giftcardmall/mygift bets10.buzz taraftarium24 taraftarium24

Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının yıl dönümünde DEM Parti basın toplantısı gerçekleştirdi

Gündem 27.02.2026 - 16:13, Güncelleme: 27.02.2026 - 16:26
 

Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının yıl dönümünde DEM Parti basın toplantısı gerçekleştirdi

DEM Parti, Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te gerçekleştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının birinci yıl dönümünde, Kürt sorununun demokratik çözümünde gelinen aşama ve sürecin geleceğine yönelik değerlendirmelerini ve Öcalan'ın yeni mesajını paylaşmak amacıyla Ankara’da basın toplantısı düzenledi.
Çankaya Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleştirilen açıklama, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde bir yıllık sürede yaşanan gelişmelerin yer aldığı bir video gösterimiyle başladı.  Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın yaptığı konuşmaların ardından Öcalan’ın mesajının Türkçesi Pervin Buldan, Kürtçesi ise Veysi Aktaş tarafından okundu. Tülay Hatimoğulları konuşmasında şunlar söyledi: Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 27 Şubat 2025’te Türkiye ve Ortadoğu siyasi tarihinin en önemli günlerinden birine tanıklık ettik. O gün yalnızca bir açıklama yapılmadı; tarihsel bir eşik aşıldı, tarihi bir dönemin kapısı aralandı. Geçen yıl 27 Şubat’a bu karede bizimle olan, ömrünü barış için demokrasi mücadelesine adamış olan sevgili Sırrı Süreyya Önder’i saygıyla ve minnetle anıyorum. 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından paylaşılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bir dönemin kapanışı, yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu çağrı güçlü bir siyasi irade beyanıdır, tarihsel bir manifestodur. Yarım asırdır devam eden savaşın, çatışmanın, yoksulluğun ve acının yükünü taşıyan bu ülkenin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına ayrım gözetmeksizin herkes için eşit, özgür ve demokratik yaşamın teklifiydi. Sadece silahların susması değil; onurlu, kalıcı ve adil bir barış düzeninin kurulması hedeflenmektedir.  Bu yönüyle 27 Şubat, geleceği yeniden kurma cesaretidir. Öcalan’ın cesaretli çağrısına, örgütü olumlu bir yanıt vermiş ve feshi kararı almıştır. Silah yakma ve diğer pratiklerle bu çağrının gerekliliklerini yerine getirmiştir. DEM Parti olarak bir yıldır bu gelişmelerin onurlu bir barışa dönüşmesi için çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Mahalle mahalle, ev ev, sokak sokak, şehir şehir halkımızla buluşmalar gerçekleştirdik. Yaklaşık 2500 toplantı ve halk buluşması yaptık. Yüz binlerce yurttaşımızla açık yüreklilikle bu sürecin tartışmasını ve değerlendirmesini yaptık. Dünya çatışma çözüm deneyimlerinde ender görülen bir genişlikte katılımcı ve şeffaf bir zemin oluşturmaya hep birlikte gayret ettik.  Şimdi sorumluluk devlette ve iktidardadır. Artık 27 Şubat çağrısının içeriğine ve tarihsel ağırlığına uygun kararlar alınmalıdır. Gecikmeden politika üretilmeli, net bir yol haritası belirlenmeli, somut ve güven verici adımlar atılmalıdır. Barış iradesi kurumsal karşılığını net bir biçimde bulmalıdır. 27 Şubat çağrısı; demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde Türkiye siyasetinin önüne konmuş açık bir programdır. Mücadelenin silahla değil siyasetle yürütüleceğinin güçlü ve net beyanıdır. Demokratik entegrasyon ne bir asimilasyondur ne de bir teslimiyettir. Demokratik entegrasyon her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvence altına alındığı ortak bir yaşamın adıdır.  