesap vermekten de çekinmeyiz. Benim siyaset anlayışımda, bütün CHP'lilerin siyaset anlayışında hesap vermek bir siyasetçi için onurlu bir görevdir. Evet, hesabını veririz ve şunu söyleriz: "Hesabını veririz ama hesap sormazsanız namertsiniz!" deriz.
Bizim parayla, pulla, villalarla, arsalarla işimiz yok. Bizim işimiz, bir çocuğun sorunu varsa o soruna kilitlenmektir; bir aile geçinemiyorsa o aile ile geçinmektir, onun geçimini sağlamaktır. O nedenledir ki alnımız açık ve iktidar sahiplerine, saray şürekasına açıkça her yerde meydan okuruz.
Bakınız, biz CHP'liyiz. Halka hesap sormayız ama halka hesap veririz. Halka hesap vermeyi onurlu bir görev kabul ederiz. Hiç kimse unutmasın: Bu parlamentoda ilk kez Siyasi Ahlak Kanunu tasarısını veren partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir.
Siyasette ahlak olmazsa sorunlar çözülmez. Siyasette dürüstlük olmazsa sorunlar çözülmez. Siyasette ahlakı bir tarafa atıp cebinizi doldurursanız halktan uzaklaşırsınız, halk siyasete güven duymaz. Bizim güven vermemizin temel noktası, her CHP'linin düzgün ve temiz insanlar olmasıdır. Biz harama el uzatmayız.
Biz yalan yanlış söylemeyiz. Biz herkesin hakkını, hukukunu savunuruz. Sadece insanların mı? Hayır! Doğada yaşayan herkesin, her canlının hakkını, hukukunu savunmak bizim boynumuzun borcudur.
Siyasi ahlak kanun tasarısını bu parlamentoya ilk kez getiren partinin adı da Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Çünkü siyaset ahlaki zeminde yürümek zorundadır, olmazsa olmaz! Yolsuzun yanında durulmaz, hırsızın yanında durulmaz, malı götürenlerin yanında durulmaz. Ahlakın yanında durulur, erdemin yanında durulur.
Devleti soyanlarla da mücadele edeceğiz, beşli çetelerle de mücadele edeceğiz. Devletin hazinesini soyanlarla, boşaltanlarla da mücadele edeceğiz. Soyguncularla iktidar sahipleri arasındaki bağı gayet iyi biliyoruz. "Çalan bendense kalsın, çalan ondansa benden habersiz nasıl çaldın, ben seni şimdi burnundan getireceğim" diyorlar.
Biz bunu da gayet iyi biliyoruz. Ama biz kim olursa olsun Beytülmal'e el uzattıysa o eli kesip bir tarafa bırakmak zorundayız.
Bakınız, bir dönem ne diyorlardı? AK Partili bir kişi söylüyordu: "Ankara'yı parsel parsel sattılar" diyordu, değil mi? E peki bu parsel parsel satan adam nerede? Elini kolunu sallıyor, rahatlıkla geziyor. Kim olursa olsun, Ankara'yı parsel parsel sattıysan CHP iktidarında o parsellerin hepsinin hesabını soracağız size!
Kahraman olan halktır arkadaşlar. Kahramanlığı halka verelim, beraber mücadele edeceğiz çünkü. Beraber, birlikte mücadele edeceğiz. Biz haksızlık ve hukuksuzlukla mücadele ederken hiç kimse unutmasın: Bu ülkeye uyuşturucu belasını getirip bu ülkeye yerleştiren o uyuşturucu baronlarıyla da mücadele etmezsem benim adım Kemal olmasın!
Onlarla da mücadele edeceğim.
Uyuşturucu baronları elini kolunu sallayarak geliyor. Nereden getiriyor? Afganistan'dan, İran sınırını geçerek geliyor; öbür taraftan Güney Amerika'dan oradan geliyor. Nereye? Türkiye'ye geliyor. Biliniyor mu bunlar? Hepsi biliniyor, hepsi! Kimlerin Güney Amerika'da limanları var, hangi Türklerin limanları var, onlar da biliniyor.