Bu aşamanın hayata geçmesi artık siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur. Çatışmadan beslenen korkuların, geçmişin travmalarının arkasına sığınma dönemi kapanmalıdır. Demokratik entegrasyon yalnızca Kürtlerin tanınması değildir, Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesidir. 86 milyon yurttaşın daha adil, müreffeh ve huzurlu bir ülkede yaşamasıdır. 81 ilde yerel demokrasinin güçlenmesidir. Örgütlenme özgürlüğünün ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Anadili ve kültür özgürlüğü teminat altına alınmalıdır. Kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda sağlanmalıdır. İnanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasi ile buluşmalıdır.  Bu çağrıyla oluşan yeni süreçte demokratik cumhuriyetin inşası için çok şey yapabiliriz. Türkiye’nin bütün aydınları, yazarları, sanatçıları, gazetecileri, demokratları, solcuları, sosyalistleri, işçileri, çiftçileri, esnafı, emek ve meslek örgütleri, doğa ve insan hakları savunucuları, gençleri, kadınları, LGBT+ bireyleri, Alevileri, bu böyle gitmez diyenleri, mütedeyyinleri, bütün halklar ve inançları hep birlikte daha örgütlü olmalı ve dönüştürücü iradeyi hep birlikte ortaya koymalıyız. Bir kez daha ifade ediyoruz ki Öcalan'ın geçen sene 27 Şubat’ta gerçekleştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Amasız fakatsız arkasındayız. Türkiye halklarına yapılmış bu muhteşem barış ve kardeşlik teklifini gerçekleştireceğimizin, bunun mücadelesini sonuna kadar yürüteceğimizin sözünü burada hepinizin huzurunda veriyoruz. Yolumuz açık olsun. Tuncer Bakırhan ise "Adil, eşit ve özgür bir yaşamı kuracağımızın sözünü veriyoruz" dediği konuşmasında şunlara değindi:  Mevanen aziz, hevalen delal hun bi xer hatin. Hun hemiyan can u dil slav dikim. Hepiniz hoş geldiniz. Barış, demokrasi ve emek mücadelesini yıllarca bizimle birlikte yürüten ama şu anda aramızda olmayan çok değerli arkadaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Biraz önce sinevizyonda da izlediniz. Bu süreçte büyük emeği ve katkısı olan Sırrı Süreyya Önder’i sevgi ve saygıyla yad ediyorum. Onlara bir kez daha sözümüzü yineliyoruz. Bu topraklarda bir gün mutlaka adil, eşit ve özgür bir yaşamı kuracağımızın sözünü veriyoruz. Tarih bazen kendini tekrar eder, hızlı işlemez ama bazen de çok önemli çıkışlar, olaylar ve olgular tarihi hızlandırır. 27 Şubat öncesi Türkiye büyük bir umutsuzluk içerisindeydi. Bir kaos, kriz ve çözümsüzlük ülkede hüküm sürüyordu. 27 Şubat’ta Öcalan’ın yapmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile birlikte yeni bir tarihin eşiğine geldik. 27 Şubat, 100 yıllık düğümün çözülmesi için ortaya konulmuş tarihsel bir iradenin adıdır. Bu topraklar bir asırdır Kürt meselesini çözemiyor. 27 Şubat, demokratik siyaset, hukuk ve toplumsal bir uzlaşıyla başta Kürt meselesi olmak üzere demokratikleşme sorunlarımızı çözme kararlılığıdır. Bu siyasi irade Ortadoğu'nun kadim topraklarına düşen bir barış cemresidir. Nitekim Suriye'deki çatışma ve savaş ortamını da aynı zamanda bu çağrı bir diyaloğa ve müzakereye evriltmiştir. Halklar için yıkımdan çıkışın, ortak ve onurlu bir yaşamın pusulasıdır 27 Şubat.  Bu irade çatışmanın değil müzakerenin, inkarın değil eşit yurttaşlığın, ayrılığın değil bütünleşmenin manifestosudur. Fakat, siz de çok iyi biliyorsunuz ki parti olarak gece gündüz halkımızla yaptığımız toplantılarda dile getirdiğimiz bir gerçeklik var: Barış tek taraflı adımlarla sağlanamaz, tek taraflı fedakarlıklarla barış inşa edilemez. Dolayısıyla, devletin de bu barış iradesinin ağırlığına uygun bir pratik içerisinde olmasını bir kez daha ifade ediyoruz. Devlet ve yürütme erki Öcalan’ın çözüm temposuna denk düşen bir ciddiyet ve kararlılıkla bu süreci ileri taşımakla yükümlüdür. Artık sorumluluk, devlet ve yürütme erkindedir. Artık bir eşiği aşmak zorundayız. Bir yıldır aynı eşikte bekleyip duruyoruz. Barış içinde birlikte yaşama kararlılığı artık pratiğe dönüşmelidir. Yaptığımız binlerce toplantının temel düşüncesi de buydu. Somut ve pratik adımlardı. Meclis Komisyonunun raporunda belirtilen yasal adımların da bu mübarek Ramazan ayının bütünleştirici ruhuna yakışır bir şekilde artık hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Artık barışın hukuku yazılmalı, yasal ve anayasal güvence mekanizmaları işletilmelidir.  Tarihsel ve toplumsal barışın tesisi için Öcalan’ın rolü, pozisyonu veya yasal statüsü net bir şekilde tanınmalı ve güvence altına alınmalıdır. Öcalan 16 Şubat’ta heyetimizle yaptığı görüşmede çok önemli bir şey söyledi. “Kürtsüz Cumhuriyet olmaz” demiş. Biz de Cumhuriyet Kürtsüz olmaz diyoruz ve artık bunun gereklerinin yerine getirilmesi çağrısını yineliyoruz. Gerçek ve demokratik bir cumhuriyet ancak Kürtlerin eşit ve onurlu yaşadıkları bir yurttaşlıkla taçlandırılabilir. Biliyoruz ki mesele sadece Kürt meselesi değildir; mesele Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve adalet meselesidir. Mesele, birlikte ve eşit yaşam meselesidir. DEM Parti olarak, her türlü provokasyona ve baskıya rağmen demokratik siyasetteki ısrarımızı devam ettireceğiz. Çözümün yegane zeminin demokratik siyaset olduğunu söylemeye devam edeceğiz. Yeni bir toplumsal mimari ve bütünleşmeyi yasa ve ilkeye dayanarak inşa etmek temel hedefimizdir. Tarihe açıkça not düşüyoruz, “DEM Parti nerededir?” diyenlere bir kez daha bu salonda yanıtımızı veriyoruz. 27 Şubat çağrısını tüm inancımızla destekliyor ve sonuna kadar sahipleniyoruz. Sahiplenmeye devam edeceğiz. Öcalan’ın demokratik siyaset çabasının ve barış iradesinin arkasında olmaya devam edeceğiz. Riya me vekiri be. Aşiti daim be. Yolumuz açık, barış daim olsun.  Pervin Buldan da Sırrı Süreyya Önder’i anarak başladığı konuşmasında şunlar söyledi: Öcalan'ın mesajını okumadan önce Sırrı Süreyya Önder’i anmadan yapamayacağımı belirtmek isterim. “Bir kişi bile barışı talep etmeye devam ederse barış umudu vardır” derdi hep. Bugün birinci yılında önemli bir aşamaya gelen barış sürecinin ilmek ilmek örülmesinde en büyük emek sahibidir. Barışa adanmışlığın onurlu ismi Sırrı Süreyya Önder'den söz ediyorum. “Bu ülkeye barışı getirene kadar ölüm yok bana” demişti. Barış mücadelesini kendi yaşamına tercih etmişti. 7’den 70’e herkes bu güzel günleri görsün, barışı yaşasın diye. Sırrı Süreyya Önder’i büyük özlemle ve hasretle anıyorum. Anısının önünde saygıyla eğiliyorum. Tüm Türkiye halkları ve tarih seni asla unutmayacak sevgili Sırrı Süreyya Önder.  Konuşmaların ardından Öcalan’ın mesajı Buldan ve Aktaş tarafından okundu.
DEM Parti, Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te gerçekleştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının birinci yıl dönümünde, Kürt sorununun demokratik çözümünde gelinen aşama ve sürecin geleceğine yönelik değerlendirmelerini ve Öcalan'ın yeni mesajını paylaşmak amacıyla Ankara’da basın toplantısı düzenledi.