Hangi gemilerle gelindiği biliniyor. E gidiyorsun, "Uyuşturucu kullandı, onu hapse atalım." Kardeşim, sen onu değil, o uyuşturucuyu Türkiye'ye getiren o barona gücün yetiyor mu, yetmiyor mu? Sizin baronlara gücünüz yetmez ama Bay Kemal'in gücü yetecektir! Bay Kemal'in gücü yetecektir.

Bakınız, tek adam rejimi... Tek adam rejimi ülkeyi felakete sürükler. Bakın Allah aşkına, ya memlekette bereket kalmadı, herkes diken üstünde! Söyledik, tek adam rejimi dünyada hiçbir yerde yok, öyle bir uygulama yok. Ama Türkiye'ye getirdiler, sorunları çözecekmiş. Bana sorar mısınız ya da bana söyler misiniz?
Ya hangi sorununu çözdüler Türkiye'nin? Hangi sorununu çözdüler? Köşeyi dönenler daha da zenginleşti, fakirler daha da fakir oldu. Saray ve şürekası krallar gibi yaşıyor. Buna izin verecek miyiz? Elbette izin vermeyeceğiz! Neden? Çünkü biz halkımızı seviyoruz, çünkü halkımızın her sorununu dillendireceğiz.
Tek adam rejimi... Hadi tamam, yahu tek adam rejimi devletin bütün kurumlarını çürüttü ya, devletin bütün kurumlarını! Bakın şu anda Meclisteyiz. Yeri geldiğinde "Efendim, bu Meclis Gazi Meclistir" diyorlar. Hikâye! Bu Meclis Gazi Meclis değil; bu Meclisin büyük bir kısmı "malı götürenler" meclisidir. Bir daha söylüyorum, bir daha söylüyorum:
Diyecekler ki: "Efendim, Meclise hakaret ediyorsun." Hayır efendim, hakaret etmiyorum, gerçekleri söylüyorum, gerçekleri! Bu Mecliste bir kanun görüşülüyor. Kanun görüşülürken AK Parti milletvekilleri yok, büyük bir kısmı yok. Sahte oy pusulaları gönderiyorlar "biz buradayız" diye. Kaç kişi? Yetmiş altı AK Parti milletvekili!
Bir milletvekili, yani milletin vekili sahte oy pusulası kullanırsa bu milletvekilinin bu memlekete ne faydası olur ya? Ne faydası olur? Hadi sahte oy pusulası kullandı; adın, ad... Bütün isimler de belli. Peki kardeşim, bu Meclisin bir başkanı yok mu ya? Nerede bu başkan? Bu başkan demiyor mu ya: "Bir daha bunu yaparsanız ben şunu, şunu, şunu yaparım" demesi gerekmiyor mu? Diyemez! Çünkü o da saraydan aldığı talimatın gereğini yapıyor. "Sahte oy mu kullanacaksın? Kullanın" diyor.
Sahte oy kullanmak yüzsüzlüktür, ahlaksızlıktır, erdemsizliktir, milleti kandırmaktır. O nedenle bizim görevimiz bu sahte oy kullananların kimliklerini bulundukları bölgelerde açıklamaktır. "Sen milletin vekilisin" diyor değil mi? Bak adın ne? Şu. Mecliste olmadığı halde "Ben buradayım" diye sahte oy kullandı.
Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı bu olayın üzerine gitmezse, gereğini yapmazsa bunu her yerde, her ortamda söyleyeceğiz. Çünkü o da en az bu kadar suçlu demektir; olayın üzerine gitmiyorsan sen de suçlusun kardeşim! Kimse kimseye ders vermesin. Yolsuzluk mu yaptın? Kızıyoruz. Hırsızlık mı yaptın? Kızıyoruz. E kardeşim, sahte oy kullandın ya! Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde sahte oy kullandın ve bu belgelendi; yetmiş altı milletvekili...
Kimseden tık yok yani neredeyse. Ama Bay Kemal bunları unutmaz, hiç meraklanmayın. Bunları dillendireceğiz, bunları söyleyeceğiz. Bu geçmişte olan bir olay değil, yeni olan bir olay.