Çankaya Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleştirilen açıklama, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde bir yıllık sürede yaşanan gelişmelerin yer aldığı bir video gösterimiyle başladı. 

Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın yaptığı konuşmaların ardından Öcalan’ın mesajının Türkçesi Pervin Buldan, Kürtçesi ise Veysi Aktaş tarafından okundu.

Tülay Hatimoğulları konuşmasında şunlar söyledi:

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 27 Şubat 2025’te Türkiye ve Ortadoğu siyasi tarihinin en önemli günlerinden birine tanıklık ettik. O gün yalnızca bir açıklama yapılmadı; tarihsel bir eşik aşıldı, tarihi bir dönemin kapısı aralandı. Geçen yıl 27 Şubat’a bu karede bizimle olan, ömrünü barış için demokrasi mücadelesine adamış olan sevgili Sırrı Süreyya Önder’i saygıyla ve minnetle anıyorum. 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından paylaşılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı " class="text-dark font-weight-bold" target="_blank"> Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bir dönemin kapanışı, yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu çağrı güçlü bir siyasi irade beyanıdır, tarihsel bir manifestodur. Yarım asırdır devam eden savaşın, çatışmanın, yoksulluğun ve acının yükünü taşıyan bu ülkenin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına ayrım gözetmeksizin herkes için eşit, özgür ve demokratik yaşamın teklifiydi. Sadece silahların susması değil; onurlu, kalıcı ve adil bir barış düzeninin kurulması hedeflenmektedir. 

Bu yönüyle 27 Şubat, geleceği yeniden kurma cesaretidir. Öcalan’ın cesaretli çağrısına, örgütü olumlu bir yanıt vermiş ve feshi kararı almıştır. Silah yakma ve diğer pratiklerle bu çağrının gerekliliklerini yerine getirmiştir. DEM Parti olarak bir yıldır bu gelişmelerin onurlu bir barışa dönüşmesi için çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Mahalle mahalle, ev ev, sokak sokak, şehir şehir halkımızla buluşmalar gerçekleştirdik. Yaklaşık 2500 toplantı ve halk buluşması yaptık. Yüz binlerce yurttaşımızla açık yüreklilikle bu sürecin tartışmasını ve değerlendirmesini yaptık. Dünya çatışma çözüm deneyimlerinde ender görülen bir genişlikte katılımcı ve şeffaf bir zemin oluşturmaya hep birlikte gayret ettik. 

Şimdi sorumluluk devlette ve iktidardadır. Artık 27 Şubat çağrısının içeriğine ve tarihsel ağırlığına uygun kararlar alınmalıdır. Gecikmeden politika üretilmeli, net bir yol haritası belirlenmeli, somut ve güven verici adımlar atılmalıdır. Barış iradesi kurumsal karşılığını net bir biçimde bulmalıdır. 27 Şubat çağrısı; demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde Türkiye siyasetinin önüne konmuş açık bir programdır. Mücadelenin silahla değil siyasetle yürütüleceğinin güçlü ve net beyanıdır. Demokratik entegrasyon ne bir asimilasyondur ne de bir teslimiyettir. Demokratik entegrasyon her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvence altına alındığı ortak bir yaşamın adıdır. 

Bu aşamanın hayata geçmesi artık siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur. Çatışmadan beslenen korkuların, geçmişin travmalarının arkasına sığınma dönemi kapanmalıdır. Demokratik entegrasyon yalnızca Kürtlerin tanınması değildir, Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesidir. 86 milyon yurttaşın daha adil, müreffeh ve huzurlu bir ülkede yaşamasıdır. 81 ilde yerel demokrasinin güçlenmesidir. Örgütlenme özgürlüğünün ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Anadili ve kültür özgürlüğü teminat altına alınmalıdır. Kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda sağlanmalıdır. İnanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasi ile buluşmalıdır. 

Bu çağrıyla oluşan yeni süreçte demokratik cumhuriyetin inşası için çok şey yapabiliriz. Türkiye’nin bütün aydınları, yazarları, sanatçıları, gazetecileri, demokratları, solcuları, sosyalistleri, işçileri, çiftçileri, esnafı, emek ve meslek örgütleri, doğa ve insan hakları savunucuları, gençleri, kadınları, LGBT+ bireyleri, Alevileri, bu böyle gitmez diyenleri, mütedeyyinleri, bütün halklar ve inançları hep birlikte daha örgütlü olmalı ve dönüştürücü iradeyi hep birlikte ortaya koymalıyız. Bir kez daha ifade ediyoruz ki Öcalan'ın geçen sene 27 Şubat’ta gerçekleştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Amasız fakatsız arkasındayız. Türkiye halklarına yapılmış bu muhteşem barış ve kardeşlik teklifini gerçekleştireceğimizin, bunun mücadelesini sonuna kadar yürüteceğimizin sözünü burada hepinizin huzurunda veriyoruz. Yolumuz açık olsun.

Tuncer Bakırhan ise "Adil, eşit ve özgür bir yaşamı kuracağımızın sözünü veriyoruz" dediği konuşmasında şunlara değindi: 

Mevanen aziz, hevalen delal hun bi xer hatin. Hun hemiyan can u dil slav dikim. Hepiniz hoş geldiniz. Barış, demokrasi ve emek mücadelesini yıllarca bizimle birlikte yürüten ama şu anda aramızda olmayan çok değerli arkadaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Biraz önce sinevizyonda da izlediniz. Bu süreçte büyük emeği ve katkısı olan Sırrı Süreyya Önder’i sevgi ve saygıyla yad ediyorum. Onlara bir kez daha sözümüzü yineliyoruz. Bu topraklarda bir gün mutlaka adil, eşit ve özgür bir yaşamı kuracağımızın sözünü veriyoruz.

Tarih bazen kendini tekrar eder, hızlı işlemez ama bazen de çok önemli çıkışlar, olaylar ve olgular tarihi hızlandırır. 27 Şubat öncesi Türkiye büyük bir umutsuzluk içerisindeydi. Bir kaos, kriz ve çözümsüzlük ülkede hüküm sürüyordu. 27 Şubat’ta Öcalan’ın yapmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı " class="text-dark font-weight-bold" target="_blank"> Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile birlikte yeni bir tarihin eşiğine geldik. 27 Şubat, 100 yıllık düğümün çözülmesi için ortaya konulmuş tarihsel bir iradenin adıdır. Bu topraklar bir asırdır Kürt meselesini çözemiyor. 27 Şubat, demokratik siyaset, hukuk ve toplumsal bir uzlaşıyla başta Kürt meselesi olmak üzere demokratikleşme sorunlarımızı çözme kararlılığıdır. Bu siyasi irade Ortadoğu'nun kadim topraklarına düşen bir barış cemresidir. Nitekim Suriye'deki çatışma ve savaş ortamını da aynı zamanda bu çağrı bir diyaloğa ve müzakereye evriltmiştir. Halklar için yıkımdan çıkışın, ortak ve onurlu bir yaşamın pusulasıdır 27 Şubat. 