Biz CHP'liyiz, Cumhuriyet Halk Partiliyiz. Biz üretenin yanındayız, biz alın teri dökenlerin yanındayız. Biz sanayicinin yanındayız, biz esnafın yanındayız, biz çiftçinin yanındayız. Biz zor koşullarda ihracat yapıp ülkesine döviz getiren ihracatçının yanındayız. Biz Karadeniz'de fındık üreticisinin, Rize'de çay üreticisinin yanındayız.
Tarlasında karpuz üretenin yanındayız, şeker pancarı üretenin yanındayız. Biz kim üretiyorsa, alın teri döküyorsa, onların tamamının başımın üstünde yeri vardır. Hepsine şükranlarımı sunuyorum; siz üretin! Dertlerinizi biliyorum, sıkıntılarınızı biliyorum. Ama dertlerinizi Bay Kemal her yerde, her ortamda dillendirecek, bundan hiç endişe etmeyin.
Bunlar ne diyorlardı? "Faiz haramdır" değil mi? E nasıl oluyor da dünyanın en yüksek faizini veriyorsun? Senin verdiğin faiz helal oluyor da başkasının verdiği faiz mi haram oluyor? Faiz faizdir ya! Haramsa haramdır, helalse helaldir. Haram diyen sensin!
Dünyanın en yüksek faizini... Bakın, Arjantin'den sonra dünyanın en yüksek faizini veren Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir, yani saray iktidarıdır. Olmaz! Faize teslim ederseniz bir ülkeyi tefecilere teslim etmiş olursunuz. Dünyanın en yüksek faizini veriyorsanız bu memleketi tefecilere teslim etmiş sayılırsınız.
Biz tefeciye karşı mıyız? Karşıyız. Yüksek faize karşı mıyız? Karşıyız. Biz üretenin yanındayız, alın teri dökenin yanındayız, risk üstlenenin yanındayız, sanayicinin yanındayız. Üniversitelerde bilim üreten insanların yanındayız. Gençlerimizin Avrupa'ya gitmesini değil, kendi ülkelerinde çalışıp üretim yapmalarının yanındayız. Ama memleketi bu hale getirdiler; dolayısıyla Arjantin'den sonra dünyanın en yüksek faizini ödeyen bir ülke olduk.
E, hadi ne diyelim? Erdoğan'ın gözü aydın olsun diyelim. Aziz milletime de seslenmek isterim, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli dostlarım, değerli kadın kardeşlerim...
Bakınız, bir gerçeği daha ifade edeyim: Saray başka bir Türkiye'de yaşıyor, bizim Türkiye'mizde değil, onlar başka bir Türkiye'de yaşıyorlar. Onlar rakam anlatıyorlar ama millet pazara çıkamıyor; onlar pembe tablolar çiziyorlar, millet evine et götüremiyor. Onlar "ekonomi büyüyor" diyorlar, vatandaşın sofrası her geçen gün biraz daha küçülüyor.
Soruyorum, hep beraber soralım: Ya bu ülkede ne ucuzladı? Allah aşkına bana söyleyin, "Şu ucuzladı" deyin. Ekmek mi ucuzladı? Ekmek ucuzladı mı? Et ucuzladı mı? Süt ucuzladı mı? Elektrik ucuzladı mı? Doğal gaz ucuzladı mı? Kira ucuzladı mı?
Ucuzlayan tek şey var: Çalışanın alın teri. Tek şey var!
Şimdi diyorlar ki: "Efendim, biraz daha sabredin, düzelecek; biraz daha sabredin, biraz daha dişinizi sıkın." Ya kardeşim, iktidar neyi sıkıyor? Hadi biz dişimizi sıktık, hadi biz sabrettik; israftan vazgeçiyor mu? Şatafattan vazgeçiyor mu? Lüksten vazgeçiyor mu? Hiçbirisinden vazgeçmiyor ama fedakârlığı vatandaştan bekliyor, "Sen fedakârlık yap" diyor.
Türkiye'de, değerli kardeşlerim, sadece ekonomik kriz yok, çok ciddi bir güven krizi var, güven krizi var! Devlet yönetiminde ciddi bir güven krizi var. Hukuka güven azalmış, adalete güven azalmış, ekonomiye güven azalmış. İnsanlar yarınlarını göremiyorlar, yatırımcı önünü göremiyor, çiftçi üretmekten neredeyse vazgeçiyor.
Gençler bavullarını alıp "Acaba yurt dışına gidersem daha mı iyi yaşarım?" diyor. Bakın, Denizli'de bir lojistik firmasında işçiler sendika kurma hakkını istediler; anayasal bir hak. "Ben sendika kuracağım" diyor, tamamını aldılar kapının önüne koydular. Bu sorunu kim seslendirdi? Cumhuriyet Halk Partisi!
Çünkü sendika kurma hakkı varsa o hakkı teslim edeceksin, işçinin hakkını teslim edeceksin, esnafın hakkını teslim edeceksin. Ve o işçiler "Sendika kuralım" derken hepsi bir gece kapının önüne konuldu. Bu vicdanlı bir iş midir? Ahlaklı bir iş midir? Hukuka uygun bir iş midir? Yoksa başka bir iş midir? Alın terine ihanet edenlerin yaptığı iştir bu, buna bakmak lazım.
Değerli arkadaşlarım, Doruk Madencilik... Söz verdiler bunlara, işçilere: "Sizin sorununuzu çözeceğiz, eylem yapmayın" diye gittiler. Ya düşünün, koskoca hükümet, koskoca saray bir işverene bile talimat veremiyor! Adam "Yapmam" diyor, "Vermem" diyor işçinin hakkını. E siz söz verdiniz, dediniz ki "Sorununuzu çözeceğiz." Neden çözemiyor?
Çünkü karşılıklı eğer sorunları varsa, yani malı götürmüşse iki taraf... "Bak, beni sıkıştırırsan ben de seni sıkıştırırım." O zaman seslerini çıkarmıyorlar. İşçinin hakkını, hukukunu kim koruyacak? Cumhuriyet Halk Partisi koruyacak!
Değerli arkadaşlarım, sorun Türkiye değil, Türkiye'nin yönetilmesidir; yanlış yönetiliyor. Hesap vermeyen bir yönetim var. Bir yönetim hesap vermezse malı götürüyor demektir, hesap verecek! Hesap vermeyi siyasetçiler, yöneticiler onurlu bir görev kabul edecek, onurlu! "Ben hesap veriyorum" diyecek, halkın önüne çıkacak. Ben hesap vermenin ne kadar değerli olduğunu biliyorum diyecek.
Dolayısıyla bu ülkedeki en büyük eksiklik doğru yönetimin, ahlaklı yönetimin olmamasıdır. Milletin iradesinden daha güçlü bir irade yoktur değerli arkadaşlar. Hiçbir propaganda mutfaktaki yangını kapatamaz, gizleyemez. Bu yangın devam ediyor, mutfaktaki yangın! Herkes bunu gayet iyi biliyor.
Ve Türkiye bu zulmü de kabul etmiyor. Biz hepimiz, hep birlikte Cumhuriyet Halk Partililer olarak, birer nefer olarak, halkın neferi olarak; engellinin neferi, köylünün neferi, işçinin neferi, sanayicinin neferi, üretenlerin neferi, ahlaklı insanların neferi, gençlerin neferi olarak yola çıkacağız!
Yola çıkacağız ve Türkiye'yi yeniden aydınlık, huzur içinde yaşayan bir Türkiye yapacağız. Bir Türkiye! Bunun sözünü ben veriyorum. Siz de söz veriyor musunuz?
— Söz! — Söz mü? — Söz!
Hep beraber yapacağız, hep beraber! Hep beraber bu ülkeyi ayağa kaldıracağız, hep beraber! Hep beraber adaleti getireceğiz, hep beraber! Hep beraber soygun düzenini bitireceğiz, hep beraber!

Hepinize selamlar, saygılar sunuyorum; sağ olun, var olun diyorum. Şimdi, şimdi hep beraber Meclisin dış kapısına, merdivenlerin önüne gidiyoruz ve hep beraber toplu, bugünün anısına toplu bir fotoğraf çekilelim.