Bu irade çatışmanın değil müzakerenin, inkarın değil eşit yurttaşlığın, ayrılığın değil bütünleşmenin manifestosudur. Fakat, siz de çok iyi biliyorsunuz ki parti olarak gece gündüz halkımızla yaptığımız toplantılarda dile getirdiğimiz bir gerçeklik var: Barış tek taraflı adımlarla sağlanamaz, tek taraflı fedakarlıklarla barış inşa edilemez. Dolayısıyla, devletin de bu barış iradesinin ağırlığına uygun bir pratik içerisinde olmasını bir kez daha ifade ediyoruz. Devlet ve yürütme erki Öcalan’ın çözüm temposuna denk düşen bir ciddiyet ve kararlılıkla bu süreci ileri taşımakla yükümlüdür. Artık sorumluluk, devlet ve yürütme erkindedir. Artık bir eşiği aşmak zorundayız. Bir yıldır aynı eşikte bekleyip duruyoruz. Barış içinde birlikte yaşama kararlılığı artık pratiğe dönüşmelidir. Yaptığımız binlerce toplantının temel düşüncesi de buydu. Somut ve pratik adımlardı. Meclis Komisyonunun raporunda belirtilen yasal adımların da bu mübarek Ramazan ayının bütünleştirici ruhuna yakışır bir şekilde artık hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Artık barışın hukuku yazılmalı, yasal ve anayasal güvence mekanizmaları işletilmelidir. 

Tarihsel ve toplumsal barışın tesisi için Öcalan’ın rolü, pozisyonu veya yasal statüsü net bir şekilde tanınmalı ve güvence altına alınmalıdır. Öcalan 16 Şubat’ta heyetimizle yaptığı görüşmede çok önemli bir şey söyledi. “Kürtsüz Cumhuriyet olmaz” demiş. Biz de Cumhuriyet Kürtsüz olmaz diyoruz ve artık bunun gereklerinin yerine getirilmesi çağrısını yineliyoruz. Gerçek ve demokratik bir cumhuriyet ancak Kürtlerin eşit ve onurlu yaşadıkları bir yurttaşlıkla taçlandırılabilir. Biliyoruz ki mesele sadece Kürt meselesi değildir; mesele Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve adalet meselesidir. Mesele, birlikte ve eşit yaşam meselesidir. DEM Parti olarak, her türlü provokasyona ve baskıya rağmen demokratik siyasetteki ısrarımızı devam ettireceğiz. Çözümün yegane zeminin demokratik siyaset olduğunu söylemeye devam edeceğiz. Yeni bir toplumsal mimari ve bütünleşmeyi yasa ve ilkeye dayanarak inşa etmek temel hedefimizdir. Tarihe açıkça not düşüyoruz, “ DEM Parti nerededir?” diyenlere bir kez daha bu salonda yanıtımızı veriyoruz. 27 Şubat çağrısını tüm inancımızla destekliyor ve sonuna kadar sahipleniyoruz. Sahiplenmeye devam edeceğiz. Öcalan’ın demokratik siyaset çabasının ve barış iradesinin arkasında olmaya devam edeceğiz. Riya me vekiri be. Aşiti daim be. Yolumuz açık, barış daim olsun. 

Pervin Buldan da Sırrı Süreyya Önder’i anarak başladığı konuşmasında şunlar söyledi:

Öcalan'ın mesajını okumadan önce Sırrı Süreyya Önder’i anmadan yapamayacağımı belirtmek isterim. “Bir kişi bile barışı talep etmeye devam ederse barış umudu vardır” derdi hep. Bugün birinci yılında önemli bir aşamaya gelen barış sürecinin ilmek ilmek örülmesinde en büyük emek sahibidir. Barışa adanmışlığın onurlu ismi Sırrı Süreyya Önder'den söz ediyorum. “Bu ülkeye barışı getirene kadar ölüm yok bana” demişti. Barış mücadelesini kendi yaşamına tercih etmişti. 7’den 70’e herkes bu güzel günleri görsün, barışı yaşasın diye. Sırrı Süreyya Önder’i büyük özlemle ve hasretle anıyorum. Anısının önünde saygıyla eğiliyorum. Tüm Türkiye halkları ve tarih seni asla unutmayacak sevgili Sırrı Süreyya Önder. 

Konuşmaların ardından Öcalan’ın mesajı Buldan ve Aktaş tarafından okundu.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat