<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Güvenilir Haberin İlk Adresi</title>
                      <link>https://www.politikajans.com/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.politikajans.com/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>Tarafsız ve objektif haberleriyle güvenilir haberin ilk adresi</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Tue, 12 May 2026 03:57:21 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Güvenilir Haberin İlk Adresi - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Güvenilir Haberin İlk Adresi</copyright><item><title><![CDATA[CHP Afyonkarahisar il Başkanlığı’ndan açıklama: Başkanımız CHP’nin kimliği ve halkın iradesi doğrultusunda hareket ettiği sürece yanındayız]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-chp-afyonkarahisar-il-baskanligindan-aciklama-baskanimiz-chpnin-kimligi-ve-halkin-iradesi-dogrultusunda-hareket-ettigi-surece-yanindayiz-2481.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-chp-afyonkarahisar-il-baskanligindan-aciklama-baskanimiz-chpnin-kimligi-ve-halkin-iradesi-dogrultusunda-hareket-ettigi-surece-yanindayiz-2481.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP Afyonkarahisar İl Başkanlığı, Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın CHP’den ayrılacağı iddialarıyla ilgili açıklama yaptı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ CHP Afyonkarahisar İl Başkanlığı'nın açıklaması şöyle:

Başkanımızın, Atatürk'ün partisi olan CHP'nin kimliği ve halkın kendisine emanet ettiği irade doğrultusunda hareket ettiği sürece CHP örgütleri olarak yanında durmaya devam edeceğimizi bildiririz.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[CHP Afyonkarahisar il Başkanlığı’ndan açıklama: Başkanımız CHP’nin kimliği ve halkın iradesi doğrultusunda hareket ettiği sürece yanındayız - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 07 May 2026 12:33:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/chp-afyonkarahisar-il-baskanligindan-aciklama-baskanimiz-chpnin-kimligi-ve-halkin-iradesi-dogrultusunda-hareket-ettigi-surece-yanindayiz-154046-20260507.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/chp-afyonkarahisar-il-baskanligindan-aciklama-baskanimiz-chpnin-kimligi-ve-halkin-iradesi-dogrultusunda-hareket-ettigi-surece-yanindayiz-154046-20260507.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/chp-afyonkarahisar-il-baskanligindan-aciklama-baskanimiz-chpnin-kimligi-ve-halkin-iradesi-dogrultusunda-hareket-ettigi-surece-yanindayiz-154046-20260507.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP’nin kurultay davası ertelendi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-chpnin-kurultay-davasi-ertelendi-2480.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-chpnin-kurultay-davasi-ertelendi-2480.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’na usulsüzlük iddiasıyla açılan dava 1 Temmuz tarihine ertelendi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[  ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[CHP’nin kurultay davası ertelendi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:31:35 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/chpnin-kurultay-davasi-ertelendi-103408-20260506.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/chpnin-kurultay-davasi-ertelendi-103408-20260506.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/chpnin-kurultay-davasi-ertelendi-103408-20260506.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Ne ailemize ne milletimize veremeyeceğimiz tek bir hesap yok]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-ne-ailemize-ne-milletimize-veremeyecegimiz-tek-bir-hesap-yok-2479.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-ne-ailemize-ne-milletimize-veremeyecegimiz-tek-bir-hesap-yok-2479.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu onurlandıran konuklarımız, televizyonlarında bizi izleyen, radyolarından dinleyen çok kıymetli vatandaşlarımız hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygıyla selamlıyoruz. Hepiniz hoş geldiniz” dedi.&nbsp;

Özel, şunları söyledi:&nbsp;

BÜYÜK SEFERBERLİĞİ BAŞLATTIK

Bir haftalık yoğun çalışma takviminin ardından bir aradayız. 1 Mayıs’ta İşçi Bayramı yaklaşırken önce Türk-İş’i ziyaret ettik. Ardından Hak-İş ziyareti bu haftaya ertelendi. Sayın Genel Başkan’ın taziyesi, cenazesi nedeniyle ki bir kez daha kendisine başsağlığı diliyorum, ablasını kaybetti. Ertesi gün 1 Mayıs’ta da DİSK’in,&nbsp;KESK’in&nbsp;TMMOB’un ve Türk Tabipleri Birliği’nin çağrısıyla Kadıköy Rıhtım Meydanı’ndaki on binlerle, yüz binlerle bir araya geldik. Dayanışmamızı gösterdik ve hep beraber önümüzdeki yıl 1 Mayıs için Taksim’e sözleştik. Gelecek sene 1 Mayıs’ta hep beraber Taksim’de olacağız. Geçen hafta grup toplantımıza denk geldiği için Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıl dönümü törenine katılamamıştık. Çarşamba günü Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Kadir Özkaya’yı ve mahkeme üyelerimizi ziyaret ettik. Tebriklerimizi ilettik, başarılı bir yıl diledik. Cumartesi günü, 107’nci eylemimizi; Karabük’te çok ses getiren, meydanlara sığmayan, bütün Türkiye’ye umut olan eylemimizi yaptık. Dün erken saatlerde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde çalışmalarımızı başlattık ve ardından saat 12.00’de yaptığımız basın toplantısıyla 4 Mayıs itibarıyla tüm seçilmişlerimizle, örgütümüzle, sandık görevlilerimizle beraber 81 ilde 973 ilçede sahaya çıktık, büyük seferberliği başlattık. Bugün Yenimahalle ilçe örgütümüz&nbsp;anons edildi. Tahmin ediyorum ki öğleden önceki çalışmalarda yoruldular, buraya nefes almaya geldiler. Öğleden sonra Yenimahalle örgütünü sahada görmeye devam edelim. Bugünlerde Ankara’da il - ilçe örgütü ağırlamak yerine örgütlerimizin illerde, ilçelerde, beldelerde, köylerde çaldıkları kapılar tarafından nasıl ağırlandıklarını ve iktidar yürüyüşümüzü nasıl anlattıklarını görmek istiyoruz. Bütün örgütümüze kolay gelsin.

YA MİLLETİN HALİNDEN HABERİ YOK YA GERÇEKLERDEN KOPMUŞ

Tüm kadrolarımızla seferberliği başlattığımız gün yeni enflasyon verileri açıklandı. Nisan ayında aylık enflasyon TÜİK tarafından yüzde 4,18 olarak ilan edildi. TÜİK bile aylık enflasyonu yüzde 4,18 olarak ilan etti. Yıllık enflasyonu yüzde 30’dan yüzde 32,4’e yükseldi. Yani&nbsp;TÜİK’e&nbsp;göre bile geçen sene bugün 100 lira olan bir mal ya da hizmet ortalama 132 liraya çıkmış durumda. Tabii ki bu gıdada çok daha yüksek, belli ürünlerde çok daha yüksek. Ama&nbsp;TÜİK’insepetinin o enflasyon ortalaması geçen sene 100 lira olan mal ve hizmetlerin bugün 132 lira olduğunu gösteriyor. Merkez Bankası’nın yılsonu enflasyon hedefi, hatırlayalım yüzde 16’ydı. Yani emekli, emekçi, devletin memuru, kamudaki işçi için hesabı - kitabı yaparken devlet ‘Yüzde 16 olacak enflasyon’ diyordu. Dört ayda %16’lık enflasyona neredeyse geldik; yüzde 14,6 oldu. Öyle bir noktadayız ki hiçbir hedefini tutturamayan iktidar, milleti enflasyona ezdiren, ekonomiyi yönetemeyen ve artık yönetme umudu kalmamış bir noktaya sürüklendi. Milletimiz hayat pahalılığı altında eziliyor ama ‘Her şeyi ben bilirim’ diyen, ‘Ben ekonomistim’ diyen,&nbsp;pandemide&nbsp;bütün dünya enflasyonu durdurmak için kısa süreli faiz silahını çekmişken ‘Faize savaş açıyorum’ diye enflasyonları yüzde 87’lere kadar götüren birisi dün bir açıklama yapmış. Gerçekten inanamadım; döndüm döndüm, bir daha okudum. Şöyle diyor; ‘Açıklanan kritik veriler…’ Dün yüzde 4,18 enflasyon açıklanmış aylık. ‘Açıklanan kritik veriler Türkiye ekonomisinin küresel krizleri yönetme kapasitesini bir kez daha teyit etmiştir.’ Ya Allah’tan kork. Hangi yönetme kapasitesinden bahsediyorsun? Aylık enflasyon, dün açıklanan aylık enflasyon dünyadaki 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. Dünyada enflasyon Türkiye’de anlandığı anlamda bir sorun olmaktan çıktı.&nbsp;Pandemi&nbsp;ile birlikte yüzde 3 olan enflasyonlar yüzde 5 oldu, faizi yüzde 7 yapıp çevirdiler de yüzde 3-3,5’de duruyor şimdi. Yüzde 2 olan enflasyon yüzde 4 oldu, döndürdüler de yüzde 2’de duruyor şimdi. Dünyada enflasyonda 100 ülke var, bir yıllık enflasyonu yüzde 5’in altında olan. Türkiye bir aylık enflasyonda neredeyse yüzde 5’i yakalamış durumda. Çıkmış, ‘Küresel krizleri yönetme kapasitemiz teyit edildi’ diyor. Öyle bir noktada ki ya gerçekten milletin halinden ve rakamlardan haberi yok. Ya da gerçeklikten kopmuş, saraylara hapsolmuş bir iktidar görüntüsü; fildişi kulelerinden vatandaşı karınca gibi görüyor, vatandaşı küçük görüyor, vatandaşın aklıyla, vicdanıyla, yaşadıkları ile dalga geçiyor. Buradan Erdoğan’a söyleyeceğim şudur; o karıncanın kardeşi var, o karıncayı sana ezdirmeyiz, o karıncanın kardeşi Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

BU MİLLET ERDOĞAN’DAN KURTULMAK İÇİN DUA EDİYOR

Dört aylık enflasyonun sonucunda asgari ücret 4 bin 100 lira eridi. Basit hesap, 4 bin 100 lira. Yani ocak ayında 28 bin lira denilen asgari ücret, şimdi 23 bin 900 o anki parayla. Daha önce bir yıl var emekçilerin. En düşük emekli maaşı 3 bin lira eridi, 17 bin liraya geriledi. En düşük memur aylığı 9 bin lira eridi. Ne diyordu Erdoğan? ‘Üç yıl öncekinden daha az ekmek alıyorsanız, bana beddua edin’ diyordu. Diyor mu? Diyor. Bakın burada, tarihi 30 Kasım 2005. ‘3 yıl öncekinden daha az ekmek alıyorsanız, bana beddua edin’ diyor. Üç yılı geçtim Sayın Erdoğan, üç ay, üç ay. Üç ay önce, asgari ücretli bin 870 ekmek alıyordu. Hesap ortada. Hani diyorsun ya ‘O makineyi bırak, altın hesabını bırak.’ O makineyi eline al, somun ekmek hesabı yap. Üç ay önce asgari ücret bin 870 ekmek alırken şu anda bin 605 ekmek alıyor. Üç ayda kayıp asgari ücrette, 265 ekmek. Diyorsun ya ‘Üç yıl öncesine göre daha az ekmek alan bana beddua etsin.’ Bu milletin irfanında, kültüründe kimseye beddua etmek yok. Bu millet beddua etmiyor sana. Bu millet, senden kurtulmak için dua ediyor Allah’a.

DÜNYANIN EN YÜKSEK BEŞİNCİ ENFLASYONUYUZ

Türkiye, yüzde 32,5’lik enflasyonuyla Avrupa’da açık ara birinci. Bakın öyle bir şey ki Avrupa’da bizden sonra enflasyonu en yüksek olan ülke Romanya. Yüzde 9,9 enflasyon var. Bu ne demek? Avrupa’da bizim dışımızda enflasyonu çift hane olan yok. Yüzde 9’u, yüzde 10’u geçen yok. Bizim yüzde 32,5. Dünyanın en yüksek beşinci enflasyonuyuz. Hem gıdada hem genel enflasyonda. Bizden kötü dört ülke var. Venezuela, Güney Sudan, İran, Arjantin. Arjantin, Venezuela, yaşadığı istikrarsızlıklar, daha geçen aylarda adamların devlet başkanını gidip alıp götürdüler. Kafeste, New York’ta gezdirdiler. Öbürü, Güney Sudan, yıllardır iç savaş sürüyor. İran, dünyanın en büyük donanması kalkmış, gelmiş yanı başına, İsrail’le birlikte bomba yağdırıyor. Bu dört ülkeden başka ülke yok ki enflasyonu bizden daha yüksek olsun. Bu dört ülke. Öyle ülkeler var ki bizde iyi, adam sabah kalkıyor, elinde mızrakla ava gidiyor avlanmak için. Öyle ülkelerde enflasyon bizden düşük. Öyle bir noktadayız ki savaş sonrası dünyada gıda enflasyonu, çünkü hep vurguyu şu yapıyor; ‘İran’da savaş var, bütün dünyada enflasyon yükseliyor.’ Gıda enflasyonu, nisan itibari ile dünyada yüzde 2,4, Türkiye’de yüzde 35. O yüzden buna ekonomistler ‘kırılganlık’ diyor, ‘hazırlıksız yakalanmak’ diyor, ‘tedbir almamak’ diyor, lazım olan enflasyonla mücadele için tedbir almak için gerekli olan kaynakların daha önce yanlış yerlerde tüketildiğini, yerine koymak için çok yüksek maliyetlere katlanıldığını söylüyor. İşte böyle bir şeyle karşı karşıyayız. Ama bir ülke zorluk çeker, tabii bu kadar beceriksiz yönetimin elinde dünya enflasyondan kurtulmuşken yüzde 32 enflasyon, hep birlikte katlanmak zorunda olduğumuz bir şey değil.

KARA DÜZENDE İNANILMAZ BİR GÖSTERGE DAHA VAR

İşin kötüsü AK Parti’nin kara düzeninde inanılmaz bir gösterge daha var. AK Parti’nin kara düzenine göre dünya servet raporu ilan edildi. AK Parti’nin kara düzeninde son beş yılda 30 milyon dolar ve üzerinde serveti olanların sayısı, son beş yılda Türkiye’de 2 bin 174’ten 4 bin 208 kişiye çıktı. Yani son beş yılda biz yoksullaşırken, işsizlik artarken, bu kadar yaşam sıkıntısı varken, bütün gençler ve aileleri geleceğinden daha endişeli iken Türkiye’de 4 bin 208 kişi 30 milyon doların üzerinde servete erişti. Şöyle özetleyeyim. İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerde alınabilir bir daire fiyatı üzerinden 250 tane dairesi var bu adamların. Anadolu’da 500 tane daire alıyor bu parayı. Sen bir daire alamıyorsun, kiradan kurtulamıyorsun. 500 dairesi olanların sayısı 2 bin 174’ten 4 bin 208’e çıkmış. Al, dön, incele. Her birisi bu dönemin kayrılan tüccarları, devletten iş alanları, devletin iş verdikleri, AK Parti’nin semirttikleri. Ant olsun ki bitireceğiz bu AK Parti’nin bu kara düzenini.

KİŞİ BAŞINA 558 BİN LİRA VERGİ VERECEĞİZ

İğneden ipliğe her şeye zam geliyor. Mazota zam, elektriğe zam, doğalgaza zam, sebzeye zam, meyveye zam. Bu zamların rekortmenleri var. Tarlada tanesi 3,75 lira elmanın, markette 40 lira olmuş, 40 lira. 3,75’ten 40 liraya gelirken öyle bir aracı fahiş paralar… Elbette aracılar var, yanlışlar var, inatla çıkarılmayan hal kanunu var, var oğlu var ama. Esas bunu buradan buraya&nbsp;getirirkenki&nbsp;en önemli maliyet; mazot var, işçilik var, artan bütün maliyetler var. Fiyat farkı yüzde 886 olmuş tarla ile market arasında. Sen yönetiyorsun bu ülkeyi 24 yıldır. İsmet Paşa değil. 24 yıldır sen yönetiyorsun bu ülkeyi. Ve enflasyon şampiyonu. Hani ortalaması yüzde 32 ya, domatesin enflasyonu bir yıl önce bugün kilosu 40 lira olan domates, şimdi 200 lira. Yüzde 400 enflasyon. 40 liradan beş kat artmış, 200 liraya çıkmış domatesin enflasyonu. Orta Vadeli Program var. Orta Vadeli Programa göre, üç yılda, bundan sonraki üç yılda 48 trilyon lira vergi ödeyeceğiz. 48 trilyon lira. Yani 86 milyon nüfusa böldüğünüzde kişi başına, yani bir aylık bebek de&nbsp;dahil&nbsp;90 yaşında dedem de dahil, 558 bin lira vergi vereceğiz. Kişi başına 558 bin lira vergi. Ama bu vergi yoksulun sırtında, bu vergi orta sınıfın sırtında, eskinin ortak direğinin şimdinin yoksullarının sırtında.

VERGİ ADI ALTINDA SOYGUN DÜZENİ VAR

Bu ülkede 40 bin lira maaş alan bir yılda 12 maaş alıyor, ikisini vergiye veriyor. 60 bin lira maaş alan aldığı maaşın 2,5 aylığını vergiye veriyor. 70 bin lira maaş alan, üç maaşını vergiye veriyor bu ülkede. 12 maaş alıyor, üçünü vergiye veriyor. Böyle bir vergi düzeni var. Bu ülkede şöyle bir vergi düzeni var. Dünyanın en adaletsiz vergisi, dolaylı vergi. Türkiye’de toplam vergilerin neredeyse yüzde 65’i. Ne demek o? En zenginle en fakirin eşit ödediği vergi. Dünyanın en adaletsiz vergisi. Elektriği, milyarder ve asgari ücretli yakıyor, aynı vergiyi veriyor. Sudan, toplu taşımadan, giyim kuşamdan alınan dolaylı vergilerinin tamamı. En zengin de en fakir de evladına süt aldığında, çocuk bezi aldığında aynı vergiyi ödüyor memlekette. Ve bu vergilerin toplam vergideki payı yüzde 65. Bunun&nbsp;üstüne bir de yüzde 23 - 24 Gelir Vergisi var. O ne? Maaşı bankamatikten çekiyorsun ya çekmeden içinden kesilen vergi. Bir de bankada bir mevduatın varsa, o mevduatın ay sonunda çekmeden içinden kesilen vergi. Bu da yüzde 23 - 24, yüzde 88 - 89’a geliyor. Geriye kalan yüzde 11 Kurumlar Vergisi. Yani esas kazananın, kar etmiş olanın, Kurumlar Vergisi kardan veriliyor. Ettiği kardan vereceği vergi yüzde 11, geri kalan hepimizin verdiği vergi yüzde 89. Bunun adı vergide AK Parti’nin kara düzenlidir. Bunu alaşağı etmeden ne emekli kurtulur, ne emekçi kurtulur. Ne esnaf kurtulur, ne köylü kurtulur. O yüzden ülkede bir vergi düzeni yok, vergi adı altında bir soygun düzeni var.

‘AKPDEN.COM’U YAKINDAN TAKİP EDİN

Yoksulu soyan, emekliyi soyan, alın terini sömüren, yılların emeğiyle emekli edilmişleri yüzüstü bırakan, ‘Başının çaresine bak’ diyen ‘Al sana 20 bin lira, al sana 23 bin lira, al sana 25 bin lira. İster kira öde, ister karnını doyur’ diyen, kirayı ödese aç bırakan, karnını doyursa sokakta bırakan bir sistem var Türkiye’de. Bir yandan da milyarlara milyar katanlar var. Bir mahallede birileri bakkalın önünden geçemiyorsa veresiyeyi kapatamadı diye, aylardır kasaba uğrayamıyorsa, öbür birisinin nasıl 500 dairelik parası olur ya. Nasıl 500 dairelik parası olur ve bunun içine de oturup ‘Adalet içinde bu ülkede duruyoruz, hepimiz aynı gemideyiz.’ Siz kaptan köşkündesiniz, millet farelerin olduğu o bodrumdaki yerde duruyor. Böyle bir düzen olmaz, bu gemi bundan sonra böyle yüzmez kardeşim. Kaptan değişecek, kaptan. Diğer taraftan bir de bu vergi düzeni ile ilgili arkadaşlar yeni bir hizmet başlattılar. Bundan sonra takip etmenizi öneririm. İsim hakkını da aldık. ‘akpden.com.’ Bundan sonra ‘akpden.com’uyakından takip edin. Köprüleri, otoyolları, babadan dededen miras o canım karlı işletmeleri satmaya kalktıklarında, ‘akpden.com’dan&nbsp;hepsini duyuracağız. Ama şimdi ‘akpden.com’da&nbsp;sıfır bir otomobil. 1 milyon 200 bin fiyatı olan bir sıfır otomobil. Var ya, ‘sepete ekle’ diyorsun. Bak 1 milyon 200 bin, sepete ekle var, bastın, tık. Öyle alıp gitmek yok. ‘akpden.com.’ 1 milyon 200 bin liralık araca 1 milyon 88 bin lira ÖTV. Yetmez,&nbsp;ÖTV’li&nbsp;fiyata 460 bin lira KDV. Yetmez, belki ki sen bu arabanın radyosunu açacaksın, orada TRT Name’ye denk geleceksin. TRT’den iki name dinleyeceksin. 9 bin lira&nbsp;bandrol&nbsp;ücreti. Toplam vergi 1 milyon 557 bin. Araba 1,2, vergiler toplamı neredeyse 1,6. Arabanın fiyatı oldu sana 2,7 milyon lira. Bundan sonra gençlerin bilgisayarında, gençlerin cep telefonunda, oyun konsolunda niçin alınamıyor, hepsini birden birlikte göreceğiz. ‘akpden.com’da. Bizi izlemeye devam edin.

MİLLETİN ALGI OPERASYONLARINA KARNI TOK

Değerli konuklarımız, kıymetli arkadaşlar ekonomiyi bitmeyen bir krize sokanlar; kendi çıkarları için adaleti, demokrasiyi, insan haklarını yok sayanlar, milleti algılarla avutabileceklerini, yönetebileceklerini, sandığa kadar vaziyeti idare edip orada bir takım seçim oyunlarıyla, seçim ekonomileriyle bu milleti bir kez daha kandırabileceklerini ve AK Parti’nin kara düzenini sürdürebileceklerini&nbsp;sanıyorlar. Böyle bir şey yok. Artık bu milletin algı operasyonlarına karnı tok. Yerel seçimlerde millet tercihini gösterdi. O günden bugüne Cumhuriyet Halk Partisi’ni tüm saldırılara, tüm iftiralara, tüm haksızlıklara, tüm şeytanlıklara rağmen sahiplendi; dimdik ayakta tutuyor. Cumhuriyet Halk Partisi aynen kurulduğu gün olduğu gibi bugün bütün anketlerde Türkiye’nin birinci partisi. Ancak kalıcı hasarlar veriyorlar ülkeye. Ekonomide de öyle düzeltilmesi güç, düzeltilmesi zor işler yapıyorlar ve farkı çok büyük açıyorlar. Ülkeyi çok büyük borçlandırıyorlar. Varlıkları yok pahasına satıyorlar. 25 yıllık köprünün gelirini üç yıllığını peşin verene, 25 yıllığına veriyorlar. Yarınları düşünmüyorlar. Bir yandan da dış politikada berbat işler yapıp, Türkiye’yi bir yalnızlığa, bir itilmişliğe, bir çıkmazın içine sokup onarılması güç zararlar veriyorlar. Bir yandan da bir algı operasyonuyla ‘Efendim millet yoksul ama dış politikada iyiyiz.&nbsp;Erdoğan bizi güvende tutar’, yok efendim ‘Savaşın dışında tutar’ gibi Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihinde, örneğin İkinci Dünya Savaşı’na girmemenin ne kadar önemli olduğu söylendiğinde o günlerdeki orduya harp stoku diye ayrılan buğdayı bildikleri halde ‘Efendim ekmekte karne vardı’ diyenler, yıllarca bu siyaseti yapanlar şimdi ‘Açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama bak İran’da savaş var.&nbsp;Oralarda işler&nbsp;yolunda’yla&nbsp;bir algı operasyonu yapmaya çalışıyorlar. Sadece İran’da değil; Suriye’de de öyle,&nbsp; Rusya ile de öyle, Çin ile de öyle, dünya ile de öyle. Şimdi televizyonlarda 24 saat dış politika yayını yaptırıp, onunla millete açlığını unutturmaya çalışıyorlar. Önce herkes şunu bilsin. Bu iktidarın dış politikada ilkesi yoktur, prensibi yoktur. Tek amaçları bir şahsi çıkar meselesi, iktidarın devamı için birilerinden destek alma meselesidir. Bugün ülkeyi yönetenler, önce şahsını, ailesini; sonra partisini; en son Türkiye’yi düşünmektedirler.

BİRİNCİ PARTİ OLMAMIZIN VERDİĞİ SORUMLULUKLA HAREKET EDİYORUZ

İşte biz bugün kralın üstünde kıyafet yokken, akşam o kanallardan yayınlar boyunca ‘Kralım ne de güzel ipekten kıyafetin var’ diyenlere karşı birkaç söz söyleyeceğiz. İşin doğrusunu söyleyeceğiz. Hem tarihe not düşmek için, hem bu işleri aklı başında izleyen herkese ‘Ne oluyorsa… Bundan farklı oluyorsa söyleyin, yanıldığımızı bilelim’ demek için, yok iş böyleyse bu milletin karşısına çıkıp, o çıplak krala ‘Güzel kaftanın var’ methiyeleri düzenlerin karşısında iki laf söylemeleri için bizim şimdi iki çift sözümüz var. Bölgemiz de dünya da değişiyor. Küresel sistemin dengeleri, yeni krizlerin temellerini atıyor. Bu krizler dünyadaki sistemi kökünden sarsıyor. Ülkeler yeni koşullarda kendilerine yeni yön tayin etmeye, yeni ittifak ilişkileri kurmaya girişiyor. Biz içinden geçtiğimiz bu süreçte, Türkiye’nin&nbsp;birinci partisi olmanın verdiği&nbsp;sorumlulukla hareket ediyoruz. Önce ülkemizi, sonra partimizi, en son kendimizi düşünüyoruz. Çünkü ülkenin kurucu partisi olarak 100 yıl önce özgür ve bağımsız Cumhuriyetimizi nasıl kurduğumuzu, hangi bedellerle kurduğumuzu ve onu bugünlere kadar getirecek olan dış politika deneyimini, köklü hariciye geleneğini çok iyi biliyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet kadrolarından miras dış politika anlayışını hem&nbsp;hafızamızda tutuyoruz. Hem o yaklaşımla önümüze ışık tutuyoruz. Bu nedenle artık gerçekleri konuşma noktasında büyük bir sorumlulukla milletimizle bunları paylaşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Ne yazık ki ülkemiz bugün yeni küresel sistemden dışlanmaktadır. Güçlü ülkeler, çok kutuplu dış politikaya yönelirken; ülkemiz Erdoğan’ın hataları, umutları, tercihleri yüzünden tek bir kutba bağımlı hale gelmiştir. O tek kutup&nbsp;&nbsp;Trump&nbsp;yönetiminden ibarettir. O&nbsp;Trump&nbsp;ki Türkiye’ye yolladığı büyükelçisinin ‘Çok akıllı adam, Erdoğan’da olmayanı veriyor ve ondan her istediğini alıyor’ dediği&nbsp;Trump’tır. Bu sözü söyleyen Amerika’da bir meczup ya da şımarık bir köşe yazarı değil; Amerika Birleşik Devletlerinin Türkiye’deki resmi temsilcisi, büyükelçisidir. ‘Onda olmayanı veriyor’ derken; Türkiye bir seçimden çıkmış olmasına rağmen, demokratik yönetmemesi, yapılan ilk yerel seçimlerde nüfusun yüzde 65’ini CHP’ye kaybetmesi, erken seçimden kaçmasını kastetmenin yanında, Türkiye’deki meşruiyet tartışmalarının yanında dünyanın Erdoğan’ı meşru görmediğinin altını kalın kalın çizmektedir. Gözünün içine baka baka ‘Avrupa’da yoksun, Çin’de yoksun, Rusya’da yoksun, Amerika’da biz olmasak yoksun. Sen bize muhtaçsın, biz seni tercih ediyoruz’ deyip, bir Amerikan Başkanın oğlu ile önce İstanbul’da pazarlıklar edip, görüşme olduğunda ne tavizler verileceğini bu kürsüden söyledik. Alınacak 250 uçağı da pahalı sıvılaştırılmış doğalgazı da. Ya da nadir toprak elementleriyle ilgili, o&nbsp;Trump’ın&nbsp;ağzını sulandıran ve ilk iş dünyada nadir toprak elementi neredeyse oraya saran&nbsp;Trump’abu tavizlerin verileceğini de. Hepsini buradan söyledik. Sustular, susarak&nbsp;inkar&nbsp;ettiler.&nbsp;Trump’ın&nbsp;tweetinden&nbsp;sonra gizleyemediler.”

İKTİDAR YÜZÜNDEN ÜLKEMİZ AVRUPA SİSTEMİNDEN DIŞLANIYOR

Şimdi, işte o&nbsp;Trump… Bir müttefik olarak Amerika’dan bahsetmiyorum. Bu iktidarın bağlandığı tek kutup, kendi ülkesinde de itibarı kalmayan, oyları yüzde 30’lara düşen, bu yıl bitmeden Amerika’da topal ördek olacağına hiç şüphe olmayan hatta belki diğer kanatta da çoğunluğunu kaybederek, dönemin sonunu bile getiremeyecek olan&nbsp;Trump’a&nbsp;bütün ümitlerini bağlamış olan Erdoğan’dan bahsediyorum. Dünyayı krize sokan&nbsp;Trump&nbsp;yönetimi dünyada otoriter liderlerle çalışmayı tercih ediyor. Net. Macaristan’da&nbsp;Orban’ı&nbsp;tutuyor. Suriye’de ‘Şara’yı&nbsp;yıllarca hazırladık’ diyor, kravat giydiriyor. İran’a bile ilk günlerde başarılı olacak, ‘Dini lideri belirlerken bana soracaksınız, ben söyleyeceğim’ diyor. Dünyanın neresinde bir otoriter varsa onu destekliyor. Sadece kendi mi? Değil. Dünyaya dayatmaya çalıştığı kendince dünya düzeninde&nbsp;tekno&nbsp;oligarklar, yani dünyadaki teknoloji şirketlerinin zengin milyarderleri de dünyada nerede bir otoriter var, onu seçiyorlar. Ama sen kimlerle yan yana düştüğüne bakarsan; Macaristan’da&nbsp;Orban&nbsp;ile birlikte desteklenen, Hindistan’da Mudi ile birlikte adı anılan, Almanya seçimlerinde&nbsp;Alternative&nbsp;hür&nbsp;Deutschland’ı, soydaşlarımızı diri diri yakanların siyasi uzantılarını destekleyenlerin, Suriye’de ‘Şara’ derken, Türkiye’de de ‘Erdoğan’ dediklerini Avrupa da görüyor, dünya da görüyor. Öyle bir noktadayız ki&nbsp;Trump&nbsp;yönetimi&nbsp;Avrupa ile ayrışıyor, NATO’dan çıkmaya çalışıyor. Kendi rekabet alanlarına yöneliyor. Böyle bir durumda herkes NATO’da Amerika’dan sonra en büyük ordu Türkiye’ye ait olduğu için Türkiye’nin ağırlığının artacağını, Avrupa’nın yükselen güvenlik kaygıları sebebiyle Türkiye’ye yeni alanlar açabileceğini, Türkiye için yeni bir fırsatın ortaya çıktığını hep bütün dünya bekliyordu, söylüyordu. Ama öyle olmuyor. Çünkü bu iktidar Avrupa’nın ona sunabileceği bu fırsatı göremiyor.&nbsp;Trump’ın&nbsp;ona çiziği hattan çıkamadığı için değerlendiremiyor. Avrupa’da, Almanya’da ya da Avrupa’nın diğer demokrasilerinde aşırı sağı destekleyenlerin desteklediği Erdoğan’a mesafeli duruyor. Ona sürekli… Daha önce biz söylediğimizde hiç umursamayanlara birazdan hatırlatacağım ama ona demokrasiyi, Avrupa değerlerini, insan haklarına saygıyı ve tutarlılığı hatırlatıyor. Dış politikada keyfileştirilen, şahsileştirilen,&nbsp;Trump’a&nbsp;sadece endekslenen bu iktidar yüzünden ülkemiz Avrupa sisteminden dışlanıyor. Avrupa kendi savunma gücünü kendi içinde artırmaya yöneliyor. Fransa’nın ardından Almanya da Yunanistan’a açık destek veriyor. Yunanistan savunma alanında stratejik ortak ilan ediliyor. Rusya bugün bize güya&nbsp;nötr&nbsp;bir politika izliyor. Ama Putin’in kininin ve hırsının nasıl biriktiğini herkes biliyor. Çin ise Türkiye’ye olağanüstü mesafeli bir yere çekti kendini.

BÜYÜKELÇİYE BİR ALLAH’IN KULU HADDİNİ BİLDİRMİYOR

Yani bu iktidar dünyada meşruiyeti kaybetti ve bulamıyor. İşte o yüzden ABD’nin o hadsiz büyükelçisi hem o gün meşruiyet tanımı yaparken, Antalya Diplomasi Forumu’nda çoraplarını göstere göstere bacak&nbsp;bacak&nbsp;üstüne atmış, ‘Buralarda demokrasi işe yaramıyor’ diyor. ‘Buralarda meşrutiyetler lazım. Katliam yapmasınlar yeter. Biz eskiden buralara ‘insan hakları’ dedik, ‘demokrasi’ dedik. Yanlış yaptık. Güçlü tek adamlar lazım buralarda’ diyor. Bunu, ‘buralarda’ dediği yeri Türkiye’yi kendi kafasında&nbsp;CENTCOM’a&nbsp;koymuş, Ortadoğu ile bir konuşuyor. Türkiye’nin Avrupa’da, Amerika’nın Türkiye’yi Avrupa’da gördüğü, Avrupa’da konumlandırdığı, Avrupa’da haritalandırdığı geleneksel yaklaşımı sergiliyor. Suriye’yle, İran’la, Katar’la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle aynı yere koymuş. ‘Buralar böyle, şimdi kızarlar bana’ diyor. Bile bile söylüyor. Üstüne basa basa söylüyor. Buna karşı Allah’ın kulu haddini bildirmiyor.&nbsp;Tweet&nbsp;dahi atmıyor. Bırakın Dışişleri Bakanlığı’na çağırmayı, onu uyarmayı, gerekirse ülkesine rahatsızlığı dile getirmeyi, çıkıp da bir kelimeyle bir hatırlatma dahi yapamıyorlar. Şimdi daha somut örneklerini söyleyeyim bu yaşadığımız zorlu sürecin. İran savaşında ülkemize füzeler atıldı. Rusya’dan alınan S400’ler kullanılamadığı için… Çünkü alınırken S400’e soru işareti koyana vatan haini damgası vuruyorlardı. ‘Yahu bunları alırsın ama F35’ten atılırsın.’ ‘Olsun, kendi sistemimizi kuracağız. Onu yapacağız. Bunu yapacağız.’ Bu kadar kritik günde S400’ü kutusundan çıkaramadılar. Tepemizde Rusya’nın hatırlatma&nbsp;İHA’ları&nbsp;Sakarya’ya düştü, Ankara’ya düştü, oraya düştü, buraya düştü. Öyle ki çobanlar buldu&nbsp;vıyık&nbsp;vıyık&nbsp;öten&nbsp;İHA’ları. Rusya hatırlatıyor kendini. Öbür taraftan İran hatırlatıyor kendini, atıyor füzeleri. Allah’tan Amerika halen NATO’da, bir&nbsp;NATO ülkesi olarak, korunması gereken üsleri olarak Amerikan gemilerinden atılan savunma füzeleriyle Türkiye’ye atılan füzeler düşürülüyor. Biz söylediğimizde ‘Çelik kubbeye ihtiyaç var. İsrail halletti, herkes halletti. Bizim durumumuz ne?’ deyince dinlemeyenler, daha ilk adımları 2024’e kadar bırakanlar, Amerika olmasa&nbsp;Türkye’yiİran’ın füzelerinden koruyamayacaklar. Ki o Amerika da ‘NATO’dan çıkacağız’ diyor.

İRAN DA AMERİKA DA TÜRKİYE’NİN ADINI ANMIYOR

Şimdi ülkemiz Avrupa Güvenlik&nbsp;Mimarisi’nden&nbsp;de dışlanıyor. Türkiye Avrupa’nın SAFE programına&nbsp;dahiledilmedi. Biz bu konuda çok dil döktük ama dinlemediler. Avrupa için Güvenlik Eylemi olan SAFE, Türkiye’ye hem bir genel güvenlik yapısının içinde yer almayı, hem de 2028-2024 arası savunma projeleriyle önemli bir&nbsp;imkan&nbsp;yakalamayı sunuyordu.&nbsp;SAFE’in&nbsp;dışına atıldık. Bütün Avrupa var, biz yokuz. Avrupa Komisyonu Başkanı&nbsp;Von&nbsp;der&nbsp;Leyen&nbsp;çıkıp gelip, Türkiye’yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye, aynı havuza koyup, Avrupa diliyle dışlıyor. Elinin tersiyle Çin ve Rusya ile aynı tarafa koyuyor. Avrupa’nın güvenlik kaygısına ne çare, ne Avrupa ile birlikte güvenlik kaygımıza bir çözüm noktasında yokuz. Türkiye, Çin ve Rusya gibi Avrupa’nın kapsama alanının dışındaki ülkelerin içinde sayılıyor. Övüne&nbsp;övüneAntalya Diplomasi Forumu yapıyorlar. Antalya Diplomasi Forumu’na Avrupa Birliği ülkelerinden bir tek ülke katılmadı. Gelenler&nbsp;Barrack’ın&nbsp;sevdikleri. Birbirlerini ağırlıyorlar, birbirlerini övüyorlar ve Türkiye’yi o kategori ile birlikte anıyorlar. Sayın Erdoğan çıkmış, dün ilk kez Avrupa Birliği'ne&nbsp;sellektör&nbsp;yapıyor. İlk kez. Biz Avrupa’nın önemini vurguladığımızda ne diyordu? ‘Bunlar işi bilmiyor. Avrupa mı kalmış? Avrupa ölü. Avrupa perişan. Avrupa’nın kendine faydası yok’ diyenler, dün Erdoğan’ın ‘Avrupa’nın parçasıyız. Bizi Avrupa Birliği’ne alın’ şeklindeki sözlerini yeni bir açılım olarak söylüyorlar. Üç ay önce, altı ay önce, sekiz ay önce Strazburg’da, Brüksel’de, Almanya’da Berlin’de, İspanya’da Madrid’de biz bunları söylerken, ‘CHP siyaset okumayı bilmiyor. Avrupa diye bir şey yok. Varsa yoksa Amerika var, varsa yoksa&nbsp;Trump&nbsp;var, varsa yoksa Ortadoğu var’ diyenler, şimdi Avrupa’ya Türkiye’yi hatırlatıyor. Avrupa’nın önemini söylüyor. O yüzden hiç kimse kusura bakmasın ama öyle Erdoğan’ı yanlışına da alkış tutanlar, Türkiye bu felaket duruma düştüğünde, bu zor duruma geldiğinde bundan sonra bu işin içinden nasıl çıkılacağı konusunda çıkacaklar, önce kendileri de bir özeleştiri yapacaklar. Yandaş medya ‘dünya lideri’ naraları ata dursun, şu gerçekleri nasıl gizleyeceksiniz? Rusya - Ukrayna savaşında arabulucu olmak istediğimizi açıkça söylüyoruz. Türkiye’ye davet ediyoruz. Bırakın gelmeyi, cevap dahi vermiyorlar. Barış görüşmeleri nerede yapılıyor? Suudi Arabistan’da. Amerika - İran savaşı oluyor, ‘Arabulucu olalım’ diyorlar. Görüşmeler Pakistan’da yapılıyor. İran da Amerika da Türkiye’nin adını dahi anmıyor. Kimse bu iktidarı stratejik bir ortak olarak görmüyor artık.

MAVİ VATAN MESELESİNDE BÜYÜK ACZİYETE İMZA ATTILAR

Doğu Akdeniz bizim için stratejik öneme sahip. ‘Mavi vatan’ değil mi? Adını koyan amiralleri, ömrünü bu işe vermiş olan amiralleri bir bildirge yüzünden ki denizlerdeki&nbsp;hakimiyetimizle&nbsp;ilgili bir hassasiyet üzerine kurulmuş, milli bir duruştaki bildirge üzerinden alanlar, gözaltına koyanlar, hapisle tehdit edenler, orduevlerine sokmayanlar, rütbe sökmekle tehdit edenler, şimdi mavi vatan meselesinde adeta büyük bir&nbsp;acziyetin&nbsp;altına imza attılar. Takip edenler Doğu Akdeniz’den nasıl dışlandığımızı görüyor. Amerika, İngiltere, Fransa ve Mısır hepsi birden karşımızda. Bir hamle vardı, Libya. Onu da boşa çıkarmak için Yunanistan 24 saat mesai veriyor. Libya meselesini de boşa çıkarmak için. Amerika, İngiltere, Fransa, Mısır karşımızda. Erdoğan’ın dostu Birleşik Arap Emirlikleri karşımızda. Kralı ölünce yas ilan ettiği Suudi Arabistan karşımızda. Çok güvendiği Katar, Rumlar için sondaj işletmesi yapıyor Doğu Akdeniz’de. Rumlar ile doğu Akdeniz’de doğalgaz arıyorlar, petrol arıyorlar, hidrokarbon arıyorlar. Katar yapıyor bunu. Bu zayıflığı gören Yunanistan, bütün anlaşmalara aykırı olarak Adalar’ı silahlandırıyor, gözümüzün içine baka baka Adalar’ı silahlandırmaya devam ediyor. Arkasında bütün Avrupa duruyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti milli davamız. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni orta vadede en büyük hedefimiz dünyaya tanıtmak, tanınmasını sağlamak ki, sonra Güney Kıbrıs Rum kesimi ile oluşan bu dezavantajlı asimetrik durumdan kurtulup diploması ile kazanımlar elde edeceğiz. En yakınımızdaki Türki Cumhuriyetler, önce onların tanıması lazım. Bir tane tanıyan yok. Önce gittiler Güney Kıbrıs’ı tanıdılar. Şimdi teker teker büyükelçi yolladılar. Güney Kıbrıs Rum yönetimi. Ve Avrupa Birliği’nde dönem başkanlığı var, toplantı yapıyorlar.&nbsp;Şara, İngiltere devletinin kravat takıp ‘Bu olacak dediği’&nbsp;Şara, bizimkilerin tanıdığı&nbsp;Şara, meşruiyet sağladığı&nbsp;Şara&nbsp;Güney Kıbrıs Rum yönetiminin davetiyle gidiyor. Gitmesi bir yana orada duruyor ve ortadan ikiye bölünmüş şehirde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafına geçip de Cumhurbaşkanımızın bir kahvesini içmiyor. Bir kahvesini içmiyor. Yani Güney Kıbrıs Rum yönetimini tanıyor. Dün olan, kendini bir anda kravatlı bulan&nbsp;Şara, Türkiye’nin ‘Büyük oyunlar kurduk kurduk’ diye geçen sene aralıkta&nbsp;alkışlattırdıları&nbsp;Şara&nbsp;gidiyor Güney Kıbrıs Rum yönetiminin varlığını tasdikliyor, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne de diğerleri gibi ‘Sen yoksun ben seni tanımam’ diyor. Türkiye’yi bu hale getirdiler.

71 BİN KİŞİNİN KATİLİNE ‘SAVAŞ KAHRAMANI’ DEDİLER

Dönelim Filistin’e, Gazze’ye. Neden ‘Dış politika ilkesi prensibi olmayan bir iktidar var Türkiye’de’ diyorum? Çünkü bunlar Filistinlilerin olmadığı sözde Gazze Barış Kurulu masasında, hatırlatacağım. O masa şöyle kuruldu.&nbsp;Trump&nbsp;dedi ki ‘Gazze’yi gördüm, çok güzelmiş. Deniz kenarı. Oraya yüksek oteller dikeceğim, kumarhaneler yapacağım. Orada&nbsp;Filistinliler’in&nbsp;ne işi var? Beş ülkeye dağıtacağım. Önünde de hidrokarbon var, Gazze’yi istiyorum’ dedi. 71 bin kişinin katiline de ‘savaş kahramanı’ dedi. Sonra Gazze’ye Barış Kurulu kurdu. Aklı başında bir dünya liderinin katılmadığı o kurula bizimkiler gitti, kuruldu. Dedik ki ‘Ya Filistin’in olmadığı yerde senin ne işin var?’ Dedi ki ‘İsrail de yok.’ İlk&nbsp;toplantıya iki gün kala&nbsp;Netanyahu&nbsp;Beyaz Saray’da, al takke ver külah&nbsp;Netanyahu&nbsp;da o masada. Hakan Fidan da masada. O masaya oturdular ve Filistin’in, Gazze'nin Filistinlilerden boşaltılmasını isteyen o planın, o kumarhane, otel ve esas önündeki hidrokarbonlara çökme planının parçası oldular. Geçen gün bunlara karşı&nbsp;Sumud&nbsp;Filosu yine yola çıktı, 20’si Türk 175 kişi gözaltına alındı.&nbsp;Sumud&nbsp;Filosu’na&nbsp;destek için açıklamalar yapıldı. Bekliyorsun ki bunlardan İsrail’i kınayacaklar,&nbsp;Sumud&nbsp;Filosu’na&nbsp;sahip çıkacaklar. Bakın Barış Kurulu, Board of&nbsp;Peace. ‘Gazze’ye doğru yola çıkan filo, Gazze halkının durumundan hiçbir şey bilmeyen ve bundan daha az umursayan kişilerin gösterişçi, sevgi teknesi aktivizmi.’ Alay ediyor. Ölümü göze alıp gidenlere ‘Gösterişçi sevgi teknesi aktivizmi, insanların sefaletini kullanarak sosyal medya&nbsp;profillerinizi&nbsp;inşa etmek iğrenç bir şey’ yazmış. Bunun altında kimin imzası var biliyor musun? Board of&nbsp;Peace&nbsp;diyor ya.&nbsp;Netanyahu&nbsp;ile birlikte Hakan Fidan’ın imzası var. İşte bu Adalet ve Kalkınma Partisi budur. Bu kurulda oturdukça bu açıklamadan sorumlusunuz. Şimdi Türkiye’de bizi en az destekleyen ülke siyasetçi olarak beni hiç sevmeyen bir AK&nbsp;Partili’nin&nbsp;vicdanına sesleniyorum. Böyle bir açıklama olacak, ‘iğrençsiniz’ diyecek&nbsp;Sumud’u&nbsp;destekleyenlere. Gidenlere ‘gösterişcisiniz’ diyecek. Örneğin bu açıklama, bizim üyesi olduğumuz Sosyalist&nbsp;Enternasyonel’den&nbsp;çıkacak. Türkiye’de bu yazıdan sonra bütün televizyonlar, bütün gazeteler bir saat değil, bir gün değil; bir hafta, on gün bu işin üzerinde tepinir mi tepinmez mi? Bunu biz gösterene kadar ağzını açıp konuşan yok. Buradan şunu gösteriyor ki bu; ne Filistin hassasiyeti vardır ne milli duruş vardır. Sadece ve sadece göbekten&nbsp;Trump’a&nbsp;bağlanmış, umudu ona bağlamış bir Erdoğan vardır. Başka hiçbir şey yoktur.

AK PARTİ GİDİNCE GERİ VERMEYECEKLER

Milletimizin vicdanına seslenerek söylüyorum. İktidarda kimin olduğundan bağımsız söylüyorum. Keşke AK Parti’nin yaptığı bu algı operasyonu, algı operasyonu değil de gerçekleri yansıtıyor olsaydı. Keşke dış politikada bir başarı&nbsp;hikayesi&nbsp;olsaydı. Çünkü Türkiye kazanırsa hepimiz kazanırız. Türkiye’nin dış politikadaki başarısızlığı, yalnızlaşması, hiçbirimizin lehine değildir. Bir bütün olarak ülke kaybetmektedir. Ayrıca bu bir satranç tahtasıysa, Yunanistan Ege’de ilerleyince AK Parti seçimi kaybettiğinde hamleler geriye gitmeyecekti. Alınmış alınmıştır. Kaptırılmış kale kaptırılmıştır. Yaklaşmış tehdit yaklaşmıştır. Kimse uluslararası alanda Güney Kıbrıs’ın edindiklerini AK Parti döneminde ediniyor diye AK Parti gidince geri vermeyecektir. Oradan başlayacaksınız çalışmaya, oradan başlayacaksınız müzakereye, oradan başlayacaksınız tekrar bir şeyler kazanmaya çalışmaya. O yüzden şu anda dış politikada bu&nbsp;Trump&nbsp;teslimiyeti, yok ‘Avrupa hasta adam, boş ver gitsin.’&nbsp;Trump&nbsp;izin verir mi sana? Türkiye’ye Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten miras, İsmet Paşa’nın ilmek ilmek ördüğü, dış politikacılarımızın başarıyla yürüttüğü bir denge politikası vardır. Erdoğan dengeyi bıraktı, bir sarkacın dengede olmasından, Türkiye başarmış, Batı İttifakı’nın bileşeniyken Rusya’nın Soğuk Savaş boyunca komşusu, Avrupa’ya&nbsp;dört tane köprüsü var ama Orta Doğu’ya sınırı var. Ama şimdi Erdoğan bir sarkaç politikasına girmiş, ya&nbsp;Trump’la&nbsp;beraber Putin’e en uzak ya da Putin’le birlikte Amerika’ya en uzak. Ya Çin’le beraber bir başka yerde. Ama bu savrulmalarının hepsi Türkiye’ye toplamda çok büyük bir maliyet çıkarmaktadır.

ERDOĞAN ‘TRUMP’ DİYOR, BAHÇELİ ‘RUSYA, ÇİN

Sayın Bahçeli bu sıkışmışlığı görmüş, buradan çıkış için ‘TRÇ İttifakı’ diyor. Türkiye - Rusya - Çin. Ve bunu Cumhur İttifakı’nın devam etme şartı olarak sunuyor. Erdoğan ‘Trump’ diyor, Bahçeli ‘Rusya - Çin’ diyor. Oysaki burada hep birlikte dememiz gereken Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çok yönlü ilişkileri. Türkiye bu sıkışmışlığa&nbsp;mahkum&nbsp;değildir. Cumhuriyet Halk Partisi bu düşüşü toparlayacak tarihsel birikime, liyakatli kadrolara, Türkiye’nin menfaatine kilitlenmiş bir dış politika anlayışına sahiptir. Türk diplomasisinin en güçlü kası denge politikasıdır. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Sadece&nbsp;Trump’a&nbsp;bağlı tek kutuplu dış politika, olacak iş değildir. Dünya çok kutupluluğu konuşmaktadır. Ayrıca dünya çok kutupluluğun yanında, çok taraflılığın ve çok taraflı yapıların hep birlikte dünyanın barışını koruması ile ilgili İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişmiş sistemin kıymetini yeniden anlamaktadır. O yüzden ad pazarlıkları, sığınmacı pazarlıkları, ‘Görme bizdeki haksızlıkları, ver Euroları yürüyeyim yoluma’ pazarlık dönemi bitmiştir.&nbsp;Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi Avrupa Birliği’nin tam üyesi olmayı, Avrupa’yla hem değerlerde hem ekonomide hem savunmada ortak çıkarları bulmayı, savunmayı, inşa etmeyi ve korumayı, Rusya ile iyi ilişkileri, Çin ile doğru bir müttefiklik ilişkisini,&nbsp;Trump&nbsp;yönetimi ile değil ama Amerika’nın kurumsal yapısıyla birlikte geçmişten gelen iyi müttefiklik ilişkilerini bir denge halinde sürdürülmesi zorunludur.&nbsp;Bütün yumurtaları bir sepete koymuş, sepeti de dibini çıkarmış her şeyi kaybetmiş Erdoğan’ın bu vakitten sonra ne parlatılacak tarafı kalmıştır, ne bu anlayışın savunulacak, sürdürülecek tarafı kalmıştır.

GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ MESELESİNDE EN DOĞRU YERDE DURDUK

Biz kendi değişim&nbsp;kurutayımızda&nbsp;dış politikada bugün konuştuklarımızı tarif ettik. Biz ilk kazandığımız, 47 yıl sonra birinci olduğumuz seçimden sonra çıktık dedik ki ‘Türkiye’de ana muhalefet partisiyiz, son seçimlerin birinci partisiyiz. Geleceğin iktidar partisiyiz. Ama yurt dışına gittiğimizde biz bugün Türkiye’de ana muhalefet, Avrupa’da yurtdışında Türkiye’nin partisiyiz.’ Dedik ki ‘Bakanlarınız bakanlarımıza, gölge bakanlarımıza&nbsp;brifing versin.&nbsp;Eurofighter’ı&nbsp;biz anlatalım’ dedik, anlattık da. 19 Mart darbesi oldu Almanya ‘Eurofighter’dan&nbsp;Türkiye çıktı’ diye yazı yazdı. Ekrem Başkan’dan mektup yolladık. Ben gittim bizzat o gün Alman Şansölyesiyle, ardından şimdiki Şansölye Yardımcısı, Sevgili&nbsp;Lars’la&nbsp;Alman Milli Savunma Bakanıyla ‘Bizi&nbsp;Eurofighter’dan&nbsp;çıkarmayın. O başka bu başka’ dedik. F-35 meselesinde, S-400 meselesinde ‘Bakın haklı çıktık’ demedik, ‘Gelin böyle düzeltin, böyle onarın’ dedik.&nbsp;Made&nbsp;in Europe meselesinde Türkiye’de&nbsp;bütün büyükelçileri gezdik. Heyetlerimizi Strazburg’a yolladık, yoğun temaslar sürdürdük. SAFE meselesinde Avrupa için güvenlik - işbirliği meselesinde en doğru yerde durduk. Katıldığımız bütün toplantılarda ‘Türkiye&nbsp;SAFE’in&nbsp;bir parçası olmalıdır’ diye dil döktük. Buradakilere de doğrusunu anlattık. Ama onlar ‘Avrupa’nın kendine hayrı yok’ dediler, şimdi kapılarına gittiler kapalı kapı önünde selektör yapıyorlar, ‘Açın kapıyı görün bizi’ diye. O yüzden Cumhuriyet Halk Partisi uluslararası yapıda&nbsp;Trump’ın&nbsp;düzenine teslim olmayacak, asla&nbsp;asla&nbsp;İsrail - Amerikan planlarının uygulayıcısı, parçası olmayacak.&nbsp;Ama Rusya ile de Çin ile de doğru ilişkiler kuran, modern Avrupa’nın sadece aday üyesi, CHP iktidarında 87 ülkeden parti imza attı, ‘Tam destek vereceğiz’ diye ama sadece Avrupa Birliği’nin üyeliğine kabul edilmiş birisi değil; Avrupa’yı güçlendiren, bu güçlü nüfusuyla, bu güçlü ordusuyla, genç nüfusuyla ve kararlılığıyla Avrupa’nın taşıyıcı kolonu olacak, Avrupa Birliği’nin en önemli aktörü olacak.

DIŞ POLİTİKA NE İÇ GÜVENLİKTEN NE DE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNDEN BAĞIMSIZDIR

Dış politikaya ilişkin ki ne güvenlikten bağımsızdır ne iç politikadan ne Türkiye’nin ortak geleceğinden. Önemli bir hususu da terörsüz ve demokratik Türkiye konusuyla ilgili açıkça söyleyeyim. Terörsüz Türkiye, PKK’nın silah bırakması, demokratikleşme adımlarının atılması, altına hep birlikte imza attığımız raporun altıncı ve yedinci kısımları, bu mesele bir rekabet alanı değildir. Bir husumet alanı olamaz. Bir muhalefet alanı olarak da görmüyoruz. Bu mesele hepimiz için tarihi bir sorumluluk alanıdır. O yüzden Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hem katıldığımız komisyon, hem altına imzamızı koyduğumuz, hem barışı savunan hem demokrasiyi savunan, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını, AYM kararlarını, demokratikleşmeyi, yargıyla ilgili sorunları çözen, hem PKK’yı silahsızlandıran, Türkiye’de içerideki sorunu bitiren, Türkiye için Suriye için İran için Irak için bütün Kürtler için ülkelerinde ülkelerinin birlik ve beraberliği içinde en eşit şekilde yaşayacakları bir yarın için&nbsp;inisiyatifkoyan yaklaşımımızı bir kez daha teyit ediyoruz, altına bir kez daha imza atıyoruz. Biz hem Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini, hem dünya ile ilişkilerini, hem de Türkiye’nin iç cephesinin en kuvvetli olması gerektiği zamanda durması gerektiği yeri bilen bir partiyiz. Kimse kusura bakmasın. Öyle ne pazarlıkla kurulduk, ne ayrılıkla kurulduk. Ne bir avukat bürosunda&nbsp;rezidans&nbsp;tepelerinde kurulduk, ‘Gömlek çıkardık’ deyip de geçmişimizi inkar ettik, ne de o gün için ‘Biz Amerikancıyız her sözü verdik bilmem ne yaparız’ diyerek o Oval Ofislerde verdiğimiz taahhütlerle gelip burada 1 Mart Tezkeresinde rezillikler yaşadık. Attığımız her adımı kararlılıkla atarız, attığımız her adımda önce Türkiye Cumhuriyeti devletini, ondan sonra partimizi, ondan sonra kendimizi düşünürüz. Kimse bizi bugünkü iktidarın çıkarcılığıyla karıştırmasın. Durduğumuz yer bellidir, bu parti iktidara yürüyor, iktidara hazırız, her sorumluluğu almaya hazırız.

BU HALİMİZİN TEMEL SEBEBİ ADALET VE DEMOKRASİDEKİ ÇÖKÜŞTÜR

Dış politikadaki bu halimizin de ekonomideki ağır tablonun da temel sebebi adalet ve demokrasideki çöküş. Cumhurbaşkanı adayını hapse atan, 30 yıl önceki verdiği diplomayı&nbsp;inkar&nbsp;eden, milletin verdiği mazbatayı siyaseten gasp eden, 60 yıllık - 80 yıllık aile şirketlerine son üç yıllık faaliyetten sonra çöken, başkasına ait olan suçun şahsiliği ilkesini de masumiyet ilkesini de gözetmeyen, muhalif televizyonlara çöken,&nbsp;TMSF’den&nbsp;haraç mezat satan bir iktidarın olduğu ülkeye maalesef kimse güvenmiyor. Kendileri siyaseten kaybedecekler ama Türkiye’ye büyük itibar, büyük güç kaybettiriyorlar. Maalesef zarar gören ülkemiz ve milletimiz oluyor. Türkiye’de bir ikili hukuk sistemi işliyor. Bu sistemde AK Partiliysen, hatta başka partiliysen ama suçu işleyince AK Parti’ye gittiysen yargıdan, sorgudan, hapisten muafsın. Ama eğer muhalifsen işlemediğin suçlardan, her türlü iftiradan sorumlusun. Sana atılan her türlü iftiranın gerçek muamelesi görmesi ile karşı karşıyasın.&nbsp;İBB’de&nbsp;37, Ankara Büyükşehir’de 97 yolsuzluk davası savcılıklara suç duyurusunda bulunulup üzerine dönemin İçişleri Bakanı’nın gelip alıp çöktüğü ve zaman aşımına zorladığı ya da kendi iktidarları sırasından Ankara Büyükşehir’de Melih Gökçek’in yaptığı 97 büyük yolsuzluğun üstünün örtüldüğü, Melih Gökçek’e soru sorulamadığı; ama dürüst, namuslu, temiz, şeffaf, hesap verebilir siyasetin iftiralarla hedef alınmaya çalıştığı bir sürecin içindeyiz.

İKİLİ HUKUK DEDİĞİMİZ İŞTE BU

Güncel, çok güncel birkaç olayı söylemek isterim. AK Partili Kırıkkale Keskin Belediye Başkanı. Bakın geçtiğimiz hafta biliyorsunuz İçişleri Bakanı çıkıp da ‘Efendim 600’e yakın AK Partili belediye var. Biz onlara da soruşturma izni vermişiz. CHP’den daha çok AK Parti soruşturuluyor’ deyince, millet de ‘Kardeşim birinin kapısına gitmediniz, bir gözaltı yapmadınız, bir gün nezarette tutmadınız, hiçbirini tutuklamadınız’ deyince hemen hızla önce çıkıp Adalet Bakanı ‘Yakında AK Partili belediyelere de olabilir’ demişti. Arkadan bugünkü gibi gösteren, eski Halfeti Belediye Başkanını kelepçelediler, tutukladılar. Bütün basına Adalet Bakanlığı’ndan ‘AK Partili belediyeye şafak operasyonu’ diye dağıtım yaptılar. Oysa o belediye AK Partili değildi. O kişi belediye başkanı iken kayyımdı. O kişi Halfeti Belediyesi’nin kayyımıydı. Atadıkları kayyım yolsuzluk yaptı. Hiç dinlemediler, AK Parti’nin adayı yaptılar. Halfeti’yi DEM Parti kazandı. Halfeti’de AK Partili belediye değil, AK Parti’nin kaybetmiş belediye başkanını, kayyımlık günündeki rezillikler de ortaya çıkınca alıp kelepçelediler. Adına ‘Bakın, AK Parti’ye de yapıyoruz’ dediler. Onun olmadığını söyledik. Bir de koca koca köşeye yazarları yazdı bunu, resimlerini koydu. ‘AK Parti’ye şafak operasyonu.’ Yani üçüncü sayfaya yetmedi, birinci sayfaya yetmedi, etek, manşet, sürmanşet yetmedi. Köşe yazarları resmi ile bir koydu, nasıl bir iletişim kampanyası? AK Parti’ye de yapılıyormuş. Oysa hiç alakası yok. Bakın AK Parti’ye ne yapılıyor söyleyeyim. Kırıkkale Keskin Belediye Başkanı. AK Partili mi? AK Partili. Görevde mi? Görevde. Suçlama; rüşvet almak. Eve gelen yok, şafak baskını yok, gözaltı yok, tutuklama yok, tutuksuz yargılama var. Yargılamada&nbsp;ortaya çıkan delil;&nbsp;müteahhit&nbsp;belediye başkanının hesabına 1,2 milyon lira EFT yapmış. Yapan&nbsp;müteahhit&nbsp;belli, alan belediye başkanı belli. Buz gibi kanıt. Koca İBB dosyasında böyle bir kanıt yok. Böyle bir kanıt yok. Rüşvet verdiği iddia edilen rüşveti vermiş. Belediye başkanının resmi, kendisinin şahsi hesabına para girmiş. Savcı altı yıl bilmem kaç ay ceza talep etmiş. Bu bekleniyor. Ceza verilirse suçu ispatlanacak. Kaçma şüphesi yok. Nereye kaçacak Keskin Belediye Başkanı? Her gün evinden belediyeye gidip gelmeye devam ediyor bugünlerde. Kaçma şüphesi yok. Delil karartma şüphesi yok. Tutuksuz yargılama esas. İşte ikili hukuk dediğimiz bu. Ben ‘Keskin belediye başkanını niye tutuklamıyorsun?’ demiyorum. Bu kadar kanıt onda varken o tutuksuz, bir tek kanıtı olmaksızın ‘duydum’la, ‘gördüm’le, onu da bırak Onursal Adıgüzel’de ‘Hiçbir kanıt bulamadım, kendini iyi gizlemiş olabilir. Yine de tutuklayın’ deyip tutuklama veriyorsunuz. Ekrem İmamoğlu’nda bunun yüzde 1’i varsa 100 yıl yatalım.&nbsp;Yok&nbsp;kardeşim; yok, yok.

ADİL YÖNETMİŞİZ, BİR MEKTUBU OKUTMUYORLAR

O kadar vicdanları kararmış ki. Hele hele o yazarı, çizeri. Ya bugünleri nasıl savunacaksınız kardeşim? Bir köşeye Halfeti’yi koyuyor; ‘AK Parti’ye de baskın var.’ Türkiye Belediyeler Birliği seçimi yapılmış. Türkiye Belediyeler Birliği’nin iki yıl önce seçilmiş başkanı Ekrem İmamoğlu.&nbsp;Hukuksuzca&nbsp;tutuklanmış, yoksa orada başkan koltuğunda olacak. Çoğunluk CHP’de. Ekrem İmamoğlu’ndan nazik bir selamlama, kendisini iki yıl önce seçen belediye başkanlarına ve diğer partilerin belediye başkanlarına nazik bir selamlama mesajı okunacak. Hunharca kürsüye saldırıyorlar. Mesajı okutmuyorlar. Son bakıyorlar ki mesaj dünyanın en naif, en demokratik mesajı. Ya bir de hapisten geliyor ya Allah’tan korkun. Hapisten geliyor, hapisten. Bir iftirayla, bir haksızlıkla 15,5 milyon kişinin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul’un üç kez üst üste görev verdiği belediye başkanı 12 metrekarede eşinden, dostundan, anasından, babasından, evlatlarından ayrı. Bir selam yollamış, okutmamışlar. Görünce mektubu ‘Efendim tepki, mektubun içeriğine değil de Türkiye Belediyeler Birliği CHP’nin birliği gibi nasıl okuyormuş o mesajı?’ Allah’tan korkun Allah’tan. Bu memlekette parlamentoya gidiyoruz, bir partinin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı olmuş ve geliyor parlamentoda bir partinin Genel Başkanı açılış konuşması yapıyor. Gidiyor,&nbsp;hakim&nbsp;ve savcıların kura töreninde kütür kütür siyaset yapıyor, CHP’ye ‘CeHaPe’ diyerek çakıyor. Gidiyor öbür taraftan valileri, emniyet müdürleri topluyor. Somut, siyasi parti rekabeti yapıyor. Siyasi rakiplerine laf söylüyor. Generalleri diziyor, CHP’ye çakıyor. Onlar kahkaha atıyor. Bundan hiç rahatsız olmayanlar TBB’nin son seçilmiş başkanı, ‘Ben içerdeyim ama selam olsun arkadaşlara’ mesajını okutacak, saldırıyorlar. Saldırıları kınayacaklarına TBB’de divan adil yönetilmeliymiş. O TBB’yi yıllarca yönettiler. Yüzde 98,5 TBB&nbsp;imkanlarından&nbsp; AK Partili belediyelere, yüzde 1,5 geri kalan bütün belediyelere dağıttılar. Biz geldik TBB’ye, encümeni oluştururken bile AK Parti ve MHP’ye bile çıkardıkları belediye başkanlığı kadar temsil teklif ettik. Utandılar, kabul etmediler. Yeniden Refah var&nbsp;orada, DEM var, İYİ Parti var. Hep birlikte yapıyoruz. Oysa oyumuz tek başımıza yönetmeye, bütün encümeni almaya yetiyor. Kendileri alıyorlardı encümenin tamamını AKP’ye, dozerleri, vidanjörleri, bilmem neleri. Biz gelmişiz, bütün partileri koymuşuz. Adil, eşit yönetmişiz. Bir mektup okuyacağız, saldırıyorlar. Ben buradan bir&nbsp;Allahın&nbsp;adaletine sığınırım, bir de yüce Türk milletinin insafına, vicdanına sığınıyorum.

KANUNA GÖRE İŞKENCE YAPIYORLAR

Cumhuriyet tarihinde hukuk hiç bu kadar ayaklar altına alınmamıştı. Yargı içinde çete kurdular; AK Toroslar çetesini. Siyasi talimatlarla büyük hukuksuzluklar yapıyorlar. Ödül olarak makamlar, mevkiler aldılar. Servetler yaptılar. İstanbul’dan kalkıp diğer 80 ile operasyon yapıyorlar, haksız ve&nbsp;hukuksuzca. Kanuna göre işkence yapıyorlar. 8 saat eli kelepçeli sevk yaptırıyorlar. Sırf dediğin belgeye imza atmadı diye. İstanbul’dan Afyon’a 8 saat. Kumanya diye kuru ekmeği koyuyorlar, böyle yiyor kadın eliyle. Kuru ekmek koyuyorlar. Duruşma salonunda aşağıda su vermiyorlar, yemek vermiyorlar. Tutukluları iftiracı olana kadar zulmediyorlar. Öyle bir&nbsp;yozlaşmışlık&nbsp;var ki; sudan sebeplerle gözaltı yapıp, gözaltına alınan kişilerin özgüveninden yararlanıp, cep telefonlarının şifrelerini kapıp, elde ettikleri içerikleri yandaş basına servis ediyorlar. Ya Cumhuriyet Savcısısın sen. Orada dünyanın en mahrem bilgileri senin namusuna, senin namusun üzerinden devlete emanet. Ettiğin yemin üzerinden. Ali Mahir Başarır’ın çocukluk arkadaşını yalan yere gözaltına aldılar. Çocuk demiş ‘Bende bir şey yok.’ Cep telefonu şifresini vermiş. Oradan buldukları, o kadar şeyin içinden buldukları bir videoyla insanları, eşleriyle, çocuklarıyla biri oldukları ortamı ifşa edip bir de utanmadan onu ‘Yok&nbsp;alem&nbsp;görüntüleri çıktı, bilmem ne görüntüleri çıktı’ diye.&nbsp;Alemin&nbsp;de alasını bilirsiniz, günahın da alasını bilirsiniz. O görüntülerde alnımız açık, başımız dik. Veremeyeceğimiz tek bir hesap yok. Ne ailemize, ne milletimize. Yanımızdaki eşlerimize&nbsp;alem&nbsp;diyerek bilmem ne yaftası vurmaya çalışanın alnını ben değil, millet karışlayacak. Şahsiyetsiz, karaktersiz, utanmazların hesabını sandıkta millet görecek, defterini millet dürecek. Bana kalmamış. Maaş alarak yandaş basına çıkanlara, her akşam ücreti karşılığında partisini tartıştıranlara, umudunu butlana, şutlana koyanlara söylüyorum, hey. Hepinize söylüyorum. ‘İstiyorsan hakka varmayı, meslek edin gönül almayı. Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin. Toprak ol bağrında güller yetişsin.’ Sarayın mermerlerinde oturanlara söylüyorum. Saraydan medet umanlara söylüyorum. Milletin vermediğini, delegenin vermediğini, saraydan dilenenlere söylüyorum. Onun için bu salona ve bütün örgüte söylüyorum. Ayağa kalktınız, yok artık oturmak. Hedef iktidar, hiçbir gün yok durmak. Hep beraber gidiyoruz. Alınacak&nbsp;iktidar. Millet korkmasın. Milleti saracağız, haysiyetsizlerin defterini düreceğiz. Yürüyelim arkadaşlar. Haydi bakalım. Yolunuz açık olsun.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Ne ailemize ne milletimize veremeyeceğimiz tek bir hesap yok - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 05 May 2026 15:37:37 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-ne-ailemize-ne-milletimize-veremeyecegimiz-tek-bir-hesap-yok-184438-20260505.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-ne-ailemize-ne-milletimize-veremeyecegimiz-tek-bir-hesap-yok-184438-20260505.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-ne-ailemize-ne-milletimize-veremeyecegimiz-tek-bir-hesap-yok-184438-20260505.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: İktidar olmak ve adaleti getirmek için savunmadan hücuma geçiyoruz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-iktidar-olmak-ve-adaleti-getirmek-icin-savunmadan-hucuma-geciyoruz-2478.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-iktidar-olmak-ve-adaleti-getirmek-icin-savunmadan-hucuma-geciyoruz-2478.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası basın toplantısı düzenledi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “Değerli basın mensupları, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimize hepiniz hoş&nbsp;geldiniz. Yürütme Kurulu Toplantımızın ardından yeniden sizlerle birlikteyiz. Bugün toplantımızın ana gündemi, parti içindeki kapsamlı değerlendirmelerimizin ardından ilan ettiğimiz, 81 ilde, 973 ilçede eş zamanlı başlayacak ve bir ay boyunca yoğun bir şekilde sürecek, bundan sonra seçime kadar da sürekli titiz bir şekilde&nbsp;takvimlendirilecek&nbsp;çalışmalarımız. Bu çalışma takvimimizi değerlendirdik ve şimdi bu konudaki bazı detayları sizlerle paylaşmak üzere karşınızdayız” dedi.&nbsp;

Özel şunları söyledi:

EN İYİ SAVUNMA HÜCUMDUR

Bugünden itibaren 81 ilimizde ve 973 ilçemizde yoğun bir programla sahaya çıkıyoruz. Mücadelede vitesi yükseltiyoruz ve yeni bir aşamaya geçiyoruz. Hiç şüphe yok ki Cumhuriyet Halk Partisi’ne 19 Mart 2025 tarihinden itibaren yapılan tüm saldırılar, bir sonraki Cumhurbaşkanı’na yapılan darbe girişimi, bir sonraki iktidarı iktidardan etmek için bugün iktidar eliyle ve yargı yetkisi kullandırılarak yapılan her türlü saldırı bizi kamuoyu önünde sürekli ‘Bundan sonraki aşama ne olacak ve siz buna nasıl direneceksiniz?’ sorusuyla karşı karşıya getirdi. Haklı olarak bizleri takip eden siz basın mensupları da bu soruyu sordunuz. Geçtiğimiz haftalarda peşi sıra yaptığımız Olağanüstü İl Başkanları Toplantısı, Parti Meclisi Toplantısı, MYK Toplantısı ve Aday Ofisi toplantılarımız ile belediye başkanlarımızla yapılan altı toplantıdan oluşan tam günlük bir çalışmanın sonunda da siz sormaya devam ediyorsunuz; ‘Bundan sonra ne olacak, nasıl bir mücadele vereceksiniz, nasıl direneceksiniz?’ Buna kurumsal ama halk arasında çokça kullanılan ve futbolda da bütün dünyada çok beğenilen bir yanıtımız var. En iyi savunma hücumdur arkadaşlar. Bugünden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi bu kötülüklerin tamamını yapanlara karşı onları değiştirmek, iktidarı değiştirmek, iktidar olmak ve adaleti getirmek için savunmadan hücuma çıkıyor, sahaya gidiyor ve orada ülkenin yerleşmiş, kronikleşmiş, insanları canından bezdirmiş sorunlarına hangi çözümleri üreteceğini, bu ülkeyi nasıl yöneteceğini, yoksulluğu ve işsizliği nasıl yok edeceğini, asık suratları nasıl güldüreceğini, umutsuzluğun yerini umuda nasıl&nbsp;çevireceğini anlatıyor. Bunun için tüm kadrolarıyla birlikte sahaya çıkıyor. Seçim gününe kadar… Bugün Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi örgütü, milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki Politika Kurulu başkanları, Parti Meclisi üyeleri, Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri, il başkanları, ilçe başkanları, sandık görevlileri sokağa çıkıyorlar, sahaya çıkıyorlar ve ıslak imzalı tutanakları almadan geriye dönmeyecekler.

SON GÜN, SEÇİMİ KAZANDIĞIMIZ GÜN

Seçim çalışmaları bundan sonra yeni bir evreye girmiştir. Bu işin son günü seçimi kazandığımız gündür. O güne kadar durmadan ve yılmadan çalışacaklar. Biraz önce ifade ettiğim gibi merkezi düzeyde, dört koldan sahadayız. Merkez Yönetim Kurulumuz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu üyelerimiz ve milletvekillerimiz; ayrıca illerde ve ilçelerde il başkanlarımız ve ilçe başkanlarımız; kadın ve gençlik kollarımız hep birlikte sahada olacaklar. Sandık görevlilerimize özel bir vurgumuz var. Özel vurgu şudur; bugün itibariyle 106 bin sandık görevlimiz, seçim günü sandıklarında görev yapacak 106 bin arkadaşımız o gün sandıklarında oy kullanacak kimi köyündeki 40 kişi, kimi büyükşehir ilçesindeki&nbsp;300 -&nbsp;320 kişiyle birebir görüşmeye, yüz yüze görüşmeye, göz hizasından iletişim kurmaya, onların elini sıkmaya, kendini tanıtmaya, onları tanımaya ve bundan sonra her fırsatta onlarla birlikte olmaya başlıyor. Geçmişte seçime iki ay kala ‘Sandıklar sağlam mı?’ sorusuna 2,5 yıl önceden verdiğimiz cevap ‘Sandık görevlileri tamamdır, irademiz sağlamdır’ ve oy kullanmaya geldiklerinde o güne kadar en az&nbsp;beş -&nbsp;altı kez görüşmüş oldukları, tanışmış oldukları, belki artık birbirlerinin ismini öğrenmiş oldukları sandık görevlilerimiz bugünden itibaren çalışmaya başlıyor. Rakam, 4 Mayıs 2026 itibariyle 106 bindir. Ellerindeki ‘Benim Sandığım’ uygulama programlarıyla, saha ziyaretlerine bu sabah çıkmaya hazır olduklarını bizlere yaptıkları bildirimlerle. Bu rakam en nihayetinde 186 bin hedef sayısına ulaşacaktır. Bunun için önümüzdeki iki ayı hedefliyoruz. İki ayın sonunda tüm sandık görevlileri kapıları çalmaya, kendilerini tanıtmaya, tanışmaya ve bundan sonra sürekli bir iletişim halinde olmaya devam edecekler. ‘Bugünden itibaren çarşıda, pazarda, caddede, sokakta, çalmadık kapı ve sıkılmadık el bırakmadan çalışmaya başlıyoruz’ diyemem, örgütümüzün halen çalışmakta olan neferlerine haksızlık olur. Ama tam kadro bu çalışmalara katılıyoruz.

ZATEN SEFERBERLİK HALİNİ ÖNCELEMİŞTİK

Değerli basın mensupları biz 2023 kurultayından bu yana zaten böyle bir seferberlik hali için örgütümüzü, üyelerimizi sokaktan hiç çekmeden, onları sürekli bir hareketlilik halinde, bir mobilizasyon halinde ve günü geldiğinde zaten alışık oldukları, çağrıldıklarında koştukları, üzerine düşeni yapacakları bir aktivasyon halinde bir tam hazırlık halinde hem zihnen hem de fiziken tutmayı öncelemiştik. Bu konuda şahidimiz, tanığımız sizlersiniz. İlk başta, ilk aşamada&nbsp;yerel seçim kampanyasında tam 105 miting yaptık. Bu 105 mitingin sonucunda yüzde 38 oy oranıyla 47 yıl sonra partimizi birinci parti yaptık. Bu başarıdan sonra ‘Başarıyı kutlayalım, oturalım, tadını çıkaralım’ demedik. Hemen ardından 21 büyük halk buluşması, dokuz tematik mitingle; Rize’deki çay mitinginden tutun da atanmayan öğretmenlerin Taksim mitingine, Kocaeli’ndeki emek mitingine, Gaziantep’teki fıstık mitingine, Manisa’daki tarım mitingine kadar dokuz tematik mitingle toplam 30 saha çalışmasını, halk buluşmasını birlikte gerçekleştirdik. Üçüncü evre; milletimizin hem yerel seçimlerde hem de ardından yapılan tüm kamuoyu araştırmalarında iktidar değişimini isteğini göstermesi ve bizim de Cumhurbaşkanı adayını yine sahada, yine milletin arasında ön seçimle belirleme kararımızla oldu. Biz bu noktada 23 Mart günü bir ön seçim yapacağımızı, bu ön seçimde Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyeceğimizi ilan etmiştik. Bu ilanla birlikte geçen yıl şubat ayı boyunca, kısa şubatta, aramıza katılanların da oy verebileceğini, yani o ana kadar üye olmayanların kısa şubat boyunca geldiklerinde oy kullanabileceklerini ifade etmiştik. Bu çağrımıza 700 binin üzerinde yeni üye katılımıyla milletimiz bu heyecanı ortak oldu ve üye sayımız bir anda 1 milyon 200 binden 2 milyona yaklaşan bir sayıya ulaştı. Tam 2 milyon üyemizle ön seçim yapmayı hedeflediğimiz gün Cumhurbaşkanı adayımızı gözaltına aldılar. Biz de milletimizi bu haksızlığa karşı kuracağımız ön seçim sandıklarında bizimle dayanışmaya davet ettik. 2 milyon üyemizin oy kullanacağı sandığın yanına birer dayanışma sandığı kurduk ve hepiniz 23 Mart tarihinde milletin darbeye karşı cevabını gördünüz ve 15,5 milyon vatandaşımız sandıklara gelerek, ilçe başkanlıklarının ya da oy kullanma merkezlerinin önünde kilometrelere varan kuyruklar oluşturarak, kimi iki elindeki iki bastonuyla kimi karnındaki üç aylık bebesi ile o sandıklara koşturdu. Kimi çiçek yapıp, kalp yapıp sandığın içine attı. Kimi Cumhurbaşkanı adayı noktasında belki de tarihinde ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi ile aynı sandıkta buluştu. Ancak darbecilerin zorbalığına demokratik cevabı 15,5 milyon vatandaşımız bir pazar günü verdi, geldi, seçti ve tarihe geçtiler. Ardından biz tutuklamanın yapılmasıyla yani 15,5 milyon kişinin aday gösterdi Cumhurbaşkanı adayının tutuklanıp hapse konmasıyla birlikte tarihin en büyük imza kampanyasını başlattık. Ve hep birlikte Türkiye’de 25,5 milyon vatandaşımızın ‘Adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum’ diyen bir metne imza atıklarını gördük. O metni zaman zaman 25,5 milyon kişinin imzaladığı, bir TIR büyüklüğündeki 25,5 milyon imzayı halen daha İrade Milletindir mitinglerimize taşıyoruz ve milletimizle buluşturuyoruz.

MİLLETİN ADALETE ÖZLEMİNİN GÖSTERGESİ

Bu beş aktif saha çalışmasının ardından 19 Mart darbesine Saraçhane’de direndiğimiz yedi gün, köprüyü geçip Anadolu’ya ayak bastığımız Maltepe mitinginden sonra durmayacağımızı ilan etmiş ve her hafta sonu bir ilde ve her&nbsp;çarşamba akşamı İstanbul’un bir ilçesinde sesimizi yükselteceğimizi söylemiştik. İstanbul’un tüm ilçelerinde, 39 ilçede mitinglerimizi yaptık. Üç büyük bölge mitingi yaptık. Birinci yıl mitingimizi yaptık ve şu ana kadar da dün 107’ncisini yaptığımız, Anadolu’da da 55 ile ulaşarak mitinglerimizi yaptığımız İrade Milletindir mitingleri ile sokakta, sahada, meydanda ve eylemdeyiz. Dün Karabük’teydik. Karabük’te meydana&nbsp;sığılmamış&nbsp;olması bütün&nbsp;basın -&nbsp;yayın organlarında ve sosyal medyada gündemdeydi. 107 mitingin 107’sinde daha önce hiç gidemediğimiz meydanları, kimsenin dolduramadığı bir kalabalıkla doldurmamız; orada yapılanın bir siyasi faaliyet, bir siyasi partinin daveti, bir siyasetçinin hitabeti değil; oraları dolduran milletin adalete duyduğu özlemin olduğunun altını çizmek isteriz. O yüzden bir siyasi partiyi değil Cumhuriyetin en büyük kazanımı sandığı savunmaya gelen, istendiğinde vergi veren, istediğinde askere giden, istendiğinde askere gönderdiği evladının bayrağı sarılı tabutu gelince ‘Vatan sağ olsun’ diyenlerin sandığa el uzatıldığında verecek tavizi olmadığını görünmesini isteriz. Bugüne kadar yapılan ve dün de Karabük’te yapılanın milli iradeye sahip çıkmak, tek adam yerine sözü milletin söyleyeceğine inanç ve bunun yolunun sandık olduğunun bilincindeki milletin iradesi olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz.

MİLLETİMİZE DEMOKRASİYİ KURTARMADAN EVE DÖNMEME ÇAĞRISI YAPIYORUZ

Kasım 2023’ten beri 242 kez meydanlarda olan milletimize demokrasiyi kurtarmadan eve dönmemeleri çağrısını yapıyoruz. Bunun için herkes çağrıldığında meydanlarda, sokaklarda, eylemlerde ve sözünü söylemesi gereken neresiyse orada buluşmalı, son sözü de sandıkta söylemeli, milleti kurtarmalıdır. Onlar evlerine döndüklerinde bizleri de kapılarında bulacaklar. Bugünden itibaren hep beraber yeni bir aşamaya geçiyoruz. Milletimiz yıllardır her alanda adaletsizlik yaşıyor. Gelirde adalet yok, vergide adalet yok, mahkemelerde adalet yok, sosyal hayatta adalet yok. Bitmeyen bir ekonomi krizin ortasındayız, iktidar değişmediği takdirde krizin biteceğine yönelik en ufak bir inanç, en ufak bir gösterge de yoktur. Bugün açıklanan rakamlarla dört aylık enflasyon yüzde 14,6’ya ulaşmıştır. Bu iktidarın bu yıl başlarken yıllık enflasyon hedefi yüzde 16’ydı. Bir yılda ulaşılacak noktaya enflasyon rakamları ki TÜİK’in rakamlarının ne kadar tartışmalı olduğunu sadece hatırlatmak isterim. TÜİK rakamlarına göre bir yıllık hedefe, dört ayda ulaşılmıştır. Yani memura verilen, emekliye verilen, emekçiye verilen zamlar bu yüzde 16 yıllık enflasyon hedefine göre yapılmıştır. Bu hedefe neredeyse dört ayın sonunda ulaşılmıştır. Bu yüzden mutlaka bütün maaşlarda bir ara zam, bütün ödemelerde, devletin bütün ödemelerinde vatandaşa yapacağı bu enflasyonla ilgili hızlı bir düzeltmeye ihtiyaç vardır. Aylık yüzde 4,18’lik oran, maalesef bu aylık oran 100 ülkenin yıllık enflasyondan fazladır. Yanlış duymadınız. Dünyada 100 ülkede bizde bir ayda yaşanan enflasyon bir yılda yaşanmıyor. Bizim vatandaşlarımız böyle bir kötü yönetime mecbur bırakılmış durumda. Her gün iğneden ipliğe&nbsp;zam haberlerine uyanıyoruz. Her gün hukuksuz bir operasyona uyanıyoruz. Her gün derinleşen bir eşitsizlikle yüzleşiyoruz, güvende tutulmayan yurttaşlarımızın acı haberlerine uyanıyoruz her gün. İşte tüm bu adaletsizliklere karşı sokaktayız. Türkiye’yi bu hale getirenler bu millete umut olamadılar, asla da olamayacaklar. Türkiye’nin umudu; tüm demokratların özgür, bağımsız, adil ve refah içinde bir ülke kurma mücadelesini birlikte vermesindedir. Bunun için mücadeleyi ülkemizin her bir mahallesinde, her bir caddesinde, her bir sokağında, her bir evin kapısında, her köyün mezranın kahvesinde, yani vatandaşımız neredeyse orada sürdürmeye kararlıyız.

BİZİMKİ SADECE SEÇİM KAZANMA MÜJDESİ DEĞİL

Bundan sonraki süreçte artık bizim verdiğimiz mücadele bir kararlılık değil, bir müjde içermektedir. Bizim müjdemiz, seçim kazanma müjdesi değildir. O sandığa vardığımızda seçimi kazanacağımızdan zaten eminiz. Bizim müjdemiz, yönetimde yozlaşmanın bittiği, güçlü kurumların, güçlü kuralların yani sarsılmaz bir sistemin hayat bulduğu Türkiye müjdesidir. Bizim müjdemiz, faize, israfa, lükse, şatafata giden kaynakların son bulduğu, verginin adil toplandığı ve hakça bölüşüldüğü bir Türkiye müjdesidir. Bizim müjdemiz, düşmanlığın, kutuplaşmanın, ötekileştirmenin bittiği, milletimizin huzur, barış ve kardeşlik içinde yaşadığı bir Türkiye müjdesidir. Bizim müjdemiz, devleti güçlü, milleti huzurlu, vatandaşları eşit ve özgür kılma müjdesidir. Söz veriyoruz, hiçbir operasyon, hiçbir kumpas bizi yolumuzdan çeviremeyecek. Yolumuza kurulan hiçbir pusu, yürüyüşümüzü durduramayacak.

MİLLETİMİZE SEÇİME KADAR DİRENÇ, METANET VE KARARLILIK DİLİYORUM

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi, bir yıllık çalışmanın sonunda ortaya çıkan ve değişen programlarımızla, ‘Güçlü Yurttaş, Güvenli Gelecek, Kazanan Türkiye’ hedefiyle yola çıkanların bugünden itibaren Parti Programını, hükümet programına, hükümet programını seçim vaatlerine çeviren ve bunu gerçek muhatabına, milletimize ileten yürüyüşün başlangıcındayız. 81 ilde il başkanlarımız, güne il yönetimleriyle, ilçe başkanlarımız, ilçe yönetimleriyle birlikte yaptıkları toplantılarla başladılar. Milletvekillerimiz tüm illerdeler, Parti Meclisi üyelerimiz, MYK üyelerimiz tüm illerdeler. Ben de Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizin pazartesi toplantısını, günün erken saatlerine alarak, bugün yani 4 Mayıs 2026 Pazartesi günü saat 12.00 itibariyle Cumhuriyet Halk Partisi Aday Ofisi’ndeki, Politika Kurulu Başkanlarımızı, gelecekteki iktidarımızın bakanlarını ve onların çalışma arkadaşlarını, bugün Ankara’nın tüm ilçelerine, daha sonra da tüm Türkiye’ye uğurluyoruz. Elbette çalışmalarına devam edecekler. Program çalışmalarına, hükümet programı çalışmalarına burada devam edecekler ancak bir ayakları buradayken, bir ayakları, tüm bedenleri, gönülleri Anadolu’da, 81 ilde, 973 ilçede olacak. Ben, arkadaşlarımıza çalışmalarında başarılar diliyorum. Milletimize, seçime kadar direnç, metanet ve kararlılık diliyorum. Eninde, sonunda bir&nbsp;kabusu&nbsp;bitireceğimiz, bir dönemi&nbsp;kapatacağımız, yeni bir dönemi açacağımız başlangıcın kritik bir evresinde, önemli bir başlangıç günündeyiz. Milletimiz için hayırlı olsun, hepimiz için hayırlı olsun.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: İktidar olmak ve adaleti getirmek için savunmadan hücuma geçiyoruz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 04 May 2026 12:41:59 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-iktidar-olmak-ve-adaleti-getirmek-icin-savunmadan-hucuma-geciyoruz-154618-20260504.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-iktidar-olmak-ve-adaleti-getirmek-icin-savunmadan-hucuma-geciyoruz-154618-20260504.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-iktidar-olmak-ve-adaleti-getirmek-icin-savunmadan-hucuma-geciyoruz-154618-20260504.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özkan Yalım CHP’den ihraç edildi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozkan-yalim-chpden-ihrac-edildi-2475.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozkan-yalim-chpden-ihrac-edildi-2475.html</link>
                    <description><![CDATA[Uşak Büyükşehir Belediye Başkanı Özkan Yalım, CHP’den ihraç edildi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İhraç kararını Cumhuriyet Halk Partisi şöyle açıkladı:

Özkan Yalım, Merkez Yönetim Kurulumuz tarafından kesin ihraç istemiyle tedbirli olarak disipline sevk edilmişti.

Yasal sürenin tamamlanmasının ardından, Yüksek Disiplin Kurulu 2 Mayıs’ta olağanüstü toplanarak, partiden ihracına oy birliğiyle karar verdi. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özkan Yalım CHP’den ihraç edildi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 03 May 2026 10:50:25 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozkan-yalim-chpden-ihrac-edildi-135419-20260503.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozkan-yalim-chpden-ihrac-edildi-135419-20260503.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozkan-yalim-chpden-ihrac-edildi-135419-20260503.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Vahap Seçer TBB Başkanı oldu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-vahap-secer-tbb-baskani-oldu-2474.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-vahap-secer-tbb-baskani-oldu-2474.html</link>
                    <description><![CDATA[Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Meclisi’nde bugün Başkanlık seçimi yapıldı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Meclisinde yapılan Başkanlık seçiminde, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer 446 oy alarak TBB Başkanı seçildi.&nbsp;

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel ise 311 oy aldı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Vahap Seçer TBB Başkanı oldu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 02 May 2026 14:02:28 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/vahap-secer-tbb-baskani-oldu-171503-20260502.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/vahap-secer-tbb-baskani-oldu-171503-20260502.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/vahap-secer-tbb-baskani-oldu-171503-20260502.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ataşaehir Belediyesi Başkan Vekili seçildi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-atasaehir-belediyesi-baskan-vekili-secildi-2472.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-atasaehir-belediyesi-baskan-vekili-secildi-2472.html</link>
                    <description><![CDATA[Ataşehir Belediyesi’nde Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in görevden uzaklaştırılması akabinde Belediye Meclisi’nde bugün seçim yapıldı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ataşehir Belediye Meclisi'nde yapılan oylama sonucunda CHP'li Belediye Meclis Üyesi Murat Güneş, Ataşehir Belediyesi Başkan Vekili olarak seçildi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Ataşaehir Belediyesi Başkan Vekili seçildi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:48:31 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/atasaehir-belediyesi-baskan-vekili-secildi-135445-20260430.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/atasaehir-belediyesi-baskan-vekili-secildi-135445-20260430.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/atasaehir-belediyesi-baskan-vekili-secildi-135445-20260430.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ayşegül Doğan: Olağan kongremizi Eylül veya Ekim gibi yapma kararı çıktı ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-aysegul-dogan-olagan-kongremizi-eylul-veya-ekim-gibi-yapma-karari-cikti-2468.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-aysegul-dogan-olagan-kongremizi-eylul-veya-ekim-gibi-yapma-karari-cikti-2468.html</link>
                    <description><![CDATA[Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, iki gün süren Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı akabinde önceki gün MYK toplantısı ve güncel gelişmelere dair basın toplantısı düzenledi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Genel Merkez'de yaptığı basın toplantısında gündeme ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

Öncelikle MYK gündemlerimize ilişkin sizlere bilgi vermek isterim. Elbette en önemli konulardan biri Barış ve Demokratik Toplum Süreci ve gelinen aşama, bundan sonra yapılması beklenenler, şu ana kadar buna ilişkin yapılan değerlendirmeler. Bunlar MYK masamızın en önemli konu başlığı olarak duruyor. Bir başka önemli konu da hepimizin dikkatle takip ettiği, aydınlatılması için mücadele ettiğimiz Gülistan Doku olayı. Maraş ve Siverek’te yaşanan korkunç okul saldırıları da gündemimizdeki konulardandı. Tabii ki ağırlaşan ekonomik kriz ve derin yoksulluk, komisyonlarımızın yaptığı çalışmalar, önümüzdeki döneme dair planlamalar... Tüm bunlar MYK’mızın konu başlıklarıydı. Bir siyasi parti olarak yeniden yapılanma nasıl olacak sorusuna da bu toplantıda yanıtlar aradık. Kongre ve konferans hazırlıkları Merkez Yürütme Kurulumuzun başlıkları arasındaydı.&nbsp;

Ankara’da direnen maden işçilerinin talepleri karşılanmalıdır&nbsp;

Merkez Yürütme Kurulumuzun en sıcak başlıklarından biri de buydu. Gözümüz kulağımız oradaydı ve alandaydık da aynı zamanda milletvekillerimiz, Merkez Yürütme Kurulu üyelerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Ankara il yöneticilerimiz, il eşbaşkanlarımız, grup başkanvekillerimizle. Doruk Madencilik’te çalışan Bağımsız Maden İş Sendikası üyelerinin ve işçilerin Ankara'daki hak arayışında. Biliyorsunuz, Yıldızlar Holding'e bağlı Doruk Madencilik işçileri aylardır ödenmeyen ücretleri, gasp edilen özlük hakları, dayatılan ücretsiz izin uygulamaları ve güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle 12 Nisan'da Eskişehir'den Ankara'ya doğru bir yürüyüş başlattı. Dokuz gün sürdü bu yürüyüş ve 20 Nisan'da Ankara'ya ulaştılar. Yıllardır biriken adaletsizlik böylelikle Ankara’da, siyasetin de başkentinin kapısına dayanmış oldu. İşçiler taleplerini duyurmak için Enerji Bakanlığının önünde seslerini yükseltmeye çalıştı. Ama her zaman olduğu gibi nerede bir itiraz yükselse, nerede bir ses yükselse; bir çözüm iradesi yerine, bu sese kulak kabartmak yerine ne görüyoruz? Ne yazık ki polis barikatı görüyoruz. Burada da aynı şey tekrar etti. Yine bir polis barikatıyla karşılaştılar, gözaltına alındılar. Şiddete maruz kaldılar ama geri adım atmadılar. Çünkü ortada aslında basit bir maaş gecikmesi yok; hayati bir mesele var, sistematik bir emek gaspı var. Aralarında beş aydır maaş alamayan işçiler var. Bir yılda yalnızca iki kez maaş alabilmiş olanlar var. Bu, hayatın dönmemesi demek işçiler için.&nbsp;

110 işçi, gözaltının ardından Kurtuluş Parkı'nda, barikatların arasında direnişlerini sürdürüyor ve açlık grevinde. Bugün açlık grevlerinin altıncı günü. Doruk Maden işçilerinin bu meşru taleplerinin karşılanması gerekiyor. Bu talepler lütuf değil en temel haklarıdır. Dolayısıyla, bu konuda holdingin yaptığı açıklama kendi sorumluluğunu gizleme çabasından öteye gitmiyor. Elektrik fiyatları gerekçe gösteriliyor. Piyasayı, ekonomik koşulları gerekçe göstererek ödenmeyen maaşları izah etmek mümkün değil. Bir kısmı ödendi. Bakanlıkla görüşmeler sürüyor. Ancak 1 Mayıs'a giderken Türkiye'nin dört bir yanında madenciler, işçiler, emek örgütleri, demokratik kitle kuruluşları ve yurttaşlar Doruk Maden işçileriyle dayanışmayı büyütüyor. Bu dayanışma aynı zamanda bizim de mücadele nedenlerimizden biri. İşçilerin haklı taleplerinin yanındayız. Ekmek için, emek için, adalet için, onurlu bir ortak gelecek için ve işçilerin anayasal haklarına yönelik saldırılar son bulana kadar da bu dayanışmayı sürdüreceğiz. Yapılması gereken, herhangi bir yerde itirazını yükselten, protesto hakkını kullanan, en temel anayasal hakkını kullanmak isteyen insanları engellemeye çalışmak değil; bu hakkın kullanımının önündeki engelleri kaldırmaktır. Çare biber gazı değil, gözaltı değil, abluka değil, barikat değil; bu taleplerin karşılanmasını sağlamaktır.&nbsp;

Şimdi bir diğer önemli konuya gelelim. Gülistan Doku ve Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı da Merkez Yürütme Kurulumuzun önemli konu başlıklarından biri. Gülistan Doku ismi bir cinayeti örtbas etmenin, kamuoyunu yanıltmanın, kamu kaynaklarını kullanarak zırhlı bir dokunulmazlıkla özellikle kadınların hayatlarını öğütmenin adeta bir simgesine dönüştü. Yıllardır bunları anlatmaya çalıştığımız her yerde farklı tepkilerle karşılaştık. Oysa bakın yıllar geçti ve verilen ortak mücadele sayesinde bugün örtbas edilemeyecek gerçekler ortaya çıkmaya başlıyor. Dersim'de 5 Ocak 2020'den bu yana karanlıkta bırakılan bir kayıp vakası gibi gösterilmeye çalışıldı Gülistan Doku. Oysa bir kayıp vakası değil. Bürokrasi, yargı ve siyaset üçgeninde kurulan kirli bir düzeni yeniden nasıl ortaya çıkardığını gördüğümüz, her yeni bilgiyle birlikte kamuoyunun yeniden sarsıldığı bir haysiyet mücadelesinin adına döndü aynı zamanda.

Yıllarca Gülistan'ın akıbeti sorulduğunda bizler tarafından, ailesi tarafından, kadın örgütleri tarafından, hak savunucuları tarafından hep neresi adres gösterildi? Munzur’un soğuk suları adres gösterildi. Meğer o suçlular, o suların derinliğinde kendi suçlarını saklıyormuş. Dolayısıyla, kamu gücü adaleti tesis etmek için değil; suçun, suçlunun, suçluların, bu organize ağın yaptıklarını ortadan kaldırmak, bu izi süpürmek için kullanılmış. Üstelik halkın vergileriyle maaş alan memurlar bir katili korumak adına delil imha birimine dönüştürülmüş. Şimdi bu karanlık tablonun ortasında Adalet Bakanlığı bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı kuruldu. Bunun kurulmuş olması kuşkusuz yeterli olmasa da önemli bir adım. Yıllardır sokaklarda, meydanlarda, Meclis kürsüsünde, bulunduğumuz her alanda hakikatle yüzleşme talebini en güçlü biçimde ifade etmeye çalıştık. Bunun neden Türkiye için olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğundan bahsettik. Geçmişle yüzleşmenin ve bugüne kadar sürdürülen cezasızlık pratiklerinin ortadan kaldırılmasının neden Türkiye için önemli olduğunu anlatmaya çalıştık. Kime yapılırsa yapılsın, nerede olursa olsun bunlar olmamalı dedik. Bir daha asla yaşanmaması için de bu cezasızlık pratiklerinin ortadan kaldırılması gerektiğini hep ifade etmeye çalıştık. Gecikmiş de olsa bugün hakikatle yüzleşme talebinin kurumsal bir karşılık bulabilme ihtimalinin belirmiş olmasını DEM Parti olarak önemli buluyoruz. Ancak bu birim nasıl çalışacak? Hangi kriterleri esas alacak? Hangi dosyaları neye göre araştıracak? Çalışma yöntemine ilişkin tüm bu belirsizlikler bir yandan da bu soruların sorulmasına neden oluyor. Dolayısıyla söz konusu başkanlık adaleti sağlamak için çalışmalı, çalışma ilkelerini ve uygulama yöntemlerini de hukuka uygun bir şekilde belirlemeli.

Gülistan Doku cinayetinde de gördüğümüz çeşitli derin odakların siyasi koruma kalkanı altındaki dosyaları görmezden gelinmemeli. Aksine ne olur? Bu birim eğer söylendiği gibi ucu nereye giderse gitsin, yani 90'lı yıllardan, hatta daha öncesinden bugüne uzanan o karanlık geçmişle yüzleşebilecek mi? O karanlık geçmişin devasa suç ağlarından bahsediyoruz. Öyle büyük ki, iktidarlar değişiyor ama değişmeyen bir başka durum da söz konusu. Dolayısıyla birçok faktör üzerinden değerlendirilmesi gereken bir durumla karşı karşıyayız. Bu ağların merkezindeki isimlerle gerçek bir hesaplaşma yürütülecek mi? Bizce yürütülmeli. Çünkü aksi takdirde atılacak her adım eksik kalır. Ucu nereye ve kime dokunursa dokunsun karanlıktaki bu dosyaları aydınlatmak üzere çalışmalı bu daire. Aynı zamanda belirli pozisyonlardaki kişilerin yargılanamaz, dokunulamaz olduğu bir ülke görünümünden de kurtarabilecek bir güçle çalışmalı. Böyle bir kararlılıkla çalışmalı. Aksi takdirde yine ne olur? Büyüyen sadece adaletsizlik olur.&nbsp;

Bu birim bağımsız gözlemcilerin, baroların ve kadın örgütlerinin önerilerine, katkılarına ve ihtiyaç durumunda denetimlerine dahi açık hale getirilmeli. Biz bu kapsamdaki taleplerimizin ve bu birimin çalışmalarının sonuna kadar takipçisi olacağız. Hatta Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulabilir. Bu komisyon yine hak örgütlerinin müdahil olabileceği bir şekilde çalışabilir. Kayıpların akıbetinin karanlıktan aydınlığa kavuşturulması, ailelerin adalet taleplerinin karşılık bulması, cezasızlık pratiklerinin Türkiye'de artık son bulması aynı zamanda bir demokratik sorumluluk olarak da karşımızda duruyor. Gülistan Doku da işte tüm bunların, son dönemde yaşananların adeta bir simgesi haline dönüştü. Bu simgeden yola çıkarak gerçekten adaleti sağlamaya çalışmak gerekiyor. Bunu da geçmişle yüzleşerek, esaslı bir biçimde yüzleşerek yapmak gerekiyor.&nbsp;

Siverek ve Maraş'ta yaşanan okul saldırılarıyla ilgili yaptığımız açıklamalarda ve verdiğimiz önergelerde çok boyutlu ve çok katmanlı bu meseleleri çeşitli boyutlarıyla konuşmamız gerektiğini söyledik. Bir heyetimiz Maraş'a ve Siverek'e gitmişti. Defin anında oradaydılar. Hem başsağlığı dileklerini ilettiler hem bu acıya ortak oldular. Heyetimizin izlenimlerinin raporlaştırılacağını ifade etmiştik. Bunları da konuştuk Merkez Yürütme Kurulunda. Bunun takipçisi olmaya devam edeceğiz ve konuyla ilgili de genişçe bir raporu kamuoyuyla paylaşacağız. Elbette hiçbiri birbirinden ayrı değil bu başlıkların. Demokratik toplum dediğimizde işte bu başlıkların neden birbiriyle bağlantılı olduğunu da görmemiz mümkün oluyor. Çünkü Türkiye'nin en temel ihtiyaçlarından biri herkes için hak, hukuk, adalet, eşitlik, demokrasi, temel insan hakkı ve yaşam hakkıdır. Tüm bunlar hepimizin epeydir özlediği, uğruna mücadele ettiği haklar ve hepimizi ortaklaştıran haklar. O yüzden bu mücadeleyi biz çok büyük bir kararlılıkla sürdürmeyi de yeniden Merkezi Yürütme Kurulumuzda konuştuk.

Biliyorsunuz şu ana kadar sayısız toplantı yaptık. Yalnızca Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladığından bu yana binleri aşan sayıdaki toplantılarda yüz binlerce, hatta milyonlarca insana ulaştık. Farklı bölgelerde gerçekleştirdik hep bu buluşmaları. En uzak insana ulaşıp bir şekilde kendileriyle ortak gündemimize dair konuşabilmek, ortak meseleleri yeniden değerlendirebilmekti amacımız. Önümüzdeki günlerde de bu buluşmalar sürecek. Bu çalışmalarımıza biz büyük bir motivasyonla devam ediyoruz. Bu kapsamda ilki 29 Nisan'da gerçekleşecek bir dizi bölge toplantısına hazırlanıyoruz. İç Anadolu'dan Marmara'ya, Van'dan Diyarbakır'a, Çukurova'dan Ege’ye uzanacak bu toplantılar Mayıs boyunca sürecek. Geniş kapsamlı örgütlenme toplantıları olarak düşünmek gerekiyor bu toplantıları. Eş Genel Başkanlarımız katılacak bu toplantılara. İl, ilçe eşbaşkanlarımız, yöneticilerimiz, PM üyelerimiz, kadın ve gençlik meclis üyelerimizle farklı bölgelerde bir araya geleceğiz. Bu toplantılarda nasıl daha güçlü örgütlenebileceğimizi konuşacağız. Bu örgütlülüğü büyütmenin yol ve yöntemlerini hep birlikte tartışacağız.&nbsp;

Şimdi gelelim bu bağlamdaki önemli başlıklardan birine. DEM Parti ne zaman kongreye gidiyor? DEM Parti yeniden yapılanacak mı? DEM Parti'nin ismi değişecek mi? DEM Parti'nin programı değişecek mi? DEM Parti’nin tüzüğü değişecek mi? Bu sorular geliyor. Evet, kongre çalışmalarımız başladı. Dün ve bugün bu başlığı tartışıyoruz. DEM Parti, yeni döneme hazırlanmak için olağan kongresini yapmak ve bunun takvimini belirlemek üzere tartışmaları sürdürüyor. Merkez Yürütme Kurulumuzun gündeminde kongre takvimi de var. Nasıl bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyduğumuzu dünden beri tartışıyoruz. Bugüne kadar bizi takip edenler gayet iyi bilirler ki kongre öncesinde konferanslar yapıyoruz ve kongre hazırlıkları yalnızca merkezde yapılmıyor. Kongre hazırlıklarını yine herkese ulaşmaya çalışarak, en geniş kesimlerle tartışmaya çalışarak yapıyoruz ve dolayısıyla konferanslar yapıyoruz. Sonra da bir büyük konferans yapıyoruz. Ondan sonra da olağan kongremizi yapıyoruz. Bunun takvimini şu anda hazırlamaya çalışıyoruz, bunu tartışıyoruz. Olağan kongremizi sonbaharda yapacağız. Eylül, Ekim ayı gibi. MYK'mızdan şu anda böyle bir tavsiye kararı, böyle bir takvim çıktı. Parti Meclisimiz de değerlendirdiğinde ve tam tarih netleştiğinde kamuoyuyla paylaşacağız. Ancak kongre sürecimizin başladığını ifade edebilirim.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci ilerliyor mu ilerlemiyor mu, tıkandı mı, bir sorun var mı yok mu? En sık karşılaştığımız sorular bunlar. Barış ve Demokratik Toplum Süreci ilerliyor, ilerleyecek. Biz buna inanıyoruz ve bunun için de hem coşkuluyuz hem heyecanlıyız hem de kararlıyız. Bu coşku, kararlılık ve heyecanla gidiyoruz kongremize. Kongre hazırlıklarını böyle bir motivasyonla yapıyoruz. Savaşın ve şiddetin bu kadar çok yayıldığı bir bölgede barışı konuşmak, barışı inşa etmek, barışı kalıcı hale getirmek, demokratik bir toplum tahayyülünden vazgeçmemek ve bunun için mücadele etmek kolay değil. Bunu en iyi bizler biliyoruz. Ama kolay olmayanı başarabilecek güce ve deneyime de sahibiz. Buna inanıyoruz, bunu başarabileceğimize inanıyoruz. Zaman zaman temposunda düşüklük görülüyor, zaman zaman duraksamalar oluyor. Bazen ritmi istenilen hızda olmuyor. Bu da kamuoyuna demek ki bir tıkanıklık var diye yansıyor. Başta siyasi partiler olmak üzere, Türkiye'de barış isteyen, yaşam hakkını savunan, demokrasi hakkını savunan, eşitlikten ve özgürlükten yana olan herkes bunu başarabilmemiz için birlikte sorumluluk hissetmeli. Bu çağrıyı çok yaptık, yineleyelim.&nbsp;

&nbsp;

27 Şubat 2025'in üzerinden epey zaman geçti. Bir yılı devirdik ki 1. yıl dönümünde de ikinci mesajı geldi Öcalan'ın. Ondan sonra yaptığımız Merkez Yürütme Kurulu sonrası basın toplantımızdan bir bölümü paylaşmak istiyorum. “Onlarca yıldır kanamakta olan bu yarayı açıkta bırakmamak gerekiyor. O yüzden de bu fırsata çok hızlı bir biçimde birtakım yasal çerçevelerle, somut adımlarla yanıt vermek gerekiyor ki kaygılar ve endişeler ortadan kalksın. Riskler ortadan kalksın, yeni riskler oluşmasın. Böyle bir siyasal iradeyi ortaya koymak ve bu iradeyi de birtakım yasal düzenlemeler için değerlendirmek gerekiyor” demişiz. O gün yaptığımız tespit bugün hala geçerliliğini koruyorsa ne yazık ki temposu, ritmi istenilen hızda değil demektir. Biraz hızlandırmalıyız. Bunu birlikte yapmalıyız, hep beraber yapmalıyız. Bu, Türkiye toplumunun ortak talebi ve beklentisi. Hepimiz 27 Şubat 2025'te Öcalan'ın yaptığı çağrının ne kadar hayati olduğunu, gereklerinin yerine getirilmesinin ne kadar önemli olduğunu, eş zamanlı bir biçimde adımların atılmasının ne kadar değerli olduğunu defaatle konuştuk. Bu tespitleri yaptık. Şimdi artık gerçekten onlarca yıldır süren bu halin bir şekilde ortadan kaldırılması, silahların tümden devre dışı kalması için gerekenlerin yapılmasının vakti. Kalıcı bir biçimde bunun son bulma ihtimalinden değil, bu fırsatın kalıcı hale gelmesinden bahsediyoruz. Bu artık bir ihtimal değil. Bu stratejik zaman diliminde, stratejik adımlarla değeri de Türkiye açısından stratejik olan -bölgeye baktığımızda öylesine hızla yayılan bir şiddet sarmalı var ki- bu fırsatı hep birlikte kazanabilmek için değerlendirmek gerekiyor. O gün de söylemiştik, bugün de söyleyelim: Durduğumuz yer belli bizim. Barıştan yanayız, eşitlikten yanayız, özgürlükten yanayız, demokrasiden yanayız, hukuktan yanayız, 3. yol siyasetinden yanayız. Türkiye'de bu siyaseti kuracak temel öznelerden biriyiz. Biz bu inanç ve kararlılıkla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Biliyoruz ki barışın kaybedeni, savaşın kazananı olmaz. O yüzden birlikte kazanmaya herkesi davet ediyoruz. Süreci hep beraber hızlandırmaya ve bu fırsata sımsıkı tutunmaya çağırıyoruz.&nbsp;

SORU: En yakın zamanda yasal adımların atılması birçok siyasi parti liderleri tarafından talep ediliyor. En son resepsiyonda da konuşuldu. Erdoğan'ın masa sağlam mı sorusu da bu iddiaları gündeme getirdi. Yine çağrı yaptı. Bakırhan "Mühür sizdedir" dedi. Mayıs ayında bekleniyor mu? Çünkü bayramdan sonra Nisan ayı gösterilmişti. Gözler Mayıs ayına çevrildi. Bu konuda ne dersiniz?&nbsp;

Öncelikle o masa metaforu çok önemli ve Türkiye için çok büyük bir değeri var. Çünkü masa demek diyalog demek, temas demek, istişare demek, sorunları konuşarak çözmek demek. Masa demek müzakere edebilmek demek ve biz yeniden konuşabildiğimiz bu ortamı, bu iklimi çok değerli görüyoruz. Bunu yıllardır ifade etmeye çalışıyorduk. Açınız İmralı'nın kapılarını, göreceksiniz neler değiştiğini demiştik. Bakınız, iklim nasıl değişti şimdi. Çağrısı, çağrının akabinde alınan kararlar, örgütün feshi ve silahlarını yakarak imha etmesi, sonra çekilme kararını açıklamış olması ve bu kararların tamamının stratejik olduğunun her defasında vurgulanması, geri dönüşsüz olduğunun söylenmesi çok önemli. Masa işte bu demek. Yani silahların kalıcı bir biçimde tümden devre dışı bırakılması ve demokratik siyasete alan açılması. Dolayısıyla, evet Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a da söylediği gibi masa sağlam, sağlam olmalı, devrilmemeli. Devrilmemesi, sağlam kalması, daha da güçlenmesi için hep birlikte elimizden geleni yapmalıyız. Biz bu konudaki sorumluluklarımızın farkındayız. Komisyon raporunda ortaklaşan siyasi partiler, grubu bulunanlar ve bulunmayanlar sonuçta bu konuda, yani Türkiye'nin demokrasi yolunda adım atması, Kürt meselesini çözmesi ve bunu diyalogla çözmesi yönünde bir irade beyanında bulunmuş oldular. Dolayısıyla bu ortak sorumluluğumuz. Mayıs ayında olabilir mi yasal düzenlemeler diye soruyorsunuz. Olmalı, Mayıs ayına da kalmamalı. Toplumun beklentisi, talebi geciktirilmemeli tabii ki. Yani komisyon raporunun gereği yerine getirilmeli ve bir an önce artık Meclis’in gündemine gelmeli. Sözünü ettiğimiz konular çünkü Türkiye'yi rahatlatacak, Türkiye'ye soluk aldıracak konular ve Türkiye'nin bu soluğa ihtiyacı var. Üstelik bu nefese Türkiye'de yalnızca bir kesimin değil çeşitli kesimlerin, milyonlarca insanın ihtiyacı var. 86 milyona da kazandıracak olanın bu olduğunu düşünüyoruz. O yüzden tabii ki bizim beklentimiz sürecin hızlı bir biçimde ilerlemesi, takviminin belirlenmesi, ihtiyaçların tespit edilmesi ve herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesidir.&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Ayşegül Doğan: Olağan kongremizi Eylül veya Ekim gibi yapma kararı çıktı  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 10:46:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/aysegul-dogan-olagan-kongremizi-eylul-veya-ekim-gibi-yapma-karari-cikti-140112-20260426.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/aysegul-dogan-olagan-kongremizi-eylul-veya-ekim-gibi-yapma-karari-cikti-140112-20260426.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/aysegul-dogan-olagan-kongremizi-eylul-veya-ekim-gibi-yapma-karari-cikti-140112-20260426.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Meydanları dolduran milletin adalete susamışlığı ve haksızlıklara isyanı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-meydanlari-dolduran-milletin-adalete-susamisligi-ve-haksizliklara-isyani-2467.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-meydanlari-dolduran-milletin-adalete-susamisligi-ve-haksizliklara-isyani-2467.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Genel Merkezinde gerçekleştirilen Belediye Başkanları Buluşmasına katıldı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, burada yaptığı konuşmada, “Çok teşekkür ederim çok değerli yol arkadaşlarım. Bugün Türkiye’nin dört bir yanından milletin verdiği bayrağı taşıyarak yürüyen ve iki yıl önce beldelerinde, ilçelerinde, illerinde, büyükşehirlerde çok yüksek oy oranlarıyla kimsenin beklemediği bir büyük zaferin yereldeki en büyük taşıyıcısı olan, her birisiyle ayrı ayrı gurur duyduğumuz, her birisini insan olarak sevdiğimiz, yoldaş olarak yürüyüşümüze yaptıkları katkılardan dolayı takdir ettiğimiz değerli arkadaşlarım, değerli belediye başkanlarım, hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygı ile selamlıyorum” dedi.&nbsp;

Özel, şunları söyledi:

CUMHURİYET HALK PARTİSİ, ZOR GÜNLERİN PARTİSİ

Tam iki yıl önceydi... Birkaç ay önce Cumhuriyet tarihinin en önem atfedilen, kazanmayı en çok istediğimiz seçiminden mağlubiyetle çıkmıştık. Yüzümüz öndeydi, moraller bozuktu. Seçmenimiz sandığa küsme noktasına gelmiş. Yapılacak yerel seçimlerde oy kullanmayacağını ifade edenler, Cumhuriyet Halk Partili seçmenler içinde yüzde 60’lara, bazı anketlere göre yüzde 70’lere ulaşmıştı ve seçmen büyük bir duygusal kopuş yaşamaktaydı. O günlerde Cumhuriyet Halk Partililer olarak zor günlerin partisi olduğumuzu, düştüğümüz yerden kalkmayı, birbirimizin koluna girmeyi, birbirimizden güç almayı ve bu toprakları kendi kaderiyle baş başa bırakmak yerine bu topraklarda 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra yeniden bir tarih yazabilmeyi yapabileceğimizi önce kendimize, sonra birbirimize, sonra da milletimize gösterdik. Partimiz içinde Cumhuriyet tarihinde görülmemiş olgunlukta, görülmemiş sonucu doğuran bir seçim sonucunda yeni bir yönetim oluştu. Ama geçmişe vefa duyan, saygı gösteren, kötü duysa da kötüyü söylemeyen, yutkunmayı bilen ve dostuna güven, olmayana kaygı veren ama dost olmayanın ağzına laf vermek yerine sessiz kalmayı bilen bir yönetim anlayışı ile yola çıktık.



GENÇLERE, KADINLARA, MİLLETİMİZE DANIŞTIK

Bizim yaptığımızı, yani partimizdeki değişimi millet kendi beklediği özeleştiriye sayacak mıydı? Bütün merak konusu buydu. Biz o gün çıktığımız yolda, biraz önce değerli başkanlarımın vurguladığı gibi kadınlara güvenmeyi, gençlere güvenmeyi, bilime güvenmeyi, ölçme ve değerlendirme yapmayı, vatandaşın önüne sunacağımız adayın onun gönlünde olan, onu temsil eden, onun güvenebileceği iyi insanlar olmasını, o kenti temsil eden, o kentin ruhunu bilen insanlar olmasını çok önemsedik. Gençlere, kadınlara ve millete sorarak, anketler yaparak, yerinde partimizden görevlendirdiğimiz yüzlerce arkadaşımızın yaptığı mülakatlarla, kentleri anlamaya, onların sesini duymaya ve beklentilerine cevap verecek adayları belirlemeye gayret gösterdik. Yönetime geldiğimizde 1970’lerde Ecevit ve arkadaşlarının girdikleri iki yerel, iki genel seçimden partimizi birinci çıkardıklarını hatırlatıp, aynı iddiayı ortaya koyup, yapamıyorsak yönetimde kalmayacağımızı da açık bir yüreklilikle, açık sözlülükle, büyük bir cesaretle, ‘Yahu daha beş aylık yönetim, nasıl yapsın partiyi birinci parti?’ demeden, açık açık büyük bir özgüvenle ifade ettik. Bu gösterdiğimiz özgüven hem kendimize&nbsp;güvendendi,&nbsp;hem bu salona olan güvendendi. Hem de bu salonda olmayan, eşinden, evlatlarından,&nbsp;anasından -&nbsp;babasından koparılmış, 12 metrekarelik hücrelerinde Antalya’da, Bursa’da, İstanbul’da, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde duran arkadaşlarımızın iyi insanlar olduğuna, doğru adaylar olduğuna, dürüst insanlar, mert insanlar olduğuna, halk için ve ülke için çalışacaklarına, önce ülkenin sonra kentinin, sonra da partisinin hakkını ve menfaatini koruyacak, doğru insanlar olduklarına inanıyorduk.

BİZ SİZE KEFİL OLDUK, SİZ BİZE

105 miting yaptık dolunun, yağmurun,&nbsp;rüzgarın&nbsp;altında ve birçok zorluklarla. Ama otobüsün üstünde her birinizle tarihin başka bir sayfasını yazdık. Yetiştiğimiz yere gittik, gidemediğimiz yere arkadaşlarımız gittiler ve sesimiz gitti, televizyondan ulaştık. Ama samimi bir gayreti karşılıklı gösterdik. Yerelde siz; genelde, Ankara’dan biz. Biz size kefil olduk, siz bize kefil oldunuz. Daha seçmenler öğle saatlerinde sandığa koştuklarında, genel haber veren televizyonlar şöyle diyorlardı; ‘Seçime katılım oranında belirgin bir düşüklük var.’ Bunu&nbsp;yedi -&nbsp;sekiz ay, 10 ay önce öngörüyorduk korkarak. Ama çok emindik o düşüklüğün bizle ilgisi olmadığına. Hemen telefonlar açtık, Türkiye’nin dört bir yanında Cumhuriyet Halk Partisi’nin çok iddialı olduğu sandıklara ve AK Parti’nin çok iddiasız olduğu sandıklara baktık. Türkiye’nin dört bir yanından şöyle haberler geldi, öğlenin 12.00’sinde -&nbsp;13.00’ünde; bizimkiler ya kullanmış ya kuyrukta, AK Parti ortalarda yok. Sandıklar açılırken her sene birazcık kötü sonuçlar geldiğinde atılan, o zaruri ama yürek yakan bir mesaja inat olsun diye sandıklar açılmadan mesajı hazırladık. Açıldığı dakikalarda 150 binden fazla sandık görevlisine attık. Bu sefer mesaj şu değildi; ‘Zayıf olduğumuz sandıkları baştan açıyorlar. Her taraftan kötü haberler alıyorsunuz. Moralinizi bozmayın, sandığı bırakmayın. Islak imzalı tutanağı&nbsp;almadan bir yere ayrılmayın.’ Bu mesajı atmadık. O mesaja inat sandıklar açılırken, sandık görevlilerine ‘Birazdan Türkiye’nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksınız. Sakın sevince, kutlamalara kapılıp, görevinizi aksatmayın ve ıslak imzalı tutanağın ucunu sakın bırakmayın’ dedik. Bizim hikayemiz böyle başladı arkadaşlar. Bizim iktidara yürüyüş hikayemiz böyle başladı. Karşımızdaki kötülerin de korkuları ve kötülüklerine niyetleri böyle başladı.

O KARARLILIK BİR YIL SONRA MEYVELERİNİ VERDİ

Biz bu kürsüye o gece çıktığımızda ‘Saat 21.00’de TRT’ye bir sürprizimiz var, 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi, TRT ekranlarında Türkiye’nin birinci partisi’ derken dönüp öbür taraftan ‘Korna çalmayın, davul çalmayın. Nispet yapmayın, kaybedeni üzmeyin, yarından itibaren iktidar yürüyüşümüz var. Çok da geçe kalmayın’ demeyi bildik. İşte o akşam buradaki konuşmada dediğimiz gibi erkeklerin cebine, kadınların çantasına milletin koyduğu anahtarın belediyenin kasasının, kapısının ya da şehrin altın anahtarı olmadığının ama 100 yıl sonra yeniden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin iktidar yolculuğunun anahtarı olduğunun altını kalın kalın çizdik. O günden sonra sizi topladığımız bu salonda her toplantıda, meselenin bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerelde ve genelde iktidar olması; şimdi toplumun yüzde 65’ine, ekonominin yüzde 80’ine sahip olduğumuz ve Türkiye’nin birinci partisi olduğumuz bu noktada asla ve asla kibre kapılmadan, çalışarak, Türkiye’yi nasıl yöneteceğimizi yerelden göstererek çalışmamız gerektiğini sizlere anlattık. Yapılar kurduk, masalar kurduk. Çalışma grupları oluşturduk, toplantılar yaptık. Sizinle birlikte bir büyük yürüyüşü; hizmet odaklı, vatandaşın sorununu gören, sesini duyan, derdini çözen bir belediyecilik anlayışını bütün Türkiye’ye, oy verene gösterdik. Oy vereni pişman etmedik, oy vermeyeni pişman ettik. ‘Keşke biz de verseydik de bizim de burada Cumhuriyet Halk Partili bir belediye olsaydı’ diye. O yürüyüş, biraz önce başkanım ifade etti, bir yıl sonra meyvelerini verdi bu kararlılık. Ben de merak ettim, Tayyip Bey de. Biz de merak ettik, Adalet ve Kalkınma Partisi de. Memnuniyet anketleri yapıldı. Biz yüzde 59 ölçtük milletin sizden memnuniyetini. AK Parti de 61 ölçtü. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden halkın memnuniyetini. O güne kadar&nbsp;sekiz -&nbsp;dokuz - 10 aylık bir hizmetin ardından, sahada görülür ve rakamlara yansıyan bu memnuniyetin ardından, maalesef kadın kollarından, gençlik kollarından, ana kademesinden ümidi kalmamış olan Erdoğan, partisine hep söylediğim gibi bir yargı kolları başkanlığı kurdu.

BAŞKANLARIMIZ GÖREVLERİNDEN KOPARILDI, CEZAEVLERİNE KONDU

Bu yargı kolları başkanlığı ile birlikte Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin üzerine gitmeye karar verdi. Geçmişte çok tartışmalı kararlara imza atan, tek tek saymayacağım ama her birisi Anayasa Mahkemesi’nde 15’te 15 bozulan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden tazminat doğuran, kendinden başka&nbsp;kimseye yaptırılamayacak siyasi kararları alan birini, bakan yardımcısı yapmışlardı ödül olarak. Onu İstanbul’a başsavcı yaptı. İstanbul’a başsavcı oldu ama ne coğrafi&nbsp;sınır,ne yetki, ne kanun, ne yasa, ne anayasa… Hiçbirini dinlememek, var gücüyle Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmak üzere görevlendirilmişti. İlk saldırıyı, bugün şükürler olsun aramızda, Türkiye’nin milyonu aşan nüfusuyla en büyük belediyesi Esenyurt Belediyesi’ne saldırarak, Belediye Başkanı Ahmet Özer’i içeri atarak, güya terörle ilişkilendirip, kayyım atayarak, ilk kötülüğü başlattı. O günden sonra sırasıyla ve Cumhurbaşkanı adayımızı da kapsayacak şekilde Sayın Ekrem İmamoğlu’nun da özgürlüğünü elinden alarak, onu seçenlerden onu kopararak, İstanbul’da yıllardır yaka silkilen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin israf eden, yolsuzluk yapan, adam kayıran, kural tanımayan belediyeciliğine karşı yaptığı ve millet tarafından, iptal edilen seçimde oy artışıyla, beş yıllık zulmün sonunda belediye meclis çoğunluğunu da vererek geldiği görevden koparılarak cezaevlerine kondular.

‘BU İŞİ SİZ ÇÖZECEKSİNİZ’ DEDİK, 802 KREŞ YAPTINIZ

Sadece onlar değil, her biriniz ‘Silkeleyin’ diyerek AK Parti’den kalan vergi borçları, SGK borçları, onların faizleri, sayısız müfettişler, tehditler… Sürekli ‘Bu akşam sana da gelecek’ diye söylenti yaymalar… Sürekli hizmetin aksaması ve Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin oluşan memnuniyetten geriye düşmesi, bir iftiranın TRT eliyle, televizyonlar eliyle büyütülmesi, köpürtülmesi suretiyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerelden başlayan iktidar yürüyüşünün önünü kesilmesi. Bütün hesap bunun üzerine oturtuldu. Şimdi dönüp bir yere bakıyorum. İki yıl bitmiş. Yanımda 18 yol arkadaşımız yok,&nbsp;aramızda değil. 12 metrekarelik hücrelerde çile dolduruyorlar. Yusuf’un mektebinde terbiye oluyorlar. Günlerini bekliyorlar. Ama karşımda milletin verdiği görevi yapmak üzere 2 yıl önce mazbatasını alanlar oturuyor. Baştan aşağıya nereye baksam değişen bir şey yok ama en önem verip o günlerde söylediğimiz bir şeye bakalım beraber. Ne demişiz? ‘Zenginin çocuğu üç yaşında okula gidecek.’ Hatırlıyor musunuz o konuşmayı? ‘Eline makası verecek, sulu boyayı verecek, yeteneği gelişecek ve bir eksiği varsa görülecek. Bir harfte pelteklik yapıyorsa artikülasyon hocasına gidecek, yoksulun çocuğu öğretmen görmek için 6-7 yaşını bekleyecek.’ Dedik ki ‘Bu işi siz çözeceksiniz arkadaşlar.’ Ve bu dönemin sonuna kadar 1000 kreş hedefi koyduk. İki yıl sonra Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları karşımda, önümde yazıyor. 2 yılda 802 kreş yaptılar. Hedefin yüzde 80’ini tutturdular 2 yılda.



ÜCRETSİZ OKUL SUYUNU BAŞKANLARIMIZ VERDİ

Dedik ki, ‘Çocuk İstanbul’a inecek,&nbsp;büyükşehire&nbsp;inecek, Mersin’e inecek ve karşıdan onu parası olmadığı için devlet yurdu da çıkmadığı için birileri karşılayacak, cemaatine eleman devşirecek, oralarda bir işler çevirecek. Burada görev bize düşer’ dedik. ‘Bu dönem bitmeden 100 tane yurda&nbsp;ulaşmamız lazım, yoksulun çocuğunu başkasının eline bırakamayız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin belediye başkanları’ dedik. 78 tane yurt açtınız bu süreç içerisinde. Yüzde 78’indeyiz bu hedefin. Kent lokantası sayısı 172’ye çıkmış. Silkelenene&nbsp;silkelenene&nbsp;173 tane Halk Market, Halk Mandıra açmışız. Eti 3’te 2 fiyatına, peyniri yarı fiyatına, üçte bir fiyatına satan mandıralarımız var. Okula giden çocuğun birinin beslenme çantası doluysa, öbürünü siz doldurdunuz. Bir tanesi şişe suyunu koyuyorsa, öbürü tuvaletteki çeşmeye doğru gidiyorsa önüne siz geçtiniz. Ücretsiz okul suyunu siz verdiniz. Okullar pislikten açılamıyordu, ‘Açın önümüzü temizliyoruz bütün okulları’ dedik. İzin verilenleri pürü pak yaptığımız. Önünüze geçenlerin de nasıl&nbsp;bir takım&nbsp;hasetlikler sonucu sizi engellediklerini millete siz gösterdiniz.

BAŞKANLARIMIZ 5 KATI SOSYAL YARDIM VERİYOR

Buradan AK Partili, MHP’li seçmenlere şunu hatırlatmak isterim. Ne diyorlardı? ‘Cumhuriyet Halk Partisi gelirse sosyal yardımlar kesilecek. CHP gelirse belediyeden sosyal yardım alamazsınız artık. Ona göre oy verin, iyi düşünün.’ Cumhuriyet Halk Partili belediyeler geldi. Soruyorum AK Partili ve MHP’li seçmenlere. Geçmişte AK Partili, MHP’li belediyeden alıp da bugün sosyal yardım alamayan bir kişi var mı? Yok. Peki rakam ne diyor? Tam&nbsp;4.6&nbsp;kat, tam rakamı. Yani eskiden bir veriliyorsa, beş kat sosyal yardım veriyor Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları. İşte şimdi buradan Cumhuriyet Halk Partili belediyelere saldırılıyor ya. O saldırılanlar Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları değildir. Saldırılan Cumhuriyet Halk Partisi de değildir. Saldıranlar kreşteki yoksul çocuklara saldırmaktadır. Yurtlara saldırmaktadır. Kent Lokantalarına saldırmaktadır. Halk Marketlere, Halk Mandıralara, Anne Karta, beslenme çantasına, okul suyuna, kırtasiye desteklerine saldırılmaktadır. Mansur Yavaş’ın kapattırdığı veresiye defterini kapatanlara ve veresiye borcu silinenlere saldırmaktadır bu iktidar yaptığı her şeyle. Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ne kendimizi ne partimizi savunuyoruz. Biz milletin hakkını, hukukunu ve bu gelecekte de bu ülkeyi halkçı bir iktidar yönetsin tercihini, bu tercihin hayata geçme ihtimalini savunuyoruz.

23 NİSAN’I KUTLAYACAKLARDI

Bizimle yarışmak yerine Esenyurt’a saldıranlar, ardından Beşiktaş’a,&nbsp;Beykoz‘a saldıranlar 18 seçilmiş belediye başkanımızı içeride tutanlar, en son gecenin 01.00’inde hem de bakan oldukları gün verdikleri sözün tam tersine Onursal Başkan’ın evine gittiler, evine saldırdılar. Ben dün böyle bir toplantıyı yapmadan önce elbette Onursal Başkan’ı gittim ziyaret ettim. Bursa’da Mustafa Bozbey Başkan’ı ziyaret ettim. Onursal Başkan, aile görüşünden geliyordu. Ve bir gün önce de kızını görmüştü. Ama içine dokunan şuydu; Kızı&nbsp;Algı’yla&nbsp;birlikte 23 Nisan’a hazırlanıyorlardı. Baba-kız, 23 Nisan’da Ataşehir’de bayramı kutlayacaklardı.&nbsp;Algı’nınkıyafetleri hazır, heyecanı bir haftadır en üstteydi. Dört gün önce geldiler, 23 Nisan’dan bir gün önce&nbsp;Algı’nın&nbsp;babasını&nbsp;alıp götürdüler. Tutuklamaya sevk evrakını bucak&nbsp;bucakkaçırdılar, her yerde yazıldı.

GÜN GELECEK BU TUTUKLAMAYI YAPANI ALGI’NIN GÖZYAŞLARI BOĞACAK

Tutuklama sevk evrakında şöyle yazıyor Onursal hakkında: ‘Hiçbir baz kaydı vermediği, HTS kaydı olmadığı.’ Olsa da zaten bir hukuki değeri yok ama, olunca yazıyorlar ya. ‘Hiç kimseyle baz kaydı vermediği, HTS kaydı olmadığı, yapılan teknik takiplerde suç unsuruna rastlanmadığı, dinlemelerde bir şeye takılmadığı, kendisinin çok tedbirli davrandığına kanaat oluşturmuştur.’ Onursal Adıgüzel’i tutukluluğa sevk ederken suç işlememe suçundan tutuklamaya sevk ettiler.&nbsp;Hakimesordu, ‘Bir şey yapsam bir şüphe olsa yazacaksınız. Hiçbir şey yok’ diyor. Diyorlar ki, ‘Savcı şüpheleniyor ama bir şey bulamadım’ diyor. Ve Onursal Adıgüzel bu tutuklamadan 24 saat sonra kızıyla birlikte bir görüşme odasında 23 Nisan’ı kutlamak zorunda kalıyor.&nbsp;Algı’nın&nbsp;gözyaşlarıyla,&nbsp;Onursal’ıngözyaşlarıyla. Birazdan daha detay bir şey söyleyeceğim buna dair ama, daha özel bir şey söyleyeceğim. ‘Hiçbir suçun yok ama kesin işledin, ben bulamıyorum yine de seni tutukluyorum, tutuklanmanı istiyorum’ diyeni de bu tutuklamayı yapanı da gün gelecek&nbsp;Onursal’ın&nbsp;ve&nbsp;Algı’nıngözyaşları boğacak, gözyaşları. Dün Mustafa Bozbey’in yanındaydım. Normalde şu koltuklardan birinde oturacaktı bugün. Bütün salona selamı var. ‘Alnımız açık, başımız dik’ diyor. ‘Ne göre sürecimizde bir şey buldular’ diyor, sekiz önce verilmiş bir ifadedeki 12 yıllık iftirayla. İki tane iftiracı var. Birisi madde bağımlısı, babası özre gelmiş Bozbey’e. ‘Bu nasıl şeyler yazıyor çiziyor, bilmiyorum. Bağımlılıktan kurtulsun diye 16 milyon para buldum, tedavi ettirdim. Yine kaçtı bulaştı. Gitmiş sana karşı ifade vermiş, hakkını helal et, senden özür diliyorum’ diyor hacı babası. Öbürünün kendi yargılandığı dosya 155 yıl, tamamı Bursa’da birbirinden farklı farklı 40’tan fazla olayda, 500’den fazla kişiyi dolandırma suçu. Bunlar diyor ki, ‘Biz 12 yıl önce Bozbey’den şu vakfa bağış yap dedi, o bağışı yaptık. Bundan sonra işimizi gördü’ veya öbürü diyor ‘Yapmadım diye işimi görmedi.’ Ondan dolayı Mustafa Bozbey’i alıp içeriye koyuyorlar.&nbsp;Onursal’ınkendinin değil, belediyenin somut suçlaması; ‘İstediğin imarla ilgili iş olur ama belediyeye 20 tane çöp konteyneri al’ demişler. Konteyner alınmış, belediyeye sipariş edilmiş, belediye verilecek. Bunun üzerinden konuşuyorlar. Türkiye’nin dört bir yanındaki arkadaşlarımıza temel suçlama; bağış almak, vakfa bağış almak, hibe almak, dozer almak, kamyon almak, kreşe oyuncak aldırmak, mobilya aldırmak.

BAĞIŞ ALMAK SUÇSA BU SUÇUN DANİSKASINI AK PARTİLİ BELEDİYELER İŞLİYOR

2024 Sayıştay denetim raporu: Bütçesine göre oranlı olarak belediyelerin aldıkları bağışlar. Biz kırmızıyla yazdık, basına yollayacağız. Oran olarak en yüksek oranda gelir bütçesine göre bağış alan Malatya Belediyesi, yüzde 20,52. Samsun Belediyesi 6,21. Trabzon Büyükşehir 1,87. Ordu Büyükşehir 7,62. Kayseri 2,5. Hatay 4,71. Bursa önceki dönem 2,02. Ankara Belediyesi’nin bağış&nbsp;oranı yüzde 0,03. İzmir Belediyesi’nin bağış oranı yüzde 0,01. Malatya’nın yüzde 20, İzmir’in yüzde 0,01. Manisa’nın yüzde 1,31 MHP’de olduğu dönem. Tekirdağ’ın yüzde 0,24 Cumhuriyet Halk Partili dönem. Bağış almak suçsa, bu suçun daniskasını işleyenler AK Partili belediyeler. Bir tanesi bu konuda bir ifadeye çağrılmış değil. Şimdi Halfeti Belediyesi’ne operasyon.

BUNLARA RAĞMEN ‘EŞİT DAVRANIYORUZ’ DİYORLAR

İçişleri Bakanı çıktı ya, dedi ya ‘Efendim biz 677 AK Partili belediye için izin verdik. 371 de CHP’ye. CHP’ye bir kötülük yok.’ Millet kendi kendini sordu ya, kardeşim öyle de hani bir gün bir şafak operasyonu var mı? Koluna polis giren AK Partili var mı? Gözaltı dört gün var mı? Tutuklan AK Partili var mı? Yok. Bu nasıl adalet? Hem daha çok araştırılması gereken izin vereceksin, hem bir tane yok. Şaka diye diyor ya millet ‘Bir tane yok.’ O bir taneyi dün sabah yapmışlar. Ama mevcut bir belediyelerine de değil; eski Halfeti Belediye Başkanı’na. O da kayyımdı zaten. Kayyımken usulsüzlük yapmış, AK Parti aday göstermiş ve belediyeyi de kaybetmiş Halfeti Belediye Başkanı’na. Dün sabah gidip evden almışlar. Bütün basına bilgi notu geçtiler. Köşe yazarlarına bile yazdırmışlar. AK Partili belediye başkanına ki o gün AK Partili değildi, kayyımdı. ‘AK Partili belediye başkanına şafak operasyonu.’ Ne bu dönemde görevi var. Ne belediyeye bir baskın var. Ne belediyede bir arama var. Ne koluna girip götürülen şu andaki AK Partili belediye başkanı. Ama oradan bu kadar ucuz bir algı yönetimine bile tenezzül edecek kadar bir gözü&nbsp;dönmüşlük&nbsp;var. Yahu Aziz İhsan Aktaş dediğin adamın Isparta Belediyesi’ne hediye ettiği makam arası halen daha başkanı taşıyor. Trabzon Belediyesi’ne Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı her şey ortada. MHP’li Kütahya Belediyesi’ne Aziz İhsan Aktaş dosyası bizim soruşturmalar başlamadan bir gün önce ayrılıp, yollanmış. Kütahya’da kapağını kaldıran yok. Aziz İhsan Aktaş’ın önünden geçtiği belediyeye operasyon yapıyorlar. Ondan sonra da ‘Eşit davranıyoruz, doğru davranıyoruz, birlikte davranıyoruz’ diyorlar.

TARİH İKİSİNİ DE YAZACAK

Dün Mustafa Bozbey gözümün içine baka baka söyledi; ‘Ya AK Parti’ye katıl. Ya hapse&nbsp;atıl.’ Ya AK Parti’ye&nbsp;katılacaksın,ya hapse atılacaksın. Defalarca geldi bu binada anlattı bunu. Birlikte yaptığımız toplantılarda defalarca. Biri o tehditlere karşı topukladı, AK Parti’ye katıldı. Aydın’da sokağa çıkamıyor, sokağa. Dün yazıyor, Türkiye genelinde soru şu; ‘Operasyonlar ya da parti değiştirilen yerlerde erken yerel seçime, milletin iradesinin tazelenmesine ne dersiniz?’ Yüzde 68 diyor. Yüzde 68 ‘Verin elime o topuklayan efeyi. Verin’ diyor, ‘Ben söyleyeceğim son sözü İstanbul’da olduğu gibi iptal edilen seçimlerde.’ Biri Aydın’da sokağa çıkamıyor, öbürü Bursa’da cezaevinde ve aramızda konuşuyoruz da dışarıdan gelen tezahürattan birbirimizi duyamıyoruz. Haftanın ortasında, Mudanya’nın bir kenar mahallesinde,&nbsp;güneşin altında millet kapıda. O yüzden öyle şantaja,&nbsp;tehditeteslim olanı da tarih yazacak. Mustafa Bozbey gibi dimdik duranı da tarih yazacak.

ONLAR NASIL DURMUYORSA BİZ DE DURMAYACAĞIZ

Bugün beş ayrı salonda toplandık. Burada&nbsp;büyükşehirin&nbsp;ilçe belediyeleri vardı. İkinci katta belde belediye başkanlarımız vardı başımızın, gözümüzün üstüne. Dördüncü katta illerin ilçe belediyeleri, yedinci katta il belediyeleri, 12’nci katta da büyükşehir belediyeleri vardı. Her bir masa tartıştı, önerdi. Çünkü kötülük durmuyor, plan yapıyor, saldırıyor. Elbette stratejimiz, mitinglerimiz, mücadelemiz, hukuk mücadelemiz devam edecek. Ama onlar nasıl durmuyorlarsa biz de durmayacağız. Her birinizi teker teker dinledik. Raportör arkadaşlarımız raporlarını tuttular, siyasi arkadaşlarımız notlarını aldılar. Hızlı bir birleştirme toplantısında ilk verileri birleştirdik. Bu akşam, yarın, yarın akşam, pazartesi günkü Parti Meclisi’ne yerel yönetimlerden, sizin her birinizin önerileri, talepleri, parlak fikirleri, gördüğü varsa aksaklıklar, düzeltilmesi gereken hususlar hepsi alınıp, Parti Meclisi’nde ve MYK’da çalışılacak. Ama çok daha keskin bir hukuki mücadele verileceğini Mansur Başkan ifade etti. Bunun yanında yeni ve büyük bir hukukçu heyetiyle yepyeni bir iş yapıyoruz. Bunu hukuk tanımayanlara, kanun tanımayanlara, vicdanı olmayanlara,&nbsp;ipten -&nbsp;kazıktan kopmuş ve insanların üzerine haksızca gelen, saldıran herkese müjdelerim. Bir sandığımız olacak. Hukukçular yazıp&nbsp;yazıp&nbsp;sandığa atacaklar. Çünkü bizim şimdi hukukçular yazıp&nbsp;yazıp&nbsp;savcılığa götürüyorlar, mahkemelere veriyorlar. Diyorlar ki ‘Şu yalan. Bu iftira. Bu manşet tamamen haysiyet cellatlığı. Burada söylenen lafın şeyi yok. Tazminat, düzeltme, tekzip, bilmem ne…’ Sonra; ‘Kovuşturmaya gerek yoktur.’ ‘Tamam ben biraz bakarım.’ ‘Aradım bulamadım.’ ‘Tebligat yapamadım.’ Bunlar da diyor ki ‘Yanıma kalacak.’

BU HAYSİYET CELLATLARINI UNUTURSAK ŞEREFSİZİZ

Şimdi bir kuvvetli hukukçu heyeti yazacak, sandığa atacak. Yazacak, sandığa atacak. Sandık en geç 2028’in haziranında açılacak. Ne zaman seçim sandığı açılacak; trollerin, haksız tutuklama isteyen savcıların, 200 üniversite öğrencisini vizesinden edenin ve iki bayramı içeride geçirtenin, bütün yaz onları Silivri’de aileleriyle bir perişan edenin bugün ‘Tutuklanmalarına gerek yoktu. Tutuklayan yanlış yapmış’ deniyor ya. O tutuklamayı isteyen savcıya, o tutuklamayı veren&nbsp;hakime, o çocukları hedef gösteren trollere, o günden bugüne Ekrem Başkan ya da tüm belediye başkanlarımız hakkında, partimiz hakkında yalandan tweetleri atanlara, akşam televizyonlarda o yalanları tartışanlar, paçavralara basıp hepimize iftira atanlara müjde ederim ki önce seçim sandığı açılacak, sonra sizin çeyiz sandığınız açılacak. Haydi bakalım. Verilecek onlar savcılıklara, iki yıl kaldı maksimum. İki yılda hiçbirinizi ne zaman aşımı&nbsp;kurtarır,&nbsp;ne bir şey. Ama şuna güveniyorsunuzdur; ‘Ya bunlar iyi insanlar. Biz ettik, onlar etmezler. Bizi&nbsp;unuturlar.’ Normal vatandaş; AK Parti’ye oy veren, MHP’ye oy veren hiç korkmasın. Ne devri sabık&nbsp;yaratırız,&nbsp;ne kin güderiz. İyi olsun diye oy verdiniz. Yerel seçimde vazgeçtiniz. Genel seçimde hep beraberiz. Ama bu haysiyet cellatlarını unutursak şerefsiziz.

PİS KOKUNUN HEPSİ MAJESTELERİNİN EKİBİNDEN ÇIKIYOR

Değerli arkadaşlar bir tarafta bu kadar haksızlığı yapıp, bu kadar haksızlık karşısında aferini alıp, bakanlık koltuğuna kurulup, 18 tane tapusu ortaya çıkıp, ID numaraları verilirken, bir bakanın çıkıp yalan söylüyor. ‘O malı hiçbir zaman edinmemiş, almamış. O tarafa satmamış. 190 yıl çalışarak kazanacağı maaşla, bu kadar şeyi almamış’ diyen bir bakan arkadaşları yok. Savunan bir kişi çıkmadı, bir kişi savunamıyor. Bir kişi alkışlamıyor yaptığını, bir kişi sahip çıkamıyor. ‘Bunlar yanlarına kalmayacak’ deyince dakikalarca ayakta alkışlıyor birileri. Burası mı eziliyor, orası mı eziliyor? Kim kimi eziyor görelim bakalım? Milletin vicdan terazisinde siz eziliyorsunuz. Biz dimdik ayaktayız. Punduna getirip ezseler de mühim olan güzel kokmak, ıtır gibi güzel kokmak, ıtır gibi. Eziyorlar, eziliyoruz. Ama hiçbir pis koku çıkmıyor bu salondan, o 12 metrekarelik zindanlardan. Pis kokunun hepsi&nbsp;zaatalillerinin, majestelerinin ekibinden çıkıyor. İBB davası görülüyor. Ne diyorlardı? ‘Bir ay sonra birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. İnsan içine çıkamayacaklar. Birbirlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Her hafta sonu bir şehirdeyiz. Nereye gitsek, daha şehirden çıkış tabelası gelmeden il başkanı arıyor; ‘Herkes yolumu çeviriyor. Bu kadar büyük mitingi 1970’te Ecevit yapmıştı, 1968’de Demirel yapmıştı. Bilmem ne zamandır bu şehrin en büyük mitingini yaptık.’ Çorum da onu söylüyor, Konya da onu söylüyor. Yozgat da onu söylüyor. O mitingleri biz yapmıyoruz arkadaşlar, o mitingleri biz yapmıyoruz. O meydanı dolduran biz değiliz, o meydanı dolduran milletin adalete susamışlığı, bu haksızlıklara isyanı. Millet sizin arkanızda, millet sizin arkanızda.

BİZ KENDİMİZE GÜVENİYORUZ

‘Canlı yayınlansın’ dedik, ilk başta bir sürü ‘Vay efendim canlı yayın istemeyin istediği yeri verirler. Orasında keserler.’ Ya kardeşim biz kendimize güveniyoruz. Tamamı canlı yayınlansın. Ben biliyorum ki o salondan dışarıya bize dair bir mahcubiyet çıkmaz. Kimin mahcup olacağını biliyorum ben. Ben inandığım, güvendiğim arkadaşın arkasında duruyorum. İnanamadığıma zaten bir şey yapmıyorum. İnanmadığımıza, güvenmediğimize zaten bir şey yapmıyorum. Ama ne oldu? Önce savcıya güvenenler ‘Canlı yayın olsun’ dedi. ‘Hay&nbsp;haybence de olsun’ dedi. Öbürü ‘O öyle diyorsa münasiptir’ dedi. Bir çıktı iddianame tel&nbsp;tel&nbsp;dökülüyor. Oyladık, ‘Canlı yayın olsun’ diyenler ‘Olmasın’a&nbsp;oy kaldırdılar.

BİRGÜN GAZETESİ, EVRENSEL, CUMHURİYET VAR… NEREDE A HABER, NEREDE TRT?

Şimdi dava görülüyor. Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum, bütün Türkiye’ye. 12 aydır yalan yanlış beyanlar üzerinde tepinenlerin o söylediklerinin hiçbirisi iddianamede çıkmadı. Ne İmamoğlu’nun&nbsp;araçları,&nbsp;ne bin 200 cep telefonu, ne parke altından çıkan paralar, ne Gaziosmanpaşa Belediyesinden çıkan dolarlar, hiçbir şey çıkmadı. Hiçbir şey de iddianamede yer almadı. O konuşanlar, bir tanesi geliyor mu Silivri’ye? Hani asrın yolsuzluğuydu bu, asrın yolsuzluğu? Hani ilk gün TRT iki tane canlı yayın aracını getirdi. İki gün izlediler, anons bile çekmeden gittiler. Nerede A Haber? Silivri’nin önünde çeksene anonsu arkanda asrın yolsuzluğu. İçeriden iki satır bilgi ver. Neredesiniz o bütün yandaş kanallar? Akşam yeni haysiyet cellatlığına soyunanlar, bir yıldır söylediğiniz lafların haberini yapsanıza Silivri’nin önünde. Silivri’nin önünde yine SZC var, yine Halk TV var, yine&nbsp;BirGün&nbsp;gazetesi var, yine Evrensel gazetesi var, Cumhuriyet gazetesi var. İşlerinden edilmiş cesur gazeteciler var. Onlar içeride bir iddianamenin tel&nbsp;tel&nbsp;döküldüğünü haber yaparken, neredesin be A Haber, neredesin TGRT? Gitsene Silivri’ye ‘İçeride şu iddiam ispatlandı, yanıt veremediler’ desene. Bir tane yok arkadaşlar. Bir tane yok. Ne var biliyor musunuz? ‘Baskı altında söyledim’ var. ‘Ailemi korumak için bu ifadeye mecburdum, geri çekiyorum’ var. ‘Savcının tahliye talebine kandım’ var. ‘Ben hiçbir ifademde gördüm demedim, gördüm yazmışlar, uykusuzdum imza atarken dikkat etmedim’ var. ‘Para verildiğini görmedim, duydum’ var. ‘Kimden duydun?’ ‘Onu da unuttum’ var. O yüzden gidin şimdi bakalım o mahkemeye. ‘Bu dava siyasidir’ derken ‘Hukuki değildir’ derken, bu davada ‘Biz iddianameyi yargılanmak değil, yargılamak için istiyoruz’ derken tam da bunları görerek, bilerek, size güvendiğimiz gibi o arkadaşlarımıza güvenerek söyledik bunların hepsini. O yüzden tüm havuz medyasını Silivri’ye davet ediyorum. Stüdyolarından yeni iftiralar atmaya, yeni yalanları konuşmaya değil; bir yıldır söylediklerinin ispatını yapmaya bekliyorum oraya varsa cesaretleri. İlk gün bir dolaşıp da kuyruğu kıstırıp gidenler, gördüler içerideki meselenin yaratılan algının yüzde 1’i bile olmadığını.

KAMU ZARARININ OLMADIĞI RAPORLARLA İSPATLANDI

Dahasını söyleyeyim. Bedava bedava konuşanlara, işte Başkanvekili burada. İstanbul Büyükşehir Belediyesi koca bir kamu kurumu. Kamu zararı yaratıldığı ileri sürülüyordu. İç Denetim Birim Başkanlığı, Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığı, Mali Hizmetler Daire Başkanlığı, 30 iştirak şirketinin kendi denetim birimleri denetimlerini bitirdi. Böyle dönemde yalan bir beyana, rapora imza atacak babayiğit var mı Türkiye’de? Kamu zararı çıkacak da&nbsp;‘Yok’ diyecek. Tüm bu raporlarda tek bir kuruş bile kamu zararının olmadığı raporlara bağlandı. Ve net olarak 30 iştirak şirketinde kamu zararı olmadığı ortaya çıktı. Sadece İBB’nin İç Denetim, Rehberlik, Mali Hizmetler Daire Başkanlıkları değil ki, bunların da personelinin çoğu bizden önceki dönemden olan devlet memurları. Devam ediyorum. İçişleri Bakanlığı koordinatörlüğünde Hazine Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve MASAK uzmanları tarafından özel teftiş,&nbsp;ayrı olarak da bir genel teftiş yapılmış. İBB’de tek bir kuruş kamu zararı olmadığı üç bakanlığın özel ve genel teftişlerinin sonucunda tamamen çökmüş oldu. Bunlar yargılamanın olduğu dosyaya, ilgili sayfalara teker teker giriyorlar. Biz de yaz boyunca, kış boyunca atılan bütün bu iftiralara karşı bunları teker teker dile getirmeye devam edeceğiz. Yargılamanın özeti; İBB’nin liyakatli kadrolarla yönetildiğini, hizmette herkese eşit ve adil davranıldığını ve bir kamu kurumu olarak geçmişte eleştiriye konu pek çok hususun CHP döneminde terk edildiğini, tertemiz bir icraat yapıldığını, bir kuruş kamu zararı olmadığını ortaya koyuyor. Ne diyordu Tayyip Erdoğan, ayakkabı kutularından paralar çıkarken, elbise torbalarından paralar çıkarken. Diyordu ki ‘Devletin kasasından çıkmadıktan sonra yolsuzluktan bahsedilemez.’ Bizde kör kuruş bulmadılar, kör delikli kuruş yok. Ne onlar gibi dolarlar, eurolar ne kasalar ne başka bir şey. Sadece buldukları: ‘Efendim kamyon aldırmışsın, kreş yaptırmışsın, yurda sandalye aldırmışsın, bilmem ne yaptırmışsın.’ Bunların üzerinden arkadaşlarımıza olur olmaz iftiralar atıyorlar.

MÜCADELEDEN BİR ADIM GERİ ATMAYACAĞIZ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nerede olduğumuzu, nerede durduğumuzu, bundan sonra nasıl duracağımızı biliyoruz. FETÖ’nün yargılamalarında yapılan haksız tutuklulukları, o kararlara imza atanların hepsi kişiyi hürriyetinden mahrum etme suçundan ceza aldılar. Başta üniversite öğrencileri olmak üzere içeride boşu boşuna tutulan Kadir burada, Ahmet Özer burada. Çok sayıda arkadaşımızla ilgili alınan bu kararların eninde sonunda, günü geldiğinde yargı eliyle yeniden ve bu sefer bu haksız kararları, delilsiz yere, hukuksuz yere… Tweet atıyor,&nbsp;tweet‘ten&nbsp;tutuklama yapıyor. Hangi delili karartacak? Ceza alsa, yatarı yok. İçeride altı ay yatırıyor iddianame yazmıyor. Bunların tamamının hesaplarının teker teker sorulacağı bir sürecin içinde olacağız. Ha Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, mücadele eden bir adım geri atmayacağız. Biraz önce söylediğimiz gibi işimize odaklıyız. Partimizde, Meclis’te, belediyelerde görevimizin başındayız. Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız. Bayrağı bırakırsak, millet o bayrağı bir daha bize emanet etmez. En zor dönemde verdi. Ve herkes şunu bilsin. Öyle bir coğrafyadayız ki; sistemin tamamı bunun için de artık ne varsa, ama gözleyen de millet sonunda. Bu coğrafyanın kendisi belki de coğrafya kader ya. Sistemin tamamı devletin bütün yerleşik gelenekleri, genleri ve milletin ta kendisi, partimizi bir stres ve direnç testine tabi tutmaktadır. Öyle ya, ‘100 yıl önce kovdunuz düşmanı, kurtardınız ülkeyi, kurdunuz Cumhuriyeti. Ama üç çeyrek sonra verdiniz birinin eline. Şimdi görev sırası yeniden sizde, ama bir görelim sizi. Siz bu İran’a komşu, bu Suriye’ye komşu, bu Rusya’ya komşu, Kıbrıs’ın hakkını savunacak, Yunanistan ile kıta sağlığı konusunda karşı karşıya olacak, NATO’nun en büyük ikinci ordusunu kumanda edecek ve her türlü zorluğa karşı dimdik ayakta duracak, elinde milletin verdiği büyük bayrağı taşıyacak güçte misiniz?’ diye&nbsp;soruyor. Ekrem Başkan oradan bağırıyor, Mansur Başkan buradan sesleniyor. Biz o bayrağı taşıyacak güçteyiz. Biz o bayrağı taşıyacak güçteyiz.

ZORA VE BASKIYA ASLA TESLİM OLMAYIZ

Asla ve asla zora, baskıya teslim olmayız. Kötülükle geri adım atmayız. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları olarak milletin verdiği görevi nasıl alnımızın akıyla hep birlikte yapıyorsak en geç iki yıl sonra bu salondaki herkes ya daha önemli görevlerde ya da iktidar partisinin belediye başkanı olarak görevde olacak. Bana diyorlar, Murat Kurum ‘Bir baş&nbsp;başa kahve içebilir miyiz?’ ‘İçelim.’ ‘Efendim oraya battık, buraya baktık siz çok millisiniz. Milli bir duruş göstermelisiniz, sizi iktidar partisinin belediye başkanı olmaya davet ediyorum, şu imkanlarla bu imkanlarla.’ Murat Kurum sen çok çok o götürebildiğin birkaçını, topuklayanı muhalefete taşırsın kendinle birlikte. İktidarın belediye başkanları bu salonda, benimle birlikte. Siz sadece partinin değil, ülkenin umudusunuz. Sadece ülkenin değil bütün mazlum milletlerin umudusunuz. 100 yıl önce olduğu gibi, örnek olacağız, tek adamı da yeneceğiz, baskıları kıracağız, hep birlikte iktidara yürüyeceğiz. Bu mücadele bugünün değil, yarının mücadelesidir. Yolunuz açık olsun, hepinizi seviyorum, hepinize güveniyorum. Hepinize sonuna kadar inanıyorum. İyi ki sizinle aynı partideyim, iyi ki sizinle aynı yolda yürüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin gurur kaynakları, hepinizi alnınızdan öpüyorum.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Meydanları dolduran milletin adalete susamışlığı ve haksızlıklara isyanı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 15:15:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-meydanlari-dolduran-milletin-adalete-susamisligi-ve-haksizliklara-isyani-182528-20260425.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-meydanlari-dolduran-milletin-adalete-susamisligi-ve-haksizliklara-isyani-182528-20260425.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-meydanlari-dolduran-milletin-adalete-susamisligi-ve-haksizliklara-isyani-182528-20260425.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Hasbi Dede CHP’den ihraç edildi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-hasbi-dede-chpden-ihrac-edildi-2446.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-hasbi-dede-chpden-ihrac-edildi-2446.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi, taciz iddiasıyla Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Hasbi Dede’yi partiden ihraç etti. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[  ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Hasbi Dede CHP’den ihraç edildi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 13:48:20 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/hasbi-dede-chpden-ihrac-edildi-165059-20260410.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/hasbi-dede-chpden-ihrac-edildi-165059-20260410.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/hasbi-dede-chpden-ihrac-edildi-165059-20260410.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP Ankara İl Başkanı gözaltına alındı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-chp-ankara-il-baskani-gozaltina-alindi-2444.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-chp-ankara-il-baskani-gozaltina-alindi-2444.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Ankara İl Başkanı Ümit Erkol, İzmir Kooperatif soruşturması kapsamında gözaltına alındı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[  ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[CHP Ankara İl Başkanı gözaltına alındı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 06:48:11 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/chp-ankara-il-baskani-gozaltina-alindi-095323-20260409.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/chp-ankara-il-baskani-gozaltina-alindi-095323-20260409.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/chp-ankara-il-baskani-gozaltina-alindi-095323-20260409.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[MHP’nin İstanbul il ve ilçe teşkilatı feshedildi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-mhpnin-istanbul-il-ve-ilce-teskilati-feshedildi-2441.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-mhpnin-istanbul-il-ve-ilce-teskilati-feshedildi-2441.html</link>
                    <description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Teşkilatı ve 39 İlçe Teşkilatı feshedildi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın İstanbul İl ve İlçe teşkilatlarının feshedildiğini sosyal medya hesabı X'ten şöyle duyurdu:

Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Teşkilatı ve 39 İlçe Teşkilatı, parti tüzüğümüzün 52. ve 54. maddelerinin tanıdığı yetkiye istinaden, yine tüzüğümüzün 34. maddesi uyarınca feshedilmiştir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[MHP’nin İstanbul il ve ilçe teşkilatı feshedildi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:54:45 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/mhpnin-istanbul-il-ve-ilce-teskilati-feshedildi-125854-20260406.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/mhpnin-istanbul-il-ve-ilce-teskilati-feshedildi-125854-20260406.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/mhpnin-istanbul-il-ve-ilce-teskilati-feshedildi-125854-20260406.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel DEM Parti Genel Merkezi’ni ziyaret etti]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-dem-parti-genel-merkezini-ziyaret-etti-2440.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-dem-parti-genel-merkezini-ziyaret-etti-2440.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile görüştü. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ DEM Parti'yi ziyaretinde Özgür Özel’e, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile Genel Başkan Yardımcıları Gökçe Gökçen ve Sezgin Tanrıkulu eşlik etti.&nbsp;


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel DEM Parti Genel Merkezi’ni ziyaret etti - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:45:53 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-dem-parti-genel-merkezini-ziyaret-etti-124906-20260406.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-dem-parti-genel-merkezini-ziyaret-etti-124906-20260406.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-dem-parti-genel-merkezini-ziyaret-etti-124906-20260406.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Biz maçı, mücadeleyi ve geleceği zihninde kazanmış kadrolarız]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-biz-maci-mucadeleyi-ve-gelecegi-zihninde-kazanmis-kadrolariz-2435.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-biz-maci-mucadeleyi-ve-gelecegi-zihninde-kazanmis-kadrolariz-2435.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir Büyükşehir Belediyesi Toplu Açılış, Menemen Konutları Temel Atma ve Örnekköy 4. Etap Anahtar Teslim Töreni’ne katıldı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Burada konuşan Özel, “Bugün Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi, kurtuluşun ve hürriyetin simgesi güzel İzmir’de, büyüdüğüm, 10 yıl boyunca okuduğum ve askerliğimi yaptığım şehirde olmaktan; çok kıymetli arkadaşlarımla, siyaset arkadaşlarımla ve değerli İzmirlilerle birlikte olmaktan büyük gurur duyuyorum. Hepiniz hoş geldiniz. Öncelikle onları çok bekletmeden, salonda otizmli arkadaşlarımız var. Bir kısmı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde istihdam edilen, çalışan, görevlerini yapan; konfederasyonun, federasyonların değerli temsilcileri var” dedi.&nbsp;

Özgür&nbsp;Özel, şunları söyledi:

ÖMER GÜNEL BAŞKAN İLE BÜYÜK OTİZM ÇALIŞTAYI YAPTIK

Bugün 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü. Karşıyaka Otizm Merkezi’nin açılışını da yapacağız birazdan. Türkiye’de yaklaşık 1,5 ila 2 milyon arasında otizmli birey var. Yaklaşık 700 bini çocuk bunların ve yüzde 94’ü maalesef eğitimin dışında. Otizmli yurttaşlarımızın büyük bölümü ne eğitimde, ne istihdamdalar; maalesef evlerdeler. Görünmüyorlar, sistemin dışına itilmiş ve sistemin dışında bırakılmış durumdalar. Kimse aklından çıkarmasın, otizm bir eksiklik değil. Eksik olan devletin ya da yerel yönetimlerin yeterince onlara omuz vermemesi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu konuya hem çok hassasız, hem çok hazırız. Biraz önce Türkiye’deki 15 kadar otizm derneğinin, konfederasyon başkanının başkanlığında bir heyetle sohbet ettik. Bir siyasi partinin yapmış olduğu en büyük farkındalık çalışmasıydı; geçen sene Aydın Kuşadası’nda, şu anda tutuklu olan Kuşadası Belediye Başkanımız Ömer Günel’in ev sahipliğinde bir büyük Otizm&nbsp;Çalıştayı&nbsp;yapmıştık.&nbsp;Çalıştayın&nbsp;çıktıları tüm Türkiye’de konunun tüm taraflarına yön gösterecek nitelikteydi. Türkiye’de otizm alanında örgütlü tüm yapıların en tepesindeki kuruluşun başkanının, o otizm&nbsp;çalıştayınınsonuç raporuna, kitaplaşmış olan sonuç raporuna benden bir hatıra imzası istemesi ve&nbsp;‘Burada yapılanlar, burada yazılanlar, burada ortaya çıkan hedefler olduğunda sorunun tamamen çözülmüş olacak’ demesi benim açımdan çok kıymetliydi.

MOLA EVLERİNİ TÜM TÜRKİYE’YE YAYGINLAŞTIRACAĞIZ

Cumhuriyet Halk Partisi’nin otizm konusunda yarattığı farkındalık, hamleler olduğunda iktidarın ortaya koyduğu bizim de desteklediğimiz bir Otizm Eylem Planı vardı. Maalesef hayata geçirilmediğini, deyim yerindeyse rafa kaldırıldığını biz de gözlemliyorduk, bugün de doğrulandı. Erken tanıyı sistemin merkezine alacak, dolayısıyla otizmli bireyi eğitim almadığında hem kendisi açısından, hem de ailesi açısından çok zor bir hayat bekliyorken onları hayata kazandıracak…&nbsp;Ki bugün biraz önce Cemil Tugay, otizmli bir kardeşimizin büyükşehirde bir markette kasiyer olarak diğer çalışanlarla aynı şartlarda çalışıp çok daha başarılı olduğunu; ayın elemanı, yılın elemanı ödüllerine layık görülecek kadar işini layıkıyla yaptığını; para kazandığını, hem bir istihdam olanağı bulduğunu, hem de ailesine yük olmadan, hatta ailesinin yükünü taşıyarak çalıştığını ifade etti.&nbsp;Bu çok önemli bir örnektir. Her ilde Otizm Tanı Destek Merkezleri, her ilçeye Mola Evleri açacağız. Örnek olan Mola Evlerimizi tüm İzmir’e ve daha sonra tüm Türkiye’ye yaygınlaştıracağız. Otizmli bireyler için&nbsp;rehabilitasyon&nbsp;merkezlerimizi yaygınlaştırıyoruz. Sosyal hayatın ve üretimin dışına onları itmemek için engelli aylığını haneye değil; bireyin kendisine, kendi hesabına yatırıyoruz ve yatırmaya devam edeceğiz. Bunu bir ulusal projeye dönüştüreceğiz. Eğitim hakkını lütuf olarak değil, gerçek bir hak olarak tanımlıyoruz ve tüm yurttaşların hayatın içinde kalmasının garantisi olarak da bu yaklaşımı görüyoruz. Buradan hem otizmli bireyler için çalışanlara, hem onlarla birlikte çalışıp onlara istihdam ve&nbsp;rehabilitasyon&nbsp;olanakları yaratanlara, en çok da hayata bir otizmli birey olarak gelip, tüm hayatın zorluklarına kendi sırtındaki bu zorluğa rağmen gülümseyerek, cesaretle, umutla bakan tüm otizmli bireylere bu salondan kocaman bir dayanışma alkışı hediye ediyoruz. Ümit ediyoruz ki bundan sonra her 2 Nisan bir yıl öncesine göre Türkiye’de her şeyin daha iyiye gittiği, otizmli bireyler ve aileleri için de daha iyiye gittiği 2 Nisanlar olur. Biz de her sene aynı fikri takibi sürdürmeye devam edeceğiz.”

TARİHİ YEREL SEÇİM BAŞARISININ ÜÇÜNCÜ YILINA BAŞLIYORUZ

Değerli İzmirliler milletin sandıkta tarih yazdığı, tarihi bir yerel seçim başarısının iki yıl sonrasında, 31 Mart’ın hemen ertesinde bir 2 Nisan günü üçüncü yıla hep beraber başlarken sizlerle birlikteyiz. İzmir’de büyükşehir belediye başkan adayımız&nbsp;dahil&nbsp;gösterdiğimiz 31 belediye başkanımızın 29’unun seçildiği; İzmir tarihinde tüm partilerden ve Cumhuriyet tarihi boyunca toplam altı kadın belediye başkanı varken, dokuz kadını aday gösterip, sekizini İzmirlilerin göreve getirdiği; yine 12 genç aday gösterip, 11’inin İzmirliler tarafından göreve getirildiği; İzmir açısından da tarihi, Türkiye nüfusunun da yüzde 65’ine, ekonomisinin yüzde 80’ine yerel yönetimlerde hizmet verme olanağını&nbsp;yakaladığımız, 411 belediyeyi kazandığımız, 15 büyükşehri ve 21 ilçe belediyesini kazandığımız, bizim dışımızda yedi bölgede il ve büyükşehir belediyesi olan başka bir partinin olmadığı, Cumhuriyet tarihi boyunca bir siyasi partiye nasip olmuş en büyük yerel seçim başarısını iki yıl önce hep birlikte başardık. Bu büyük başarıya emeği geçen ve bizi layık gören herkese yürekten teşekkür ediyorum. Tabii biraz önce kendisi kürsüdeydi. İzmir Büyükşehir’i de Cemil Tugay’a emanet ettik. Cemil Başkan iki yıl önce görev geldi ve o günden bugüne çalışıyor. Konuşmamım ilerleyen kısımlarında da bir - iki hatırlatmam, saptamam daha olacak bu konuda. Ama şunu hatırlatmak lazım ki Cumhuriyet Halk Partisi 2023 yılının mayıs ayında 100’üncü yılında Cumhuriyet’in, ikinci yılının ilk seçiminde büyük bir umutla hazırlandığı, seçmeninin kendisinden daha hazır ve daha motive olduğu bir süreçte 14 ve 28 Mayıs tarihlerinde bir seçim yenilgisi yaşamış; umutlar yerle yeksan olmuştu. Öğretmen evlerine emekli öğretmenlerin artık çıkmadığı, yolda karşı karşıya gelen iki üyenin birbirinin ikisi de yere baktığı için yüzünü görmedikleri, il ve ilçe binalarının boşaldığı, tenhalaştığı, herkesin adeta bir duygusal kopuş içinde siyasetten ve yaşama heyecanından koptuğu bir süreci yaşadık. O süreçte biz partimizin bir özeleştiri yapması gerektiğini, geleceğe dair bambaşka umudu örgütlemesi gerektiğini, aksi takdirde yerel seçimlerde büyük bir felaketle karşı karşıya kalacağımızı öngördük. Bu tüm kamuoyu anketlerinde de ölçülüyordu. Partinin kararsızlar dağıtılmadan oyu yüzde 13 ila 15 arasına gerilemişti. Kararsızlardan ziyade protesto oyu, tepki oyu, ‘Oy kullanmayacağım’ diyenlerin rakamları çok fazla artmıştı. Seçmen bizimle duygusal bağını koparmıştı.

BÜYÜK BİR BAŞARIYA ULAŞTIK

Orada ‘Cumhuriyet Halk Partisi gençleşecek. Kadınlara alan açacak. Cumhuriyet Halk Partisi iyi yönetilecek. Ölçme ve değerlendirmeye değer verecek. Vatandaşı duyacak ve dinleyecek. Ona iyi hizmet edecek. Cumhuriyet Halk Partisi değişecek ki Türkiye değişecek’ diyerek, genç bir ekiple yola çıktık. O ekip partimizde yapılan kurultayda Cumhuriyet tarihinde ilk kez seçime girme yeterliliği olan bir siyasi partinin Genel Başkanı’nı çoklu seçimle bir değişikliğe tabi tuttu, değiştirdi. Yaş ortalaması 42 olan bir Parti Meclisi’ne, yaş ortalaması 44 olan ve yarısı kadın, yarısı erkek olan bir Merkez Yönetim Kurulu’na görevi emanet etti. Döndük ve Atatürk'ten aldığımız emanete Atatürk gibi gençlere inanarak, kadınlara alan açarak ve bilime inanarak yaklaştık. Anketler yaptık. 350 bin anketle aday belirledik, 255 bin anketle adayları sahada takip ettik. Nasıl gittiklerini takip ettik. 15 günde bir, zaman zaman haftada bir uyarılarda ve önerilerde bulunduk. 31 Mart akşamı geldiğinde biz artık Türkiye’de büyük bir başarıya doğru gittiğimizi, verdiğimiz sözü tutmakta olduğumuzu biliyorduk. Neydi o söz? ‘Kurultayda nasıl 1970’lerde Ecevit ve genç ekibi girdiği ikisi yerel, ikisi genel dört seçimin dördünden de birinci çıktıysa, biz de girdiğimiz yerel ve genel tüm seçimleri birincilikle tamamlayacağız. Aksi takdirde bu görevlerde olmayacağız’ demiştik. Seçim yaklaşırken bazı&nbsp;televizyon programlarının kesitlerini şimdilerde izliyoruz. Biz saydıkça hangi illeri kazanacağımızı, karşımızdaki dost medya kuruluşlarının temsilcileri bile inanmıyor; ‘O kadar mı?’ diyor, soruyor ve şaşırıyordu. Dediklerimizden hiçbirinde geri kalmadık. Hatta ‘Sürpriz yapacağız’ dediğimiz Kilis’i, Kastamonu’yu, Kütahya’yı dahi kazandık, büyük bir başarıya ulaştık.

BİZ MÜCADELEYİ ZİHNİNDE KAZANMIŞ KADROLARIZ

O gün başarıya ulaşacağımızı biliyorduk ve arkadaşlara hep anlatıyorum. Bugün de burada ifade etmek isterim. Meseleden şu kadar emindik ve bu kadar emin olunca başarının geldiğini, gelecekteki başarılar için de görmek; o kadar kararlı, o kadar azimli, o kadar inançlı olmak lazım. Salonda çokça vardır geçmiş seçimde sandık görevlisi olan, bu seçimde de aynı görevi tekrar eden arkadaşlarımız. Normalde seçim akşamları belli bir saatten sonra Anadolu Ajansı, TRT, biraz da geride olduğumuz sandıklara da öncelik verdiği için, ama biraz da zaten sonuç yavaş yavaş da belirginleşirken hep şöyle mesajlar alırdı bizim sandık görevlileri. ‘TRT’den, yanlış kanallardan yapılan moral bozucu yayınlara, haberlere aldanmayın. Islak imzalı tutanağı alıp teslim edene kadar sakın moralinizi bozup da sandık başından ayrılmayın.’ Bu mesajın bana da geldiği oldu, gidişine şahit olduğum da oldu. Hep böyle gönlümün bir yerine, böyle hani kızgın bir demirin dağlaması gibidir. Bizim sandık görevlileri her seçim bu mesajı mı alacak diye. O yüzden hep aklımda vardı. Bir gün şu mesajı alacaklar diye. O mesajı Türkiye’de bütün sandıklar açıldıktan 20 dakika sonra bütün sandık görevlilerine attık. Birçoğunuzun cep telefonunda duruyordur. Mesaj şuydu: ‘Birazdan Türkiye’nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksınız. Sakın bu iyi haberleri görüp heyecanla sandıkları terk etmeyin. Islak imzalı tutanağı alıp ilgili yerlere teslim etmeden görevlerinizin başından ayrılmayın.’ Bu mesaj hazırsa, yani maçı -Lal burada mı- Mustafa Denizli’nin bir deyimiyle bir gece önce maçı zihninde kazandıysan ertesi gece sahada kazanıyorsun zaten. Biz maçı, mücadeleyi ve geleceği zihninde kazanmış kadrolarız. Eninde sonunda hep beraber kazanacağız.



ÇOK ÇALIŞMAK ZORUNDASINIZ

O gün göreve gelenlerden bir tanesi de Cemil Tugay’dı. Salondaki çok kıymetli 28 belediye başkanımla birlikte. O günden sonra bizim bu başarımızı gölgelemek için, bu yürüyüşe engel olmak&nbsp;için,&nbsp;ki ilk belediye başkanları toplantısında bu salondaki 29 kişiye şöyle söylemiştim: ‘Size bir anahtar verdiler. Kadınların çantasında, erkeklerin cebinde. Bu anahtarlar belediyenin ne kasasının ne kapısının anahtarıdır. Bu anahtarlar ne de şehrin altın anahtarıdır. Bu anahtarlar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin ikinci yüzyıldaki iktidarının kapısını açacak anahtarlardır. İşte bu yüzden titiz, bu yüzden temiz, bu yüzden çok çalışmak, arkamda yazdığı gibi çok çalışmak zorundasınız. Bize seçmen bir kredi verdi. Verdiği kredi, alıp tüketelim diye verilmiş bir tüketici kredisi değildir. Bir seferlik. O yüzden kıymetini bileceğiz. Seçmen bize yatırımcı&nbsp;kredisi verdi. İki yıl sonra inceleyecek durumu. Yatırımcı kredisinde parayı veren banka yatırımın iyi kullanıldığını görüyorsa daha fazla kredi açmak ister. Kötü görüyorsa krediyi geri çağırır. Seçmen Türkiye’nin aydınlık geleceğine yatırım yapmıştır. Evlatlarının geleceğine yatırım yapmıştır. Türkiye’nin bundan sonra iyi yönetilmesine ve Atatürk’ten emanet, miras ve vasiyet gelişmiş ülkeleri yakalayıp da geçme vazifesine yatırım yapmıştır. Bu krediyi iyi kullanın’ dedik. Tabi bunun farkında olan iktidar, belediyelerimizi madden ve manen tüm olanaklarla silkelemeye başladı. Mesela en karikatür örneği Çanakkale’de. Çanakkale Belediyesinden kesecek bir şey bulamamış. Ama yolladığı paranın da yüzde 40’ını kesmek istiyor. Zaten giden paranın yüzde 40’ından fazlası da personele gidiyor. Böylelikle yatırım yapacak, hizmet yapacak bir alan kalmasın. Çünkü Çanakkale’de kesecek bir şey bulamamış. 62 yıl önce temelini Demirel’in attığı, 54 yıl önce, 55 yıl önce Ecevit’in açılışını yaptığı barajın parasını, bugünkü Çanakkale Belediyesi’nden 55 yıl sonra kesmeye başlıyor. Ki Çanakkale’ye gitmesin diye. İzmir’e gelmesi gereken paranın olabilecek en üst düzeyi kesiliyor. Biraz önce Sayın Tugay’ın anlattığı gibi, en doğru işi yapacaksın. Arıtma yapacaksın ki körfez kokmasın, arıtma yapacaksın ki deniz kirlenmesin. Ya da kentsel dönüşüm yapacaksın, depremde insanlar ölmesin. Ulaşımı rahatlatacaksın. Dışarıdan kaynak&nbsp;bulunuyor,&nbsp;ki AAA kredi notu var uluslararası kuruluşlarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin. Bunda Cemil Tugay’ın da, bundan önceki tüm Büyükşehir Belediye Başkanlarının da inanılmaz emeği var. Ve alınan borçlar hep zamanında ödenmiş, hiçbir yükümlülük aksatılmamış. O yüzden AAA kredi notu durumu var. Millet İzmir’de yapılacak bir büyükşehir yatırımına para vermeye yurt dışından can atıyor. Ama burada o hizmetler olmasın diye imza atmayan, bakanlara ‘Aman ha imza atmayın’ diyenler, Cumhurbaşkanı onaylı büyük projeler için önüne set çekenler güya İzmir’i seviyorlar güya İzmir’in iyiliği için siyaset yapıyorlar.

İZMİR’E NE YAPILSA AZDIR

O yüzden iki yılda her şeye rağmen 42,5 milyar liralık hizmet yapıldı İzmir’e. Buca&nbsp;metrosu&nbsp;yüzde 50’yi aştı, 14 ilave istasyonla proje fuara kadar uzatıldı. 22 yeni tramvay alımı başladı, 45 yeni otobüs hattı açıldı, 125 yeni otobüs filoya katıldı. 3 deniz taşıtı filoya katıldı. 90 dakikalık ücretsiz aktarma&nbsp;imkanına&nbsp;geçildi. Gaziemir’deki o çok söylenen Hava Eğitim Yolu Taşıt Üst Geçidi,&nbsp;Karabağlar’daki&nbsp;Dostluk Bulvarı bağlantısı yapıldı. Bayraklı Akın Kıvanç Köprüsü yapıldı. 600 araçlık yeni bir filoya ilave yapıldı. 13 milyarlar liralık altyapı yatırımları yapıldı. İçme suyu, yağmur suyu,&nbsp;atıksu&nbsp;altyapılarına, görünmeyen yerlere dünya kadar yatırım yapıldı. 156 yeni su kuyusu ile susuzluk&nbsp;sorununa,&nbsp;ki biliyorsunuz tarihi bir kuraklık varken avuçlarını ovuşturanlar ve buradan bir kuraklık bekleyenler, Allah’a şükür çok iyi yağışlarla şu andan itibaren neredeyse seçime kadar yetecek kadar su barajlarda durdu. Bunun için de CHP başarısız olsun diye düşünenlerin gözyaşları da bu barajları birazcık daha doldurdu. Memleket yağmur duasına çıkanları çok görmüştü. Yağmur yağmasın duasına&nbsp;çıkanları da gördü. Kent lokantaları açıldı, gördük.&nbsp;İzmar&nbsp;Tanzim Satış Marketleri&nbsp;açıldı,&nbsp;ki&nbsp;Tansaşdediğimiz marka İzmir’den doğmuş.&nbsp;Tansaş&nbsp;tanzim satış mağazaları İzmir’den doğmuştur. Şimdi o ilk günkü ruhla yeniden&nbsp;İzmar&nbsp;Tanzim Satış Marketleri 21’e ulaştı, 42’ye ulaşacak gelecek sene. Süt dediğinizde binlerce,&nbsp;onbinlerce, 100 binlerce litre sütle övünüyoruz Türkiye’nin dört bir yanında. Ama iş patent sahibi İzmir’e gelince 6 milyon litre sütün dağıtıldığını, 12 milyon öğün yemek dağıtıldığını, 51 milyon lira sosyal destek sağlanması gibi büyük rakamlarla karşılaşıyoruz. Ekonomik kriz ailelerin belini bükünce, kreş ücretleri 10 bin liradan hak ettiği 25 in liraya 40 bin liraya gelmek yerine, 4 bin liraya düşürüldü. Yoksul ailelerin çocukları kreşlerden alınmasın diye. Ve işte sağlığında&nbsp;İlberOrtaylı’ya buraya bir kütüphane açtırma gibi&nbsp;vizyoner&nbsp;işlerden tutun da daha say say bitmez dünya kadar iş yapıldı. İzmir’e yeter mi? Yetmez. İzmir’in hak ettiği midir? Değildir. Çok daha fazlasını hak eder İzmir. İzmir beklentilerin yüksek olduğu, Cumhuriyet Halk Partisi’ne desteğin yüksek olduğu, seçmenin kusurumuz olsa günahımız olsa zaman zaman görmeden ya da cezalandırmadan arkamızda durduğu ve en zor zamanlarda da en muhteşem zaferi yaşadığımız zamanlarda da hep en iyisini Cumhuriyet Halk Partisi’ne vermiş, 31 adayın 29’unu seçmiş bir ilçedir. Aliağa’nın özel durumu herkesin malumudur. Oranın başarılı, genç ve hepimizin Aliağa’ya layık gördüğü, kıl payı ile Aliağa’yı kazanamamış belediye başkan adayımız da şu anda il başkanımızdır, Çağatay Güç. O yüzden İzmir’e ne yapılsa azdır. Ve İzmir için ne yapılıyorsa hedef daha fazlasını yapmaktır.

KİMSENİN EV SAHİBİ OLMA UMUTLARI BOŞA GİTMEYECEK

Tabii Genel Başkan olarak İzmir’de geldiğimizde dertlendiğimiz, hüzünlendiğimiz günler oldu, zamanlar oldu. Geçmişi vardı, günün gerçekleri vardı, üzerimize düşenler vardı. Neydi o? Aslında büyük bir iyi niyet&nbsp;hikayesi. 30 Ekim 2020’de İzmir’de yaşanan deprem, kentsel dönüşüm konusunda örneğin Ankara’da, başka şehirlerde meseleye başka yaklaşanların İzmir’e üvey evlat yaklaşımları. Ve bu noktada kentsel dönüşüm konusunda bir model arayışıyla İzmir kooperatifçilik modeli ile bir kentsel dönüşüm&nbsp;hikayesiyazmaya, bunu yapmaya niyetlendi. Bu konuda o dönem genel merkezimiz destekleriyle, yönlendirmeleriyle, o günkü Büyükşehir Belediye Başkanımız Tunç Soyer’in projelendirmesiyle birlikte. Bence çok doğru bir yöntem. Ama çok talihsiz bir süreçle karşılaştı. Öyle ki&nbsp;pandemi, ardından yaşanan hepimizin bildiği krizler, Türkiye’de yaşanan büyük 10 ilimizi vuran 6 Şubat depremi, inşaat maliyetlerindeki 10 kata kadar artışlar, kooperatife o günlerdeki verilen paranın maliyetin birini dörtte birini karşılamadığı bir zor noktaya bizi getirdi. Bu noktada işte&nbsp;İZBETON&nbsp;devreye alındı, birtakım işler yapılmaya çalışıldı, ilerlendi durdu derken, bir süreçle karşılaştık ki İzmir’de iyi niyetle çıkılmış bir işte iki ucu var. Bir; inşaatlar durmuş, mağduriyet var ve İzmirliler bu konudan mağdurlar, bu konudan rahatsızlar. Ve bu sorun bir büyük sorun olarak karşımızda duruyor. Diğer taraftan da bir bakıyorsunuz bu projeye emek vermiş olan insanlar ve&nbsp;siyasetçiler, bürokrat arkadaşlarımız hepsine birden operasyonlar ‘Vay efendim kooperatifçilik yoluyla dolandırdınız, şu oldu bu oldu.’ Çok krizli bir süreci birlikte yaşadık. Kriz ortaya çıktığı anda ben de İzmir’deydim, hep birlikteydik. Bu süreçten sonra görevlendirmeler yaptık, hem Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, hem önceki dönem bu işi yapmış şimdiki politika kurulu başkanımız. Hem sevgili&nbsp;Bihlun&nbsp;Tamaylıgil&nbsp;ve genç milletvekili arkadaşlarımızdan oluşan ekipler geldiler, bu işin fotoğrafını çektiler. Cemil Tugay bürokrasisi bu konuda katkıya açık davrandılar. Cezaevindeki arkadaşlarımızı ziyaret ettik. Hem onların mücadelesine, mağduriyetlerine katkı sağladık. Hem onlarla birlikte çözüm arayışlarına girdik. Ve bir yol haritası belirledik. Çıktım dedim ki, bunu derken ben dedim ama hepimiz adına dedim. Ekibe güvendiğim için söyledim. Dedim ki ‘Bu mağduriyetleri bir şekilde çözeceğiz. Kimse Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendisine iyi niyetle önüne düştüğü bu yolda çukura düşmeyecek, parasını kaybetmeyecek, ev sahibi olma umutları boşa gitmeyecek. Bunu garantörü biziz’ dedik. Tabi aynı zamanda kooperatifçiliğin bir suç olmadığının altını kalın kalın çizdik. Yani kooperatifçilik yoluyla dolandırma falan. Dolandırıcılık suçunda bir dolandıran olacak bir de dolandırılan olacak. Bir yanda iyi niyetle ev sahibi olmak isteyenler. Diğer yanda onları ev sahibi yapmak isteyenler. Konulan paralar ama ilerlemeyen inşaatlar vardı. Buna bir model geliştirmek, çalışmak ve burada&nbsp;inisiyatif&nbsp;almak gerekiyordu. Bu noktada hem biraz önce de ifade edildi, Süleyman Bey’in ekibinin emekleri çok çok kıymetlidir. Hem başkanın ortaya koyduğu&nbsp;vizyon&nbsp;önemlidir. Hem de önceki dönemde bu işlerde yola çıkmış arkadaşların, ailelerin ve bu işten mağdur olmuş bürokratlarımızın sabırları önemlidir. Onların gösterdikleri dayanışma önemlidir. Geldiğimiz noktada&nbsp;İZBETON’da&nbsp;beş etaplık ve&nbsp;Egeşehir’de&nbsp;iki etaplık durmuş olan projelerde şimdi bambaşka bir noktaya geldik.

DEMOKRASİNİN TEPKİ VE PROTESTO REJİMİ OLDUĞUNA İNANIRIZ

Bu işi siyasi operasyon amacıyla kullandılar. Örneğin Muğla'da 1 milyon ağaç kesilecekken,&nbsp;Kazdağları’ndamilyonlarca ağaç kesilecekken, İzmir Çeşme’de çevre katliamları yapılacakken, Urla’da kente karşı suçlar bakanlık eliyle işlenmeye çalışıldığında biz bunlarla mücadele ederken bir gün bir pankartın ucundan tutmayanlar, bir ağaca sarılarak karşısındaki testereye direnmeyenler, bir gün bakanlıkta işini çözmüşlerin yarımadadaki&nbsp;rant&nbsp;için sulanan ağızlarına karşı sivil toplumla verdiğimiz İzmir’i savunma mücadelesine destek olmayanlar, mağdurların duygularını sömürüp mahkemelerin görüldüğü salonların önünde onları nümayiş, protesto yapmaya teşvik edecek kadar dayanışmacı ve mücadeleci oldular. Buradan kastettiğim Adalet ve Kalkınma Partisi’nin istismarcı siyaset anlayışından başka bir şey değildir. Mağdur olup da yola düşene hiçbir şey diyemeyiz. Hakkı olup da hakkını arayana kimse bir şey diyemez. Biz demokrasinin tepki ve protesto rejimi olduğuna inananlarız. O&nbsp;yüzden de her protestocuyu dinledim. Her sesini yükseltene kulak verdik ve ‘Bu sorunu çözeceğiz arkadaşlar’ dedik.”

AK PARTİ VE MHP DE DAYANIŞMA GÖSTERİRSE SORUN KÖKTEN ÇÖZÜLECEK

Şimdi bugün ikinci yılda buradayız, karşınızdayız. Şöyle bir durumla karşı karşıyayız. Büyükşehir belediyemizin&nbsp;İZBETON’daki&nbsp;beş etaptan dördünün inşaatlarına başladığı, bir etabın da önümüzdeki ay inşaata başlayacağının kesinleştiği bir evredeyiz. Bugün&nbsp;Örnekköy&nbsp;Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı dördüncü etaptaki ev sahiplerine burada anahtarlarını teslim etmeye başlıyoruz. Yılsonuna kadar bin 18 bağımsız birim teslim edilmiş olacak. Zaten gördünüz; inşaat bitmiş, ince işler aşamasında. AK Parti’nin ‘Gel, protesto et’ dedikleri şimdi ‘Allah razı olsun’ diyerek başkanımızdan, ekibimizden, Cumhuriyet Halk Partisi’nden memnuniyetlerini ifade ediyorlar. Diğer&nbsp;Egeşehir’deki&nbsp;iki etaplık proje var. Burada da sorunlar yaşandı. Çok büyük mesafe aldık. İki etapta da inşaatlara başlandı. Önümüzdeki yıl tamamı hak sahiplerine teslim edilecek. Bunların hepsinde evi alacaklarla teslim edecekler imzaları attılar, mutabakata vardılar. Sadece bir yerde imza atılmadı. Onun da sebebi AK Parti ve MHP’nin sayın belediye meclis üyelerinin ret oyu vermiş olmasıdır. Önümüzdeki toplantıda AK Parti ve MHP de artık bu işten kendilerine siyasi&nbsp;rant&nbsp;çıkmayacağını görüp hemşerileri ile dayanışma gösterirlerse bu imzalar da atılacak, sorun kökünden çözülecektir. Partinin Genel Başkanı olarak bu işleri yakından; haftalık demeyeyim ama ayda birkaç kez sorarak, ilerlemelerini takip ederek bu işi kendim ve partimiz açısından son derece önemli görüyorum. Bu sene, gelecek sene ve seçime kadar biz bu evlerin tamamını teslim etmek suretiyle büyük bir krizi, çünkü 10 kata varmış inşaat maliyetlerinin yarattığı bir krizi bir şekilde aşmış olacağız ve İzmir’e başımızı önümüze eğdirecek bir yanlış yapmamış olacağız. Bu bir anlayış, yaklaşım meselesi. Tepkiyi, protestoyu demokrasiye&nbsp;dahil&nbsp;görüp; mağduriyeti de bir başına değil, kamunun da katkıları ile ortadan kaldıracak bir şey olarak görmemiz lazım.

KAPIMI İLK ESENYURT KONUT MAĞDURLARI ÇALDI

Niye söylüyorum? 2011’de Meclis’e gitmişim. 2011’de Meclis’te ‘Manisa’dan ilk hangi muhtar gelecek, hangi arkadaşım ziyarete gelecek?’ derken 2011’de kapımı&nbsp;Esenyurtkonut mağdurları çaldı benim. 2004’ten 2019’a kadar&nbsp;Esenyurt’ta&nbsp;AK Partili bir belediye başkanı vardı.&nbsp;Esenyurt’tamaketlerden satışlar yapıldı.&nbsp;O belediye başkanının, AK Partililerin gelip maket başında poz verdikleri; senin 18’inci katı aldığın ama apartmanın 12 katlı olduğu, üstündeki katların imarının olmadığı; ‘Sat, yaparız’ denilip başka yerlere, mahkemelere takılan; bir dairenin kat irtifakı kurulmaksızın noterden satış yöntemleri ile üç - dört kişiye satıldığı ve benim hatırladığım 30-35 bin olmayan konut var.&nbsp;Bunlar 2011’de bana geldiler ya 2015’te de İzmir’den seçilmiş olan milletvekillerimiz Murat Bakan’a, Ednan Arslan’a geldiler. Yeni milletvekillerine de. Hala gelip gidiyorlar&nbsp;ve bize diyorlar ki, her CHP’li şunu duymuştur; ‘Allah razı olsun hiç olmazsa dinledin. AK Partililere gidince kapıdan kovuyorlar. ‘Bana ne kardeşim almasaydın, sorsaydın’ diyorlar.’&nbsp;Esenyurt’ta&nbsp;35 bin konut mağduriyeti var. Ortaya çıkmasının en önemli sebebi kötü niyetli&nbsp;müteahhitler&nbsp;ama onlarla işbirliği halindeki AKP yerel yöneticisi, belediye başkanı ve üst düzey bürokrasisi. Adamları kapıdan kovuyorlar.&nbsp;Esenyurtkonut mağdurları şöyle gezer Meclis’te; bakar eğer, CHP’li,&nbsp;DEM’li, İYİ Partili, Saadet Partili ise anlatır. AK Partilinin yanına girmezler. Çünkü demişler ki ‘Bunları almayın. Konuşurken video çekiyorlar ve bunlar yayınlanıyor, partiye zararı oluyor.’ Kapılar kapalı onlara. İstanbul’da sadece&nbsp;Esenyurt&nbsp;konut mağduriyeti yok. İşte&nbsp;Fikirtepe&nbsp;yıllardır konuşulur, nihayet ‘Bir miktar konut nisan ayında teslim edilecek’ filan. On binlerce aile İstanbul'un dört bir yanında. Sadece o değil ki. Gecekondusunu müteahhide vermiş;&nbsp;müteahhit&nbsp;kazmış, kaçmış. Kazdığı kaçtığı çukurda çocuklar boğuluyor 12 yıldır. Dönüp de ‘Ne oldu bu işe?’ diye bakmayanlar İzmir’de o inşaat maliyetleri arttığında küçük bir tökezlemeden kendilerine büyük siyaset kurdular. O yüzden Cumhuriyet Halk Partisi ile AK Parti’nin belediyecilik anlayışını da insana yaklaşımını da dosta gösteren, düşmanı da bu yüzden ürküten tüm kadrolarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Hepinizin eline, emeğine sağlık.



10 YIL KİRADAN AZ PARA ÖDEYİP KONUT SAHİBİ OLACAKLAR

Bugün sadece anahtar teslimi de yapmayacağız. Çok önemli projelerin temellerini atıyoruz. Türkiye’de ilk olan projeye İzmir Büyükşehir imza atıyor ve 3 bin 100 konutluk&nbsp;EgeşehirMenemen Konutları’nın temelini atacağız. 300 bin lira peşinatla buraya girilip 10 yıl kiradan az para ödeyip konut sahibi olacaklar. Bugün İzmir’de ortalama kira 30 bin lira. İzmir’de ortalama konut fiyatı da 6,2 milyon lira. Bu proje ile 19 bin lira, 26 bin lira, 29 bin lira; yani 1+1, 2+1, 3+1 için her birisi ortalama kiranın altında paralar ödeyerek 10 yılın sonunda kendi evine sahip olacak insanlar. Bu 3 bin 100 konut önümüzdeki yıl teslim edilecek. Yani barınma sorununa son derece iddialı ve herkesin hevesle, heyecanla yaklaştığı bir proje var. Projenin yüzde 10’u da belediyeye kalıyor. Kalanlar da kiralık sosyal konut olarak verilecek. Bu da çok kıymetli bir iş.&nbsp;Tabii işin diğer kısmı öğleden sonra Çeşme’de Sayın Genel Başkanımız Murat Karayalçın’la; Türkiye’de kentsel dönüşümün atası, babası, mimarı, öncüsü ve Ankara’daki o muhteşem projeleri ile tüm Türkiye’de anılan, ‘kentsel dönüşüm’ deyince akıl danışılan Murat Karayalçın’ın önderliği, Lal Denizli’nin heyecanı ve emeği ile orada kiralık sosyal konutta bir model ortaya koyacağız; ‘Çeşme&nbsp;modeli’ni.&nbsp;Bu model Türkiye’de iktidar olduğumuzda Türkiye’ye model olacak. Onun ayrıntılarını o proje sırasında anlatacağım.

İZMİR’E HİZMET ETMENİN GURURU İLE AÇIYORUZ

Bugün buradaki törenin kapsamında Dikili’deki itfaiye hizmet binasının temelinin atılması, 455 milyonluk&nbsp;ŞemiklerÜst Geçidi’nin temelinin atılması… Detayını anlatmıyorum; yolları ne kadar kısaltıyor? Siz videoyu izlediniz. Beş&nbsp;kilometrelik yolun bir kilometreye düşüp yarım saat süren ulaşımın beş dakikaya düşeceği&nbsp;Şemikler&nbsp;Üst Geçidi, yarım milyar liralık. Onun temelini, Çiğli Köprüsü’nün temellerini, Dikili İleri Biyolojik&nbsp;Atıksu&nbsp;Arıtma Tesisi temelini, Aliağa&nbsp;Yenişakran&nbsp;İleri Biyolojik&nbsp;Atıksu&nbsp;Arıtma Tesisi temelini, Bornova aktarma merkezinin temelini, Bornova&nbsp;Aşık&nbsp;Veysel Kütüphanesi’nin temelini, Karşıyaka&nbsp;Örnekköy’dekicemevinin&nbsp;temelini, Kemer&nbsp;Langar&nbsp;Futbol Sahası’nın temelini hep birlikte birazdan burada atacağız. Bekliyorlar heyecanla oradan, ben görüyorum. Siz görmüyorsunuz. Ayrıca&nbsp;Karabağlar’da&nbsp;Yurtoğlu Engelli Merkezi’ni açıyoruz. Beş ilçemizde İzmir Sağlık ve Esenlik Merkezleri açıyoruz bugün. Diyabet farkındalık merkezi açıyoruz. Karşıyaka Otizm Etkinlik merkezini açıyoruz bugün. Psikolojik destek birimimizi açıyoruz. Geriatri merkezimizi açıyoruz. Stüdyo&nbsp;Kültürpark’ı&nbsp;açıyoruz: Hasan Ali Yücel Kütüphanesi’ni açıyoruz. 4 kap yemeğin 50 lira olacağı altıncı kent&nbsp;lokantımızı&nbsp;açıyoruz. İzmir Mutfak Müzesini açıyoruz. Ayrıca bir bağlantı yolu, bir üst geçit,&nbsp;Sevgiyolu&nbsp;sokak düzenlemeleri ve 154 araçlık bir otopark açıyoruz. Bunların tamamını, çok daha iyilerine layık olan İzmir’e verdikleri oya layık olabilmek için, tüm engellemelere rağmen onlara yaptığımız, hizmet etmenin gururu ile açıyoruz.

İZMİR’İN TARİHİ YAPILARINA ÇÖKMEYE ÇALIŞIYORLAR

Bir yanda belediyelerimiz bu hizmetleri veriyor. Ama birileri de diğer taraftan İzmir’in tarihi yapılarına çökmeye çalışıyor. Şunu söyleyelim. Meslek fabrikasını, Egemenlik Evini,&nbsp;Namazgah&nbsp;Hamamı ve&nbsp;Gasilhane’yi&nbsp;büyükşehirden Vakıflar Genel Müdürlüğüne almaya çalışıyorlar. Oysa buraları büyükşehrimiz ticari değil eğitim, kültür ve hizmet amaçlı kullanıyordu. Buraları alacaklar ve bu hizmet, eğitim ve kültürden kim bilir nasıl bir başka işe yönlendirecekler. Ama işin kökünü söyleyeyim. Yani bunu niye yapıyorlar. Esas mesele Galata Kulesi arkadaşlar. Galata Kulesi İstanbul’un Cenevizlilerden kalma, fevkalade önemli bir tarihi eseri. İnanılmaz ziyaretçi alıyor. Mahir Polat’ın emekleriyle yapılan&nbsp;restorasyonlarla&nbsp;da çok güzel bir hale geldi. Bir de Yerebatan Sarnıcı var. Türkiye’ye gelen her turistin gördüğü bir yer. Buralar inanılmaz ziyaretçi alıyorlar. Yabancı turistten özellikle, yerli ve yabancı turistten inanılmaz bir gelir elde ediyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hizmetlerini aksatmak için Belediye Başkanını, Cumhurbaşkanı adayımızı tutukladılar ya, belediye başkanlarımızı tutukladılar ya o Beyoğlu’nun Belediye Başkanı da Şişli'nin de, Beşiktaş’ın da büyükşehrin de belediye başkanları tutuklu ya. Silkeleyerek bütün paralarına el koydular ya. Haciz,&nbsp;maciz&nbsp;her şeyi yaptılar ya. Yetmiyor. ‘Buradan para gidiyor. Buraya el koyalım. Yerebatan Sarnıcı’na el koyalım.’ Bunlara el koymaya çalıştılar. Mahkeme ‘Koyamazsın’ dedi. Geçen ay kanun çıkardılar arkadaşlar. ’Bir yapının tarihinde bir çivi kadar vakıf izi varsa, o vakıf şu anda&nbsp;yoksa,&nbsp;bunu Vakıflar Genel Müdürlüğüne aktaracaksınız’ diyorlar. O yapıya yıllardır İzmir, İzmir’in her partiden belediye başkanları gözü gibi bakmış. Halkın hizmetinde tutmuş ve&nbsp;Namazgah&nbsp;Hamamı, Egemenlik Evi, Meslek Fabrikası duruyor. Şimdi&nbsp;bunları Vakıflar Genel Müdürlüğüne alacaklar. Ondan sonra oraları bildikleri gibi yapacaklar.

PASAPORT İSKELESİ’Nİ ENSAR VAKFI’NA VERMEYE NİYETLİYDİLER

İzmir’de yerel seçimler öncesinde konuşurken söylemiştim. ‘CHP’nin&nbsp;vizyonu&nbsp;ve planı nedir? AKP’nin&nbsp;vizyonu&nbsp;ve planı nedir?’ diye. İstanbul’da Adalar’da, Adalar vapur iskelesinin üst katı var. Düşünün Adalar’da bir vapur iskelesi gözünüzün önüne getirin. Üst katını getirin. Manzara ne? Dünyanın en güzel manzarasına bakıyor. Diğer adalara ve İstanbul’a bakıyor. O kamera açısı dünyanın hiçbir yerinde yok. Orayı nereye versen, olabilecek en yüksek kirayı alırsın. En yüksek kirayı alırsın ya da oraya bir belediye restoranı yapsan, dünyanın en zengin adamının gelip de örneğin 30 bin lira hesap ödeyeceği yerde, 300 liraya akşam yemeği yedirtirsin, 200 liraya akşam yemeği yedirtirsin. Oraya resim atölyesi açsan, gencecik ressamlar dünyanın en güzel resimlerini çizerler. Ne yaptı AK Parti onu? 25 yıllığına&nbsp;TÜGVA’yavermiş. 25 yıllığına. Eğer İzmir’i tabii ki İzmirliler, meselenin farkında onlara vermedi ve vermeyecek ama örneğin İzmir’i AK Parti’ye verseydik, onlar Pasaport İskelesi’ni Ensar Vakfı’na vermeye niyetliydiler. İzmir AK Parti’de olsaydı, Karşıyaka İskelesi&nbsp;TÜGVA’da, Asansör Okçuluk Vakfı’nda olacak. Mahdumun Okçuluk Vakfı’nda. Paraşüt Kulesi’ni İlim Yayma Vakfı’na vermeleri an meselesi bile değildi. AK Parti kazansaydı, bugün burada 14 tane açılış yerine 14 yerin, yeşil alanın imara açılışını yapıyor olacaklardı sessiz sedasız. Bugün burada 10 tane hizmet binasının temelini atmak yerine, 10 tane gökdelen temeli atılıyor olacaktı yandaş&nbsp;müteahhitlertarafından. O yüzden bir şehri seviyorsanız, o şehri sevenlere emanet etmekle çok doğru yapıyorsunuz arkadaşlar.

SOSYAL BELEDİYECİLİKTE TARİH YAZIYORUZ

Son sözüm; tüm engellemelere, rağmen tüm silkelemelere, tüm hukuki saldırılara, tüm alçaklıklara rağmen dimdik ayaktayız. İki yıl önce hedef vermişiz. Demişim ki&nbsp;GökanZeybek burada. ‘1000 kreş, yani okul öncesi eğitimini kastetmiyoruz. Halk arasındaki kreş lafıyla, çocuk etkinlik merkezi. 1000 kreş, 100 tane de öğrenci yurdu.’ Niye? İstanbul’u aldığımızda ikisi de sıfırdı. Niye? ‘Kreşe ne gerek var? Kadının işi çocuğu doğurmak, çocuğu bakmak, varsa yaşlıya, engelliye bakmak. Kreş neyin nesi? Otursun evinde. Yurt? Yurt lazımsa onu verecek bir kurt bulunur. O çocuğu alıp da, o çocuğun beynini yıkayacak, zihnini yıkayacak ve bir takım tarikatların, cemaatlerin yurtları bulunur. Ne gerek var devletin yurt işine girmesine?’ ‘1000 tane öğrenci çocuk etkinlik merkezi ve 100 tane de öğrenci yurdu’ demiştik. İkinci yılın sonunda İzmir’de 10 yaşında gelip de 17 yaşında gittiğim, 18 yaşında gelip 22 yaşında gittiğim, dönüp gelip askerliğimi yaptığım İzmir’de Cumhuriyet Halk Partisi gururla sunar: 801 kreşimiz, 77 öğrenci yurdumuz açıldı bile. Silkeleyenlere inat, saldıranlara inat, hapislere, mahpusluklara, bedel ödeyen arkadaşlarıma selam olsun ki; yüzde 80 kreşlerde hedef tutmuştur. Öğrenci yurtlarında yüzde 77’deyiz. 172 kent lokantasıyla&nbsp;düşük gelir seviyesindeki insanların kursağındayız. Aşevlerimizle yoksulun evindeki sofradayız. 173 Halk Market, Halk Mandıra, Halk Ekmekle vatandaşa üçte biri fiyatına peynir verebilmenin, yarı fiyatına kıyma, kuşbaşı verebilmenin, bu zorluklarda bu mücadeleye, bu yaşam mücadelesine bir nebze olsun omuz verebilmenin onurundayız. Cumhur İttifakından belediyeleri devralmadan önce temel propagandaydı. ‘CHP’ye verirsen maaşı keserler, yardımı keserler.’ Tam net rakam söylüyorum. AK Parti döneminin 4,6 katı sosyal yardımla tarih yazıyoruz sosyal belediyecilikte.

İYİ Kİ İZMİR, İYİ Kİ CHP’NİN AMİRAL GEMİSİ, SANCAK GEMİSİ VAR

Onun için saldırılar, sonuna kadar çok kötü niyetli çelme çakmalar ve engel olmaya çalışanlara rağmen bilhassa İzmir’de dünya siyaset tarihinin en büyük algı operasyonlarına, ‘CHP şunu yapamıyor, bunu&nbsp;yapamıyorlar’arağmen çok önemli işleri çok zor şartlarda yaparak hem geçmişten gelen zorlukları, eksikliklerimizi kapatarak, hem geleceğe önemli adımlar ve temeller atarak, hem de o günlerde hangi kente sahip olduğumuzun, hangi kente hizmet ettiğimizin bilincinde olarak buradayız.&nbsp;İzmir’de olmaktan, böyle bir ekiple çalışıyor olmaktan, böyle güzel bir kentin böyle güzel insanlarına hitap ediyor olmaktan çok büyük memnuniyet duyuyorum. İyi ki İzmir var, iyi ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin amiral gemisi, sancak gemisi ve iyi ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin çok sevdiği bu güzel şehir var. Hepinizi ayrı ayrı kucaklıyorum. İyi ki varsınız, çok daha güzel günleri sizin sayenizde Türkiye görecek.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Biz maçı, mücadeleyi ve geleceği zihninde kazanmış kadrolarız - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 12:37:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-bi-maci-mucadeleyi-ve-gelecegi-zihninde-kazanmis-kadrolariz-154522-20260402.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-bi-maci-mucadeleyi-ve-gelecegi-zihninde-kazanmis-kadrolariz-154522-20260402.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-bi-maci-mucadeleyi-ve-gelecegi-zihninde-kazanmis-kadrolariz-154522-20260402.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Bu sabah mazotta 104 liraya uyanabilirdik ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-bu-sabah-mazotta-104-liraya-uyanabilirdik-2424.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-bu-sabah-mazotta-104-liraya-uyanabilirdik-2424.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısında konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, şunları söyledi:&nbsp;

EMİNE ÜLKER TARHAN, BABA OCAĞINA GERİ DÖNÜYOR

Partimize büyük hizmetler vermiş saygın bir siyasetçi, saygın bir hukukçu bugün baba ocağına dönüyor.&nbsp;Önce avukat, sonra yargıç olarak görev yapan,&nbsp;YARSAV’ın&nbsp;kurucu üyesi, daha sonra genel sekreterlik ve genel başkanlık görevlerini yürütmüş olan, 24’üncü dönemde birlikte milletvekilliği yaptığımız, partimizin grup başkanvekilliği görevini yapmış olan sevgili Emine Ülker Tarhan, sevgili Muharrem İnce'nin katkılarıyla ve benim kendisini baba ocağına davetim sonucunda bugün baba ocağına geri dönüyor.&nbsp;Hoş geldiniz Sayın Başkanım. Meclis kürsüsüne ilk çıktığımda ilk sözü Muharrem İnce’den almıştım. Geçtiğimiz aylarda ona bu kürsüde söz verdik. Bir diğer sözü sevgili Emine Ülker Tarhan’dan almıştım. Bugün nasip oldu, bu kürsüye döndü. Ona söz verdik. Hep birlikte söz veriyoruz. Gazi’nin partisi iktidara yürüyor. Omuz omuza vererek, el ele tutuşarak, bu partinin tüm değerlerini kucaklayarak bu ülkede kimseye sırt&nbsp;dönmeyerek ve yüz çevirmeyerek, yüzümüz iktidarda, hep birlikte iktidara yürüyoruz. Hoş geldiniz Emine Ülker Tarhan, hoş geldiniz, şeref verdiniz.&nbsp;

HERKESİN EVLADI KENDİSİNDEN YOKSUL

Ramazan Bayramı’nı geride bıraktık. Bir kez daha geçmiş bayramı kutlamak isterim. Ama maalesef bayramların bayram gibi kutlandığı bir ülkeyi özledik. Ben memleketim Manisa’daydım. Her fırsatta Manisalılarla bayramın bir günü, bir yarım günü İzmir’de dostlarla birlikteydik. Hep sordum, ‘Ne konuşuluyor? Bayram sohbeti nedir?’ diye.&nbsp;Bayramda yüzlerin gülmediğini, savaşın ürküttüğünü ama yoksulluğun bel büktüğünü ve eski bayramlar, eski alım güçleri, emekli ikramiyesiyle bir evin alınabildiği, iki memur çalışınca beş yılın&nbsp;sonunda bir aracın alınabildiği günlerden; babadan, dededen miras değilse artık ev ve araba almanın memurlara, ücretlilere, beyaz yakalılara hayal olduğu, asgari ücretlilerin ve biraz üstünde alanların açlık ve sefalet çektikleri, emeklilerin de tarihin en büyük ve en acımasız, en dayanılmaz yoksulluğuna terk edildiği bir süreçte tarihin en büyük vefasızlığını gördüklerini konuştukları bir bayramı geçirdik.&nbsp;Eski bayramlarla ne karşılaştırılsa hep gerisindeydi. Ama herhalde bu bayramda en çok kulağımda kalan da şu cümleydi; ‘Herkesin çocuğu kendisinden uzun, herkesin kızı kendisinden güzel ama herkesin evladı kendisinden yoksul.’ Bizim işimiz vardı. Bizim maaşlarımız vardı. İyi - kötü geçinebilen bir gelirimiz vardı. Ama çocuklarımız güvencesiz, herkesin evladı kendisinden yoksul. Bu düzeni değiştirmeliyiz. Vatandaşların çoğu bayramı şeker tadında geçiremedi. Eskiden kalabalık ailelerin bereketli sofraları kurulurken, kriz ve geçim sıkıntısı bayramın ana gündemiydi.

TARIMA AYRILAN PARANIN 320 KATI FAİZE ÖDENDİ

Her alanda sorunlar var. Çünkü karşımızda dış politikada ilkesiz, ekonomide basiretsiz, yönetimde liyakatsiz, hukukta adaletsiz bir iktidar var. Ekonomideki son durumun en bariz örneğini dün hazırlanan bir notta okudum. Sadece bunu paylaşmak bile her şeye yeter herhalde. Şubat ayı bütçe rakamları açıklandı. Yılın ilk iki ayında bütçeden tarıma verilen destek 2 milyar lira. Ama faize ayrılan para 640 milyar lira. Ocak ve şubat ayında tarıma ayırdığımız paranın 320 katını faiz ödemesine ayırıyoruz. Yani sadece iki ayda ödediğimiz her 100 liralık verginin 28 lirası faize gidiyor. Çiftçimiz toprağa küstü. Üretip sattığı ile maliyetlerini karşılayamıyor. Hakkı olan desteklemeyi alamıyor. Vatandaş ucuz ve sağlıklı gıdaya erişemiyor. Böyle olunca ne oluyor? Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında yeni bir aşamaya daha geldik. Bu aşama Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünya üçüncülüğüne çıkmasıdır. Türkiye’den gıda enflasyonunun yüksek olduğu iki ülke var dünyada. Bunlardan biri İran, savaşta. Bir diğeri Güney Sudan, büyük bir iç savaşın içinde. Güney Sudan ve İran’dan sonra gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkeyiz. Arkamızda Arjantin var, onun arkasında Burundi geliyor. Burundi’nin arkasında sıralanan ülkelerin haritada yerini gösterebileceklerin sayısı çok az. Bu ülkelerde bile Türkiye’den&nbsp;daha düşük bir gıda enflasyonu var. Bu gidiş iyi bir gidiş değil. Eğer çiftçinin durumu düzelmezse, hayat pahalılığının yanı sıra yeni bir gıda krizi çıkacak. O yüzden acilen ki dünyada belli ülkeler hızla başladı, mazot ve gübre desteği vermek gerekiyor. Çünkü Hürmüz Boğazı’nda yaşanmakta olan sıkıntı hem akaryakıt fiyatlarını çok yükseltti, hem de gübre üretiminde çok büyük bir kriz var. Türkiye’nin tam da bahar ayları gelip de ekim zamanı gelirken, çiftçisine mazot ve gübre desteğini bir an önce hayata geçirmesi gerekiyor. Çiftçilerin geçen seneden kalan borçları, borçlarının faizleri bitmedi. Sadece ‘zirai krediler’ demiyoruz çünkü Ziraat Bankası günde üç çiftçiye zirai kredi veriyor. Başvuruların yüzde 98’inin geri dönüp ya başka bankalara ya da bankanın başka tür kredilerine, yüksek faizli kredilerine yönlendirdiği bir süreçteyiz. O yüzden tarım için kullanılmış bütün kredilerin faizlerinin silinmesini,&nbsp;ana paraların&nbsp;yapılandırılmasını bir kez daha öneriyoruz. Bunu bu kez sadece çiftçilerimizin, köylülerimizin geçim sıkıntısından kurtulmaları, haciz dertlerinden kurtulmaları için değil; bu çok önemli ama bilhassa ülkenin daha da katlanılamaz bir gıda krizine sürüklenmemesi için, tamamen gıdada dışa bağımlı bir ülke haline gelip, bütün ekonomik şokların Türkiye’de yeni gıda ve beslenme krizleri yaratmaması için ifade ediyoruz.

BU SABAH MAZOTTA 104 LİRAYA UYANABİLİRDİK

Amerika ve İsrail’in İran’a saldırılarını birazdan konuşacağız. Ancak savaşın akaryakıt fiyatlarına etkisine yeni önlemler almak zorundayız. Üç hafta önce bu kürsüde hatırlatmıştım ve uyarmıştım. Demiştim ki ‘Bu akşam mazota büyük bir zam gelecek. Bu zam uygulanırsa yarın daha büyüğü, öbür gün daha büyüğü gelebilir. Akaryakıt fiyatlarına gelen zamlar yeni bir enflasyon yükselişini ve kaçınılmaz olarak fiyatlarda yeni zamları gündemimize getirebilir. Buna tedbir almak lazım. Hürmüz Boğazı kapandı, dolar fiyatları fırlıyor. Eğer siz bu gelen petroldeki artışı direkt pompaya yansıtırsanız, bu bütün fiyatlara yansır. Petrol fiyatları geri gelse de diğer fiyatlar geri gelmez. Çok daha zordur onları geriye çekmek. Türkiye’de bir ürüne zam gelip de fiyatının düştüğünü zaten görmedik. O yüzden bunu yapmayın. Sadece vergi gelirinden vazgeçin.’ Yüzde 40’a varan ÖTV alınıyordu o zamanki mazot fiyatıyla. ‘ÖTV’den karşılayın zamları ki buna&nbsp;eşel&nbsp;mobil sistemi deniyor. Böylelikle hiç olmazsa sadece vergi kaybıyla karşı karşıya kalalım ama yeni bir enflasyonist baskı görmeyelim’ dedim. O gece bütün pompaların, benzin istasyonlarının önünde kuyruklar oluştu. Son yarım saatte zammı uygulamaktan vazgeçtiler. Ertesi gün de&nbsp;eşel&nbsp;mobil sistemini dörtte üç oranında, yani fiyat artışının yüzde 75’i ÖTV’den ve yüzde 25’i vatandaş tarafından karşılanacak, gelen artışın dörtte biri pompaya yansıyacak şekilde bir düzenleme yaptılar. Bu önerimizin bu ölçüde de dikkate alınması kıymetliydi. İş dünyasından çok önemli takdir cümleleri duyduk. Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin zamanında yapmış olduğu bu önerinin dile getirilmesi, hayata geçirilmesi önemliydi. Şu kadarını söyleyeyim. O gün 60 lira olan mazot, bugün 80 lira. Hatta dün 74 liraydı. Eğer&nbsp;eşelmobil sistemine&nbsp;geçmeselerdi, 96 lira olmuş olacaktı. Bugün sabah da 104 liraya uyanmış olacaktık.

KDV’DE İNDİRİM ÖNERİYOR, ‘BİZ BÖYLE YAPACAĞIZ’ DİYORUZ

Bu önerimizin doğru olduğu, kısmen de uygulansa doğru bir işin yapıldığını ortaya koyuyor. Ama kötü haber ÖTV bitti. O yüzden dünden itibaren ham petrole gelen zam doğrudan pompa fiyatına yansıtılmaya başlandı. Buradan arkadaşlarımızın yeni bir çalışması var. Tabii ÖTV doğrudan yüzdesel olarak değil bir sabit para olarak alınıyordu. O günün mazot fiyatının yüzde 40’ı vergiydi, bugüne gelince o geriledi ama halen elde alınan yüzde 20 KDV var. Bir kez daha uyarıyoruz, Erdoğan’ın bir imzasıyla… Çünkü Bütçe Kanunu ona bu yetkiyi veriyor. Bir imzasıyla KDV’yi yüzde 1’e indirebilir. Eğer KDV’yi yüzde 1’e indirirse hem bugünkü pompa fiyatları yüzde 20 ucuzlayacak, hem de ÖTV’den daha esnek bir müdahale alanında belli bir süre daha mazot fiyatlarını, akaryakıt fiyatlarını buralarda, hatta yüzde 15-20 altında tutabileceğiz. Bu çok kritik, şundan kritik. Bir kez daha uyarıyoruz. ÖTV’den vazgeçmek, belli bir süreliğine vergi kaybı yarattı. KDV’den vazgeçmek, belli bir süreliğine bir vergi kaybı yaratacak. Ancak o mazotla taşınan domatesten salatalığa, ayakkabıdan hırkaya, taşınan tüm mallara maliyet arttığı için doğal olarak bir zam gelmesinden, diğer fiyat artışlarından kendini sakınmak isteyen tüm sektörlerin ve tüm esnafların yapacağı fiyat ayarlamalarından bizi koruyacak. Bu Hürmüz Boğazı sorunu çözüldüğünde, fiyatlar normale döndüğünde, normal şartlardaki vergi gelirlerine geri dönülür ama hiç olmazsa enflasyon baskısından&nbsp;kurtulunur. Bu konuyu Ekonomi Eşgüdüm Konseyimiz, arkadaşlarımız bir kez daha geçen seferki gibi yapıcı bir uyarı olarak hükümete öneriyor, teklif ediyoruz. ‘Biz olsak böyle yapardık, biz olunca böyle yapacağız’ diyoruz.

KORKARIZ Kİ ENFLASYON YÜZDE 5’İN ÜSTÜNDE GELECEK

Aksini yapmak, yani hatırlayalım çok kısaca…&nbsp;Pandemidebütün dünyada bir enflasyonist baskı oluştu. Yüzde 2 enflasyonu olanlar, yüzde 5 enflasyonla tanıştı. Yüzde 3 olanınki yüzde 6 oldu, yüzde 4 olanın yüzde 8 oldu. Bütün dünya doğrusunu yaptı. Dedi ki ‘Enflasyondan biraz daha fazla faiz vermeliyiz ki parayı faiz kanalıyla bankaya çekelim. Harcamaya dönmesin. ‘Fiyatlar artıyor, elimdeki paranın değeri gitgide azalacak. Azalmadan bir şeye çevireyim’ işi olmasın.’ Örneğin enflasyonu yüzde 6 olan yüzde 7 faiz verdi, enflasyonu yüzde 8 olan yüzde 8,5 - 9 faiz verdi. Oradan enflasyonu hepsi çevirdiler. Bunu bütün dünyada yapmayan bir ülke vardı. O ülkede ‘Ben ekonomistim, ben’ diyen biri vardı. ‘Nas’ diyordu, yani ‘Faiz haram’ diyordu. ‘Nas orada dururken, faizi nasıl artıracağız?’ diyordu. ‘Nasıl faiz veririz?’ diyordu ve öyle bir noktaya geldi ki Türkiye’de enflasyon gerçekte yüzde 120’leri - 150’leri buldu.&nbsp;TÜİK’in&nbsp;hesabına göre bile yüzde 80’lere ulaştı. Halen daha uğraşıyoruz. Şu an yüzde 30’larda ama korkarız ki mart ayı enflasyonu yüzde 5’in üzerinde gelecek. Bütün hesaplar allak bullak olacak. O yüzden hani dedik ki ya liyakatsizlik diye. ‘Ben&nbsp;ekonomistim, ben’ diyen, bütün dünya giderken Mersin’e Türkiye’yi tersine götüren, bütün dünya enflasyonu çözmüşken Türkiye’de enflasyonu yeniden yükselten. Halen daha bedel ödediğimiz ki buradan bir kez daha hatırlatıyoruz: Enflasyonun düşüyor olması fiyatların iniyor olması demek değil. Sadece fiyatların artış hızı düşüyordu. O da düşe düşe yüzde 30’a düşmüştü. Yani geçen sene gelen bütün zamlar sırtımızda, hedef bu sene tutsa yüzde 20 daha zamlanacaktı üstüne. Şimdi tutmazsa yüzde 30 - 35 daha zamlanacak. O yüzden bir kez daha bir iş bilmezlik ve bir söz&nbsp;dinlemezlik&nbsp;üzerinden ilerleyen iktidarı uyarıyoruz. Üç hafta önce olduğu gibi bu kez de KDV’den mahsup ederek zamları enflasyona karşı bir tedbir almaya davet ediyoruz.

VİCDANI ADALET TERAZİSİNE İNANMIŞ BİRİ ORADA OTURMALI

İran’la ilgili uzun konuşacağız. Ama önemli bir gündemimiz var. Kısaca oraya söylenecek sözler, verilecek yanıtlar var. Onları söyleyeyim. Sonra bir kez daha dış politika ve ekonomi ile ilgili önemli gördüğümüz, Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin bir çalışması var. Onu yarın özellikle Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki toplantıdan sonra açıklayacağız. Bir eylem planını. Ama dün partimizin dış politika ve milli savunma kurullarındaki hem seçilmişleri, hem hocalarımız, uzmanlarımızla yaptığımız çalışmalar var. Onlar doğrultusunda bir takım önerilerimiz, değerlendirmelerimiz olacak. Ama önce bu ülkede ekonominin iyi olması için önce adaletin olması lazım. Adalet olmazsa millette güven olmuyor. Ülkeye güven olmayınca bu sefer yabancı yatırımcı gelmiyor. Hukuk birilerinin çıkarı için eğilip büküldüğünde, esnaf da kazancından emin olamıyor, sanayici de önünü göremiyor. Eğer bir ülkede yargıya güven yüzde 18’e düşmüşse, orada ilk düğmenin yanlış iliklendiğini görmek lazım. Ondan sonra kimse düğme iliklemeye uğraşmasın. Yargıya güven yüzde 18 ise o ülkede hiçbir şeye güven yoktur. Herkes ya kendini korumaya ya da bir şekilde buradan uzaklaşmaya çalışır. İşte Türkiye’ye kalıcı, yani yatırım yapmak üzere bir sermaye girişinin olmaması da bundandır. AK Parti döneminde servet biriktirmişlerin dahi usul&nbsp;usul&nbsp;parayı yurt dışına taşıması da ondandır. Her dört gençten üçünün ‘Fırsatını bulursam yurtdışında çalışmak isterim’ demesi de bundandır. Üç çiftçiden ikisinin ‘Asgari ücret verirlerse ekmeyi, dikmeyi bırakırım’ demesi de bundandır. Maalesef ülkede durum hiç açıcı değil. Adalet Bakanlığı’nın&nbsp;başında,&nbsp;ki adalet bakanları hangi partiden olursa olsun, parlamenter sistemde çok kritik bakanlıktır. Çünkü hukukla, hukukçularla, tamamen bağımsız olmaları ve rahat bırakılmaları gereken kişilerle, milletin yetki verdiği yönetenler arasındaki köprüdür adalet bakanlığı. Kabinedeki görevi de odur, millete karşı sorumluluğu da budur. Yürütme, yargı, yasama birbirinden ayrı olacaktır. Temas noktası Adalet Bakanlığı’dır. Orada hem siyasetten gelen, millete sorumluluğu olan, milletten korkan, Allah’tan korkan, vicdanı adalet terazisine inanmış birilerinin orada oturması lazım. Öyle adalet bakanları oturduğunda yargı da saygınlık kazanıyor, siyaset de saygınlık kazanıyor. Yargıya güven de yükseliyor, ülkede işlerin iyiye gitmesi de kolaylaşıyor.

AK TOROSLAR ÇETESİ ADALET BAKANLIĞI’NA YERLEŞTİ

Ama maalesef ne siyasetten gelen, ne siyaseti bilen aksine; siyasete özenen ama paçasından acemilik akan, gözünü hırs bürümüş bir atanmışla muhatabız. Atandığı gün soru şuydu: ‘İstanbul’a ayrılan zulmün sonuna mı geldik? O zulmü Türkiye’nin tamamına yaymaya mı geldik?’ Herkes dikkatle işin bu tarafına bakıyor. Siyasette iktidarın tükenmişliğinin simgesine dönüştü bu atama. Çünkü siyasi mücadele; partilerle, partinin ana kademesi, kadın kolları, gençlik kolları ile yapılırken, yargı kolları kuruldu. Başına bir siyasetçi kondu. Çalıştı, çabaladı. Ve sonunda kendince ödülünü aldı, Adalet Bakanlığına geldi oturdu. Maalesef AK Parti Yargı Kolları kurulduktan sonra o yapının kendi içinde nasıl AK Toroslar çetesine dönüştüğünü adım adım hep birlikte yaşadık. Çok acılar çektik, çekenlerimiz var, bedel ödeyenlerimiz var. Çok kişinin kul hakkına girildi. Şimdi o AK Toroslar Çetesi geldi, Adalet Bakanlığı’na yerleştim. O çetenin ilk önce yargı operasyonu diye başladığı, sonra milletin özgürlüğüyle ya da malının, mülkünün geri verilmesi için nasıl pazarlıkların yapıldığı, avukat bürolarında nelerin konuşulduğu, onların sonra nereden nereye geldiğine ilişkin&nbsp;hakim&nbsp;bir kanaat var. Oldukça fazla. Hani öyle başlangıçta lazım olan basit şüphe değil, çok önemli miktarda şüpheler var. Belli miktar delil var, onlardan kamuoyuna sunduklarımız var. Doğrulandıkça sunacaklarımız var. Ama öyle bir noktadayız ki, hatırlayalım. Memur maaşı ile geçinmesi gereken, burada çok değerli bir hukukçu bugün partiye geri döndü. Geçmişte savcılık yapmış. O mesleklerin gereği şu: Başka bir yerden para kazanamazsın. Devletin de görevi şu: O insanları başka bir şeye tenezzül etmeyecek bir gelir seviyesinde tutmalısın. O konu bugünlerde ne kadar yerine geliyor, ayrı. Ama geçinemeyince tenezzül etmek yerine onuruyla mücadele eden dünya kadar&nbsp;hakim&nbsp;var, savcı var bugün hayat şartlarında. Ama bir yandan 190 yıl boyunca alacağı maaşla edinilmiş mal var, mülk var.

TAPU ID NUMARALARININ YALAN OLDUĞUNU SÖYLEYEN YOK

Hatırlayalım; burada 8, burada 8, 16 tane her birinin ID numarası burada sizlerle paylaşıldı. Geçen hafta ilk önce Ankara’dakilerin&nbsp;ID’lerini&nbsp;vermedik. Ne atlayanlar oldu. ‘Demek ki Ankara’dakiler yokmuş, yalanmış.’ Hepsinin ID numaraları burada. Buradan açık bir hatırlatma yapıyoruz. Bu ID numaralarının yalan olduğunu, gerçek olmadığını söyleyen yok. Hatta bir gazeteci arayıp sorduğunda ‘ID’lere&nbsp;bir şey demiyorum’ dedi. Bu ID numaraları, her bir tanesi, bu 16 taşınmazın bu zamanda ya da çok yakın bir geçmiş zamanda kendisine ait olduğunu doğruluyor. Bakın bunu yalanlayan yok. Sadece bir tapu kaydı gösteriyor. ‘Dört tane var elimde sadece’ diyor. Arkadaşlar diyor ki, örneğin benim iki tapum var. ‘Sadece Manisa‘yı göster’ dersen bir tane gözüküyor, Manisa‘yı gösterdiğini kaldırırsan iki tane gösteriyor. Filtreleyerek sadece İzmir ve İstanbul'u gösterdi, dört tane var diye. Ama durum ondan daha vahim. Şimdi buradaki bu ID numaraları için bir kez daha sesleniyorum. Örneğin bakanlıklar,&nbsp;tapu dairelerinin bağlı olduğu bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. Açıklamayı yaptığımız günden bugüne yalanlamadığınız ve bu 16 ID numarasından herhangi birisinde bir eksiklik varsa söyleyin. Bir eksiklik varsa söyleyin. Bir eksiklik yok. Ama beyefendi diyor ki ‘Bende bu ikisi ve bu var.’ Yani ‘8, 10, 11 numaralar var’ diyor. Bunlar Ankara’da&nbsp;Mahall&nbsp;diye bilinen, İzmir’de&nbsp;Mahall&nbsp;Bomonti&nbsp;diye bilinen yerlere ait. Önce şunu söyleyeyim. Bu üçü ve bir tane daha. Bunların emsal değerleri, ortalama değerleri 27, 27; 54, buradakini de 17,5 ilave ettiğinizde 71,5 milyon lira. Ömrü boyunca aldığı maaşların iki katı zaten. Biz 19 katına itiraz ediyoruz. O diyor ki ‘Ömrüm boyunca aldığım maaşların içinden bir bardak su bile içmesem, bir kibrit kutusu bile satın almasam, biriktirsem onun iki katı kadar, 2,5 katı kadar malım var. Fazlası yalan’ diyor.

‘AÇACAĞIM’ DENİLDİ, AÇILMIŞ BİR DAVA YOK

Biz fazlasının da doğru olduğunu iddia ediyoruz. Şimdi gösterdiği tapuların içinde olmayan, Tema’daki ev. Bu kadarını görmüştünüz. Şu numara. Aynı numarayla; isim, tarih, bütün işlemler, imzalar ve mührüyle ile birlikte bunu da görelim. Gösterdiği tapu kaydında bu yok. Ama Tema’da açıklama var. Bizim iddiamız şu, biz diyoruz ki ‘Bu evi 9 milyon liraya aldı, 3+1. 14 milyon liraya aynı tarihte 2+1 satılıyordu. Niye ucuza verdin?’ ‘İstanbul Cumhuriyet Başsavcımız Sayın Akın Gürlek diğer tüm müşterilerimiz gibi projemizden bir adet daire satın almıştır.’ Açıklama, Tema İstanbul. ‘Kendisine uygulanan satış fiyatı, herhangi bir müşterimize uygulananlardan farklı değildir’ diye açıklama yapıyor Tema. Eldeki bu açıklama ve bu belge Ağrı Dağı kadar gerçek. Tema’nın resmi açıklaması, ama gösterilen tapu kaydında yok. Bir başka örnek gösteriyorum. Senfoni Evleri. 96 milyon lira, satış sözleşmesi. İmzalar, mühürler, isimler, natamam. Burada tapu yok, çünkü bitince tapu verilecek. Ama böyle resmi bir belge var. Sayın Murat Kurum’a bağlı çalışıyor Emlak Konut. Bir haftadır yalanlama yok. Varsa bu öğleden sonra duyalım. Varsa 16 tapunun&nbsp;ID’lerine&nbsp;ilişkin bir itiraz, duyalım. Bunlar yok. Ne var? ‘Dava açacağım’ demek var. Açılmış bir dava yok. İyi haber şu. Ben de dava açacağım. Hazırladım, açıyorum. Birçok dava açıyorum ama özellikle bu konuda bana verdiği yanıta istinaden dava açıyorum. O davada ben mi doğru söylüyorum, o mu doğru söylüyor nereye gideceğiz biliyor musun? Avukat tapu sicil kayıtlarını isteyecek,&nbsp;hakim&nbsp;karar vermek için getirecek. O zaman bu millet yargı önünde kim doğru söylüyor, kim yalan söylüyor görecek. Hodri meydan.

DÖRT İSİM VERDİM, TEK BİR AÇIKLAMA YOK

Şimdi Tema 2 projesi ortada. Senfoni projesi ortada. Gizlemediği&nbsp;Mahall’ler&nbsp;var. Ankara’da bir tane, İzmir’de iki tane&nbsp;Mahall&nbsp;var. Şimdi bu&nbsp;Mahall&nbsp;projelerini yapan firma, Türkerler İnşaat. Yıllar önce başka bir inşaat firmasıyla ihtilaf yaşamış. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açmış. 2021’de dosya takipsizliğe uğramış. Akın Gürlek İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olunca bir dosya yeniden açılmış ve Türkerler İnşaat lehine karar verilmiş. Şimdi&nbsp;Mahallprojelerine bu tapular alınıyor ya, verilen paraların hesap hareketlerini görelim. Hani maaş yatıyor ya, bir banka hesabı var ya. Bana ‘Ben şu anda 27’şer milyon&nbsp;lira olan bu evlerin parasını aha&nbsp;da şu havale ile ödedim’ diye göstereceksin kardeşim. Benim hayatım boyunca aldığım bütün gelirler, ya eczaneme&nbsp;SGK’dan&nbsp;yattı, ya milletvekili maaşı olarak buradaki Halkbank şubesine yattı. Ve ben ne ödediysem oradan ödedim. Şimdi bu milletin karşısına geçelim, hesabımızı açalım. Bu toplam maaşın iki katı kadar olan para nereden gelmiş gösterelim. Haydi bakalım. Ayrıca arkadaşlar dört isim verdim geçen hafta. Mehmet Türkoğlu, Osman Dündar Çiftçi, Hayrettin Koç ve RTÜK’teki emekli polis Selim Bozkurt. Ya bunlardan bir tanesi çıkıp demez mi ‘Benim bu beyefendi adına üzerime tapu aldığım ya da adına onun için pazarlık yaptığım, senet&nbsp;ödemişliğim&nbsp;yoktur.’ Duyduk mu? RTÜK’ten bir açıklama duyduk mu? RTÜK’te Selim Bozkurt diye biri var, kaydı var, Daire Başkan Yardımcısı. Beyefendinin ricasıyla sokulmuş RTÜK’e. Maaş alıyor, gören yok. Üzerinde çok tapu vardı, şimdi o da boşaltma evresinde. Ne oluyor? Bir açıklama yok mu RTÜK’ten? ‘Selim Bozkurt diye bir Daire Başkan Yardımcımız yoktur, maaş almamaktadır. Ya da vardır, düzenli olarak gelmektedir.’

AK PARTİLİLERDEN YAĞMUR GİBİ İSİM GELİYOR

Ama yağmur gibi isim geliyor. A’dan, bir tane A ile başlayan var, Z’ye kadar. ‘Bu da çantacı, bu da çantacı.’ Bir kez daha söylüyorum AK Partili arkadaşlar. Ben bunları zaten biliyorum. Elinizdeki belgeleri bir Genel Başkana götürecekseniz, bu Genel Başkana değil, AK Parti’nin Genel Başkanına götürün kardeşim. AK Parti’nin Genel Başkanına. Bir partiden birisi birine&nbsp;şikayet&nbsp;edilecekse niye ana muhalefete ediliyor ya. Kendi Genel Başkanınıza niye gitmiyorsunuz? Çünkü biliyorsunuz ki her şeyi sizden daha iyi o biliyor. A’dan Z’ye o biliyor. O yüzden gidip de ‘Bu kişinin busu var’ diyemiyorsunuz. Ama bu duyulsun diye bunu bize söylüyorsunuz. Biz kontrolünü yapmadan ve emin olmadan hiçbir şey açıklamıyoruz. Ama bu yağmur gibi gelen isimleri de bir kenarda biriktiriyoruz. Günü gelince, doğruladığımızda hepsini kamuoyuyla paylaşacağız.

BU SUÇ ÖRGÜTÜNÜN APARATLARINI, MİLLETİN VİCDANINA EMANET EDİYORUM

AK Toroslar Çetesi Çağlayan’da kurulmuştu. Şimdi hepsi Adalet Bakanlığı’na taşındı. Başsavcı Yardımcıları Bakan Yardımcısı oldu. Ekrem Başkan’ı tutuklayan&nbsp;hakim&nbsp;Songül Özdemir Aydoğdu’nun eşi Abdullah Aydoğdu Bakan Yardımcısı oldu. Muhalefete Beyaz Toros gösteren kişi, şimdi Adalet Bakanlığı Personel Daire Başkanı oldu. Ve bu süreçte millete meydan okuyanlar, siyasete meydan okuyanlar, Ekrem Başkan’ı tutuklayan, yetmedi birazdan söyleyeceğim. Daha son, iki tane öğrenciyi tutuklayan, yazın dünya kadar öğrenciyi tutuklayıp içeri atan o&nbsp;Hakim&nbsp;Hanım’a söylüyorum. Yazın içeri attın, bayram dahi 90 gün öğrencileri gösteri, toplantı, gösteri yürüyüşü kanununa muhalefetten içeride tuttun, 90 gün. İddianame yazmadın. Sonra yazılmadı iddianamesi. Sonra&nbsp;öğrenciler çıktı. Yetmez beraat etti, yetmez mahkeme karar verdi. ‘Bu öğrencilerin bu eylemi katılması suç değildir, bu eylemin yasaklanması anayasaya karşı suçtur’ diye. Siz 301 öğrenciyi niye tutukladınız? Niye, içlerinde polise taş atan bir kişi var mıydı? Bir tane sopayla vuran var mıydı? Pırıl&nbsp;pırıl, 18 - 19 yaşında, ömrü boyunca emniyetin kapısından geçmemiş, eyleme gelmiş çocukları gittiler,&nbsp;metrolarda&nbsp;aldılar. Silivri’ye koydular güya ibret-i&nbsp;alem&nbsp;için. Hiçbir çocuk bir daha eylemlere gelmesin diye, anneler ve babalar çocuklarına baskı yapsın diye. Bayramı içeride geçirdiler, bütün yazı içeride geçirdiler. Finallerine giremediler; kalanlar oldu, yıl kaybedenler oldu. Bunların hepsinde sonuçta mahkeme tutuklayanı haksız, tutuklama talebini yapanı haksız, çocukları hakkı yenilmiş ve hatta tazminat isterse almaya hakkı olduğunu söyledi. Bir yıl eylemleri yaptık. Yine çocuklara gözaltı yaptılar. Yine aynı kadın, Ekrem Başkan’ı tutuklayan kadın, 301 çocuğun çoğunu tutuklayan kadın, öğrenciler tutuklanmadığında başka mahkemeden itiraz edilince tutuklayan kadın yine gitti ve öğrencilere tutuklama yaptı. Buradan milletin vicdanına söylüyorum. Bir kadın var, kocası artık bakan yardımcısı, ödüllendirildi. Sabileri, 18 yaşında sabileri sırf bir eyleme gitti diye tutukluyor. 90 gün Silivri’de canlarına okuyor. Koğuşlara koyuyor, zor koğuşlara koyuyor. Sonunda mahkeme ‘Çocukların bir suçu yok’ diyor. O yine başka çocukları alıp içeri atıyor. Bu vicdansızları, bu suç örgütünün aparatlarını, Erdoğan’ı protesto etmek dahi değil; Erdoğan’ı yenecek olan Cumhurbaşkanı adayına destek olmayı suç sayan bu vicdansızları bu milletin vicdanına, kendimin de hafızasına emanet ediyorum.

ORAYA OTURTULAN O ŞEYTANDAN HESABINI SORACAĞIZ

Bu kadrolara biri daha&nbsp;peydah&nbsp;oldu arkadaşlar. Akın&nbsp;Gürlek’in&nbsp;kendi yürüttüğü İstanbul’daki uyuşturucu soruşturmasında adı geçen biri. Her ifadede adı geçen biri. Paldır küldür içeri konulan biri. Sonra efendim birden iddialar konuşulmuş, yazılmış. Onda biri, 100’de biri bile hakkında olsa tutuklanacakken tutuklanmayan biri İletişim Başkanlığı’nda güya&nbsp;dezenformasyondan&nbsp;sorumlu bir işin, yapının başında biri İletişim Başkanlığı’ndan o uyuşturucu operasyonu var diye eli, ayağı kesildi, apar topar atıldı. Ne olmuş biliyor musunuz? Adalet Bakanlığı’nın yanında yetkisiz, güya,&nbsp;gayriresmi&nbsp;bir oda açmışlar. Gidenler anlatıyor. Oraya bunu tutmuşlar. Oradan Adalet Bakanlığı adına haysiyet cellatlığı yapıyor. Ne yapıyor biliyor musunuz? Bir metin yazmış. ‘Çıkarıp okuyacağım’ dedim. Danışman arkadaş ‘Yapmayın efendim, olmaz. Meclis’te tutanağa sokmayın bunları’ dedi. Bakın; kişi başka bir şeyle suçlanıyor. O kişinin cep telefonu alınmış. Cep telefonu içinden, yalan olduğuna da yüzde bir milyon eminiz ama ‘Filanca kadına bu ayıp mesajlar atılmış, bilginiz olsun’ diye basına servis ediyor. Devlete emanet bir telefon var. Kişinin suçu yok ama olsa bile o telefon devlete emanet. O telefon birinin eline geçiyor, Adalet Bakanı’nın yan odasından haysiyet cellatlığı için bunlar yayılıyor ki o kişinin direnci kırılsın, eşiyle arası bozulsun. Söz konusu kişinin ismi bile gizlenmeden. Basının ne kadarı&nbsp;bunu yapıyor? Vallahi burada oturanların çoğu yapmıyor Allah razı olsun. Ama Akit var mesela, Ak-it gazetesi. O onu aldığı gibi yapıştırıyor. Ya da kendileri çeşitli rezil kayıtlarda, Amerika’da isimleri ortaya dökülenlerin televizyonu var, gazetesi var. Onlar mesela onun hemen hemen dörtte birine, yüzde 40’ına tenezzül ediyor. Hepsini yazamıyor da. Böyle birisi Adalet Bakanı ile birlikte gelmiş. Oda vermiş ona, ‘Otur oradan yaz’ diyor. Bakın elimizde tek, tek var. Yolladığı gazetecilere ulaştığı an bize geliyor. Şimdi tek tek tespit ettiriyorum. ‘Şu gün, şu tarih, şu saatte, şu kişi tarafından bu yollandı. Ertesi gün Ak-it’e&nbsp;basıldı…’ Ya da o meşhur Amerika’daki adalardaki, bilmem neredeki ismi geçenlerin ördükleri… Ören, ören. Ördükleri pisliklerin içinde… Böyle rezaleti örenlerin gazetesine basılıyor, televizyonda konuşuluyor. Çünkü bir gün bu yalanların, bu&nbsp;dezenformasyonların&nbsp;ve bunun Adalet Bakanlığı’ndan oraya oturtulan o şeytandan, o haysiyetsizliklere tenezzül edenin oraya oturmasına izin verenlerden bunların hesabının sorulacağı günler gelecek arkadaşlar. Bunların hesabını sormazsak namussuzuz.&nbsp;Kim bu? Bu yeğen, bu yeğen. Dede&nbsp;FETÖ’nün&nbsp;başında, 2018’den beri hapiste. Kim bu? Damat. Kayınpeder&nbsp;FETÖ’cü. Bir adamın babası yanlışlıkla Bank Asya'ya para yatırdı diye çocuğu memuriyetten attınız. Ev sahibi ‘Para bu bankaya yatacak’ dedi diye kira yatıranı memuriyetten attınız. Kayınçosu makbule kaşıklayanı memuriyetten attınız. Kayınbiraderi Zaman gazetesi okuyanı memuriyetten attınız.&nbsp;Altaylı’nın&nbsp;yeğenini, kayınpederi&nbsp;FETÖ’cü&nbsp;olan adamı hep yanınızda tutmuşsunuz. Dezenformasyon Başkanlığı’na koymuşsunuz. Siyasetçilerin açıklamalarına, resimlerin üstüne hani kırmızı çarpı koyuyorlardı ya bu namussuzun eseriydi onlar. Çarpı atıyordu bizim üstümüze kırmızı. Tarih önünde bu haysiyetsizlikleri yapanın, yaptıranın üstüne kırmızı çarpı attırmayan namussuzdur, şerefsizdir.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN KAYDINDAN BELLİ ANKARA’DA OLDUĞUM

Bu utanmazlar diyorlar ya şimdi ‘Türkiye’de dört kişi tapu sorgulamış.’ Tahminim bu garibanlar, hepsinin de bir tarafında FETÖ bağlantısı çıkıyormuş. Kendince yine FETÖ sabunuyla yine ellerini yıkayacaklar. O garibanlar tahminen bu işler birkaç aydır konuşulunca meraktan bakmıştır. Hiçbirisi ne bizim kaynağımız, ne bilmem ne. AK Parti’nin içinden bulunmuş, bakılmış, yapılmışsa bilmeyiz. Bir tanesiyle de bir bağlantı kabul etmeyiz. Ama şu kadarını söyleyeyim. Diyordu ya biri çıkmış, geçmişin muhalifi… Şimdi çıkmış, ‘Efendim devletin içinde tapuları sorgulayan, sızdıran; muhalefete sızdıran bir yapı var.’ Ya onu düşünüyorsun da ana muhalefetin Genel Başkanı’nın kızının oturduğu evin fotoğrafını, adresini, tapusunu yayınlayana, böyle bir hedef gösterme yapana hiç bunu sormak aklına gelmiyor mu? Nasıl haysiyetsiz biliyor musunuz bunlar? Beş yıldır, işte Numan Kurtulmuş‘un orada, Sayın Kurtulmuş‘un elinde. Beş yıldır Manisa’daki ev dışında İstanbul’da mütevazı bir öğrenci evine sahibiz. Aldığımız belli, nereden ödediğimiz belli, tapusu belli. Diyor ki ‘Efendim yıkım kararı vardı. Özgür Özel aldı, yıkımdan kurtuldu, zengin oldu.’ Yıkılmış, yapılmış. 18 daire yapılmış. En son ben almışım, kentsel dönüşümden. Mal sahibinden de değil,&nbsp;müteahhitten.&nbsp;Apartmanın hepsi benimmiş gibi yazdılar, olmadı. Öğrenildi ki üç santim fazlalığa yıkım kararı alındığında da biz varmışız,&nbsp;müteahhittarafından düzeltilip yazıldığında da biz varmışız. Tamamen yalan çıktı. Şimdi bak onu konuşan yok. Ama iki gün haysiyetsizlik yaptılar. Evimizin adresini, fotoğrafını yayınladılar. Şimdi ‘Pardon’ bile&nbsp;diyen yok. Sonra yine aynıhaysiyetsiz; ‘Muhittin Böcek ile Özgür Özel şu tarihte görüştü.’ İçişleri Bakanlığı’nın kaydından belli Ankara’dayım. Bütün kayıtlardan belli. Yine sustular. ‘Pardon’ diyen yok. Yine aynı haysiyetsiz bugün başkasına saldırıyor, öbür gün başkasına saldırıyor. Buradan söylüyorum; Sayın Erdoğan bu haysiyetsizlerin, bu haysiyetsizlikle üstümüze gelişlerini İletişim Başkanlığı’ndan uyuşturucu bilmem neyle, fuhuş -&nbsp;muhuş&nbsp;diye yollananların Adalet Bakanlığı’nda oturtulmasına, bu ülkenin seçilmişlerine haysiyet cellatlığı yapmasına izin verecek misin? Yoksa bu ak-itleri buradan çekecek misin? Akitlerini çek buradan.

BUNLAR DA BABA, EVLAT, ANA, EŞ…

Sonra beyefendi çıkıyor televizyonda,&nbsp;YouTube&nbsp;kanalında insan taklidi yapıyor. ‘Efendim babam camiye gitmiş. Babama ‘Seninle oğlan şöyle - böyle demişler.’ Yahu ellerinden öpeyim babanın. Ama bak… Babanın ellerinden öpülür. Bak hangi babanın? Bakın bu çocuğun;&nbsp;Vera’nın&nbsp;babası var, Tayfun Kahraman. Bu Tayfun Kahraman hasta, adımını atarken boşa düşüyor ve düşüyor alnını yarıyor, hastanelere kalkıyor. Bu Tayfun Kahraman ki Sayın Erdoğan’a mektubunu verdim kaç yıl önce, Gezi’de kimsenin burnu kanamasın diye mücadele eden Tayfun Kahraman. ‘Referandum olacak, haydi evimize gidelim’ diyen Tayfun Kahraman. Ortalık karışmasın diye canına ortaya koyan Tayfun Kahraman. Kızı kucaktaydı, ne anaokuluna götürebildi, ne de kreşe. Kızı ilkokula gidiyor, halen daha camın ötesinden görüşüyor babasıyla. Bu kızın bir babası var. Buğra Gökçe’nin eşi Filiz. Elinde evlendirme cüzdanı var. Eşiyle içeride fotoğraf çektiler. O günden bugüne düğün fotoğrafını vermiyorlar. Hapishanede evlendi kocasıyla. Düğün fotoğrafını vermiyorlar Buğra Gökçe’yle. Bu kadının bir kocası var. Fatih Keleş, oğlu Mustafa. 26 yaşında, hiçbir suçu yok. İddianamede adı bile yok. Babaya zulüm olsun diye oğlanı tutuyorlar, niye biliyor musunuz? Oğlanın kapalı yer korkusu varmış. Savcı soruyor; ‘Nasıl olacak Fatih Bey, oğlan oralarda nasıl duracak?’ ‘Ne alakası var benim oğlanla, niye dursun?’ diyor. Ertesi gün yalandan tutuklayıp içeri koydular. 40 kişilik koğuşta onur mücadelesi veriyor çocuk. Babasına ikide bir şöyle yapıyorlar; arabaya koyuyorlar, İstanbul’a adliyeye getiriyorlar. ‘Avukat’ deyince, ‘Sorgu değil ki sohbete geldin’ diyorlar. Bir değil dört savcı karşısına çıkıyorlar, ‘Şu iftiraların altına imza at.&nbsp;Mustafana&nbsp;kavuş, evine kavuş. Ekrem‘e iftira at. Evladın da kurtar, kendini de kurtar’ diyorlar. Bu da baba, bu da evlat. Ramazan Gülten. Gözaltına alındığı, tutuklandığı gün eşi hamileydi. Maya doğdu. Bütün Türkiye sosyal medyada&nbsp;Maya’nın&nbsp;topuğuna baktı, topuğu görünüyor diye. Annesi yüzüne kapamış nazara gelmesin diye.&nbsp;Maya’nın&nbsp;babası içeride, bir yıldır bekliyor. Geçen gün eşi bağırdı ‘Maya ‘baba’ dedi diye, bütün salon ağladı.’ Bu da&nbsp;baba, bu da evlat, bu da eş. Mehmet Murat Çalık ve annesi&nbsp;Gülümser&nbsp;Teyze. Şurada evladına el sallıyor, sırtını gördü bütün Türkiye. Vicdanlı AK Partililer ‘Gittik, konuştuk’ diyor; ‘Bari şu Murat Çalık’a ev hapsi ver.’ ‘Bana tavsiyede bulunmayın. Gidin söyleyin, bir imza atıversin ve evine de evladına da belediyesine de kavuşsun.’ Ne imza atacakmış? ‘Ben Ekrem İmamoğlu’nun rüşvet aldığını duydum, gördüm’ imzasını. ‘Ölürüm de iftira atmam’ dedi diye ölümüne gün sayılan bir hastayla karşı karşıyayız. Bu hastanın da anası var burada anası. O yüzden buradan bir kez daha söylüyorum. Bu kadar haksızlığın, bu kadar vicdansızlığın, bu kadar insafsızlığın artık bir sınırı var. Bunları yapanların ödüllendirildiği, bunları çekenlerin halen daha içeride tutulduğu bir Türkiye’de huzur olmaz, barış olmaz, kardeşlik olmaz. Bunun için bir an önce arkadaşlarımıza tutuksuz yargılama, Türkiye’ye de adaletli bir Adalet Bakanı istiyoruz.

ERDOĞAN, TAPULARI İLK KEZ BENDEN Mİ DUYDUN?

AK Parti’ye çağrımdır. Bu süreçte susarak beklemek, suça ortaklıktır. AK Parti’nin içindeki bütün namuslu insanları bir şekilde partilerinin yaptığı bu haksızlıklara tepki göstermeye, bu yanlışı eleştirmeye, bu işte bir parça olmamaya davet ediyorum. Bugün Sayın Bahçeli'ye yakın bir köşe yazarının yazdığı ki, ömrü boyunca bana hep kötü şeyler yazdı. Bugün yazdığı yazıyı önemsiyorum. Diyor ki, ‘Akın Gürlek tüm şüpheleri ortadan kaldıracak bir açıklama yapmalıdır.’ Yapamaz, yapamayacak. Ama o zaman da Cumhur İttifakı bu yükü sırtında taşımayacak. Bu yükü sırtında taşımayacak. Diğer yandan terörsüz Türkiye isteniyor. Şimdi yasama sürecine geçilecek. Adalet Bakanlığı’na dünya kadar görev düşüyor. Başta bunlar. Beyaz&nbsp;Toroslar’dan&nbsp;çekmiş insanlar varken ve Türkiye terörsüz Türkiye’de artık o günleri bir daha yaşamamak için bir şeyler yapacakken, Beyaz&nbsp;TorosçularAdalet Bakanlığında duruyor. ‘Kayyım kalksın’ diyorlar, defalardır söylüyorsunuz. Kayyımın davasını yapan da, kayyımları atayan da hatta geçmişte Sırrı Süreyya’ya haksızca ceza veren de Demirtaş‘ı içeride tutan da bu Akın Gürlek. Nasıl yürüyecek bu süreç? Ha diyorsunuz ki bu böyledir. ‘Ak de dersin ak der, kara de dersin kara der. Bu kadar emir eridir.’ Ama böyle bir&nbsp;profille&nbsp;bu işin yürümesi asla ve asla mümkün değildir. Sayın Erdoğan’a da şunu söylüyorum. Bu tapuları ilk kez benden mi duydun? Bu tapuları ilk kez benden mi duydun? Sayın Erdoğan çıkıp şunu söylemelidir. ‘Özgür Özel bunları gündeme getirene kadar hiçbir bakanım, hiçbir milletvekilim, hiçbir siyaset arkadaşım bana Akın&nbsp;Gürlek’inmal edinmelerinden bahsetmedi’ desin. AK Parti’deki siyasetçilere şunu söylüyorum. ‘Kapalı kapılar ardında bunlar konuşuldu, Reis’in haberi var. Erdoğan’ın haberi var. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının haberi var.’ Ne yapılıyorsa onun bilgisi&nbsp;dahilinde&nbsp;yapılıyor. Nerede duruyorsanız, hangi mevziiyi koruyorsanız bir suçun mevzilerinde duruyorsunuz. Başınıza kumun altına gömerek bu yanlışlardan kimse kurtulamaz. Bir iddianame varsa, o iddianameden inandırıcı olan Ekrem İmamoğlu‘nun suç örgütü değil; Akın&nbsp;Gürlek’insuç örgütüdür.&nbsp;Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu işlerden alnımız ak, başımız dik. Şu kadar korkumuz olsa bir kelime eksik söyleriz. Bu parti evlatlarına güveniyor, siyasetine güveniyor, yol yürüyüşüne güveniyor. Ben bütün arkadaşlarımın verdiği bu mücadelenin eninde sonunda adalete kavuşacağına inanıyorum. Bunların elinde değil. Ama eninde sonunda kavuşacak.

ZAMAN BENİ HAKLI ÇIKARDI

Ama bir yandan ayaklarına dolaştırmaya devam ediyorlar. İşte İBB davasında. Silivri’de görülmeye devam ediyor. Dünya kadar yalan, iftira. Beni dinleyen AK Partili, MHP’lilere söylüyorum. Bütün yaz boyunca dinlediğiniz, televizyonlarda. Bütün yaz boyunca en çok atılan 10 yalanı düşünün. ‘560 milyar yolsuzluk, bin 200 tane cep telefonu, valizlerle para taşınması, İmamoğlu ve arkadaşlarının gizli odada paraları çantalara doldurma görüntüleri, parkelerin altından çıkan paralar, İmamoğlu’nun lüks araçları ve Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin kasasından çıkan dolarlar ya da Ekrem İmamoğlu’nun korumasının evinden, yayla evinden çıkan&nbsp;eurolar.’ Bunların hiçbirisi iddianamede yer almadı. Bir tanesi bile. Bunları yaz boyu konuşan gazetecilere sorunca, ‘Öyle duymuştum’ dediler. ‘Bize öyle iletilmişti’ dediler. Büyük büyük yalanları yaz boyunca gazetecilere yazdırdılar, televizyonlarda söylettiler. Şimdi hiç birisini ispatlayamadılar, sustular, söyleyenleri mahcup ettiler. Ha kimi mahcup oluyor, ‘Ben de öyle duydum. Bilsem söylemezdim’ diyeni var. Pişkin pişkin ‘Siyasette yalan da olur’ diyeni var. Ama düşünün ki şu anda Silivri’de bunların hiçbirisi konuşulmuyor. Ve bu yüzden televizyonlar bu görüşmeleri canlı veremiyor. Bu ülkede ana muhalefet istemiş, Devlet Bahçeli ‘Madem çok istiyorlar canlı yayın en münasibidir’ demiş. Devlet Bey böyle deyince ‘Münasip bir şeydir. Gerekli düzenleme yapılır’ diye Erdoğan da söylemiş. Bu kadar da büyük yolsuzluk varmış.&nbsp;Peki&nbsp;niye iddianame çıkınca bunlar yayınlanmaktan vazgeçilmiş? Ben ‘Yayınlansın’ diyordum. Çünkü yalan olduğunu biliyordum. Onlar ‘Yayınlansın’ diyorlardı. Çünkü iddianamede bunlar çıkacak sanıyorlardı. Zaman beni haklı çıkardı, ben hala ‘Yayınlansın’ diyorum. Artık onlar ‘Yayınlanmasın’ diyorlar.

YATTIKLARI BİR GECE BİLE HAK İHLALİ

Şu anda bütün vatandaşlarımıza buradan duyururum ki; yaz boyu dinlediğiniz yalanların tamamı çöp olmuştur. Silivri’de konuşulan da şu olmuştur. Örneğin Ekrem Başkan tutuklanırken bunları söyleyen Meşe, ortadan kaybolmuştur, gizli tanık. Yerine başka bir gizli tanık koydular. Gizli tanık, tutuklamaya sebep veren gizli tanık yok iddianamede. Kaçtı. Çünkü zorlandığı yalanın başına açacağı derdi gördü, gizli tanık yok ortada şu an. Peki, ne var? Örneğin itirafçı olduğu söylenen yaz boyunca gösterilen Murat&nbsp;Kapki&nbsp;vardı. Murat&nbsp;Kapki. Dün çıktı, mahkemeye başvurdu ve şöyle yazmış. ‘Baskı gördüm. ‘Bir gün bile burada yatmazsın’ demelerine aldandım. Tahliye vaadine kandım. Savcıların yönlendirmesiyle doğru olmayan şeylere imza attım.’ Bakın bir savcının işi nedir? Lehe, aleyhe delil toplamak. Biri bir şey söylüyor, yazarsın. Lehe söylüyor, onu da&nbsp;yazarsın. Yollarsın mahkemeye, adalet yerini bulsun. Bir savcı, bir kişiyi ‘Bir gün bile burada durmayacaksın, seni tahliye edeceğim’ diyerek yalan beyana niye zorlar? Bir başkası, Ağaç&nbsp;A.Ş.’de&nbsp;itirafçı olan Ümit Polat’a soruyorlar. Savcı yansıtmış bir mali tablo. Orada çıkmış 20 milyar lira yolsuzluk. 2024 yılında. ‘Bu Ümit Polat’ın verdiği ifadeler doğrultusunda oluşturuldu’ diyor. Soruyorlar ‘Sen mi verdin?’ ‘Öyle demedim.’ ‘Emin misin?’ ‘Emin değilim.’ ‘Gördün mü?’ ‘Görmedim.’ ‘Duydun mu?’ ‘Duydum.’ ‘Kimden duydun?’ ‘Unuttum.’ Bu kişi oraya onu koymuş ya bir soru soruyorlar. Bir soru. Savcı bir kişinin beyanı ile 20 milyar yazmış oraya. Soruyorlar. 2024 yılında 20 milyar. ‘Söyle bana Ümit Polat, Ağaç A.Ş.’nin&nbsp;2024 toplam bütçesi ne kadardır?’ ‘5 milyar.’ ‘5 milyar toplam bütçe olan yerde, her şey oradan ödeniyor. 20 milyar yolsuzluk olur mu?’ Cevap: ‘Olmaz.’ ‘Niye öyle dedin?’ ‘Ben demedim savcı yazmış.’ Bu yalana ne gerek var? Adalet arıyorsak bu yalana, bu baskıya ne gerek var? Bütün kadınların önüne koyuyorlar&nbsp;kağıdı. ‘Evladına kavuşmak isteyen imza atsın. Evladına kavuşmak isteyen imza atsın.’ Gerçeği arayan niye böyle bir zorlama yapsın? Öyle bir adaletsizlik ki; davada şu anda kendisi hakkında iddianamede yazılan suçlamanın, hani bir alt sınırı var, normal durursan falan. Bir de üst sınırı var. En üst sınırından, her gün mahkemede kavga çıkarsa,&nbsp;hakime&nbsp;dirense, suçu ağırlaştıracak her şeyi geçmişte yapmış, şimdi de yapıyor olsa, en üst sınırdan ceza alsa şu anda içeride tutulan 12 kişiye talep edilen ceza yattığı süreden daha az. Yani boşu boşuna zulüm olsun diye içeride tutuluyor. Bitir mahkemeyi, ver cezamı. Tahliye olacağım. Daha içeride tutuluyor. 11 kişi var üst sınırdan ceza alsa, açık cezaevine nakledilmesi lazım. Silivri’de tutamaz. Toplam 23 kişi, bu gece yatacaklar ya orada. Bu gece yattıkları bir gece bile hak ihlali onlara. Halen daha onları içeride tutuyorlar. Biraz önce söyledim. Tutuklu öğrencileri tutuklayanlar da hep aynı çetenin mensubu. Burada adalet arayan yok. Burada tamamen ve tamamen adaleti saptıranlar, Erdoğan’ın karşısında Ekrem İmamoğlu aday olamasın diye bu kumpası kuranlar var.

TARİHİN DOĞRU TARAFINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Bugün anlattığımız tüm konuların birbiriyle bir bağlantısı var. Ekonomik krizin, İran savaşının, terörsüz Türkiye’nin, güvenlik alanındaki eksiklerin ve 19 Mart darbesinin demokrasi ve adalete verdiği zararın. Bu beş sorunun tamamını Türkiye’de çözecek, başaracak siyasi meşruiyeti olan iktidar yoktur. Bunları yapacak iradesi, enerjisi, becerisi bu iktidarın yoktur. AK Parti yönetimi milletten korkan, sandıktan kaçan ve bir avuç insanın ikbali için Türkiye’yi ateşe atan bir yere savrulmuştur. Bunun için basında direnen arkadaşlara şunu söylüyorum. Direndikleri de şu, varıp da bu konuyla ilgili bir mücadele verdikleri yok da. Bu kendilerini Adalet Bakanlığından arayan,&nbsp;kriminal, her tarafı kirli ilişkilerle dolu kişi arayıp diyor ki gazeteci arkadaşları ‘Tarafınızı belli edeceksiniz. Ya bizim ya onların tarafından olacaksınız.’ ‘Bizim’ dediği; ‘Ya yalana, iftiraya, haysiyet cellatlığına taraf olacaksınız. Ya da karşımızda olduğunu biliriz’ deyip onları tehdit ediyorlar. Bu tehditlere rağmen yine de o haysiyetsize direnenlerin&nbsp;direncini sürdürmeleri en büyük tavsiyemdir. O tehditlerle ya da o tehdit edenlerle birlikte iş tutanlar, tarihe mesleklerini bir siyasi operasyona alet olan, adaletsizliğin dayatıldığı, haklıyı - haksızı vicdanında bildiği halde bu baskıya karşı teslim olanların arasında yer alacaktır. Tarih günü gelince hepimizi bir yerlerde yazacak. Elbette kolay değil. Ama bu haysiyetsizliğe, bu vicdansızlığa teslim olmanın; yaptığınız meslekle, bulunduğunuz pozisyonla ve gelecekte kendinizi torunlarınıza, çocuklarınıza izah edebilecek bir pratikle asla ve asla bağlantısı yoktur. O yüzden biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak tarihin doğru tarafında, doğru yerinde durmaya devam edeceğiz. Birinin pervasızlığı, birilerinin gözü&nbsp;dönüşmüşlüğü, birilerinin ortaya koyduğu bu vicdansız ve cesaretli değil, aslında korkak ama devletten aldığı gücü, cübbeden aldığı gücü, makamdan, mevkiden aldığı gücü masumlar üzerinde orantısız kullananlara karşı asla ve asla teslim olmayacağız. Bu süreç ne Cumhuriyet Halk Partisi'ni ne muhalefeti bir adım geri attırabilecek bir süreç değildir. Kenetlendik, bir yıl boyunca mücadele ettik. Kenetlenmeye, bir arada durmaya, bu vicdansızlığa meydan okumaya hep beraber devam edeceğiz.

DEMOKRATİK LİDERLER REDDEDERKEN O MASAYA TENEZZÜL ETTİLER

Sözün sonuna gelirken; biz ekonomide, demokraside, adalette güçlü bir Türkiye istiyoruz. Dışarıdaki tehditler bizi içeride güçlü olmaya mecbur ediyor. Amerika ve İsrail’in İran’a saldırıları sürüyor. Amerika ve İsrail istedikleri her ülkeye saldırabilecekleri, uluslararası hukuku çiğneyebilecekleri ve istedikleri ülkeyi istediklerine yönettirebilecekleri kendilerince yeni bir dünya düzeni istiyorlar. İlk günden beri bunun karşısındayız. Bugün İran’a susarak, yarın daha kötüsünün olabileceğini öngörmeyenlere sesleniyorum. O yüzden Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarından beklentimiz değil, ama bu iktidara iki tavsiyemiz var.&nbsp;​Bir, Türkiye’yi korumak ve ABD - İsrail saldırganlığına karşı gerçek dünya düzenini savunmak. Bu&nbsp;yeni dünya&nbsp;düzeninin; ‘Onların istediği yönetecek, onlar da Türkiye’de beni isteyecek’ diyerek onlardan meşruiyet arayan yaklaşımın derhal terk edilmesi lazım. İktidar tarafsız görünüp ABD ve İsrail’in yanında duruyor. Amerika ve İsrail ile Gazze konusunda aynı masada oturmaya devam ediyor. Öyle ki&nbsp;Trump’ın&nbsp;‘Çok beğendim, orada Filistinlilere yer yok. Onları civardaki beş ülkeye süpüreceğim’ dedikleri 71 bini şu ana kadar öldürülmüş Filistinli kardeşlerimiz… ‘Oraya oteller,&nbsp;kasinolar&nbsp;dikeceğim’ dedikleri Gazze de Filistinlilerin toprakları… ‘Orayı beğendim. Önünde de hidrokarbon yatakları var, petrol var’ dediği yer Gazze şeridi... Burası için bir plan yapmış. O planın fotoğraflarını yayınlamış. Masa kurmuş. Dünyanın demokratik liderleri o masayı reddetmiş. O masaya bizimkiler gitmiş, tenezzül etmiş. ‘Filistin yok’ deyince, ‘İsrail de yok’ demişlerdi.&nbsp;Trump&nbsp;oraya İsrail’i de son anda&nbsp;dahil&nbsp;etmiş. Halen daha Gazze’yi Filistinlilerden arındırma, oraya kumarhane, otel kurma ve petrolüne Amerika’nın çökmesi masasına hizmet eden bir Erdoğan var. Kendine ait bir planı yok. Erdoğan başkasının planının parçasıdır.

TÜRKİYE’DE HİÇBİR SEÇİLMİŞ AMERİKA’YA BU KADAR TABİ OLMAMIŞTIR

Kenan Evren dönemi&nbsp;hariç,&nbsp;ki Kenan Evren o dönem Amerika’nın gözüne bakar ve onlara göre soluk alırdı. Türkiye’de hiçbir seçilmiş bu kadar Amerika’ya tabi olmamıştır, Müslüman kanı dökülen bir coğrafyada bu kadar sessiz kalmamıştır.&nbsp;Trump&nbsp;ne diyorsa onu yapan,&nbsp;Trump’ınöfkesinden korkan,&nbsp;Trump’a&nbsp;tabi olan,&nbsp;Trump’tan&nbsp;Türkiye için bir iktidar, bir meşruiyet dilenen bir yapıyla karşı karşıyayız. Açık konuşalım, İran savaşı artık uzak bir mesele değil. Etkileri ekonomimize, güvenliğimize geldi. Taraf değiliz, olmamalıyız. Ama etkileniyoruz ve çok daha zor bir sürecin içine doğru sürükleniyoruz. En kötüsüne hazır olmak lazım. İhtiyacımız tarafsız görünüp, Amerika ve İsrail’e destek çıkmak, teslim olmak değil. Tehditlere hazırlıklı, dirençli bir tarafsızlık pozisyonudur. Edilgen tarafsızlıktan dirençli, etken bir tarafsızlık pozisyonuna doğru ilerlemeliyiz. Güvenlikte, ekonomide, enerjide, diplomaside buna hazır olmalı, bunun üzerinde çalışmalıyız. Özellikle örneğin Küba’ya giden petrol tankerlerinin engellenmesi, elektrik üretiminin engellenmesi, çocukların, kuvözdeki bebeklerin, hastaların ölüme terk edilmesi bile Amerika için göze alabileceği bir vahşet olabilirken; buna bile ‘Hayır’ diyemeyen, bunu bile kınayamayan, bunun karşısında pozisyon tarif etmeyen bir Cumhuriyet hükümeti bugüne kadar olmadı, bundan sonra da olmamalıdır.

ORDUMUZ GÜÇLÜ ANCAK ÇOK EKSİKLERİ VAR

Güçlü bir ordumuz var ancak çok da eksikleri var. Türkiye’ye üç farklı balistik füze atıldı, hedef alındı. Hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Bu üç füzede birincisi kaza ve hata olabilir. İkincisi, tahammül edilemeyecek bir tesadüftür. Ama üçüncüsü diplomaside ‘Verdiğim mesajı alıyor&nbsp;musun?’dur. Bu mesajı İran mı yolluyor? Yoksa bu mesajda başka birileri, ‘Hava savunman yok, bana muhtaçsın’ mı diyor? Bu enine boyuna değerlendirilmelidir. Tek hava savunma sistemi S400’ler hangarda. S400’leri Rusya’dan kalkıp&nbsp;MürtedÜssü’ne inerken canlı yayında verenlere, S400’ü eleştirene ‘vatan haini’ diyenlere, bugün bir dönüp ‘O gün ne diyordunuz, bugün ne yapıyorsunuz bir bakın’ demek lazım. S400 o gün için alındığında Türkiye’nin F16 modernizasyonundan, F35 projesinden atılmasına, CAATSA yaptırımlarına muhatap etmiştir. O kadar bedel ödenen S400’lerin bugün Türkiye’yi savunmak için dahi kurulamadığı görülmelidir. Yıllardır söylediğimiz&nbsp;entegre&nbsp;çelik kubbenin daha 2024 yılında çalışmalarına başlandı. ‘Hava savunma kabiliyeti ile donanmış bir muhrip’ diye 20 yıldır söyleniyor. Bakın, adına zaman zaman ‘yeni nesil&nbsp;fırkateyn’ deniyor; TF2000. 2000 yılından Türk&nbsp;fırkateyni, 24 yıl boyunca durdu, durdu. Şimdi daha yeni yeni ilgili çalışmalar başladı. Şimdi olsa Kıbrıs’ın önüne çekilecekti, Mersin’in önüne çekilecekti. Bunları söyleyenleri dinlemeyenler, sadece kendi bildiklerini yapanlar, Türkiye’nin hava saldırısı ya da savunmasını sadece İHA ve&nbsp;SİHA’lardaki&nbsp;gelişmelerle kısıtlayıp, bunu yeterliymiş gibi gösterenler… ‘Önemsiz’ diyen yok ama bugün Türkiye’yi aciz, çaresiz bir pozisyona oturtmuşlardır.&nbsp;Tepemizde&nbsp;dronlargeldi, Anadolu’ya düştü. F16 kaldırıp, saatlerce takip edip&nbsp;dron&nbsp;düşürdük. Bugün Kıbrıs’ı korumak için F16 yollama dışında bir seçeneğimiz yok. Bunları söyleyince Erdoğan diyor ki ‘Selden kütük kapmayın.’ Selden kütük kapan yok ama bu kütükler niye sele kapıldı? Onu sormak suç mu? Bizimkütükler niye sele kapıldı? Yoksa Türkiye’nin elindeki hava savunma sisteminin en güçlü olması gerektiğini en çok anlatanlara, şimdi dönüp hiç onları söylememiş gibi ‘Susun kardeşim, bir şey söylemeyin’ diyorlar.

EKONOMİK KRİZİ BİTİRMEYE TALİBİZ

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin doğru bir güvenlik, doğru bir savunma hattı için kurduğu söze katkı sağlayanlara da yıllarca kulak tıkayanlara söylüyoruz. Biz bu ülkenin sorunlarını çözmeye talibiz. Biz ülkeyi barıştırmaya, kucaklaştırmaya talibiz. Terörsüz ve demokratik bir Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Darbeci anlayışı bu topraklardan söküp atmaya talibiz. Ekonomik krizi bitirmeye talibiz. Bölgesinde Türkiye’yi yeniden saygın, sözü dinlenir bir ülke yapmaya, Batı ittifakının bir parçasıyken Rusya’yla da iyi komşuluk ilişkileri kurabilecek diplomatik beceriyi tekrar hayata geçirmeye talibiz. Ne Türk dünyasının, ne Balkanların, ne Ortadoğu'nun uzağında değiliz. Her biriyle gönül&nbsp;gönüleyiz. En sıkı bağları kurmanın ve bunları doğru bir şekilde yönetmenin de erbabıyız. Yıllar önce gelenler, Irak’taki yapılacak operasyonu karşılığında tezkere sözü verenler, onun karşılığında Türkiye’den Amerikan desteğiyle Türkiye’de iktidar sözü alanlar, bugün Türkiye’de meşruiyetlerini kaybetmiş, Amerikan desteğiyle,&nbsp;Barrack’ındeyimiyle ‘Türkiye’de olmayan meşruiyeti&nbsp;Trump’tandilenmekte, karşılığında Türkiye’nin tüm çıkarlarını terk etmektedirler.’ Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nadir toprak elementlerini söz vermeden, pahalı&nbsp;LNG’ye&nbsp;muhtaç kalmadan, yarısını Boeing alıyorsa, yarısını Avrupa’da üretilen uçaklardan almanın sözünü verebilerek, tüm dengeleri kurarak, kimseye teslim olmadan bu ülkeyi dimdik ayakta yönetmeye talibiz.&nbsp;Karşımızdakilerin kurduğu İsrail’le kayıkçı kavgası yapan,&nbsp;Trump’ın&nbsp;geleceğini kendi geleceği için garanti gören, o yüzden&nbsp;Trump’ın&nbsp;her politikasına körü körüne destek veren ve Türkiye’yi Avrupa’dan koparan, Rusya ile yeniden&nbsp;düşmanlaştıan, İran’a yapılan zulme sessiz bırakan ve bütün dengeler içinde başkasının planının parçası kılan bu yönetim anlayışına karşı; dimdik, dirayetli, ne söylediğini bilen, geçmişiyle gurur duyan, geleceğinden endişesi olmayan, gücünü milletten alan, meşruiyeti Anadolu’da gören, Trakya’da gören, sandıkta gören bir partiyiz.&nbsp;Buradan Erdoğan’a çağrımdır: Yürümüyor, gitmiyor, bu iş böyle olmuyor. Zulmederek, haksızlık ederek, rakiplerini içeride tutarak bu iktidarı biraz daha sürdürebilirsin. Ama kendi felaketin diye gördüğün iktidar kaybına engel olmak için Türkiye’yi başka bir felakete sürüklemektesin. Vakit, seçime kadar bile bu işi götüremeyeceğini gösteriyor. Derhal 1,5 - iki ay içinde milletin önüne sandığı koymak, geleceğe güvenle beş yıl boyunca bakacak bir iktidarı kurmak, millet yetki veriyorsa sana benim de başım üstüne. Ama artık zorla, haksızca ve bu kadar zorlamayla iktidarda kalıp bu ülkeyi felakete sürüklemek doğru değildir.&nbsp;En kısa zamanda sandığı istiyor, iktidara gelmeyi ve sorunları çözmeyi milletimize vadediyoruz. Hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Bu sabah mazotta 104 liraya uyanabilirdik  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 16:15:47 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-bu-sabah-mazotta-104-liraya-uyanabilirdik-192544-20260324.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-bu-sabah-mazotta-104-liraya-uyanabilirdik-192544-20260324.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-bu-sabah-mazotta-104-liraya-uyanabilirdik-192544-20260324.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: İktidar yürüyüşünden vazgeçmeyiz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-iktidar-yuruyusunden-vazgecmeyiz-2407.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-iktidar-yuruyusunden-vazgecmeyiz-2407.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Silivri Dayanışma Merkezinde gerçekleştirilen Grup Toplantısında konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “Değerli milletvekillerimiz, grubumuza Türkiye’nin dört bir yanından katılan kıymetli il başkanlarımız, yöneticilerimiz, üyelerimiz burada İstanbul il ve ilçe örgütlerimizle, belediye başkanlarımızla birlikte parti tarihinde ilk kez bir cezaevinin hemen yanında grup toplantısı gerçekleştiriyoruz. Hepimiz birbirimize ‘Hoş geldiniz’ diyoruz.&nbsp;Ama inanın bugün ülkenin kurucu partisini, son genel seçimlerin ana muhalefet partisini, son yerel seçimlerini birinci partisini, o gün birinci parti olduktan beri 47 yıl sonra hiçbir şekilde bu pozisyonunu kaybetmeyen ve hiç şüphe yok ki yapılacak ilk seçimlerde yeniden Türkiye’nin birinci partisi olup iktidara gelecek olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni bugün burada bu toplantıyı yapmaya mecbur bırakan AK Parti’nin kara düzenine yazıklar olsun” dedi.&nbsp;

Özel, şunları söyledi:

KRİZİ SİYASİ MENFAATİ İÇİN FIRSATA ÇEVİRMEYE ÇALIŞAN BİR YÖNETİM VAR

Dünyanın ve bölgemizin kritik bir eşikten geçtiği günlerdeyiz.&nbsp;Böyle bir ortamda ülkemiz dış tehditlerle karşı karşıyayken, devletiyle - milletiyle kenetlenerek en güçlü halde olması gereken bir dönemden geçerken, ne yazık ki bu sorumluluktan uzak olan, dünyada yaşanan kriz dönemini kendi siyasi menfaati için fırsata çevirmeye çalışan, kendi siyasi tükenmişliğine engel olmak için buradan bir fırsat çıkarmaya çalışan bir yönetim anlayışıyla, bir iktidarla, iktidarın kişiselleştirilmiş ve bir kişinin varlığını memleketin tüm çıkarlarına feda edebilecek anlayışıyla karşı karşıyayız.&nbsp;O yüzden Cumhuriyet tarihinde ilk kez Meclis Grup toplantımızı bir cezaevinin hemen yanı başında yapmak durumundayız.&nbsp;Ancak hem bir mücadeleyi sürdürüyor olmanın kararlılığı, hem haklı olmanın gururu, hem haklı olmanın yarattığı psikolojik üstünlük, hem de dünden itibaren yaşadıklarımızın tamamıyla burada hep birlikte dimdik ayakta&nbsp;kararlılıkla durmanın, birileri ve onların atadıkları tarafından yargılamanın değil; bir kara düzeni yargılamanın, bir devri kapatıp, yeni bir devri açmanın ve bugün sanık sandalyesinde gösterilmeye çalışanların aslında bu milletin bir faniyi layık görebileceği en üst yetkide olacağı yarınları müjdelemenin gurur içindeyiz.

CEZAEVİNE 700-800 METRE UZAKTA, DURUŞMA ARASINDA BİRLİKTEYİZ

Öncelikle bir&nbsp;mekan&nbsp;olarak nerede, bir coğrafya olarak nerelerde olduğumuzu milletimize anlatmak isterim. Burası Türk siyasi tarihinde haksız tutuklamalarla, hukuksuz yargılamalarla geçen ve kumpas davalarıyla sembolleşen Silivri Cezaevi’ne 700-800 metre uzaklıkta kurulan Silivri Dayanışma Merkezi’dir. Şu anda tarihimizin en büyük siyasi davalarından birisi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında ikinci gün görülen duruşmanın arasında burada hep birlikteyiz. Bugün burada hiç şüphe yok ki tarih tekerrür etmektedir. Türkiye, bu cezaevini Ergenekon, Balyoz ve nice kumpas davalarıyla tanımıştı. Adalet ve Kalkınma Partisi&nbsp;Fetullahçı&nbsp;terör örgütüyle kol kola girerek, bu ülkenin askerlerini, aydınlarını, gazetecilerini, siyasetçilerini burada yargılamış, cezalandırmış, hapse koymuş ve o dönem bu yapılanların tamamını büyük bir kararlılıkla sahiplenmişti.”

AF DİLENİR AMA AKILLANMAN, TEKRARINDAN KAÇMAN LAZIM

Zaman geçti, tarih iki taraftan birini haklı çıkardı. O gün yargılananlar cezaevlerinden alnı açık, başı dik olarak çıktılar. Kimi iki kez, üç kez ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmıştı. Yani idam kaldırılmamış olsa AK Parti’nin kara düzeni&nbsp;Fetullahçı&nbsp;terör örgütüyle birlikte ülkenin Genelkurmay Başkanı’nı iki sefer asacaktı. Ülkenin seçilmiş milletvekillerini; MHP’den, Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilmiş milletvekillerini ikişer, üçer kez asacaktı. Ülkenin bilim insanlarını, akademisyenlerini, gazetecilerini asacaktı. Ordunun şanlı, şerefli generallerini, amirallerini, albaylarını asacaktı. Sonradan bütün delillerin üretilmiş olduğu, kazıda çıkanın bile önceden kendilerince gömülmüş olduğu, dijital delillerin değiştirilmiş olduğu ortaya çıkacaktı. Ama o günlerde Recep Tayyip Erdoğan ‘Ben bu davanın savcısıyım’ diyordu. O&nbsp;davanın savcısının altına zırhlı Mercedes’ini, kendi Mercedes’ini veriyordu. Yere göğe koyamıyorlardı. Birlikte futbol oynuyorlardı. Muteberdi. Her şeyi o yapıyordu, hukukun üstünlüğünü değil; üstünlerin hukukunu, Tayyip Erdoğan’ın hukukunu o temsil ediyordu. Sonra o şımarttıkları o güç zehirlenmesiyle kendisine karşı da darbeye girişti. O gün güya aklı başına ilişti. Ellerini FETÖ sabunuyla yıkadı. Bir kenara geçti, ‘Rabbim ve milletim beni affetsin’ dedi. Affetmek Allah’a mahsustur. Bu milletin yüce gönlünden af dilenir. Ama af dilediysen, bu affa layık olman için uslanman lazım, akıllanman lazım, tekrarından kaçman lazım. O gününün yargı aparatları sıçan gibi kaçtılar yurtdışına, kaçamayanlar hala daha cezaevinde. Ama onları birebir sahiplenenler, istedikleri her yetkiyle donatanlar, maddi ve manevi her&nbsp;imkanı&nbsp;onlara sağlayanlar bugün aynı pozisyonda, aynı hataların tekrarıyla tarihin tekerrürüyle meşguller. Bunun içindeler.

MÜCADELEDE DE VARIZ, İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜNDEN DE VAZGEÇMEYİZ

O gün zırhlı araç verenler bir savcıya… Diğerlerinde yok, neden onda var en pahalı araç? Ona verenler bugün yeni bakan yaptığı, Cumhuriyet Başsavcısına tadilatına 47 milyon lira verdikleri villa tahsis ettiler. Öyle bir ayrıcalıklı hal. Kendisi başsavcı,&nbsp;HSK’dan&nbsp;istediği savcıyı ve&nbsp;hakimi&nbsp;uzaklaştırıp, istediğini getirebilen&nbsp;bir kudretteydi. Şimdi o&nbsp;HSK’nın&nbsp;bir de&nbsp; başına geçti. Öyle şeyler oluyor ki bir davada üç&nbsp;hakim, kararı ikiye bir veriyorlar. Bunların işine gelmeyen, onlarla bir oy vermeyeni buradan Gaziantep’e, Samsun’a, Kahramanmaraş’a, Türkiye’deki dokuz farklı ile sürdüler. Ya da burada ‘Tutuksuz yargılama esastır’ diyerek, mahkemedeki tutuklama talebine ‘Tutuksuz yargılama esastır’ deyip, ev hapsi verenleri, tutuksuz yargılama veren&nbsp;hakimleri&nbsp;düşünün ki Ağır Ceza Mahkemesi’nden İcra ve İflas Mahkemesi’ne gönderdiler. ‘Sen bundan sonra ağır cezaya bakmayacaksın. İcra davalarına bakacaksın’ dediler. İşte aşkın yetkilerle, olmaz yetkilerle devletin tepesinden kayrılmayla, özel görev vermekle, onun adına gelip siyasi operasyon yürütmekle görevlendirilen birinin başlattığı bir sürecin içinde buradayız. Bizi bu çadıra getiren nedir? Arkadaşlarımızı millet hizmetle yetkilendirmişken, onlar iftira atan süreç nedir? Bunları görmek, bunun bilincinde olarak hem burada haklılığımızı savunmak, hem de bizi burada meşgul edip, yarıştan ve mücadeleden düşüreceklerini, iktidar yürüyüşümüzü sekteye uğratabileceklerini düşünenlere karşı biz mücadelede de varız, iktidar yürüyüşünden de vazgeçmeyiz. Bu kararlılığı vurgulamaya geldik bugün.

CUMHURİYET’İ NASIL KURDUYSAK BUNU DA BAŞARACAĞIZ

Bu kararlılık bugün içeride de vurgulanmıştır, burada da vurgulanacaktır. Yarın örgütümüz tarafından 81 ilde, 973 ilçede sokak&nbsp;sokak, hane&nbsp;hane&nbsp;tüm vatandaşlara hissettirilecektir. Sadece bizi iktidar yürüyüşünden almaya çalışanların oyununa gelip, bu dava ile meşgul olup, onların istediği gibi iktidar yürüyüşünden vazgeçersek onlar kazanır. ‘Yok, biz iktidar yürüyüşüyle meşgulüz.’ Sanki Türkiye’de bağımsız yargı varmış gibi arkadaşlarımızı bu vicdansızların, insafsızların eline bırakır, yalnız bırakırsak da onlar kazanır.&nbsp;Peki&nbsp;nasıl yapacağız? Hiçbir&nbsp;imkan&nbsp;yokken, hastalıklar almış yürümüşken, bir tek çivi yokken, atacak bir tek kurşun yokken, yedi düvele karşı kuşatmayı nasıl kırdıysak, işgali nasıl yendiysek, vatanı nasıl kurtardıysak, Cumhuriyet’i nasıl kurduysak onu da yapacağız, bunu da başaracağız. İşte arkadaşlar bu parti milletvekilleriyle, Parti Meclisi üyeleriyle, en yeni kaydolmuş üyesiyle, ilçe ve il başkanlarıyla, Genel Başkanı’yla, Cumhurbaşkanı adayıyla ne mücadeleden; ne bu saldırgan, haksız, hukuksuz mücadeleye direnmekten; ne de iktidara yürümekten vazgeçmeyecek. Kimse bizi alıkoyamayacak.

YİNE ‘TUĞLA GİBİ İDDİANAME’ VE ‘GİZLİ TANIKLARIMIZ VAR’ DİYORLAR

Şimdi gelelim işin somut, en net ve en suçüstü yapan bazı detaylarına. Ergenekon ve Balyoz döneminde kimler vardı? Poyraz, Deniz, Dokuz, Efe. Kim bunlar? Bunlar gizli tanıklardı arkadaşlar. Bunlar ‘Gördüm’, ‘Oradaydım’, ‘Biliyorum’, ‘Söylüyorum’, ‘Ama yüzümü gizliyorum’ diyen; aslında var olmayan, yani bir evin bahçesini kazıp da oraya gömdükleri silahları ‘Ben gömdüm. Kemalist subaylar gördü, ben onları görmüştüm, yüzümü gizleyin’ deyip kumpaslarını gerekçelendiren, güya&nbsp;tanıklandıran&nbsp;işe o dönemin&nbsp;FETÖ’cüsavcıları, Poyraz’ı, Deniz’i,&nbsp;Dokuz’u&nbsp;ve Efe’yi alet etmişlerdi. Sonradan bunların bir kısmının hiç olmadığı, bir kısmının ruh hastası, sapık,&nbsp;manyak&nbsp;bir takım suçlular olduğu, ‘Seni içeriden kurtarırız ama bizim gizli tanığımız olacaksın’ dendiği ortaya çıktı. Bunların az kısmı firarda. Büyük kısmı hapiste şu anda bu gizli tanıkların. Şimdi bugün ne var? O gün bu gizli tanıklar olduğu gibi bu gizli tanıkların ifadeleriyle oluşturulmuş iddianame var. O iddianameye&nbsp;FETÖ’cü&nbsp;savcılar çıkmazdan&nbsp;bir gün önce ne demişti? ‘Tuğla gibi iddianame yazdık, bakalım ne diyecekler?’ Bu iddianame çıkmazdan bir gün önce bütün gazetelere ne yazdırdılar, savcıları ne dedi? ‘Tuğla gibi iddianamemiz var. Arkasındayız’ dediler. O iddianamede;&nbsp;FETÖ’cülerin&nbsp;‘Tuğla gibidir’ dediği, gizli tanığa dayandırdıkları iddianamede&nbsp;Kuddusi&nbsp;Okkır’a&nbsp;‘örgüt kasası’ dediler. Cenazesini Silivri Belediyesi kaldırdı. Allah gani gani rahmet eylesin. Ali Tatar’a ‘suikastçı’ dediler, beylik tabancasıyla kendi canına kıydı. Amirallere suikast meselesinin&nbsp;FETÖ’nün&nbsp;kağıt&nbsp;üzerindeki bir uydurma iftirası olduğu kendileri tarafından kabul edildi. İlker Başbuğ’a, ülkenin Genelkurmay Başkanı’na ‘terörist’ dediler. Yıllarca onuruyla yattı. Başı dik çıktı. Kurulan kumpası o deşifre etti. Türkan&nbsp;Saylan’a&nbsp;‘ajan’ dediler. İlhan Selçuk’a ‘darbeci’ dediler. Mustafa Balbay’a, Mehmet Haberal’a, Tuncay Özkan’a ‘darbeye karıştı’ deyip müebbet hapis verdiler. Sonunda o tuğla gibi iddianame bomboş bir peçete gibi ortaya çıktı. O bomboş iddianamenin arkasında duranlar hain, iftiracılar çıktı. Arkasında duranlar ‘Vallahi milletim beni affetsin, ben de kandırıldım’ dedi. Aklınca işin içinden çıktı.Şimdi Ekrem İmamoğlu’na ve arkadaşlarımıza yazılan iddianameye ‘tuğla gibi’ diyorlar. İfadelere ‘Gizli tanıklarımız var. Onlara güveniyoruz’ diyorlar.

BUGÜN AYNI SANDALYEDE OTURAN, EKREM İMAMOĞLU’DUR

Ve Ekrem İmamoğlu. Dün başlayan duruşmada bugüne kadar milletin vicdanında masumiyetine inanma oranı yüzde 60. Bu davanın siyasi olduğuna inanlar yüzde 60. ‘Hayır, her şey hukukidir’ diyenler yüzde 25. Yüzde 15 ‘Fikrim yok’ ya da ‘Korkarım, fikrimi söyleyemem’ noktasında iken dün yargılama evresi başlamıştır. Bu mahkeme nasıl yürüyecektir, savcı ne isteyecektir,&nbsp;hakim&nbsp;ne verecektir hep beraber göreceğiz. Ama merak etmediğim, emin olduğum, namusumla kefil olduğum bir şey var ki Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir. Siyasi kumpaslar Ergenekon’la,&nbsp;Balyoz’la, Askeri&nbsp;Casusluk’la, bir dizi kumpas davasıyla sınırlı değildi. Halkın seçtiği Başbakan Adnan Menderes’i de darbeciler yargıladı bu ülkede, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Bülent Ecevit de Süleyman Demirel de Necmettin Erbakan da Alparslan Türkeş de yargılandı. Kendini milletin üstünde görenler onları sanık yaptılar. Ama sonunda yine milletin yanında duranlar kazandılar. Kumpaslar bozuldu. Darbeler püskürtüldü. O gün yargılananlar ülkeye Başbakan oldular, Cumhurbaşkanı oldular. İşte bugün aynı sandalyede oturan isim Ekrem İmamoğlu’dur. Eğer idam cezası olsa idam edecek kadar cezanın yüz katını Ekrem İmamoğlu’na istemektedirler. Buradan söylüyorum. Büyük bir özgüvenle söylüyorum. Bugün için değil, iki sene sonra&nbsp;capsolsun diye söylüyorum. Ekrem İmamoğlu buradan çıkacak. Bu ülkeye Cumhurbaşkanı olacaktır. O gün yayınlarsınız.

ONLARA BİR ZEKERİYA ÖZ DAHA LAZIMDI

Her darbenin bir&nbsp;hikayesi&nbsp;vardır. Bizim&nbsp;hikayemiz, bu salondakilerin hikayesi, yan salonda yargılananların hikayesi, 2023 yılında 28 Mayıs günü son seçimi kaybedip de bir daha seçim kaybetmemeye ant içenlerin iktidara yürüyüş hikayesidir.&nbsp;Kaybetmeyi unutanların, kaybetmemeye ant içenlerin, kaybetmek üzere bir daha siyaset yapmayı artık vatana ihanet görenlerin yürüyüşü, partiyi 47 yıl sonra girdiği yerel seçimde birinci parti yapmış, İstanbul’da, Türkiye’de çok büyük bir başarıyı elde etmiş ve kendini yenilmez gören, kazandığı her seçimi ‘Geçmişimi ibra ettim, yarına dönük her yetkiyi elime aldım’ diyen ve kendisindeki yetkiyi demokratik, anayasal, yasal, sınırlı ve&nbsp;denetlenebilir değil; hesap sorulamaz, tövbe hâşâ ilahi yetkiler gibi gören bir anlayışa karşı ilk kez kazanılmış, onlara ilk kez yenilgi tattırılmış.&nbsp;Kimyaları bozulmuş, ne yapacaklarını şaşırmışlardır.&nbsp;Hesap vermeyeceklerini düşünerek iktidarda olanlar,&nbsp;beytülmalıtamamen kendine ait sananlar, milletin nafakasını bile böyle yukarıdan bakıp küçük, küçük, küçük dağıtıp; aslan payını kendine, yandaşına ayıranlar bir yanda milletin geleceğine el koyduğunu görünce; hesap verme korkusuyla, muhalefete düşünce sanki normal bir seçim kaybedilmiş, ‘Biz devir teslim yapamayız, biz öyle bir iktidar olmadık.&nbsp;Biz öyle bir iktidar görmedik. Bundan sonrası varlık- yokluk mücadelesidir. İktidarı devredemeyiz. Devretmemek için her şeyi ama her şeyi yapacağız’ anlayışına bürünmüşlerdir. İşte o zaman bir kez daha geçmiş pratiklerine döndüler. Onlara bir Zekeriya Öz daha lazımdı. Yıllarca mahkeme&nbsp;mahkeme&nbsp;gezdirdikleri, adaleti katlettirdikleri, sonra siyasetle ödüllendirdikleri birini alıp tekrar İstanbul’a bir başsavcı olarak getirdiler. Ve bunu kaybettikleri seçimden sadece yedi ay sonra, altı ay 28 gün sonra yaptılar. O süreçte Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem özgüvenini, hem alçak gönüllülüğünü, kadrolarının hem başarısını - liyakatini, hem de milletin içinde oluşunu ve dolayısıyla görülmedik bir siyasi üstünlüğü başka türlü alt edemeyeceklerini gördüler. Bütün planları bunun üzerine kurdular.

NEYE NİYETLENDİKLERİNİ ÇOKTAN GÖRMÜŞTÜK

Önce 30 Ekim 2024 günü Türkiye’nin en büyük ilçesinde Ahmet Özer’i gözaltına alıp&nbsp;Esenyurt’a&nbsp;kayyım tarayarak ilk provayı yaptılar, ilk düğmeyi kendilerince böyle iliştirdiler. Milletin gırtlağına da ilk düğümü burada attılar. Sonrasında Beşiktaş ile devam edip, esas olarak bir yandan 20 yıl öncesinden Ekrem İmamoğlu’nun siyaset öncesi döneminden daire sattığı kişileri çağırıp, açıktan para verdiysen şuraya imza atarsan bunu&nbsp;bunu&nbsp;yaparsan deyip, toplumda geçmiş zamanlarda 20-25 yıl önce en normal alışveriş biçimlerinden, Ekrem Başkan’a bir suç icat etmeye çalıştılar. Hepsinden elleri boş döndüler.&nbsp;Ama o kadar kararlıydılar ki; AK Parti döneminde belediyede çalışmış, Ekrem Başkan’la da çalışmış, halen çalışan, arkadaşlarımızın liyakatli buldukları, görevini yaptığını gözlükleri, bertaraf etmedikleri, bir kenara atmadıkları, bir kenara atmadıkları AK Parti döneminin bürokratlarını, halen çalışan, çağırıp savcılıkta ‘Talimat yukarıdan, bunlara bu iftirayı atacaksın’ dediklerinde o namuslu insanlar gelip bunu Ekrem Başkan’a söylediğinde neye niyetlendiklerini çoktan görmüştük.&nbsp;Belediyeden, yaptığı hırsızlıktan ya da bir kadına karşı terbiyesiz bir tavrından atılmış bir namussuzu ‘Gel’ deyip başsavcı odalarında ağırlayıp, ‘Seni atmışlar, intikam almak ister misin?’ diyerek ‘Şu ifadeyi verirsen, şunu yaparsan, seni şurada işe de sokarsak, şu kadar borcunu kaparsak.’ Olmadık davalardan kaç yerde birden Yargıtay’da davası bekleyen olmadık hırsızları, uğursuzları çeteleri çağırıp savcı odalarına… Ya Atatürk bunların görevinin başına Cumhuriyet koymuş, Cumhuriyet koymuş görevinin başına. Savcı odalarına gelip ‘Haydi onu söylersen ben bu işi hallederim, oradaki mahkemeni de ben çözerim, hepsini birden&nbsp;hallederim’lerlearayışların içine girdiler.

BİR YERDEN KUMANDA EDİLİYORSA NASIL HUKUKİ OLACAK?

Öyle bir noktaya geldi ki bir yandan 18 Mart günü film değil bu, şaka değil hey. Öyle geçmiş sefer&nbsp;FETÖ’nün&nbsp;yaptığı işleri oturup öven, yazan şimdi de iktidara müzahir köşelerinde namuslu arkadaşlarımıza yapılan benzer kumpasa yine arkadan destek&nbsp;çıkanlara söylüyorum. Bir otur düşün be adam. Bir yanda bir diploma, 35 sene önce başvurulmuş, 31 sene önce alınmış. Yüzlerce kişiyle birlikte alınmış. Bir yanda o diploma. Ne işi başsavcının ya? Üniversiteye yazıyor, yazdın&nbsp; Bir daha yazıyor, yazdın. Yine yazıyor diyor ki ‘Acele et. Hemen karar ver. İptal et. Yoksa bu resmi durumlara -parantez içi- YSK&nbsp;dahil&nbsp;verebilir.’ YSK ne zaman diploma istiyor? Muhtardan istiyor mu? Milletvekilinden istiyor&nbsp;mu? Belediye başkanından istiyor mu? YSK sadece Cumhurbaşkanı adaylığında istiyor. Düşünün ki bir başsavcı, tarafsız bir savcı ne ile meşgul? 35 yıl önceden bir diploma bulmuş, ‘İptal et’ bunu diye bastırıyor, ‘Cumhurbaşkanı adayı olmasın’ diye parantez içinde yazıyor. 18’inde iptal etmediği için istifaya zorlanan işletme fakültesi dekanı ve toplanmayan 19’unda toplansa doğru kararı kendilerince kumpas kararı vermeyeceğini gördükleri işletme fakültesi yerine; 18 Mart akşamı kendi atadıkları, hatta profesörlüğü tartışmalı, hileli olan birisini başkanlık ettirdikleri heyete diplomayı iptal ettiriyorlar. Bakın bu bir iş değil mi? Başka bir iş. İdari bir işlem. Ertesi sabah altıda binlerce polisle Ekrem İmamoğlu’na gelip bu sefer yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet suçlamaları için geliyorlar. Eş zamanlı, aynı anda, tek elden yönetilen iki farklı, üç farklı, beş farklı, yedi farklı her birinde gizlilik olan soruşturma olur mu kardeşim? Bu bir yerden kumanda ediliyorsa bu nasıl hukuki olacak? Bir dava bir yerden yürür, bir dava bir yerden yürür. O bir şeyini sorar. Böyle bir elin bütün kuklaları yönettiği gibi. Bütün savcılar aynı anda, bütün&nbsp;hakimler&nbsp;aynı anda, polis aynı anda, üniversite rektörü aynı anda, üniversite yönetim kurulu aynı anda koordine ediliyorsa böyle, bu koordine eden elin sahibi siyasi değil mi? Maksat siyasi değil mi? Peki yapılan bunların hepsi iftira, bu yapılanlar haysiyet cellatlığı, biri Cumhurbaşkanı kalsın diye bu kadar kul hakkına girmek neredeki Müslümanlığa sığıyor? Ramazan mübarek günde biriniz söyleyin be adam.

TAYYİP’TEN DEĞİL ALLAH’TAN KORKAN…

Bana Tayyip’ten korkan değil, Allah’tan korkan, vicdan sahibi AK Partililerin, MHP’lilerin feraseti bir tek lazım, feraseti. Onlara güveniyorum. Nasıl 31 Mart 2019’da biz seçimi yenip de ‘13 bin farkla İstanbul’u ona mı vereceğiz?’ deyip gidip de mazbatayı iptal ettiklerinde, 13 bin farkı 45 günde İstanbul’daki namuslu, hak yenmesinden itirazı olan, ‘Kul hakkına girmeyelim’ diyen 806 bin İstanbullu adaletin bozduğu teraziyi dengeye getirdiyse, bugün de onlara güveniyorum, onlara. Ve soruyorum: Mart’tan beri Nisan’dan bugüne 12 ay boyunca ne&nbsp;TGRT’si, ne A Haber’i dünya kadar yandaş kanalları ve tüm kanallara pompaladıkları aparatlarıyla ne yalanlar attılar. Vicdanına, insafına sığındığım bu ülkenin güzel insanları. Bir yıldır dediler ki ‘560 milyar yolsuzluk.’ 560 kuruş bulamadılar, iddianameye tek kanıt yazamadılar. Duruşmanın başlayacağı gün, üç yandaş gazete, biri ‘30 milyarın hesabını verecek’ diyor, biri&nbsp; 40 diyor, biri 43 diyor. Üç gazete bile ayrı rakam yazıyor. En yüksek olanı bile iddianın 10’da birini yazıyor. Binde biri bile iddianamede yok.&nbsp;Peki&nbsp;‘560 milyar’ diye tepinenler şimdi ne söylüyor biliyor musun? ‘Öyle duymuştuk, iddianameden çıkmadı.’ ‘Bin 200 cep telefonu dağıtıldı’ dediler, ‘Birini ispatlayın Genel Başkanlığı bırakacağım’ dedim. Birini. Ekrem Başkan da ‘Cumhurbaşkanı adaylığını bırakacağım’ dedi. İddianameye bir cep telefonu girmedi. Öyle ki ‘Çantaların içinde para taşıyor’ dediler. Özgür Başkan gösterdi,&nbsp;jammer&nbsp;çıktı. İddianamede ‘Çantalarda&nbsp;jammer&nbsp;vardı’ diye ifade var. Öbür taraftan Ekrem Başkan’ın lüks arabalarını gösterdiler. MHP’li milletvekilinin çıktı. MHP’nin seçmenine söylüyorum. ‘Ekrem Başkanın’ dediler. Şimdi&nbsp;o haysiyet cellatlıklarını aylarca söyleyenler, ‘Ben de savcılıktan bilgi almıştım, beni de yanıltmışlar’ deyip kenara çıkmaya çalışıyorlar. Biri ‘İBB’de&nbsp;parkelerin altından 2 milyon dolar para çıktı, görüntüsü var’ diyordu. İddianamede çıkmadı, soruldu. ‘Her zaman da doğru söylenmez, bazen de yalan atılır’ dedi. Öbürü Ekrem İmamoğlu ve beş arkadaşımızın bir toplantıda olduğunu, aralarında para sayarken görüntüleri olduğunu söylediler. İddianamede yer almadı, ‘Ben de öyle duymuştum duyduğumu anlattım. Ne yapayım?’ diye söyledi. ‘Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin kasası çıktı’ dediler. Ben dedim ‘Belediyede kasa olmaz.’ AK Partili belediye başkanı koymuş. İçinden dolar çıkarken gösterdiler, ‘Bizim belediyede dolar olmaz’ dedik. Arama tutanağından ‘Belediyenin mührü var’ çıktı. TRT’ye sorduk, ‘Dolar görüntüsü nereden çıktı?’ ‘Elimizde gerçek görüntü yoktu, stoktan kullandık. Şansınıza dolarlı görüntü çıktı’ dediler.

ELLERİNDE İFTİRALARDAN BAŞKA BİR ŞEY KALMADI

Gizli tanıkların, ‘Öyle duydum, öyle gördüm, öyle sanıyorum’ diye anlattıkları iftiralardan başka hiçbir şey kalmadı ellerinde. Biraz önce söyledim, nasıl gizli tanık arıyorlar. AK Parti döneminden kalmış bürokrata çirkin teklifte bulunuyorlar. İşten çıkmış namussuza kendi ahlaki kusurlarından çıkanlara teklifte bulunuyorlar. Ya da daha önce suç işlemiş, Yargıtay aşamasında olanları ‘Kurtarırız’ diye teklifte bulunuyorlar. İşte o tekliflere ‘evet’ diyen üç tane vardı. Bunlardan en azılıları 19 Mart’ın en uzun gizli tanık beyanını veren&nbsp;Meşe’ydi. Ekrem Başkanı ve birçok arkadaşımız Meşe’nin ifadeleri&nbsp;ile,&nbsp;bunları da gazetelerine birinci sayfadan basarak, televizyonlarında geceler boyu üstünde tepinerek Ekrem Başkan ve arkadaşlarımızı gizli tanık Meşe‘ni ifadeleriyle tutukladılar. Bir yıl boyunca buradalar. Ta Ekim ayının sonuna doğru, ortasına doğru iddianame çıktı, bir baktık Meşe yok. Ya Meşe nasıl olmaz? Meşe’nin dedikleri yoksa Meşe‘ye dayanan tutukluluklar ne olacak? Bir avukat arkadaş birkaç saat içerisinde buldu. Meşe’nin ifadesini buldu. İçindeki cümleyi yapıştırdı metinde arattı. Ve İlke diye yeni bir gizli tanıkla karşılaştı. İlke Meşe’nin anlattıklarının aynısını, cümlenin düşüklüğü ile, zabıt katibinin noktalama hatası da&nbsp;dahil&nbsp;olmak üzere, birebir aynı ifadeleri koymuşlar. Altına Meşe değil, İlke diye imza attırmışlar. Meşe’ye ne olmuş? Meşe‘ye söz vermişler ‘Senin cezanı düşüreceğiz. Şunu&nbsp;şunu&nbsp;sağlayacağız’ demişler. Meşe bu dedikleri olmayınca tırmanmış Çağlayan Adliyesi’ne yedinci kata girememiş sinirlenmiş, delirmiş. Nihayetinde gizli tanıklıktan çekilmiş. Meşe‘nin söylediği sözle tutuklananlar için Meşe gidince ne yapacağız? ‘Meşe’ye güvenemeyiz kafayı sıyırdı. Çıkar burada da olur olmaz söyler.’ Birebir aynı ifadeleri İlke diye bir gizli tanığa. Buradan ülkenin bütün vicdanlı vatandaşlarına anlatıyorum. Bir dinleyin yahu. Tiyatro oyunu olur, tiyatroda birinin söyleyeceği söz vardır. Bu tiyatro oyununu A oyuncusu oynar, hastalanırsa B oyuncusu oynar. Sinemada bir rolü beş yıl önce aynı eseri bir oyuncu oynar, beş yıl sonra başka bir oyuncu oynar. Futbolda bir taktik vardır kafada tasarlanan. O taktiğe göre oyuncu oynar. Kötü oynarsa değiştirirsin. Tiyatroda oyuncu değişikliği olur, sinemada oyuncu değişikliği olur, futbolda olur.&nbsp;Peki&nbsp;yargıda şahit değişikliği olur mu? Bir meseleyi gören&nbsp;birisi,&nbsp;ki Meşe gibi ‘Baskı altında verdim ifademi. Kandım da verdim ifademi. Aldatıldım’ dedikten sonra aynı ifadeyi verecek biri bulunup konulursa, peki ya bu bir gün senin evladına yapılırsa? Bu sana, eşine yapılırsa? Senin babana anana yapılırsa bu haysiyet cellatlığı? ‘Olsun, devletimin gizli tanık değiştirme hakkı vardır’ mı diyeceğiz?&nbsp;Gizli tanık değiştirme diye bir hak yoktur. Gizli tanığın ifadeleri birebir değiştirilmişse, orada bir ifade değil yazılmış yalan bir metin vardır, başka hiçbir şey yoktur. Bu yüzden ‘Biz Silivri’ye gidiyoruz, yargılanmaya değil yargılamaya gidiyoruz’ derken bunu söylüyordum. ‘Yapmadık’ desinler. ‘Ekrem İmamoğlu‘nu Meşe’yle tutukladık ama Meşe‘yi elden kaçırdık, İlke ile yargılıyoruz. Aynı ifadeyi&nbsp;İlke’yesöyletmedik’ desinler. Anlatım bozukluğu bile aynı, hatası bile aynı. ‘Buradan kopyaladık, buraya yapıştırmadık’ desinler. İşte buradayım, bizi mahcup etsinler. ‘Yarın mahkeme canlı yayınlansın’ derken biz bunları bildiğimiz için, millet bunları görsün istediğimiz için, o taraftakinin iddia değil, iftira olduğuna bu taraftakinin de Ağrı Dağı kadar hakikat olduğuna güvendiğimiz için söylüyoruz.

TÖVBELER OLSUN; TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR VERİYOR

Gelelim dün başlayan davaya. Dava bir yıldır bekleniyor değil mi? Diyorlar ki ‘Biz 200 sanığa dört günde iddianame yazmışız.’ Tayyip Bey bir ayda iddianame bekliyordu. Diyordu ki ‘Ey Özgür Efendi bir aya iddianame çıkar, insan içine çıkamayacaksınız ve birbirinizin yüzüne bakamayacaksınız. Bunlar eşlerinin gözlerine bakamayacaklar.’ Niye diyordu? Niye? Bir; iddianameden bunlar çıkacak önümüze dökülecek ve biz ezileceğiz sanıyordu. Ben dökülmeyeceğini bildiğim için, iftira olduğunu bildiğim için bir yıldır dimdik duruyorum. İnsan bugün mahcup olma, ezilmek ve rezil olmak pahasına 11 ay direnmez. Bugün haklı çıkacağını biliyorsa 11 aydır ayakta durur. Ama 11 aydır bir şeyi biliyorduk. Ali Mahir Başarır biliyordu. Gökhan Günaydın biliyordu. Dilek Hanım’a söyleniyordu. Özgür Başkan her yerde duyuyordu. Nuri Arslan ‘Böyle konuşuluyor’ diyordu. ‘Bu dava ya bire düşer, ya 40’a.’ Tercümesi şu; kanunumuza göre bir dava aynı Ağır Ceza Mahkemelerinden tesadüfen birine düşüyor. Kurayla, tesadüfen. 41 Ağır Ceza Mahkemesi var. Önce Aziz İhsan Aktaş davası bire düştü. Dediler ki ‘Bu dava kesin 40’ta.’ Bu dava da 40’a düştü. 41 Ağır Ceza’dan söylenen Ağır Ceza’ya düşme ihtimali yüzde 2,4. Bu ihtimal, bir yıldır söylenen bu ihtimal gerçekleşti. Yani savcıyı Tayyip Erdoğan orada görevlendirdi. Tarafsız, bağımsız, tövbeler olsun Türk milleti adına karar veren güya savcı. Eğer Akın Gürlek Türk milleti adına iddianame yazıyorsa vallahi ben bundan tövbe ederim. Allah hepimizi böyle bir iftiradan korusun. Bir savcı, adında ‘Cumhuriyet’ olan bir savcı, bir yıl boyunca bunları yapacak. Sonra bu dava, bir yıldır konuşulan mahkemeye düşecek. Yetmez, 40’ıncı Ağır Ceza’nın başında biri var. Bu çok konuşulan&nbsp;hakim&nbsp;var. Bütün iftiraların atıldığı, örneğin Ekrem İmamoğlu’nun arabalarını söyleyen, cep telefonunu söyleyen, her şeyi yayan, ‘Bir uçak var İmamoğlu’nun’ yalanını atan… Sonra uçak AK Partilinin çıkacak. ‘İmamoğlu’na kiralamıştı’ diyecek, sonra adam diyecek ki ‘İmamoğlu’nu hiç sevmem. Ben&nbsp;Reisçiyim. Hayatta vermedim’ diyecek. Bunları yazan bir internet sitesi, bunların operasyon internet sitesi; Son TV. Ağustos ayında kararnameler çıkarken 40’ın&nbsp;hakimini&nbsp;övüyor, ‘Yanındaki ekip arkadaşı çok başarılı, onu da 35’e yolladık’ diyor. Yere göğe sığdıramadığı 40’ın&nbsp;hakimi, o sitenin övdüğü… O site, tüm arkadaşlarımıza… Hani Tayyip Bey diyordu da baltayı taşa vurdular ya. ‘Eşlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Ne yalan vardı? O hepinizin duyduğu, söyleyenlerin utanmadığı, tamamının iftira ve şantaj ürünü olduğu çıktığı, şu kadarıyla Ekrem Başkan’ın ve arkadaşlarımızın ilgisinin olmadığı o işleri o siteye yazdırıyorlardı. İşte o sitenin övdüğü&nbsp;hakim… O&nbsp;hakim&nbsp;tek değil, orada heyet var. O heyettekilere güvenemiyorlar dışarıdan iki arkadaş daha atıyorlar.

ONA GÖRE BULUNDU O İKİSİ VE GELDİ 40’INCI MAHKEMEYE

Dün üç kişi yargılamaya başlayacak. Düşünün ya, Türkiye siyasi tarihinin en zor üç davasından biridir. 100 yıllık tarihinin. En karmaşık iddianamesidir. Ne beklersin? Çok tecrübeli bir&nbsp;hakim, çok tecrübeli bir heyet. Eskiden bir kere birinci sınıf olmak için 10 yıl olacak filan. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne&nbsp;hakim&nbsp;olabilmek, ona başkan olabilmek için Anadolu’da destanlar yazacaksın. Her kararın onanacak. En iyi şekilde terfilerle başka şehre, büyükşehre, en son İstanbul’a en tepeye. Millet adına adalet dağıtmaya. Koydukları&nbsp;hakimbirinci sınıf olmak için avukatlık yaptığı sürenin üçte ikisi eklenerek 10 yılı geçip birinci sınıf oluyor.&nbsp;Hakimliktekisüresi değil. Akın Gürlek’le bir kararlar kurmuş yıllarca yan yana. Bütün kurduğu kararlar, Anayasa Mahkemesi’nden oy birliği ile ‘Hak ihlali’ diye söyleniyor, önemli kararlar. Örneğin Allah rahmet eylesin Sırrı Süreyya Önder. Akın&nbsp;Gürlek’in&nbsp;aldığı ve 15’te 15 bozulan karar. Birinci sınıfa ayrılma şahsı AYM kararını bozmayacak. Berbat kararlar.,AİHM kararları, hepsi bozulmuş. Hep birlikte takılmışlar. Bu beyefendi orada bütün&nbsp;acziyetiyle&nbsp;dururken yanında da iki üye var. İki sene önce bugün mahkemedeki o iki üyeye… Demin dedik ya ‘Çok tecrübeli olmalı, başarılı olmalı. İstanbul’a nasıl geldi?’ diye. O iki üye iki sene önce bugün ‘Ne yapıyorsun?’ diyenlere ‘Hakimlik&nbsp;ve savcılık sınavına hazırlanıyorum’ ya da ‘Sınavı kazandım, kuramı bekliyorum’ diyorlardı. Bir yıl 9 aydır&nbsp;hakim&nbsp;olan.&nbsp;kurayla&nbsp;bir yıl 9 aydır görevde olan iki arkadaş. Normalde onların Anadolu’nun bir yerlerinde başarılı kararlar için çalışıyor olmaları lazımken Türkiye'nin en önemli davasındalar. Dün üçü orada, toplam kıdem 11 yıl. Kürsüdeki kıdem 11 yıl. Hele o ikisi. O ikisi birden doğru karar verse, örneğin ‘Bu iddianame saçma’ dese, ‘Ben buna ikna olmadım’ dese ikiye bir değişir. Ona göre bulundu o ikisi, geldi 40’ın başına ve dava verildi o 40’ıncı mahkemeye.

BUNU ADNAN MENDERES’E DİYORLARDI

İşte bu arkadaşlar, dün yargılama yapmak üzere geldiler. Dakika 1, ne yapıyor biliyor musunuz? Adnan Menderes’e Yassı Ada’da ne yapılıyorsa aklınca… Bakın iddianameye ‘tuğla gibi’ demekten tutun da gizli tanığa yalan konuşturmaya kadar,&nbsp;FETÖ’nün&nbsp;bütün kumpaslarını yapanlar, mahkemeye şöyle başlıyor. Ekrem İmamoğlu’na; 15,5 milyon kişinin Cumhurbaşkanı adaylığı için oy attığı, 25,5 milyon kişinin tutuksuz yargılansın diye imza attığı, İstanbullunun üç kez üst üste büyükşehir belediye başkanı seçtiği, Tayyip Bey’in bugüne kadar hiç yenemediği, milletin gönlünün en tepesindeki kişiye ‘Sanık Ekrem, otur yerine’ diyor. Bunu Adnan Menderes’e diyorlardı, ‘Sanık Adnan, otur yerine’ diye. ‘Ben söz vermezsem konuşamazsın’ diyor, söz isteyince de kafasını başka yerlere çeviriyor. Uğraşıyor ki kavga çıksın. Ama karşısında dimdik bir iradeyi görünce de ne yapacağını şaşırıyor. Dün içeride yaptığı bütün hataları söyledik. Bugün tamamını telafi ederek başlıyor. Bakın bu mahkemeye verdiğin&nbsp;hakimde&nbsp;böyle bırak soru işareti, soru işaretinin ucundaki noktadaki bir zerre mürekkep kadar eksiklik olmayacak ki diyeceğiz ki ‘Adil yargılanıyoruz.’ Dün böyle geliyordu. Geliyor, efeleniyor salona. Ceket çıkarıp atıyor, cübbeyi orada giyiyor. Ekrem Başkan’a ‘Sanık Ekrem’ diyor. Söz isteyince ‘Ben düşündüm, nisan ayının ortasında konuşursun’ diyor. ‘106’ncı sırada konuşursun’ diyor. ‘Ya usule yönelik sözüm var’&nbsp;diyor. ‘O gün anlat’ diyor. ‘İlk benim konuşmam lazım, son değil.’ ‘Dinlemeyeceğim seni’ diyor. Reddi&nbsp;hakim&nbsp;talebini sulandırıyor falan.

ŞOV YAPMADI, TARİHİ BİR KONUŞMA YAPTI

Bugün cübbeyi içerde giymiş beyefendi. Dört kere da bakmış, ‘Oldu mu?’ diye. Kürsüye cübbeyle çıkıyor bugün. İki, geliyor oraya ve Ekrem Başkan ‘Konuşacağım’ deyince önce yine ‘Konuşturmam, burayı ben yönetiyorum’ diyor. Bugün kapanmadan önce dün isteyip de vermediği, bugünkü gazetelerin, canım benim Takvim; ‘Şov yapacaktı,&nbsp;hakim&nbsp;izin vermedi.’ Şov yapmadı ama tarihe geçecek bir konuşma yaptı. Bal gibi de izin verdi.&nbsp;Naber? Takvim, kuyruğunu tramvay kesmişten kahraman yaratan Takvim. Ekrem İmamoğlu şov yapacakmış,&nbsp;hakim&nbsp;izin vermemiş, konuşturmamış. Ben deyince demiş. Bugün Ekrem İmamoğlu o sözü sökü söke almış. Tarihe geçecek bir ifade yapmış. Devletin gücüyle, Tayyip Erdoğan’ın gücüyle, elinde haksız yere bulundurulan kamu gücünün kötü kullanılmasıyla bize efelik yapanlara, bize kabaranlara şunu söylüyoruz: Kimsenin değil milletin gücüyle, ahlaki üstünlükle, psikolojik üstünlükle, çoğunluğun enerjisiyle, devleti karşımıza dikenlere milletin gücünü göstere göstere konuşuyoruz. Göstere göstere.

SEN&nbsp;HAKİME&nbsp;TOKAT ATMA SUÇUNDAN CEZASI OLAN BİRİSİN

Onlarca milletvekilinin bulunduğu salonu zorla boşalttırmaya çalışacak kadar şuursuzca ve sonunda da yapamayacağı bir işe kalkışan da milletin bir sonraki Cumhurbaşkanlığına 25,5 milyon imza attığı Ekrem Başkan’a ‘Otur deyince oturacaksın, kalk deyince kalkacaksın, sen 45 gün sonra konuşacaksın’ diyenin şimdi bugün ayağı suya ermiş görünüyor. Devam edeceğiz. Orada olacağız. Hakkımızı savunacağız. Ha dün ben bu açıklamanın bir benzerini yaptım. Daha kalacağım yere varmadan hakkımda soruşturma açmış. Neden? Söylediğim söz; ‘Etkisiz, kifayetsiz, liyakatsiz’ demişim diye, hakaret. Madde diyor ki ‘Hakaretten soruşturma açtım.’ Öbür maddesi ‘Alenen yaptı, 1/6 artış isterim.’ Üçüncü maddesi, ‘Kamu görevlisine yaptı. Efendim alt sınırı 1 yıla çekerim. Bilmem ne oldu şunu yaparım.’ Bir fıkrayı atlamış. Fıkrada ne yazıyor biliyor musunuz? İspat hakkı. ‘Suçlanan kişi, bunları ispat ederse ceza veremezsin’ diyor. Hodri meydan. Liyakatliler mi liyakatsizler mi? Becerikliler mi beceriksizler mi? Onu mahkemede ispatlamayan ne olsun? Hodri meydan. Sen karşıma, sen benim Cumhurbaşkanı adayımın, kardeşimin, kardeşlerimin geleceğine karar vermek üzere 1 yıl sekiz aylık&nbsp;hakimleri&nbsp;koyup, kurayla da o mahkemeye düşürüp, haysiyet cellatlığı yapacaksın. Ben de çıkacağım dışarıda ‘Mahkemeyi takip ettik. Adaletin yerini bulması bekliyorum’ diyeceğim, öyle mi? Bir de diyor ki efendim&nbsp;hakime&nbsp;karşı böyle küfür mü ettik? Liyakatsiz dedik, beceriksiz dedik. Bu yapılmazmış. Kim diyor bunu? Recep Tayyip Erdoğan’ın medyası. Köşe yazarları. Bilmem nesi. Bakın yıl 1989. Beyoğlu İlçe Belediye Başkanlığı seçimi. Yüzde 23 oy almış Recep Tayyip Erdoğan. Yüzde 29 oyla seçimi kazanmış rakibi. Recep Tayyip Erdoğan, ilçe seçim kurulunu basar.&nbsp;Hakime&nbsp;dünya kadar hakaret eder. Kravatından tutar, tokat atar. Bu&nbsp;hakim&nbsp;şikayetçi olur. Emniyet Müdürlüğü’ne gidilir. Emniyet Müdürlüğü’nden o dönem avukat olarak yanında olan, sonra üç dönem milletvekilliği yapacak&nbsp;Zeyid&nbsp;Aslan oradan kaçırır. Sonra alınır, getirilir. Bir hafta&nbsp;hakime&nbsp;tokat atma suçundan, yedi gün hapishanede yatar. 500 bin lira kefaletle serbest kalır. Mahkeme sonucunda&nbsp;mahkum&nbsp;olur. 6 ay hapis cezası alır. Ceza, para cezasına çevrilir. Sen Türkiye Cumhuriyeti’nin&nbsp;hakimini&nbsp;kravatından tutup, küfür edip, tokat attığı kesinleşmiş mahkeme kararıyla ve kefalet, para cezasında uzlaşıp, bu suçu kabul edip, ödeyip hapisten çıkarak, hakkında kesinleşmiş karar var hakime tokat atma suçundan. Karşıma getirdiği&nbsp;hakime&nbsp;şöyle iki kelimeyle uzaktan böyle yapmışım. Bana ceza verecekmiş. Hadi be oradan.

PROVOKASYONA GELMEYECEĞİZ

İddianamelerine güvenmiyorlar. Doğru yargılama olsa kimseyi hapiste tutamayacaklarını biliyorlar. O yüzden kedilerince gerilimi artırmaya, çirkin tartışmalar çıkarmaya çalışıyorlar. O yüzden burada olağanüstü hal tedbirleri aldılar. Biz bunlara karşı elbette dimdik ayakta olacağız. Ama müteyakkız, dikkatli olacağız. Sakinliğimizi koruyacağız. Provokasyona gelmeyeceğiz. Millet bakıyor karşıdan, jandarmanın eri var. Bir de orada bizden biri var. Millet bilir ki biz de jandarma eri de milletin evladıdır. İçerideki infaz koruma memuru da biz de milletin evladıdır. Milletin kursağından lokmasını çalan da o jandarmayı perişan şartlarda çalıştıran da infaz koruma memuruna kiranın 25 bin lira olduğu şehirde, 50 bin lira maaş veren de hep aynı AK Parti’nin kara düzenidir. Bunlardan jandarması, infaz koruma memuru, Cumhurbaşkanı adayı kol kola hep birlikte kurtulacağız. Biz milletin safındayız. Millet bizimle beraber. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum, bir kez daha sesleniyorum. Bir yıldır ‘hırsız’ dedin, ‘yolsuz’ dedin, her iftiraya ön açtın. Biz arkadaşımızın masumiyetini anlattık. Millet bizimle beraber ve millet evinde buradan haber bekler. Sen kendine, savcına, iddianameye, o iftiralara güveniyorsan biz buradayız. Hep beraber talebimiz ortaktır. Canlı yayın istiyoruz. Milletimizden hiçbir şeyi kaçıramazsın. Biz canlı yayınları isteyecek özgüvendeyiz. Siz bunu yapamayacak kadar korkaksınız. Siz ailelerin olduğu salonu boşaltmak isteyecek kadar özgüvensiz ve vicdansızsınız. Ama biz onları yalnız bırakmayacak kadar kendimizi onların ailesi olarak görüyoruz.

‘DOSTUM’ DEDİĞİN TRUMP’TAN F-35’LERİ ALAMAYAN SENSİN

Konuşmamın başında söyledim; dünya ve bölge kritik bir yerde. Amerika ve İsrail, yeni bir düzen kurmak istiyor. AK Parti iktidarı da bu krizi kendine siyasi menfaat ve rakiplerinden kurtulmak için bir fırsata çevirmeye çalışıyor. Bunun için masumların kanını akıtanlara susuyor. 160 bebek katledilmiş, sessiz kalıyor. ‘Gazze’de ne işi var Filistinlilerin,?Süpürelim onları, gitsinler başka ülkelere. Ben buraya oteller, kumarhaneler yapacağım. Güzel sahillerde turistlerimi gezdireceğim. Önündeki petrolü istiyorum’ diyen&nbsp;Trump’ınkurduğu masaya Filistinsiz, İsrail ile birlikte oturuyor. Sonra da diyor ki ‘Zor bir dönemden geçiyoruz. Ana muhalefet partisi sorumlu olsun. Şimdilik bizi çok eleştirmesin.’ Bir kere ‘sorumluluk’ diyorsan böyle bir süreç için, sen ‘dostum’ dediğin&nbsp;Trump’tan&nbsp;F-35’leri alamayan sensin. Bugün Devlet Bey de ayrı ayrı söylemiş. F-35’leri alamayan sensin, F-16’lara modernizasyon yaptıramayan sensin. Devamında buna alternatif olarak&nbsp;Eurofighter&nbsp;programında satın almasından dışlanan, sonra çok uğraştık Ekrem Başkan ile biz yeniden alınsın diye, dışlanan sensin. İlk önce uçağı düşürüp, Rusya’ya yaranmak için koşturup kapıda bekleyip S400’leri alan sonra&nbsp;Trump&nbsp;korkusundan hangara koyan, kuramayan sensin. Ülkemizin üstünden füzeler geçiyor, ülkemize füzeler ateşleniyor. ‘Hava savunma sistemi kurun, çelik kafes’ dedik, kuramayan sensin. NATO olmasa o füzeleri durduramayan sensin. İşin kötüsü bu şartlarda bile korkundan S400’leri kurmayan… Örneğin Kahramanmaraş’a koysan da&nbsp;hem Azerbaycan’ı korusa, hem burayı korusa, hem Kıbrıs’ı korursa. Buna cesaret edemeyen sensin.

BU SÜREÇLERİN HEPSİNDE UYARAN BİZİZ

Biz gerek bu süreçlerin hepsinde uyaranız. ‘Savunma sanayi güçlü olsun’ diyeniz. Avrupa’nın liderlerine, ‘Bize yapılan zulme bakmayın, siz Türkiye’ye&nbsp;Eurofighter&nbsp;verin diyen biziz, Ekrem Başkandır. Türkiye Avrupa’dan dışlanması diye mektup yazan, Avrupa’da kapı&nbsp;kapı&nbsp;gezen,&nbsp;Made&nbsp;In&nbsp;Europe meselesinde ülke adına, ülkenin ekonomisi adına kulis yapan, lobi yapan biziz. Sen fırlayınca petrol fiyatları, ilk gece yüzde 7, yüzde 11 zamma kalkan, benzin istasyonlarında kilometrelerce kuyruk yapansın. Biz, ‘Bu zammı yapma, enflasyonu büyütme, ÖTV‘den karşıla,&nbsp;eşel&nbsp;mobil sistemi uygula’ diyen, son ana kadar bunu savunan, seni o yanlıştan döndüreniz. O yüzden çok net bir şey var. Sayın Bahçeli, F-35’te, F-16’da, S-400’de, NATO korumasında beceremeyen bu. Diyorsun ki, ‘Bunların hepsi doğru ama Özgür Özel şöyle yapsın.’ Atatürk’e dediler ki, ‘Ordu yok.’ ‘Kurulur.’ ‘Para yok.’ ‘Bulunur.’ dedi. ‘Özgür Özel‘de bunların yokluğunu saymak yerine Atatürk gibi yapsın.’ Atatürk, bunların çok sevdiği düşman işgal donanmasına kırmızı halı serenlerin, ‘Milli Mücadele’ye karşı direnin’ diye İngiliz uçağından bildiri attıranların, ülkeyi bıraktığı ordusuz ve parasız yerde ‘Kurulur ve bulunur’ demişti. Sayın Bahçeli, F-35 yoktur. Alınır. S-400 vardır. Korkmadan kurulur. Avrupa ile dünya ile&nbsp;entegre olunur. Haysiyetli bir dış politika yapılır. Türkiye güçlüdür, kimse yan bakmaz, Türkiye aslanlar gibi durur. Yeter ki bu&nbsp;acziyeti&nbsp;yapanlar gitsin, yerine güçlü bir Cumhuriyet hükümeti gelsin. Onun için Sayın Bahçeli iç cephe güçlendirmekte biz varız, Amerika’ya, İsrail’e karşı dik durmakta biz varız. Senin gibi öyle yaparken sen ‘TRÇ’ falan diyordun ya.&nbsp;Biz Avrupa’nın bir parçası olarak, Batı İttifakının bir bileşeni olarak ama Rusya’nın iyi bir komşusu olarak, Azerbaycan’ın kardeşi olarak, Ermenistan‘daki sorunu görerek, çözümünde lojistik menfaati savunan bir parti olarak, İran gibi bir yerin demokratikleşmesini savunan ama yamyamlarca saldırıyı kınayan bir parti olarak, Çin’le de Rusya'yla da İran’la da Avrupa’yla da adam gibi duracak, kurallara uyacaksa Amerika’yla da birlikte olacak, bu bölgenin lideri olacak bir parti varsa, biz burada hazırız ve Cumhurbaşkanı lazımsa sizinkiler yargılıyor, onu oradan çıkaracağız, iktidarın başına getireceğiz&nbsp;evelallah.&nbsp;Arkadaşlar iki şeyin süresi bitti. Bunlardan bir tanesi, burada basın toplantısı yapmanın zamanı doldu, burada Grup Toplantısı yapmanın zamanı doldu. O yüzden yürümeliyiz. İkincisi AK Parti’nin iktidarının zamanı doldu. Hep birlikte Ekrem Başkan’la beraber, Mansur Başkan’la beraber iktidara yürümeliyiz.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: İktidar yürüyüşünden vazgeçmeyiz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 13:30:43 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-iktidar-yuruyusunden-vazgecmeyiz-164102-20260310.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-iktidar-yuruyusunden-vazgecmeyiz-164102-20260310.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-iktidar-yuruyusunden-vazgecmeyiz-164102-20260310.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[İmralı Heyeti İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı’nı ziyaret etti]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-imrali-heyeti-icisleri-bakani-ve-adalet-bakanini-ziyaret-etti-2401.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-imrali-heyeti-icisleri-bakani-ve-adalet-bakanini-ziyaret-etti-2401.html</link>
                    <description><![CDATA[DEM Parti İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’i ziyaret etti. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;

Ziyaretler sonrası yapılan açıklamada Buldan ve Sancar şunları söyledi:

Pervin Buldan:

Bugün iki önemli görüşme gerçekleştirdik. Göreve yeni gelen İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’i ziyaret ettik. İkisi de önemli görüşmelerdi. Ama şunun altını çizmek isterim. Özellikle yargıya güven meselesinde önemli bir görev üstlenen Adalet Bakanı Gürlek’in bu bakanlık sürecinde büyük beklentilerimizin olduğunu kendisine de bildirdik. Burada da kamuoyu nezdinde ifade etmek istiyoruz. Bu bir başlangıç olsun diye temenni ediyoruz. Bir güven tazeleme olsun Adalet Bakanlığı açısından. Çünkü gerçekten toplumun yüzünün en fazla dönük olduğu bakanlık. Birçok beklentinin olduğu, AYM kararlarının uygulanmadığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı bir dönemde kendisi bakanlığa geldi. Toplumun bu konuda büyük bir beklentisi var.



Yasanın da Adalet Komisyonuna gitmesi bekleniyor. Biz de bu meselenin tamamlanması için yasanın Adalet Komisyonuna gelmesi konusundaki görüşümüzü ilettik. Onlar da bu yönlü bir hazırlık içerisinde olduklarını zaten ifade ettiler. Büyük ihtimalle bayram sonrasında hemen Adalet Komisyonunda yasa görüşmeleri başlayacak. Adalet Komisyonunda görüşüldükten sonra da TBMM Genel Kuruluna gelir zaten.



Yine İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’den de aynı şekilde toplumun kayyımlarla ilgili büyük bir beklentisi var. Bu konuları her iki bakanla da açık açık görüştük. Görüşlerimizi, düşüncelerimizi kendisiyle paylaştık. Toplumun beklentilerini kendilerine ilettik. Hem kayyım meselesi hem cezaevinde yaşanan sıkıntılar hem de AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması konusundaki görüşlerimizi çok açık olarak kendilerine ifade ettik. Çok olumlu ve verimli bir görüşme olduğunun altını önemle çizmek isterim. Bu dönemde üzerlerine düşen sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirecekleri izlenimini aldık diyebilirim.

Mithat Sancar:

İki önemli bakanlıkla yaptığımız iki önemli görüşme oldu. Hem yeni başladıkları görevlerinde hayırlı olsun demek için bu ziyaretleri gerçekleştirdik hem de süreç ve toplumdaki hukuk devleti, adalet, demokrasi konusundaki mevcut beklentileri aktardık. Biliyorsunuz sürecin temeli, hedefi barıştır. Barışın da şartı adalettir. Kalıcı barış için de adalete, toplumun tümünü ayrımsız kapsayan bir adalete ihtiyaç vardır. Adalet Bakanlığı hem hazırlık aşamasında hem de yasalar Meclis’ten çıktıktan sonra uygulama aşamasında önemli bir fonksiyon üstleniyor. Bunun ne kadar acil ihtiyaçlar içerdiğini kamuoyuna da söylüyoruz, bakanlara da ilettik.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[İmralı Heyeti İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı’nı ziyaret etti - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 13:32:17 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/imrali-heyeti-icisleri-bakani-ve-adalet-bakanini-ziyaret-etti-163554-20260304.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/imrali-heyeti-icisleri-bakani-ve-adalet-bakanini-ziyaret-etti-163554-20260304.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/imrali-heyeti-icisleri-bakani-ve-adalet-bakanini-ziyaret-etti-163554-20260304.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Eşel Mobil Sistemi tekrar hayata geçirilmelidir]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-esel-mobil-sistemi-tekrar-hayata-gecirilmelidir-2400.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-esel-mobil-sistemi-tekrar-hayata-gecirilmelidir-2400.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;

Özgür Özel, “Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu onurlandıran değerli konuklarımız, bugün burada il başkanlarımızla, belediye başkanlarımızla, Parti Meclisi üyelerimizle ve kıymetli grubumuzla birlikte sizlere ev sahipliği yapıyoruz. Televizyonları başında izleyenlere, radyolarından dinleyenlere Cumhuriyet Halk Partisi olarak selamlarımızı, sevgilerimizi iletiyoruz. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz” dedi.&nbsp;

Özel, şunları söyledi:&nbsp;

DARBEYE KARŞI DURDUĞUMUZ 93 EYLEMİ GERİDE BIRAKTIK

Yoğun bir haftayı hep beraber geride bıraktık. Daha yoğununa da hep birlikte başlıyoruz. Çarşamba günü İstanbul’da üçüncü bölge mitingimizi gerçekleştirdik. Ardından da Burdur’da il mitingimizi, eylemimizi gerçekleştirdik. Bir sivil darbeye karşı durduğumuz; işçinin, emeklinin, çiftçinin, kadınların, gençlerin derdini konuştuğumuz 93 eylemi geride bıraktık. Dün ise Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizin tanıtım toplantısında liyakatli, güçlü kadrolarımızı tanıtırken; parti programımızın hükümet programı çalışmasına evrildiği ilk çıktıları, milletvekillerimizin, Parti Meclisi üyelerimizin ve Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün, yetmez; dünya siyasi tarihinin en kalabalık, en güçlü seçim kampanyasına hazırlanıyoruz. 19 Mart darbesine karşı 23 Mart’ta dayanışma sandıklarına koşan 13,5 milyon gönüllüyle ve devamında Ekrem Başkan’a ve yol arkadaşlarımıza sahip çıkan herkesle, darbenin karşısında duran bütün demokratlarla birlikte önemli bir yürüyüşü gerçekleştiriyoruz. Bunun için dünkü tanıtım toplantımıza kulak kabartan, ardından il ve ilçe başkanlıklarımıza bu vaatlerden, bu seçim yürüyüşünden duyduğu&nbsp;memnuniyeti ifade eden ve bizimle birlikte bir devri kapatıp bir devri açmak isteyen, 100 yıl sonra yine Cumhuriyet ve demokrasi için, yokluktan, yoksulluktan kurtulmak, hep birlikte kalkınmak ve eşitçe paylaşmak için ümidi bizde olanlara selam olsun. O yüzden durmadan çalışmaya devam edeceğiz.

BU MÜCADELE EZENLE EZİLEN ARASINDADIR

Biz bu eylemlere başlarken bunlara mevsimlik ya da konjonktürel ömür biçenler olmuştu. Demişlerdi ki ‘Bu ilk&nbsp;iki -&nbsp;üç eylem, miting olur. Sonra milletin heyecanı söner. Yaz gelir, öğrenciler gider ve İstanbul boşalır. Sıcak olur, millet eyleme katılmaz, memleketine gider.’ Biz de demiştik ki ‘Bunlar siyasette miting yaparken, toplantılar düzenlerken gözetilecek işler. Ama durum o değil, duygu o değil. Bu millet seçtiğini bırakmaz, seçme hakkını bırakmaz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten emanet Cumhuriyet’in en büyük kazanımı sandığı bırakmaz. Sandığa el uzatan oldu mu o elin karşısında dimdik millet durur. Devletini sever ama devleti milletin karşısına dikerseniz, o zaman millet sandığı savunur. Millet kazanır’ dedik. O günden bugüne de 46 derece sıcakta 15-16 kişinin bayıldığı eylem de oldu, eksi 4 derece sıcakta donduğumuz ama meydandan ayrılmadığımız, birlikte dolunun, karın ve tipinin altında kaldığımız ancak asla bir adım geri atmadığımız eylemlerimiz oldu. Çünkü o eyleme katılanlar biliyorlar ki bu mücadele, otokrasiyi savunanlarla demokrasiyi savunanlar arasındadır. Çünkü bu mücadele zalimle mazlum arasındadır. Çünkü bu mücadele ezenle ezilen arasındadır. Bu mücadele emeği sömürttürenlerle emeği sömürülen işçi sınıfının arasındadır. Bu mücadele yıllarca elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş, ‘Artık sen rahat et, sana biz bakacağız’ diye emeklilere seslenip de sonra bu toplum sözleşmesini bozanların, dünyanın en vicdansız emekli maaşını; yoksulluğun, açlığın, sefaletin maaşını veren vicdansızlara karşı emeklilerin haysiyet mücadelesidir. Onlarla emekliler arasındadır. Bu mücadele kendi iktidardan gidecek kaygısı dışında bu topraklarda hiçbir kaygıyı görmezden gelenlerle, geleceğinden kaygı duyan gençler arasındadır. Gençlerin onur, var olma ve haysiyet mücadelesidir. O yüzden güç bir haftayı geride bıraktık. Daha zoruna, mücadelenin daha koru koruna verileceği yeni bir haftaya da burada hep birlikte giriyoruz.”

KRİZİ DOĞRU OKUMAYAN BİR YÖNETİM VAR

Değerli arkadaşlar, dünya kritik bir eşikten geçiyor. Bakmayın yandaş basınlarına, televizyonlarına, birbirlerine dizdikleri övgülere. Diplomasi yapılmadığında; ‘Dik duruyorlar.’ Diplomasi yapmaya başladıklarında; ‘Efendim doğrusunu yapıyorlar.’ 180 derece geri döndüklerinde; ‘Hep arkasındayız, ne kadar güzel?’ Ama maalesef yeni bir krizle ve bu krizi doğru okumayan bir dış politika yönetimiyle karşı karşıyayız. Türkiye’nin çaresizliğini,&nbsp;maalesef iktidarın teslimiyetini, Gazze’yi yerle bir etmiş olanlara, orada soykırım yapmış olanlara, bir yandan ‘eli kanlı katil’ derken onlarla Gazze için aynı masaya oturanları, adı ‘barış’ olan ama ‘Gazze şeridi güzelmiş, burada Filistinlilere yer yok. Onları yandaki ülkelere süpüreceğim. Buraya oteller, kumarhaneler dikeceğim. Çok da doğalgaz varmış, onu istiyorum’ diyen Trump’ın adını ‘barış masası’ koyduğu ama Gazze’yi, Filistin’i işgal masasına&nbsp;Netanyahu&nbsp;ile birlikte oturanların ve Trump’a teslimiyet,&nbsp;Netanyahu&nbsp;ile görünürde kayıkçı kavgası… Ama dün Trump’a sorulunca ‘Erdoğan iyi iş çıkardı, ona güveniyorum.&nbsp;Netanyahu&nbsp;ile arasında sorun yok. Bir sorun yaşamayacaklar. Onlar da birbirlerine saygı duyuyorlar’ ifadeleri ortadayken, Türkiye’nin bölgede Amerikan planının bir parçası olması noktası, ‘Netanyahu&nbsp;ile birlikte çalışacaklar’ diyen&nbsp;Barrack’a… Türkiye Büyükelçisi bu. Daha geçtiğimiz aylarda ‘Trump akıllı. Benim aklıma hiç gelmemişti. Erdoğan’da olmayanı ona veriyor, karşılığında istediğini alacak’ diyen&nbsp;Barrack&nbsp;bu. Ne veriyormuş? Türkiye’de meşruiyeti yokmuş Erdoğan’ın, kendisine Trump meşruiyet verecekmiş. Karşılığında istediğini alacakmış. İşte tam o günleri yaşıyoruz. O günlerde Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri’ne gidip de öyle daha görüşmeden önce yasak&nbsp;savmalık, Filistin’in F’sini anınca, Amerikan Dışişleri Bakanı’nın ‘Trump ile beş dakika görüşmek için bize yalvarıyorlar. İşte Türkiye’ dediğini unutmadık. O görüşmenin ön görüşmesi Trump’ın oğluna Türkiye’deki nadir metalleri, elementleri söz vererek, ‘300 tane uçak alacağız’ diye söz vererek, pahalı ‘LNG’yi&nbsp;alacağız’ diye söz vererek, ‘Çin malına vergi koyacağız’ deyip daha gitmeden koyarak, ‘Amerikan malından vergi sıfırlayacağız’ deyip gitmeden indirerek gerçekleşen görüşme.

150 KIZ ÇOCUĞU ÖLMÜŞ, KİMSENİN SORGULADIĞI YOK

‘Beş dakika için yalvarıyorsunuz’ denen görüşmedeki teslimiyet, işte bugün yaşananlar. 71 bin Filistinli ölmüş. Filistinlilerin olmadığı masaya, ‘Olmayacak’ dedikleri&nbsp;Netanyahu’yu&nbsp;oturtup onunla birlikte Filistin’i işgal planını konuşmak. İran’a, bir ülkenin yönetim&nbsp;kadamesine, toplantı sırasında, Birleşmiş Milletler kararı olmaksızın… Hatta onlarla müzakere yürütürken, Londra’da görüşmeler yaparken, cuma günü ayrılıp ‘Pazartesiye&nbsp;bize düşüncenizi söyleyin, kırmızı çizgilerinizi söyleyin’ deyip, bu toplantının kararının alınacağı toplantıda ülkenin yöneticilerini torunlarıyla, çocuklarıyla, kızlarıyla bombalayan bir zorbalık, bir vicdansızlık, bir haydut devlet. Bizim İran’ın yönetimine, yönetim şekline, İran’da yaşananlara itirazımız var. İran’da İranlıların İran’ın geleceğini kararlaştırması gerektiği ve demokratik bir İran olması konusunda kararlılığımız var, tutumumuz var. Ama ne Güney&nbsp;Amerika’da,&nbsp;ne&nbsp;Ortadoğu’da,ne bir başka yerde uluslararası toplum olmadan, Birleşmiş Milletler kararı olmadan, bir ülkeye bir kişinin kararıyla, kendi ülkesindeki senatonun bile kararı olmadan, gidip de&nbsp;orada katliam yapması ve dünya kadar sivilin öldürülmesi… Yahu 150 tane civciv ölse yastır. 150 civciv ölse üzülür, bakarsın. 150 kız çocuk ölmüş Amerika’nın bombardımanında. Kimsenin dönüp baktığı, bunu düşündüğü, bunu sorguladığı yok. Dönüyorlar; Trump güzellemeleri, Trump üzerinden&nbsp;Netanyahu&nbsp;ile&nbsp;işbirlikleri&nbsp;ve bu ilk değil. Ben bu pazar, bundan iki gün önce 22’nci dönem milletvekili grubumuzdan hayatta olan kahramanlarla birlikteydim. Amerika’da söz verdiği, kendi henüz o gün partisinin başında ama başbakan değilken 1 Mart’ta Meclis’e getirttiği, ‘69 bin Amerikan askeri Türkiye’ye gelsin. Doğu’da, Güney Doğu’da altı tane üs kursun. İki liman bunlara verilsin. Irak Türkiye üzerinden işgal edilsin’ diye tezkere getirten Erdoğan… ‘O tezkere geçsin’ diye her şeyi ortaya koyan Erdoğan… Tezkere geçmeyince gizli tutanakları ele geçirip, 99 tane hayır oyu veren AK Partiliyi bulup siyasetten tasfiye eden Erdoğan… Bugün 1 Mart tezkeresine ‘hayır’ diyenler, Irak’ta 1,5 milyon Müslüman’ın kanı döküldü. Onlar Türkiye’nin eline bulaşmamasının gururunu yaşattılar bize. Cumhuriyet Halk Partisi grubu ve 99 AK Partili o günkü milletvekili Türkiye’yi altı kalıcı Amerikan üssünden kurtardı, Güney Doğu’yu Amerikan işgalinden kurtardı. Çıkmamak üzere Türkiye’den Amerikan postalının Mersin’e ve oradan Doğu’ya, Güneydoğu’ya gitmesinden bizi kurtardı.

DÜNYAYA SÜRPRİZ DEĞİL, HAKAN FİDAN’A SÜRPRİZ

Aynı Erdoğan bugün o gün aynı Amerikan yönetimiyle iş tutan ve Türkiye’ye ‘Bu Amerikan planı uygulansın’ diye partisine baskı kuran, karşı çıkanları tasfiye eden Erdoğan bugün yeni bir Amerikan planının parçasıdır. Burada ne oyun kurduğu&nbsp;vardır,&nbsp;ne oyunu gördüğü vardır. Sadece ona olmayan meşruiyeti verme karşılığında her türlü tavizi ondan alan, dizdiği bakanlarla alay eden, küstah, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’na söylendiğinde Erdoğan da olsa benim içimi sızlatan bir üslubun sahibi Trump’a teslimiyet vardır. Trump ne yapacağını biliyor,&nbsp;Netanyahu&nbsp;ne yapacağını biliyor. Ama bunlar ne oyunun içinde olduklarını, bunun gelecekte nereye doğru evrildiğini bilmiyorlar. Bakın bir Sayın Gazeteci soruyor. Hakan Fidan diyor ki ‘Şu an ani bir savaş tehdidi yok.’ İki sene önce değil bu, iki hafta önce. ‘Şu an için ani bir savaş tehdidi yok. Duruma hakimiz, görüyoruz.’ Oysa ki bütün dünya o savaş gemilerinin,&nbsp;fırkateynlerin, destroyerlerin, koruma botlarının böyle gelip tarihin en büyük yığınağını yaptığında Amerika’nın ne yapacağını görüyor. Ama bizim Hakan Fidan bunu görmüyor. Nasıl görecek, nasıl okuyacak bölgeyi? En başta bölgedeki büyükelçilerle okuyacak, değil mi? Liyakatli kadrolarla okuyacak. Türkiye’nin dış politik birikimine saygı duyarak okuyacak. Üzülerek söylüyorum ki İran’da, Birleşik Arap Emirlikleri’nde, Katar’da, Kuveyt’te, Bahreyn’de ve Suudi Arabistan’daki hiçbir büyükelçimiz kariyer olarak diplomat kökenli değildir. Köken; SETA, köken; AK Gençlik, köken; TÜGVA, köken; bir başka yandaş vakıf. Köken; Türkiye Büyük&nbsp;Millet Meclisi’nde Plan Bütçe Komisyonu Başkan Yardımcısı, Komisyon Sözcüsü. ‘Oralardan listeye koymadım, sana orada bir makam vereyim. Bir mevki vereyim. Git sen orada büyükelçilik yap.’ Bölgeyi okuyan, diplomasimizi yapan, her gün öğlen 12.00’ye kadar buraya o ülkeyle ilgili bilgileri kripto geçmesi gereken adamların meslekle alakası yok. Dışişleri Bakanlığı’nda muhteşem kadroları ‘monşerler’ diye tasfiye ettiler. Yıllarca batı ittifakının bir parçası,&nbsp;Sovyetler’in&nbsp;sınır komşusuyuz.&nbsp;Sovyetler’in&nbsp;havadan, denizden, karadan sınır komşusuyuz. Burayı yönetmiş bir dış politik birikim var. 1974’te Kıbrıs Barış&nbsp;Harekatı&nbsp;yapılmış. Ama devamında diplomasiyle mücadele edilmiş. Ege’de, Kıbrıs’ta bunlar gelene kadar Türkiye’nin de Kıbrıs Türkü’nün de bütün hakları kora kor savunulmuş. ASALA hedef almış, teker teker vurmuş.&nbsp;ASALA’nın&nbsp;hedefinde olan rahmetli şehit büyükelçiler var. Ama&nbsp;ASALA’ya&nbsp;teslim olmayan ve dünyada hiçbir ülkeye nasip olmayan cesaretiyle, birikimiyle, muhteşem bir hariciye geleneği var. Onlara ‘monşer’ diyor. ‘Bilmezsiniz’ diyor, ‘Ben bilirim’ diyor. Bak biliyor. ‘Ani bir savaş tehdidi yok’ diyor. Sayın Gazeteci de bunu duyduğuna memnun olduğunu söylüyor hepimiz adına. Sonra bir sabah kalkıyorlar, İran’a bilmem kaç ton bomba atılmış. 300 uçakla sorti yapılmış. Dünyaya sürpriz değil, Hakan Fidan’a sürpriz.

BAŞTA 150 KIZ ÖĞRENCİ İÇİN İRAN HALKINA BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUZ

Ama dünya kritik bir eşikten geçerken bölge bir ateş çemberine dönüşürken hala içeride huzursuzluk yaratan, Türkiye’yi içeride kutuplaştırmaktan medet uman bir anlayışla karşı karşıyayız. Öyle bir iktidarla muhatabız ki toplumsal barışı bozarken, dışarıda da ilkeli durmuyor. Ama Türkiye’yi zayıf düşürmenin bedelini dışarıda da ülkeye ödettiriyor. Amerika ve İsrail istediği her ülkeye saldırabileceği bir yeni dünya düzeni kurmaya çalışıyor. AK Parti iktidarı Trump yönetimine çıt çıkarmıyor, Gazze’de İsrail ile aynı masada oturuyor. Amerikan Büyükelçisi’nin her gün küçük düşüren yaklaşımlarına ağzını açıp da bir cevap vermiyor. Biz Amerika ve İsrail’in planları karşısında bölgemizde yaşayan tüm insanların hakkını cesaretle savunduk, savunmaya da devam ediyoruz. Amerika ile İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan, masum sivilleri hedef almaktan çekinmeyen bütün müdahalelerini reddediyoruz. Komşumuz İran’a yapılan saldırılara karşı da duruyoruz. İran halkının yanındayız. Kayıpları için, başta 150 kız öğrenci tüm kayıpları için başsağlığı diliyoruz. İran'daki rejimin baskıcı, insan haklarını yok sayan politikalarını tasvip etmemekle birlikte İran’ın ve bölgemizin geleceğine karar verecek olanların İran’da yaşayanlar, bölgede yaşayanlar olması gerektiğini savunuyoruz. Mevcut krizin diplomasi masasına dönülerek çözülmesini savunduk. Bu konuda ısrarcıyız. Bu konuda Türkiye’nin de ısrarcı olması gerektiğini ifade ediyoruz. Trump’ın ve&nbsp;Netanyahu’nun&nbsp;dayattığı düzen, yeni dünya düzeni olamaz. Kan akıtan, bütün kurulları dışlayan, kuralları yok&nbsp;sayan bir düzensizliğe ‘yeni düzen’ denemez. Bunun için biz dünyadaki siyasi akrabalarımızla birlikte bu düzene, bu dayatılan karmaşaya itiraz ediyoruz. Türkiye’nin de burada uluslararası toplumla birlikte dünya düzenine, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ve üçüncü dünya savaşı olmasın diye ortaya konmuş düzene sahip çıkmaya, uluslararası hukuka saygılı olmayanlara açıktan ya da örtülü destek olmamaya, bir kez daha Erdoğan’ı bu şekilde davranmaya davet ediyoruz.

BUNUNLA SUÇLANIYORSA TANJU BAŞKAN’LA GURUR DUYUYORUM

Değerli arkadaşlar, Sayın Bahçeli bugün önemli bir konuşma yaptı. Geçen hafta Meclis Başkanı ziyaret etti. Onunla önemli değerlendirmeler yaptık. Bugüne doğru geliyorduk. Bugüne gelirken önemli iki gelişme, eş zamanlı. Aynı anda iki saat arayla oldu. Bir tarafta İsrail ve Amerika İran’ı vurdu. Bir anda Türkiye’nin bir olmasının, beraber olmasının, iç cephenin kuvvetli olmasının,&nbsp;iktidarıyla -&nbsp;muhalefetiyle birlikte Türkiye’nin dimdik ayakta durması gerektiğinin hatırlanması gereken anlar yaşıyoruz. Bu olaylar olurken Meclis’te üç dönem birlikte milletvekilliği yaptığımız, iki dönemdir Bolu’da iki oydan birinden fazlasını alan, memnuniyet anketlerinde yüzde 70-80 çıkan ve Bolu için çalışan Tanju Özcan’a operasyon yapıyorlar. Tanju Özcan Bolu’da bir vakıf kurmuş. Vakfa AK Parti’yi dahil etmiş, MHP’yi dahil etmiş. Esnaf odalarını, şoförler odasını, bütün Bolu’yu içine koymuş. Demiş ki ‘Bolu’nun çocuklarına siyaset ayrımı yapmadan sahip çıkacağız.’ Hep birlikte Bolu’da dönmüşler ve Bolu’nun&nbsp;işadamlarına, zenginlerine, kendileri dahil, Bolu’dan para kazananlara, dışarıdan gelmiş Bolu’da şube açmış, vergiyi İstanbul’da veren zincir marketlere, ‘Bu vakfa destek olun kardeşim’ demişler. Hep beraber yapmışlar bunu. 528 Bolulu yoksul genci üniversitede yüksek burslarla okutuyorlar bu arkadaşlar. Bolu’daki bir vakıf. Ayrıca bu vakfın burs isteyen her gence, Bolu’da olup dışarıda okuyan ve Bolu’ya gelen, başvuru yapan, kriterleri tutturan her gence burs veren o vakıf, ayrıca da Bolu’ya bir huzurevi yapmak için de çalışıyor hep beraber. Sabahın köründe normalde ya adliyenin yanında belediyede çalışıyor ve Tanju Özcan. Çağırsan ifadesini alırsın, sabahın köründe telefon davetiyle değil, eve polisin gelip davet etmesiyle değil, jandarma operasyonuyla alıp gözaltına koyacaklar. Üç gün tutacaklar. Ve üç gün boyunca kendisine sorulan soru, savcılıkta soru, ikinci bir soru yok. ‘Bir kuruş sana para geçmiş, menfaat elde etmişsin’ yok. ‘Sen bu vakfa bağış yapın diye şirketlere söylemişsin. Üç harfli şirketlere. Buraya bağış yapın demişsin.’ Adam geliyor Bolu’ya 17 tane şube açıyor. Bolu’daki mahalledeki esnafı canından bezdiriyor, batırıyor. Bolu’nun parasını kazanıyor, kaymağını yiyor, karını ediyor. Vergisini İstanbul’da veriyor. ‘Kardeşim şu vakfa bir destek ver’ deyince icbar yoluyla irtikap oluyor. Eğer belediye başkanıma bundan sonra başka sorulan bir soru yok, kör kuruş yok.&nbsp;Tanju eğer bununla suçlanıyorsa ve Tanju bununla utanacaksa, bu soruyu soranlar utansın, ben Tanju’yla gurur duyuyorum kardeşim. Gurur duyuyorum. Esas meselenin kökü burada. Meselenin kökü.

BİR KURUŞ BORCU YOK, MUHTEŞEM YÖNETİLİYOR

Tanju’nun Hakimler Savcılar Kurulu’na yaptığı başvuru var. Tanju’ya bu operasyonunu yapan Bolu Cumhuriyet&nbsp;Başsavcısı‘nı Hakimler Savcılar Kurulu’na&nbsp;şikayet&nbsp;etmiş. Sebep? Hatırlayacaksınız, Kartalkaya’da cayır&nbsp;cayır&nbsp;yandı ya bebekler, anneler, babalar cayır&nbsp;cayır&nbsp;yandılar, 78 kişi. Hızla bir bilirkişi kurdular. Otelde üç gün çalıştılar. Zaten o kadar süreleri vardı. Sonra bir bilirkişi raporu yazdılar. Bilirkişi raporunu getirdiler teslim ettiler. İşte bu Cumhuriyet Başsavcısı&nbsp;şikayet&nbsp;edilen kısmında yazan kişi. ‘Burada neden bakanlık yazdınız? Bakanlığı silin.’ Tek yetkili, tek. Bolu Belediyesi’nin sınırlarının dışında. İl Özel İdaresi’nin sınırların içinde. İl Özel İdaresi sorumlu ama Turizm Bakanlığı baş sorumlu. Böyle nal gibi yazıyor kapıda. Ruhsatı veren de o denetlemeden sorumlu da o. ‘Bunu alın, bakanlığı silin, yerine Bolu Belediyesi yazın.’ ‘Yazamayız belediye sınırlarında değil. Bakanlığı nasıl yazmayalım? Tek yetkili bakanlık.’ ‘O zaman siz bu işi bırakın.’ Teker teker burada çıkardım gösterdim ya. 7 bilirkişi mazeret dilekçesi yazarak raporu verecekleri üçüncü günün akşamüstü beşe on kala ‘Görevden affımı istiyorum’ deyip sonra başka yerden yeni bilirkişi görevlendirdiler. İşte bu tutumundan dolayı diyor ki Tanju ‘Yedi bilirkişinin tamamın aynı zaman diliminde görevden affını istemeleri, hayatın doğal akışına aykırıdır. Olay günü&nbsp;re’sen&nbsp;görevlendirilen bilirkişilerin ivedi biçimde dinlenmesini, baskı ve telkinle görevden aflarını isteyip istemedikleri saptanmalıdır. Nüfuz kullanmak suretiyle yedi bilirkişiye birden el çektirdiği için bu açıkça yasaya aykırıdır ve&nbsp;şikayet&nbsp;ediyorum’ diyor, ‘İbrahim Cansever’i.’ Şimdi anladınız mı 528 öğrenciye burs veren vakfa, bağış yaptırtan&nbsp;Tanju‘ya operasyon yapan adamın hem kuyruk acısını hem de Ankara’dan niye bu kadar çok savunulduğunu? Niye hâlen daha&nbsp;HSK’nın&nbsp;ona bir işlem yapmadığını. Ayrıca kişi ile ilgili yedi ayrı&nbsp;şikayet&nbsp;var. Örneğin dördüncüsünde Turizm Bakanlığı ile ilgili yapmadığı işler. Örneğin ‘Bir şirket yangın sigortası yapmış bu otele. Yapmak için görmek lazım. Bu şirket hakkında işlem yapmıyor’ diyor. ‘İl Özel İdare hakkında yapmıyor’ diyor, ‘Turizm Bakanlığı hakkında yapmıyor’ diyor. Sen misin&nbsp;şikayet&nbsp;eden? Gel bakalım üç harflilerden burs parası almak suçundan sana icbar yoluyla irtikaptan tutukladılar. Tüm Bolu’ya dokunan, Bolu’da neredeyse CHP’li, gurur duyuyoruz partimizden olmasından ama, Bolu’da her partinin sahip çıktığı yüzde 80 halk desteğine kavuşmuş, bir kuruş borcu olmayan muhteşem yönetilen bir belediye ve al onu, ‘Bolu’da cezaevinde tutarsak cezaevinin müdüründen gardiyanına herkesin sevdiği biridir, rahat eder’ diye Sincan’a, F tipine, yüksek güvenlikliye, terör örgütü üyelerinin ya da darbecilerin konulduğu, kanunda öyle olduğu&nbsp;yere sen gel bu belediye başkanını koy. Suçundan ceza alsa, en üst sınırdan verseler yatarı bir yıl 1,5 yıl diyor Ali Mahir Başarır. 1,5 yıl. Tutmuş tutukluluk yapıyor bununla ilgili.

ŞİMDİ İÇ CEPHEYİ BOZAN BİZ MİYİZ?

Şimdi şu kadarını söyleyeyim. Sayın Bahçeli bugün önemli bir konuşma yaptı. Sayın Bahçeli diyor ki, ‘İç cephemiz sarsılırsa, sağımız solumuz zehirli&nbsp;haşaratlarla&nbsp;dolacağını merak ediyorum. Ne zaman görmeyi ümit edecek birileri’ diyor. İç&nbsp;cepheleyi&nbsp;sarsmak derken bana demiyor herhalde.&nbsp;Bolu’un&nbsp;seçilmiş belediye başkanına en son, Türkiye’nin ilk en büyük belediyesi Esenyurt’un belediye başkanına, devamında 16 milyonluk İstanbul’un üç kere üst üste seçilmiş belediye başkanına, Cumhurbaşkanı adayımıza. Adana gibi&nbsp;başkan&nbsp;Zeydan&nbsp;Karalar’a&nbsp;mı? Her gün sabah kalkıp Zeydan Başkan’ı suç örgütüne sokamadılar, çünkü İmamoğlu suç örgütü kurulmadan önce kendinden önceki belediyenin verdiği ihalenin ödemelerini düzenli yaptığına bile iftira atarak aylarca içeride tuttular. Şimdi iç cepheyi bozan biz miyiz? Her fırsatta yerel seçimden sonra ‘Bu seçimin kazananı, kaybedeni yok. Kazananı Türkiye’dir’ diyen ben miyim? Yoksa o seçim sonuçlarını hazmetmeyip Ekrem Başkandan Zeydan Başkana Ahmet Özer’den 16 belediye başkanımıza kadar teker teker her sabah birine algı operasyonu yapmak için iki kolunda polisle kapıya dayananlar mı? Ben hiç üstüme almadım bunu. Bir okuyun baştan aşağıya. Sayın Bahçeli diyor ki ‘Edirne’ye Enver alacağına Bulgar alsın diyenlerin işbirlikçi torunları.’ ‘Edirne’ye Enver alacağına Bulgar alsın’ diyenler kimler? Onların torunları kimler? Kim savunuyor Damat Ferit’leri, kim savunuyor&nbsp;Milli&nbsp;Mücadeleyi? O yüzden bugün Sayın Bahçeli’nin bu önemli konuşması satır&nbsp;satır&nbsp;okunsun. Arkasında coğrafyayı doğru okumayanlarla doğru okuyanların Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mücadele arkadaşlarının, partimizin kurucusunun neleri doğru yaptığını anlatıyor ve karşısında duranların da hangi ihanet, hangi teslimiyet içinde işgal kuvvetlerine ‘Gücüm var giderim, donanmayı çekerim, Müslümanları ezerim’ diyenlere destek olanların kim olduğunu, torunlarının da bugün hangi hatada olduğunu söylüyor. Tam oradayız, tam oradayız.

MADEM MİLLİ DURUŞ LAZIMDI, İFTARA KATILACAKTIK

Bir kez daha tarihin kırılma noktalarından birindeyiz. 1 Mart Tezkeresi’nde görüldü, kim Amerikancı kim antiemperyalist. Kurtuluş Savaşı’nda göründü, kim işgal gali ordularına kırmızı halılar serdi, kim ölüm fermanı boynunda Anadolu’ya geçip kurtuluş mücadelesi verdi. Şimdi bir kez daha Filistin’in yanında duracaklarla, Müslüman kanı akmasın diyeceklerle işgalci Trump’a yarenlik edecekler saf&nbsp;saf&nbsp;ayrışıyor. İşte bir kez daha tarihin kırılma noktasındayız. Bu yüzden Sayın Bahçeli ‘İç cepheyi güçlendirelim’ derken son hedef Tanju, ilk&nbsp;hedef Ahmet Özer. Bütün hedef Türkiye’nin kurucu partisini felç etmek, yerel seçimlerdeki başarısına pişman etmek, yapılacak seçimlerde bizim yerimize bunlar geçmesin diye her türlü kötülüğü, her türlü&nbsp;işbirliğiyle, her türlü kumpasa alet ederek böyle bir yürüyüşe engel olmaya çalışmak. Diğer tarafta her seferinde doğru yerde durmuş,&nbsp;Ergenekon -&nbsp;Balyoz kumpasında da birileri orduyu diye ordu kahraman olduğu tasfiye ederken karşısında durmuş, her seferde kandırılmamış, birileri tarafından kandırıldığını iddia edip de elini o deterjanla yıkayıp, böyle kurutmamış, tarih boyunca tutarlı olmuş bir siyasi hareket yine aynı yerde doğru yerde durmaya devam ediyor. Sayın Numan Kurtulmuş geçen hafta geldi. Nazik bir ziyaret yaptı ve dedi ki ‘Komisyonda çok önemli katkıları oldu CHP’nin, komisyona demokratikleşme ile ilgili çok önemli bir madde, yedinci maddenin yazılmasına büyük emeği oldu arkadaşların. Zor dönemde Cumhuriyet Halk Partisi kimsenin giremez dediği sırada bu şartlar altında komisyona girdi, durdu. Günü geldi kendi kararlarını savundu ama önemli bir noktadaydı.’ Ben de anlattım. Biz bunları yaşarken bize neler yaşatılıyor diye. Sayın Kurtulmuş da dedik ki kalkarken ‘Haftaya&nbsp;Salı&nbsp;günü akşam&nbsp;bi&nbsp;iftar veriyorum. Bu iftara gelirseniz bir yuvarlak masanın etrafında oturulursa, mübarek Ramazan’ın ruhuna uygun olarak. Bundan sonra inşallah demokrasi olur iyiye gidiş olur. Herkes bunları görür.’ Vallahi billahi de katılacaktık. Gidecektik, o masada Meclis Başkanı davetiyle o iftara icabet edecektik. Madem ki milli bir duruş lazımdı, madem ki iç cephe güçlü olsundu, madem ki bu kadar saldırı altındayken Türkiye’de risk büyükken,&nbsp;iktidarı -muhalefeti, bütün muhalefeti orada bulunsundu. Yine balta çektiler arkadaş.

SİYASİ TARİHİN EN UZUN KAMPANYASI İÇİN HAZIRIZ

Gideceğim, iftara gideceğim. Bu akşam iftara Sincan Cezaevi’ne Tanju’nun yanına gideceğim. ‘Geçen hafta yoğundu, zordu, daha da yoğunu olacak’ dedim. Olacak. Bugün bu toplantı olacak, yarın İstanbul’da ikinci bölge mitingi olacak, perşembe günü gerekli hazırlıklar yapılacak, cuma günü Bolu’ya gidilecek, Bolu ayağa kaldırılacak. Cumartesi Karaman’da millet iradesine sahip çıkacak. Pazar günü Eskişehir’de Sivrihisar’dan bir boydan bir boya Eskişehir’de 8 Mart’ta kadınların Atatürk’e şükranlarına ortak olunacak. Bu kürsüye gelene kadar ne ben&nbsp;duracağım,&nbsp;ne&nbsp;milletvekillerimiz,&nbsp;ne parti&nbsp;meclisimiz,&nbsp;ne örgütümüz. Madem ki kötülük gemi azıyı almıştır, hodri meydan, iyilik karşınızdadır. Cesaret karşınızdadır. Cumhuriyet Halk Partisi karşınızdadır. Bir yandan ne yapıyor? ‘Kötülükler yapalım ki bununla uğraşmaktan, bizle uğraşmaktan işlerini güçlerini yapamasınlar.’ İşte orada aldanırsınız. Düşman&nbsp;Polatlı‘ya dayandığında, Meclis’e top sesleri geldiğinde Meclis’i kapatmayan partiyiz biz. Her türlü zorluğa&nbsp;rağmen,&nbsp;hem mücadele eden hem direnen hem çalışan partiyiz biz. Dün gördünüz, ‘Seçimlere gerekirse 1000 günlük kampanya’&nbsp;demiştik. Dün 340’ncı günündeydik. 1000’inci günü gelene kadar durmadan çalışacağız. Birileri daha kendi aday mı olacak? ‘Kaybedeceksem olmam.’&nbsp;TikTokçu&nbsp;Hakan? ‘Olmaz. Yerine olsun bizim oğlan.’ Öbür taraftan damat niyetleniyor, bu taraftan bir başkası şiddetleniyor. Onlar bu mücadelede olsun. Bizim adayımız belli. Kadrolarımız belli. Programımız belli. Seçim beyannamesi yazıyoruz. Sahada Cumhuriyet tarihinin, dünya siyasi tarihinin en uzun kampanyası için her şeyimiz hazır, yola çıktık, devam ediyoruz.

ÖVÜNECEK DEĞİL, UTANACAK HALDESİNİZ

Yönetimin her kademesini&nbsp;şahsileleştiren&nbsp;bu iktidar, içeride ekonomik krizi de derinleştirmeye çalıştıkça bize de bu noktada görev düşüyor. Rakamlar ortada. Yoksullukta Avrupa birincisiyiz. Yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. İşsizlikte Avrupa birincisiyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Şubat ayı enflasyonu açıklandı. Daha yılın ilk ayında yüzde 4,8 idi, dün de kısa şubatın yüzde 3’lük enflasyonu açıklandı. Bu rakam 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. ‘Dünyada enflasyonu bizden düşük 100 ülke’ demiyorum. ‘Bir yıllık enflasyonu, 365 günlük enflasyonu bizim kısa, 28 günlük şubat enflasyonundan daha düşük 100 ülke var’ diyorum. ‘Bizim bir ayda muhatap olduğumuz enflasyona bir yılda muhatap olmayan dünyada 100 ülke var’ diyorum. Türkiye iyi mi yönetiliyor, kötü mü yönetiliyor, yoksa berbat mı yönetiliyor? Esas buradan bakmak lazım. Dünyadaki gıda enflasyonu bizden daha yüksek üç ülke var sadece. 200’ün üzerinde ülke var, üç ülkede gıda enflasyonu bizden yüksek. Onun dışında bütün ülkelerde durum bizden iyi. Yüzde 21’e revize etmişlerdi enflasyonu daha geçenlerde. İki aylık enflasyon yüzde 8 oldu bile. Yüzde 21’i tutturmaları için marttan başlayıp&nbsp;aralıka&nbsp;kadar yüzde 1 enflasyon yapmaları lazım. Mümkün değil, tutmayacağı dünden belli. Peki bu kara tablo varken TÜİK ne yapıyor? ‘2025 yılında Türkiye yüzde 3,6 büyüdü diyor.’ Sabit gelirlilerin, çiftçilerin, emeklilerin aldığı pay küçülürken bir avuç insana servet transferi nasıl devam ettiyse Türkiye yüzde 3,6 büyümüş. 19 Mart darbesinin mali ayağı Mehmet Şimşek, kişi başına milli gelirin 18 bin 40 dolara yükseldiğini söyleyip övmüş. Bakın bu şartlarda hiç değilse susar insan. Özeleştiri yapmıyorsan, bu Ramazan’da yarattığın yoksulluktan utanmıyor, hicap duymuyor, özür dilemiyorsan bari susar insan. Yok, ‘18 bin 40 dolar’ diyor. Bakın, 18 bin 40 dolarlık milli geliri açıklıyorum. Asgari ücret 28 bin lira; yıllık 7 bin 636 dolar yıllık asgari ücretlinin. En düşük emekli aylığı 20 bin lira; 5 bin 454 dolar yıllık emeklinin. Yaşlılık aylığı 6 bin 400 lira; yıllık bin 745 dolar bu teyzemin, Hanife teyzenin. Engelli aylığı 5 bin 100 lira; yıllık bin 390 dolar burada oturan engelli canım kardeşimin. Yetim aylığı 4 bin 734 lira; yıllık bin 291 dolar bu zavallı yetimin. Topla hepsini; 17 bin 516 dolar. Ey Mehmet Şimşek senin cebini doldurduklarının kişi başına düşen milli geliri 18 bin 40 dolar. Bu emeklinin, asgari ücretlinin, Hanife&nbsp;teyzenin, engelli kardeşimin, yetim kardeşimin toplamı 17 bin 516 dolar. Övünecek değil, utanacak haldesiniz.

ÖTV’Yİ ZARURİ HARCAMADAN DA KALDIRIYOR MUSUN?

Bu arada 10 yıl önce sosyal yardım alan kişi sayısı 12 milyonken, bugün 19 milyon. 12 milyon kişi sosyal yardım alıyormuş, 10 yıl geçmiş. Hesapta Türkiye büyümüş, hesapta zenginleşmiş. Devletten sosyal yardım alan 19 milyon kişiye çıkmış. Bu rakam ortadayken utanmadan, sıkılmadan bana kişi başına milli gelir hesabı yapıyor. Bir de baskılanmış dolar kuruyla, bilmem neyle. Yani&nbsp;envai&nbsp;çeşit başka sebebi var. Bari git zengin ettiklerinin kulağına söyle, ‘Sizi zengin ettim’ diye. Gelmiş, yoksul ettiklerinin karşısına ve ‘Birilerini zengin ettim’ diyor. Öyle ya para onların, bizlerin cebinde değilse ama ortalama yükseldiyse para birilerinin cebinde. Siyasette en önemsediğim, vergi farkındalığı. Çünkü demokrasi vergi farkındalığından doğuyor. Yani birileri istediği kadar para topluyor, kafasına göre hizmet ediyorsa o tek adamlık. 1200’lü yıllarda başladı buna itiraz. 1800’lü yıllarda bize yetişti. Ancak&nbsp;Cumhuriyet‘le birlikte millet, bütçe yapma hakkına tam anlamıyla erişti. Bütçede devletin alan sağ eli ve dağıtan şefkatli sol eli. Bunun dengesi. Bunun için vergi farkındalığı çok önemli. Aylardır anlatıyoruz, yıllardır anlatıyoruz. 100 lira vergi toplanıyor, 65 lirası dolaylı vergilerden. Fabrikatörle kapıdaki bekçi aynı vergiyi veriyor elektriğe, suya, telefona, monta, çocuk ayakkabısına. Maaşlardan kesilen vergi toplamı yüzde 23, gelir vergisinin. Geriye sadece zenginlerin, kazananların verdiği kurumlar vergisi yüzde 11. ‘Bunu terse çevireceğiz. Vergi farkındalığı budur’ diyoruz. Bunları anlatırken de şunu söylüyoruz. Özel tüketim vergisi alınıyor, esas adı lüks tüketim vergisiydi bu. Sonra adını özel tüketim vergisine çevirdiler. Bugün özel tüketim vergisini mutfak tüpünden alıyor, tırnak makasından alıyor, zaruri ev aletlerinden alıyor. Dün de söyledim, ‘Pırlantadan, elmastan almıyor’ diye. Kanun teklifi vermişler, elmas ile pırlantadan da artık yüzde 20 özel tüketim vergisi alınacak. Bu milletvekilinin taktığı bilmem kaç dolarlık saat var ya o saatte lüks tüketim vergisi yok, kayışında var. Kayışında lüks tüketim vergisi alıyor, saatin kendisinden anlıyor. Neden? Zenginin işi kayışla değil ki. Zenginin işi oradaki 10&nbsp;bin, 100 bin dolarlık saatle. Şimdi elmasla pırlantaya vergi getiriyormuş. Getir, bir mahsuru yok. Ama esas söylediğimiz; mutfak tüpünden kaldırıyor musun kardeşim. Zaruri ev aletinden, çocuğa yapılan harcamalardan kaldırıyor musun? Yoksa ‘Cumhuriyet Halk Partisi hatırlattı, pırlantadan da alalım. Utandık, alalım.’

BİR YANDA CAKA SATAN, BİR YANDA ‘PARA YOK’ DİYEN VAR

Yüksek gelirli ülkeler ligine geldiğimiz müjdesini verdikleri gün ne oldu biliyor musunuz? Bir tarafta Mehmet Şimşek ‘Yüksek gelirli ülkeler arasına girdik’ diyor. Millet de bakıyor cebine, cüzdanına, kredi kartı ekstresine. Öbür tarafta birini&nbsp;yollamışlar, AK Parti’nin Grup Başkanı, ona da o işi vermişler. Televizyonların karşısına çıkmış, kanun teklifi veriyor. Kanun teklifi için tabii haklı olarak Meclis’i takip eden gazeteci… Ülkenin gündemi belli, milletin günden belli. Soruyor arkadaş, ‘Bayram ikramiyesi için bu kanun teklifinde madde var mı?’ Öyle ya bayram ikramiyesi 4 bin lira, bunun artırılması için kanuni düzenleme lazım. Diyor ki ‘Veremedik. Hazinede para yok. Zaten emekliye falan verirken de kaynak sorunu vardı. Onlara da bir şey veremedik. Paramız yok.’ Bir tarafta ‘Yüksek gelirli ülkeler ligine girdik’ diye caka satan Mehmet Şimşek, öbür tarafta ‘Emekliye para veremeyiz, yoktur’ diyen birisi. Emekliler, ikisi de yalan söylüyor ve ikisi de doğru söylüyor. Doğru söylenen taraf şudur; haktır ama yoktur. Çünkü sizin hakkınızı bunlar başkasına yedirmiştir. Mehmet Şimşek’in toplam parayı kişi başına bölüp söylediği rakam bir yerlerde kümelenmese, odaklanmasa, zenginlerde birikmese herkese yetecek kadar para var. Siyaset öncelik belirleme işidir. Maalesef bu iktidar döneminde bakın hatırlayalım; emekliye bayram ikramiyesi 2015 seçiminin ana konusuydu. 7 Haziran’a giderken biz dedik ki ‘Emekliye bir maaş bayram ikramiyesi.’ O dönemde MHP’de ‘Vereceğiz’ dedi, o dönemki DEM de ‘Vereceğiz’ dedi. Ama AK Parti ‘Vermeyiz’ dedi. 7&nbsp;Haziran‘da çoğunluğu kaybetti. 1 Kasım seçimine giderken ‘Ben de vereceğim’ dedi. 1 Kasım’da millet onlara çoğunluğu verdi. Arada yaşananları uzun konuştuk, konuşuruz. 2015’te iki bayram vermedi. 2016 vermedi, 2017 vermedi. 2018’de seçimden önceki bayram bin lira verdi. Biz o zaman itiraz ettik, ‘Bir asgari ücret ver’ diye. O bin lira verdi.

DEFTERLERİNİ DÜRMEK İÇİN EMEKLİLER SANDIĞI BEKLESİN

Verdiği bin lira üç tane çeyrek altın alıyordu 2018’de. Bugün çeyrek altın 12 bin 700 lira.&nbsp; Çarp üçle; 39 bin lira. CHP ne diyor? ‘Asgari ücret olacak 39 bin lira’ ve CHP ne diyor? ‘Emekliye bayramda bir asgari ücret ikramiye, o da 39 bin lira.’ Bir yanda hesabı doğru yapan, her taahhüdünde birbiriyle denk düşen, hesabı tutturan bir CHP var. Bir yanda 2018’den bugüne TÜİK’e inanırsan… Nedir TÜİK? Tayyip Bey’i Üzmeyin İstatistik Kurumu. TÜİK’e inanırsan o günden bugüne yüzde 1059 enflasyon tutmuş. Yani 11,5 kat artmış toplam malların ve hizmetlerin değerine gelen zam. Bunlar ikramiyeyi 1 liradan, 4 lira yaptılar. Yani yüzde 1059 enflasyon varken, yüzde 300 artış veriyorlar bayramda verilecek ikramiyeye. Öyle olunca ne oluyor? Olması gerekenin üçte birini verince bugünkü hal ortaya çıkıyor. Zaten TÜİK rakamları da yanlış, bastırılmış. Normal şartlarda üç çeyrek altın alacakken verilen bu parayla çeyrek altının üçte birini alıyorsun. Bakın ilk verilen bayram ikramiyesi üç çeyrek altın alıyordu. Canlı yayında bütün kuyumcuların şahitliğinde, bütün milletin huzurunda hesap ortada. Bugün ‘Yeter, zam yapmıyoruz’ dedikleri 4 bin liralık bayram ikramiyesi çeyrek altının üçte birini alıyor. Dokuz kat üttüler sizi. Dokuz kat yediler hakkınızı. Bunu böyle&nbsp;görelim, bunu böyle bilelim. Defterlerini dürmek için de bütün emekliler hep beraber sandığı bekleyelim.

İKİ KİŞİDEN BİRİNİN MAAŞINDAN FAZLA KART BORCU VAR

Bakın öyle bir veri çıktı ki kredi kartı borçları tarihin en yüksek seviyesinde. Cumhuriyet tarihi rekoru. Önce burayı göstereyim. İki kişiden birinin kredi kartı borcu maaşını geçmiş. Yani bu kardeşim maaşını alırken bakıyor, aldığı maaştan fazla kredi kartı borcu var. Türkiye’de iki kişiden birinin. Bunu unutmayın, yarın akşam mitingde soralım. En iyi kamuoyu araştırması. Ne çıkarsa kabak gibi çıkıyor. Türkiye’de 6,2 trilyon lira toplam kredi kartı borcu var. Hepimizin kredi kartlarının borç toplamı 6,2 trilyon lira. Borcu takipte olan 4,2 milyon kişi var Türkiye’de. Tarihin en yüksek rakamındayız, en borçlu zamanındayız. Bunun sebebi birkaç hafta önce konuşmuştuk; yüzde 95’lik tefecinin bile almadığı faizi alan bu sistem. Bakın; parası olan, bankaya koyan, parasıyla geçinen, bankadan aldığı faizle geçinenden yüzde 17,5 stopaj alınıyor. Kredi kartının borcunu ödeyemeyip, faize düşenden yüzde 30 vergi alıyorlar. Yüzde 45, üstüne 30, yüzde 15 bilmem ne, yüzde 95. Yani bugün Türkiye’deki her iki kişiden biri kredi kartı borcu maaştan fazla ya, kapatamıyor zaten. Ve o borca yüzde 95 koya koya, borcu kartopu gibi büyüten bir sistem var. Kartopu gibi. Ve çok büyük bir iflasın, bir kez daha hatırlatıyorum ki; büyük bir toplumsal infial eşiğindeyiz. Bu üç harfliler, ‘İki ay sonra öde’ kampanyası yapmış. ‘Haydi veresiye ile şimdi al iki ay sonra öde.’ Buraya bütün ürünlerin fiyatını koymuş. Böyle bir kampanyayla Ramazan’ı geçirmeye çalışan bir memleketin içindeyiz.

TAYYİP BEY GİDECEK, SOFRAYA TEKRAR BEREKET GELECEK

Gelelim haftanın klasiklerinden birine. Öyle ekonomiyi enine boyuna konuşmadan, karşılaştırmadan ve Tayyip Bey’e kendi sözlerini hatırlatmadan Allah bu kürsüden inmeyi nasip etmesin. Tabii bir de gelecek hafta var. Ayın 10’u doluyor. Hani bir AK Partili siyasetçi önce ‘seyyar giyotindi.’ ‘Aferin oğlum gel burada takıl. Bakan yardımcılığında birazcık bakın. Hadi sonra oğlum Akın, git orada İstanbul’un milli iradesine karşı akın akın. Aferin oğlum Akın, gel birazcık da bakanlıkta takıl’ dediler ya. Bir ayı doluyor bir ayı. Mal varlığının bir ayı doluyor. Haftaya Salı mal varlığı ile ilgili beyanı teslim etmesinin son günü. İnşallah o gün o mal varlığına birlikte bir göz atacağız hep beraber. Hiç kimse merak etmesin. Ne demişti Tayyip Bey? ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız, bana beddua edin.’ Burada bir itirazım var. Biz sizin gibi kötü insanlar değiliz. Biz beddua bilmeyiz, ‘Beddua döner edeni vurur’ derdi rahmetli anneannem. Beddua etmeyi size bırakıyoruz. Biz milletçe dua ediyoruz. AK Parti iktidarı yakamızdan düşsün diye. Dua ediyoruz. Kural, ‘Üç yıl öncekinden az ekmek&nbsp;alıyorsan.’ Önce ekmeğe baktık. Azalıyor. Sonra pideye baktık. Azalıyor. Şimdi iftar sofrasına bakalım, restoranda iftar enflasyonu. Hesaplamış arkadaşlar. 2023 yılı aynı restoran. Çorba, pilav, et yemeği, salata, içecek. Dört kişilik aile. Üç yıl önce ya. 2023’te bin 130 liraya kalkıyorsun. Bugün bu sofra 6 bin 500 lira. Dört kişi; çorba, pilav, et yemeği, salata, içecek. 6 bin 500 lira. Doğru mu? ‘Üç yıl öncekine göre az ekmek alan beddua etsin’ diyordu. Bin 130 lira üç yıl önce, 6 bin 500 lira şimdi. Peki bu abime verdiğin asgari ücretle, bu abim 2023 yılı asgari ücretle sekiz kez iftar yapabilirdi ailesiyle dışarıda. Bu seneki asgari ücretle dört kez yapabiliyor. Üç yıl önceye göre ekmek büyümüş mü küçülmüş mü? O zaman Tayyip Bey bedduayı hak etmiş mi? Ama beddua etmiyoruz. Hep beraber dua ediyoruz. Tayyip Bey gidecek, bu sofraya tekrar bereket gelecek.

EŞEL MOBİL SİSTEMİ TEKRAR HAYATA GEÇİRİLMELİDİR

Buradan bir çağrım var. İran’a yapılan saldırıdan sonra Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, tankerlerin tehlikesi, tedirginlik, petrol fiyatları yukarı doğru tırmanıyor. Böyle olunca petrol fiyatı düşünce düşmeyen mazotumuz, benzinimiz, tırmanınca tırmanıyor. Mazota geçen hafta gelen zamla litre fiyatı 61 lira olmuştu. Bugün için de 6,7 liralık bir zam bekleniyor. Biraz önce arkadaşlar gösterdi. Rafineriye uzaklığa göre değiştiği için bazı illerimizde bu gece 12’den sonra 70 lirayı aşacak. 70 lirayı yaşayacak mazotun litre fiyatı. Arkadaşlarımız çalıştılar, mazottan yüzde 40 vergi alınıyor. Eskiden biliyorsunuz düşüp&nbsp;düşüp&nbsp;kalmayınca vazgeçmişlerdi.&nbsp;Eşel&nbsp;mobil sistemi uygulanıyordu. Yani eğer fiyat artarsa artışı ÖTV’den karşılamak. Ya yüzde 40 alıyorsun zaten. Yüzde 4 alsan ne&nbsp;yeter,&nbsp;ne de kimse dönüp sana ‘Şu yüzde 4’ten vazgeç’ der. Yüzde 40 her litre mazotta ÖTV alıyorsun. Eğer enflasyonla mücadelede samimiyseniz. Öyle ya bu akşam mazot 70 lirayı geçerse pazara gelen maruldan, bakkala gelen ekmeğe kadar, ekmeğin piştiği fırının mazotundan, taşıyan kamyonundan, marulu taşıyan kamyoncudan her şeye iğneden ipliğe zam gelmeyecek mi? Geldiği zaman enflasyon bir kez daha atak yapmayacak mı? Onun için enflasyonla mücadelede samimi ve akıllı, yani akıllı değilsiniz de samimi de değilsiniz. Enflasyonla mücadelede doğru bir iş yapmak istiyorsanız; en doğru iş, bu akşamki zamdan başlayarak&nbsp;eşel&nbsp;mobil sistemini tekrar hayata geçirmek, akaryakıtı&nbsp;zamlamamak&nbsp;ve bunu ÖTV’den karşılamaktır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin ekonomistleri, bu konudan anlayan ve milletvekilleri, CAO’da çalışanlar, MYK üyelerinin ortak önerisi budur. Biz iktidarda olduğumuzda bu dalgalanmalardan&nbsp;eşel&nbsp;mobil sistemiyle zaten yüksek alınan ÖTV’den karşılanabilecekken, bu zammı bu akşam yapmamayı öneriyoruz. Ülkesini seven, iğneden ipliğe her şeye zam gelmesin isteyen, aslında kendi menfaatini de düşünüp enflasyonla mücadelede yara almamak isteyen bunu uygular. Yok&nbsp;burnunun dikine gidersen, gelecek ay enflasyon rakamlarında yeniden görüşürüz.

TÜM ÖĞRETMENLERİMİZİN, ÜLKEMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN

Konumuz çok, acımız çok. Eğitim dışında her şeyle uğraşan bir Milli Eğitim Bakanı var malum. Okullarda hijyen sorunu var, beslenme sorunu var ve güvenlik sorunu var. Biz bunları söyleyince, ‘güvenlik sorunu’ deyince hiç duymaz. Hijyende biz okullara su sebili koyarız, engel olmaya çalışır. Hijyen sonuna karşı velilerden para toplarlar. ‘Yapmayın belediyemiz temizlesin’ deriz, bizi içeriye sokmazlar. Öğrenciyi değil siyaseti ve AK Parti’yi güya düşünen, ama AK Parti tarihinin de en beceriksiz, en başarısız Milli Eğitim Bakanı. Gerçi burada rekabet kızışık olur. Hakikaten eskilerde de çok kıymetli kardeşlerim var. Çok kıymetli derken yani çok kıymetli manasında söylüyorum sakın yanlış anlaşılmasın. İstanbul Çekmeköy’de biyoloji öğretmenimiz Fatma Nur Çelik, bir öğrencinin bıçaklı saldırısıyla 44 yaşında, hayatının baharında hayatını kaybetti. Öyle ki bir yıl önce ‘Okullarda can güvenliğimiz yok’ diye isyan eden, uyarıda bulunan bir eğitimci. İki emekli öğretmenin evladı olarak ve bütün öğretmenlerin, hangi görüşten olursa olsun bütün öğretmenlerin başı sağ olsun. Ailenin başı sağ olsun, Milletimizin başı sağ olsun. Milleti yoksulluktan korumayan, kadınları şiddetten korumayan, gençleri uyuşturucudan koruyamayan, suç örgütlerinin ağına düşmekten koruyamayanlar, şimdi artık öğretmenlerinin okulda hayatını da koruyamaz hale geldi. Din üzerinden bölücülük, kutuplaşma peşindeki bakan duymaz, duysa da yapmaz. Zaten bunlardan bir şey yap diye isteyen yok artık. Ancak daha dün biz geldiğimizde Milli Eğitim’de neler yapacağımızı sayarken saymıştım. Okullardaki güvenlik için 65 bin güvenlik görevlisine ihtiyaç var. Buradan ilan ediyoruz. Orduda görev yapan uzman çavuşlarımız var. Bunlara devletin taahhüdü var. ‘Yedi yıl çalıştıktan sonra ayrılabilirsin. Bir resmi kurumda görevlendirileceksin.’ Hepsi belediyelerimizin kapısında kuyrukta. Biz&nbsp;imkan&nbsp;oldukça zabıtaları oradan alıyoruz. Ama yedi yılda emekliliğin, daha doğrusu görevi bırakıp bir başka kamu kurumuna gelmenin belediyelerle yapılabilecek hali yok. Doygunluğa ulaşmış durumda. Yine de her fırsatta alıyoruz. Ama buradan bütün uzman çavuşlara söylüyorum. Bütün velilere söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin programında, hükümet programında ve seçim vaatlerinde yer alacak ilk elden 65 bin uzman çavuş okullarda bu tip durumlara karşı güvenlik görevlisi olarak, uyuşturucuya, şiddete karşı güvenlik görevlisi olarak görev yapacak. Uzman çavuşlarımızın zaten eğitimleri var, bu konuda eğitim alacaklar. Şahane bir kıyafetleri olacak. Hepimizin içi rahat edecek. Seçilmiş ve iyi giyinmiş, öğrencilerle nasıl diyalog kuracağını bilen ve suça karşı caydırıcı uzman çavuşlarımıza burada alan var. Ayrıca daha pek çok alanda nerede güvenlik yoksa, yani sokakta bir kadın&nbsp;arkasından gelen ayak sesinden ürkmeyeceği sokaklar yaratana kadar da nerede bir güvenliğe ihtiyaç varsa oralar da uzman çavuşlara istihdam alanı olacak.

ELDEN GİDEN DİN DEĞİL, ERDOĞAN VE AK PARTİ İKTİDARIDIR

Bugün 3 Mart. Türkiye’de laiklik ilkesinin temelini oluşturan Üç Devrim Yasası’nın dönümü.&nbsp;Tevhid-i Tedrisat düzenlemesi, hilafetin kaldırılması ve&nbsp;Şeriyye&nbsp;ve Evkaf&nbsp;Vekâleti’nin&nbsp;kaldırılmasını 102’nci yılındayız. Gölge milli eğitim bakanımız, milli eğitim komisyonu milletvekillerimiz ve politika kurulu üyelerimiz bugün Meclis’teydiler. Eğitim alanında örgütlü sendikalar, sivil toplum örgütleri ve akademisyenlerle görüştüler. Şu anda 70 öğretmenimizle birlikte grubumuzu öğretmenlerimiz şereflendirdiler. Arkadaşlarımız da eşlik ediyorlar. Bugün çok kıymetlidir çünkü Cumhuriyet’in tüm dinlere, tüm kimliklere karşı eşit ve adaletli davranmasını öngören bir ilkenin kıymetini hatırlıyoruz. Birileri gibi o ilkeye yıllarca saldırıp, sonra 15 Temmuz’da sadece bu millete değil bir meczuba sadakati olanların, ‘Alnı secdeye değiyor, bize karşı sadakati var’ deyip liyakate bakılmadan bir yerlere getirilenlerin ne yaptığını görünce Atatürk resimlerine sarılanlar, onları kendi il başkanlıklarından sallayanlar, İzmir’de FETÖ’nün sahibi olduğu il başkanlığından bir gecede başka tarafa taşınıp Atatürk resmi asanlar, şimdi yine Ramazan’ın yaşattığı duyguları da kendince kaşıyarak, toplumun bir tarafını düşmanlaştırarak, çocuklar üzerinden kutuplaşma yaratarak saldırıda bulunmaya ve buradan bir tansiyon yaratmaya çalışıyorlar. Şunu bilsinler mübarek Ramazan ayındaki istismarın, kendilerince yapmaya çalıştıkları kumpasın farkındayız. Milleti bölmeye uğraşmasınlar. Biz inanç özgürlüğünden yanayız ve Cumhuriyet’in bütün kazanımlarının kaya gibi arkasındayız, kaya gibi. Herkes bilsin ki Cumhuriyet Halk Partisi din ve vicdan özgürlüğünün de laiklik ilkesinin de teminatıdır. Cumhuriyet’in ilkelerini savunmak suç değildir. Kimsenin ‘Din elden gidiyor’ edebiyatına da fırsat vermeyiz. Çünkü ne dinin elden&nbsp;gitmesine,&nbsp;ne inanç özgürlüğünün&nbsp;kısıtlanmasına,&nbsp;ne de bu ülkenin evlatlarının birilerinin hesabı uğruna kutuplaştırılmasına izin vermeyiz. Elden giden bir şey vardır, o da Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin iktidarıdır.

‘ÇIKACAĞIM’ DEDİ, ÇIKARMADILAR; ŞİMDİ DE GİREMİYOR

Değerli arkadaşlar, biraz önce de söyledim, bir darbe sürecinin içindeyiz. 2026 yılının üçüncü ayının, üçüncü gününde üç saat sonra dünyada ne olacak, ülkede ne olacak, bunu bilemediğimiz bir ortamda yaşıyoruz. Kötülük sınır tanımıyor, kötülük saldırıyor. Cesaretle,&nbsp;metanetle,&nbsp;hem&nbsp;gayretle,&nbsp;hem de kuvvetle karşısında duruyoruz. Yargıya duyulan güvenin yüzde 18’e indiği, Türkiye ekonomisinin 160 milyar dolar kaybettiği bir darbe sürecindeyiz 19 Mart’tan beri. Hatta 30 Ekim 2024’ten beri bu darbeyle muhatabız. Bu darbenin&nbsp;ilk adımları atıldığında Türkiye’nin en büyük ilçesi, biz kaybettiğimizde nüfusu 90 bin olan ve nüfusu 1 milyonun üzerindeyken Ahmet Özer tarafından alınan Esenyurt’ta bir sabah Ahmet Özer’e ‘Sen Esenyurt’u nasıl elimizden alırsın?’ dediler. O günlerde ortamlar başkayken Kürt kimliğini de aşağılayarak, ‘Böyle bir ilçeyi sen nasıl alırsın Ahmet Özer?’ diyerek, onu önce gözaltına, sonra Silivri zindanına koydular. Dimdik bir mücadele verdi. ‘Benim suçum yok’ dedi. ‘Benim suçum bu ilçeyi kazanmak’ dedi. ‘Benim suçum hizmet etmek’ dedi. ‘Esenyurt’un varlıklarını benden istediler. Vermedim, işlerine gelmedim, bana saldırıyorlar’ dedi. Bir sabah saldırdılar. Bir yılı aşkın zaman hapiste yattı. Eğilmedi, bükülmedi. Tahliye oldu. 111 gündür, tahliye olduğundan beri de hem Türkiye’nin barışına, demokrasisine katkı sağlamaya çalışıyor; hem girdiği cezaevine… Gerçi izin vermediler en son. Çok enteresan bir durum var. Bu Ahmet&nbsp;Özer -&nbsp;Silivri ilişkisi hakikaten kitaplık bir ilişki. Seçilmiş adamı içeri koydular, ‘Çıkacağım’ dedi, bir yıl çıkarmadılar. Şimdi Ekrem Başkan’ı ziyaret edecek, ‘Gireceğim’ diyor ve yine izin vermiyorlar. Şimdi hem arkadaşlarıyla, aileleriyle ilgileniyor ama bir yandan da Esenyurt sokaklarında yolda yürüyemiyor. Çünkü herkes ‘Çıktın artık, görevinin başına gelmelisin’ diyor.

KAYYIM, İŞGAL ORDUSU GİBİ DAVRANIYOR

Göreve iade için başvurdu ama inanılmaz bir durum var Esenyurt’ta. Niye? Her yerde ilçenin kaymakamı, varsa ilin valisi kayyım olarak atanırken… Ki atanmasın hiçbirisi. Esenyurt’un kaymakamına ‘Sen yapamazsın’ dediler. Beyoğlu Kaymakamı’nı bir geceliğine İstanbul Vali Yardımcısı yapıp, bir geceliğine, ertesi sabah Esenyurt’a kayyım yolladılar. Öyle tuhaf, öyle acayip bir organizma ki her yere Esenyurt Belediye Başkanı diye kendi adını yazdırdı. Ben bir yerde kayyım resmi görmedim. Posterler bastırdı,&nbsp;bilboardlar&nbsp;giydirdi. Ramazan’da dağıtmak üzere 500 bin tane çatal, bıçak, kaşık yaptırmış. Üstüne kendi ismini yazdırmış. Kayyım kendi ismini yazdırmış. Esenyurt’un seçilmişi Esenyurt’ta omuzlarda, o belediyenin atanmışı 500 bin tane kaşık dağıtarak milletin gönlüne girmenin telaşında. Millet selam vermiyor. AK Partililer diyor ki ‘Başımıza dert oldu. Ahmet Özer dönsün, rekabet edelim.’ Devletin gücüyle orada belediye&nbsp;başkancılık&nbsp;oynayan birisi var. Bir de Ahmet Özer’in vermediği… Ki demişler ‘Vergi borcuna karşı ver.’ ‘Nasıl vereyim, Esenyurt’un malı, babamın malı mı?’ dediği milyarlarca liralık arsaları o vakfa devretmiş, bu vakfa devretmiş. Bila bedel oraları dağıtmış işgal ordusu gibi. ‘Geldiğinde bir şey bulamasın.’ İzmir’i terk ederken yakan kafa neyse, Esenyurt’un kayyımı ‘Benden sonra Ahmet Özer’e kalmasın, CHP başarılı belediyecilik yapmasın’ diye böyle bir işin peşinde. Dilekçe, Sayın İçişleri Bakanı’nın önünde. Sayın Bahçeli ‘Ahmetler göreve’ derken, Esenyurt ayakta, inanmayana açık söylüyoruz. Gelin bu pazar bir sandık koyalım.&nbsp;Esenyurt‘ta AK Partililer ve MHP’liler dahil. Yüzde 75&nbsp;göreve iade çıkmazsa bir şey demiyorum. Hatta ve hatta bu kayyımı orada tutamazsınız da tut ki tutmaya karar verdiniz. Gelin o zaman Tayyip Bey, gelin. Kararı niye sen veriyorsun demokraside, niye ben vereyim demokraside? Sandığı koyalım, istifa ettirelim bütün Esenyurt belediye meclis üyelerimizi. Sandığı koyalım, benim adayım Ahmet Özer. Hadi koy bakalım kaşıkçı&nbsp;çatalcı&nbsp;kayyımı da. 100 bin mi fark veriyoruz başkanım? 50 bin de ben veriyorum. 150 bin avans veriyoruz, çıkın karşımıza. Haydi. Bir kez daha söylüyorum ‘Hayrul&nbsp;beşer, insan şaşar.’ Kardeşle&nbsp;inatlaşılır, eşle&nbsp;inatlaşılır, herkesle&nbsp;inatlaşılır, milletle&nbsp;inatlaşılmaz. Esenyurt ‘Ahmet Özer’ diyorsa, inatlaşmayacaksın.

SANDIKTA O KADAR AĞIR BEDEL ÖDERSİN

Adana ‘Zeydan Karalar’ diyorsan bu iradenin karşısında durmayacaksın. Zeydan&nbsp;Karalar’ın&nbsp;göreve iade edilmediği her gün Adana’ya bir kayıptır, siyaseten AK&nbsp;Parti‘ye kayıptır. CHP’ye faydadır. Millet bu haksızlıkları gördükçe yutmaz ve unutmaz. Gününü bekler. Bu millet bu adaleti tesis etmek üzere önüne gelmesini bekler. O güne kadar Adana’yı ne kadar kızdırırsan o kadar ağır bedel ödeyeceksin sandıkta. Aklı başında AK&nbsp;Parti‘deki insanlara söylüyorum. Biri gitsin, birkaçınız gidin ve anlatın. Diyorsunuz ya ‘beyefendiye.’ Anlatın. ‘Bir şiir için içeri girdiğinizde bizim hikayemiz orada başlamadı mı? diye. ‘Abdullah Gül’ün önüne engel çıkarılınca millet bir anda bize sahip çıkmadı mı?’ diye. Söyleyin, ‘Tersini biz yaptık. 31 Mart’ta 13 bin 600 farka burun kıvırdık. 45 gün sonra 806 bin farkı yedik.’ O fark yerken kafa kafaya seçimi 806 bin yaptık, bir sonraki seçim 1,5 milyon yaptık. Millet dikleşeni, kararına direneni, seçtiğiyle uğraşanı sevmiyor. Çünkü milletin seçtiği ile darbeciler uğraşır. Millet birini seçtiyse, darbeci onu indirdiyse millet ilk fırsatta onu daha yüksek bir makama bindirir. İlk fırsatta bunu yapar. Tayyip Bey’e buradan, Ramazan mübarek gün, akşam aynı iftar sofrasında buluşsaydık ki balta çekti. Her seferinde kavgayı çıkarıyor ki bu milletin istediği birlik, beraberlik olmasın. Bu akşam iftar sofrasında buluşsak belki orada anlatırdım. Şimdi buradan anlatayım.

ÜLKENİN UMUDU ‘HAK GEÇMESİN’ DİYEN ESNAF HACI AMCA’DADIR

Son sözüm şudur, son anlatacağım budur. Ramazan mübarek gün alınacak ders şudur. İstanbul seçimlerini iptal etmişsiniz. Biz de üç grup başkanvekili üçe bölündük. İkinci bölge bana düştü. Her gün, iki ya da üç ilçeye gidiyorum, grubumuzdan milletvekilleri ile çalışıyorum. Fatih ilçesindeyiz o gün, esnaf geziyoruz. Girdim içeri, bir tane böyle bembeyaz çember sakalıyla, takkesiyle nur yüzlü bir hacı amca. ‘Selamünaleyküm.’ ‘Aleykümselam Özgür Efendi’ dedi. Böyle gülümsedi. Öyle bir büktü ki bıyığını, öyle bir güldü ki. Dedim ‘Hadi amca beni de biliyor her&nbsp;her&nbsp;şeyi biliyor.’ Ben hemen lafa girecek oldum. ‘İşte biliyorsun&nbsp;seçimler oldu, Hacı amcacığım’ falan. ‘Dur, Özgür Efendi, bak’ dedi. ‘Şimdi yenisi var’ dedi bir gösterdi elektronik bir terazi. ‘Ama Hacı amcan bununla 40 yıl tarttı’ dedi. Arkada bir tane yerde sarı kefeli bir eşit kollu terazi, yamuk yumuk olmuş kefeleri. Dedi ki ‘Hacı amcan bunda yıllarca fasulye tarttı, nohut tarttı, buğday tarttı, irmik tarttı. Bu böyle dengeye gelir bilir misin?’ dedi. Dedim ‘Ben eczacıyım.’ ‘Bu dengeye geldi ya, hacı amcan o ucuyla o tarafa biraz daha fasulye attı, nohut attı’ dedi. Dedim ki ‘Niye?’ Dedi ki ‘Hak geçmesin’ diye. ‘Şimdi bak sana söyleyeyim Özgür Efendi’ dedi. ‘Buyur hacı amca’ dedim. ‘Ben Tayyip Bey ne zamandan beri meydana çıktı ona oy verdim. Veririm.’ ‘Ver Hacı amca’ dedim. ‘Kime dediyse ona da verdi, veririm.’ ‘Ver Hacı amca’ dedim. ‘Binali Bey’e dedi, Binali Bey’e verdim’ dedi. ‘Olsun hacı amca’ dedim. ‘Gelecek sefer kimi aday ederse de ona vereceğim’ dedi. ‘Tamam Hacı amca’ dedim. ‘Ama bu sefer&nbsp;Ekrem‘e vereceğim’ dedi. ‘Niye hacı amca?’ dedim. ‘Evladım hak geçti, hak geçti’ dedi. Bu memleketin umudu Tayyip Bey’in vicdanında değildir. Bu memleketin umudu Fatih’te hak geçmesin diye her müşteriye bu kadar fasulye atan, 40 yılda belki iki kamyon fasulyeyi hak yememek için karşıya atan hacı amcanın İstanbul’u seçimine adalet getiren vicdanındadır. Hacı amcaya selamlar olsun. Ramazan’ı mübarek olsun. Hepimizin yolu açık olsun. Hakkı, hukuku ve adaleti getireceğiz. Bu ülkeyi adaletle hep birlikte biz yöneteceğiz.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Eşel Mobil Sistemi tekrar hayata geçirilmelidir - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 14:16:39 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-esel-mobil-sistemi-tekrar-hayata-gecirilmelidir-172419-20260303.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-esel-mobil-sistemi-tekrar-hayata-gecirilmelidir-172419-20260303.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-esel-mobil-sistemi-tekrar-hayata-gecirilmelidir-172419-20260303.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[DEM Parti İmralı Heyeti Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-dem-parti-imrali-heyeti-selahattin-demirtas-ve-selcuk-mizrakliyi-ziyaret-etti-2399.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-dem-parti-imrali-heyeti-selahattin-demirtas-ve-selcuk-mizrakliyi-ziyaret-etti-2399.html</link>
                    <description><![CDATA[DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ile Mithat Sancar, Edirne F Tipi Cezaevi’nde Selahattin Demirtaş’ı ve Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;

Pervin&nbsp;Buldan ve Mithat Sancar&nbsp;görüşmenin akabinde yaptıkları açıklamada Selahattin Demirtaş’ın sürece çok olumlu ve pozitif katkılar sağlayacağını bütün toplumun ve devletin kendisinin de bildiğini, o yüzden bir an önce Selahattin Demirtaş’ın ve Selçuk Mızraklı’nın özgürlüklerine kavuşmasının gerektiğini, her ikisinin de&nbsp;büyük bir hevesle bu sürece katkı sunmak isteklerini ifade ettiler.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[DEM Parti İmralı Heyeti Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 15:14:11 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/dem-parti-imrali-heyeti-selahattin-demirtas-ve-selcuk-mizrakliyi-ziyaret-etti-182430-20260302.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/dem-parti-imrali-heyeti-selahattin-demirtas-ve-selcuk-mizrakliyi-ziyaret-etti-182430-20260302.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/dem-parti-imrali-heyeti-selahattin-demirtas-ve-selcuk-mizrakliyi-ziyaret-etti-182430-20260302.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Haksızlıklar sürdükçe mücadelemiz devam edecek]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-haksizliklar-surdukce-mucadelemiz-devam-edecek-2392.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-haksizliklar-surdukce-mucadelemiz-devam-edecek-2392.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu onurlandıran değerli yol arkadaşlarımız, konuklarımız, televizyonlarından izleyen, radyolarından dinleyen değerli vatandaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ile selamlıyorum. Hoş geldiniz” dedi.&nbsp;

Özel, şunları söyledi:&nbsp;

İSTANBUL’DA 39 İLÇEYİ İSTİSNASIZ TAMAMLADIK

Hep beraber yoğun bir haftayı geride bıraktık. İstanbul’da 39 ilçemiz var. 19 Mart’tan sonra 26 Mart çarşamba akşamı Saraçhane’deki son mitingimizi yaptığımızda bir karar ilan etmiştik. Demiştik ki ‘Ekrem Başkan’ı tutukladılar ama burayı bir seçilmişe, belediye meclisi içinden seçilen bir Cumhuriyet Halk&nbsp;Partili’ye&nbsp;emanet ediyoruz. Buradaki yedi günlük zorunlu ikametimiz ve hep birlikteki demokrasi nöbetimiz Saraçhane’de bitti. Ama cumartesi günü Maltepe’ye yani Anadolu'ya ayak basıp, bundan sonra her cumartesi Türkiye’de bir şehirde ve her çarşamba akşam İstanbul’da bir ilçede olacağız.’ Buna başladığımızdan birkaç hafta sonra, ‘Yaz gelince ne olacak? O sıcakta, üniversiteler boşalınca, İstanbul boşalınca nasıl olacak?’ Sonbahara gelince, ‘E kış geliyor nasıl olacak? Yağmuru, dolusu, fırtınası, karı nasıl olacak?’ denildi. Biz dedik ki ‘Gerçekten dediğiniz şartlarda miting olmaz. Miting dediğin hava şartlarını gözetir. Miting dediğin katılımın en yüksek olacağı yeri, coğrafyayı, siyasi atmosferi gözetir. Ama biz İstanbul’da her akşam bir ilçede miting yapmayacağız. İstanbullu seçtiğine ve seçme iradesine, yani Cumhuriyet’in en önemli kazanımı sandığa sahip çıkacak, seçtiğine sahip çıkacak. Biz orada miting değil, eylem yapacağız.’ 46 derece yaptık, eksi dört derecede yaptık. Bir miting, bir eylem sırasında 12 kişinin bayıldığı da oldu. Üzerimize kar yağdığı, dolu yağdığı da oldu. Ama geçen hafta 39’uncu ilçeyi&nbsp;Ataşehir’de&nbsp;tamamladık. İstisnasız bir şekilde.

HAKSIZLIKLAR SÜRDÜKÇE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK

91’inci eylemde de&nbsp;Kocaeli’deydik. Hukuksuzluklar, adaletsizlikler, haksızlıklar, tarihin görmediği bu zulüm ve üzerimize yargı erkini elinde bulunduranların, yürütme erkinin emrine girmesiyle birlikte yaptıkları siyasi operasyonlar sürdükçe mücadelemiz devam edecek. Ben İstanbul il örgütümüze, 39 ilçe başkanımıza ve örgütümüze, bugüne kadarki mücadeleleri, İstanbul’da ve Anadolu’da katılan milyonlar için, her bir sadece Cumhuriyet Halk&nbsp;Partili’yedeğil; Türkiye İttifakı’nın mensubu tüm demokratlara yürekten teşekkür ediyorum. Tarih, bu tarihi mücadeleyi yazacak. Yarın akşam, ilçe mitinglerini tamamladık, üçüncü bölge mitingiyle, üçüncü bölgedeki ilçeler adına yapacağımız Bakırköy’deki bölge mitingiyle devam ediyoruz. Üç, iki, bir diye bölgeleri sayıp, 18 Mart akşamı da hep birlikte o tarihi gecede İstanbul’da ayakta olacağız.

İFTARDA KÜRSÜDE SİYASET YOKTU, SADECE GAZZE VARDI

Cumartesi günü İstanbul’da mübarek Ramazan’ın&nbsp;ücüncügününde Saadet Partisi’nin düzenlediği iftara katıldık: Genel Başkan Sayın Mahmut Arıkan’a bir kez daha teşekkür ediyorum. DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Yeniden Refah Partisi’nin Sayın Genel Başkanları oradaydı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanvekili oradaydı. Oturduk, bir iftar yaptık. İftarda kürsüde siyaset yoktu. Sadece Gazze, Filistin vardı. Her konuşan ‘Türkiye’nin özlediği bu güzel masa’ dedi. İftar bitti, dağıldık. Artık iktidarda kalmayı sadece kötülüğe endekslemiş olanlar, kendilerinin içinde olduklarını dahi fark etmeden muhalefetin bir arada olmasını, birlikte iftar yapmasını, hal ve hatır sormasını, beraber Filistin davasına sahip çıkmasını öylesi gözlerini kör etmiş ki kötülük… Masadaki AK Parti Genel Başkanvekilini bile görmeden, o masaya döndüler ve dediler ki ‘Bu iftarı Saadet Partisi yapmadı. Bu iftarı İstanbul Büyükşehir Belediyesi yaptı. Onun kaynaklarıyla yapıldı.’ Tabii bu Saadet Partilileri, Milli Görüş hareketinin sadık savunucularını çok üzdü. Biz de çok rahatsız olduk. Aslında sonra da bu tartışmalar sürerken, bir Saadet Partili geçen böyle tuttu kolumu ve dedi ki ‘Genel Başkanım sen onlara bakma. Zaten iftarı İBB kasasından verenler AK Parti’ye gitmişti. Kendi cebinden dayanışmayla iftar yapabilenler Milli Görüş’ün Saadet Partisi’nde devam ediyor.’ Kişiler kendinden biliyor işi.

O MASADAN DÜŞMANLIK ÇIKARANLAR TARİHE GÖMÜLECEK

Ama iktidar öyle zor bir durumda ki meydanlardan korkuyor, tartışmaktan korkuyor, karşımıza çıkmaktan korkuyor. Belediyelerimize çöküyorlar, ‘Yahu ne yapıyorsun?’ diyorum. Gel mesela Aydın’da koyalım sandığı ve Aydınlılar karar versin, Aydın’ı kimin yöneteceğine. Geçen sefer bir karar verdiler. Sen tehditle ‘Ya bize katılacaksın, ya Silivri’ye atılacaksın’ dedin, topuklayıp kaçana karşı koyalım sandığı. Gaziosmanpaşa’da koy sandığı, Hakan’ı mı seçiyorlar yoksa senin bilmem ne yöntemiyle oraya getirdiğin kabiliyetsizi mi seçiyorlar? Koy bakalım Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilip de sizin tehditle, şantajla, onunla - bununla parti değiştirmeye zorladığınız yerlerde sandığı. Ondan kaçıyorlar. Emekliden korkuyorlar, işçi sesini yükseltiyor, irkiliyorlar. En sonunda muhalefetin iftar sofrasından korkar olmuşlar. Köşe yazarları yazıyor ki ‘Baktım oraya neyi gördüm…’ Neyi gördün? ‘Altılı masayı gördüm.&nbsp;Yok&nbsp;üstünde şu vardı, altında bu vardı.’ O masada Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanvekilinin olduğunu dahi göremeyip, bir iftar masasından husumet çıkarmaya çalışanlara sözüm şudur. Vallahi de billahi de iyilik kazanacak, kötülük kaybedecek.&nbsp;Helal lokma yiyenler kazanacak, haramzadeler kaybedecek. O masada kardeşliği görenler kazanacak, o masadan düşmanlık çıkaranlar tarihe gömülecek.&nbsp;

KUTLANILACAK DEĞİL, UTANILACAK HAFTAYA DÖNÜŞTÜ

Her yıl şubat ayının son haftası Vergi Haftası. Bu hafta Vergi Haftası’nın içindeyiz. Tabii bu hafta, Türkiye’nin Avrupa’nın en adaletsiz vergi düzeni olan ülkesi olmasından dolayı kutlanacak bir hafta değil; utanılacak bir haftaya dönüştü. Zaman zaman meydanlarda söylüyorum. Söyledikçe daha fazla ilgi uyandırıyor. Türkiye’nin AK Parti’nin kara düzenindeki vergi meselesini olabilecek en basit şekilde anlatan bir grafiğimiz var. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor. Dolaylı verginin gerçekleşmesi yüzde 65 filan oluyor da çünkü kurumlar vergisinden beklediğini alamayınca gelir vergisinden yüzdeye yansıyor. Dünyanın en adaletsiz vergisi dolaylı vergiler. Yüzde 62,4. Kim veriyor bunu? Bu işçi kardeşim veriyor. Bu elinde çocuğuyla ev hanımı kardeşim veriyor. Bu çiftçi veriyor. Bu emekli veriyor. Hemşire hanım veriyor, doktor hanım veriyor. Bu vergiler dünyanın en adaletsiz vergisi, toplam verginin yüzde 62,5’i. Elektrik yakınca verdiğin vergi, doğalgaza verdiğin vergi, çocuğuna üst - baş, ayakkabı alırken verdiğin vergi. Parayı verip karşılığında fişi aldığında, parayı verdiğin anda ödediğin vergi yüzde 62,5. Kalanı, gelir vergisi… Şuradaki üzgün, 12 maaşının üçünün vergiye gittiği, maaşından vergi kesilen herkes veriyor. İçinde bir miktar stopaj var. Bankadaki paradan kazanılandan kesilen stopaj da gelir vergisinin içinde. Maaşlardan kesilen vergi. Bu iki mavi yakalı ya da devlet memuru, kim maaş alıyorsa ondan kesilen yüzde 25,5. Geriye ne kalıyor? Yüzde 11, kurumlar vergisi. Bu sırıtan zengin kardeşimden. Esas parayı kazanandan. Dünyada esas vergiyi verenlerden Türkiye’de yüzde 11 alınıyor. İşçiden, emekliden, emekçiden, memurdan, çiftçiden alınan vergilerin toplamı yüzde 62. Kazanandan ve kar edenden, para kazanandan alınan vergilerin oranı yüzde 11. Böyle bir adaletsizliğin içindeyiz. Türkiye’de ayrıca özel tüketim vergisi alınıyor. İlk çıktığında lüks vergisi demişlerdi. Duyunca da şey diye düşünüyorsun; ‘Lüks harcama yapanlar çok versin. Hiç olmazsa zorunlu harcama yapandan, çocuğuna mont alandan, okul için kırtasiye alandan daha makul vergi alınır.’ Şu anda lüks vergisi diye başlayan, adı özel tüketim vergisi olan vergi alınıyor. Nede var? Tırnak makasında var. Nede var? Mutfak tüpünde var. Nede var? Doğalgazda var. Yani olmazsa olmaz, herkesin ihtiyaç duyduğu her şeyde ÖTV var. Nede yok? Lüks vergisi diye getirdikleri vergi elmasta yok. Pırlantada yok. O hani AK Parti Eskişehir milletvekilinin, oyları Eskişehir’de İYİ Parti’den alan ve sonra AK Parti’ye kaçan milletvekilinin taktığı o saatte lüks vergisi yok. Ama sen gidip de mutfak tüpü aldığından, doğalgaz parası ödediğinde özel tüketim vergisi var. Türkiye’de vergi öyle bir hale geldi ki anlatılması, farkındalığının yaratılması, hesabının sorulması belki Türkiye’nin önümüzdeki dönem hem seçimine damga vuracak, hem de gelen iktidara kimden vergi alacağını, kimden daha az alacağını, kimi kayıracağını ortaya koyan ilk ve en önemli temenni olacak, görev olacak. O iktidarın birinci görevi bu olacak.

BİR TEK TÜRKİYE’DE VERGİSİ TELEFONDAN FAZLA

Bugünlerde piyasaya gençlerin çok sahip olmak istedikleri bir cep telefonu çıktı. Yeni bir model. Pahalı bir model. Bu cep telefonu yurtdışında yarı fiyata satılıyor. Türkiye’de fiyatı 107 bin 999 lira, 108 bin lira. Telefon alıyorsun ya doğal; devlet bu alışverişten bir vergi alır. Yüzde 10 alır, 15 alır. Amerika’da yüzde 8 alıyor, 4’ü eyalete, 4’ü merkezi&nbsp;yönetime. Türkiye’de 108 bin liralık telefonun 54 bin 959 lirası vergi, 53 bin lirası telefon. Dünyada bir tek Türkiye’de vergisi telefondan fazla. Telefon alacaksın, 55 bin lira vergi ödüyorsun. 53 bin lira da o dünyanın en gelişmiş, her bir gencimizin sahip olmak istediği telefona sahip oluyorsun. Tabii buna sahip olmak için Türkiye’de o gencin babasının dört ay çalışması lazım. Avrupa ülkelerinin bazılarında bir ay bile değil, 19 gün çalışması lazım. İşte bu telefonda yüzde 50 özel tüketim vergisi var; 30 bin lira. Yüzde 20 KDV var. Yüzde 12 TRT&nbsp;bandrol&nbsp;ücreti var, neden? Telefondan radyo açar, TRT’yi açar izlersen diye 6 bin 400 lira TRT&nbsp;bandrolücreti alıyor. Yüzde 1 de Kültür Bakanlığı payı var, 530 lira. Toplam 54 bin lira. İşin enteresanı bu ÖTV’den sonra KDV uygulandığı için verginin de vergisini alıyor. Geçen gün mitingde söyledim. Benim memleketim Manisa çok sevdiğim, çok özlediğim, çok anlattığım bir yer. Lidyalılar şimdiki Salihli’nin Sart Mahallesi’nde, beldeydi mahalle oldu.&nbsp;Sardes’te&nbsp;ilk parayı bulmuşlar. Parayı basmışlar, ilk kullanmışlar. Paranın mucidi Lidyalılar. Sonra Sümerler, vergiyi bulmuşlar. Yani bir alışveriş yapıyorsun, para kazanıyorsun. Bunun bir kısmını devlete vermen lazım. Bunu bulmuşlar. Hepimizin övünmesi gereken değilse de birazcık böyle acı acı tebessüm etmesi gereken bir şey. Bu konuda en büyük icadın sahibi Sayın Erdoğan. O vergiden vergi almayı bulmuş. Geçen gün ben bunu söyledim. Gençler hızlı şekilde sosyal medyada, yapay&nbsp;zekayla&nbsp;bir takım çizimler, karikatürler yaptırıyorlar. Orada bir köşede Sümerliler vergi topluyor parayla. Sayın Erdoğan da gelmiş, ‘O iş o kadar kolay değil onun da vergisi var’ diyor. Vergiden vergi istiyor. Bir cep telefonu alırken Sayın Erdoğan’ın bulduğu yöntemle verginin vergisinin&nbsp;vergisinin&nbsp;vergisi alınıyor. Devlet, üzerine üç kere daha vergi koyuyor. Onun sonunda verginin vergisini alarak, bir cep telefonunun parasından, fiyatından daha pahalı, daha fazla vergi almanın yolunu buluyor. Bu adaletsizliği bitirmek için maaş alanların… Gençler eskiden işe giriyordu. ‘Kaç para maaş alıyorsun?’ ‘Maaşı çok değil ama…’ Bugünkü parayla bir mühendis işe girer, 55 bin lira maaşı ama yılda dört kere de ikramiye var. ‘Aa&nbsp;iyiymiş’ diyorduk. ‘Güzel; 12 değil, 16 maaş.’ Şimdi öyle işler pek kalmadı, duymuyoruz. Şimdi 12 maaş alıyorsun, o mavi yakalı ya da beyaz yakalı genç kardeşimin 55, 60, 70 bin lira alacağı maaşın üçü vergiye gidiyor. Yani 12 maaş alıyor, dokuzu cebine kalıyor, üçü vergiye gidiyor. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.

GELİR İDARESİ ‘VERGİNLE KÖPRÜ YAPIYORUZ’ DİYOR

‘Vergi Haftasındayız’ dedik. Vergi Haftası’nda tabii önemli bir farkındalık hem vergi vermek, hem verginin nereye gittiğini görmek. Sağ olsun Gelir İdaresi Başkanlığı’nın sosyal medya hesabı…&nbsp; Vergi deyince akla ilk ne gelir? Devlet vergi alır ama köprüler yapar, yollar yapar diye İstanbul’a güzel bir boğaz köprüsü fotoğrafını koyarak ‘Vergi Haftası kutlu olsun’ demiş. Mesaj şu; ‘Verginle köprü yapıyoruz.’ Güzel bir paylaşım. Hemen arkasından o köprülerin satılmak üzere bir hazırlık yapıldığını bir kez daha hatırlatmak isterim. Tarihteki tüm kazanımların, yani Cumhuriyet ne yaptıysa, bunlar daha sonra özelleştirildi. 1980’lerin sonunda başladı. Şu ana kadar 100 liralık özelleştirme yapıldıysa, 86 lirasını AK Parti yaptı. Yüzde 86’sını. Yani AK Parti, Cumhuriyet döneminde kendisinden önce yapılmış her şeyin satışının yüzde 86’sını aldı, cebine koydu. Güya onunla bize hizmet edecekti. Şimdi gelmişler, boğazdaki iki köprünün… Üçüncü köprüyü biliyorsunuz; hem geçiş ücreti çok pahalı, hem bizim değil. Herhalde daha 22 sene yapanlar o geçişten para alacaklar. Bekledikleri kadar alamayacaklarsa da aradaki farkı geçiş garantisiyle devlet ödeyecek kendilerine. Ama&nbsp;birinci ve ikinci köprü ve yedi otoyol, devletin yaptığı, şu an bizim olan ve geçiş ücretleri de diğerlerine göre makul olan yerleri satmaya niyet ettiler. Örneğin devletin yaptığı köprü şu an 59 lira. Tayyip Bey’in kendi bulduğu, ‘Cebimizden beş kuruş çıkmayacak’ dediği ama geçiş garantisi verdiği&nbsp;Kocaeli’yiYalova’ya bağlayan köprü 959 lira. Biri 59 lira, biri 959 lira. Bu ucuz, 59 lira olan geçiş ücretinden, örneğin İzmir’den Çeşme’ye kadar gidiyorsun… Rahmetli Özal’ın Semra Hanım’la kaset dinleyerek ‘Koy bakalım Semra kaseti, bir keyfimiz yerine gelsin’ dediği yerde 103 kilometre, 59 lira. Bu taraftan Akhisar’a kadar gidiyorsun Tayyip Bey’in yaptırdığı yerde 103 kilometre, bu sefer 359 lira. Şimdi bu köprüleri alıp satmaya ve 59 lira olan geçiş ücretini 300 - 350 lira yapmaya niyetliler. Bu köprülerin, dikkatinizi çekiyorum, bu ucuz fiyatlarla yıllık getirisi 600 milyon dolar. Bu ucuz fiyatlarla. Dedikleri gibi beşe, altıya, yediye katlandığında 3-4 milyar dolar olacak. Bugünkü geçiş paralarıyla 600 milyon dolar olan bu köprüleri, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı özelleştirmeye niyetli ve niyet ettikleri para 3 milyar dolar. Yani beş yıllık kirasıyla 25 yıllık gelirini satacaklar. 5 yılda gelecek para. Zaten birini bu sene alıyoruz, ikinci de sen bu işi yapana kadar gelecek sene gelecek. Üç senelik parayı peşin almak için 25 senelik kazancı bırakıyor. Ve işin kötüsü bıraktıkları 59 liralık köprüyü 359 lira yaparak verdikleri parayı belki de bir senede, 9-10 ayda alacaklar. Kalan zamanda hepimizi kendi köprümüzden&nbsp;geçerkenki, alternatifi yok ki bunun. Yani İstanbul’da bir bedava devlet köprüsü olur, ikiyi, üçü, dördü özelleştirirsin. ‘Parası olan oradan geçsin ama olmayana da devletimizin hizmeti de bu’ dersin. Öyle bir köprü yok. Adam Anadolu yakasında oturuyor Avrupa yakasında çalışıyor. Mecbur geçeceği köprüye bugün 60 lira veriyor, bence o da saçma. Ama yarın 359 lira ödeyecek.

O PARA CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NE LAZIM

Bunu söylüyoruz, soruyoruz. Geçen hafta sordum, ‘Bu soruya net bir cevap ver.’ Her şeye cevap veriyorlar, bir kelime yok. AK Parti’nin sözcüsünün yok, bakanlarından yok, Sayın Erdoğan’dan bir kelime cevap yok. Belgeleri söyledim, arkadaşlara verdim basınla paylaştılar. Basında iki tane belge çıktı üç ay önceden. Birisi karayollarına diyor ki; ‘Köprüler yolları üzerinde bir şeyi özelleştirirsen, tut ki işte kafeterya, benzin istasyonu, yolun bir kısmı. Onlara baştan yaz ki buralar özelleştirilince sözleşmen bitecektir, tazminat da vermeyiz’ diye. İkincisi de diyor ‘Yabancı bir şirket gelecek. Köprüleri görecek. Altyapısını inceleyecek. Yardımcı olun, her türlü kolaylığı yapın.’ Bu belgelere de ‘gık’ demediler. Bir değerli gazeteci kardeşimiz Bakanı aramış, bakanlığı aramış, sormuş. ‘Satacak mısınız?’ demiş. ‘CHP’nin kuvvetli iddiaları var’ demiş. Onlar da demişler ki ‘Kesin satacağız diyemeyiz, piyasasını araştırıyoruz.’ Buradan bu Ramazan mübarek&nbsp;günde Türkiye’deki bütün&nbsp;vatandaşlarımıza sesleniyorum. Köprülerin satılacağından haberdar olan vatandaşlarımızın oranı anketlere göre yüzde 35-40. Bir kere bunu duyan duymayana duyursun. Haberdar olup da köprü satışını destekleyenlerin oranı yüzde 10. Yüzde 90 karşı. Altın yumurtlayan tavuğu yabancılara satmak istiyorlar. Dediğim gibi, adam fiyatı beş katına çıkardığı gün, bir yılda bütün parayı toplayacak. 25 yıl boyunca gelecek paradan hepimiz mahrum kalacağız. Benim ona itirazım şudur: O para bana lazım, o para Cumhuriyet Halk Partisi’ne lazım. O para Türkiye İttifakı’na lazım. Seneye yaparsan 24 sene. Öbür sene yaparsan 23 sene. O paranın geleceği Cumhuriyet iktidarlarında biz o parayla en düşük emekli maaşını asgari ücrete çıkartacağız. Sonra 1,5 asgari ücret yapacağız. Biz o parayla, asgari ücreti yükselteceğiz. Oradan zorlanacak olan küçük esnafa, KOBİ’ye ve sanayiciye&nbsp;sosyal güvenlik desteklemeleri yardımı yapacağız. O parayla biz kanunda beş yazarken bir verdiğiniz çiftçiye hakkı olan beş desteklemeyi ödeyeceğiz. O parayla biz, bu telefonu almak isteyen öğrenciye ‘İlk telefonunda ilk bilgisayarında vergi yok kardeşim. Bu telefon sana 50 bin lira kardeşim’ diyeceğiz. Bundan sonra göreceksiniz, bir iktidarın gidişini muhalefet köylerde sağ olsunlar uzun süredir o şekilde gidiyor iş. Muhtarın karşıdan gelişinden anlar. Bürokrasiden gelen bilgilerden anlar. Seçmen de iktidar da gidişini giderek yaptıklarıyla gösterir. Şimdi giderayak ‘25 yıllık parayı hemen alayım. Seçim öncesi bir şeyler yapayım, belki milleti kandırırım.’ Milletin o işlere karnı tok da, ‘Kış geçer, kurt yediği ayazı unutmaz’ demişler. Bu zor günler geçecek. Ama bu emekli, bu emekçi&nbsp;ve,&nbsp;bu esnaf, bu çiftçi ettiklerinizi unutmayacak, sandıkta hesabı sorulacak.

GÖZÜ YOLDA OLANLAR, GÖZÜ MİLLİ PARKLARA DİKMİŞ

Bizim Manisa’da çok söylenen bir laf var. Üst üste üst üste gelince bunlar der ki ‘Ölü bir değil ki yıkayasın, deli bir değil ki bağlayasın.’ Öyle bir haldeyiz ki sattılar&nbsp;sattılar, doyamadılar. Grup Başkanvekillerimiz geçen hafta söyledi. Rapor geldi ilgili arkadaşlardan. Şimdi milli parklara göz dikmişler, milli parklara. Öyle bir şey ki Ankara Soğuksu Milli Parkı hedefte. Uludağ Milli Park hedefte. Bolu Abant, Trabzon Altındere Milli Parkları hedefte. Ne yapacaklarmış biliyor musunuz? Bu milli parkları giderayak 49 ve 99 yıllığına kiralamak için kanun teklifi getirmişler. Gidiyor, şunu görüyor artık. Yolcudur&nbsp;abbas&nbsp;bağlasan durmaz. Emekli böyle el sallıyor, asgari ücretli sallıyor. Artık bu vakitten sonra anketler ortada, görüyorsunuz. Neler&nbsp;neler&nbsp;oldu. Hızla anketler açıklanıyor. Bu ayın anketleri geldi. Biri hariç, o Kasım’da da şimdi de hatta geçen sene seçimlerden önce de bir ay boyunca ‘AK Parti hiçbir İstanbul ilçesini kaybetmiyor’ diyordu. ‘Son gün fark 1 milyondan fazla İmamoğlu lehine değişti’ dediler. Yani bir ay algı operasyonu yaptılar. Sonra ‘1 milyon’ dediler 1,5 milyon da fark yediler. O bir özel şirket, operasyon yapan. Bir tek o AK Parti’yi önde bulmuş. Şu ana kadar yedi anket geldi önümüzde. Allah’a şükür hepsinde Türkiye’nin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Farkı kiminde koruyoruz, kiminde açıyoruz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi önde. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gittiği görünüyor. Gözü yolda olanlar, gözü milli parklara dikmiş. Ya sen düşünsene, sen burada Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidar partisinin. Sen işgal ordusu değilsin ki. Demokrasiye inansan bugün gidersin, yarın gelirsin. Abant’ı milletin elinden alıp yandaşa vermenin, orman idaresinden alıp Kültür Bakanlığı'ndan alıp birtakım yerleri yandaşlara peşkeş çekmenin ne şeyi var? Giderayak Abant’ı verecek yandaşa, Uludağ’ı verecek yandaşa. Efendim uğraşıyor işte Yerebatan Sarnıcı’nı alacak verecek yandaşa. Galata Kulesi’ni alacak verecek yandaşa. Vallahi bu Galata Kulesi’ni Cenevizlilerden kurtarmak AK&nbsp;Partililer’denkurtarmaktan daha kolaydı. Ama bütün vatandaşlarımıza söylüyorum. Bil ki bu iktidar köprü satıyor, giderayak satıyor. Bil ki Abant’ı satıyor, Yedigöller’i satıyor,&nbsp;Sipil’i&nbsp;satıyor, Uludağ’ı satıyor. Bil ki gittiğindendir.

ALACAĞIZ ELİMİZE BALYOZU, GİŞELERİ KIRACAĞIZ

Buradan alacaklılara söylüyorum, alacaklara. Daha bugüne kadar Özgür Özel’in ‘Yapacağım’ deyip de şartlar oluştuğunda yapmadığı bir iş, tutmadığı bir söz yoktur. Buradan söylüyorum. Bunlar istedikleri kadar satsınlar. Millet bunları gönderip Cumhuriyet Halk Partisi’ni getirdiğinde, Türkiye İttifakı’nı getirdiğinde şimdi ağzı&nbsp;sulananlara söylüyorum. 99 yıllığına o Abant Gölü’nü sizde tutmayız, çatır çatır geri alacağız. Hepsini geri alacağız. Önce bu geçiş garantisi falan filan oraya buraya yaptıkları köprüleri, otoyolları bir güzel milletin malı haline getireceğiz Allah’ın izniyle, Allah’ın izniyle. Bunlar hani bir gün geçmişte geldiler, gücü biraz elde tutunca Balyoz Kumpası yapıp balyozu böyle ele aldılar, ordunun kafasına vurdular ya&nbsp;Fethullah’la&nbsp;beraber. Gün gelecek Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir balyoz operasyonu olacak. Alacağız elimize balyozu, otobanlardaki bütün gişeleri kıracağız, bütün gişeleri. Almanya’da otobanda gişe mi var? Dışarıdan geçene var. Milletin köprüsü millete bedava olacak. O gün gelince biz kıracağız o gişeleri. Safları ayrıştırın, safları. Milletin safında duranlar yan yana dursun. Saflar sıklaşsın, kol kola girsin, omuz omuza dursun. Ama öbür safta da bakan evlatları dursun. Çünkü devir değişiyor. Sandık gelecek. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.

SOMA’DA 42 BİN KİŞİ SOĞUKTA, TORKU BECEREMEDİ

Ne diyoruz? Mesela ‘Köprüyü satma’ diyoruz. Niye? ‘Altın yumurtlayan tavuk kesilmez, satılmaz. Başkasına verirsen tavuğun zaten bugünkü yumurta elinde, ikincisi karnında. Üç yumurtaya 25 yumurta verilmez’ diyoruz. Çok basit. Şimdi ‘Köprüyü satma’ diyoruz, ‘Abant’ı Uludağ’ı satma’ diyoruz. ‘Zarar ederiz’ diyoruz. ‘İnat ediyoruz, satacağız’ diyorlar. Bakın devletin varlıklarını satmasının bir faturası hemen çıktı. Benim memleketim Manisa, kalbim Soma’da atıyor. Biliyorsunuz büyük bir facia yaşadık.&nbsp;Yırca’da&nbsp;ağaçlar kesilirken de 301 evladımız katledilirken de hep Soma’daydık. 86 duruşması oldu 86’sına katıldım. İlk gün 10 bin kişi kapıdaydı, son gün 240 kişi kararı dinledik. Ama fikri takipten vazgeçmedik. İşte ben o Soma’da yine böyle altın yumurtlayan bir tavuk, belki daha fazlası. Soma Termik Santrali var. Yıllardır çalışıyor, yıllardır para basıyor, yıllardır Soma’yı ısıtıyor. Yıllarca uğraştık işte filtresi düzgün olsun, Soma zehirlenmesin diye. ‘Devlet çalıştırırken filtre var. Özelleştirilenlerde yok. Yapmayın’ dedik. Bunlar tutturdular 2015 yılında ‘Soma Termik Santrali’ni özelleştireceğiz.’ Dedik ‘Yapmayın.’ Ya kardeşim kömür geliyor, elektrik oluyor, satıyorsun. Elektriğin alıcısı belli. Elektriğin alıcısı var, parası peşin. Kömürün alıcısı var, parası peşin. Biz niye satalım bunu da başkası para kazansın? ‘Hayır özelleştireceğiz.’ Yaptılar bir özelleştirme, önünde hiç yoksa 10 kere basın açıklaması yapmışımdır. Yanımda kim var o gün? O gün yanımda avukat Sercan Okur var. İlçe yöneticisi. Levent&nbsp;Erbinsoy&nbsp;var, o dönemin yeni emekli sendikacı. Anlatıyoruz ‘Yapmayın bunu, yapmayın bunu.’ Dinlemediler. Konya’da işi işte yoğurt, süt, gofret olan&nbsp;Torku&nbsp;diye bir şirket, kıymetli bir şirkettir, kooperatifleri severiz biz. O gün de dedim ‘Herkes bildiği işi yapsın. Gelirsiniz buraya Konya’daki kooperatifin de üyesinin parasını batırırsınız. Yapmayın’ dedim. ‘Hayır&nbsp;Torku&nbsp;gelecek.’ O zaman en büyük desteği AK Parti veriyor. Efendim biraz da Konya kooperatif filan görmüş. ‘Torku&nbsp;gelecek Soma’nın yüzü gülecek. Özgür Özel önümüzden çekil, özelleştirme Soma’yı şaha kaldıracak.’ Özelleştirdiler. ‘Yapmayın’ dedik, dinlemediler. Şimdi Soma’da 42 bin kişi soğukta, evler soğuk. Neden?&nbsp;Torku&nbsp;beceremedi. Santrali işletemedi faaliyeti durdurdu. Şimdi karşı&nbsp;karşı&nbsp;olduğumuz durum şu: Bir kere yıllarca pahalı diye devletin taktığı filtreyi takmadı, Soma’yı zehirledi.&nbsp;Koah, kanser hastalığı bilmem ne. Çalışmalar dünya kadar. Üstüne buradan kömürü alıp elektrik üretip satıyor ya, aldığı yer Türkiye Taşkömürü Kurumu. Bizim kurum. 11 yılda 18 milyar da borcu takmış mı? Türkiye&nbsp;Taşkömürü Kurumu 18 milyar alacaklı. Hepimiz alacaklıyız. Bu diyor ‘Beceremedim, battım.’ Soma’da 42 bin kişi soğukta.

BİZ SÖYLERKEN AKLINIZ NEREDEYDİ? HEPİNİZE GÜNAYDIN

Bir basın açıklaması gördüm. Ben yokum orada. Üçümüzdük ya. Sercan Okur orada. Ne olmuş? Son seçimlerde doğruyu söylediği için vaktiyle, Soma’nın şehremini olmuş, belediye başkanımız olmuş o Sercan Okur, orada duruyor. Yanında Levent&nbsp;Elbinsoy, eski sendikacı. İlçe başkanımız olmuş. Üçüncü de ben vardım ya. Üçümüz ‘Satmayın’ diyorduk. Ben yokum kim duruyor yanlarında? AK Parti’nin ilçe başkanı Ali Sezer. ‘Soma donuyor, buna bir çare bulsunlar. Ben de bu eyleme destek olmaya geliyorum.’ Ali Bey ayağına sağlık, hoş geldin de. Bu AK Parti’nin aklı neredeydi 10 sene önce CHP bunları söylerken? Neredeydi aklınız? Bugün hoş gelmişler, sefa gelmişler. Soma ticaret odası, esnaf odaları, nakliyeciler odası Soma'da kim varsa bugün burada. Bana da gelecekler. Partileri gezecekler. ‘Soma’nın burası bir daha özelleştirilmesin, satılmasın.’ Öyle niyetleri de var AK Parti’nin. ‘Soma’nın malı Soma’da kalsın. Bunu kamulaştıralım.’ Günaydın arkadaşlar, hepinize günaydın. İşte Cumhuriyet Halk Partisi 11 yıl önce bunu söylerken, bunları görüp de söylüyordu. Şimdi Soma’nın esnafına borcu takmışlar, Soma’yı soğukta bırakmışlar. Taşıyanın parası kalmış bilmem neyin parası kalmış.&nbsp;Torku&nbsp;patlamış. Belki o&nbsp;Torku’nun&nbsp;Konya’daki yatırımcısı, Konya’daki ortakları da bu işten zarar görmüş. AK Partililer CHP ile birlikte basın açıklamasına gelmişler, Soma’da haber oluyor. Arkadaşlar milletin menfaatini düşünüyorsanız, AK Partilileri CHP haklı çıkınca basın açıklamasına değil, AK Parti’yi göndermek için sandık başına davet ediyorum. Yine Soma’da&nbsp;Polyak&nbsp;madeni. Birkaç ay önce ‘Yapmayın’ dedik, ‘Etmeyin’ dedik. Kınık’ta, İzmir’in Kınık ilçesi sınırlarında ama çoğu işçisi Soma’da çalışıyor, oturuyorlar. Servisle gidiyorlar.&nbsp;Polyak’ı&nbsp;sattılar. Yüzde 70 hissesini Çinli bir firma aldı. Gelmiş direkt 3 bin 900 işçi var ya, bin 700’ünü işten çıkartmış. Direkt. Bin 243 işçi de duruyor ama daha Çinli şirketten bir lira maaş nasip olmamış. Yani bin 700 kişi çıkmış, kalan bin 200 kişi de çalışıyor, parasını alamıyor. AK Parti iktidarda dönmüş ‘Allah&nbsp;Allah, nasıl oldu bu iş?’ diye bakıyor. Madenler devletindir anayasaya göre. Arkasından dolaşıyorsunuz. Santraller, bu kadar karlı ve stratejik işletmeler satılamaz. Oradan kim para kazanıyorsa bu milletin kazanacağı parayı peşkeş çektiniz diye kazanıyordur. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında stratejik hiçbir kurum, santral, rafineri, baraj, stratejik hiçbir kurum satılmayacak. Bu satılmış olanlar da düzgün işleten işlettiği güne kadar, işletmeyenin tepesine bineceğiz, hepsini geri alacağız, bu milletin yeniden malı yapacağız. Başka çaresi yok.

ÜÇ YILDA MİSAFİR AĞIRLAMA MALİYETİ YÜZDE 723 ARTMIŞ

Şimdi iki haftadır gösteriyorum. Tayyip Bey demiş ya ‘Üç yıl öncesinden daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin’ diye. Biz de diyoruz ki ‘Tayyip Bey beddua bizim kültürümüzde yok. Ayıplı bir şey, döner kendini vurur. Biz dua ediyoruz senden kurtulalım diye.’ Üç yılı gösterdim. Önce ekmekle gösterdim, pideyle gösterdim. Şimdi artık bu salı Ramazan’ın içindeyiz. Standart dört kişilik aile, dört kişilik komşularını çağırıyor ve birlikte iftar yapıyorlar. Bunu geçen sene de önceki sene de yaptık biliyorsunuz. Fiyatlar aynı yerden alınıyor ve direkt karşılaştırılıyor. Ne var? Mercimek çorbası, pide, kavurma, pilav, cacık, tatlı ve çay. Tayyip Bey ne diyor? ‘Üç yıl öncesine göre az alıyorsanız ekmeği, beddua edin.’ 2023’te bu sofra 480 liraya kuruluyormuş,&nbsp;üç yıl önce. 2025’te, geçen sene 2 bin 530 lira. Bu sene 3 bin 950 lira. Üç yıl öncesine göre dört kişilik ailenin bu menüyle misafir ağırlama maliyeti yüzde 723 artmış Tayyip Bey. Asgari ücrete oranlandığında üç sene önce asgari ücretli bu sofradan 18 tane kurabiliyormuş. Bugünkü asgari ücretli yedi tane kurabiliyor. Asgari ücretin iftar sofrası karşısındaki enflasyonu 18’den yediye düşmüş. Üç yıl öncesine göre yüzde 723’lük bir artış ortaya çıkmış Ramazan sofrasında.

AK PARTİ’NİN KUTUPLAŞTIRMADAN SORUMLU BAKANI…

O yüzden önümüzdeki hafta uygun günde, bugün gündem de çok, uzun uzun konuşacağım. Ama mübarek Ramazan’dan… Ramazan geldiğinde seslerin düşmesi, incitici sözlerden geri durmak, kutuplaşmak yerine kucaklaşmak, küsleri barıştırmak, toksan açın halinden anlamak… Ramazan’da aç kaldığın sürede normalde ekmeğe, suya, yemeğe ulaşamayanın halini görmek. Onun için yardımlaşmada bulunmak;&nbsp;zekat&nbsp;vermek, fitre vermek. Daha doğrusu kimsenin&nbsp;zekata, fitreye muhtaç olmayacağı bir ülkeyi inşa etmek, bunun için siyaset yapmak, bunu yapabilecek siyasetçilere destek olmak… Çıkacaksa Ramazan’dan bunlar çıkar, husumet çıkmaz. Ama AK Parti’nin kutuplaştırmadan ve vatandaşı birbirine düşürmeden sorumlu bakanı, Milli Eğitim Bakanı. Ramazan mübarek gün. Herkesin çoluğu var, çocuğu var. Çocuğunun dini eğitiminden, aileler sorumlu çocuklar belli bir yaşa gelene kadar. O çocuğun ibadetini, orucunu anası - babası bilir. Küçücük çocuk. Bu çocuklardan çetele tutturacak, bunun üzerinden sınıfta ayrımcılık çıkaracak. Esas maksadı gazeteye, televizyona düşecek. Bir gerilim çıkacak. Sonra aynı yalana sarılacaklar. Ne aynı yalan? Efendim şöyle söylüyor seçmenin bilinçaltına beyefendiler; ‘Evet açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama tehlike büyük. Oyu bize vermelisin. Onlara verirsen bayrağı indirecekler, onlara verirsen ezanı dindirecekler. Onlara verirsen şunu yapacaklar…’ Bu oyunla emeğini sömürdüğü, alın terini sömürdüğü adamın bir de oyunu sömürüyor. Onu değiştirtmiyor, açlığa&nbsp;mahkum&nbsp;ediyor, sefalete mahkum ediyor. Bunun üzerinden siyaset kuruyor.

MİLLETİ SİZE BEŞ YIL DAHA SÖMÜRTMEYECEĞİZ

Şimdi sandık bugün gelse CHP, yarın gelse CHP, Allah’ın izniyle ne gün gelse CHP. Bunun üzerinden bir kutuplaşma çıkaracak. Bunun üzerinden kavga çıkaracak. Millete ‘Ezanı dindirecekler, bilmem ne yapacaklar.’ Onu dediniz, o ezanı okuyan müezzinin maaşını alacağı bir banka seçecek, onun üzerinden müezzine para ödenecek. Her banka girse 10 lira. Sadece katılım bankalarını sokuyorlar, faiz haram diye; 2 lira. O müezzinin hakkını Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri savundu, Genel Başkanı savundu. O ezanı okuyan müezzinin, namazı kıldıran imam efendinin hakkını da sendikasını da sonuna kadar savunan biziz. Onun emeğini de oyunu da sömüren AKP’nin iktidarının sonu gelmiştir. ‘Vatanı böldürecekler, bayrağı indirecekler.’ Her çarşamba bekleriz. Elinde ay -yıldızlı al bayrakla, renklerini bayraktan alan Türkiye İttifakı meyanda, hakkını arıyor. Seçtiği Ekrem İmamoğlu’nun da hakkını arıyor. İşsiz kalan torununun hakkını arıyor. ‘20 bin lira emekli maaşı olur mu kardeşim’ diyor, hakkını arıyor. Sömürülen emeğinin, sendikalı oldu diye işten atılan işçi hakkını arıyor. Bir tarafta çıkmış onlar; ‘Kutuplaşma yapacağız. CHP ile milleti korkutacağız. Aç, sefil, güvencesiz milletin yine oyunu biz alacağız. Beş yıl daha milleti sömüreceğiz.’ Bu milleti size beş yıl daha sömürtmeyeceğiz. O milletin hakkını size yedirtmeyeceğiz. Ne&nbsp;Cumhuriyet’ten vazgeçeriz. Ne kazanımlarından vazgeçeriz. Ne altı okumuzdan vazgeçeriz. Ama bu uyanıkların oyununa gelip de bir sefer daha seçim kaybedip, bunları başımıza bela etmeyiz.&nbsp;O yüzden bunlara tepkide ölçülü, her kelimede dikkatli, gerçek kardeşin; emeği sömürülen AK Partili, MHP’li, CHP’li,&nbsp;DEM’li, İYİ Partilinin kol kola olduğunun, esas düşmanın emek sömürenler olduğunun, dini alet edip din üzerinden siyasetle canım Anadolu’daki namazında, niyazında, orucunda kardeşimin hem oyunu sömüren, hem emeğini sömüren, onları 20 bin lira emekli maaşına bırakan AK Parti olduğunu göreceğiz.&nbsp;AK Parti’den kurtulacağız. Huzur içinde yaşayacağız. Anadolu’daki yaygın deyimle bizim abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Atatürkçülüğünden, devletçiliğinden, milliyetçiliğinden, Cumhuriyetçiliğinden, laikliğinden hiç şüphesi yok. Ama buradan kutuplaşma çıkarıp da CHP’ye karşı ‘Bir cephe yapayım, arkamı kalabalıklaştırayım…’&nbsp;Yoköyle bir şey. Biz senin o arkandakilerle Türkiye’nin geleceğini konuşuyoruz. O emekliyle, o emekçiyle, o gençlerle CHP iktidarını konuşuyoruz. Başörtülüsü de örtmeyeni de her birisi el ele, kol kola. Üniversitede de sokakta da Türkiye’nin geleceğini düşleyen gençlerle düşünüyoruz. Ne AK Partilisine, ne CHP’lisine. Hepsine birden ve beraberce yasaksız bir Türkiye, vizesiz bir Avrupa ve dünyayı hediye ediyoruz. Ne konuşuyorsun sen?

MADE IN EUROPE TEHLİKESİ VAR

Şimdi kritik ve önemli bir konu. Yarın biz iktidarız, bugün başkası iktidar ama herkes ekmeğinin peşinde, o ekmeği küçültecek bir tehlike var karşımızda. Tehlike var. Avrupa&nbsp;Made&nbsp;In&nbsp;Europe diye yani ‘Avrupa’da üretildi’ diye yeni bir çalışma yapıyor. Avrupa Birliği’ne üye ülkeleri koruyacak, bunun dışında kalan ülkeleri dışlayacak bir hazırlıkları var. Bu konuda Türkiye’nin aslında iyi yönetilse büyük bir fırsatı da var önünde. Ama böyle kötü yönetilirse büyük bir tehlike var. Eğer ikna olmazlar 4 Mart’taki oylamada Türkiye’yi bu işin dışında bırakırlarsa ‘Made&nbsp;In&nbsp;Europe - Avrupa’da üretilmiştir’ damgasında Türkiye, Avrupa dışında kalacak. Dünya kadar; Bursa’da, Denizli’de,&nbsp;Kocaeli’de, Kayseri’de, Konya’da, Adana’da, Gaziantep’te, tüm Türkiye’de üretilen ürünlerimizin artık Avrupa’ya satışında zorluklar olacak. Hatta hiç alınmayacak. Dünya kadar işletmemiz kapanabilir. Dünya kadar işçimiz işsiz kalabilir. Ama burada, bu ‘Made&nbsp;In&nbsp;Europe’ meselesine… Biz aday ülkeyiz, Avrupa’nın en önemli ülkelerinden biriyiz. Biz olmasak Asya’ya geçemezsiniz. İstanbul bizim, köprüler bizim. Biz buradayız. Avrupa Konseyi’nin kurucularındanız. Avrupa Birliği fikrinin sahibiyiz. Bu AK Parti bu saçmalıkları yapmasaydı, yani ‘Kopenhag&nbsp;kriterlerini&nbsp;Ankara kriteri yaparım’ filan deyip kafa tutmasaydı, önce ‘Gireceğim’ deyip sonra bu kadar anti demokratik işler yapmasaydı; AİHM kararlarına&nbsp;uymamazlık, çoktan girmiştik. Avrupa, birleşik Avrupa fikrinin sahiplerinden birini, bizi dışarıda bırakamazsınız diye düşünüyoruz.

OYLAMAYA KADAR AVRUPA’DA ÇALIŞMALARDA BULUNACAĞIZ

Bunun için Avrupa Birliği’ndeki ülkelerin hükümetlerine birer mektup yazdık Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Üç sıfatla; ülkenin kurucu partisi, bugünün ana muhalefet partisi, yarının iktidar partisi ve Türkiye’nin birinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Diyoruz ki ‘Bu&nbsp;Made&nbsp;InEurope işinde bizi sakın dışarıda bırakmayın. Biz yarın iktidar olacağız. İktidarda Avrupa Birliği’ne tam üyelik için hızla koşacağız. Zaten Avrupa’nın üyesi olacağız ama bu dönemde Türkiye’de bu ekonomik&nbsp;güçlükler varken, bu sıkıntılar varken, bizi dışarıda bırakmayın, bizi işsiz bırakmayın, işletmelerimizi iflasa sürüklemeyin.’ Bunları Avrupa Birliği’nin başkentlerine iletilmek üzere iki değerli büyükelçimiz ve dış politikadan sorumlu koordinatörümüz bugün, yarın, öbür gün ve cuma günü Avrupa Birliği büyükelçiliklerine bu mektubumuzu teslim ediyorlar. Sayın Genel Sekreterimiz Selin&nbsp;Sayek&nbsp;Böke, Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Namık Tan’dan oluşan, onların başkanlığında bir heyet Avrupa’ya uçuyor. Oylamanın olduğu güne kadar Selin Hanım ve Namık Bey hem Avrupa Parlamentosu’nda birer birer milletvekilleriyle, hem çok güçlü olduğumuz oradaki Sosyalist Grup nezdinde, Demokrat Grup nezdinde, gerekli çalışmalarda bulunacağız. Bu ‘Made&nbsp;InEurope’ meselesinden sanayicimizin ve dolayısıyla sanayide çalışan işçimizin olumsuz etkilenmemesi için var gücümüzle gayret göstereceğiz. Bir kez daha buradan Avrupa’ya sesleniyoruz. Türkiye, gördüğünüz hak ihlalleriyle, hukuksuzluklarla, adaletsizliklerle meşgul bir ülke olmanın ötesinde 100 yıl önce demokrasiye geçmiş, hepinizden önce kadına seçme hakkını vermiş, bugün genç nüfusuyla, bütün potansiyelleriyle, Anadolu’daki çok yetkin girişimcileriyle, önemli coğrafyasıyla, güçlü varlıklarıyla Avrupa’nın da çıkışıdır. Türkiye’yi AK Parti’den ibaret görmeyin, Türkiye’nin yarınlarında Türkiye’nin kurucu partisi, Cumhuriyet Halk Partisi vardır. Bizi Avrupa’nın dışında bırakmayın.

GAZZE’Yİ KANA BULAYANLARLA AYNI MASAYA OTURDULAR

Biraz önce söyledim: Saadet Partisi’nin iftarında oturduk. Özellikle iç siyasetten uzak durduk. Bir konuda ortaklaştık. Neydi o? 71 binden fazla insan öldürüldü Gazze’de, bunların çoğu kadın ve çocuktu. Bu konuda değerli Genel Başkanlar önemli yaklaşımlarda bulundular. Sayın Davutoğlu ‘Bu konuda Meclis grupları birlikte bir çalışma yapsın’ dedi, olumlu yaklaştığımızı kendisine ifade ettim. Kürsüde de hepimizin üzerinde ortaklaştığı önemli bir nokta vardı. O da Filistin’in, Filistinlilerin, Gazze’nin, Batı Şeria’nın güvenliği ve bu konuda Türkiye’nin doğru bir yerde durması. Malum&nbsp;Trump, ‘Barış Kurulu’ diye bir kurul kurdu. Adı; barış. Düşünün ki Barış Kurulu’nda Filistinliler yok. Kim var? Barış Kurulu’nun başında ‘Gazze’yi gördüm, güzelmiş. Önü deniz. O şeride yüksek, güzel oteller yapacağım.&nbsp;Kasinolar, kumarhaneler yapacağım. Orası bir eğlence merkezi olmalı. Önünde de doğalgaz var. Gazze’yi sevdim. Orayı istiyorum’ diyen&nbsp;Trump, Barış Kurulu kurmuş, başına geçmiş. 62 ülke davet etti, aklı başında hemen hemen hiçbir ülke gitmedi. 41 ülke reddetti. Örneğin İspanya Başbakanı&nbsp;Pedro&nbsp;Sanchez, ‘Gazze&nbsp;Gazzelilerindir. Siz kim oluyorsunuz, oranın kararını Filistinliler verir’ dedi. Aynı fikirde olduğumuzu ifade ettik. ‘Gitmeyin’ dedik, ‘Adı Barış Kurulu. Orada Filistin yok’ dedik. ‘İsrail de yok’ dediler. Sonra tam&nbsp;Trump’lık&nbsp;bir iş. Önce İsrail’i çağırdığını söylemedi. Barış Kurulu’na millet gireceğini söyledi. Aklı başında, güçlü dünya devi ülkeler burada yer almadı. Ortadoğu ülkeleri, kendini&nbsp;Trump’ınkarşısında güçsüz hisseden kim varsa oraya gitti. Kendini&nbsp;Trump’a&nbsp;muhtaç hissedenler gitti. Bizimkiler de ‘Biz de geleceğiz’ dedi. Toplantıya üç gün kala&nbsp;Trump, çağırdı&nbsp;Netanyahu’yu. Hangi&nbsp;Netanyahu? Elinde 71 bin kişinin, 40 bin çocuk ve kadının kanı olan&nbsp;Netanyahu&nbsp;Trump’ın&nbsp;deyişiyle ‘savaş kahramanı.’ Savaş kahramanı nedir? Bir savaşta başarılı olan birisi. Filistin’de 71 bin kişi ölmüş. 30 bin çocuk ve kadın ölmüş. Ona ‘kahraman’ diyor. Onun o kanlı ellerini tuttu. Onu Filistin’in olmadığı Gazze Barış Kurulu’na oturttu. Bakın aile fotoğrafı çektirmişler. Hakan Fidan, Erdoğan adına katıldı.&nbsp;Gideon&nbsp;Saar,&nbsp;Netanyahu&nbsp;adına katıldı. Aile fotoğrafında birlikteler. Filistin’in&nbsp;olmadığı bir barış kurulunda Gazze’ye&nbsp;kasinolar, kumarhaneler yapmaya,&nbsp;Trump‘ın&nbsp;hayal ettiği çok katlı oteller yapmayı, ‘Beğendim, o plajda çok güzel turizm olur’ dediği, ‘Önündeki doğalgazı da istiyorum’ dediği Gazze’nin işgal planına Hakan Fidan ile&nbsp;Netanyahu‘nun, eli kanlı savaş suçlusu&nbsp;Netanyahu’nun&nbsp;Dışişleri Bakanı birlikte katıldılar. Buradan geçmişte ‘Filistin davası bizim davamızdır’ diyen Erdoğan’a oy verenlere sesleniyorum. Köşelerinde ‘Efendim Erdoğan’ın güçlü yanı Filistin…’ Al sana Filistin. Erdoğan’ın güçlü yanı. Gazze’yi kana bulayanlarla oturup da ‘Gazze’den Filistinleri süreceğiz, etraftaki beş ülkeye. Orada turizm yapacağız’ diyenlerle aynı masaya oturanları bu Ramazan, mübarek günde milletimizin vicdanına&nbsp;şikayetediyorum.

DENETİMLERDE BİR KURUŞ KAMU ZARARI BULUNMADI

Şimdi iki önemli husus. Bunlardan bir tanesi İBB soruşturmasına, davasına, yargılamasına damga vuracak. İkinci bir husus da Erdoğan’la ilgili tarihi bir itiraf ve bundan sonra hep konuşulacak ve konuşulmasına engel olunmayacak bir gerçeklik ortaya çıkacak. Birincisi; 19 Mart. Ne dedik? ‘Devletin dini adalettir’ sözüne inanıyoruz. Hazreti Ali’nin bu sözünü çok önemsiyoruz. Adalet olmazsa huzur olmaz, refah olmaz. İşte geçen yıl 19 Mart’ta bir sivil darbeye kalkıştılar. Cumhurbaşkanı adayımız, Karadeniz’in evladı, Trabzon’un evladı Ekrem İmamoğlu’na bir akşam gittiler diplomasını iptal ettiler. Neden, nerede kullanılıyor diploma? Cumhurbaşkanlığı adaylığında. Başka bir yerde kullanılmıyor siyasette. Sonra ertesi sabah evine gittiler, ‘terör soruşturması’ dediler götürdüler. Terör neymiş? Terör örgütlerine destek vermişmiş. Yalan olduğu çıktı, uçtu gitti. Ne dediler? ‘Ajan’ dediler, ‘casusluk’ dediler. FETÖ gibi ne bulsa söylüyor. Pespaye oldu o işler, şimdi konuşan yok. Ne dediler? ‘Bir uçak var.’ Peşine düştüm. Uçağın bir AK&nbsp;Partili’ye&nbsp;ait olduğunu, kiralayanın AK Partili olduğunu. Adam dedi ki ‘Biz&nbsp;reisciyiz, İmamoğlu’na uçak falan kiralamadık.’ ‘Yok&nbsp;bu uçağın içinde onlar oldu, bunlar oldu’ dediler. Her türlü rezilliği göze aldılar. Hiçbirinin arkasında duramadılar. Tutuyorlar ne diyorlar? ‘Efendim İstanbul Büyükşehir Belediyesi 560 milyar lira yolsuzlukla karşı karşıya.’ İddianame ortada. 560 kuruşluk iddiayı ispat edecek kanıt yok. Ama baştan sona her şeyi saymışlardı. Şimdi Allah’ın sopası yok. Böyle gösterecek varlığını. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Sayıştay’ın yaptığı denetimler. Elimde Sayıştay’ın kendi yaptığı ya da talebiyle&nbsp;İBB’nin&nbsp;ilgili birimlerinin ayrı ayrı çıkardıkları yazılar var. Ve yazılarda her iddia, ilgi tutulmuş. Her talep, ilgi tutulmuş. Sayfalarca her birinin sonu aynı bitiyor. Şöyle gösteriyorum. İki bölüm var. Bir AK Parti’nin yönettiği bölümle ilgili Sayıştay saptamaları ve sonuçları. Ayrıca Sayıştay değil; iç denetim, dış denetim ne varsa. Kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmalinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucu, kamu zararı oluştuğu kanaati ile 56 adet muhtelif tarih ve sayılı inceleme soruşturma ve tevdi raporu düzenlendiği.’ AK Parti’nin yönettiği dönemde. Biliyorsunuz bunları Ekrem Başkan çıkardı, Soylu gitti aldı ‘Ben yürüteceğim soruşturmayı’ dedi, üstüne oturdu daha haber yok. ‘56 muhtelif tarih ve sayılı incelemede soruşturma ve tevdi raporu düzenlendiği.’ ‘Soruşturma izni verilmemesi yüzünden ilerleme sağlanamadı.’ Bu CHP dönemi arkadaşlar.&nbsp;Hazine Maliye Bakanlığı’nın başmüfettişleri, Ticaret Bakanlığı başmüfettişleri ve mali suçları araştırma komisyonu MASAK uzmanları tarafından 2002 yılından özel teftişe tabi tutulmuş, ayrıca yine İBB, İSKİ, İETT 2020-25 arası tarih aralığında işleme tabi tutulmuş olup, yapılan özel ve&nbsp;genel teftiş neticesinde düzenlenen raporlarda bir kamu zararı tespitine yer verilmediği görülmüştür.’&nbsp;Hazine Maliye Bakanlığı başmüfettişleri.&nbsp;Ticaret Bakanlığı başmüfettişleri, mali suçları araştırma kurulu uzmanlarının 2002 yılından bugüne genel iş ve işlemleri özel teftişe tabi tutulmuş ayrıca yine İBB, İSKİ, İETT’nin 2020’den bugüne tarih aralığında gerçekleştirdiği genel iş ve işlemleri İçişleri Bakanlığı ve mülkiye müfettişleri tarafından genel teftişe tabi tutulmuş olup, yapılan özel ve genel teftiş neticesinde düzenlenen raporlarda kesinleşmiş bir kamu zararının tespitine yer verilmediği görülmüştür.’&nbsp;CHP dönemi, AK Parti dönemi. Bütün gazeteci arkadaşlara sesleniyorum. Basın birimimizden Adalet ve Kalkınma Partisi dönemindeki 56 mesele ile buradaki bu raporların ayrı ayrı her birisi için imzalı raporlarını temin edebilirler. Resmi yazıyla bu İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından valiliğe, mahkemeye ve ilgili her yere de yollanıyor. Hepsinin de kanıtları burada. Denetimleri Özgür Özel yapmadı. Denetimleri Cumhuriyet Halk Partisi grubunun teftiş kurulu yapmadı. Bu denetimleri Hazine Maliye Bakanlığı yaptı. MASAK yaptı. İçişleri Bakanlığı yaptı, özel teftiş kurulları yaptı. Bir kuruş kamu zararına rastlanmadı.

‘MALINA ÇÖKERİZ, AT İMZAYI’ DEDİLER

Şimdi Erdoğan’a şunu söylemek lazım. Diyordu ya, ‘Adamlar parayla yakalanmış.’ Dört bakan ve çocukları. ‘Sıfırlayalım mı?’ falan olmuş. Şu anda bir tanesi büyükelçi olanın elbise torbasından, öbürlerinin ayakkabı kutularından milyon dolarlar çıkmış. Önce ‘FETÖ koydu’ demişler. Sonra faiziyle geri istemişler. Seçim olmuş, yerel seçimi kazanmış. E ne oldu bunlar? ‘Milletimiz bizi sandıkta affetti, akladı’ demişler. Burada Başbakanları ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim’ demiş. Onun kafasını kesmişler sırf burada Yüce Divan yolunu açacak diye. O günden sonra Erdoğan’ın temel savunması. ‘Devlet kasasından çıkmıyorsa çalınan bir şey yoktur.’ Yargılama başlamadan önce devletin, milletin,&nbsp;İBB’nin&nbsp;kasasından bir kuruş çıkmadığı ortada. Efendim suç? Suç şu. Kreş yapılacak. AK Parti döneminde adam gelmiş bir şey istiyor. ‘Gel bakalım. Bir yüzde 20-10. 10 şunun payı, 10 bunun payı.’ Bunlar bitmiş, orada bak 56 tanesi ispatlı, şahitli. Cumhuriyet Halk Partisi de tövbe haşa. Allah’ın kulu cebine bir kuruş koymamış. ‘Yapacaksan kreş yap’ demiş. Kreş yapma suçu var, kreş yapma suçu. ‘Okul yap’ demiş, ‘Caminin içini donat’ demiş. ‘Biz buraya yurt yaptık, televizyonları da sen al’ demiş. Bizden birinin cebine bir kuruş girmemiş. Ama fakir öğrencilerin kreşi donatılmış. Yani AK Parti’nin yandaşları, ya da bozuk tohumun babası cebini doldurmamış da garibanın lehine bir şey olmuş. Oradan efendim iş adamı diyor ki ‘E beni zorladılar, kreşi ondan yaptım.’ Seni zorladılar, cebini doldurdu. Burada kreşi zorla mı yaptın, gönlünle mi yaptın? Annenin ismini vermişsin oraya. Hiç bunları bilmem ne. Gırtlağına çöktüler, ‘Malına çökeriz, at imzayı’ dediler. Ama onlar ‘Ben kreşin içine bilmem neyi zorla yaptım’ dedi.&nbsp;İrtikap&nbsp;sucu icat edecek de oradan bizi yargılayacak. Bak kimse zorlamadan devletin müfettişleri imza atmış. ‘Kamunun bir kuruş zararı yok’ diyor.

ERDOĞAN, VARSA DİPLOMAN O MAHKEMEYE SUNACAKSIN

Şimdi günün, gelecek haftalarda ayın, yılın da çok heyecanlı zamanları olacak. Günün en önemli, en şaşırtıcı, en bildiğimiz ama en kabul etmedikleri, belki dünya futbol tarihinin en büyük kendi kalesine golünü izleyeceksiniz. Hazır mısınız? Oynatalım mı? Şimdi bu 19 Mart’tan sonra meydanlara gidiyoruz ya, otobüsle. Hatta işte güzel&nbsp;tezahürat olursa hep birlikte müzik çalıyor, şey yapıyoruz falan. 19 Mart’tan sonra bu üniversite öğrencileri sağ olsun kardeşlerim. Sürekli slogan atıyorlar. Slogan ne? ‘Diplomasız Erdoğan.’ Hep birlikte bağırıyorlar. Ben de bir yerde iştirak etmişim. Daha doğrusu şöyle oluyor. Bir grup üniversite öğrencisi bağırıyor, buradan birileri başka bir şey bağırıyor. ‘Hak, hukuk, adalet’ diyor buradakiler, burası ‘Diplomasız Erdoğan.’ ‘Durun, sırayla’ diyorum. Dönüyorum, ‘Söyle’ diyorum, ben de diyorum ki ‘Diplomasız Erdoğan.’ Erdoğan buna dava açtı. ‘Diplomasız Erdoğan’ sözü bir iftiradır, bir hakarettir, dava açtı. Bizim avukatlara dedim ki ‘Ne olur?’ ‘Vallahi bundan hakaret olmaz ama kanıt sunarlarsa, sen diploma yok dedin, diplomamız var derlerse bu düzende bir ceza olabilir.’ Bakın Türk milleti adına talep eden, Recep Tayyip Erdoğan. Karşı taraf Özgür Özel. Diyor ki, ‘Ankara 44. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bu sayılı esas dosyasında davacı Recep Tayyip Erdoğan vekilinin reddi&nbsp;hakim&nbsp;talebinde bulunmuştur’ diyor davacı.&nbsp;Hakimin&nbsp;reddi talebi. ‘Diyor ki bu davayı bundan sonra bu&nbsp;hakim&nbsp;göremez.’ Sebebi? Önce söyleyeyim, göstereyim.&nbsp;Hakim&nbsp;orada, bizim avukat orada, canım benim gencecik bir kardeşim. Burada da Cumhurbaşkanının avukatları. ‘Efendim bunlar, bunların müvekkili Özgür Özel, müvekkilimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın diploması olmadığını söylüyor.’ Benimki de diyor ki ‘Var mı? Varsa dosyaya sunun.’ Arkadaşlar fıkra bu kadar değil. Erken gülmeyin.&nbsp;Hakim&nbsp;diyor ki ‘Ne diyorsunuz?’ diyor. Bunlar diyor ki ‘Diplomamız vardır. Çünkü Cumhurbaşkanı için diploma lazımdır.’&nbsp;Hakim&nbsp;de diyor ki ‘Sayın Erdoğan’ın diplomasının dosyaya sunulmasına.’ Bunlar diyor ki ‘Hayır. Sunmak zorunda değiliz.’ Ya diyor ki ‘Bu diyor ki diploman yok, sen diyorsun ki var. Diyor ki göster. Haydi göster.’ Kusura bakmayın ama fıkra bu kadar da değil. Erdoğan’ın avukatları diplomanın mahkemeye sunulmasının istendiğini, anlatıyorlar. Tam bu dediklerimi anlatıyorlar.&nbsp;Hakimin&nbsp;de diplomanın dosyaya sunulmasında ısrarcı olduğunu, bakın. ‘Hakimin&nbsp;konuya ilişkin şahsi bir şüphe ve merakının olduğunu, dolayısıyla tarafsız olmadığını’ belirterek hakimin reddini istiyorlar, reddini. ‘Bizden diploma istiyorsa özel bir merakı vardır, tarafsız olamaz. Bizden diplomayı talep etmeyecek bir&nbsp;hakim&nbsp;gelsin’ diyorlar. Karar, ‘Davacı vekilinin reddi&nbsp;hakim&nbsp;talebi hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına, talebin mahiyeti gereği harç alınmasına gerek olmadığını, iş bu kararın bir örneğinin eklenerek dava dosyasının mahkemesine iadesine.’ Tayyip Erdoğan’a söylüyorum. Ben sana ‘Diplomasız Erdoğan’ demişim. Sen bana mahkeme açmışsın. Avukatım demiş ‘Dosyaya sunsunlar.’ Avukatın demiş ‘Sunamayız.’&nbsp;Hakim&nbsp;de demişse ‘Varsa diploma sunacaksın.’ Sayın Erdoğan, varsa diploman o mahkemeye sunacaksın.

CHP’Yİ SENDEN KURTULMAK İSTEYEN BU MİLLETİN EVLATLARI KUŞATTI

Biz bugüne kadar Ekrem Başkan’ın diploma ile ilgili hem kendi açtığı idare mahkemesi davalarına, hem de kendisi hakkında açılmış bir takım suçlayan, sahtecilik falan davalarına gittik. Ekrem Başkan böyle neredeyse bu kürsü kadar beyaz&nbsp;kağıtlara&nbsp;diplomasını basmış. Diploma almak için yazdığı dilekçeyi basmış.&nbsp;Olur&nbsp;yazısını basmış. Kendisiyle bir yatay geçiş yapanları basmış. Kıbrıs’taki üniversiteden İstanbul Üniversitesi işletmeye yatay geçiş yapmış. İki dersi hariç ve inkılap tarihi Türkçe falan. Geri kalan dersleri de baştan almış. Çünkü demişler ki ‘Biz daha kapsamlıyız.’ Dört yıl boyunca bu derslerin tamamını vermiş. Mezun olmuş. Anasının ak sütü gibi helal, alnı açık diplomayı böyle havaya kaldırıyor. ‘Hakim&nbsp;Bey diplomam burada’ diye. Karşısında diplomayla başvurması gereken, ama diplomasını hiç görmediğimiz birisi diplomayı&nbsp;mahkemeye veremiyor. Bundan sonra artık milletin vicdanında Ekrem İmamoğlu’nun diploma davası düştüğü gibi, diplomasını görmezsek Recep Tayyip Erdoğan’ın da diploma davası milletin vicdanında görülmeye başlanacaktır. Dünya kadar hakaret bu işleri örtmez Sayın Erdoğan. Ramazan mübarek gün. Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, çeteler, beceriksizlik, liyakatsizlik bilmem ne. CHP’yi kuşatmışmış. CHP’yi kuşatan bir şey varsa; senden kurtulmak isteyen bu milletin evlatları kuşattı CHP’yi. Senden kurtulmak isteyen bu milletin evlatları. Geçen sene sen bize saldırdığında üyelik kaydını açtık, ‘İsteyen gelsin, oy kullanmak için üyelik lazım’ dedik. 500 bin kişi geldi. 23 Mart günü dayanışma sandığı koyduk, 15,5 milyon vatan evladı geldi. Millet o dayanışma sandıklarında karnında üç aylık hamile kadın bebeği ile koşuyor, çocuğun geleceği için. İki elinde iki baston böyle kambur olmuş teyzem koşuyor, memleketin yarınları için. Sen dönüyorsun ‘Efendim CHP onla kuşatılmış bunla kuşatılmış.’ FETÖ ile kuşattın memleketi, FETÖ ile. Burayı bombalayan adamların altına F-16’yı sen verdin. Milletin evlatlarını ezen tankların mazotunu birlikte doldurdunuz. FETÖ kuşattı bu memleketi, hiçbir şey olmadı. 17-25 Aralık'ta paralar fışkırdı faiziyle geri aldınız.&nbsp;İrtikap&nbsp;desen, yolsuzluk desen hepsiyle ilgili bütün yargılamalardan dokunulmazlık yoluyla kurtuldunuz. Şimdi gelmişsiniz diploması ortada, yaptığı işlerin hiçbirinde kamu zararı olmayan birisini sırf onu yenemeyeceksiniz diye Silivri’de tutuyorsunuz. Sonra da dönmüş ‘CHP’yi o kuşatmış, bu kuşatmış.’ Gel bakalım, çıksın meydana seçmenler ve kuşatsınlar sandıkları, versinler kararı. Sen mi yönet istiyorlar, biz mi yönetelim istiyorlar. Hadi hodri meydan bakalım kim kimi kuşatmış.

NEREDE BİR MECZUP VAR, BULUP GETİRİYORLAR

Önümüzdeki Pazartesi 350 çalışma arkadaşımızla, 2 Mart günü milletimizin huzurundayız. Bu ülkeyi yarınlarda nasıl yöneteceğimizi çalıştığımız, önce partinin programı vardı. Şimdi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde hükümet programı. Hükümet programından öne çıkacak vaatler, politika kurulu başkanlarımız, onların çalıştıkları 135 kişi, onların üretimlerini sahaya taşıyacak 350 kişi ve 81 il başkanımızla şimdi Türkiye’nin en büyük propaganda ordusu ama milletimize yapacağımız çağrıyla dünya siyaset tarihinin en uzun seçim kampanyası, en kalabalık seçim kampanyası. 19 Mart’ta demiştim ‘Gerekirse 1000 gün kampanya yapacağım, ama arkadaşlarımı sana teslim etmeyeceğim. Bu memleketi senin elinde kurtaracağım.’ 1000 günlük kampanyanın 350 günü geçti, geriye kaldı 650 günü. O gün geldiğinde bu memleket sizden kurtulmuş olacak. Ama bunu görüyorlar ya Cumhuriyet Halk Partisi iktidara yürüyor, tüm saldırılara aldırış etmeden geleceğe yürüyoruz. 12 metrekarelik hücrelerinde dimdik duranlar var, dimdik. Çalışanlar, üretenler, iktidara hazırlananlar var. Bir de bin 500 odalı sarayda uyku uyuyamayanlar var. Aynı sesle uyananlar var. Ne o ses? O ses şu: İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder,.&nbsp;İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır. Vallahi uyuyama aynen öyle olacak. Uykuna ne giriyorsa, seni ne uyandırıyorsa o ses doğru. İşte bizimle siyasi rekabet edemeyecek olanlar yargı kumpaslarıyla saldırıyorlar. Bunlardan bir tanesi de yıllardır süren kurultay davası. Esas mesele Bursa’da meczubun biri sonradan içeri girdi ne rezillikleri olduğu, ne sabıkaları olduğu çıktı. Bursa il başkanımıza iftira atıyor. O da buna dava açıyor. Bursa’da davayı göreceğine, ‘Bu bir siyasi dava, parti davası Ankara’da görülür.’ Buraya yolluyor. Efendim İstanbul’da açılan davalar falan filan. Hepsine ona&nbsp;red&nbsp;buna takipsizlik. Burada bir kurultay davası. Burada geçmişte meczuplaşmış bir eski AK&nbsp;Parti’nin eskisi, bizim de utandığımız, üzüldüğümüz bir süreçle aday gösterdiğimiz birisi. Vıcık vıcık her tarafından akan birisi. Tutmuş bir avukat yollamış. İki yıldır konuşuyorlar. Bizim arkadaşlar da bana soruyorlar, ‘Bir şey olacak mı?’ Ya ne olabilir ne olabilir. Herkes salonda. Hepimiz birbirimizin şahidiyiz. Karnımızı ağrıtacak bir şey yemedik. Asla. Bunlar nerede bir meczup, nerede bir deli, nerede bir&nbsp;manyak, nerede bir şuursuz, nerede bir hırsız, nerede bir tacizci getiriyorlar.

İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜMÜZLE İLGİLENİN, KİMSE BİZİ TUTAMAZ

Bir tanesi geçtiğimiz hafta Özgür Başkan’a soruyor. Ne diyor? ‘Sen&nbsp;billboard&nbsp;giydirmişsin?’ ‘Ne&nbsp;billboardı? Var öyle bir&nbsp;hikaye, isteyene ispatını koyarım. İstanbul il başkan adayıyken, burada değil.’ Bir sürü yalan dolan. Hepsi dinlendi. Bu pislik adamların ifadelerinde bugün bütün gazeteler şöyle çıktı. Çeşit çeşit gazete. ‘Mış,&nbsp;miş, muş.’ Bunlara soruyorlar,&nbsp;hakim&nbsp;soruyor. Dün ve bir önceki duruşmada. ‘Duydum.’ ‘Kimden duydun?’ ‘Unuttum.’ ‘Gördüm.’ ‘Nerede gördün?’ ‘Kendim görmedim, görenden duydum.’ ‘Kimdi o?’ ‘Onu da unuttum.’ Bu mahkeme artık belli, bizim avukatlar diyor ki ‘Karara gidiyor, beraat, bitti.’ O vıcık vıcık meczubun pısırık avukatı diyor ki, ‘Bir dakika, bir dakika.’ Ya o kadar şahit dinlenmiş. ‘Miş,&nbsp;mış, olmuş, bilmemiş.’ ‘Bunu İstanbul’daki Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı mahkemeye yollayın oraya, birleşsin. Sorun onu.’ Mahkeme başkanı da sormuş. ‘Efendim bu mahkeme birleşsin.’ Burada Asliye Ceza Mahkemesi. O mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi. Bu mahkeme, siyasi partilerle ilgili bak ‘mış,&nbsp;miş’ değil, böyle kanıtı koyacak, bir yıldan üç yıla. Bu suçu ilk kez işliyorsa bir. Kanıt koyacak ha. Dekont koyacak. Buradaki adama bir yıldan üç yıla ceza verebiliyor. Hiçbir alakası yok konuyla, burada diyor ki ’Bunu birleştirseniz.’ Buradaki de şöyle bir şey var maalesef, ne isterse yapacak çünkü tepeden bakıyorlar. Kanıt çıksa ceza verecek, veremiyor. Beraat verecek. ‘Peki&nbsp;sen bunu yolla…’ Ankara’da görülsün diye Bursa’dan Ankara’ya yollanmış dava. Ali Mahir bakıyor, bazen diyor ki ‘Eczacılığı okurken arada Hukuk Fakültesi’ne kaçak mı gittiniz?’ Bursa’da görülen davayı… Benimle ilgisi yok. ‘Siyasi parti davaları Ankara’da görülür’ diye buraya yollanmış İstanbul’da böyle bir dava açılsa buraya geliyor. Bu meczup diyor ki ‘Bu davayı yolla bakalım, onlar görür mü?’ O da diyor ki ‘Bu taraf istiyorsa…’ Yukarı taraftan da bakıyor. ‘Bir soralım bakalım, İstanbul istiyor mu?’ Şu kadarını söyleyeceğim. Kimse ama kimse ‘Bu iktidar yürüyüşümüze bunlar mani mi olacak? Partinin davasında bir şey mi olacak?&nbsp;Yok&nbsp;butlan mı olacak, şutlan mı olacak?’ Bak bir şey söyleyeyim, ilk gün dediğimi diyorum. Sonucu alınacak hiçbir şey olmadığından süreç boyunca o konuşacak, bu konuşacak. Aklı başında hiçbir CHP’li bu meczuplarla ilgilenmesin. İktidar yürüyüşümüzle ilgilenin. Hiç kimse bizi tutamaz. Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye İttifakı iktidarı yürümektedir. Bütün mesele bundan ibarettir. Son sözüm şudur. Dedin ya Sayın Erdoğan; ‘Bu gidişin önünde duramazsın Özgür.’ Senin gidişinin önünde ben değil, dünyanın en büyük barajları duramaz. Sen gidiyorsun Erdoğan. Ama sen de bu gelişin önünde duramazsın. Gazi’nin partisi, Atatürk’ün partisi, halkın partisi, milletin umudu olmuş Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yürüyüşünü durduramazsın Erdoğan. Ne sen, ne iftiracıların, ne de yargı kolları başkanın. Yolumuz açık olsun arkadaşlar, iktidara gidiyoruz.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Haksızlıklar sürdükçe mücadelemiz devam edecek - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 14:07:06 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-haksizliklar-surdukce-mucadelemiz-devam-edecek-171519-20260224.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-haksizliklar-surdukce-mucadelemiz-devam-edecek-171519-20260224.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-haksizliklar-surdukce-mucadelemiz-devam-edecek-171519-20260224.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Getir sandığı, ben çözeceğim bütün sorunları]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-getir-sandigi-ben-cozecegim-butun-sorunlari-2382.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-getir-sandigi-ben-cozecegim-butun-sorunlari-2382.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;

Özgür Özel, “Değerli milletvekillerimiz, kıymetli grubum, Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu onurlandıran değerli misafirlerimiz, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların çok değerli yöneticileri, üyeleri, Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün en önemli gücü, 81 ilimizin çok değerli kadın kolları başkanları, 31 Mart zaferinin büyük mimarları Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş kadın Belediye Başkanları, kadın belediye meclis üyeleri, buraya sesini duyurmaya gelen tüm konuklar, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.&nbsp;Hepiniz hoş geldiniz” dedi.&nbsp;

Özel, şunları söyledi:

“39 İLÇENİN 39’UNCU GECE MİTİNGİNDE OLACAĞIZ”

“Yoğun bir çalışma haftasının ardından hep birlikte Meclisimizin çatısı altında birlikteyiz. İstanbul Adalar’da 88’inci, Muğla Milas’ta 89’uncu eylemlerimizi tarihin en yüksek katılımlarıyla, büyük coşkuyla, büyük bir mücadele ruhuyla, geleceğe umutla yaptık. Yarın akşam&nbsp;Ataşehir’de, İstanbul’da 39 ilçenin 39’ncu gece mitinginde, eyleminde hep birlikte olacağız. İstanbulluları,&nbsp;Ataşehirlileri&nbsp;o tarihi akşama katkı sağlamaya ve ayağa kalkmaya davet ediyorum&nbsp;Ataşehir’de.”

“AKBELENLİLER ANAYASA MAHKEMESİ’Nİ BEKLİYOR”

“Yıllardır doğası için direnen&nbsp;Akbenlilerle&nbsp;kucaklaştık, Pazar günü Milas’taydık. Ve&nbsp;Akbenlilerle&nbsp;birlikteydik. Ülkemizin cennet bir köşesini para hırsı için, bir yandaşa verilen bir sözün tutulması için, o yandaş firmanın ifadesiyle, ‘Biz maden ruhsatının peşinde değiliz. Bize şu kadar milyar liralık yer sözü verdiler, tutmuyorlar. Paramızı versinler, çekelim gidelim’ dedikleri bir yerde, milyonlarca zeytin ağacının katledileceği şekilde maden ruhsatlarının verildiği&nbsp;Akbelen’deydik. Orada ifade ettim, burada bir kez daha ifade edeyim. Yandaş kanalları izleyenler, hepimizin vergileriyle maaşların&nbsp;ödendiği ama iktidarın sesi olmuş muhalefeti duymayan, köylüyü duymayan, çevrecileri duymayan, katliama direnişi duymayan TRT’yi izleyenler sanabilirler ki ‘Akbelen’de&nbsp;birileri bağırıyor, çağırıyor. Acaba ne yapıyor?’ Bilmiyor olabilirler.&nbsp;Akbelen’de&nbsp;köylüler elinde bastonlu 90 yaşında nineler, dedeler, gencecik torunlarıyla birlikte direniyorlar. Sebebi, dünyanın en güzel coğrafyasına verilen maden ruhsatı. Ve o ruhsatın genişletilmesi. Milyonlarca ağacın yeniden kesilecek olması. Bu nasıl yapılır? Zeytin ağacı üzerindeyken olmaz. Kanun koruyor. Geldiler burada kanun çıkardılar. Dediler ki,&nbsp;Akbelen’in&nbsp;koordinatlarını vererek, ‘Burayı verdik’ dediler. Kanun olunca, kanun kanunla çatışınca fırsattan istifade ‘E burası verildi, burayı kesmeye başlayalım.’&nbsp;Akbelenliler&nbsp;buna direniyor. Biz de bu kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. Anayasa Mahkemesi’nin önünde bekliyor. Anayasa Mahkemesi’nin önünde beklerken gözü yaşlı&nbsp;Akbelenli&nbsp;teyzelerim, ninelerim, amcalarım Anayasa Mahkemesi’nden haber bekliyor.&nbsp;Akbelenormanlarındaki 100’ün üzerinde farklı bitki, 200’ün üzerindeki hayvan ve kuş türü kulağını kabartmış Anayasa Mahkemesi’nin hukuka, akla, vicdana uygun bir karar vermesini bekliyor. Biz bir yandan Anayasa Mahkemesi’nden bir an önce bu kanunu görüşmesini ve şüphesiz anayasaya apaçık aykırı kanunu durdurmasını bekliyoruz. Yapacak mı? Büyük ihtimalle yapılır. Çünkü vicdanı olan, insafı olan, okuryazarlığı olan hiç kimse böyle bir katliama sessiz kalmaz. Anayasa Mahkemesi üyelerinin de kalmayacağını ümit ediyoruz.”

“BU DAHA ÇOK TAYYİP BEY’İN ACELESİ”

“Ama bir yanda acelesi olanlar var. Ne için? Ağaçları kesmek için. Sincapları, kuşları öldürmek için. O güzelim&nbsp;Akbelen’ikabak gibi kazıyıp altındaki madeni almak için, kömürü çıkarmak için.&nbsp;Peki&nbsp;bu şirketin acelesi mi? Yok. Daha çok Tayyip Bey’in acelesi. Bakın bu ülke neredeyse kurulduğu günden beri Bakanlar Kurullarına, Cumhurbaşkanı’na verilmiş yetki var. Diyor ki, acele kamulaştırma yetkisi,&nbsp;’Yurt savunması ve milli güvenliği ilgilendiren pek acil konularda, olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı tarafından acele kamulaştırma kararı verilebilir. Fiyat takdiri hariç, geriye kalan bütün işlemler sonra yapılır.’ Bu ne biliyor musunuz? Karşıdan düşman ordusu geliyor, senin ülkeyi savunmak için bir yere ihtiyacın var. Diyor ki dayı ‘Burası benim tarlam, giremezsin.’ ‘Dayı al parayı, çekil kenara’ maddesi. ‘Al parayı, çekil kenara.’ Neden? Milli güvenlik, yurt savunması. Bu yetki, Kıbrıs Barış&nbsp;Harekatı’nda&nbsp;falan kullanılacak yetki. Bu yetki, topraklarımız tehdit altında veya bir tepe var, Türkiye’yi koruyacak uçaksavarlar, füzeler ancak oraya konacak. ‘Vermem de vermem, satmam da satmam.’ Zaman dar. ‘Al parayı çekil kenara’ yetkisini Recep Tayyip Erdoğan bu anayasal, bu kutsal, bu çok nadir, bu çok istisnai yetkiyi Anayasa Mahkemesi bozmadan evvel ‘Ver parayı, çekilsinler kenara. Yandaş şirket kessin ağaçları’ diye kullandı. Duymayan kalmasın. Bilmeyen kalmasın ki, Erdoğan verilen bu yetkiyi bir şirket AYM kararı çıkmadan bütün zeytinleri kessin, eşek ölsün ortaklık bitsin diye kullandı. Bunun için buradan hem milletimize Recep Tayyip Erdoğan’ı&nbsp;şikayetediyorum. Hem de Anayasa Mahkemesi’ne ‘Geciktiğiniz her gün ölen hayvanlar, kesilen ağaçlar, ortadan kalkan bilgi örtüsü ve talan edilen doğa demektir. Lütfen elinizi çabuk tutun’ diyorum. 80 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca bin 360 maden ruhsatı verilmişken, 20 yılda 365 bin, yani 365 katı maden ruhsatı vermişler. Dörtte biri zamanda. Bir gözü&nbsp;dönmüşlükle&nbsp;karşı karşıyayız. Ordu’nun, Giresun‘un yüzde 70’ini,&nbsp;80’ini ve Muğla’nın yüzde 65’ini maden ruhsatına açmış, en güzel yerleri maden ruhsatına açmış bir talan girişimi ile karşı karşıyayız.”

“İLİÇ’İN KANI MURAT KURUM’UN ELİNDEDİR”

“Değerli konuklarımız, maalesef grup toplantımızdan dört gün önce, 13 Şubat 2024 tarihi Erzincan İliç maden faciasının ikinci yıl dönümüydü. Dokuz işçimizi yitirmiştik, korkunç bir şekilde. O faciada da para hırsı için maden şirketi daha çok para kazansın diye kapasiteyi artırmışlardı. İnsanlar demişti ‘Buraya bir felaket geliyor’ diye. Onu dinlemediler. Resmen üst üste yığılan maden&nbsp;liçi&nbsp;kaydı, dağ kaydı ve dokuz işçimizi yok etti, yuttu, gitti. Aylar sonra cenazelerine ulaşabildi aileleri. Oradaki hukuk mücadelesi sürüyor. Bugün mahkeme var Erzincan’da. Genel Başkan Yardımcımız, Parti Meclis üyelerimiz, milletvekillerimiz oradalar. O hukuk mücadelesine Erzincan adliyesinde destek veriyorlar. Buradan AK Parti’nin kara düzeni yani&nbsp;Akbelen’de&nbsp;madenciyi sincaba tercih eden kara düzen bugün İliç’te yaşananların baş sorumlusudur. Hatırlayın; Murat Kurum o dönemin Bakanı. Sonra İstanbul’a gidip orada AK Parti’nin adayı olmuştu ve Ekrem İmamoğlu tarafından 1 milyon 150 binin üzerinde bir farkla mağlup edilmiş, İstanbullu ‘Ya İliç’e ne yaptığını gördüm. Ne işin var senin İstanbul’da? Çek elini İstanbul’dan’ deyip Murat Kurum’u defetmişti. O Murat Kurum İliç faciasındaki sorumluluğunu hep&nbsp;inkar&nbsp;etti. Bakın şimdi Murat Kurum’un ‘Benim sorumluluğum yok, kapasiteyi ben artırmadım. Benimle ne alakası var?’ İkinci kapasite artışı faciaya getiren. ‘İkinci kapasite artışı ve&nbsp;folitasyon&nbsp;tesisi projesi ile ilgili olarak hazırlanan ÇED raporu, ÇED Yönetmeliği kapsamında kabul edilmiştir. Makamlarınızca uygun görülmesi halinde söz konusu projeye ait ‘ÇED olumlu’ kararının verilmesi hususunu takdir ve tensiplerinize arz ederim.’ Altında imza. ‘Olur. Murat Kurum.’ Buyurun. İliç’in kanı Murat Kurum’un elindedir. AK Parti’nin kara düzeninin elinde İliç’in kanı vardır arkadaşlar.”&nbsp;

“SAYIN BAHÇELİ, HEZEYAN ŞAHSINIZIN SİYASETİNİN ADIDIR”

“Değerli arkadaşlar, değerli konuklar bu Murat Kurum deprem bölgesinde ilk üç gün orduyu dışarı çıkarmayanların, üç gün ‘Çadır yok’ diye 1999’da eleştirdikleri hükümetten sonra 33’üncü gün daha çadır dağıtamayanların, millet çadır sırasında iken Kızılay’a çadır sattıranların, ‘Bir yılda konutları vereceğiz’ deyip de bu konutların bir yılda yüzde 2’sini bile vermeyenlerin, üç yılın sonunda yüzde 70’e gelince de buradan bir başarı&nbsp;hikayesi&nbsp;anlatmaya çalışanların övmeye, köpürtmeye çalıştığı Murat Kurum’un İliç’in de sorumlusudur, bütün beceriksizliklerin de sorumlusudur. Son olarak da bugün Sayın Devlet Bahçeli, deprem bölgesi ile ilgili ki ne iyi iş yapmışız… Bütün grup hep beraber gittik, deprem bölgesinde büyük bir çalışma yaptık ve neyi ortaya çıkardık? Faizsiz verilmesi gereken deprem konutlarının bazılarından faiz almaya niyetlendiklerini, deprem bölgesinde yapılan&nbsp;dükkanlardan&nbsp;faiz almaya niyetlendiklerini, evlerle ilgili de boş senetlere imza&nbsp;attırdılarını. Biz bunu söyledik. Neden söyledik? Hatay milletvekillerimiz dedik ki&nbsp;‘Koşun, gelin. Millete boş senede imza attırıyorlar.’ Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep milletvekillerimiz dedi ki ‘Doğru, senede imza atmayana anahtarını vermiyorlar.’ Biz altı günde 55 çalışma yaptık, konteyner kentleri gezdik. Evi alanı - alamayanı dinledik. Boş senedi gördük ve dedik ki ‘Boş senede imza attırmak tefeci işidir, bunu yapmayın. Faizi çizene anahtar vermiyormuşsunuz, faiz anlayacağınızı açıklayın ve boş senetleri yırtın atın.’ O kadar&nbsp;çok yalan attılar, o kadar çok kendi televizyon kanallarında lafı yuvarladılar ki. Üzülerek takip ettim. Sayın Bahçeli, bugün ‘Konutlarına kavuşan vatandaşlarımıza ‘Boş senet imzalatıyorlar’ demek yalnızca bühtan değil, siyasi namusla çelişen bir hezeyandır’ demiş. Sayın Bahçeli bununla ilgili siyaset içinde verilecek çok sert cevaplar var, bir kelime demeyeceğim. Alın bunu, afet borçlandırma senedi. Madde bir, tanımlar. Madde iki, borç tutarı. ‘Bankaya&nbsp;toplam …&nbsp;TL, yalnız bu kadar borçlandığımı… Borçlunun&nbsp;beyanı …&nbsp;oranında&nbsp;akti&nbsp;faiz ödemeyi, bankaya olan&nbsp;borcun …&nbsp;yıl&nbsp;vadeli olduğunu kabul ederim.’ İmzası atılmadan anahtar verilmiyor. Burada bühtan varsa Murat Kurum’dadır. Burada iftira varsa Murat Kurum’dadır. Hezeyan varsa da ‘İttifak ortağım’ diye onlara inanan, bir depremzedeye gidip de sormayan şahsınızın siyasetinin adıdır. Buyurun…”&nbsp;

“CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN BİR AYAĞI HATAY’DADIR”

“Cumhuriyet Halk Partisi bir siyaset yapıyorsa, bir eleştiri yapıyorsa, bir şey söylüyorsa, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir ayağı bu kürsüdeyse bir ayağı Hatay’dadır, bir ayağı Gaziantep’tedir, İslahiye’dedir, Nurdağı’ndadır, Adıyaman’dadır, ta&nbsp;Yaylakonak’tadır. Cumhuriyet Halk Partisi bir şey söylüyorsa Murat Kurum gibi palavradan değil; yürekten, sahadan söylüyordur. Ben Sayın Bahçeli’den, büyüğümüzdür; özür beklemiyorum bu laflar için. Sayın Murat Kurum’dan Bahçeli’ye ‘Kusura bakmayın, sizi bu hale getirdim’ diye özür telefonu bekliyorum. Sayın Bahçeli’yi Murat Kurum arasın. Ha, ne olacak onu söyleyeyim. Biz böyle ayakta, meydanda, sahada oldukça, milleti dertlendiren onlar, derdi dinleyen, çözmeyi vaat eden, çözülsün diye emek veren bizler oldukça bunlar böyle geri adımlar atacaklar. Faiz almadıklarını açıkladılar. Şimdi diyorlar ki ‘Küçük paralar olacak, bilmem ne olacak.’ 71 milyar dolar para toplanmış bu milletin vergilerinden, bağışlarından. 40 milyar doları evlere gitmiş. Helal-i hoş olsun. O boş senetlerin hepsini ya size yırttıracağım, ya da iktidar olup ben yırtacağım.”&nbsp;

“ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLER İÇİN 18 MADDELİK TEKLİFİMİZİN ARKASINDAYIZ”

“Maalesef bugün bir başka acının da 10’uncu yıl dönümü. 2016 yılında Meclis Genel Kurulundaydık ve bir patlama sesiyle irkildik. Maalesef hemen yakında Merasim Sokak’ta askeri personel servisine yapılan terör saldırısında 29 canımızı kaybetmiştik. Tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyoruz. Ülkemiz için can veren şehitlerimizin aziz hatıraları, bize aittir, bize emanettir. Aileleri bu yüce millete ve devlete emanettir. Geçtiğimiz hafta Şehit Aileleri&nbsp;Dernekleri,&nbsp;ki bugüne kadar Türkiye’de Genel Başkan Yardımcımız Yankı Bağcıoğlu ve milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, 205 şehit ailesi ve gazi derneğini Türkiye coğrafyasının dört bir yanında, ayırmadan ziyaret ettiler, etmeye devam ediyorlar. Geçtiğimiz hafta da tüm Türkiye’deki şehit aileleri ve gazi derneklerini temsil eden tepedeki üç yapı, çatı örgüt, iki dernek ve bir vakıf bizi ziyaret ettiler. Biz kendileriyle sürekli yılda en az üç kez - dört kez bir araya geliyoruz. Hem tutumumuzdan, onlara verdiğimiz sözleri tutmamızdan, gündemde tutmamızdan, vadettiğimiz çizginin uygunluğundan bahisle çok keyifli bir sohbet yaptık. Ama bir yandan da şunu hatırlattılar. Cumhuriyet Halk Partisi ile 2024 yılında haziran ayında iki günlük şehit aileleri ve gaziler&nbsp;çalıştayı&nbsp;yapmıştık. O&nbsp;çalıştaydan&nbsp;da derlenen 18 kanununda değişiklik yapan bir teklif hazırlamıştık biz. Bu teklifi Meclis’e sunduk, ilgili komisyonu göreve çağırdık. Komisyonun Başkanı Sayın Akar bu dernekleri çağırdı,&nbsp;üzerinde çalışacaklarını söyledi. Zaman istedi. Ama bugüne kadar komisyonda bir ilerleme yok. Şehit ailelerimiz diyor ki, ‘Komisyon başkanından, mensuplarından, partilerdeki üyelerden bir&nbsp;şikayetimiz&nbsp;yok ama ilerleme yok. Çünkü sürekli ekonomik sıkıntıları, maliyeyi, Maliye Bakanı’nı bahane ediyorlar. Lütfen bunları bir kez daha dile getirin’ dediler. Ben hem Merasim Sokak’ın 10’uncu yıldönümünde, hem bugünlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki hassas gündemlerin eşliğinde, bu memleket için hepimiz yerine can verenlerin aileleri ya da vücutlarının bir parçasını feda edenler için bekleyen 18 kanunun, bu Ramazan mübarek&nbsp;günlerde,&nbsp;ki Meclis’te sahura kadar çalışma geleneği var. Zaman sorunu yok. Para deseniz büyük bir para tutmadığı gibi buraya kaynak ayırmayacaksanız nereye ayıracaksınız? Onun için de özellikle gaziler arasındaki maaş eşitsizlikleri ki büyük bir utançtır hepimiz için. Şehit aileleri arasındaki eşitsizlikler büyük bir utançtır. Terörle mücadelede yaralanmasına rağmen gazi sayılmayan kahramanlarımızın haklı talepleri, mağduriyetleri hala karşılıksız kalmıştır. Er ve erbaş şehitlerinin aileleri, gaziler için söz verilen emsal maaş uygulaması hala hayata geçirilmedi, sağlıkta, ulaşımda, istihdamda, eğitimde tanınan hakların uygulanmasında ciddi aksaklıklar ve eşitsizlikler vardır.&nbsp;Ortez,&nbsp;protez&nbsp;işlemlerinde tek hastaneyle sınırlandırılması, bürokratik engeller, hak kayıplarına sebebiyet vermektedir. Şehit yakınları ve gazilerle ilgili yetki ve sorumlulukların Aile Bakanlığında olması yerine, Milli Savunma Bakanlığında olması talep edilmektedir. Biz 18 maddelik kanun teklifimizin arkasındayız. Buradan grup başkanvekillerimize, grubumuza emanettir. Ramazan boyunca partilerin uzlaşısı ile oy birliği ile Meclis’te bu düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz ve bunu Cumhuriyet Halk Partisi olarak TBMM’ye öneriyoruz ve emanet ediyoruz.”

“BU AYIBI MUTLAKA TEMİZLEMEK GEREKİR”

“Bir de bugün aramızda evladını gerekirse bu ülke için şehit olsun diye orduya teslim etmiş, gözünü kırpmadan ölümü göze almış gencecik askerlerin, erlerin, teğmenlerin anneleri var. 15 Temmuz darbesine karşı Özgür Özel’in tutumunu bilmeyen yok. CHP grubunun tutumunu bilmeyen yok. O darbeyi planlayanların, yapanların, o günlere gelene kadar bunları kritik mevkilere yerleştirenlerin, bunlara para sağlayanların, bu milletin bölünmez bütünlüğüne karşı, anayasasına karşı, Meclis’ine karşı silaha sarılanların Allah bin kere belasını versin. Allah bin kere belasını versin. Ancak emir komuta zinciri içinde kursiyer, asker, teğmen, ‘Kalk oğlum’, kalkmış, ‘Yürü oğlum!,&nbsp;yürümüş, ‘Çık köprüye’, çıkmış, ‘Bin otobüse’, binmiş. Otobüsün içinde durmuş inmemiş adamı çevirip, Silivri’de müebbet hapse&nbsp;mahkumedenlere söylüyorum: Burada büyük bir kul hakkı vardır. Hem bu süreçte, hem KHK ile ihraç edilip mahkemede haklı çıkan, mahkemede yargılanmasına bile gerek görülmeyenlerin hala görevlerine iade edilmedikleri yerde kul hakkı vardır. Darbeciyi cezalandırmak ayrı bir şeydir, buradan başka bir mağduriyet çıkarmak, gözü yaşlı anneler yaratmak başka bir şeydir. Bu ayıbı mutlaka temizlemek gerekir.”

“VETERİNER HEKİMLERE SÖZ VERİYORUZ”

“Bugün tabii Sayın Günaydın da çok farklı kesimlerden, çok önemli konukları anons etti. Bugün farklı illerden Veteriner Hekim Oda Başkanlarımız aramızda. Veteriner hekimler kanunda sağlık çalışanı olarak geçiyorlar ama neredeyse özlük haklarında yarı&nbsp;yarıyadan&nbsp;da kötü durumdalar. Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda yasal&nbsp;düzenlemelerden kaçıyor. Ayrıca&nbsp;pandemide, daha doğrusu bu çağda belki de önümüzdeki dönemlerde de&nbsp;karşılaşılaşılacak&nbsp;pandemilerde, bir şeyi öğrenmiş olmak lazım. Bu hayvandan insana geçen virüsler veterinerlerin uzmanlık alanıdır. Bulaşıcı hastalıklar veterinerlerin uzmanlık alanıdır. Veterinerlerin alanı, halk sağlığını, hepimizin sağlığını en doğrudan etkileyen, hem güvenli gıda açısından hem de hastalıklardan korunma açısından son derece önemlidir. Bunun için bir tek sağlık prensibi dünyada gelişmiştir. Modern dünya bunu kabul etmiştir. Bunun için de biz CHP olarak bu yaklaşımı önemsiyoruz. Ayrıca bir utancı hep birlikte itiraf edelim. Böyle bir ülkenin bu yüce Meclisinde seçilen 600 milletvekilinden hiçbiri veteriner değildi. Hiçbir siyasi partide olmaması ayıbını paylaşıyor ve partimiz adına özeleştirimizi yapıyoruz. İlk Parti Meclisinde Türk Veterinerler Hekimleri Birliği’nin Genel Başkanı’nı Sayın Murat Aslan’ı Parti Meclisimize, politika kurullarımıza kattık. Onların şahsında Türkiye’de sayıları 50 bine varan veterinerleri, veterinerlik fakültesi öğrencilerini, hepsinin ailelerini saygıyla selamlıyoruz ve CHP grubunda ve iktidarımızda, hem bu Meclis’te hem Bakanlar Kurulunda hem kritik her yerde çok sayıda veterinerin görevlendirileceğinin de şimdiden sözünü veriyorum.”

“CUMHURİYET’İ KADINLARIN ELLERİNDE YÜKSELTECEĞİZ”

“Bugün Türk Medeni Kanunu’nun kabulünün 100’üncü yıl dönümü. Bu kapsamda Cumhuriyet’in eşitlik mücadelesini büyüten 81 ilden kadın kolları il başkanlarımız, belediye başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz, siyasetteki çok değerli yol arkadaşlarımız bizlerle. Türkiye'de kadın erkek eşitliğinin temeli 100 yıl önce kararlılıkla atıldı. Mirasta, boşanmada, velayette, çalışma yaşamında kadın - erkek eşitliği güvence altına alındı. Ama maalesef bugün Türkiye'de kadınlar kendilerini hala güvende hissetmiyorlar. Eşitsizlik, adaletsizlik, kadına karşı şiddet, cins kırımı devam ediyor. Ve maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı pek çok alanda olduğu gibi burada da artık ülkeye ve ülkenin kadınlarına felaketi yaşatıyor. Kadın cinayetlerinin önü alınamıyor. Kadına karşı şiddetin önü alınamıyor. Ve öyle ki övünerek desteklediğimiz, yürekten desteklediğimiz, övünerek oy verdiğimiz İstanbul Sözleşmesi’nin kabul edildiği yıl kadın cinayetlerinde yaşanan hızlı düşüş, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bu konuda gevşemesiyle, sonra Meclis’in kabul ettiği bir uluslararası&nbsp;sözleşme,&nbsp;ki İstanbul’da yapılmıştı, o sözleşmeden Sayın Erdoğan’ın kendi başına, tek imzasıyla, tek başına çıkmasıyla adeta devleti kadının arkasından çekti. Ve o günden bugüne de istatistikler, rakamlar çok daha kötüye gidiyor. Buradan daha önce de söylediğim bir şeyi söyleyeyim. 47 yıl sonra partimiz birinci parti oldu. Son seçimden&nbsp;seçimden&nbsp;beş ay önceki kurultayda şu sözü vermiştim: ‘Nasıl rahmetli Bülent Ecevit ve onun değişim kadrosu 70’lerde ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden de birinci parti çıktıysa, partimizi birinci parti çıkaracağız. Yoksa bu işi bırakacağız’ demiştim. Bu sözden beş ay sonra CHP 47 yıl sonra birinci parti oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi, kurulduğu günden beri ilk kez yenildi ve büyük bir zafer kazandık. Bugün o günden bugüne yapılan ve şubat ayında da yapılan tüm anketlerde takip ediyorsunuz, desteğini daha da artıran Türkiye'nin birinci partisinin Genel Başkanı olarak buradayım. Ve buradan söz olsun, tarihe geçsin ki bir kez daha ifade edeyim. 17 Şubat 2026 günü bir kez daha sözümüzü yeniliyoruz. Bu kürsülere, o zaman salon başka olacak, bu kürsülere, Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidar partisinin Genel Başkanı olarak yine çıkacağım. Ve o gün göreceksiniz ki bu Meclis’e sevk ettiğimiz ilk anlaşma,&nbsp;İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi anlaşması olacak. Türkiye’deki tüm kadınlara söz veriyoruz. Teşekkür ediyorum. Bu coşkulu alkışları 100 yıllık kadın hakları mücadelesini kararlılıkla sürdüren tüm kadın dernekleri, kadın hareketi ve kadın siyasetçi dostlarım adına kabul ediyorum. Bu sözleri söylerken ne söylüyoruz, kimi duyuyoruz, kimin sözünü tutuyoruz? Bakın ne diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk; ‘Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?’ İşte biz Cumhuriyet’i kadınların ellerinde göklere yükseltmeye kararlıyız.”&nbsp;

“ENFLASYONU DAHA İKİNCİ AYDA YÜZDE 21’E REVİZE ETTİLER”

“Değerli arkadaşlar, maalesef ekonomik kriz tüm yakıcılığıyla devam ediyor. Ocak ayı enflasyonu yüzde 4,8 açıklandı. Biliyorsunuz aralık enflasyonu yüzde 0,89’du. Yani devlet eliyle emeklisine, çalışanına, devletin memurlarına çok büyük bir kazık atıldı. Enflasyonu aralıkta düşük gösterdiler, yüzde 4 cebinize girecek maaşlardan çaldılar. Sonra o enflasyonu ocak ayında yüzde 4,8 olarak gösterdiler. Diğer kuruluşlar yüzde 6,5 - 7 buluyor. Maalesef öyle bir noktadayız ki enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Ama bu hesaplanan enflasyonlar hep ortalama enflasyon, manşet enflasyon. Ama gerçek enflasyon dediğiniz örneğin gıda enflasyonu yüksekliğinde dünya dördüncüsüyüz. Üzerinizde üç ülke var; İran, Arjantin, Güney Sudan. Bunun dışında dünyada adını bildiğin, bilmediğin ülkelerde gıda enflasyonu bizden düşük. Mesela adını bilirsin, Angola. Bizden düşük. Burundi, bizden düşük. Malavi, gıda enflasyonu bizden düşük. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir aylık enflasyonu dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan yüksek. Hani diyorlar ya ‘Enflasyon bütün dünyanın derdi.’ Doğru. Almanlar yüzde 2,1 olan enflasyon yüzde 4 oldu mu deli çıkarlar, hemen tedbir alırlar. Tek rakamlı değil, yüzde 4’ün - 3’ün altındaki enflasyon makbul enflasyon. Avrupa’da yüzde 2,4. Bu enflasyonlar bu noktada ve kimin sorumluluğunda? Diyor ya ‘Her şeyin sorumlusu benim, ben. Ben ekonomistim’ diyor. Bakın tutanak altında canlı yayında… Erdoğan, Aralık 2020; ‘2021’de enflasyonu tek haneye indireceğiz’ demiş. 2021 enflasyonu yüzde 36 çıkmış. Kasım 2021; ‘Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. 2022’de bu çarkı bozacağız’ demiş. Enflasyon yüzde 64’e çıkmış. Aralık 2022; ‘Herkes 2023 hesabını yüzde 20’ler seviyesinde bir enflasyona göre yapsın’ demiş. Enflasyon yüzde 65 çıkmış. ‘Enflasyon tek haneye inecek’ demiş, 2023’ün sonunda. 2024 enflasyonu yüzde 44 olmuş. Bu sene yüzde 13 - 19 diye hesaplıyorlardı. Daha senenin ikinci ayında yüzde 21’e revize ettiler. Ama işi bilen bütün uzmanlar yüzde 28 - 30’un altında enflasyon beklemiyor. Türkiye, maalesef kötüye gidiyor ve gitmeye devam edecek. AK Parti Türkiye’ye hiçbir konuda iyi gelmedi ve gelmemeye devam edecek.”

“BU KENELERİ ATMAK SANDIKTAKİ BİRİNCİ VAZİFEDİR”

“‘Ekonomi iyi olacak’ yalanı yılın ilk ayında çökmüştür. Yılın ilk ayında bütçe 214,5 milyar lira açık verdi. Ocak ayında faiz ödemeleri bir önceki yılın ocak ayına göre yüzde 180 arttı. Geçen sene&nbsp;ocakta&nbsp;163 milyar lira faiz ödemişiz. Bu sene 456 milyar lira. Faiz ödemeleri yüzde 180 artmış. Ama yatırıma giden bütçe yüzde 37 azalmış. Bakın yüzde 37 artmış olsa bir umut olur seneye. Yüzde 37 azalmış. Düşünün ki bir şirketin sahibisiniz. Genel müdür burada. Soruyorsun, ‘Evladım nasıl girdik Ocak ayına?’ ‘Vallahi efendim faiz ödemeleri yüzde 180 arttı.’ O zaman para alıyorsun, faiz ödüyorsun. ‘Üretim ne kadar arttı?’ ‘Üretim yüzde 38 düştü.’ Öl ki&nbsp;ölem. O genel&nbsp;müdürü, o finans müdürünü anında sepetlemezsen gelecek sene iflas edeceğim bellidir. Türkiye Cumhuriyeti seçmenlerinin sırtından bu keneleri atmak ve bu krizi bitirmek sandıktaki birinci vazifedir. Ocak ayında toplanan her 100 liralık verginin, sizden topluyorlar ya… 100 liralık verginin 11 lirası zenginler veriyor, 89 lirasını orta&nbsp;direk ve yoksullar. 11 lira kurumlar vergisi. 23 lira gelir vergisi, maaşı bankamatikten çekmeden devletin aldığı kısım. 64 - 65 lira da dolaylı vergi. Yani ekmek alırken, et - süt alırken, elektrik öderken, doğalgaz parası öderken faturanın içinde ödediğin dolaylı vergi. Zengin - fakir ayırmayan dünyanın en vicdansız vergi sistemi. Fabrikatörden de aynı alıyor, fabrikatörün kapısındaki bekçiden de. Multi milyarder de aynı veriyor, asgari ücretli de. Dünyanın en adaletsiz vergisi. Bu 100 lira toplandı ya, 89 lirasını siz verdiniz. Bunun 39 lirasını faize ödediler bu sene. 39 lirası ocak ayında faize gitti.”&nbsp;

“KAYNAK VAR MI, KAYNAK VAR MI?”

“Eğri oturup doğru konuşalım. Cumhuriyet Halk Partisi bazı şeyleri söylediğinde ‘Kaynak var mı, kaynak var mı?’ Örneğin en düşük emekli maaşı için gereken 69,5 milyar lira var ya. ‘Para yok, kaynak yok. Olsa vermez miyiz?’ Tam 6,5 katını bir ayda faize ödediler. Bakın bütün emeklilere lazım, bir yıllık paranın 6,5 katını bir ayda faize ödedi bunlar. Yoksullukla mücadelede bütçeye para konuyor. Yani nedir? Yoksullara yapılan bütün yardımlar. Yoksullukla mücadeleye devletin ayırdığı&nbsp;paranın,&nbsp;ki 28 milyar o para, 16 katını ocak ayında faize ödedik. Ocakta bütün yoksullara verilenin 16 katı faize ödenmiş. İşte böyle olunca, bu ülkede yoksulluk niye var? Emekliler niye bu halde? Hepsinin sebebi o ‘Çok bilirim, ben bilirim, o sebeptir - bu sonuçtur…’ Almanya yüzde 2’lik enflasyon arkadaşlar, yüzde 4,5 - 5 oldu, faizleri yüzde 6’ya çıkardı ve enflasyonu oradan aşağı çevirdi. Niye? Enflasyon artarken cebindeki para eriyecek diye millet o parayla bir şey almaya kalkıyor. Enflasyon bu. Faizi onun üstüne koyuyor ki parayı bankaya çekiyor, enflasyonu durduruyor. Bu kadar basit. Çocuğun anlayacağı basit bir şeyi Erdoğan’a yıllarca anlatmadılar. Anlamadan geldi, bilmezden geldi. ‘Efendim faiz, sonuç değil; sebeptir’ dedi. Faizleri tuttu, enflasyonu yüzde 80 yaptı, daha indiremiyoruz. Ama o sırada yoksulun cebindeki bütün parayı zenginlere aktardı. Aslında bilinçli bir tercih yaptı ve yanlışı yaptıra&nbsp;yaptıra&nbsp;yoksulu daha yoksul, eskinin orta direğini fakir, fakirini sürünen bir noktaya getirdi.”&nbsp;

“BİR MEMLEKET DÜŞÜNÜN Kİ ÖĞRETMENİNDEN MÜHENDİSİNE HEPSİ YOKSUL”

“İşte bunun sonucu. Bakın, hep konuşuyoruz. En düşük emekli maaşı 20 bin lira. Ortalama emekli maaşı 23 bin lira. Asgari ücret 28 bin lira. Asgari ücret alanların oranı yüzde 55. Örneğin Almanya’da yüzde 9’dur. Diğer Avrupa ülkelerinde yüzde 4 - 5’tir. Asgari ücret ilk yıl alınan, kıdemle birlikte bir yıl sonra hızlı uzaklaşılan düşük ücrettir. Bizde ortalama ücret olmuş. Çiftçilerin ortalama geliri 19 bin 700 lira Türkiye’de. Yani emeklimiz, asgari ücretimiz ve çiftçimiz aç.&nbsp;Peki&nbsp;eskiden özenilen, ‘Ah bir memur olsa, ah bir öğretmen olsa, ah bir subay olsa…’ Onlarda ne? Memur maaşı zamlanmış hali 61 bin lira. Yeni öğretmen 71 bin lira. Polis 80 bin lira. Yüzbaşı 95 bin lira. Teğmen 90 bin lira. Astsubay 77 bin lira. Öğretim görevlisi 93 bin lira. Hemşire 75 bin lira. Mühendis… ‘Ne mühendisler istedi, vermedik.’ Vereydin, 84 bin lira alıyor kocası. 102 bin lira yoksulluk sınırı. Bir memleket düşünün, bir memleket ki infaz koruma memuru 62 bin lira. Bir memleket düşünün infaz koruma memurundan hemşiresine,&nbsp;öğretmeninden teğmenine - yüzbaşısına, astsubayından mühendisine hepsi yoksul. Hepsi yoksulluk sınırının altında. Ne halde aldılar memleketi, ne hale getirdiler. O yüzden yatırımların azaldığı, faiz ödemelerinin arttığı, zenginin daha zengin olduğu, yoksulun süründüğü, eskinin orta direğinin; özenilenin, karı - koca memursa beş yılda ev, araba alanların bugün milli piyango ya da miras yoksa ne ev, ne araba hayali kuramadığı bu düzenin adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni değiştireceğiz. AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız arkadaşlar.”&nbsp;

“EMEKLİ İKRAMİYESİ 24 KİLO KUŞBAŞIDAN, 4 KİLOYA DÜŞTÜ”

“Yarın ilk teravih. Ramazan ayı başlıyor. Perşembe günü oruçlar tutulacak ve iftar yapılacak. Tüm ülkemizin, İslam&nbsp;aleminin&nbsp;mübarek Ramazan ayını tebrik ediyorum. Ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum. Ancak yoksul milletin sıkıntısı Ramazan’da da sürecek. Bakın, nereye gitsem ‘Anlat oğlum, böyle anlat’ diyor teyzemler diye böyle anlatıyorum. 2018 yılı, hatırlayın aslında bu&nbsp;hikaye&nbsp;2015’te başladı. Cumhuriyet Halk Partisi dedi ki 2015, 7 Haziran kampanyasında: ‘Her emekliye dini bayramlarda birer maaş ikramiye.’ Bunu Milliyetçi Hareket Partisi de sahiplendi, bir başka şekilde ifade etti. O dönem, bugünkü&nbsp;DEM’in&nbsp;o dönemki partisi onlar da söyledi. AK Parti ise hiçbir şey söylemedi. ‘Veremezler, kaynak yok’ dedi falan. 7 Haziran seçimlerini kaybetti. Aslında demokrasinin güzelliği de burada. Yani AK Parti’ye oy veren seçmen 2015’i hatırlasın. 7 Haziran’da ‘Emekliye birer maaş ikramiye’ diyen partiler çoğunluğu sağladı. AK Parti çoğunluğu sağlayamadı, hükümeti kuramadı ve yeniden seçime gidildi. O seçime giderken 1 Kasım’da tabii çok kötü şeyler de oldu. Patlamalar, terör olayları. Onlar ayrı konuşulur. Ama AK Parti, CHP’nin ‘Yapacağım’ dediği taşerona kadroyu mesela, ‘Biz de vereceğiz’ dedi. Başka vaatlerini de söylerken dedi ki ‘Biz de emekli ikramiyesi vereceğiz.’ Söz verdi Tayyip Erdoğan, 2015, 1 Kasım’a giderken. 15’te vermedi, nasıl olsa seçim yok. 16’da vermedi, nasıl olsa seçim yok. 2017’de vermedi, nasıl olsa seçim yok. 2018’de verdiler. Neden? Seçim var. Şimdi özellikle bugünlerde sürünen emeklilerin, aç bırakılan asgari ücretlilerin, perişan edilen herkesin Tayyip Erdoğan’ın seçim senesinde bir şey yapıp, sonra nasıl yüz üstünde bıraktığını da aklının kenarına koysun. O sene biz itiraz ettik. ‘Yetmez’ dedik. Bin lira vermişti, biz ‘Bir maaş’ dedik. O bin lira verdi. O bin lira 24 kilo kuşbaşı alıyor.&nbsp;Kavurmalık&nbsp;kuşbaşı. 24 kilo o günün parasıyla. O gün kuşbaşı 24 kilo alıyor. 2025 yılı, geçen sene 4 bin liraydı, 6 kilo kuşbaşına düşmüş. Bakın bana diyor ya, ‘Ey Özgür o hesap makinesini bırak. Altın hesabını bırak. Filancanın hesabına bak.’ Bak senin hesap. Senin ilk verdiğin emekli ikramiyesi 24 kilo kuşbaşı alıyor, son verdiğin emekli ikramiyesi 4 bin lira, 6 kilo alıyor. Şimdi hazırlık yapıyorlarmış Plan Bütçe Komisyonu’nda 4 bini 5 bin yapacak. 5 bin lira bu sene 4 kilo kuşbaşı alıyor arkadaşlar. 24 kilo kuşbaşı alan emekli ikramiyesinden, 4 kilo kuşbaşı alan emekli ikramiyesine.&nbsp;Pekiemekliler hatırlayın. Cumhuriyet Halk Partisi ne diyor? ‘Emekli ikramiyesi, emeklilerin bayram ikramiyesi bir asgari ücret olmalıdır’ diyor değil mi? Bir asgari ücret ne kadar? 28 bin 800 lira. Kaç kilo dana kuşbaşı alıyor? 24 kilo. Bizim hesap ortada. Yani AK Parti’nin kara düzeni, emekliye altı yıl içinde 24 kilodan 4 kiloya geriletirken yedi yıl içinde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hesabı, yani asgari ücret önerisi o gün aldığı 24 kilo eti bugün de alacak tutardır. Tutarlı hesap, doğru hesap, vicdana uygun hesap, keseye uygun hesap, emekliye uyacak hesap buradadır. Emekliye uyacak iktidar, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıdır.”

“RAMAZAN KOLİSİNİN ENFLASYONU YÜZDE 50”

“Allah var Tayyip Bey de böyle geleceğe konuşmayı seven adam.&nbsp;Gelecekli, geçmişli. Geçen hafta göstermiştim, ne demişti? ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin.’ Tövbe. Biz beddua etmeyiz, ettirmeyiz. Ama ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alan bana beddua etsin’ demiş. Geçen hafta ekmeği gösterdim. Şimdi Ramazan geliyor. Aynı Ramazan kolisi. Aynı. Geçen seneki koli. İçinde yine&nbsp;ayçiçekyağı var, çay var, bulgur var, makarna, bulgur, nohut, pirinç. Aynı Ramazan kolisi. İnanmayan gitsin markete, bakkala baksın. Geçen sene bin 610 lira, yüzde 50 artışla 2 bin 415. Yani iftarın enflasyonu, Ramazan’ın enflasyonu yüzde 50. İstedikleri kadar düşük göstersinler, düşük hesaplasınlar. Ramazan kolisinin enflasyonu yüzde 50. İftar enflasyonu yüzde 50. Bakalım emekliye, 2023’te aldığı emekli maaşıyla sadece üç yıl, diyor ya, ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alan bana beddua etsin.’ Geçen hafta 400 az ekmek alındığını gösterdim, tık yok cevap. 2023, 15 koli Ramazan kolisi alırken geçen sene dokuza düşmüştü, bu sene sekize düşmüş. Asgari ücretli üç yıl önce 17 koli alıyordu, geçen sene 14 koli aldı, bu sene 11 koliye düşüyor. Asgari ücretli, her sene üç koli düşüyor. 17, 14, 11. Allah muhafaza üç sene daha&nbsp;imkanı&nbsp;olsa iki koliye kadar düşürecek asgari ücretliyi. Şimdi buradan şunu ifade etmek isteriz ki, söylediğimiz hiçbir sözün karşısına çıkıp bir tane AK Partili, dönüp de bütçe görüşmesinde, Plan&nbsp;Bütçe’de&nbsp;arkadaşlarımızın karşısında, Meclis kürsüsünde, televizyonda, buradan açıkça söylüyorum Sayın Erdoğan’a. Bakın Türkiye’de siyasetin dili sert. Gerginlik var. Kötü söz duyuyoruz, hak etmediğimizi duyuyoruz, hak ettiğinizi söylüyoruz. Ramazan geliyor, gelin bu milletin sesini duyalım. Siyasette sesleri biraz kısalım. Birazcık alt perdeden konuşalım. Ama bu milletin sesini duyalım. Mesela diyelim ki; biz emekli için, asgari ücretli için, çiftçiler için hayatı kolaylaştıracak bir Ramazan paketini, bir koliyi de biz yapalım. Bu ülkede bunun için gereken her şey var. Bir tek şey eksik. Siyasi irade eksik. Yoksa her şeye para bulan, faize para bulan, köprüye para bulan, ona para, buna para bulan, yandaşa para bulan, ama bize geldiğinde, yoksullara geldiğinde bulamayan Erdoğan. Yalan mı söylüyoruz? Gelin, Ramazan’ın ilk akşamı yarın akşam çıkalım TRT Stüdyoları’na. Ben bu hesapları getireceğim, sen de gel karşıma de ki ‘Bunlar yanlış.’ Bu ülkede oyu alırken, oyu yoksuldan alan, emekliden - emekçiden alan, orta direkten alan, sonra da bütün hizmeti zenginler, varsıllar için yapan, yoksula sırtını dönen Erdoğan’a söylüyorum: Bu vakitten sonra bütün partiler birlikte bir şey yapalım derseniz, gazi için de buradayız, şehit için de buradayız, emekli - emekçi için de buradayız. Yapmazsanız, senden bir şey isteyen ne olsun? Tek bir şey istiyoruz. Getir sandığı, ben çözeceğim bütün sorunları.”

“BİZİM ADIMIZ TATAR RAMAZAN, BİZ BU OYUNU BOZARIZ”

“Ramazan geliyor, davulcular sokağa inecek. Davulcular mani söyler. Vallahi şunu söyleseler çok hayra girerler. Bütün davulculara sesleniyorum. Böyle vursunlar davula ve desinler ki ‘Ey ahali duyduk, duymadık demeyin. Bu iktidar altın yumurtlayan tavuğu satıyor. Bu iktidar boğaz köprülerini, otoyolları satıyor.’ Bu konuda Avrupa’daki bütün dergiler yazıyor, ekonomi kanalları söylüyor. İngiliz’in -&nbsp;Kanadalı’nınağzı sulanıyor, bizimkiler susuyor. Buna karşı İstanbul İl Başkanlığımız bugün Arnavutköy - Ortaköy arasında yürüyüş yapacak. Neyi protesto ediyoruz? Köprünün satılmasını. İstanbul Valiliği izin vermiyor. Allah ondan razı olsun. İzin verse 100, bin, 10 bin kişi duyardı.&nbsp;Allahın&nbsp;izniyle bu akşam 10 milyonlar duyacak. Saat 17.00’de iki köprü arasından yürüyeceğiz. İki boğaz köprüsü ve yedi otoyolun 3,5 milyar dolara satılacağını anlatacağız. Bunların yıllık getirisi 600 milyon dolar. Bakın çok basit anlatıyorum, lütfen anladığınızı anlatın. Şöyle yapıyorlar. Köprüleri 3,5 milyar dolara satıyorlar. Bu parayı hemen alacaklar. 25 yıllık gelirini yabancı şirkete verecekler. Ne olacak biliyor musunuz? Beş yıl süre var ya, 600 milyon dolar kazandığı için, zaten beş yılda bu para gelecek. Bunun ilk iki yılı kendi iktidarı. Zaten bu sene ve seneyi alacaksın. CHP’nin iktidarının ilk üç yılında alacağı para karşılığında 25 yıllık geleceğimizi satıyorlar. Gideceğini anladı, para lazım seçim için. Parayı öne çekmek için ve bir de ‘Para kalmasın geleceğin iktidarına’ diye. O parayla verdiğimiz sözleri tutamayalım diye memlekete yaptığı kötülüğe bak. 5 liranın 2 lirası kendi iktidarında geliyor zaten. ‘Bu üçünü de ver, 25 yıllığına senin olsun’ diye teklifte bulunuyor yabancı şirketlere. Ramazan’ın ruhuna yönelik olarak söyleyeyim. Kadir İnanır’dan söyleyeyim; ‘Tayyip Bey, bizim adımız Tatar Ramazan, biz bu oyunu bozarız.’”

“ALLAH HİÇ BİR SİYASETÇİYİ SENİN DURUMUNA DÜŞÜRMESİN”

“Bir başka rezalet geçen hafta Boğaziçi’nde yaşandı. Biliyorsunuz Boğaziçi Üniversitesi’ne 2020’de Melih&nbsp;Bulu’yukayyım atadılar. Sonra da yerine Naci İnci atandı. Bin 259 gündür akademisyenler Boğaziçi’nde eylem yapıyor. Boğaziçi Üniversitesi öğrencisiyle, öğretim görevlisiyle, mezunuyla ve milletin onlara verdiği destekle dimdik ayakta duruyor. Rektörlüğe kayyımlık diyorlar, sırtlarını dönüyorlar. Orada kız ve erkek öğrenci yurtları var, açılışı yapılacak. Ülkenin Cumhurbaşkanı, ülkenin en iyi üniversitesine gidecek. Bunlar gelmeden önce çok ileri sıralardaydı çok kötü yerlere geriledi. Böyle bir rektörün varlığında ne olacak? Boğaziçi Üniversitesi’ni akademik sırada yüzlerce sıra geriye düşürenler, oraya gidecekler. E git, yap açılışı. Bir gece önceden tüm kampüsü boşalttılar. Sabahın 6’sında yurtları boşalttılar. Öğrenciye açılış yapacak, öğrenciyi boşaltıyor. Boğaziçi’nin tüm öğrencilerini, öğretim görevlilerini, çalışanlarını üniversitenin yüzlerce metre yakınına sokmadılar. Karşıdaki&nbsp;dükkanları&nbsp;kapattılar. Kapıları açtılar, İstanbul AK Parti ilçe teşkilatlarından doldurdukları kendi üyelerini Boğaziçi Üniversitesi’ne getirdiler. Doldurdular, onlara konuşarak açılış yaptılar. Sayın Erdoğan, zaten 2020’den beri Boğaziçi Üniversitesi işgal altındadır; fiilen işgal altındadır, fikren işgal altındadır, akademik olarak işgal altındadır. Şimdi devletin polisini kullanarak&nbsp; AK Parti kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla utanmadan, sıkılmadan üniversiteyi boşaltıp oraya taşıma kadro götürüp alkış yaptırıyorsun. Allah hiçbir siyasetçiyi senin durumuna düşürmesin.”

“ERDOĞAN, İŞGAL PLANINDA YER ALMAYI KABUL ETTİ”

“Şimdi belki pek çok konuda, pek çok haklı şekilde Erdoğan’ı eleştiriyoruz, kızıyoruz. Ama böylesine kalkışacağını; ben kendisinin siyasi rakibi olarak, ana muhalefet partisinin Genel Başkanı, yıllarca bu parlamentoda milletvekilliği yapmış biri olarak bu kadarına yelteneceğini tahmin etmiyordum. Filistin’de 71 bin kişi katledildi. Çoğu çocuk ve kadın. Katilleri&nbsp;Netanyahu. Onun için Erdoğan ‘Gazze kasabı’ diyor, ‘Terör devletinin başı’ diyor, ‘Günümüzün Hitler’i’ diyor ve ‘O katille aynı binada olmam, el sıkışmam’ diyor.&nbsp;Trump,&nbsp;Netanyahu’ya&nbsp;‘Savaş kahramanı’ diyor, ‘Sıkı adamım’ diyor. Bir eliyle&nbsp;Netanyahu’nun&nbsp;sırtını sıvazlıyor, bir eliyle Erdoğan’ın sırtını sıvazlıyor. İki cümle Erdoğan’ı, iki cümle&nbsp;Netanyahu’yu&nbsp;övüyor. Bu&nbsp;Trump&nbsp;tuttu, ‘Gazze barış planı’ diye bir&nbsp;plan ortaya attı ve dedi ki ‘Gazze’de…’ Aslında var ya beklenmedik de hiçbir şey demedi. Ne diyordu ilk geldiğinde? ‘Gazze’ye baktım, çok güzel bir yer. Orada Filistinlilere yer yok. Onları komşu beş ülkeye süpüreceğim ve oraya oteller, kumarhaneler dikeceğim. Gazze güzel. Önünde de petrol var, hidrokarbon var. Orayı istiyorum.’ Bunu diyordu değil mi? ‘Gazze barış planı’ dedi, ‘Gazze barış gücü’ dedi. Çağrı yaptı 62 ülkeye. Bunların 41’i daveti kabul etmedi. 21’i daveti kabul etti. Duydum, inanamadım. Erdoğan kendisi de otel, tatil köyü, kumarhane yapılacak olan bu işgal planında yer almayı kabul ettiğini bildirdi. Hakan Fidan’ı alt komisyonlara yazdırdı.&nbsp;Trump’ın&nbsp;başkanlığında…”&nbsp;

“‘GÜNÜMÜZÜN HİTLER’İ’ DİYORDU, NASIL OLACAK ŞİMDİ?”

“Bakın Sayın Bahçeli dedi ki ‘Gazze için bir yer kurulacaksa kurulsun, başında Erdoğan olsun.’ Başında Erdoğan olsa, Müslüman ülkelerden kurulsa, Filistin için çalışsa kimse bir şey demez. Ama&nbsp;Trump&nbsp;başkanlığında aklı başında hiçbir ülkenin katılmadığı ama&nbsp;Trump’a&nbsp;boyun eğenlerin dizildiği yere bizimki de dizildi. Ve ne oldu biliyor musunuz dün? 11 Şubat günü.&nbsp;Rubio&nbsp;ile&nbsp;Netanyahu&nbsp;anlaşma imzaladılar. Ve o kurulun içine Erdoğan’ın yan koltuğuna&nbsp;Netanyahu&nbsp;da oturdu. Buradan, bakın kurul burada. Erdoğan bu kurulun üyesi. Bu yeni Gazze projesi. Bakın oteller, kumarhaneler, marinalar yapacak. Bakın ‘Önünde hidrokarbon var’ dediği yerden de doğalgaz ile petrol çıkartacak. Bu Erdoğan’ın ‘Ben de varım’ dediği,&nbsp;Trump’a&nbsp;uyduğu, başında&nbsp;Trump’ın&nbsp;olduğu masaya oturduğu yer, oraya&nbsp;Netanyahu&nbsp;da dünden itibaren oturdu, iki gün önce oturdu. Erdoğan diyordu ki ‘Gazze kasabı.’ Bak Erdoğan burada o kasap&nbsp;dükkan&nbsp;açıyor. Sen de oradan alışveriş yaparsın. Diyordun ki ‘Terör devletinin başı.’ Baş başa, kol kola yürürsünüz burada. Erdoğan diyordun ki ‘Günümüzün Hitler’i.’ Nasıl olacak şimdi? Nasıl olacak? Orada Filistinlileri katleden Hitler’i birlikte mi alkışlayacaksınız? Yazıklar olsun size, yazıklar olsun. Utanma sıkılma kalmamış. Bahçeli diyor ki, ‘Şunu kınıyorum, bunu kınıyorum.’ Bunu kınamayan bana hiç konuşmasın. ‘Orada&nbsp;Filistinli’ye&nbsp;yer yok, onları süpüreceğim, oraya bunu yapacağım’ diyor. Buranın yönetimine Erdoğan&nbsp;Netanyahu&nbsp;ile birlikte giriyor. Bu ne biliyor musunuz? Bu Filistin işgal idaresi. Anadolu işgal edildiğinde işgal idaresi vardı. Yüksek komiserler kurulu vardı. İçinde işgalcilerin birer temsilcisi,&nbsp;Fransızı,&nbsp;İtalyanı, Yunanı. Buna karşı Gazi Mustafa Kemal Atatürk Heyet-i&nbsp;Temsiliye’yi&nbsp;kurdu. Şimdi bu işgal planına karşı Heyet-i&nbsp;Temsiliye’yi&nbsp;kurmak yerine, yüksek komiserler kurulunun arasına katılan Erdoğan’a yazıklar olsun, yazıklar olsun. Bunun Adalet Bakanı, yeni Adalet Bakanı&nbsp;Netanyahuhakkında yakalama kararı çıkarıyordu. Şimdi aynı masada oturacaklar. Söyle Hakan Fidan yakalasın, getirsin. Söyle,&nbsp;Netanyahu’yu&nbsp;Erdoğan yakalasın getirsin. Birlikte Gazze’yi işgal planına imza atanlar, bir de tutmuşlar İsrail parlamentosu Batı Şeria’daki toprakları, İsrail devlet mülkü kabul eden tasarıyı bir kez daha kabul etmiş, dönüp dolaşıp yapar bunlar. Bunlar da kınıyor. Yahu ne kınıyorsun? Filistin dediğin iki parçadan oluşuyor. Bir parçasını&nbsp;Trump&nbsp;ile birlikte&nbsp;Netanyahu’ya&nbsp;peşkeş çekiyorsun, öbür tarafta ‘Netanyahuböyle demiş, biz bunları kınıyoruz.’ Buradan açıkça söylüyorum. Filistin’deki 71 bin kişinin kanı&nbsp;Netanyahu’nunelindedir, onun elini sıkan o katliamının ortağıdır. Nokta.”

“AKIN GÜRLEK HEP SİYASİYDİ, BUGÜN DE SİYASİDİR”

“19 Mart darbesinin üzerinden 335 gün geçti. Büyük bir mücadeleyi hep birlikte sürdürüyoruz. Tükenen Erdoğan, yorulan Erdoğan, kadın kollarımızla baş edemeyen, AK Parti’nin kadın kollarına güvenemeyen Erdoğan, AK Parti’nin yargı kollarını kurmuştu. Başına da birisini koymuştu. O birisini de tuttu şimdi bir kez daha getirdi ve Adalet Bakanı yaptı. Bakın buradan Sayın Erdoğan’a teşekkür ediyorum bu atama için. Teşekkür ediyorum. Çünkü bir kişi önce en tartışmalı davaların&nbsp;hakimi, örneğin Sırrı Süreyya Önder, hani vefatında Sayın Bahçeli’nin resmini sevdiği, AK Partililerin güzel şeyler söylediği, hepimizin katıldığı, uğurladığımız, bu Meclis’in en esprili, en insancıl insanı. Allah rahmet eylesin. Sırrı Süreyya Önder geçen sefer Nevruz’da bir tane mektup okumuş. O günlerde mektubu MİT getirmiş, bunlara vermiş. Sahnede okutmuş. Sırrı Süreyya Önder’in bu mektup okumasına, ‘Efendim terör örgütü propagandası’ dediler, Sırrı Süreyya’yı içeri atmaya çalıştılar. Bu Sırrı Süreyya kendi bana anlattı rahmetli ama herkese de anlatmış. ‘Gittim kürsüye’ diyor ‘Kürsüde Akın Gürlek var. Yanaştım kürsüye. Dedim ki bana ‘İki katını ceza ver, bu maddeden verme. ‘Niye?’ demiş. Bunu yaparsan bir daha Nevruz’da bu devlet mektup okutacak bir barış elçisi bulamazsınız’ demiş. Bana böyle baktı, gözünü kaçırdı’ diyor. O maddeden cezayı yapıştırdı. O madde, o ceza, Anayasa Mahkemesi’ne gitti arkadaşlar. Hepsi AK Parti döneminde atanmış Anayasa Mahkemesi yargıçlarının,&nbsp;hakimlerinin&nbsp;15’inin oyuyla hak ihlali kararı verildi. Yani dendi ki ‘Akın Gürlek hak yemiştir, haksızlık etmiştir.’ Bunun gibi dünya kadar hak ihlali maddesi bunun döneminde oldu. Birinci sınıf&nbsp;hakimliğe&nbsp;ayrılmakta baş şart, hak ihlali yaptığın Anayasa Mahkemesi’nce tespit edilmeyecek. Ülke AİHM’den ceza almayacak. Yani verdiğin karar bozulmayacak. Verdiği kararlarda ağır hak ihlalleri var. Bunu önce bakan yardımcısı, sonra gitti İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı. Orada başta Ekrem Başkanımıza, bütün arkadaşlarımıza dünya kadar iftiralar. Örneğin gizli tanık diye bir yalancı şahit, ‘Bunu&nbsp;bunu&nbsp;bunubunu&nbsp;gördüm.’ Sonra gizli tanık kafayı oynatıyor. İntihara kalkışıyor, kaçıyor. O gün bunu&nbsp;bunu&nbsp;gören gizli tanık gidiyor, yerine başka isimli bir gizli tanık aynı şeyi görmüş. ‘O odada ben de vardım’ diyor. Üç kişiler. Bu gidiyor yerine biri geliyor. ‘Ben de vardım’ diyor, yine üç kişiler. Nerede öbür gizli tanık? Büyük yalan, büyük&nbsp;sahtekarlık. Ve bunlarla arkadaşlarımıza 11 ay iftira attılar. İddianame bir çıktı, altında kaldılar. Şimdi tek tek saymayayım ama her şey yalan çıktı. Birini ispatlayamadılar. İddianamenin arkasında duramıyorlar. ‘Canlı yayın olsun’ diyenler canlı yayından&nbsp;vazcaydılar. ‘İddianame çıksın insan içine çıkamayacaksınız’ diyenler, iddianame çıktı, işin içinden çıkamıyorlar, hiç o konulara girmiyorlar. Arkadaşlarımız yargılanmak üzere bekliyorlar, yargılamak üzere bekliyorlar. Ve bu sırada bu kişiyi Erdoğan 23.59’da tarafsız İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı. Ben diyordum ki ‘Bu tarafsız değildir.’ Onlar diyordu ki ‘Tarafsızdır.’ Ben diyordum ki ‘Bu kararlar siyasidir.’ Onlar diyordu ki ‘Hukukidir.’ 23.59 İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, altında Erdoğan’ın imzasıyla 00.00’da&nbsp; AK Parti’nin Adalet Bakanı. Ertesi gün AK Parti İl Başkanları toplantısında ‘Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğiz. Sayın Erdoğan’a teşekkür ediyorum…’ Ben çok söyledim, çok anlattım. Toplumun yüzde 60’ını ikna edebildim. Kalan yüzde 40’ı sana inandı diye mahcup ettin. Bunu imzanla tescil ettin. Akın Gürlek hiçbir zaman başsavcı olmadı, hepsi siyasiydi ve bugün de siyasidir.”&nbsp;

“EN İZAHA MUHTAÇ KONUYU SORUYORUM”

“Şimdi Akın Bey’in böyle görevde değişiklikleri olduğunda hepimizin tabi olduğu bir görev var. Bakanlar, milletvekilleri göreve geldik, yeniden seçildik, mal varlığı bildirilecek. Akın Bey’in mal varlığını bildirmesini bekliyorum. Bende var. 16 taşınmazdan telaşla 12’ye düştüler. Teker teker burada. Akın Bey’i basının karşısında mal varlığını açıklamaya davet ediyorum. Eğer açıklamazsa ben ada ada, pafta&nbsp;pafta, site&nbsp;site, daire&nbsp;daire… Akın Bey’in taşınmaz 12 mal varlığını açıklamasını, hangi maaşıyla, eşinin hangi maaşıyla o taşınmazları, eşinin taşınmazlarını açıklamasını bekliyorum. Akın Bey bunları açıklarsa ve tane tane… ‘Ben şurada 118 milyona İstanbul’da satılan evi aldım ve şu maaşlarımı biriktirerek aldım’ diye izah edecek o izah edilemez toplamı.&nbsp;Hakim&nbsp;bey onları açıklamazsa ben hem onları açıklayacağım, hem RTÜK’teki bir polis memurunun üzerindeki taşınmazları, hem Ankara’da Çayyolu’ndaki bir avukat bürosunun taşınmazlarını, oradaki avukatların taşınmazlarını açıklayacağım. Türkiye siyaset tarihinin en izaha muhtaç konusunu, adaletin emanet edildiği Adalet Bakanı’ndan ve onu atayan Erdoğan’dan soruyorum. Hodri meydan. Süreniz bir haftadır.”&nbsp;

“BENİM YERİME KOYUN BAKALIM KENDİNİZİ SAYIN BAHÇELİ”

“Sayın Bahçeli, maalesef Murat Kurum tarafından yanıltıldığı hususu konuştuk, bir de şu hususu sormuş bana. Açıkça. Sormasam, benim şahsıma söylese susacağım da içerideki arkadaşlarımız hakkında öyle şeyler yazmış ki. ‘CHP’nin siyasi çizgisiyle bağdaşıyor mu?’ diyor. ‘Özellikle yeni atanan Adalet Bakanı ile ilgili rahatsızlığınızın kaynağını nasıl yorumlayalım?’ deyip İstanbul’daki arkadaşlarımıza bir sürü ‘Akın Gürlek iftirası’ yazmış. Sayın Bahçeli Adalet Bakanımızla ilgili rahatsızlığın kaynağını şöyle izah edeyim. Birkaç yıl ileri gidelim. Allah nasip etti, hepimize sağlık verdi. Seçimlere kavuştuk ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarını kurduk. İstanbul’a bir Cumhuriyet başsavcısı atanacak. Diyorsunuz ya ‘Rahatsızlığınızın kaynağı nedir?’ Bir an için düşünün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘na Ali Mahir Başarır’ı atıyoruz. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı böyle anlı - şanlı, adı - sanı bilinen, Türkiye’de CHP denince grup başkanvekili olarak bilinen, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir evladını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na atadım. Göreve gitti. Gittiği gün o kadar televizyon dururken gitti, Halk TV’yi ziyaret etti, Sözcü TV’yi ziyaret etti. Başka hiçbir televizyona, gazeteye gitmedi. Oturdu, göreve başladı. Göreve başladıktan sonra sabahın erken saatinde, sizde değil şimdi ama diyelim ki sizde, Silivri Belediye Başkanı’nı 06.00’da aldı götürdü. İki kolunda iki jandarma, ona dedi ‘Terörist.’ Ondan sonra Ülkü Ocaklarına geldi, seçimini iptal etti. 5 bin polisle birlikte Ülkü Ocakları’na girdi, dağıttı. İstanbul İl Başkanlığınızı işgal etti. Sonra Ali Mahir Başarır İstanbul’da görevli olduğu halde Aliağa Belediye Başkanınızı evinden aldırdı, İstanbul’a getirdi. Tokat Belediyenize operasyon çekti. Döndü, bir önceki dönem Kütahya Belediye Başkanınızı getirdi. Osmaniye’de belediye başkanınızı aldı, ayrıca Adana’daki üç dönem önceki belediye başkanınızı da kendinden öncekinin yaptığı işlerden aldı. Her gün partinizin bir evladını jandarma iki koluna girmiş şekilde sıraya dizerek ve kameralardan çekerek televizyonlardan alaycı yayınlar yaptırılıyor. Öyle şeyler söylüyorlar ki… ‘Bunlar şunu çaldı, bunu yaptı. Devlet Bey kongreyi kazanamayacaktı, Milliyetçi Hareket Partisi delegeleri iradelerini tek tek sattı.’ Diyor ki ‘Hepsinin kaydı,&nbsp;kuydu&nbsp;var. Bin 200 tane cep telefonunu Devlet Bey’e rakip çıkmasın diye gençlik kolları dağıttı. Devlet Bey’in veya en sevdiklerinin evlerinin kasasından paralar fışkırdı, görüntüsü var. Oradan o çıktı buradan bu çıktı. Dünya&nbsp;kadar iftira, hakaret. Dönüyorlar, partinizin siyasetçilerinin aile düzenini bozmak için çocuğuna saldırdı, çoluğuna saldırdı. ‘Yok’ diyorsun, saldırıyor. Ali Mahir Başarır vurdukça vuruyor, vurdukça vuruyor. Sonra da bu yaptıklarını ispatlayacak diye beklerken sen, bir iddianame çıkarıyor. Ne cep telefonu var, ne para var, ne kayıt var. Yalancı şahit var, korkutarak Ülkü Ocakları’ndan korkutarak ‘Bunu söylemezsen çocuğunu 30 yıl göremezsin’ deyince imza atan, ama kanıt koyamayan, bir tek kanıtla desteklenmeyen iftiralar var. O Ali Mahir Başarır orada çırpıyor, yapıyor, ediyor. Sonra da biz onu alıp Adalet Bakanı diye getiriyoruz. Sayın Bahçeli o sırada siz kalkıp, Ali Mahir Başarır yemin ederken ya da yeminden sonra gidip, ‘Beyefendi hayırlı uğurlu olsun. Çok kutsal bir göreve geldiniz, çok önemli işler yaptınız’ mı diyeceksin? Diyorsun ya ‘Sizin tepkinizin sebebi ne?’ diye. Bir benim yerime koyun bakalım kendinizi Sayın Bahçeli.”

“BU GELİŞİ DURDURAMAYACAKSIN ERDOĞAN”

“MHP’nin de değerli seçmenleri, AK Partililer.&nbsp;Andolsun&nbsp;ki iktidar olacağız, ama aşk olsun ki Ali Mahir’e asla ne Adalet Bakanlığında ne de İstanbul Başsavcılığında zulmetsin diye görev vermeyeceğiz. Bizim adaletten anlayışımız; o gözleri kapalı, elinde terazi, hak yemek yerine kör olmayı tercih edecek bir anlayıştır. Buradan bütün AK Partililere söylüyorum: Elinizi vicdanınıza koyun. Bütün MHP’lilere söylüyorum. Hep AK Partili olmuş bir bakan yardımcısını İstanbul’a yollayıp bu kadar zulmü yapıp geri getirip bakan yapacaksınız, bu arada da adam Türkiye’nin en büyük servetini yapacak. Kayıtlısının izahı yok, kayıtsızının ucu sınırı yok. Hepsini biliyoruz çıkaracağız. Aha da buradan söylüyorum Sayın Erdoğan. Diyorsun ya böyle&nbsp;promterden, ‘Bu gidişi durduramayacaksın Özgür.’ Vallahi sizin gidişinizi ne durdurabilirim, ne durdururum. Millet sizi gönderiyor, bu gidişi sürdüreceğiz ve hızlandıracağız. Ama buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Bu gelişi durduramayacaksın Erdoğan, bu gelişi durduramayacaksın. Halkın partisi gelecek, milletin yüzü gülecek. Bu ahlaksızlar da bunların hesabını verecek.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Getir sandığı, ben çözeceğim bütün sorunları - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:42:47 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-getir-sandigi-ben-cozecegim-butun-sorunlari-154604-20260217.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-getir-sandigi-ben-cozecegim-butun-sorunlari-154604-20260217.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-getir-sandigi-ben-cozecegim-butun-sorunlari-154604-20260217.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Milletin iktidarını kuralım]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-milletin-iktidarini-kuralim-2380.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-milletin-iktidarini-kuralim-2380.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Muğla’da gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingine katıldı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “‘Adın gönüllerde bir şehir, Solmayan, renkli bir gülsün Muğla. Mehtaba hükmeden gümüşten nehir, gecemde masmavi bir tülsün Muğla.’ Muğla’nın güzel insanlarına, Milas‘ın&nbsp;güzel insanlarına, komşularıma,&nbsp;hemşehrilerime, kardeşlerime büyüklerime ve küçüklerime, güzelim Egelilere; selam olsun hepinize. Şubat ayının ortasındayız ve söz verdiğimiz gibi ne sıcaktan yılarak, ne soğuktan korkarak, yağmura - doluya - kara - tipiye, bugün bu güzel meydanda bu rüzgâra, bu fırtınaya ama ne olursa olsun mücadeleye hoş geldiniz” dedi.&nbsp;

Özgür Özel şunları söyledi:&nbsp;

EGELİLERİM EVLATLARINA SAHİP ÇIKTILAR

Bu meydana bakınca ben teslim olmayanları görüyorum. Bu meydana bakınca ben seçtiğine, seçme hakkına, iradesine sahip çıkanları; bu meydana bakınca her türlü haksızlığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe karşı durmayanları, teslim olmayanları, evde oturmayan, meydana çıkan ve mücadele edenleri görüyorum. Ben sizin bu azminizi, bu yüreğinizi, bu mücadele gücünüzü görünce diyorum ki hiçbir zaman karanlık kazanmaz, her zaman aydınlık kazanır. Hiçbir zaman kötülük kazanmaz, iyilik kazanır. Zulmedenler değil, zulme direnenler kazanır. Mücadele edenler kazanır. Sizi görünce diyorum ki biz kazanacağız, biz kazanacağız. Milas, çok partili dönemde hep demokratları seçti. Muğla 15 kez belediye başkanı seçti. Dokuzu CHP’den ve üçü diğer sosyal demokrat partilerden; 12 kez bizi seçti. Bu seçime gelene kadar çok kez kazandık. Bu seçimde komşunuzu, Bodrum Belediye Başkanımızı&nbsp;büyükşehire&nbsp;aday gösterdik. Ahmet Aras’la rekor oyla, yüzde 55’le kazandık. Burada 1989’da, 1999, 2004’te belediye başkanlığı yapan, 23’üncü dönemde milletvekilliğini yapan Fevzi Topuz’u hepiniz elbirliğiyle, gönül birliğiyle yine göreve davet ettiniz. O da rekorlar kırarak kazandı. Onları kutluyorum, sizlere teşekkür ediyorum. Muğla’da bu seçimlerde daha önce altı olan ilçe&nbsp;sayımızı, 13 ilçeden 11’ini kazanarak ve 13 ilçenin 11’ini, coğrafyanın yüzde 90’ını, nüfusun yüzde 90’ından fazlasını kazanarak büyük bir rekora imza attık. Benim hemşerilerim, akrabalarım, Egelilerim hem kendi evlatlarına, hem de Genel Başkanlarına sahip çıktılar. Buradan ayrı&nbsp;ayrı&nbsp;her birinize teşekkür ederken, özellikle şunu söylemek istiyorum. Seydişehir,&nbsp;Seydikemer&nbsp;ve Kavaklıdere… Sizin de seçtiğiniz başımızın üstünde. Siz başka bir tercihte bulundunuz. Kusur bizdedir. Sizin de gönlünüzü, oyunuzu alana kadar, o belediyeleri kazanana kadar çalışmaya devam edeceğiz. Hepinizi yürekten kutluyorum. Hem Fevzi Topuz, hem Ahmet Aras kendilerine görevin verildiği günden itibaren var güçleri ile çalışıyorlar. Muğla’da geçtiğimiz dönemlerde çok önemli hizmetler yapıldı. Geçmiş dönemlerde&nbsp;Muğlamıza&nbsp;üç dönem İl Belediye Başkanı, iki dönem Büyükşehir Belediye Başkanı olarak hizmet veren Osman Gürün’e bir yürekten teşekkür ve selam gönderiyoruz.

AKILDA TUTULMAYACAK KADAR ÇOK HİZMET YAPTILAR

Muğla’da bu dönem altyapıya inanılmaz önem veriliyor. Ahmet Aras, geçen yıl 4 milyar lira; milyon değil, milyar altyapı yatırımı yaptı. Bu yıl 6 milyarlık yeni bir bütçe koydu. İki yılda 10 milyar liralık altyapıyla kışın olan nüfusu yazın 10’a katlanan, yani bir milyonluk nüfus için para alan ama iki, üç, dörde nüfusu katlanan… Örneğin Milas’ta deniz kenarlarında 10’a katlanan yerde bu hizmetleri yapabilmek için, buraya gelenleri, misafirleri ağırlamak ve altyapıya onun getirdiği yükü göğüsleyebilmek için yapılan bu yatırımların her birisi için ayrı&nbsp;ayrı&nbsp;teşekkür ediyorum. Ayrıca huzurevlerinden kreşlere kadar, parklardan yollara kadar… Gelirken başkan gösterdi, hastanenin yolunu yapana kadar, köprüler yapana kadar… İlçe belediyesinin, büyükşehir belediyesinin aslında yetkisini, sorumluluğunu ve hatta bütçesini aşan işleri sırf birileri sizi ihmal edince geride kalmayasınız diye, eksik kalmayasınız diye yapan bu iki başkanıma, el ele çalışan iki başkanıma ve Muğla’daki tüm belediye başkanlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Onlara helal olsun.&nbsp;Kadın yaşam merkezleri için, kısa mola evleri denilen engellileri, dezavantajlıları unutmayan beş yeni merkez için, ikiden sekize çıkmış olan kreşler için, bir huzurevinin bitmesi ve inşaatı süren iki huzurevi için, Bodrum - Marmaris -Ortaca katı atık merkezleri için, güneş enerjisi santralleri için, toplamda 131 kilometre yeni içme suyu attığı için, 141 mahallede değişen içme suyu hatları için, 40 kilometre yeni yapılmış kanalizasyon hattı için, Bodrum’da içme suyu hatlarının tamamı yenilendiği için, denizden içme suyu arıtma tesisi son aşamasına geldiği için, üreticiye yerel tohum ve meyve fidanı dağıtımı için Ahmet Aras’ı bir yürekten alkışlayalım bakalım. 150 bin metrekare sathi kaplaması, 165 bin metrekare parke taş döşemesi, kazandırdığı 11 iş&nbsp;makinası, 30 hizmet aracı için, ihtiyaç sahiplerine yapılan yüksek sosyal yardımlar için, tarlada kalan kavunlardan tutun da belediyenin ürettiği portakalına kadar yoksulun mutfağına, sofrasına bunları koydukları için, Koru Ekin Ambarı Köprüsü için, otoparklar için, Ören sahil yolu için, Şehitlik Anıtı ve Atatürk Bulvarı için, Boğaziçi&nbsp;Kafe&nbsp;ile yediye çıkan hizmet alanları için de Fevzi Topuz‘u alnından öpüyoruz Milas olarak.&nbsp;Laf aramızda&nbsp;kağıt&nbsp;uçtu ya kağıt gelene kadar lafı uzattım oradan okudum hizmetleri. Bu kadar hizmeti nasıl akılda tutayım? Bu kadar akılda tutulmayacak işleri yapanlara ve onları seçenlere hayırlı ve uğurlu olsun, helal olsun.

BURADA ÇOK BÜYÜK BİR TEHLİKE VAR

Şimdi tabii Muğla’ya biz çalışıyoruz, hizmet ediyoruz. Muğla’da yerel seçimde yetkiyi biz aldık, vazife bizde. Ama Türkiye’de genel seçimde yetki Adalet ve Kalkınma Partisi’nde. Bir baktım, ne yapmışlar Muğla’ya diye. Ne yapmışlar? Şunu söyleyeyim; taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun da toplamına bakınca ne çıkıyor bir bakın. Muğla, 2025’te Türkiye&nbsp;bütçesine 68 milyar lira vergi ödemiş.&nbsp;PekiMuğla’ya bütçeden ne kadar para ayrılmış? 5,7 milyar lira. Muğla’nın verdiği vergi Muğla’da kalsa, bunun 12 katı hizmet olur. Muğla’dan 12 almış, bir vermişler. Muğla’dan kepçeyle almışlar, çay kaşığıyla vermişler. Muğla, 20 yılda 418 bin dekar tarım alanını kaybetmiş. Yani küçülme yüzde 17. Türkiye’dekinin yüzde olarak tam iki katı. Yani Türkiye’de tarım alanı kaybediyoruz. Ama Türkiye’de olanın iki katı, iki misli oranında Muğla’da kaybediyoruz. Zaten başkana sordum. Milas diyor ki nüfus 152 bin. Şehir merkezi büyüyor, köyler küçülüyor. Sabah buradan Bodrum’a 20 bin kişi çalışmaya gidiyor. Her köyden bir, iki, üç araç… Köyde kendi tarlasında, bahçesinde çalışması gereken ya da arıcılık yapması, bal üretmesi gereken, kendini doyururken Muğla‘yı, Türkiye’yi doyurması gerekenler; 20 bin kişi topraktan ekmek çıkaramadığı için gidiyorlar ve Bodrum’da otellerde çalışmak durumunda kalıyorlar. Elbette ki her emek kıymetlidir. Ama bir ülke çiftçisini kaybediyorsa, o ülkede ortalama çiftçi yaşı 58’e çıktıysa ve ‘Fırsat bulursam, asgari ücretli bir iş bulursam seneye köyde kalmam’ diyenlerin sayısı üç genç çiftçiden ikisine çıkmışsa işte burada çok büyük bir sorun vardır, çok büyük bir tehlike vardır. Bunun için de bir kez daha bu sorunları gören, bu sorunları çözmek isteyen ve artık bu işlere enerjisi de kararlılığı da olan yepyeni bir iktidara, yepyeni bir enerjiye,&nbsp;şikayet&nbsp;eden köylüye ‘Al ananı da git’ diyen bir Cumhurbaşkanı’na değil; ilki gibi ‘Köylü milletin efendisidir’ diyen bir Cumhurbaşkanı’na ihtiyaç vardır. Televizyondan anlaşılmıyor olabilir.&nbsp;Milas meydanı&nbsp;ikiye bölünmüş. Bir taraf gideceği söylüyor, öbür taraf geleceği. Önce sizi dinleyelim; gidecek için ne diyorsunuz? Söylediğiniz beyefendi gidince yerine kim gelecek diyorsunuz? Cumhurbaşkanı İmamoğlu. Size şunu söyleyeyim. Ne olursa olsun… Şimdi bu mitingi buraya yapmaya geldik. 89’uncu kez bir meydandayız, bir eylemdeyiz. Otobüsün üstündeyiz. Durmadık ve durmayacağız. Yılmadık, yılmayacağız. Ne arkadaşlarımızı unutacağız, ne bu mücadeleyi bırakacağız.

GELİRE GÖRE KİRA DÖNEMİNİ BAŞLATACAĞIZ

Bu şehirde en büyük sıkıntılardan biri, yüksek kiralar. Muğla’da inanılmaz bir barınma sorunu var. Ortalama 30 bin lira kirayla Allah ev sahibi olmayanlara, kiracılara, bilhassa da bu şehre tayinle gelen devletimizin memurlarına yardım etsin. Buradan ifade ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin barınma sorununu çözmek üzere hazırladığı parti programındaki bölümde kiralık sosyal konut vardır. Biz bunu söyleyince Adalet ve Kalkınma Partisi bunun bulduğu büyük karşılıktan sonra ‘Biz de bunu yapacağız’ dediler. Ancak buradan ifade ediyoruz. 100 konuttan beş tanesinin kiralık olması asla yeterli değildir. Bizim önerimizde olduğu gibi yüzde 15, 20, 25’lik oranlarda en az kiralık sosyal konut olmalıdır. Bu kiralar dünyadaki iyi sosyal demokrat örneklerde olduğu gibi bizim iktidarımızda gelire göre kira dönemi başlayacaktır. Çok kazananın daha yüksek, az kazananın daha az kira ödediği, hiç kazancı olmayanın temel vatandaşlık gelirini aldığı ve ücretsiz barındığı bir sistemi kurmak boynumuzun borcudur. Bu ülkeye namus borcumuzdur. Dört yılda yüzde 560’lık kira artışıyla, yüzde 480’lik konut fiyatı artışıyla Muğla bu konuda en zor durumda olan illerimizden bir tanesi. Bunun için de özel olarak bu konuda Muğla’ya ayrıca bir katkı sağlamak boynumuzun borcu. Antalya ve Muğla, kışlık nüfuslarını yazın ikiye, üçe, beşe,10’a katlayan ilçelere sahip. Öyle olunca da başta söylediğim gibi burada hem altyapı, hem belediyelere ayrılan kaynak, hem de orada yaşamak zorunda olan, turist değil oranın gerçek sahibi olanların sorunlarını görmek lazım, çözmek lazım. İşte ben bu meydanda o sorunları yaşayanları görüyorum ve o sorunları teker&nbsp;teker&nbsp;çözeceğimize de söz veriyorum.

AKBELEN DİRENİŞİNİ SAYGIYLA SELAMLIYORUM

Tabii Milas’ta olmamızın en önemli sebeplerinden bir tanesi de maalesef hükümet eliyle&nbsp;Akbelen‘e yapılanlar. Demokrasilerde millet vekâlet verip de çekilmez arkadaşlar. Tam olarak da bugün buraya bunu yapmaya geldik.&nbsp;İkizköy’e… Muğla’nın, Milas’ın köyü&nbsp;İkizköy. Şimdi büyükşehir olunca kırsal mahalle.&nbsp;İkizköy’e&nbsp;bağlı&nbsp;AkbelenOrmanı, 2018 yılında bir maden şirketine verildi. O tarihten itibaren&nbsp;İkizköy&nbsp;boşaltılmaya ve&nbsp;İkizköy,&nbsp;İkizköylülerinelinden alınmaya çalışıldı. 2019’da orman için kesim kararı çıkarttılar. O günden itibaren de&nbsp;Akbelen&nbsp;direnişi başladı. O günden beri çevreciler, Muğla’yı sevenler, Milas’ı sevenler ve Türkiye’nin dört bir yanından bu mücadeleye gönül ve destek verenler&nbsp;Akbelen’de&nbsp;oldular. Biz olduk, milletvekillerimiz oldu, örgütümüz oldu. Sizler oldunuz. Öncelikle&nbsp;Akbelendirenişini saygıyla selamlıyorum. Bir kez daha sahipleniyorum. Şimdi meselenin ne olduğunu bütün Türkiye tarafından duyulması, canlı yayında duyulması bunun konuşulması çok kıymetli. Buradan vicdan olan, insafI olan, Allah’a inanan, doğayı seven herkese sesleniyorum. Herkese sesleniyorum. Bakın bu konuda, bu yapılanlara karşı&nbsp;Akbelenliler&nbsp;direndiler, karşı çıktılar. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi buna karşı seçimden önce 11 Mart 2024’te bir adım attı. Kendi partilileri ayağa kalktı, ‘Eyvah seçimi kaybederiz’, geri çektiler. Şimdi kötülüğü beş katına çıkarmışlar, bir kez daha getiriyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi 10 Ocak’ta Resmi Gazete’de yayınlanan kararla 679 parsele acele kamulaştırma kararı çıkardı.&nbsp;Akbelen’dekimücadeleyi kendileri kıramayınca, bu işe Meclis’i alet ettiler. Meclis’e bir kanun getirdiler. Kanunda buradaki normal şartlarda zeytinlik olan yerlerin korunmasına ilişkin kanun ortada duruyorken, kendilerince bir numarayla zeytinlik olan yerlerin koordinatlarını tarif ederek, buraları madenciliğe açtılar. Aslında şirket diyor ki, o acımasız şirket, ‘Ben orman kesmenin peşinde değilim. Bana 4 milyar dolarlık bir söz var, paramı versinler vazgeçeyim’ diyor. Ne için verdilerse, ne zaman bu sözü verdilerse o şirkete buradaki madenleri vererek bu işi halletmek istediler. Biz buna karşı çıkınca, olmayacak bir iş yaparak koordinatlarıyla buraları tarif eden kanun çıkardılar.&nbsp;

ERDOĞAN, YETKİYİ ORMANI LİMAK’A VERMEK İÇİN KULLANDI

Hatırlarsınız, kanunu öyle 60 gün içinde değil, saatler içinde Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. Ve dedik ki Anayasa Mahkemesi’ne, ‘Bu haksızlığı durdur. Bunu iptal et.’ Şimdi başvurumuz Anayasa Mahkemesi’nin önünde duruyor. Bunlar Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı vermesinden endişe ederek, tuttular 10 Ocak günü Cumhurbaşkanı imzasıyla acele kamulaştırma kararı aldılar. Önce bu AK Parti’ye oy veren, MHP’ye oy veren, şimdi önümüzdeki günlerde mübarek Ramazan’da oruç tutacak olan, günde beş vakit namaz kılan ve bu kötülükten haberdar olmayan insanlara bunları&nbsp;şikayetetmek farz. Çünkü şöyle, bakın acele kamulaştırma yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiş bir yetkidir. Çok eski zamanlardan beri. Ve doğru bir yetkidir. Neden? Bakın ne yazıyor, ‘Yurt savunması ihtiyacı ve aceleciliğine Cumhurbaşkanınca karar verilen hallerde olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere.’ Ne bu biliyor musunuz? Düşman karşıdan geliyor, buraya düşmana karşı orduyu koyacaksın ya da uçaksavar için tek doğru yer bu burun, oraya koyacaksın. Ülke savunması için acil ve alternatifsiz bir durum olacak. Oradaki de diyecek ki ‘Ben yerimi vermem. Orayı parasını ödeyip acele kamulaştıracaksın.’ Bu kadar istisna bir durum bu. Örneğin Kıbrıs’a çıkartma askeri yollayacaksın, adam diyor ki ‘Benim tarladan çıkartma gemilerine kapak attırmam.’ ‘Al paranı çekil kenara.’ Bu kadar istisna bir şey bu. Duyuyor musun beni hacı amca? Hacı teyze duyuyor musun beni? Yurt savunması ve acil durumda sadece Cumhurbaşkanının kullanacağı&nbsp;yetki bu. Savaş, olağanüstü durum, milli menfaat. Bu Cumhurbaşkanı, bu Erdoğan bu yetkiyi&nbsp;Akbelen&nbsp;ormanını&nbsp;Limak&nbsp;şirketine vermek için kullandı. İşte bu kadar. Ormanı şirkete vermek için kullandı. Bu yetkiyi düşmanı savmak için kullanmıyor, bunu ormanı madene açmak için kullanıyor. Bunu bütün vatandaşlarımızın, bilhassa AK Parti seçmeni olan ama ormanı seven, doğayı seven, ağacı seven, bitkiyi seven herkese&nbsp;şikayet&nbsp;ediyorum. Bunu duyun, bunu bilin ve biz buna itiraz ediyoruz.

386 BİN MADENE RUHSAT VERDİLER

Bakın 80 yıllık Cumhuriyet tarihinde, 80 yıllık Cumhuriyet hükümetleri bin 186 madeni ruhsat verdiler. Toplam bin 186. O 80 yıldan sonraki 20 yılda AK Parti 386 bin madene ruhsat verdi. 80 yılda verilenin 20 yılda 350 katını verdi. Bakın Muğla’nın yüzde 60’ını madeni açtılar. Muğla’nın yüzde 60’ı maden ruhsat alanıdır. Bu Muğla bir ilçesini Allah göstermesin, vermeyi kabul etsen Almanya’nın tapusunu üstüne yaparlar, öyle bir yer bu Muğla. Bir ilçesini, bir ilçesini. Tut şuradaki bir ilçesini ‘Vereyim mi sana?’ da. Almanya’nın tapusunu verirler sana. Hollanda’yı verirler sana. İngiltere’nin yarısını verirler sana. Bu Muğla’nın yüzde 60’ını maden ruhsatına açtı bunlar. Yüzde 60’ını.

ANAYASA MAHKEMESİ BEKLİYOR

Biz Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Anayasa Mahkemesi bekliyor. Anayasa Mahkemesi’nin saygıdeğer başkanına, değerli üyelerine sesleniyorum. Bizim Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen başvurularımız var. Arkadaşlarımızın hak ihlalleri için, arkadaşlarımızın sağlıkları için, özgürlükleri için ya da çok farklı konularda.&nbsp;Hiçbiri için beklemeye tahammülümüz yok ama Allah rızası için, şu&nbsp;kadarcık&nbsp;oradaki kızılçam ormanları için, meşeler, kestaneler için, zeytinler için, orada yaşayan o zavallı küçücük tilki yavrusu için, porsuklar için, tavşan için, saka kuşu için, arı kuşu için, oradan hayatın devamını sağlayan arı kolonileri için, 200 tür bitki için, 100 farklı tür kuş türü için Anayasa Mahkemesi’ne buradan Milas meydanından çağrıda bulunuyorum.&nbsp;Ve bu canlılar için, bu güzel memleket için Anayasa Mahkemesi’ne ‘lütfen’ diyorum. Sizlere rica ediyorum. Bu milletin sesini duyun, bu ormanın sesini duyun, bu hayvanların, bu kuşların, bu ağaçların günahına girmeyin. Bu&nbsp;günahkar&nbsp;Erdoğan’a ‘dur’ deyin, ‘dur’ deyin. Anayasa Mahkemesi’nin sayın üyeleri, bu gece başınızı yastığa koyduğunuzda o orman köylüsünü düşünün. Onun için mücadele eden, 80 yaşında bastonuyla direnen teyzeyi, onun akıttığı gözyaşını düşünün. Oraları maden olduğunda yok olacak olan o hayvanları, o güzelim ağaçları düşünün. Ve bir tane zeytinin bile kıymetini düşünün ve 1,5 milyon zeytin ağacının kesimine ‘dur’ demek sizin yetkinizde. Bu gece onları düşünün ve artık bu başvuruyu öne çekin, görüşmesini yapın, bu katliama ‘dur’ deyin. Sizden bunu bekliyoruz. Bu taraf çok güzel bir slogan atıyor, duyayım. ‘Havama, suyuma, toprağıma dokunma.’&nbsp;Tamam&nbsp;şimdi&nbsp;jimmy&nbsp;jib&nbsp;Akbelenlileriçekiyor.&nbsp;Akbelen&nbsp;köylüleri. Sayın Anayasa Mahkemesi üyeleri. Bu teyzemleri görüyor musunuz? Onların hatırı için iptal bekliyoruz. Onların hatırı için. Anayasa Mahkemesi&nbsp;Limak’a&nbsp;‘dur’ deyip bu teyzemin yüzünü güldürmeni bekliyoruz.

BU MEYDANLARIN GÜCÜDÜR

Değerli Muğlalılar, bu iktidar doğaya iyi gelmedi, tarıma iyi gelmedi. Baktığınızda kimseye iyi gelmedi. Ne çocuklara,&nbsp;yenidoğan&nbsp;bebeğe de iyi gelmedi, çocuğa da iyi gelmedi, kadına iyi gelmedi, yoksula iyi gelmedi, orta direğe iyi gelmedi. Memura, işçiye iyi gelmedi. Çiftçiye&nbsp;de iyi gelmedi. Muğla Planlama Ajansı’nın hazırladığı bir rapor. Buraya çalışırken önüme geldi. Muğla’da çiftçilerin yüzde 69’u ‘Gelirim giderimi karşılamıyor’ diyor. Var mı burada çiftçiler? ‘Gelirim giderimi karşılamıyor’ diyor. Doğru mu? Bir çiftçiler el kaldırsın, göreyim meydanı. Yüzde 63’ü ‘Başka bir&nbsp;imkanım&nbsp;olsa çiftçiliği bırakırım’ diyor. Doğru mu? En kötüsü de bu. Yüzde 75’i. Dört çiftçiden üçü diyor ki ‘Evladım benim gibi çiftçi olmasın. Başka bir işi olsun’ diyor. Doğru mu? İşte 58 yaş ortalamasına gelen çiftçilerin düşürüldüğü durum bu. 2026 yılında bütçe yapıldı. Bütçe Cumhuriyet’in bize kazandırdığı en büyük haktır. Bir ülkede tek adam varsa, her şeye o karar verir. Ama o ülkede parlamento varsa, bütçe hakkı vardır ve bütçeye milletin temsilcileri karar verir. Bu sene parlamentoya bütçe geldi. Gelen bütçede çiftçi için ayrılan para, destekleme için sadece 168 milyar lira. Oysa kanun, ‘Gayrisafi milli&nbsp;hasılanın&nbsp;yüzde 1’i olacak’ diyor. Yani 772 milyar lira. Çiftçi beş hak etmişken, bütçeye bir koydular. Kanuna aykırı bütçe getirip geçirdiler. Çiftçi yüzde 1’ini hak ediyorken, binde 2’sini, hakkının beşte birini verdiler. Açık&nbsp;açık&nbsp;konuşalım. Bu ülkede tarım bilinçli olarak bitiriliyor. Türkiye yurt dışına bağımlı hale getiriliyor. AK Parti çiftçinin değil, yurtdışından gıda ve hayvan ithal edenlerin menfaatini düşünüyor. Bakın düne kadar bu otobüsün üstünden ve deprem bölgesinde de bir hafta boyunca 55 kez şunu söyledim: ‘Çiftçiler kredi kullanırken borcu yoktur&nbsp;kağıdıisteniyor. Bu kadar sıkıntı var, vergi borcu, SGK yani Bağ-Kur borcu olmayan çiftçi nasıl olsun? Bu&nbsp;kağıdı&nbsp;istersen nasıl kredi kullanabilsin?’ Nihayet dün akşam, bu gece 400 bin liraya kadar kullanılacak kredilerde ‘borcu yoktur’&nbsp;kağıdındannihayet vazgeçtiler. Bu Erdoğan’ın çiftçiler için isteyerek attığı bir adım değildir. Bu, bu meydanların gücüdür. Sizin gücünüzdür. İtirazın ve ısrarlı tekrara verilen desteğin gücüdür. Bugün bu geri adım attırdık, yarın çok daha büyük adımları hep birlikte atacağız. Çiftçisine sahip çıkan bu meydanlara yürekten teşekkür ediyorum.

O SENETLERİ YIRTIP ATACAĞIZ

İkincisi buradan deprem bölgesine bir kez daha selam olsun. Biliyorsunuz deprem bölgesine bir hafta gittim, 55 tane orada program yaptık. Her programda şunu anlattım. Depremden sonra bu milletten Motorlu Taşıtlar Vergisi’ni iki kez istediniz verdik. KDV’yi ikiye katladınız, ses etmediler.&nbsp;ÖTV’leriartırdınız, deprem için diye ödediler. Yurtdışı çıkış harcından tutun, her harcı artırdınız. Bağış kampanyaları ile birlikte toplam 71 milyar dolar toplandı. Ne yaptılar? 40 milyar dolarla konutlar bitti diye hesap yaptılar. Onların yalancısıyız. Yani konutlara lazım olan para toplandı ve 31 milyar da fazlası var. Ama depremzedeye anahtar vermeden önce senet imzalatıyorlar. ‘Nokta nokta&nbsp;nokta&nbsp;lira borçluyum, nokta&nbsp;noktanokta&nbsp;faiz ödeyeceğim.’ 100 kere söyledim, afet konutunda faiz olmaz. Ama orayı çizince anahtarı vermiyorlar. Neymiş efendim?&nbsp;Dükkan&nbsp;olursa kanun dışıymış, kapsam dışıymış. Rezerv alan kapsam dışıymış. Dedik ki ‘Faiz olmasın.’ 10 gün sustular, toplumda yükselen baskıyı görünce dün açıkladı ‘Faiz almayacağız’ diye. İşte bu tekrarın, mücadelenin ve bu meydanların gücüdür. Şimdi diyor ki ‘İki yıl ödemesiz, 18 yıla böleceğim. Peşin verene beşte birine vereceğim, birkaç milyona ev vereceğim.’ Ya bu evlerin parasını bu aziz millet vergi olarak ödedi. Bağış kampanyaları ile ödedi. Daha ne parası? Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: O boş senetleri ya yırtıp atacağız, ya yırtıp atacağız. Başka çaresi yoktur.

ERDOĞAN’DAN ARTIK BİR TEK ŞEY İSTİYORUZ

Bundan sonra artık bu mücadele Erdoğan’dan bir şey isteme mücadelesi değildir. Ben 20 bin liralık emekli maaşını, Erdoğan’ın eskiden olduğu gibi 1,5 asgari ücret olan 42 bin liraya&nbsp;çıkartmasını ya da bizim söylediğimiz gibi asgari ücreti 39 bin lira yapmasını beklemiyorum. Biz Erdoğan’dan asgari ücrete zam, emekliye zam, depremzedeye bedava konut, öğrenciye yurt, yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa istemiyoruz. Erdoğan’dan bir şey istersem yazıklar olsun. Ondan bir tek şey istiyoruz. Erken seçim sandığını istiyoruz. İktidara geldiğinde 8 çeyrek altın alan en düşük emekli maaşı, bugün 1,5 çeyrek alıyor. 7 çeyrek altın alan asgari ücret, 2 çeyrek altın alıyor. Ortalama çiftçi geliri, 19 bin 700 lira. Asgari ücret sefalet ücreti ve maalesef ortalama ücret noktasına geldi. Oysa asgari ücret, ilk bir yıl alınan, kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan en düşük ücrettir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidar olduğumuzda bugünkü şartlarda asgari ücreti 39 bin lira, en düşük emekli maaşını önce bir asgari ücret ve sonra Erdoğan öncesi gibi 1,5 asgari ücret yapmaya geliyoruz. Biz Erdoğan’dan zam değil, zam yapmak için milletten yetki; Erdoğan’dan da sadece ve sadece seçim sandığı bekliyoruz.

LİMAK’IN DEVRİ BİTECEK AKBELEN KÖYLÜLERİNKİ BAŞLAYACAK

Değerli Muğlalılar, geçtiğimiz hafta Erdoğan çıktı, bir yerde konuşma yaparken arada yapıyor ya&nbsp;prompterdan&nbsp;çıktı ve kendisi konuşurken döndü. ‘Bu gidişi durduramayacaksınız Özgür’ dedi bana. Vallahi bozuk saat günde iki kez doğruyu gösterirmiş ya. Erdoğan’ın doğruyu söylediğini son zamanlarda ilk kez duyuyorum. Şunu bilsin ki hiç niyetim yok, bu gidişi durdurmayacağım. Millet sizi yolluyor, gidiyorsunuz. Bunu durdurmayacağız. Ama sen de şunu bil; bu gelişi durduramayacaksın. Cumhuriyet Halk Partisi’nin gelişini durduramayacaksın. Türkiye İttifakı’nı durduramayacaksın. Sosyal demokratları,&nbsp;muhafazakardemokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, liberal demokratları, sosyalist demokratları, Türkiye İttifakı’nın iktidarını, ay - yıldızlı&nbsp;albayrağı&nbsp;elinde taşıyan Türkiye İttifakı’nın iktidarını durduramayacaksın. Şu bayraklar ellerinizde o kadar güzel dalgalanıyor ki. O kadar güzel dalgalanıyor ki şunu bilsin herkes; bu bayrakla sorunu olmayan, ülkenin bölünmez bütünlüğüyle sorunu olmayan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le sorunu olmayan herkes bizdendir, herkes bizimledir. Türkiye İttifakı budur. Biz kazanacağız ve bu mücadele bir dönemi kapatıp bir dönemi açacak. Artık bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Artık&nbsp;Limak’ın&nbsp;devri bitecek,&nbsp;Akbelen&nbsp;köylülerinin devri başlayacak. Artık yandaş&nbsp;müteahhitler&nbsp;değil, bu aldığı 20 bin lira sefalet maaşıyla bu meydana itiraza koşan emekliler; yandaş müteahhitler değil, bu meydanı dolduran emekçiler, çiftçiler kazanacak. Halk kazanacak. Halkın evlatları kazanacak. Vatan evlatları kazanacak.

YİNE KAZANDIK, BİR DAHA KAZANDIK

Bugünün özel bir anlamı var. 19 Mart darbesinden beri tam 333 gün geçti. 333 gün. O gün demiştim ki, hangi gün hatırlayalım.&nbsp;47 yıl sonra partimizi birinci parti yapıp, Türkiye’de yüzde 65’e hizmet götürmeye milletten yetki alıp, bütün Türkiye’de çok büyük başarılara imza atıp Ak Parti’yi de tarihinde ilk kez ikinci bırakıp birinci parti olduğumuzda Adalet ve Kalkınma Partisi, bizi tebrik etmek, bizimle hizmette rekabet etmek, eğer genel seçimleri de kazanırsak bize ülkeyi teslim etmek yerine başka bir şeye kalkıştı.&nbsp;19 Mart tarihinde, millete, ‘Hayır senin değil benim dediğim yönetecek’ dedi. Bir de ‘Beni seçersen millidir, beni seçmeyince kirlidir’ dedi. Milli iradeye, ‘Mundar oldu’ da dediler bir sürü sözler de söylediler. Geçmişte seçimleri iptal ettiler, yine kazandık, bir daha kazandık. Bu sefer AK Parti bizi gençlik kollarıyla, kadın kollarıyla, ana kademesiyle yenemeyeceğini anladığı için yargı kollarını kurdu. Hiçbir partide olmayan, demokrasiye yakışmayan ve darbeyi tankla, topla&nbsp;değil cübbeyle yaptıran bir işe kalkıştılar. Bu milletin seçtiklerini içeri atıp bu millete ayar vermeye, bu milleti sindirmeye ve geriye çekilmeye zorladılar.

ARKASINA TRUMP’I ALMIŞ, BİZE MEYDAN OKUYOR

Bu ülke devletini sever. Çağırır, askere gider. İster, vergi verir. Laf söyletmez. Gün gelir, onun için canını verir. Ama sen devleti milletin karşısına dikersen, devleti bir partinin ilan edersen, kendi çıkarın için devleti işin içine sokarsan, alet eder ve onu lehine kullanırsan bu millet buna ‘Dur’ der.&nbsp;İşte 31 Mart’ta bu millet valilerin AK Parti il başkanı gibi çalışmasına, kaymakamın ilçe başkanlığı görevini üstlenmesine, uzman çavuşlarımızın emir altında hiç gitmedikleri ve bir daha hiç olmayacakları illerde, ilçelerde zorla oy kullandırılmasına, seçimdeki baskılara, haksızlıklara; yani devleti partinin, partiyi devletin sahibi gören AK Parti’nin kara düzenine karşı dimdik durmuştur.&nbsp;Ne zaman devletle millet yarışır, millet kazanır. Tayyip Erdoğan, arkasına devleti almış, devletin gücünü almış,&nbsp;Trump’ı&nbsp;almış. Bize meydan okuyor. Vallahi de biz kazanacağız. Çünkü biz milletin tarafındayız. Arkamızda millet var. İşte bu şartlar altında 19 Mart günü bu darbeye maruz kaldığımızda şunu söyledik; ‘Her darbenin bir hedefi var. Bu darbe öncekilerden farklı. Öncekilerden darbe iktidara yapılıyordu. Bu sefer darbeyi iktidar yapıyor. Kime yapıyor? Kendinden sonraki iktidara. Kim yaptırıyor? Cumhurbaşkanı. Niçin yaptırıyor? Kendisi için. Kime yaptırıyor? Kendinden sonraki Cumhurbaşkanı’na. Burada&nbsp;madem ki&nbsp;devletin savcısı AK Parti’nin yargı kolları başkanı olmuştur; madem ki devlet AK Parti’yi - AK Parti devleti kendisiyle iç içe geçmiş olarak Erdoğan’ın elinde bulmuştur, o zaman buna milletle direnmek lazım. Darbenin hedefi bir sonraki iktidardır. Sembolik hedefi Saraçhane binasıdır. O zaman orayı kayyıma vermemek, teslim olmamak, milletle bir savunmak lazımdır. Çağırdık, ‘Saraçhane’ye gelin.’ Biz bunu söylediğimizde anında İstanbul Valiliği beş gün boyunca üç kişinin bir araya gelmesini yasakladı. ‘Oraya gelemezsiniz’ dedi. Yetmedi otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar,&nbsp;metroları&nbsp;yasakladılar, vapurları bağladılar ve ‘O meydana bir kişi bile giremeyecek’ dediler. Arkadaşlar dedi. ‘Eyvah ne olacak?’ ‘Ne olacaksa bu akşam olacak’ dedim. ‘Ya bu millet gelip Cumhuriyet’e sahip çıkacak, demokrasiye sahip çıkacak. Ya da onlar kazanacak.’ O gün Vatan Emniyetin önünde 4 bin Cumhuriyet Halk Partili, İstanbul Üniversitesi’nin önünde 2 bin 500 üniversite öğrencisi bu çağrıdan sonra önündeki bariyerleri yıktılar, Saraçhane’ye geldiler. Böyle oranın balkonundan onlara konuştum. Dedim ki, ‘İstanbul’u buraya çağırın. Bugün akşam 8.30’da bu otobüsün üstünden konuşacağım.’ O akşam o çalışmayan bağlı vapurlara, kalkmış köprülere ya da çalışmayan trene,&nbsp;metroya&nbsp;aldırmadan 16 kilometre yürüyenler, 15 kilometre yürüyenler bir şekilde geldiler ve Saraçhane Meydanı’nda bu ülkenin demokrasisine sahip çıktılar. Tam 110 bin kişi.&nbsp;O gün bugün 89’ncu kez bu otobüsün üstündeyiz. O gün bugündür diyoruz ki; ‘Öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.’ Hepinizin yüreğine sağlık, teşekkür ediyorum. Milas Meydanı’nda iğne atsak düşecek yer var mı? O zaman bu sığmamış kardeşlerime de böyle bir el sallayım. Helal olsun Milas’a, bu muhteşem kalabalığa.

YOLUN ÜÇTE BİRİNİ YÜRÜDÜK

19 Martlar darbesinden bugüne tam 333 gün geçti. O gün demiştim ki ‘Gerekirse Cumhuriyet tarihinin, dünya siyasi tarihinin en uzun kampanyasını yapacağız. Gerekirse bin gün kampanya yapacağız.’ O gün lafı hafife alanlar olmuştu. Bugün 333’üncü gün. İlk günkü azimde miyiz, ilk günkü enerjide miyiz? Biraz önce sordum Gemini, yapay&nbsp;zekaya. Ver&nbsp;yemini, şaha kalksın Gemini. Dedim ki ‘666 gün sonra tarih nedir?’ 13 Aralık 2027. Hani diyorlar ya ‘Kasım 2027’de yapacağız seçimi, daha önce yapmayız.’ Yani bugüne kadar üç günün biri geçti, ikisi kaldı. Bininci güne ulaştığımızda AK Parti iktidarından kurtulmuş olacağız. AK Parti’nin kara düzeni bitmiş olacak. Vallahi yolun üçte birini yürüdük. Ben ilk günkünden daha enerjik, daha güçlü, daha heyecanlı ve daha kararlı hissediyorum. Siz de öyle hissediyor musunuz? Bu meydanlar doldukça… Yani dediğim şu; pijamalar çıkıp, kumandalar bırakılıp, en yakındaki çağrıldığın meydana koştuğunda hiçbir şey zor değil. O zaman başaracağız. Asla ve asla katlanmak zorunda değilsin. Bize katılabilirsin ve sen kazanacaksın. Bu emekli maaşına, bu düşük ücrete, bu yoksulluğa, bu enflasyona, bu zamlara, işsizliğe, adaletsizliğe, haksızlığa katlanmak zorunda değilsiniz. Bir çaresi var. Var bir çaresi, onun da adı; Cumhuriyet Halk Partisi.

MİTİNG MİTİNG ANLATTIM, BU KADAR GÜÇLÜ ANLATAMAZDIM

Milas’tan ilan ediyorum ki AK Parti’nin kara düzeninin sonu gelmiştir. Artık kısa çöp, uzun çöpten hakkını alacaktır. Bu meydanları dolduran yoksullar, orta direk, ezilenler bu zengin ülkenin zenginliğinden payını alacaktır. Hep birlikte çalışıp, daha çok kazanıp, daha adil bölüşeceğiz. Zenginlerin bir elinin yağda, bir elinin balda olduğu, verginin yüzde 88’inin bu meydanlardan toplandığı AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız. Çok kazanandan çok alacağız, az kazanandan az alacağız, garibanın yakasından bu kirli elleri çektireceğiz. AK Parti’nin kara düzenini hep birlikte yeneceğiz. Bu AK Parti’nin kara düzeninde, bakın nasıl suçüstü yakalandılar. Bir gün akşam İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı. Ki hatırlayın; ne kadar tartışmalı karar varsa geçmişte hepsini alan, sonra da Anayasa Mahkemesi hak ihlalleri verdiği halde terfi ettirilen, ödüllendirilen birisi. Önce&nbsp;hakimdi. Siyasete girdi, Bakan yardımcısı oldu. Oradan İstanbul Cumhuriyet başsavcısı oldu. Çıkmış televizyona diyor ki… ‘Ben düne kadar…’ Bakın onun ağzıyla söylüyorum. ‘Ben düne kadar İstanbul Cumhuriyet&nbsp;Başsavcısı’ydım…’ Gece 23.59’da başsavcı. Güya tarafsız. Güya adil. Güya partisiz. Güya herkese eşit. Ama 23.59’da bu noktada, 24.00’te daha görevinden ayrılmadan, bir imzasıyla Erdoğan’ın Adalet Bakanı oldu. Ertesi gün Erdoğan’la birlikte AK Parti’nin İl Başkanları Toplantısı’na katıldı utanmadan ve AK Parti’nin il başkanlarına diyor ki ‘Partimizin başarısı için çalışacağım.’ Bütün Türkiye’nin önünde bugüne kadar 89 miting anlattım. ‘Bu dava siyasidir’ diye. 89 miting, bu kadar güçlü anlatamazdım. Akın Gürlek siyasidir. AK Partilidir. AK Parti il başkanlarının önünde ‘Partimiz için çalışacağım’ diyen kişi, bir gün önce Ekrem İmamoğlu’na, arkadaşlarımıza iftira atan, zulmeden kişidir. Burada bir kez daha milletimizin, yüce Türk milletinin önünde söylüyorum ki: Bu dava siyasidir, Akın Gürlek siyasidir. Bunların hepsi iftiradır, canlı yayına cesaretleri yoktur, ama canlı yayını da tutuksuz yargılamayı da arkadaşlarımızın masumiyetini kanıtlamayı da biz hep birlikte başaracağız. Hep birlikte başaracağız. Arkadaşlarımıza inanıyor musunuz? Bu&nbsp;sahtekarların, iftiracılarına yalanlarına karşı seçtiklerinizin arkasında mısınız? Hep birlikte başaracak mıyız?

DÜNYANIN EN SİYASİ DAVASIDIR

Dünya siyasi tarihine geçecek ki dünyanın en siyasi davası İstanbul Büyükşehir davasıdır. Bileğimizi bükemedikleri için, hizmette yarışamadıkları için, onu yenemeyecekleri için hapse atmışlardır. Buradan&nbsp;hemşehrilerimin&nbsp;huzurunda, Ege’nin göbeğinde, kardeşlerimin, analarımın, babalarımın yanında&nbsp;and&nbsp;içiyorum ki; biz bu mücadeleyi kazanacağız, bu iktidarı biz değiştireceğiz. Gençler asla ve asla üzülmesinler. Bizim iktidarımızla birlikte yasaksız bir Türkiye, vizesiz Avrupa geliyor. Emekliler şuna inansınlar. İktidarımızda, üç ay sonra&nbsp;alacakları emekli maaşında bir asgari ücret emekli maaşından aşağı alan kimse kalmayacak. Bütün maaşlar buna oranlı olarak artacak. Bizim iktidarımızda asgari ücret bugünkü parayla 39 bin lira olacak. Bir yıl çalışanlar dışında herkes asgari ücretin üzerindeki kademelerde maaş alacak. Bizim iktidarımızda; çiftçisi de hayvancısı da arıcısı da balıkçısı da hak ettiği yüzde 1’lik desteklemeyi, yani bugünün beş katı desteklemeyi alacak. Bütün ürünler, başta doğru ürüne yönlendirilen teşvik ve destek programları ile alım garantili ve ekildiğinde, dikildiğinde hangi paraya alınacağını bilerek iflasa sürüklenmeden yepyeni bir tarım politikasıyla, devlet destekli bir tarım politikasıyla, çiftçilerin de hayvancılıkla uğraşanların da yüzü gülecek. Her şeye rağmen, iş bulamazsak, ‘İşin yok, aşın yok’ olmayacak. Sosyal devlet kimsesizlerin kimsesi olacak. Temel Vatandaşlık Geliri ile işi olmayanın çocuğu aç olmayacak. Ayağı çıplak olmayacak. Tenceresi boş olmayacak. Okulda gözü arkadaşının beslenme çantasında olmayacak. Hepsinin sahibi Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti olacak.

BİZE KATIL, İKTİDARI DEĞİŞTİRELİM

Ben buradan bir hayali anlatmıyorum. Bir hakkı tekrarlıyorum, hakkı. Bugün dünyadaki gelişmiş&nbsp;ülkeler,&nbsp;ki hiçbiri bizim gibi zengin imkanlara sahip değil. Üç tarafı deniz, tarih ise tarih, nüfussa nüfus, madense maden, petrolse petrol, balıksa balık. Ne ararsan hepsi taşıyor memleketten ama birileri bunların hepsini kendi kesesine taşıyor. Yoksulun kesesini düşünmüyor. Onun için bir hak olanı söylüyorum ve bundan sonrası için de diyorum ki, ‘Artık bu&nbsp;kabustanuyanmanın, artık silkinip ayağa kalkmanın zamanıdır. AK Parti‘ye oy verip yoksul kalanlara sesleniyorum. AK Parti’ye oy verip işsiz olanlara sesleniyorum. AK Parti’ye oy verip mağdur olanlara sesleniyorum: Katlanmak zorunda değilsin, bize katılabilirsin. İktidar değiştiğinde ilk senin yüzün gülecek. Çünkü sen suçsuz, günahsız, AK Parti’nin kara düzeninin oyunu aldığı, emeğini çaldığı, yarınını kararttığı güzel bir insansın. Bize katıl, bu iktidarı değiştirelim.

HAKKIMIZI KENDİMİZ, SÖKE&nbsp;SÖKE&nbsp;ALACAĞIZ

Tayyip Bey’in dediği gibi. Diyor ki ‘Bu gidişi durduramazsın Özgür.’ O gidişi hızlandıracağız. Seni yollayacağız, milletin iktidarını kuracağız. Her güzel şeyin bir sonu var. 89’uncu eylem Milas’ta. Ben de bitsin istemiyorum, bir kişi de ayrılmıyor, bitsin istemiyor. Ama şimdi bitsin. Evlerimize gidelim ve bundan sonra ne zaman çağırılıyorsak koşa&nbsp;koşameydanlara gelelim. Ne görev veriliyorsa yapalım. Bu iktidarı değiştirelim. Hakkımız kimse vermeyecek, kendimiz alacağız. Söke&nbsp;söke&nbsp;alacağız. Milas, güzel Milas bu büyük iktidar yürüyüşüne var mısın? Birlikte yürüyecek miyiz? Ekrem Başkan içeride olsun varsın. Onun yerine adayım sensin, var mısın? Sokak&nbsp;sokak, kapı&nbsp;kapı, köy&nbsp;köy, ev&nbsp;ev&nbsp;çalışmaya hazır mısın? Biz pijamayı çıkarttık, meydandayız. Pijamayı çıkarmayanın kapısına gideceğiz, gönlünü alacağız, oyunu alacağız. Hazır mısın? Yürüyor muyuz hep birlikte?&nbsp;Haydi&nbsp;o zaman, yolunuz açık olsun, yolunuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Milletin iktidarını kuralım - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 14:24:26 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-milletin-iktidarini-kuralim-173044-20260215.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-milletin-iktidarini-kuralim-173044-20260215.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-milletin-iktidarini-kuralim-173044-20260215.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Cem Aydın’a ceza]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-cem-aydina-ceza-2376.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-cem-aydina-ceza-2376.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları Başkanı Cem Aydın’a, Akın Gürlek hakkında video paylaştığı için yargılandığı davada 1 yıl  5 ay 15 gün ceza verildi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[  ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Cem Aydın’a ceza - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 12:06:45 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/cem-aydina-ceza-151251-20260212.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/cem-aydina-ceza-151251-20260212.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/cem-aydina-ceza-151251-20260212.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: iktidara yürüyen partinin doğrusu da yanlışı da olur]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-iktidara-yuruyen-partinin-dogrusu-da-yanlisi-da-olur-2374.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-iktidara-yuruyen-partinin-dogrusu-da-yanlisi-da-olur-2374.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “Değerli milletvekillerimiz, bugün Grubumuzda ağırladığımız Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız, Ankara ilçe belediye başkanlarımız, Ankara örgütümüz, Türkiye’nin dört bir yanından buraya koşup gelen ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni grup toplantısını onurlandıran değerli konuklarımız, televizyonlarından bizi izleyenler, radyolarından dinleyenler, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamlıyorum” dedi. 

Özgür Özel, şunları söyledi:

PARTİ İKTİDARA GİDİYOR DEMEKTİR

Geçen hafta deprem bölgesindeydik, birazdan bahsedeceğim ama bu atmosferi görünce oradaki bir&nbsp;anekdotu&nbsp;hatırlatmak, bir sözümü tekrar etmek isterim. İki program arası geçerken Antakya ilçe başkanımız şunu hatırlatmıştı. Antakya ilçe başkanımızın bütün ailesi göçük altında kalmıştı. Birinci derece yakınlarını kaybetmişti. Eşi günlerce yoğun bakımdaydı. Yoğun bakımda ziyaretim sırasında ‘İlçe de çöktü’ dedi. ‘İlçeden ancak Atatürk’ümüzün resmini kurtarabildik, çıkarabildik’ dedi. Dedim ki ‘Gidenlere Allah rahmet eylesin. Ama eşin de ayağa kalkacak, ilçe de ayağa kalkacak. Yeni ilçe binamıza geleceğim, bu resmi ellerimle asacağım.’ İki program arasında ‘O resmi, Atatürk’ümüzün portresini asar mısın Genel Başkanım?’ dedi. Onu asmaya gittik. Bir gittik ki ilçenin önündeki yol kapanmış. Orada baktık, ettik ve bir portakal kasası mıdır nedir, ters çevirdiler. Üstüne çıktık. Orada gelenlere dedim ki ‘10 milyonluk bir sahneyi bir yere kurdurup, devlet memurlarını toplayıp, teşkilatları altı ilden oraya getirip onlara&nbsp;prompterden&nbsp;bir konuşma yapıyorsanız, iktidar olduğunuz ya da iktidar olacağınız oradan anlaşılmaz. Hiç niyetiniz yokken ilçe binasının önü trafiğe kapandıysa, bir portakal kasası üzerinden konuşuyorsanız bin 500 - 2 bin kişiye parti iktidara gidiyor demektir.’ Parti tarihinin en ağır saldırısının altında, partinin iktidar yürüyüşünün önünü kesmek için, partinin iktidara gelmesine engel olmak için, partinin siyasetçileri tarihin&nbsp;en büyük iftira kampanyasıyla muhatap. Partinin Cumhurbaşkanı adayı, 16 belediye başkanı zindanlarda. Partiyi ayakta tutan, ayağa kaldıran kim varsa saldırı altında, hakaret altında. Devlet bütün&nbsp;imkanlarıyla&nbsp;bir partiye hizmet eder halde. Bin türlü kumpas, yalan, iftira, şantaj, tehdit orada. Ama gel&nbsp; saldırı altındaki ana muhalefet partisinin grup toplantısına bak ya. Hepiniz şeref verdiniz.

10 MİLYONLUK SAHNE KURDURMAKLA OLMUYOR

6 Şubat’ın üçüncü yıldönümünde Osmaniye’de, Gaziantep’te, Kahramanmaraş’ta, Hatay’da, Adıyaman’da, Malatya’daydık. Vatandaşlarımızla birlikteydik. Toplam bir hafta boyunca 55 farklı program yaptık bu altı ilde. Bir kez daha kaybettiklerimize Allah’tan rahmet ve deprem bölgesine, milletimize, tüm Türkiye’ye başsağlığı diliyorum. Yazın serin, kışın sıcak salonlardan ayrılmayan, meydana çıkmadan atadıklarına alkışlattıran, siyaset yapanlar için yapması kolay siyaset ama işleri zor bundan sonra. Gerçekle yüzleşmek, sokağa inmekle oluyor. Osmaniye’ye 10 milyonluk bir sahne kurdurup da biraz önce tarif ettiğim kompozisyonda atıp tutmakla, depremi yaşayana, orayı görene video izletmekle siyaset olmuyor. Konteyner kente gitmeden, o ayakları çamurda çocukları görmeden, gözü yaşlı kiracıyı dinlemeden, ‘Evim verildi ama geçemiyorum, tadilatına param yok, aidatına param yok. İşim yok’ diyenleri dinlemeden, mücbir sebep mağdurları ile birlikte ağlamadan, yakınlarını kaybetmiş olanların adalet arayışının önündeki engellerin nasıl AK Partili&nbsp;müteahhitleri, o şehrin zenginlerini, kodamanlarını kayırdığını garibanlardan dinlemeden öyle brandayla, parayla, afişle siyaset olmuyor. Branda ile siyaset dönemi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin çöküş dönemidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yürekten, sokakta samimi siyaseti bir kuruluşun, yeni bir iktidarın kuruluşunun göstergesidir. Şaşılacak bir şey yok. Geçen hafta herkes sevdikleriyle beraberdi. Biz İslahiye’deydik, Nurdağı’ndaydık, Osmaniye’deydik, Malatya’nın ilçeleri ve beldelerindeydik,&nbsp;Kahramanmaraş’ımızdaydık. Sayın Erdoğan da ‘eli kanlı katil’ dediği ama daha sonra Amerika işaret verip de doların ucunu görünce kardeşi gibi sarılır gibi sarıldığı Suudi Arabistan Prensinin yanındaydı. ‘Darbeci’ dediği Sisi ile kucaklaşmaya, ‘Ona selam verirsem namerdim’ dediği, ‘Aynı salonda olursam meşrulaştırırım’ dediği Sisi’ye iltifatlar etmeye gitmişti. Biz de deprem bölgesindeydik. Acılar hala taze. 270 bin kişi konteynerlerde yaşıyor. Barınma krizi sürüyor. Rezerv alan ve mücbir sebep mağduriyetleri devam ediyor. Eğitim ve sağlıktaki sıkıntılar katlanılamaz boyutta. Bugün deprem bölgesinde araştırma yapan kuruluşların raporları gelmeye başladı. Yani 70 vilayete, o 11 vilayet için yapılan algı operasyonu 70 vilayette de çok büyük karşılık görmüyor. Ama 11 şehre sorulan soruların cevabında bırakın vatandaşın memnuniyetini, perişan olduğu, öyle anlatılana… Hele hele iyiymiş gibi gösterilenlerin gerçeğini yaşayanların tepkisi deprem bölgesindeki çalışmalarda ortaya çıktı. Hep birlikte izleyeceğiz. Hep birlikte takip edeceğiz.

SİSİ’DEN KOPTU GELDİ, ‘BUNLAR DEPREM TURİSTİ’ DEDİ

Bir tarafta biz gittiğimiz günden itibaren, ilk sabah&nbsp;Osmaniye saat 10.45; Depremden enkazdan çakıl taşı kaldırandan ya da yeni ev için temel kazandan ya da son kiremidi koyana kadar emeği geçen tüm siyasetçilerden, emekçilerden Allah razı olsun’ diye lafa başladık. Her şehirde bunu söyledim. Mısır’dan, Sisi’den koptu geldi. Osmaniye’de dedi ki ‘Bunlar deprem turisti.’ Bir de sırf CHP’ye de demiyor. Haksızlığı bütün&nbsp;muhalefete yapıyor. ‘Bunlar sadece depremden bir süre sonra bir fotoğraf çektirip gittiler. Bir daha uğramadılar’ dedi. ‘Bir daha bu bölgede yoktular’ dedi. Tabii ben Sayın Erdoğan ‘İki kere iki, dört’ dese kerrat cetvelini kontrol ettiren bir muhatabı olarak hemen saydırdım. Devletin 13 uçağıyla, polisin, jandarmanın, ormanın bütün helikopterleri emre amade… Bölgeye 38 kez gitmiş. O bu sözleri söylediğinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı 55’inci ziyaretini tamamladı da geldi. Her bir gün yapılan her bir şehre ayrı bir ziyaret saymak üzerinden 55 kez deprem bölgesinde olmuşum. Yarısından fazlası grup başkanvekili sıfatıyla, geri kalanı Genel Başkan sıfatıyla. Ama Erdoğan orada döndü, dolaştı şunu söyledi. ‘Deprem bölgesinde yoktular.&nbsp;Enkazlardayoktular. Buraya hiç yardım yapmadılar. Bir tek eser bile kazandırmadılar.’ Şunu hatırlatmak isterim. Şehirlerimizi afetlere hazırlamak, afet anında etkin müdahale, afet sonrası iyileştirme, şehirleri ayağa kaldırma merkezi yönetimin işi. Bunun için milletten devasa vergiler alınıyor. Milletimiz de bunu deprem bölgesine gidecek diye… İki kere motorlu taşıtlar istediler, ödedi. KDV’yi iki katına çıkardılar, ödedi. ÖTV’ler arttı, ödedi. Yurtdışına çıkış harçları arttı, ödedi. Bu imkânlar&nbsp;dahilinde&nbsp;orada ne yapılıyorsa yapılıyor. Ama dönüyor, dolaşıyor, video izletiyor. Diyor ki ‘Ana muhalefet gitmedi, yapmadı. Her şeyi biz yaptık.’ Ben ona ne dedim? Ona dedim ki ‘Hak etmediğimi duyarsam, hak ettiğini duyarsın.’ İlk önce, ‘CHP’li belediyeler bir şeyler yapmadı’ dedi, bir onu izleyelim hep beraber.

ERDOĞAN ‘YAPMADILAR’ DİYENE KADAR SÖYLEMİYORDUK

Normalde bunları yaptığımızı biz biliyoruz ama Tayyip Bey ‘Yapmadılar’ diyene kadar bunları söylemiyorduk. Bakın biraz önce ilk anda karelerle gitti. Burada gördük ama televizyon başından ne kadar görüldü bilmiyorum. Şu kısmını hatırlatayım. Depremin ilk günlerinde hatta medyada eleştiri konusu olmuştu. Biz de başta ‘Acaba zaman mı kaybettirir?’ demiştik. Allah’tan öyle yapmışlar. Dediler ki ‘Deprem bölgesine hangi belediye, hangi kurum ne götürürse götürsün&nbsp;AFAD’a&nbsp;bildirecek.&nbsp;AFAD’ın&nbsp;gözetiminde bu deprem yardımları bölgeye ulaştırılacak.’ Bakın elinde AFAD, bir haftadır teker teker okuyorum. Burada gördünüz.&nbsp;AFAD’ınkayıtlarına bildirerek 9 bin 638 araç, 28 bin 521 personelle deprem bölgesindeydik. 7 bin 200 TIR’la, 4 uçak, 6 gemiyle gıdadan sağlık malzemesine çadırdan sobaya her şeyi götürdük. 155 mobil mutfak kurduk, AFAD nereye kur dediyse. 163 ikram aracı koyduk, AFAD nerede dursun dediyse. 18 mobil fırın kurduk, sıcak ekmek dağıtalım diye. 3 milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı, 2 bin 220 jeneratör, 4 milyon 600 bin&nbsp;hijyen&nbsp;paketi, 50 bin çadır, bin 810 konteyneri gittik,&nbsp;AFAD’ın&nbsp;bilgisi dahilinde teslim ettik. ‘Kalıcı eseri yok. Bir de tutuyorlar, bu bilgileri veriyorlar, köşe yazarları da doğruymuş gibi yazıyor. Kalıcı eseri var mı? Efendim Konya Belediyesi şunu yaptı, CHP bir tek kalıcı eser bıraktı mı?’ 67 kalıcı eser. Aktı, gitti. İçinde bin kişilik&nbsp;KİPTAŞ’ın&nbsp;yaşam alanı da var, Samandağ’da 18 bin metrekarelik yaşam vadisi de. Adıyaman’ın&nbsp;Çatdere&nbsp;Köprüsü 300 milyon liraya yeniden yapılmış, İstanbul Büyükşehir tarafından. Gölbaşı’nda yaşam vadisi de var. Mersin Büyükşehir 40 metre genişliğinde, 9,5 kilometre yeni bir Mersin Caddesi yaptı ki Adıyaman’ın bütün trafiği rahatladı. Manisa Büyükşehir, 4 bin metrekare kapalı alanda Ferdi Zeyrek Çocuk Kültür Sanat Merkezi inşa ediyor. Denizli Büyükşehir, Polat Mahallesi’nde Ferdi Zeyrek Camii inşa ediyor. Muğla Büyükşehir Hekimhan’a&nbsp;cemevi&nbsp;ve çok amaçlı tesis, Doğanşehir’e kadın, aile ve gençlik merkezi,&nbsp;Araptire&nbsp;kültür ve taziye evi, Arguvan’a çok amaçlı sosyal tesis... Kahramanmaraş’ta ASKİ ekipleri 15 kilometre su hattı&nbsp;onarımını yaptılar. Ayrıca Ankara Büyükşehir Akçadağ Ören’de 16 derslikli diye başladı, 24 derslikli okulun inşaatını tamamlamak üzere. İzmir, İstanbul, Ankara büyükşehir belediyeleri Elazığ’a birer tane okul yaptılar. İstanbul'unki açıldı. Ankara’nınki bitti, açılış bekliyor. İzmir’inki yüzde 70 inşaatta.

ALLAH BÖYLE AYAKLARINA DOLAŞTIRIYOR

‘Bir kalıcı eser yapsaydınız’ diyor, ‘Özgür Özel bunları büyüterek anlatırdı.’ Biz bugüne kadar yaptıklarımızı söylemedik. Ne gün? Tayyip Erdoğan çıkıp da ‘Hiçbir şey yapmadılar’ diyene kadar. Ama Allah şaşırtacak ya. Allah’ın sopası yok ya. Allah varlığını böyle yalan söyleyene gösterecek ya. Erdoğan’ın geçen hafta oynattığı, bütün AK Partililerin paylaştığı videoyu oynatın, şuracıkta durdurun Uğurcuğum. Diyor ki tam videonun burasında, ‘Altyapı çalışmaları son hızıyla sürdürüldü.’ Başında ve sonunda ‘CHP’ yoktu. Övündüğü altyapı çalışmasında, şu arkadaşların üzerinde ‘Antalya Büyükşehir’ yazıyor. Şu greyderin logosu ‘ASAT’, Antalya Su ve&nbsp;Atıksu&nbsp;İdaresi Genel Müdürlüğü. Burada kablo döşeme ve aracının üzerinde de ‘Antalya Büyükşehir Belediyesi’ yazıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi gururla sunar. Vallahi Allah demek ki böyle ayaklarına dolaştırıyor. Niye? Gücüne gidiyor, gücüne. Oradaki vatandaşla ben hangi bölgeye gittiysem, Kahramanmaraş’ta Mansur Yavaş... Adını anıyorsun, alkış başlıyor, bitmiyor. Canlı yayında izlediniz. Hatay’da İBB Başkanvekili Nuri Arslan ‘Ekrem İmamoğlu’nun selamı var’ diyor, dakikalarca ayakta alkışlanıyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi, Adıyaman’ın her yerinde ama&nbsp;Yaylakonak&nbsp;ilçesinde bir telefonla saat 11.00’de ilk ulaşan kurtarma ekibi ve onu kapıda görenler gözyaşlarına boğuluyor. Adıyaman’da milli kahraman olmuş. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, Malatya'da yolda yürüyemiyor. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı, Bodrum Belediye Başkanıyken yaptıklarıyla Hatay’da, şimdi yaptıklarıyla Malatya’da omuzlarda. Hangi belediye başkanımıza baksak; Eskişehir, Tekirdağ… Yaptıklarıyla herkesin gönlüne girmişler. Ama bakıyor, dönüyor, bu... İşte nasıl milletin gönlünde olanı sen diğer 70 ile yalanla, iftiraya yaparsın, Allah böyle ayağına dolaştırır işte.

O BOŞ SENETLERİ YIRTIP ATALIM

Biz bunları vatandaştan hiçbir kaynak, hiçbir katılım payı, hiçbir şey almadan yapıyoruz.&nbsp;Oysa ki&nbsp;biraz önce söylediğim gibi artan vergiler, mükerrer alınan vergiler; motorlu taşıtlar vergisi, KDV, ÖTV, yurtdışı çıkış harcı, yapılan yurtiçi kampanya, yurtdışı kampanyalarla toplam 71,5 milyar dolar para toplandı depremden beri. Kendileri açıkladılar, ‘Deprem konutlarına 40 milyar dolar harcadık’ diye. Yani demek ki hala 31 milyar dolar bir paramız var. Elbette konutla bitmez. O para harcanacak, belki de yetmez. Ama 40 milyar doları çoktan toplamışız. Ama depremzedenin önüne sözleşme; ‘... TL’yi, …&nbsp;faizle…’ ‘Faize çizgi çek’ diyoruz. Çekince anahtarı geri alıyorlar. Yeni yeni; ‘Afet Kanunu olunca faiz alınmaz.’ Evet. ‘Rezerv alan onun dışında’ diyorsun. ‘Dükkanlar&nbsp;onun dışında’ diyorsun. Bir tek TOKİ’nin yaptıklarında bunu yapıyorsun. ‘Yerinde dönüşüm bunun dışında’ diyorsun. Onun için buradan Erdoğan’a samimi çağrımdır. Bir çağrıda daha bulunacağım, günün ilk çağrısıdır bu. Gel,&nbsp;madem ki&nbsp;bu para toplandı. Bu vakitten sonra o boş senetleri yırtıp atalım. Ben de gelecek hafta grup toplantısında ‘Sayın Erdoğan’a yürekten teşekkür ediyorum’ diyeceğim. Söz veriyorum. Erdoğan’a kalırsa iki yıl ödemesiz 18 yıl boyunca ödenecek. Afet Kanunu’na&nbsp;girmeyenlerden TEFE - TÜFE alacak, faiz alacak. ‘O boş senetleri, vatandaşın aklını karıştıran o boş senetleri yırtıp atalım’ diye çağrıda bulunuyoruz.

İLİÇ FACİASI MÜCADELELERİNDE ASLA YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ

Maalesef 13 Şubat Erzincan’ın İliç ilçesinde dokuz canımızı kaybettiğimiz maden felaketinin de ikinci yıl dönümüdür. Dönemin Çevre Bakanı Murat Kurum, çok açık hatası olduğu ortadayken, oraya attığı imzayla bütün sorumluluk kendisindeyken, reddettiğinde belgesi buradan çıkılıp gösterilmişken istifa etmek yerine, özür dilemek yerine, bir de gidip İstanbul’a talip oldu. Aday oldu. İliç’te yaptıkları ortadayken İstanbul’un başına musallat olmaya kalktı. Allah’tan İstanbullular iki kefenin iki tarafına baktı, doğru tarttı. Doğru tarttı. Tayyip Bey İstanbul’da Ekrem Başkan’ın karşısına Başbakan koydu olmadı, Meclis Başkanı koydu olmadı, ‘Bu işleri Kurum bilir’ dediler, Murat Kurum’u oraya koydu. Hani diyor ya ‘CHP benim yaptığım evlerin maketini bile yapamaz’ diye, hava yapmaya kalkıyor devletin parasıyla. İstanbullular ilk seçimde 13 bin, ikincide 800 bin, Murat Kurum’u görünce 1 milyon 100 binin üstünde farkla Murat Kurum’a dedi ki, ‘Murat Kurum bu işler senin harcın değil, al sana İstanbul’un maketi, evde oynarsın’ dedi. Bugün İliç&nbsp;felaketinde,&nbsp;ki grubumuz ilk günden bugüne İliç faciasına en yakından, en samimi şekilde, hem hukuki destek hem insani dayanışma olarak takip etti. Hayatını kaybeden Uğur Yıldız kardeşimizin babası Ali Ekber Yılmaz ve ailesi aramızda. Bir kez daha acılarını paylaşıyoruz. Hukuk mücadelelerinde de asla yalnız bırakmayacağız kendilerini.

VATAN HAİNLİĞİNİ İKİYE KATLIYOR

Değerli vatandaşlarımız, Cumhuriyet tarihimizdeki özelleştirmelerin yüzde 86’sı,1986’dan bu yana yapılan özelleştirmelerin yüzde 86’sı AK Parti’nin döneminde yapıldı. Şeker fabrikalarını bunlar sattı, termik santralleri, limanları, ne bulduysa sattılar. Şimdi iki boğaz köprüsü ve yedi otoyolu özelleştirmek istiyorlar. Resmi bir açıklama yok. Nihayet&nbsp;İBB’deki&nbsp;bir belediye meclis üyeleri baklayı ağzından çıkardı. Ama hazırlıklar biliniyor ve yalanlamıyorlar zaten. Satışta yetkiyi İngiliz&nbsp;Ernst&nbsp;&amp;&nbsp;Young&nbsp;firmasına vermişler. Kanadalı BTY&nbsp;Group’u&nbsp;da teknik danışman yapmışlar. İki köprünün ve yedi tane otoyolun sadece geçen yılki geliri 600 milyon dolar. Bakım masrafı yüzde 2. İki masraf ediyorsun 98 kar ediyorsun. Şimdi burayı 3 milyar dolara, yani beş yıllık gelirini peşin almak için, bakın birini zaten alacaksın, ikincisini de iktidarında alacaksın. Eğer ki seçim zamanında olursa ısrar ettiğin gibi. Bizim iktidarımızdaki üç yıllık geliri bugünden almak için altın yumurtlayan tavuğu kesiyorlar. Ve bedeli ağır olarak vatandaşa ödetilecek. Çok net.&nbsp; Satılacak olan köprüden geçiş ücreti 59 lira, 1973’te temeli atılan şu anda kullandığımız köprünün geçiş ücreti 59 lira, bunların KÖİ modeli ile geçiş garantili yaptırdığı köprünün geçiş ücreti 995 lira. Bu köprüyü 59 liraya satacaklar, alan bu köprünün geçiş ücretini 590 lira yapacak en az. Bakın İzmir Çeşme otoyolu. Rahmetli Özal’ın ‘Semra tak kaseti de keyfimiz yerine gelsin’ diyerek açtığı, devletin parasıyla yapılan otoyolun İzmir Çeşme arasından şu anda 53 lira alınıyor. Bunların modeli ile yapılan otobandan Çeşme’ye değil 100 kilometre, 103 kilometre Akhisar’a doğru git 365 lira alınıyor. İki model arasında vatandaşa maliyeti. Hani diyor ya ‘Bir kuruş cebimizden çıkmadan geçiş garantili yaptık.’ Geçerse vatandaş ödüyor, geçmezse devlet tamamlıyor ödüyor. 100 kilometresi Özal’ın otobanında 53 lira, şimdi bunu özelleştirecekler. Tayyip Bey’in yapıp övündüğü açtığı otobanda 365 lira. Yedi kat&nbsp;fark var. İzmir Çeşme Otobanı özelleştirildiğinde, İzmir - Çeşme de 365 liraya çıkacak aynı modelle. Sayın Erdoğan’a 2012 yılında o köprüleri satmaya kalktığında vatandaş ayağa kalkmıştı. ‘Bakıyoruz’ demişti. 5,7 milyar dolar teklif gelmişti. Erdoğan demişti ki ‘7 milyardan aşağıya satmak vatan hainliği olur.’ Şu anda aynı köprüleri 3,5 milyar dolara satıyor. Vatan hainliğini ikiye katlıyor beyefendi.

ASGARİ ÜCRETİN ALIM GÜCÜ 2 BİN LİRA DÜŞTÜ

Enflasyon karabasan gibi milletin üstünde. Geçen hafta TÜİK rakamları açıkladı. Bir önceki ay hem zamları yapmayarak, hem fiyatları özenle seçerek,&nbsp;TÜİK’le&nbsp;Mehmet Şimşek’in üstün gayretleriyle enflasyon yüzde 30,6 hesaplandı ki, emekli ve devletin memuru enflasyon zammını düşük alsın. Bu enflasyon yüzde 4,8 çıktı. Yani bu geçen ay çıkaydı, herkese yüzde 3-4 fazla vereceklerdi. O kafa sallayan ablamın, emekli maaşından çalmak için yaptılar. O devlet memurlarının alacağı zamdan yüzde 3,5’u çalmak için bu numarayı yaptılar. Şimdi yüzde 4,8 enflasyona bahane uyduruyorlar. ‘Ocak ayında hava soğuktu, o yüzden enflasyon yüksek geldi.’ Bu lafı söyleyene söylüyorum. 2025 Ocak’ta, geçen sene son 55 yılın en sıcak Ocak ayı geçmişti. Enflasyon yüzde 5 gelmişti. Soğukta yüzde 4,8 gelmiş. Demek ki siz Aralık’ta hep aynı numarayı çekip, Ocak’ta Aralık’ı oraya bindiriyorsunuz da bu iş bundan dolayı oluyor. Emekliye ilk altı ay için yüzde 12 zam yapmışlardı, yarısını böylece çaldılar. Asgari ücretlinin alım gücü de bu enflasyonla bir ayda 2 bin lira düştü. Yani kavga dövüş 28 bin lira yapmışlardı, şu anda 26 bin lira alım gücü kaldı asgari ücretin.

MİLLET YAKASINDAN DÜŞMEN İÇİN DUA EDİYOR

Şimdi Erdoğan ne diyordu? 2013 yılında ne demiş? ‘Para bir milletin itibarıdır.’ Bunu kabul etmiyoruz. Şu anda yürürlükte olan para, Türk milletinin itibarı değildir. Sayın Erdoğan senin itibarındır. Çünkü o lafı dediğin sene rahmetli Kadir Topbaş’la birlikte bir bayram namazı çıkışında 200 lira vermiştin. Gazetecilere veriyordu o zaman. ‘Al al, bayram parası alınır’ diyordu. Verilen 200 lira, 2013’te 1,5 çeyrek altın alıyordu. Depremzedeye ve babasına 200 lira verdi ya, bakın arkadaşlar cımbızla yapmışlar. 0,03 gram&nbsp;gram&nbsp;altın alıyor. 1,5 çeyrek altın, 0,03 gram altın. 8 kilo kıyma alıyordu 200 lira 2013’te. 150 gram kıyma alıyor. Bak sekiz paket, paketin içinde bak burada göz gibi. Bir yumurta sarısı kadar kıyma alıyor. 2013’te 200 tane simit alıyordu 200 lira. Şu anda 10 tane simit alıyor. Sayın Erdoğan kusura bakma, bu paranın itibarı bizim Türk milletinin değil senin itibarındır kardeşim. Erdoğan’ı tarihle sınamanın, kendi sözleriyle bu millete anlatmanın çok faydası var. Bunu hem 200 lirada olduğu gibi hem de her hafta geçmişte söylediği ve altında kaldığı laflarla göstermeye devam edeceğim. Bakın diyor ki 30 Kasım 2005’te ne demiş? Gazeteye manşet olmuş. ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız, bana beddua edin. Eğer maaşınızla üç yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız, bana beddua edin.’ Yılı 2005. 2002 yılına kıyaslıyor ve ‘Beddua edin’ diyor, üç yıl öncekinden az alıyorsanız. 2026 yılı emekli maaşıyla bin 300 ekmek alınıyor, üç yıl önce bin 500 ekmek alınıyormuş. Ne diyor? ‘Beddua edin.’ Beddua bizim işimiz değil. Ama bu millet yakasından düşmen için her akşam dua ediyor. Başta emekliler. Dedim ki arkadaşlara, ‘Ya&nbsp;çocuklar üç yıl önce diyor ama&nbsp;bir de o dediği tarihle karşılaştırın.’ Dediği tarihte 2 bin 450 alıyormuş asgari ücretli, bin 800 ekmek alıyor şimdi. Ekmeğe zam gelmedi, asgari ücret de yeni yükseldi. Bu yeni 28 bin lira ile bin 800 alıyor, o lafı söyledi gün 2 bin 450 ekmek alıyormuş. Beddua ağzımıza yakışmaz&nbsp;ama Erdoğan’ın asgari ücretlinin ve emeklinin yakasından düşmesi için, her akşam hep beraber dua edelim. Her akşam hep beraber dua edelim.

ERDOĞAN’I YENİLGİYLE TANIŞTIRDIK

Değerli arkadaşlar gelelim sıcak bir mevzuya. Bu iktidar milletin huzurunu bozdu, ekmeğini küçülttü. Bunun sonucunda son girdiği seçimlerde de ilk kez yenildi. Biz ilk girdiğimiz seçimlerde ki, öyle söz vermiştik. Demiştik ki, ‘Nasıl rahmetli Ecevit 1970’lerde partisinin başında girdiği ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden de partisini birinci çıkardıysa; ben de partinin Genel Başkanı olursam bir seçimden birinci çıkmazsam görevimi bırakacağım. Partiyi kurultaya taşıyacağım.’ Beş ay sonra ilk sınava girdik. Allah’a şükür hepinizin emeğiyle, büyük gayretleriyle 47 yıl sonra partimizi birinci parti yaptık, Erdoğan’ı da partisinin başında ilk kez yenilgiyle tanıştırdık. Eskiden şöyle diyordu Devlet Bey’e, ‘Geçmiş Türkeş’in yerine, 30 yılı bulacak. Sürekli yeniliyor,&nbsp; hala duruyor. Hadi var mısın bu seçimlerden birinci çıkamayan partisini bıraksın.’ Dönüyor, Kemal Bey’e söylüyordu, diğer siyasi rakiplerine söylüyordu. Bu sene geçen sene seçimlerden birinci çıkmadı, hiç ağzını açmıyor. Hiç görevi bırakmaktan bahsetmiyor. Tabii Türkiye’nin yüzde 65’ini kazandık. Ege’nin tamamını kazandık, her bölgede belediyesi olan tek parti olmayı başardık.

NE SÖYLEDİYSEM KİŞİLİK TESPİTİNE YÖNELİKTİR

Tabii Ankara’da geçen seçim döneminde, 2019’da üç belediye, seçimden hemen önce dört belediye olan sayımızı 16’ya çıkarttık. Hakkını teslim etmek lazım, o süreci Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş’la, bazen elindeki anketlerle günde dört - beş kez koşa koşa gidip gelerek aday belirleme sürecinde birlikte oturduk, örgütümüzü dinledik. Kimi yerde anket yaptık, kimi yerde özel çalışmalar yürütüldü. Ama kimsenin inanmadığı bir şey oldu. ‘CHP üç belediyeden yukarıya çıkamaz’ denilen yerde, 16 tane belediyeyi kazandık. Bunlardan bir tanesi de Keçiören Belediyesi’ydi. Keçiören Belediye Başkanı hakkında görev süresi boyunca pek çok iddia gündeme geldi. Kendisini defalarca, üç kez özel gündemle genel merkezimize çağırdım. Dedim ki ‘Bu iddialar var, bunlara ne diyorsun?’ Ben dedim ki ‘Eğer bir kabahatin varsa şimdi söyle. Bizim yolsuzluk yapanla işimiz olmaz. Türkiye bize umudunu bağlamış, eğer korktuğun bir şey varsa bunu bize söyle ve gereğini yap.’ Söylenenlerin tamamının iftira olduğunu, asla yolsuzluğa, hırsızlığa bulaşmadığını öyle yeminlerle, burada başta Mansur Başkan ve 15 belediye başkanımız, 14 belediye başkanımız herkes şahit; her birimize, her sorana öyle büyük büyük yeminlerle, çocuklarını yeminlere katarak, ailesini o berbat yeminlere ispatlara katarak her şeyi söyleyerek&nbsp;inkar&nbsp;etti. Üç gün öncesine kadar. Sonra her taraftan gelen bilgiler AK Parti ile gizli görüşmeler yaptığı, buraya geçecek olduğu. Sonradan öğreniyoruz ki; örneğin bir belediye meclis üyesi, ‘Bir ay önce bana teklif etti. Ben AK Parti’ye geçersem benimle gelir misin?’ diye. İsmi belli, cismi belli, günü belli. Ve öyle şeyler ki birazdan bambaşka bir şahidi gelecek bunun. Sürpriz bir şahit grup var buna. Öğreniyoruz ki çarşamba günü AK Parti’ye katılacak. Telefonlar açılıyor, il başkanının telefonlarını açmıyor, arkadaşlarının telefonlarını açmıyor. Şehirden kaçıyor. En yakınları ‘Evet katılıyor’ diyorlar. Bunun üzerine kendisine bir gün önce telefon açıyorum, bin bir tane yemin. ‘Ya deme böyle’ dediğim övgüler bana. ‘Sen Atatürk’ten sonra partinin başına gelmiş en büyük lidersin’ diye başlayan, kendisine&nbsp;sin&nbsp;kaflı&nbsp;yakıştırmalarla, ‘Ben öyle haysiyetsiz miyim? Ben&nbsp;öyle nokta-nokta mıyım?’ Ertesi gün telefonları kapatıyor. Bunun üzerine de kendisine telefonla ulaşamadığım için kendisine mesaj atıyorum. O&nbsp;mesajları,&nbsp;ki efendim ‘Anneme küfretti.’ Hâşâ. Seni doğuran annen utanır. Her lafa annesini karıştırdığı için. Onun dışında ne söylediysem kişilik tespitine yöneliktir, aileye yönelik bir kastım varsa Allah cezamı versin. Oradan bir de yalandan, ‘Milli değerlerimize sövdü. Kutsal değerlerimize sövdü. Aileme sövdü.’ Birini ispatla, birini&nbsp;birini. İşte mahkeme orada.

CHP GENEL BAŞKANININ TUTUMU ORTADADIR

Ama bakın benim değil, onu sızdırdığı, ben bunu sızdıracak olsam ona göre konuşurum değil mi? Hani çok korkacağım çok utanacağım mesajlaşmaya bakın. CHP Genel Başkanı nerede, birileri nerede? CHP nasıl bir parti, birileri nasıl bir parti? Aleyhimizde sızdırılan ve güya mahkemeye verilecek belge. ‘Öyle bir yanlış içerisindesin ki, dün hırsız dediklerinin, alçak dediklerinin, sana hırsız diyenlerin, sana saldıranların koynuna girmeye kalkıyorsun. Onlar seni aldatıyor oğlum, onlar seni aldatıyor. Bir kusurun varsa, bir hırsızlığın varsa ben bunu zaten hazmetmem. Ama seni hırsızlığınla hazmedenlere gidiyorsan, zaten yanlış yoldasın.’ Şimdi bunlar benim utanacağım onun kanıtları. Aramızda geçen konuşmaların, ona söylediklerimin ve onun söylediklerinin, onun sızdırdığı dökümleri. ‘Sen bana dedin ki, ‘Genel Başkanım ben de hata yok, kusur yok. Yalan atıyorlar, iftira atıyorlar. Sakın inanmayın. Bana güvenin. Ben kul hakkı yemedim. Ben rüşvet yemedim. Ben hırsızlık yapmadım’ dedin. Ben de sana inandım. Şimdi sana inanmayanlara, güya sana iftira atanlara teslim oluyorsun. Ya da onlara giderek bana yalan attığını, aslında hırsız olduğunu itiraf ediyorsun. Ben buna inanmak istemiyorum. Ben o gün gözleri ateş gibi parlayan ve inandığını söyleyen Mesut’u görmek istiyorum. Ama anlıyorum ki o Mesut da yalanmış. Anladım ki sen hırsızmışsın ve hırsızlığını bilenlerle, hırsızlığını görenlerle uzlaşarak kendini kurtarmaya çalışıyorsun. O zaman sen layığını bulmuşsun. Şunu bil Mesut, bana benim odama gelip gözlerin çakmak&nbsp;çakmak&nbsp;doğru dürüst konuşan ve ‘Hırsızlara,&nbsp;ranta, rüşvete bulaşmadım’ diyen Mesut lazım. O Mesut beni kandırdıysa o Mesut’un yolu açık olsun. Asla ve asla benim hırsızla, yolsuzla işim olmaz. AK Parti’nin işi olur. O seni bağrına basan, senin hakkında suç duyurusunda bulunanlar o söylediklerini yutar. Bizde böyle bir şey olmaz. Devir, hırsızların devri değil. Devir AK Parti’nin devri değil. O devir bitiyor. Devrimiz başlayınca yalvarsan da yakarsan da seni affetmem bu vakitten sonra. Dönsen de affetmem. Sen hırsız olduğunu, yolsuz olduğunu, alçak olduğunu itiraf ettin şu anda. Bu lafları söyleyenlere sığındığını, seni savunanlara sırtını döndüğünü tercih ettin sen. Madem hırsızdın, niye bizi oyaladın? Yolun açık olsun. Ama gün gelecek, devir dönecek, elime düşeceksin. O gün sana acırsam namerdim.’ Bunlar Mesut Bey’in telefonundan aldığı ve mahkemeye vereceğini söylediği, basına yolladığı yazışmalar. CHP Genel Başkanı’nın iki kişi arasında gizli kalacağını bilerek ve onun sızdırdığı yazışmalardaki hırsızlığa, yolsuzluğa tutumu ve AK Parti’nin yaklaşımı ortadadır.

KENDİNE SLOGAN ATSINLAR DİYE ADAM TUTMAYA ÇALIŞIYOR

Şimdi burada şahitler var. Hani diyor ya ‘Genel Başkan bana onu yazdı, bunu yazdı da ondan parti değiştiriyorum. Yoksa değiştirmeyecektim.’ Cümle&nbsp;alem&nbsp;biliyor, hepimiz biliyoruz. Burada&nbsp;Ankaragüçlüler&nbsp;var mı? Şimdi bu Ankaragücü’nün Gecekondu, Sol Açık ve&nbsp;Bekar&nbsp;Evi Çocukları diye üç tribün grubunun liderleri ve önde gelenleri burada.&nbsp;Kendileri bize Meclis’e 3 bin kişiyle girmek istediklerini söylediler. Ancak bu kadarını Aylin Hanım, Ankara milletvekillerimiz sokabildi. Bütün ajanslara açıktır. Tribün liderleri burada. ANKA, Anadolu Ajansı, Doğan Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı bahçede kendileriyle konuşabilirsiniz. Tribün liderlerine daha dün bu iş ortaya çıkıp da bu rezalet patlayıp da millet bizi kınayacak, onu mazur görecek diye düşünüp ve pazar günü aldığı garantiye güvenip diyor ki ‘Çarşamba günü AK Parti grubuna katılıyorum. Ankaragücü olarak yanımızda durun. Her ihtiyacınızı karşılayın.’ Tribün liderine diyor ki ‘Sana daire alayım.’ Buyurun, yapın röportajı, son dakika verin. Ankaragücü tribün liderlerine sorun. Çarşamba günü geçerken arkasında CHP’den bir kibrit çöpü götüremeyeceğini biliyor. Sanki şanlı şerefli, Atatürk’ün kulübünü, göğsünde Atatürk’ü onurla taşıyan kulübü parayla satın alacağını düşünüyor. Kendine slogan atsınlar diye adam tutmaya çalışıyor. Oysa Ankaragücü böyle bir utanmazlığın değil, şerefli geçmişinin arkasında durmaktadır; Atatürk’ün partisinin arkasında.

BU TOSUNCUK DA MİLLETİN HELAL OYLARIYLA KAÇMAYA ÇALIŞIYOR

Şimdi burada iki husus var çok konuşulan. Bu tosuncuk var ya tosuncuk. Hani bir tosuncuk milletin paralarını aldı, kaçtı. Bu tosuncuk da milletin helal oylarını almış, kaçmaya kalkıyor. Şimdi AKP Meclis Üyesi Fatih Ünal. 20 - 207.871, 864,115.777 ve 115.780 sayılı dosyalarda ihaleye fesat karıştırma ve çeşitli suçlamalarla bunun hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Osman Gökçek, Ankara Milletvekili. 115.707 dosya numarasıyla bunun hakkında suç duyurularında bulunmuşlar. Ben kendisini cuma akşamı aradığımda bana şöyle dedi; ‘Öyle yapmam, o kadar…’ ‘Bir&nbsp;tweet&nbsp;at.’ ‘Pazartesine bir işim var, onu beklesem olmaz mı?’ dedi. Dün kendisinin dönemi ile ilgili müfettiş görevlendirildi, soruşturma izni verilip verilmemesine dair. Eski Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok da diyor ki ‘Parti değiştirmek için kapı&nbsp;kapı&nbsp;gezen Keçiören Belediye Başkanı.’ Diyor ki ‘Mesela parti değiştirme uğruna birilerine yaranmak için peşkeş çekilen otoparkın üstünde ışık ve ses gösterili su meydanının ihalesi nasıl oluyor da bir firmaya gidiyor?’ Yani ‘Bizim partiye geçmek için kapı&nbsp;kapı&nbsp;geziyorsun ve bunun için ihaleyi bizden birine, AK Parti’den birine tek başına veriyorsun’ diyor. Ben defalarca sordum. Bu&nbsp;Portaş&nbsp;falan diyorlar. Bu&nbsp;Portaş&nbsp;kaç kere denetlendi. Ne müfettişler geldi, gitti. Ama&nbsp;Portaş’ta&nbsp;olmayan ama kendisinde olan, kendinin korktuğu ya da bu topuklu Efe de vardı ya. Adam herkese aynı şeyi söylüyor. Direnenler, aslanlar gibi yatıyor Zeydan Başkan gibi yatıyor, çıkıyor. Öbürü topuklayıp AK Parti‘ye kaçıyor. AK Parti‘ye soruyorum. Bunun hakkında Turgut Altınok’un, Osman Gökçek‘in ya da Fatih Ünal’ın söyledikleri iftiraysa bu iftira siyasetinde suçüstü yakalandınız. Değil mi? Mesut, temiz bir adamsa iftirada suçüstü yakalandınız. Bu iftiralar doğru, bu iddialar doğru, Mesut kirliyse o zaman adam kirli iken operasyonla tehdit edip aynı Aydın gibi size gelince bunu temizleyecek kadar haysiyetsiz bir siyasetin içindesiniz.&nbsp;Haydibakalım Tayyip Bey yarın edin anonsu, takın rozeti. İftira atan haysiyetsizliğinin mi, hırsız size gelince aklama haysiyetsizliğinin mi itirafını yapacaksın? Tak rozeti göreyim. İki&nbsp;sahtekarla, iftirayla, yalancı şahitle, karalamayla bu iktidar yolculuğunun önüne geçemezsiniz. Şu kadar net. İşte karşınızda ana muhalefetin lideri açıkça söylüyor. İki gerçekten birini itiraf edeceksiniz. Suçüstü yakalandınız. Bu Mesut‘la bir iş çevirmeye kalkarken bütün çevirdiğiniz işlerde ve bundan sonra yapacağınız siyasette kendinizi açığa verdiniz. Buradan millet bunların ne olduğunu görsün.

BU İŞİN NAMUSLUSU VE NAMUSSUZU VAR

Bize gelince... Bugün birkaç köşe yazarı yazmış; ‘Efendim aday gösterenler öz eleştiri yapmayacak mı, bilmem ne yapmayacak mı?’ Bakın, bir özeleştiri yapılacaksa hepsini ben yapacağım. Hepsi bana ait. Neden? Her şehri ayrı ayrı çalışmışız. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin yüzde 65’ini almışız. ‘Alınmaz’ denilen yerlerde rekorlar kırmışız. Ondan sonra bir tane bozuk tohum, bir tane kırık parça, bir bilmem ne yapınca ağzınızı açacaksınız, bir grup… Geçmişte başka partilerde siyaset yapıp, ay-yıldızlı al bayrağın altında onun renklerinin Türkiye ittifakında buluştuğumuz&nbsp;muhafazakar&nbsp;demokratları, milliyetçi demokratları, olmadık bir şekilde hepsini sanki aynı kötülüğün... Topuklayan Efe bize nereden geldi arkadaşlar? Ta kadın kollarından, gençlik kollarından,&nbsp;milletvekiliğimizden. Gaziantep’te&nbsp;Şehitkamil&nbsp;Belediye Başkanı’nın yedi ceddi CHP’li. Bu işin sağcısı - solcusu değil, bu işin namuslusu ve namussuzu var. Verilen bütün kararların sorumluluğunu alıyorum. Yüzde 65 belediyeyi alınca konvoy yapacaksın, halaya duracaksın. Bir tane bozuk tohum parça kırınca dönüp ‘Özeleştiri, özeleştiri’ yapacaksın. İktidara yürüyen partinin doğrusu da olur, yanlışı da olur. Bozuklar ayrılır, sağlamlarla iktidara yürünür. İktidara Bozuk Tohum Mesut’la gidilmez. Ama Zeydan’la gidilir, Mansur Yavaş’la gidilir, Ekrem Başkan’la gidilir. Namuslu, çalışkan, Atatürkçülerle, milliyetçilerle, muhafazakârıyla - solcusuyla, Kürt’ü ile Türk’üyle,&nbsp;Alevisiyle&nbsp;-&nbsp;Sünnisiyle, dürüst insanlarla, cesur insanlarla gidilir.&nbsp;Haydi&nbsp;Başkanım, yürüyelim iktidara.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: iktidara yürüyen partinin doğrusu da yanlışı da olur - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 14:30:38 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-iktidara-yuruyen-partinin-dogrusu-da-yanlisi-da-olur-173808-20260210.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-iktidara-yuruyen-partinin-dogrusu-da-yanlisi-da-olur-173808-20260210.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-iktidara-yuruyen-partinin-dogrusu-da-yanlisi-da-olur-173808-20260210.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Mansur Yavaş’tan Özarslan’ın istifasına tepki: Keçiören halkının iradesine gölge düşüren bu karar asla kabul edilemezdir]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-mansur-yavastan-ozarslanin-istifasina-tepki-kecioren-halkinin-iradesine-golge-dusuren-bu-karar-asla-kabul-edilemezdir-2372.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-mansur-yavastan-ozarslanin-istifasina-tepki-kecioren-halkinin-iradesine-golge-dusuren-bu-karar-asla-kabul-edilemezdir-2372.html</link>
                    <description><![CDATA[Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın CHP üyeliğinden istifasına “ Keçiören halkının iradesine gölge düşüren bu karar asla kabul edilemezdir” diyerek tepki gösterdi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;

Mansur Yavaş'ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım şöyle:

Keçiören halkının iradesine gölge düşüren bu karar asla kabul edilemezdir.

Hemşehrilerimiz sandıkta açık, net ve tartışmasız bir tercih ortaya koymuş; Keçiören’in yönetimini Cumhuriyet Halk Partisi’ne emanet etmiştir ve bunu da özgür iradesiyle vermiştir.&nbsp;

Eğer Keçiören halkı bu ilçenin AK Parti tarafından yönetilmesini isteseydi, bunu sandıkta zaten açıkça ve tereddütsüz şekilde ifade ederdi. Sandık, milletin sözüdür; o sözün üstünde hiçbir gerekçe, hiçbir hesap olamaz.

Unutulmamalıdır ki;
Yetki millettindir.
Sandıkta alınan yetki, kişilere ya da kurumlara değil, doğrudan seçmene aittir.
Bu yetki bir emanettir; keyfi biçimde devredilemez, el değiştiremez, gasp edilemez.

Bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin politikalarıyla ilgili tek bir şikâyeti dahi olmadığı gibi, konu her gündeme geldiğinde hakkında yaklaşık bir aydır ortaya atılan “AK Parti’ye geçeceği” yönündeki iddiaları da herkesin huzurunda kesin bir dille yalanlamıştır.

Binlerce partili, binlerce gönüllü; hiçbir karşılık beklemeden, gece gündüz demeden, inançla ve fedakârlıkla kendisinin seçilmesi için emek vermiştir. Ortaya konan bu karar, yalnızca bir siyasi tercih değil; o emeğe, o inanca ve o alın terine yapılmış açık bir saygısızlıktır.

Siyaset geçicidir; makamlar gelir geçer.
Ama bazı kararlar vardır ki, hafızalara kazınır.

Çünkü millet, kendisine yapılanı da
kendisini yok sayanı da
günü geldiğinde mutlaka hatırlar.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Mansur Yavaş’tan Özarslan’ın istifasına tepki: Keçiören halkının iradesine gölge düşüren bu karar asla kabul edilemezdir - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 17:54:04 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/mansur-yavastan-ozarslanin-istifasina-tepki-kecioren-halkinin-iradesine-golge-dusuren-bu-karar-asla-kabul-edilemezdir-205901-20260208.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/mansur-yavastan-ozarslanin-istifasina-tepki-kecioren-halkinin-iradesine-golge-dusuren-bu-karar-asla-kabul-edilemezdir-205901-20260208.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/mansur-yavastan-ozarslanin-istifasina-tepki-kecioren-halkinin-iradesine-golge-dusuren-bu-karar-asla-kabul-edilemezdir-205901-20260208.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Mesut Özarslan CHP üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-mesut-ozarslan-chp-uyeliginden-istifa-ettigini-acikladi-2371.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-mesut-ozarslan-chp-uyeliginden-istifa-ettigini-acikladi-2371.html</link>
                    <description><![CDATA[Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan Cumhuriyet Halk Parisi üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sosyal medya hesabı X'te yaptığı paylaşımla istifasını duyuran Özarslan şunları yazdı:

Aziz Hemşerilerim,
31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimlerde Keçiören halkı teveccüh göstererek büyük bir oy oranı ile şahsımı Belediye Başkanlığı’na layık görmüştür. Keçiören halkının bu teveccühü beni onore etmiştir. Mazbata alma töreninde de açıkladığım üzere, ilk günden itibaren parti rozetimi çıkartarak tüm Keçiören’e şeffaf ve eşit hizmet etmeye başladım. Bu kapsamda parti ayrımı gözetmeksizin her kapıyı aşındırarak Keçiören’imize hizmet getirmeye gayret gösterdim.

Son zamanlarda Keçiören’imizin belli başlı büyük yatırım ve sorunlarına çözüm bulmak amacı ile yapmış olduğum ziyaretlerin artmış olması ve bu ziyaretlerimin şeffaf bir şekilde sosyal medyadan halkımıza duyurmam sonrasında CHP içerisinde bazı klik ve odaklar tarafından sistemli bir dedikodu ve algı faaliyeti başlatılmıştır. Temsil ettiğim millî ve manevi değerlere mesafeli olanlar ile bu değerleri parti içi hesaplaşmalarında araçsallaştırmak isteyenler, gerçek dışı spekülasyonlarla kamuoyunu yanıltma ve şahsımı parti içinde itibarsızlaştırma çabasına girişmiştir. Ancak; şahsımla ilgili iftiralar, spekülasyonlar “Halka Hizmet Hakka Hizmettir” anlayışı ile tarafımca umursanmamış ve 6 Ocak 2026 tarihinde, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum ile Keçiören’imizin sorunlarının çözümü amacıyla görüşme gerçekleştirilmiştir.

Bu ziyaret sonrasında CHP içerisindeki bazı klikler; bu dedikodu ve algıların dozunu artırmıştır. Ancak bir Belediye Başkanının; özellikle deprem bölgesinde yürütmüş olduğu etkin ve hızlı hizmetleri ile halkımızın gönlünde taht kuran Çevre Şehircilik ve İklimlendirme Bakanını ziyaret etmesi ve ilçesine hizmet etmek için ziyarette bulunmasının altında başka bir gaye aranması tarafımca anlaşılamamıştır. Ayrıca Sayın Bakan ile ilişkimiz, okul ve mesai arkadaşlığına dayanan, yıllara sari bir dostluk olmasına rağmen; bu ziyaret sonrasında bu kliklerin sayısı ve şahsıma yönelik baskısı artmıştır. Baskı, dedikodu ve iftiralara karşı sessizliğimi korumama ve hizmetlerime devam etmeme rağmen 07.02.2025 tarihinde saat 23:59’da CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel tarafından şahsıma yönelik Whatsapp mesajları gelmeye başlamıştır. Bu mesajlar; siyasi nezaketle, parti ahlakıyla, kamu sorumluluğu ve insanlıkla bağdaşmayacak hakaret, tehdit ve iftiralar içermektedir.

Soruyorum; Bir genel başkan, belediye başkanına küfür eder mi? Bir genel başkan, ailevi değerleri hedef alıp hakaret eder mi? Bir genel başkan, ağıza alınmayacak kelimelerle tehdit eder mi? Özellikle aile değerlerimi ve kutsal varlığım annem ve merhum babamın dahi karıştırıldığı mesajlar karşısında; Cumhuriyet Halk Partili seçmene olan saygım ve sevgim baki kalmak kaydı ile artık Cumhuriyet Halk Partisi saflarında hizmet etmem söz konusu dahi olamaz. &nbsp;Benim tek önceliğim Keçiören’e hizmet olmasına rağmen mesajlarda yer alan üslubun ve anlayışın hâkim olduğu bir zeminde, enerjimi ve mesaimi ilçemin sorunlarına odaklayarak sağlıklı bir şekilde görev yapmamın mümkün olmadığı kanaatine varmış bulunuyorum.

Tepkim; Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine, Atatürkçü ve Cumhuriyetçi seçmenlerine değil; siyasi nezaketi ve devlet ciddiyetini yitirmiş mevcut yönetim anlayışınadır.

Bu çerçevede, Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden istifa ediyorum.

Her şeye rağmen birlikte yol yürüdüğüm Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş başta olmak üzere, Ankaralı diğer belediye başkanı arkadaşlarıma emekleri için teşekkür ediyorum. Hizmet odaklı siyasetin parti içi gerilimlere ve kırıcı üsluba kurban edilmemesi gerektiğine inanıyor; bu üsluba sahip bir yönetimin olduğu yerde siyaset yapma zemininin herkes tarafından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyorum.

Ayrıca belirtmek isterim ki; beraber yol yürüdüğüm başta Sayın Mansur Yavaş olmak üzere Ankaralı diğer Belediye Başkanlarına teşekkür etmem sebebi ile CHP içerisinde yer alan ve bu sürecin buraya gelmesine sebep olan kliklerin “teşekkür” etmemi de başka yerlere çekeceğini de düşünerek belediye başkanı arkadaşlarımdan helallik istiyorum.

Ancak; kardeşleri, dostları ve mesai arkadaşları olarak bir hatırlatma yapmak istiyorum; biz “Allah yolunda, millete hizmet gayesi ile vatanın birliğini bütünlüğünü koruyarak” yol yürümek için kader birliği yapmıştık. Ancak; geldiğimiz noktada; maalesef ki CHP Genel Başkanı Sn. Özgür Özel ve yakın çalışma arkadaşlarında; ne Allah Yolu, ne vatan, ne aile ne de kutsal saydığımız değerlerden hiç bir şey kalmamış, tüm mukaddesiyetler yerle yeksan olmuştur. Yola çıktığım ve birlikte yol yürüdüğüm arkadaşlarımın vicdanlarına sesleniyorum; “Dava İnsanlık Davasıdır”; kuruluş kodlarından uzaklaşmış, gayri ahlaki bir şekilde idare edilen bu yapıdan kendilerini kurtarmaya, şahsıma yapılan ahlaksızlığın içerisinde yer almamaya ve tepkilerini göstermeye davet ediyorum. Bugün şahsıma ve aileme yapılanlar; unutulmasın ki tepki gösterilmez ise bir gün kendilerine de yapılacaktır.

Keçiörenli hemşerilerimin emanetini layıkıyla taşımaya ve parti ayrımı gözetmeksizin ilçemiz için çalışmaya kararlılıkla devam edeceğim.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Mesut Özarslan CHP üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 15:28:52 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/mesut-ozarslan-chp-uyeliginden-istifa-ettigini-acikladi-183440-20260208.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/mesut-ozarslan-chp-uyeliginden-istifa-ettigini-acikladi-183440-20260208.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/mesut-ozarslan-chp-uyeliginden-istifa-ettigini-acikladi-183440-20260208.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Zeydan Karalar’ın serbest bırakılması hukuk adına umuttur]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-zeydan-karalarin-serbest-birakilmasi-hukuk-adina-umuttur-2370.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-zeydan-karalarin-serbest-birakilmasi-hukuk-adina-umuttur-2370.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, 212 gün boyunca hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile Adana’da bir araya geldi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Zeydan Karalar ile birlikte vatandaşlara seslenen Özel, “Gözünüz aydın. Zeydan Başkanımız olmayacak bir şekilde, akla hayale gelmeyecek bir suçlamayla, bırakın üstüne yapışmasını duyduğunda inanmayacağın, 11 yıl öncesinin kendine ait hiçbir sorumluluğun olmadığı&nbsp;bir &nbsp;döneme&nbsp;dair haksız bir şekilde gözaltına alındığında İstanbul’a götürülüp de olmadık bir yerde, olmadık bir şekilde yargılanmaya kalktığında hep birlikte toplanmış ve 250 bin kişi Cumhuriyet Halk Partililer değil, bütün Adanalılar buna isyan etmiştik. O gün bu otobüsün üstünden şu sözü vermiştim. ‘Gideceğiz, mücadeleyi sonuna kadar vereceğiz ve bu otobüsün üstüne Zeydan Başkan’la birlikte çıkacağım’ demiştim. İşte bugün, o gündür. Bugün o gündür, Adana’nın Zeydan’ına kavuştuğu gündür. Onun için gözün aydın Adana” dedi.&nbsp;

Özgür Özel, şöyle devam etti:

ADANA, İL BAŞKANLIĞI ÖNÜNÜ MİTİNG MEYDANINA ÇEVİRDİ

O gece nasıl muhteşem bir gece olduysa, Türkiye sınırlarını aşıp Avrupa’da, dünyada yankı uyandırdıysa, 212 gün sonra gelen tutuksuz yargılama kararıyla birlikte bugün de tarihi bir gündür. Zeydan Başkan Adana’ya gelince, sağ olsun Silivri’den ilk telefonu bana açtı. Dedim ki ‘Geleceğim. Adana’ya sözüm var. Seninle orada kucaklaşacağız.’ Önce örgütümüz sağ olsun, hızla bir miting yapmaya karar verdi. Biz dedik ki ‘Bu tutukluluğun ortadan kalkmasıyla bir il başkanlığı ziyareti ve il başkanlığında bir ‘Geçmiş olsun, hayırlı olsun, gözünüz aydın’ diyelim. Mitingimizi, Zeydan Karalar görevine iade olduğu gün o muhteşem mitingi yapalım dedim. Ama Zeydan Başkan’ın dediği gibi Adana öyle kolay kolay laf dinlemiyor. Bugün il başkanlığının önünü bir miting meydanına çeviren her birinize teşekkür ediyorum. ‘Şu balkondan konuşuruz aşağıya’ demiştik ama bir şerit kapanmış, ikinci şerit kapanmış, trafik arada kalmış. On binler, yüz binler meydanlara akmış. Hepinizin yüreğine sağlık. Hepinize teşekkür ediyorum.

GÖRÜLMEDİK BİR SALDIRI İLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Malum ta 2024 yılının 30 Ekim günü Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer tutuklanıp, belediyesine kayyım atandığından beri partimiz Cumhuriyet tarihinin görülmedik bir saldırısı ile karşı karşıya. Bu süreçte yapılan işlerin&nbsp;hukukla&nbsp;uzaktan, yakından bağdaşır bir&nbsp;tarafı yok. Zeydan&nbsp;Karalar’ın&nbsp;ya da Oya Tekin’in, Kadir Aydar’ın, Adana’da görev yapan bu insanların İstanbul’da ne işi var, Silivri’de ne işi var? Sorulacak bir soru varsa onu Adana’daki savcılar, hakimler sorar. Adana’da cevabı verilir. Ama Adana’da geçirilen tüm denetimlerden tertemiz çıkan, Sayıştay’dan tertemiz çıkan, Adana’daki savcının,&nbsp;hakimin&nbsp;o şehirde yaşadığı, bildiği bu insanlara İstanbul’dan suç icat etmek, yetkisiz yere onları almak, orada yargılamak en büyük hukuksuzluktur. O yüzden mahkemenin nihayet başlamış olmasını, daha ilk tutukluluk inceleme gününde zaten teknik olarak içeride bir gün bile yatarı olmayan Zeydan&nbsp;Karalar’ınserbest bırakılmış olması hepimiz için sevindiricidir. Hukuk adına umuttur.

TÜM ARKADAŞLARIMIZI GÖREVİNİN BAŞINA BEKLİYORUZ

20 Şubat yaklaşırken, yani herkes dinlendikten sonra hukuki bir değerlendirme yapıldıktan sonra tüm arkadaşlarımızın tutuksuz yargılanacağına inanıyoruz. O günü bekliyoruz. Buradan mahkemeye şöyle seslenmek istiyorum. ‘Zaman zaman büyük hukuksuzluklara hep birlikte isyan ediyoruz. Ancak şimdi bu yargılamanın başlamasını, bu tutuksuz yargılama kararını önemsiyoruz. Deliller toplanmış, savunmalar hazırlanmış, avukatlar huzurda, iddialar ortada, cevaplar hazır. Bu vakitten sonra tutuksuz yargılama bir nebze olsun yüreklere su serpecektir. Kimseden korktuğumuz yok. Bir yere kaçtığımız yok. Bugün verilen bu ilk kararın bir başlangıç olmasını, tutuksuz yargılamayı, seri, adil bir yargılamayı ve hakkaniyetli kararları bekliyoruz.’ Adana öyledir, Türk milleti öyledir, milletimiz öyledir. Haksızlığa gelemeyiz. Adaletsizliğe gelemeyiz. Onun için buradan sesleniyoruz. Artık 20 Şubat’tan sonra tutuksuz yargılama bekliyoruz. Oya Tekin’i Adana’ya bekliyoruz. Kadir Aydar’ı Adana’ya bekliyoruz. Tüm arkadaşlarımızı görevlerinin başına bekliyoruz. Buradan bunun aksini düşünen varsa şu meydana baksın.

MİLLETLE İNATLAŞILMAZ, MİLLETLE İNATLAŞMAYIN

Bu meydan sadece Cumhuriyet Halk Partililerle değil; bu şehir, AK&nbsp;Partilisi -&nbsp;MHP’lisiyle, çok farklı siyasi görüşleriyle Zeydan&nbsp;Karalar’a&nbsp;sahip çıkmıştır. İlk günden beri ‘Yapılan yanlış’ demiştir. ‘Zeydan&nbsp;Karalar’ın&nbsp;tutuklanması doğru değil’ demiştir. Adana’yı görün, milleti duyun. Bu manzaraya rağmen tutukluluğun ilk günü, 250 bin kişilik gece mitingine, bugün il başkanlığı ziyaretini on binlerle dolduran, trafiği kesen, yolları kapatan Adana’ya bakın ve aksi düşünen varsa şunu unutmasın. İnat iyi bir&nbsp;şey değildir ama insanda olan bir duygudur. Eşle&nbsp;inatlaşılır, kardeşle&nbsp;inatlaşılır, herkesle&nbsp;inatlaşılır&nbsp;ama milletle&nbsp;inatlaşılmaz. Milletle inatlaşmayın. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Milletle inatlaşma fikri, sizin fikrinizse yanlış yoldasınız. Yok, başkalarının fikri de&nbsp;maniolamıyorsanız sizi felakete götürüyorlar. Bugün buradan, bu milletin, Adana’nın huzurundan bir kez daha sesleniyorum. Bir adım atılsın, bin adım atılır. Tutuksuz yargılama başlasın, yürekler ferahlar.

GÖREVİNİN BAŞINA DÖNMESİ ADANA’NIN TALEBİDİR

1977’de gençlik kolları ile başlayan yürüyüşüyle 2011’de partimizin il başkanı olan, 2014’te Seyhan’ı AK Parti’den alan, 2019’da büyükşehri MHP’den alan, 2024’te Adana’da her iki kişiden birinin oyunu alan Zeydan&nbsp;Karalar’ın&nbsp;artık Adana hasreti, Adana’nın da ona hasreti bitmelidir. Buradan İçişleri Bakanlığı’nın yetkililerine sesleniyorum. Adana, Zeydan&nbsp;Karalar’ı&nbsp;istiyor. Zeydan Karalar artık&nbsp;Adana’dadır &nbsp;veZeydan&nbsp;Karalar’ın&nbsp;görevinin başına dönmesi Adana’nın talebidir. Adana beni duyuyor musun? Zeydan&nbsp;Karalar’ıseviyor musun? Onu artık makamında görmek istiyor musun? Zeydan Karalar Adana’ya hizmet için yanıyor, tutuşuyor. Adana kuvvetli alkışlarıyla onu makamına gönderiyor. Ben partinin Genel Başkanı olarak Adana’yı duyuyorum. Adana’nın ‘Zeydan Karalar CHP’lidir ama ona olan sevgi, ona olan destek sadece CHP’den ibaret değildir’ dediğini duyuyorum. Herkesi Adana’ya kulak vermeye, Adana’nın seçtiklerine saygı duymaya, Oya Tekin’e, Kadir Aydar’a ve Zeydan&nbsp;Karalar’a&nbsp;yetkiyi veren milletle artık inatlaşmamaya davet ediyorum.



ADANA’NIN SOSYAL DEMOKRATLARINA SELAM OLSUN

Üzerimde bir selam var. Ben buraya Niğde’den, Niğde tarihinin en büyük mitingini yaparak, ayağa kalkmış bir Niğde’den gelirken dedim ki; ‘Adana’ya gidiyorum, Zeydan&nbsp;Karalar’la&nbsp;kucaklaşmaya gidiyorum. Adana’ya selamınızı&nbsp;söyleyeyim mi?’ dedim. Niğde meydanı ayağa kalktı. Niğde’nin selamını alıyor musunuz? Niğde’siyle, Adana’sıyla, Sinop’uyla, Mersin’iyle, Ardahan’ıyla, Kuşadası’yla, İzmir’iyle, Edirne’den Şanlıurfa’ya, Artvin’den Muğla’ya tüm Türkiye, Türkiye’nin bütün demokratları demokrasi yürüyüşümüzde hep birlikteyiz, ay yıldızlı al bayrağımızdan alan renkleriyle Türkiye İttifakı’nın içindeyiz. Türkiye İttifakı’nı, Adana İttifakı’nı, Demokrasi İttifakı’nı selamlıyorum. Adana’nın sosyal demokratlarına selam olsun. Adana’nın&nbsp;muhafazakar&nbsp;demokratlarına, milliyetçi demokratlarına, Kürt demokratlarına, liberal demokratlarına selam olsun. Adana İttifakı’na selam olsun. Hepinizi çok seviyoruz. Milletvekillerimizle ve bugüne kadar verilen bu zor görevi taşıyan Adana Büyükşehir Belediye Başkanvekilimizle ve Adana örgütü adına Adana İl Başkanımızla birlikte Adana’nın önünde saygıyla eğiliyoruz. İyi ki varsın Adana. Seni çok seviyoruz.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Zeydan Karalar’ın serbest bırakılması hukuk adına umuttur - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 22:01:44 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-zeydan-karalarin-serbest-birakilmasi-hukuk-adina-umuttur-010715-20260208.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-zeydan-karalarin-serbest-birakilmasi-hukuk-adina-umuttur-010715-20260208.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-zeydan-karalarin-serbest-birakilmasi-hukuk-adina-umuttur-010715-20260208.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel:Vaziyet bu haldeyse vazife iktidar olmaktadır]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozelvaziyet-bu-haldeyse-vazife-iktidar-olmaktadir-2365.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozelvaziyet-bu-haldeyse-vazife-iktidar-olmaktadir-2365.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin 3’üncü yılında, Kahramanmaraş’ta gerçekleştirdiği, TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “İstiklal madalyalı bu şehirde Sütçü İmam’ın torunlarıyla birlikte, 6 Şubat’ın üçüncü yılında, 6 Şubat’a üç kala acının merkez üssündeyiz. Parti tarihimiz, grup tarihimiz açısından istisnai, Kahramanmaraş açısından da tarihte bir ilki yaşıyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantımızı Kahramanmaraş’ta yapıyoruz. Hepiniz hoş geldiniz” dedi.&nbsp;

Özel, şunları söyledi:

‘MECLİS, MİLLETİN BAĞRININ KENDİSİDİR’ DEDİK, GELDİK

Deprem bölgesinde hala daha gözyaşları kurumadı, ağıtlar dinmedi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu haftayı deprem bölgesinde geçirmek ve kayıpların, acıların yaşadığı bu illerde üçüncü yılda tüm grubumuzla, Parti Meclisi üyelerimizle, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizle, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde görevli Politika Başkanlarımızla birlikte burada olmak istedik. ‘Grup toplantısı var salı günü’ dediler. Dedik ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi Meclis’i kuran partidir. Meclis, sorunların tartışıldığı, görüşüldüğü, konuşulduğu yerdir. Milli iradenin tecelligahıdır, kutsal çatıdır. ‘Eğer Meclis milletin sesini duymuyorsa, sorununu çözmüyorsa, Meclis milletin bağrının ta kendisidir’ dedik. Kürsüyü sırtlandık, Kahramanmaraş’a sizin bağrınıza geldik. Dün sabah Osmaniye’den başladık, Nurdağı ve İslahiye’den sonra bugün Kahramanmaraş’ta günün erken saatlerinde gittiğimiz her şehirde olduğu gibi deprem şehitliğimizi ziyaret ettik. Tarifsiz acıları, bir kez daha yaşadık. Öyle şeyler gördük, öyle şeyler yaşadık, öyle şeyler yaşadınız ki. Gerçekten insanın ömründe görüp görebileceği en büyük acılara, en büyük yaslara tanıklık ettik. Beş kişilik bir aile; anne bir tarafta, baba bir tarafta. Sekiz yaşındaki büyükbabanın yanında, altı yaşındaki ortanca annenin yanında ve o beş kişinin ortasında iki yaşında bebe yatıyor. Ya da 2021 yılında aynı gün doğmuş, 2023’te 6 Şubat’ta birlikte Hakkın rahmetine kavuşmuş, ikişer yaşında ikiz kardeşler yan yana. Ne ömürler bitti hiç başlamadan, ne ömürler bitti gelinliğe, duvağa, damatlığa kavuşamadan. Askere gidip de dönemeyenler oldu. Yurda gidip de evine dönemeyenler oldu. Yurttan dönüp de evdekilerden hiçbirisini göremeyenler oldu. Bu büyük acıda resmi rakamlarla 53 bin 537 kaybımız, 107 bin yaralımız vardı. Kahramanmaraş’ımız da depremin merkez üssü Kahramanmaraş 12 bin 622 kayıpla, 9 bin 243 yaralısıyla birlikte büyük bir acıyı yaşadı. Hem Kahramanmaraş’ta, hem tüm bölgelerde yitirdiklerimize Allah’tan rahmetle anıyorum. Yakınlarına ve bu kahraman şehrin tamamına, tüm milletimize bir kez daha başsağlığı diliyorum. Allah ne Kahramanmaraş’a,ne de milletimize böyle bir acıyı bir daha yaşatmasın inşallah.

HAL BÖYLEYKEN EN KISA SÜREDE İKTİDAR OLMA SORUMLULUĞUMUZ VAR

Değerli Kahramanmaraşlılar sabahleyin şehitlik ziyaretinden sonra sanayi ve ticaret odamızdaydım. Sanayi ve Ticaret Odamızın Başkanı, odanın tüm bileşenlerini temsil eden bir heyetle bizi karşıladı. Ayrıca akademik odalara, tabip odasına, eczacı odasına, ziraat mühendisleri odasına, mühendis ve mimarların bütün odalarına ev sahipliği yaptılar. Biz orada sağlıktan tarıma, eğitimden ulaşıma Kahramanmaraş’ın hepinizi rahatsız eden, milletvekilimiz tarafından Meclis’te dile getirilen, örgütümüz tarafından, il başkanımız, yönetimi, ilçe yönetimlerimiz tarafından düzenli bize rapor edilen, bölgeye gönderdiğimiz milletvekillerimizin, Parti Meclisi üyelerimizin sürekli bildirdiği bu sorunları, gördüğümüzü -göremediğimizi konuştuk, not ettik. Bu konuda muhalefet görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Ancak şu kadarını söyleyelim. Ana muhalefet olarak bir denetim sorumluluğumuz vardır. Eksikleri söyleme, uyarma sorumluluğumuz vardır. Ancak genel vaziyete bakınca son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim. Kahramanmaraş’a ve deprem bölgesine bakınca, ülkedeki emeklilerin, çalışanların, çiftçinin, gençlerin durumuna bakınca elbette milletin verdiği görevle bir muhalefet sorumluluğumuz vardır. Ama memlekette hal böyleyken artık en kısa sürede iktidar olma sorumluluğumuz vardır. Bunun için de sadece sorunları gören ve söyleyen değil, bu sorunlara hangi çözümleri ürettiğimizi, geldiğimizde nasıl yöneteceğimizi, nasıl acıları dindireceğimizi, yaraları saracağımızı, nasıl Kahramanmaraş’ı yeniden kalkındıracağımızı, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde politika başkanlarımızla gölge kabinemizle birlikte anlatıyoruz, çalışıyoruz ve devam edeceğiz. Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Maraş’ta ve artık sorun tespit eden değil, sesinizi duyuran değil; sizi duyan ve nasıl sorunlarınızı çözeceğini, iktidarımızda 100 yıl önce olduğu gibi işgalden, yıkımdan kurtulmuş, salgın hastalıklarla, açlık ve yoksullukla baş eden bir ülkeyi nasıl ayağa kaldırdıysak, 100 yıl sonra yine kurucumuzun önderliğinde bu ülkeyi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında nasıl birlikte ayağa kaldıracağımızı hep birlikte konuşacağız, hep birlikte başaracağız.

MAZERETİ OLAN BİR İKTİDAR DÖNEMİNDE YAKALANMADIK BU DEPREME

Şüphesiz depremin yıl dönümündeyiz. Deprem odaklı ve depremin yarattığı sorunları ve çözümlerini konuşan bir grup toplantısı olacak. Şöyle bir hatırlayalım. Biz bu felakete 6 Şubat 2023 günü sabaha karşı yakalandığımızda nasıl bir Türkiye’deydik? İki aylık bir iktidar mı vardı? ‘Ne yapsın daha? Yeni gelmişler.’ İki yıllık bir iktidar mı vardı? ‘Tamam, iki yıldır iktidardalar ama depreme hazırlık kolay iş mi?’ Böyle bir mazereti olan iktidar döneminde yakalanmadık biz bu depreme. Biz bu depreme 21 yıldır; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bile nasip olmayan 21 yıl süreyle üst üste, tek başına, koalisyon ortağı da olmadan, mazeret üretemeyecek bir süredir iktidarda olan bir süreçte, bir gecede yakalandık. 21 yıldır iktidarda. Depreme hazırlanmak için ne lazımsa vardı,ne lazımsa. Ne vardı biliyor musunuz en önemlisi? Toplumsal duyarlılık ve rıza vardı. 1999 depremi olmuştu. Üçüncü gün daha ‘Herkesin çadırı yok’ diye Tayyip Bey, Bülent Ecevit’e en ağır sözleri söylemişti. Bir hafta sonra ‘Efendim hala daha millete bir çorba, bir çeyrek ekmek veriyorsunuz. Nerede üç öğün sıcak yemek? Nerede şunlar, nerede bunlar?’ dedikleri bir süreçte, topluma ‘Biz olsak şöyle yaparız. Biz olsak böyle yaparız. Onu eksik yaptılar, bunu eksik yaptılar’ diyerek. Rahmetli Ecevit’e ‘Ölünce mi bırakacaksın be adam? Yaşlısın işte, hastasın. Bırak ben geleyim’ diyecek saygısız bir dil söylerken. Kendi partisinin, geçmişte siyaset yaptığı partinin kurucusu Erbakan Hoca’ya ‘Yaş 70, iş bitmiş’ deyip, ‘Ona değil, bana görev’ dediği bir sürede millet depremin acısı ve yaraları sarmak için uygulanan ekonomik programa tepkisiyle geldi, çağırdı, ‘Al yönet’ dedi.

HAZIRLIK TAM, 132 MİLYAR DOLAR DA PARA VERİLMİŞ CEBİNE

Toplumsal rıza tamdı depreme hazırlık için. Diğer taraftan kanuni hazırlık tamdı ve bitmişti. Hatırlayın, halen demiyor muyuz? ‘1999’dan sonraki kanunla yapılan yapılar yıkılmıyor’ diyoruz. Deprem yönetmeliği, deprem ile ilgili kanunlar, her şey hazırdı. Üç, para lazım değil mi? Para ve kaynak da hazırdı. O günlerde ‘İki yıllığına’ deyip başlayıp, bugüne kadar 26 yıldır Tayyip Erdoğan’ın sürdürdüğü, bugünkü adı ÖTV - Özel Tüketim Vergisi, o günkü adı Deprem Vergisi’nin kanunu çıkmıştı ve iki yıl alınacaktı. O günden bugüne kadar… Önce 21 yıllık iktidarın 3 trilyon dolar vergi topladığını söyleyeyim. Toplam vergi. Bu, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde toplanan verginin toplamının iki katına yakındır. Ama o günden bugüne toplanan 41 milyar dolar sadece deprem vergisi. 41 milyar dolar toplanmış. 65 milyar dolarlık özelleştirme yapmış. Önceden kendine kalanı satmış, parayı cebine katmış. 26 milyar dolar da sekiz kez çıkardığı imar affıyla… Yani depreme dayanıksız binalar, kolonu kesilmiş, çatısı bilmem ne olmuş. Çıkardığı imar aflarından da 26 milyar lira oradan para toplamış. Toplam 132 milyar dolar iktidara geldiğinden bugüne sırf depremde harcasın diye para verilmiş cebine. Bu depremde yıkıldı ya evler, yapılıyor ya, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ‘Bedava verelim’ dedi, ‘Bedava olmaz’ dedi ya. Şimdi ‘Evleri yaptım’ diye övünüyor ya konuşacağız. Toplam maliyeti kendileri açıkladı, 40 milyar dolar. Depreme şu ana kadar harcanan toplam para 90 milyar dolar. Devraldığı Türkiye’den bugüne kadar toplanan deprem vergisi, özelleştirme ve aldığı imar affı paraları 132 milyar dolar. Para da gani gani. Yani şunu açık söyleyeyim. 6 Şubat gecesi biz depreme yakalandığımız sırada eğer gelirken millete verdiği sözü tutsa ve kanunu uygulasa, var olan parayı kullansa doğru yere, bu evleri yine yapardı, yıkıp kendi yapardı ve o gece bir kişi bile ölmezdi. O yüzden elbette deprem Allah’tan ama buna karşı hazırlanmak kulun görevi. Bu memleketin vatandaşları da görevi Erdoğan’a vermiş. O gece biz depreme hazırlıksız yakalandıysak bunu savunacak bir tane de mazeret vermemiş. Herkes bunu böyle bilecek. Doğrusunu bileceğiz, doğrusunu konuşacağız.”

TSK, 99 DEPREMİNDE 10 BİN 528 KİŞİYİ HAYATTA TUTTU

Hepimiz canlı tanığıyız. Depremi duyduk. Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak sabah 09.00’da mesaj çektik. ‘İlk bulduğunuz vasıtayla deprem bölgesine gidin. Nerede olduğunuzu bildirin’ diye. Açık tek havaalanı Adana Havaalanı’ydı; Şakirpaşa. Çoğu arkadaşımız oraya uçtular. Karayollarıyla da varabilenle 120 milletvekiliyle ertesi gün görev dağılımını yapmıştık, sahadaydık. Kulağımızda ilk günün sesi şuydu. ‘Sesimi duyan var mı?’ Ama üçüncü, dördüncü, beşinci günün sonunda kolumuzdan tutanların sorduğu bir soru vardı. ‘Üç gün boyunca ordu neredeydi?’ Üç gün boyunca şanlı, şerefli Türk ordusu, tüm eğitimi, gencecik ve bu ülkeye adanmış yürekleriyle, bütün ekipmanlarıyla bir talimat bekledi. O talimat üç gün gelmedi. Şimdi tarih önünde tarihi bir hesaplaşmayı ifade etmek durumundayım. 1999 depremi olduktan birkaç saat sonra Deniz Birliği’ne ulaşan dönemin komutanı ‘Vaziyeti gördüm’ diyor, rahmetli Ecevit’e bir telefon açıyor. Rahmetli Ecevit derhal talimatı veriyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri sabahın ilk ışıklarıyla 37 helikopter, 12 general, bin 392 subay, 33 bin 199 erbaş ve erle sahaya çıkıyorlar. İletişim kesilmiş. 1999 yılı. Hangimizde cep telefonu var o zaman? Çok azımızda. Üç iridyum cep telefonu merkezi, iki uydu yer terminaliyle iletişimi sağlıyorlar. 270 saat kesintisiz uçuşla binlerce yaralı, bölgeden helikopterler ve uçaklar vasıtasıyla tahliye ediliyor. Ve sonuç… Rakam söyleyeceğiz ve rakam konuşacak. O deprem bizim 1999’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin enkaz altından 10 bin 528 vatandaşı çıkarıp, hastaneye ulaştırıp, yaşamda tuttuğu deprem. Çıkarıp da ölenler bu rakamda değil. 10 bin 528 kişiyi Mehmetçik çıkarıyor ve yaşatıyor. Bu depremde üç gün duran ordu üç gün sonra çıkıyor ya. Aynı kayıt, o da TSK’da. Kurtardığı kişinin adı, soyadı, TC’si, hangi enkazdan çıkardığı, hangi hastaneye teslim ettiği... O gün 10 bin 528. Bu depremde sayı 327 arkadaşlar. Eğri oturacağız, doğru konuşacağız.

‘İKTİDARI ELİMDEN ALIRLAR’ KORKUSUYLA ORDUYU TUTTU

Hani var ya ‘Orduyu çıkaralım’ denince sarayda, danışman aklına uyup, ‘Orduyu kışladan çıkarmak kolaydır, geri sokmak zordur. Çıkralarsa yönetime el koyarlar’ vehmiyle, ‘İktidarı elinden alırlar’ korkusuyla üç gün, üç gün…“Kiminiz Facebook’tan yazdınız, kiminiz ekran başında bağırdınız, kiminiz gittiniz valinin yakasına yapıştınız. ‘Ordu nerede, ordu nerede?’ O ordu ilk gün çıksaydı bir de karşılaştırma açısından söyleyelim. Bizim bugünkü depremde 53 bin 537 kişi öldü. O gün 1999 depreminde 18 bin kişi öldü. 18 bin kişi ölmüş, 10 bin kişi kurtarmışlar. 53 bin kişinin öldüğü yerde 300 kişi kurtarmışlar. Basit bir oranla; zamanla teknoloji de artmıştır, iletişim de artmıştır, aygıtlar güçlüdür. Hiç onları düşünmeyin. Bu 53 bin kişinin en az 33 - 35 binini Mehmetçik en kritik 24 saatte, takip eden 24 saatte, o 72 saatte kurtarabilecekken, o Mehmetçiği bir vehimle, korkuyla içeride tutanlar, bugün bu milletin yüzüne nasıl bakıyorlar ben de buna utanıyorum. O yüzden millet çadır beklerken Kızılay’a çadır sattıran bunlar. Millet enkaz altında yardım beklerken, cep telefonunda yüzde iki şarj kalmış, depremzedenin o telefona IBAN yollayıp para isteyen bunlar. Orduyu içeride tutan bunlar. Verdiği sözleri tutamayan bunlar. Çıkmış bir de pişkin pişkin, ‘Verdiğimiz bütün sözleri tutmanın mutluluğundayız. Asrın felaketini atlattık.’ Asrın felaketi evet Allah bir daha göstermesin. Ama asrın ihmali, asrın beceriksizliği ve asrın pişkinliği ile karşı karşıyayız.

BİR YILDA EVLERİN YAPILACAĞINI SÖYLEYİP OY İSTEDİ

Gidelim övündüğü kısma. Öncesinde çalışmadı, deprem sırasında arama kurtarmada çuvalladı. Diyor ki ‘Verdiğim sözleri tuttum.’ Ne söz verdin sen? Ne söz verdin? Dedin ki, ‘CHP’ye oy verirseniz.’ O lafı ilk duyduğumda böyle kanım akıyordu, dondu. 6 Şubat’ta deprem olmuş, 8 Şubat, 9 Şubat ‘Malum’ diyor, kimsenin aklında yok ya ne depremi. O gün bize dese, ‘Ya seçim var. Bu dönemde ne seçimi, gelin bu seçimleri 5-6 ay ileri alalım.’ Vallahi Cumhuriyet Halk Partisi seçim meçim düşünmez. Adam iki gün sonra depremden ‘Malum 14 Mayıs’ta seçim var. Sakın ha oyu başkasına verirsiniz, onlar işi öğrenene kadar bir yıl geçer. Bu kardeşiniz bir yılda hepinizin evini yapacak ve sizi eve sokacak’ dedi. Dedi mi, demedi mi? Dedi. Ama maalesef o günlerde kimse ona ‘Ev yapamazsın’ demedi. Ama o bize ‘Bunlar yapamaz’ dedi,. Şimdi diyor ki, ‘Bize bu evleri yapamaz’ dediler. Bir yılda bu evlerin yapılacağını söyleyip oy istemek, depremdeki insanların çaresizliğini gösterip, ‘Bunlar gelince işe alışıncaya kadar yapamazlar, biz yaparız’ diyerek insanları kandırarak oy istendi ve o istenen oyların sonucundaki iktidarı yaşıyoruz şu anda. Peki ne oldu? Bir yıl bitti. Biz buradaydık. Tüm Türkiye’de yüzde 2,7. Yüzde 2,7’si bitmişti evlerin. İkinci yıl bitti, tüm Türkiye’de 11 ilde yüzde 30’u bitmişti evlerin. Üçüncü yıl bitti, şimdi bitiyor. Evlerin yüzde 70’i bitmiş. Şu anda daha 270 bin kişi konteynerlerde yaşıyor. Osmaniye’de gittim, Gaziantep’te gittim. Her şehirde konteynerde yaşayan toplam 270 bin kişi var. Kiracılara ev yok. Kiracıda para yok. Eve girmeye imkan yok. Geliyor konteynerdeki elektriğini kesiyor. ‘Çık artık.’ ‘Nasıl çıkacağım kiraya?’ diyor. ‘Depremden önce nasıl oturuyorsan otur’ diyor. Dün ağladı adam. ‘Lastikçiyim ben’ dedi. ‘Bir gelirim vardı’ dedi. ‘Şimdi yeniden iş buldum ama eve eşya alacağım yok, ev tutacağım 15 bin lira ev. En ucuz ve 15 bin lira. Bir deposit istiyor üç aylık da peşin kira. Ben 60 bin lira ömrümde görmedim. Nasıl çıkacağım buradan? Elektriğimi, suyumu kesti’ diye ağladı adam. Bakan Kurum, milletvekillerimizin gözüne bakarak Meclis’te komisyonda ‘O kadar çok ev yaptık ki’ diyor. ‘Şu anda deprem bölgesinde 5 bin liraya kiralık konut var kiracılar için’ diyor. Dün Osmaniye’de sordum. En ucuzu 15, ortalama 20. Gaziantep’te sordum. En ucuzu 16-17, ortalama 20-22. Kahramanmaraş’ta soruyorum ‘5 bin liraya kiralık ev var mı? 10 bin liraya var mı? 15 bin liraya var mı?’ Burada 20 bin liraya kiralık evlerin tutarı. En oturulmayacak evde 15 bin lira. Ve Murat Kurum diyor ki ‘Gidin deprem bölgesine, 5 bin liraya kiralık konut var’ diyor. Bugün gerçi salondayız. Dün iki gün meydandaydık, yarın yine meydandayız. Buradan Murat Kurum’a söylüyorum, grup toplantımızdan. Buradan Erdoğan’a söylüyorum. Öyle kapalı salonlarda kışın ısıtıp, yazın serinletip, kendi seçtiklerinize bile değil, atadıklarınıza nutuk atarak bu milletin aklıyla alay etmeyin. Sokağa çıkın, sokağa. Millete anlatın bakalım.

EKSİK DE ÇOK İTİRAZ DA

Bugün itibarıyla Maraş‘ta 112 bin 414 konut söz verilmiş, teslim edilen 73 bin 956. Malatya’da yüzde 22’si, Adıyaman’da 43’ü, Antep‘te 26’sı bekliyor. Hatay’da 254 bin konutun 153 bini verilmiş, yüzde 40’ı bekliyor. İnsanlar anahtarı alıyorlar, hazır değil. ‘Hazır’ diyorlar, hepiniz biliyorsunuz en az 100 bin lira ama çoğunlukla 300 bin lira masraf edilmeden geçilemiyor. Evin çatısı akmasa, borusu akıyor. Borusu akmasa, camı akıyor. Parkesi kabarmış, boyası kabarmış. Bunların tamamıyla deprem bölgesinin boğuştuğu bir sürecin içerisindeyiz. O yüzden asla ve asla boş söze, ‘Buradan konuşayım, bilen bilir bilmeyen bilmez. 11 il ne yaşarsa yaşar. Diğer 70 il işler yolunda sanır.’ Deprem bölgesinde işler yolunda molunda değil. Erdoğan’a söyledim, ‘Sen iyi diyorsun. Ben de diyorum ki; üç yıl geçmesine rağmen yapılan işler var. Zaten devletin bu konuda her imkanıvar. Ancak eksikler çok, Kahramanmaraş’ta itiraz çok. Bununla ilgili de Hatay’da isyan büyük. Gel cesaretin varsa, benimle beraber deprem bölgesine gidelim.’ O gün Hatay’daydım. ‘Hatay’ı gezelim, konteynere de gidelim, TOKİ’ye de gidelim, esnafa da gidelim. Hatırını soralım’ dedim. ‘Var mısın?’ dedim, tık çıkmadı. Kahramanmaraş’a gelip de benimle birlikte Maraş‘ta gezebilir mi Erdoğan? Asla gezemez. İşte bu yüzden artık bir devir kapanmaktadır, yeni bir devir açılmaktadır. Algı siyasetinin dönemi bitmektedir, gerçek siyasetin dönemi başlamaktadır. Bakan evlatlarının devri bitmektedir, vatan evlatlarının iktidarı gelmektedir.

HİÇ OLMAZSA SABİT ÖDEME OLSUN MİLLETİN İÇİ RAHAT ETSİN

Şimdi bir diğer önemli bir husus. Hepinizin başında olan bir husus. Karşımızda normalde bu işi sivil hayatta yapsa Türk Ceza Kanunu 158 ve 209’a göre açığa imza attırdıkları için yargılanması gereken bir ikili var. Bu yaptıkları işi sivil hayatta yapsalar tefecilikten yargılanırlar. Boş senede imzayı tefeci attırır, başkası attırmaz. Türk Ceza Kanunu, bir kişiye verilen bir para, hizmet ya da mülk karşılığında boş senede imza attırmayı ağır bir şekilde cezalandırıyor. Oysa bugün depremzedeye mesaj atıyorlar, telefon açıyorlar. ‘Evin bitti gel al’ diyorlar. Evin anahtarını gösteriyorlar. Elini uzatıyorsun, ‘Bir dakika’ diyor. ‘Burada bir boş senet var, burada da bir sözleşme var. Bu konut karşılığında …. lira, boşluk, ödeyeceğimi, …. da faiz ödeyeceğimi.’ Genç bir avukat ailesine söylemiş, ‘Afet Kanunu’na göre faiz alamazlar. Faiz kısmını çizin’ demiş. Faiz kısmını çizene ‘Olmaz. Ya evi almayacaksın, ya o sözleşmeye imza atacaksın’ demişler. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Elbette biliyorum, bazılarını faizsiz yapmaya, bilhassa dükkanları, rezerv alanlarını falan faiz ya da TEFE-TÜFE oranında memur maaş artışı oranında her yıl artırmayı hedefliyorsun. Şunu söylüyorum, bu deprem haftasında şimdi başka yerlere gitti ama 6’sında gelecek inşallah. TOKİ konutları, rezerv alana yapılan konutlar, işyerlerinden ne kadar ücret alınacağını ve bunların hiçbirinden faiz, TÜFE ve memur maaş artışı dahil hiçbir fark alınmayacağını açıkla. Bunu açıkla, benim ana muhalefet olarak senin de iktidar partisi olarak şu üçüncü yılda millete bir hizmetimiz olmuş olsun. Biz ‘Ücretsiz yapalım’ dedik. Dedin ki ‘Ücretsiz olmaz. Para verecekler.’ Dedik ki, ‘Hayır, doğru değil. Ücretsiz olsun.’ ‘Hayır, hem para verecekler, hem bana oy verecekler.’ Üç yıl önce ‘Para verecekler’ diyen kişi, o günün şartlarında milletten yetkiyi aldı. Şimdi ‘Faizle ödeyecekler’ diyor. Bana kalsa ne faiz olsun, ne para olsun. Ama Erdoğan’a söylüyorum; ‘Gel hiç olmazsa sabit ödeme olduğunu söyle, milletin için rahat olsun.’

VERGİ OLARAK DEĞİL DAYANIŞMA OLARAK GÖRDÜLER

Diğer taraftan bir de şöyle bir şeyi hatırlayalım. Şu ana kadar şunu anlattım; Geçmişten beri aldığı vergiler, bizi depreme hazır etmeye yeterdi. Yapmadı. Peki bu depremden beri ne yaptı? Bunu üç yılın sonunda bir hatırlamakta sonsuz fayda var. ‘Motorlu Taşıtlar Vergisi’ni bir kere ödediniz, ikinciyi ödeyeceksiniz’ dedi mi millete? Dedi, ödedi millet. Niye? Para depremzedeye gidecek. Bunu vergi değil; ibadet ve dayanışma olarak gördü insanlar. MTV’yi iki kere aldılar, KDV’yi artırdı, damga vergisini artırdı, yurt dışı çıkış harcını artırdı. Bunların sonunda toplam 15 milyar dolar bir kaynak elde etti. Ayrıca ‘Türkiye Tek Yürek’ kampanyası yaptı. Hepimiz maaşları başladık. İlk Mansur Başkan Cumhuriyeti Halk Partililerden açıkladı. Bütün meclis grubu açıkladık. Hepimiz maaşımızı, gelirimizi bu insanlar o kadar zor durumda olan insanlar, o kadar sembolik ama o kadar önemli katkılar koydular ki; toplamda o kampanyadan da 50 milyar dolar toplandı. Yurt dışından 6,5 milyar dolarlık maddi destek geldi. Toplam para 6 Şubat’tan itibaren resmi evraklarda, kayıtlarda 71,5 milyar dolar. ‘455 bin konut yaptık’ diyorlar, maliyeti 40 milyar dolar. 31,5 milyar dolar para artmış bile konut için bakarsak. Halen daha bu depremzededen para almanın, para alması yetmez faiz almanın, TEFE-TÜFE işletmenin, bir de tefeciler gibi millete bir tarafta anahtar gösteriyor, çoluk çocuk beş kişi konteynerde, çamur dize kadar gelmiş, hava soğuk. Bir tarafta önünde boş senet. Bu beş senetçilere şunu söylüyorum. Bu millete zor gününde yapılan bu zulmün, eninde sonunda sandıkta sorulacak hesabı.

BUNUN İÇİN TEMİNAT İSTENMEZ

Tabi sorun bir değil, rezerv alan sorunu kangren olmuş, acele kamulaştırma adı altında milletin arazisine çökülmüş. Sadece Hatay’da 50 bin kişilik bir mağduriyet söz konusu. 6 milyonluk eve 3 milyon - 2,5 milyon lira değer biçmişler. Sosyal hayat, ticaret hala ayağa kalkmamış. Maraş’ın yolları geçen Ali Öztunç söylüyor. Ali Öztunç’un anlatımı kuvvetli, severim böyle abartır bazen. Diyor ki ‘Maraş‘a gelin’, milletvekillerine söylüyor. ‘Arabaya binin, bir gün gezin. Böbrek taşınız olmaz, hepsi düşer’ dedi. Ben Maraş‘a geldim, arabaya bindim. Daha yarım gün oldu. Vallahi böbrek taşı ne, böbrek düşmezse iyi. Bir yandan asbest sorunu, bugün oturduğumuz doktorlar öyle şeyler anlattı ki. Bu asbest sorunun gelecekte ne büyük bir sıkıntıya sebep vereceğini, Aksu Çayı’nın nasıl kirlendiğini, kirletildiğini. Verilen hızlı tren sözü tutulmadığı için şehrin halen kan kaybettiğini. Sosyal hayatın, ticaretin halen daha ayağa kalkmadığını. Konteynerde siftahsız esnaflar var. Öyle bir gerçek var ki; hep birlikte bunu bu grupta konuşmayan milletvekili yok. Başta Hatay milletvekilleri. Malatya milletvekilimiz. Adıyaman milletvekilimiz kalmadı belediye başkanımız. Her gün başkasını arıyor ‘Bunu anlatın’ diye. Kahramanmaraş, Gaziantep milletvekillerimiz, Osmaniye milletvekilimiz. Hepsi anlatıyor bunları. ‘Yapın bunu, halledin bunu’ diye. 30 Kasım tarihinde mücbir sebep bitti. Zaten altı ay uzatıyorlar bitiyor bir daha uzatıyor. Van’da deprem oldu hatırlayın. Devlet Van’a, bir şehir ya, burada 10 şehir birden. Bütün gücünü Van’a verdi, ‘Onu ayağa kaldıralım’ dedi. ‘Kalkana kadar mücbir sebep’ dedi, 6 yıl sürdü arkadaşlar 6 yıl. Bir Van’a 6 yıl boyunca mücbir sebep uygulandı. Koca bölge, hal ortada, mücbir sebep uygulaması iki yıl dokuz ay depremden itibaren. Ki farkına varasın, ilk 3 ay geçti, 2,5 yıl mücbir sebep uygulanıyor ve kaldırılıyor. Bu ne demek? Pamuk eller cebe demek. Esnaf sigorta ödeyecek, vergi ödeyecek demek. Yetmedi, basit usulden gerçek usule geçirdiler esnafı. Bölgedeki esnafı da muaf tutmadılar, deprem yokken basit usulde çalışanlar deprem sonrası gerçek usule geçiyor. Hiç sormadan verilecek işte muhasebeci parası, defter parası, onay parası, noter parası. Dünya kadar para şimdiden cepten çıkıyor. Dükkan yok, altyapı yok, müşteri yok. Kepenk kapatacak, kapatılacak kepenk yok dükkanda. Bu haldeyken kredi lazım esnafa, kredi isteyene borcu yoktur kağıdısoruluyor. Borcu yoktur kağıdı için, vergi SGK’ya borcunun olmaması lazım. Zaten o halde olsa kredi kime lazım. Borcu yoktur kağıdını almak için yapılandırma yapmak istiyor. Onun için giden esnaftan da bugün Ticaret Odası Başkanı, Sanayi Odası Başkanı anlattı. Buranın, bütün bölgenin sorunu. Teminat istiyorlar, teminat. Borcu yapılandıracaksın, borcu karşılayacak kadar, hiç değilse yarısı kadar bir teminat göster. Ya adamda borcu karşılayacak kadar teminat olsa senin kapına gelmez. O borcu yapılandırmak istiyor. Bunun için teminat istenmez.

HALA ‘BORCU YOKTUR’ KAĞIDI İSTİYORLAR

KOSGEB’den esnaf kredi kullanmış. Daha doğrusu kullanmış demeyelim. Hatırlayın, pandemi oldu. Pandemi sırasında KOSGEB krediler oldu. Sonra deprem oldu, diyor ki ‘Yüzde 80’i hibe sandı aldı onu.’ Neye imza attığını bilmeden hibe sandı, aldı. Şimdi mücbir sebep bitmiş. Yazıları yollamışlar. 1 Mart itibarıyla KOSGEB’den esnafa verilen 400 - 700 bin lira arası paraları geri istiyorlar. ‘Ödemezsen icraya koyarız’ diyorlar ve faiz istiyorlar. Bunun için buradan bir kez daha deprem haftası ve bu kahraman şehrin, İstiklal madalyalı şehrin bağrından, bu kadar acıya katlanmış ve ayağa kalkmaya çalışan Kahramanmaraş’tan sesleniyorum. Hem deprem konutlarından faiz alınmayacağını… Mümkünse hiç para alma. Hem mücbir sebebin uzatılacağını, hem KOSGEB kredilerinin ya affedileceğini ya da faizsiz yıllar sonraya erteleneceğini, esnaftan teminat şartını ve ‘Borcu yoktur’ kağıdını kaldırın kardeşim. Bu esnafın bu şartlar altında kimseye borcu yoktur. Ondan bu kağıdı isteyenlerde de vicdan yoktur. Diğer yandan aynı sorun çiftçide var. BAĞ-KUR prim borcu olan çiftçilere tohum, gübre, mazot almak için para lazım. Ziraat Bankası’na gidiyor. ‘Borcu yoktur’ kağıdı getir. Halk Bankası’na gidiyor. ‘Borcu yoktur’ kağıdı getir. Geçmişte 1 kilo buğday satıp, 1 litre mazot alanlar bugün 6 kilo satıp, bir litre alamıyor. Perişan olmuş durumda. Hala onlardan bugün ‘Borcu yoktur’ kağıdı isteniyor.

SEN PRENSE YAKINSIN, BEN MARAŞ’IN GÜZEL İNSANLARINA

Sayın Erdoğan partimizi, beni, belediye başkanlarımızı bölgeye gitmemekle; hatta nerden buldularsa o lafı kendince ‘deprem turisti’ olmakla… ‘Enkaz başında yoktular, bir ara fotoğraf çektirdiler ve kaçtılar. Bir daha bölgeye uğramadılar.’ Sayın Erdoğan geçen gün hem belediye başkanlarımız hem de benim için diyor. ‘Sayın Özel, sen neredeydin bugüne kadar? Deprem bölgesinde niye yoktun?’ diyor. Dışarıdan duyan olsa, bunu size değil de Arjantin’den birine dese ‘Yazıklar olsun’ diyecek, ‘Sosyal demokrat lider bölgeye hiç gitmemiş.’ Erdoğan ‘İki kere iki, dört’ dese ben arkadaşlara ‘Kerrat cetvelini kontrol edin’ diyorum, ‘Bir yanlışlık olmasın.’ ‘Bakın ben kaç kere gitmişim, o kaç kere gitmiş?’ dedim. Grup başkanvekili ve başkanı olarak 26 kez, Genel Başkan olduktan sonra 23 kez, toplam 49 kez gitmişim. Dün 50’nci deprem ili ziyareti Osmaniye’deydim. 51’inci olarak Gaziantep’teydim. 52’nci deprem bölgesi ziyaretinde huzurunuzdaydım. Hele hele grup başkanvekili iken bir araba, bir şoför Mehmet Amca. Erdoğan’ın altında ise 13 tane uçak, devletin tüm helikopterleri, tüm imkanları ve bölgeye toplam 38 kez gelmiş. 39’uncu ziyaretini Osmaniye’ye yapacak 6 Şubat günü. Allah nasip ederse o 39’uncuyu yaparken Özgür Özel de 57’nciyi tamamlıyor olacak. Bana soruyor ‘Ya neredesin?’ Kahramanmaraş’tayım. Depremin ve acının merkez üssündeyim. Sen neredesin? Erdoğan, Suudi Arabistan’da. Yani geçmişte ‘Eli kanlı katil’ dediği, yeşil doların ucunu gösterince gidip kardeşine sarılmadığı gibi sarıldığı Suudi Arabistan’da prensin yanına koşmuş. Sen prense yakınsın, ben Kahramanmaraş’ın güzel insanlarına. Sen prense misafirsin, ben Kahramanmaraş’ın bağrına geldim. Onlara sarılmaya geldim. Şimdi ne dedim? ‘İki kere iki, dört’ dese kontrol edelim. Bunları saymaya, hatırlatmaya, bu kadar iftira varken mecburuz. Müslümanın böyle bir görevi var. Karşıda bir iftiracı varsa ona hakkını bildirmek, dokuz yetim giydirmek demektir. Dokuz yetime kaftan giydirmektir.

MANSUR YAVAŞ BAŞKAN BURAYA GÖZÜ GİBİ BAKTI

‘Neredeydiniz?’ diyor. 9 bin 638 araçla buradaydık. 28 bin 521 personelimizle 10 deprem ilindeydik. 7 bin 200 TIR, dört uçak, altı gemiyle gıdadan sağlık malzemelerine, çadırdan sobaya kadar her türlü yardımı ulaştırdık. Toplamda CHP’nin yönettiği belediyelerden 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, 3 milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı ve soba, 2 bin 220 jeneratör, 4 milyon 600 bin hijyen paketi, 50 bin çadır, bin 810 konteyner gelmiş. Kahramanmaraş’a İzmir Büyükşehir Belediyesi konteyner kent kurdu. Maraşlı üreticinin dallardaki narenciyesini Mersin Büyükşehir Belediyesi aldı. Doğalgaz hatlarını İBB İGDAŞ ekipleri geldi, onardı. Bunlar İzmir, Mersin ve İstanbul Büyükşehir’in Maraş’a değerli katkıları. Bir de bakın Maraş’a ne yapılmış? 5 bin 880 personelle enkazdan 431 can kurtaran, sadece Maraş’a 2 bin 150 aracını getiren, bin 381 araç dolusu yardım getiren, &nbsp;6 bin 747 çadır kuran, 147 konteyner kuran, mobil fırında günde 6 bin 500 ekmek üretip dağıtan, 30 bin gıda kolisi dağıtan ve o dönem çok konuşuldu; atıl durumda garajda bekleyen otobüslerini seyyar tuvalet ve duşa dönüştürüp çok büyük bir krizi tek başına çözen, 12 cenaze aracı, 30 din görevlisiyle Maraş’taki definleri yapan, 21 bin 916 çiftçiye 1 milyon sebze fidesi dağıtan, 423 bin litre sıvı gübre dağıtan, 15 kilometre su hattını bizzat döşeyen, evde kalan 7 bin 35 depremzedeyi kendi ilinde o dönem barındıran, halen 700 kişiyi kendi ilinde misafir eden, depremin üçüncü yılında emanet ettiğimiz buraya gözü gibi bakan Başkan Mansur Yavaş. Allah ondan razı olsun. Depremin ertesi günü ‘Bana ne düşüyor?’ diye buraya koştu. ‘Sana Kahramanmaraş’ dediler. O günün Yerel Yönetimlerden Sorumlusu Sayın Seyit Torun, şimdi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde, Gölge Kabinemizde. Ve ondan sonra bu göreve gelen Gökan Zeybek. O gün bugün Mansur Yavaş Kahramanmaraş’ta kimin, neye ihtiyacı olsa bir belediyenin gücü, imkanları dahilinde yapılanı, yapılamayacağı yaptı. Ben partinin Genel Başkanı olarak hepiniz adına ona bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Erdoğan’a da diyorum ki; kadir kıymet bilmezsin, hatır bilmezsin. Partiyi 33 arkadaş kurdu. 31’inin defterini dürdü, biriyle selamı yok. Asla ve asla dönüp de olan bir şeye bir saygı duymak, bir şey yok. Ama hiç olmazsa 28 bin 521 personel, kimi bir hafta 10 gün, biri bir ay, kimi üç ay, kimi altı ay, burada depremzede ne haldeyse o halde durup, kimi ilk traşı 15 gün sonra olup, kimi ne zaman seyyar duşlar geldi, bütün konteyner kent, bütün çadır kent yararlandı, onlardan sonra suya kavuşup, burada can siperhane gayret gösterdiler. Her görüşten insan var onların içinde. Bir belediyede bir görüşten insan yok ki, her görüşten insan var. Allah hepsinden razı olsun. Bunu inkar ettin ya, kul hakkına giriyorsun. Kul hakkına giriyorsun.

KAÇAN MÜTEAHHİTİN PEŞİNDELER

Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim. Bugün sabahki toplantıda bence birçok şey dinledik ama Hatay’da Adalet Peşinde Platformu var. İlk duyunca bekliyorsun zaten. Depremde ölmüş insanlar, hayatlarını kaybetmişler. Acılı aileleri bir araya gelmiş. Müteahhit kaçmış, onun peşinde. Kamu görevlisinin kusuru var. Yargılanma izni vermemiş. Onun peşinde. Efendim devletin kusurunu her binaya yüzde 25 yazıyorlar, maksat ödenecek tazminatı küçültmek. Ona itiraz ediyor. Bunların hepsini söylemişler, hepsini yaptılar, hepsini anlattılar. Ama öyle güzel bir şey söyledi ki; ‘Bizim bu vakitten sonra işimiz geçmişle, kayıplarımızla, yaşadığımız acılarımızla değil. Onları içimize gömdük, şuramızda’ diyor. ‘Ama davetim herkese. Sorumluluğu herkes alsın. Geleceğe dönük ne yapacaksa herkes sorumluluğunu bilsin ve üstlensin. Geçmişteki acıları yaşadık ve içimize gömdük. Bir daha böyle acıyı gelecekte kimse yaşamasın. Biz bunun için bir aradayız’ diyor. Hem kayıplarının hem de bu yüce gönüllü insanların ferasetinin önünde saygıyla eğiliyorum.

BU ZULMÜ HAK ETMEDİ

Şimdi dedim ya, ‘haksızlık, kul hakkı.’ Güya mangalda kül bırakmıyorlar. Kul hakkını ben bir kere söylesem, onlar 50 kere söylüyorlar. Ama geçen sene gelmişim buraya. 6 Şubat depreminin ikinci yılına. İl başkanımız, milletvekilimiz ‘Elbistan’da bir anma yapacağız’ dedi, gittik. Anma programından sonra dün Gaziantep’te mevlit okutmuştuk. Geçen sene de 6 Şubat günü Elbistan’da bir mevlit okuttuk. Mevlidi çok da güzel okudu, teşekkür ettim, harika bir dua yaptı. Hepimizi duygulandırdı. Elbistan Müftülüğü’ndenAbdullah Hoca okudu. Abdullah Hoca’ya ertesi gün surat asmışlar. ‘Senin orada ne işin var?’ demişler, ‘Oradan soruyorlar, buradan soruyorlar’ demişler. En son buraya geleceğim tekrar belli oldu. 23 Ocak günü Abdullah Hoca’yı Elbistan Müftülüğü görevinden almışlar, Kahramanmaraş Müftülüğü’ne bağlamışlar. Hızlı arabayla 1 saat 15 dakika, toplu taşıma ile 2 saat. Karı var, kışı var, buzu var. Abdullah Hoca’ya had bildiriyorlar. ‘Sen nasıl olur da Özgür Özel’in katıldığı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin mevlid okuttuğu yerde gider mevlid okursun, dua yaparsın?’ Buradan Abdullah Hoca’yı alanlara, sürenlere diyorum: Abdullah Hoca bu zulmü hak eden bir şey yapmadı. Siz ne devlet, millet ayrımı bıraktınız. Ne parti, devlet ayrımı bıraktınız. Bırak acı günde, bırak ibadette, bırak cenazede, bırak mevlidde, bunları bırak. İyi gününüzü, en güzel gününüzü partiyle devleti, devleti partiyle iç içe yaşıyorsunuz. Ülkenin başındaki Cumhurbaşkanı sabah aynı kalemle il başkanı atıyor, öğleden sonra aynı mürekkeple o ile vali atıyor. Adalet Bakanı alıyor eline cep telefonunu, bir yanında AK Parti’nin Grup Başkanı, bir tarafında Adalet Komisyonu Başkanı, arkadan HSK Başkanvekili, vali bir yerde, AK Parti il başkanı onun kolunda, kar altında zevki sefa yapıyorlar. Bu kadar insan ölmüş. Elbistan’a gitmişiz. ‘Bir dua okur musun?’ demişiz. Abdullah Hoca gelmiş, bir Kur’an okumuş, bir dua okumuş. Onu ‘Sen siyasi partinin liderinin yanına nasıl varırsın?’ diye görevden alıyor. Siz Abdullah Hoca’yı ya o göreve iade edersiniz, ya biz Abdullah Hoca’ya nasıl sahip çıkacağımızı biliriz. Günü gelince de bunun hesabını hepiniz verirsiniz. Öyle kimse sahipsiz değil.

YAZ BOYU ATMADIKLARI İFTİRA KALMADI

Son sözlerim şu olsun. Bunların kul hakkı konusunda yapmayacakları yok. Hocaya bunu yapıyor adam, müftülüğün hocasına yapıyor. Yaz boyunca Ekrem Başkan hakkında, onun değerli çalışma arkadaşları hakkında atmadıkları iftira kalmadı. ‘Yolsuz’ dediler, ‘hırsız’ dediler. Efendim jammerolan çantalara ‘Para dolu’ dediler. Efendim ‘İBB’nin parkesinin altında 2 milyon Euro para çıktı. Videosu var’ dediler. ‘Ekrem Başkan toplantıdan para dolu çantalarla çıktı, videosu var’ dediler. ‘Bin 200 cep telefonu’ dediler. Hiçbirisi çıkmadı. Birinin kanıtı çıkmadığı gibi yalan olduğu çıktı. İddianamede bir satır bile geçmedi. Bütün yaz boyunca hırsız, yolsuz, rüşvet, ihale, yetmedi ve sonra yeni bir soruşturma. ‘Ajan’ dediler. Yetmedi şimdi bir uçak icat ettiler. ‘Uçağa o indi, bu bindi. O oldu, bu oldu’ diye insanların aile düzenlerini bozmak için, karıyla kocanın arasına nifak sokmak için yalan attılar. Bunun iki odağı var. Bir tanesi yandaş medya. Bir tanesi de eski FETÖ’cülerin oluşturduğu ekiplerle sosyal medyada haysiyet suikastları yapanlar. Bunların başında eskiden FETÖ’cülerle uçarken bir grupla uçuyordu. Şimdi FETÖ’cüler güya yok, başka bir grupla uçuyor. İki uçakta ortak bir adam var. Kim? Fettah Tamince. FETÖ’nün en aşağıdaki, devlete girmek için KPSS’de FETÖ’nün dershanesine gitmiş adamı attılar. ‘Efendim, sen de bir bağış yap, birlikte kurban keseceğiz’ diye makbuz kestikleri adamı attılar. Dairenin sahibi ‘Kirayı şu bankaya yatır’ dedi. Bank Asya çıktı. Adamı memuriyetten attılar. Okulda terfi etmek için ‘Bu sendikaya gireceğiz’ dediler, o sendikaya gireni memuriyetten attılar. FETÖ’nün bütün ihalelerini toplayan, bütün işlerini yapan adamı baş köşede oturtuyorlar. Geçen sene bu kişinin otelinde, Antalya’da, bir çocuk turizm okuyor. Otelde çalışırken, oradaki bir çocuğun babası 14 yıldır bağırıyor. Burak Oğraş için. ‘Oğlum görmemesi gereken bir şey gördü. Oğlumu tepeden boş havuza attılar.’ Diyorlar ki, adam buna inanıyor. Otel Rixos. Fettah Tamince’nin. O geceki nöbetçi savcıyı buldu bana getirdi babası. Adam diyor ki ‘Olamaz. Bir çocuk oradan oraya atlayamaz. Ben tutanağı tutarken gördüm. Bunu birisi öldürmüş. Gitmişler oraya atmışlar’ diyor. Ama o dönem FETÖ’nün başsavcısı, bilmem nesi kovuşturmaya gerek yoktur filan. Bu adam 14 yıldır bağırıyor. ‘Göremeyeceği bir şeyi gördü’ diye. Şimdi Epsteinbelgeleri çıktı. Oradan bu trol ordularına bizim arkadaşlarımıza haysiyet suikast yaptıran Erdoğan da diyor ya ‘Milletin parasıyla…’ Bir şey kastediyor. Bir yalanı kastediyor. Bu kişinin oteline o Epstein’ın geldikleri, orada 18 yaşından küçük kızları eğittikleri, oradan yurt dışına götürdükleri - getirdikleri, bu adamın onlarla iç dışlı olduğu ortaya çıkıyor. Bak, dur daha Allah nasıl bunları tarih yönünde mahcup edecek. Dur.

HER ÜLKEDE BELİRLE ADAMLARI VAR

Uçak yalanını, oturmuş sabah - akşam attılar ya. Uçağın sahibi AK Partili çıktı. Kiralayan AK Partili çıktı, ‘Hayatta Reis’ten sapmayız. Ekrem’e selam vermeyiz, ona uçak -muçak kiralamadık’ dedi. Uçakta gezen AK Partili, iş ortağı AK Parti’nin bir önceki İstanbul İl Başkanı çıktı. O uçakla bizim alakamızın olmadığı çıktı. Bunu sabah akşam konuşan TGRT‘nin sahibinin Epstein belgelerinde adı çıktı. Haydi bakalım. Haydi bakalım. Ey Mücahit Ören, bu Epstein böyle bir çıkar grubu. Her ülkede belli adamları var. Para, pul, ilişki... Ayrıca rezaletin bini bir para... Pedofili, taciz bilmem ne falan... Bu Mücahit Ören şimdi diyor ki, ‘Evet. Ben ona mail attım. Ama o manada atmadım.’ ‘Beni içinize alın’ diyor. ‘Ben de sizin halkınız olayım’ diyor. ‘Türkiye ayağınız olayım’ diyor. Bu Epstein’in has adamına. Bak, bak, bak. Attığı şeye bak. ‘Yanlış anlamayın, başka şeye çekmeyin’ diyor. ‘Daha terbiyesiz olmak için senden çok şey öğrenmeliyim’ yazmış. Mücahit Ören, şimdi yaz boyunca olmayan uçağı bizim yapan, bize kiralayan, içinde kızlarla bilmem ne olduğu haberlerini yaptıran, yaptıran, yaptıran, iftira attıran, kul hakkına giren şimdi Epstein belgesine girmiş. Paralıyor kendini. ‘Yaptım ama o manada yazmadım. O uçağa binmedim.’ Ona da baktırıyorum. ‘Ama Türkiye’den giden, gelen küçük çocuklarla alakam yok. Ben onlarla ticari ilişki kurmak istedim.’ Herkes layığını bulur, layığını. Layığını bulacaksın iftiracı, layığını bulacaksın. Yaz boyunca haysiyetimizle oynayacaksın, kul hakkına gireceksin, bizim dua okuttuğumuz hocayı oradan oraya süreceksin, 22 bin tane belediye çalışanı burada canını ortaya koymuş, ‘Gelmediniz, hiç yoktunuz’ diyeceksin. Mansur Başkan bütün yükü sırtlanmış Maraş‘ta, görmeyeceksin. Ekrem Başkan Hatay’ı ayağa kaldırmak için canını dişine takmış. İçeri atmış, görmeyeceksin. Bu kadar kul hakkı yiyeceksin. Sonra, ‘Hakkıma girmeyin.’ Hakkınıza girmeyiz. Niye biliyor musun? Sizin kadar vicdansız değiliz. Sizin kadar ahlaksız değiliz. Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum. Kimse enseyi karartmasın ve moralini bozmasın. ‘Efendim, bunlar gitmezler.’ Nasıl gitmezler? Geçen seçimlerden önce de bunlar seçim kaybetmiyordu. Yenilmez armadaydı bunlar. Her seçimi onlar kazanıyordu.

İKTİDAR OLACAĞIZ

Aday olduğumuz ilk gün söyledim. ‘Girdiğimiz her seçimden birinci parti çıkacağız, seçimi kaybettiğim gün iktidarı bırakacağım’ diye. Buradan Kahramanmaraş’tan söylüyorum. Türkiye’yi yönetecek en iyi kadrolar bizdedir. En dürüst kadrolar bizdedir. En liyakatli isimler bizdedir. İnancımız, kararlılığımız, gençliğimiz, enerjimiz tamamdır. Birileri yorulmuştur, tükenmiştir, söylediği sözleri yerine getirememektedir. Artık bundan sonra sözünün arkasında duramamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi, 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra da sizin için dimdik ayaktadır ve iktidar olacağız, Maraş‘ı da Türkiye’yi de ayağa kaldıracağız. Tüm kadrolarımızla, Belediye Başkanlarımızla, canım Grubumuzla, Parti Meclisi üyelerimizle emre amadeyiz, emre. Vaziyet bu haldeyse, vazife iktidar olmaktadır. Emrinize amadeyiz, emrinize. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel:Vaziyet bu haldeyse vazife iktidar olmaktadır - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 15:54:56 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozelvaziyet-bu-haldeyse-vazife-iktidar-olmaktadir-191116-20260203.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozelvaziyet-bu-haldeyse-vazife-iktidar-olmaktadir-191116-20260203.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozelvaziyet-bu-haldeyse-vazife-iktidar-olmaktadir-191116-20260203.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Uğur Mumcu cinayetinde çekilmeyen tuğlalardan halen karşımızda bir duvar örülüdür]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-ugur-mumcu-cinayetinde-cekilmeyen-tuglalardan-halen-karsimizda-bir-duvar-oruludur-2354.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-ugur-mumcu-cinayetinde-cekilmeyen-tuglalardan-halen-karsimizda-bir-duvar-oruludur-2354.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, katledilişinin 33. yılında araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’yu anma törenine katıldı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Burada konuşan Özgür Özel, “Arkadaşlar 33 yıllık bitmeyen bir acının, yüreğimizde sönmeyen bir ateşin yıldönümündeyiz. Uğur Mumcu’nun katledildiği yerde, katledildiği sokakta onun hatırası önünde bir kez daha eğilerek ve yüreğimizde hiç sönmeyen o bir mumun acısını hissederek kendisini bir kez daha andık. Aynı tarih aynı zamanda Gaffar&nbsp;Okkan’ın&nbsp;ölüm yıldönümüdür. Aynı zamanda İsmail Cem’in ölüm yıldönümüdür. Her üçüne de Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.&nbsp;

Özel, şöyle devam etti:

‘BİR TUĞLA ÇEKERSEK DUVAR YIKILIR’ DEMİŞLERDİ

Uğur Mumcu cinayeti, Türkiye siyasi tarihinin en karanlık sayfalarından bir tanesidir. Bir kısmı aralanır gibi olmuş ama dönemin bakanlarının tabiriyle ‘Bir tuğla çekersek bütün duvar yıkılır’ demişlerdir. O çekilmeyen tuğlalardan halen daha karşımızda bir duvar örülüdür. Maalesef bu iktidar döneminde de bu tuğlaları sökmeye kimse niyetlenmediği gibi yeni&nbsp;yeni&nbsp;duvarlar ördüler. Bu duvarların hepsini yıkmaya, o tuğlaların hepsini tuzla buz etmeye ve Uğur Mumcu’nun bir gün aziz hatırasının önüne hem geçmişteki bütün karanlık olaylar, hem de bundan sonra bu tür karanlık olayların, bu tip kara düzenlerin devam etmediği bir iktidar gününde burada olmayı ümit ediyoruz. Onun için de var gücümüzde çalışmaya devam ediyoruz. Şimdi ben buradan Yalova’ya, Yalova’daki eylemimize gidiyorum. Hepinize teşekkür ederim.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Uğur Mumcu cinayetinde çekilmeyen tuğlalardan halen karşımızda bir duvar örülüdür - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 13:59:26 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-ugur-mumcu-cinayetinde-cekilmeyen-tuglalardan-halen-karsimizda-bir-duvar-oruludur-170319-20260124.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-ugur-mumcu-cinayetinde-cekilmeyen-tuglalardan-halen-karsimizda-bir-duvar-oruludur-170319-20260124.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-ugur-mumcu-cinayetinde-cekilmeyen-tuglalardan-halen-karsimizda-bir-duvar-oruludur-170319-20260124.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Emekliye sahip çıkacağız]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-emekliye-sahip-cikacagiz-2346.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-emekliye-sahip-cikacagiz-2346.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “Değerli milletvekillerimiz, grubumuzun Türkiye’nin dört bir yanından gelen kıymetli konukları, televizyonlarından bizi izleyenler, radyolarından dinleyenler, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ile selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi.&nbsp;

Özel şöyle devam etti:

HATAY’DA İNFİAL OLUŞTU

Geçen hafta konuştuğumuz, sözleştiğimiz, söz verdiğimiz gibi hep birlikte yoğun bir hafta geçirdik. 81’inci eylemimizde çarşamba akşamı Beşiktaş’ta muhteşem bir kalabalıkla beraberdik. O sırada ve tüm hafta boyunca, şu an dahi Meclis Genel Kurulu kapalı olduğu her dakika Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbette, emekliler için adalet nöbetindeler. Hafta sonu deprem bölgesinde, Hatay’daydık. Aslında 1-7 Şubat arası, depremin olduğu hafta deprem bölgesinde olacağız. Bütün milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımızla beraber hep birlikte bölgede olacağız. Ben de bölgede olacağım. Hatay’da bir miting yapmak, nisan ayı için planladığımız bir durumdu. Ancak Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesine gitmesi, orada söyledikleri - söylemedikleri, yaptıkları - yapmadıklarıyla Hatay’da büyük bir infial oluştu. Değerli üç milletvekilimiz, il örgütümüz, Hatay halkının Hatay’da bir miting istediğini söylediler. Dedik, ‘Hava soğuk.’ Dediler, ‘Olsun.’ ‘Yağmur varmış.’ Dediler, ‘Olsun. Mutlaka Genel Başkanımızın doğruları konuşmak ve Hatay’ın duygularına ses&nbsp;olmak için burada bir&nbsp;mitingte&nbsp;olması lazım.’ Biz de kalktık, geçtiğimiz cumartesi günü Hatay’a gittik. Özetle durum şu… Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili şöyle bir muradı var: Deprem bölgesinde tüm sorunlar çözülmüş. Tüm sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş. Kimsenin derdi, tasası, endişesi, isyanı yokmuş ve buna bölge ses çıkarmasın, geri kalan 70 il de buna inansın. Bu da Erdoğan’ın hanesine olumlu yazsın. Bütün hesap bu. Bunun için deprem haftasında gidip de Hatay’da insanların içinde olmak yerine, deprem gününe özel bir program yapmış ve Hatay’a önceden gidip işte en çok Hataylıları isyan ettiren… Çevre illerden oraya insanları getirip, devlet memurlarını zorlayıp… Aylar, yıllar sonra söylüyoruz, meydana çıkıp&nbsp;drone’lar&nbsp;uçuruyorlar.&nbsp;Drone’dan&nbsp;bakıyorsun; bina bitmiş.&nbsp;Drone&nbsp;aşağıya iniyor, bir bakıyorsun; branda gerilmiş. Yapılanları, taş üstüne taş koyanları takdir etmek lazım. Ama öyle bir dil tutturuyor ki ‘kendileri her şeyi tam yapmış ve kendileri dışında kimse de deprem bölgesine gitmemiş.’ Hatta utanmadan, sıkılmadan açık açık şunları söyledi. Dedi ki ‘Muhalefet enkazda yoktu. İnşa aşamasında yoktu. Taş üstüne taş koymadılar. Deprem turisti olarak geldiler. Bir gittiler ve Hatay’a, deprem bölgesine uğramadılar.’ İsyanın en büyük sebeplerinden bir tanesi de bu.

45 GÜNLÜK KOORDİNASYON YAPTIK

Deprem günü Sayın İsmail&nbsp;Küçükkaya’nın&nbsp;Halk TV’de konuğu olacağım. Şimdiki Malatya il başkanımızın telefonuyla uyandım. Uyandırabildiğim herkesi uyandırıp, programı iptal edip Ankara’ya doğru yola çıktım. Cumhuriyet Halk Partisi grubunun, grup başkanvekillerimizle birlikte, Engin Altay ve Engin&nbsp;Özkoç&nbsp;ile birlikte ‘Ne yapalım? Ankara’da bir koordinasyon toplantısı yapalım ama gruba zaman kaybettirmeyelim’ dedik. Hepsinin cep telefonunda hala durur. Merak eden basın mensubu sorsun, geçen dönem milletvekilleri göstersin. Sabah 09.21’de; ‘Tüm milletvekilleri, bulabildikleri ilk vasıtayla deprem bölgesine intikal etsinler. Açık havaalanı, Adana Havaalanı’dır. Hava yolunu tercih edecekler Adana Havalimanı’na gitsinler.’ Adana örgütüne, Adana milletvekillerini 10’ar, 10’ar grupladık. Her inen milletvekilinin hangi ile yollanacağı belli. 10 ile inen milletvekillerini dağıtmaya başladık. Pazartesi günü bölgenin milletvekilleri dışında öğle saatlerinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri bölgeye intikal etmeye başladılar. Salı günü öğlen 123 milletvekiliyle eş zamanlı değerlendirme toplantısı yaptık biz orada. Eş zamanlı, yani herkes bulunduğu bölgedeki 8, 9, 10 arkadaşıyla telefon imkanıyla,&nbsp;onlinegörüntü imkanı olanlar onunla. Değerlendirme ve koordinasyon toplantısı yaptık. 45 gün bu kardeşinizle üç grup başkanvekili bölgede koordinasyon yaptı. Rotasyonlu olarak bütün iller bizler tarafından bölüşüldü. Her ilin sabit milletvekilleri o ilde Cumhuriyet Halk Partisi’nin gayretini, emeğini, hüznünü ve oraya yapacağı katkıların karınca kararınca koordinasyonunu gerçekleştirdiler.

UTANMADAN, SIKILMADAN KONUŞUYORLAR

Boşuna mı? Ya şöyle bir düşünün; Adıyaman Belediye Başkanı, o dönemin Adıyaman’daki tek CHP milletvekili. Aday belirlemek için ekip yolladık. ‘Adıyaman kararını vermiş’ dediler. Türkçe, Kürtçe bağırıyorlar ‘Abdurrahman, Abdurrahman’ diye.&nbsp;Adıyaman gibi yerde CHP’nin yüzde 50’den fazla oyla belediye başkanı seçilmesi, deprem turistliğinden kaynaklanıyor olabilir mi? Malatya’da 10 ay önce yüzde 19 oy almışken, liste başı milletvekili Veli&nbsp;Ağbaba’yken, 10 ay sonra yapılan ankette, hata sanıp anketi yenileyip, seçimde Veli&nbsp;Ağbaba’nın&nbsp;yüzde 38 oy alması depreme turist gibi&nbsp;gidip bir bakıp ayrılmasıyla mı olur?&nbsp;Bütün Türkiye’den koordine edilen yardımları kendi elleriyle bizzat dağıtımına eşlik etmesiyle mi olur? Bakmayın Hatay’da bizim hatamızdan çeşitli yamukluklardan, seçim gününde yapılan rezilliklerden, 2 bin 500 oy farkla kıl payı kaybetmişiz. Utanmadan, sıkılmadan konuşanlara söylüyorum. Biz bunu başka zamanda çıkıp da öyle teker teker… Üstümüze düştü, yaptık. ‘Bölgeye selam vermediler’ diyen Erdoğan’a söylüyorum. Erdoğan’ın ona oy veren seçmenlerine, buna tanıklık eden deprem bölgesindeki namuslu, onurlu, vicdanlı ve haysiyetli insanlara söylüyorum. Toplamda 9 bin 600 araç, 28 bin 500 personelle 60 gün boyunca bölgedeydik. 7 bin 200 TIR, dört uçak, altı gemi gıdadan sağlık malzemesine, çadırdan sobaya kadar bölgeye yardım ulaştırdık. 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, üç milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı soba, 50 bin çadır, bin 810 konteyner ulaştırdık bölgeye. Rakamlar&nbsp;AFAD’dan. Merak eden gider. AFAD koordine etti bunları. İlk günler dedi ki AFAD ‘Bilmeden yardım yapmayın. Doğru bir koordinasyon kuralım.’ Hatay için sorduğunuzda; Hatay özelinde 4 bin 65 araç, 14 bin 63 personel, 3 bin 246 TIR, 85 mobil mutfak, altı mobil fırın, 25 ikram aracı… İnanmayan gelsin, bir milletvekili versin. Ben de vereyim Hatay milletvekilini yanına. Örneğin altı mobil fırın hangi mahalleye kuruldu, gösterelim. Ahaliye soralım ‘Var mıydı, yok muydu?’ 20 bin çadır, 893 konteyner, bin 188 jeneratör, 897 mobil tuvalet ve duş… ‘Taş üstüne taş koymadılar, gelip selam vermediler.’ Bunu Türkiye’ye söylüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bunu Hatay’da söyleyince infial olması şundan; gördüğüne yalan atıldığı için, bildiği&nbsp;inkar&nbsp;edildiği için çıldırıyor Hatay. ‘Bu kadarı da olmaz’ diye.

ADAYA GİDİP ‘RÖNTGENDEYDİM’ DİYEN BU AHLAKI GÖSTERİYOR

Bir taraftan depremin ilk üç günü Cumhuriyet Halk Partililer depremde enkaz çıkarma sırasında yokmuş.&nbsp;Yaylakonak’agittim, Adıyaman&nbsp;Yaylakonak’a&nbsp;o 60 günün içinde bir gün. Dediler ki ‘Sabah 04.50’de Vahap&nbsp;Seçer’i&nbsp;aradık.’ ‘Adana, Zeydan&nbsp;Karalar’ı&nbsp;aradım’ dedi Başkan. Zeydan Bey demiş ki ‘Adana da yıkıldı, Vahap’ı ara.’ ‘Vahap&nbsp;Seçer’i&nbsp;aradım.’ ‘Anladım Başkanım’ dedi, kapattı’ diyor. Öğlen 11.00’de 15-16 kişilik arama kurtarma timi geldi, çadırını kurdu. Saat 13.00’te arama kurtarmaya başladı Mersin Büyükşehir Belediyesi. ‘Yaylakonak’ta&nbsp;kim çıktıysa onlar çıkardı’ diyor. ‘Çorbayı ilk onlardan içtik. Yemeği Adıyaman’da pişirdiler, buraya yolladılar. Isıttık, evlere dağıttık’ diyor. ‘Ekrem İmamoğlu, 54 metrelik köprümüzü yaptı’ diyor. Adıyaman’ın&nbsp;Yaylakonak&nbsp;Belde Belediyesi bu. ‘20 kilometre asfalt yolumuzu yaptı İBB’ diyor. Dön, bak. Şimdi deprem bölgesine giderken bütün arkadaşların elinde; ‘Hangi belediyemiz nereye, ne yapmış?’ onunla gideceğiz. Niye? Çünkü böyle Genel Başkan’ın şöyle Hatay Milletvekili var bir tane; siyasi hokkabaz. Adaya yolluyorlar, ‘Röntgendeyim’ diyor. Gitti yerde varlığı, yokluğu belli değil. Demişler ki ‘AK Parti’den birini yollayacağız; hem adaya gidecek, hem gittiğini&nbsp;inkaredecek.’ Bu hokkabazlığı yapabilecek bir kişi var, onu yolladılar. O diyor ki ‘Özgür Bey algı operasyonu yapmayın, Hatay’da hiç yoktunuz.’ Senin gibi gittiği adaya ‘Devlet hastanesinde röntgendeyim’ diyen adam, bu ahlakı gösteriyor. O yüzden bundan önce hiç öyle bir niyetimiz yoktu; bölgeye gidelim de yaptığımızı anlatalım. Ama madem yaptığımızı&nbsp;inkar&nbsp;ediyorlar, madem Hatay bu kadar isyan ediyor… Ben Hatay’a gidene kadar infialin bu boyutta olduğunu bilmiyordum. Herkes ‘Yapmadıklarını yapmış gibi gösteriyorlar, sizin yaptığınızı&nbsp;inkar&nbsp;ediyorlar’ diyor. Onun için Sayın Erdoğan eğer yüreği yetiyorsa, 6 Şubat günü istiyorsa Hatay’ı birlikte dolaşalım. ‘Ben varım’ desin,&nbsp;birlikte gidelim. Sayın Erdoğan’a söylüyorum. Oradaki törene bir şey yok. İttifak ortağınla birlikte Osmaniye’deki töreni yap.&nbsp; Ardından gel, birlikte gidelim, Hatay’ın sokaklarını gezelim. Ben sana Hatay’a ne yaptığımızı ya da 10 ilde ne yaptığımızı anlatayım. Sen de milletin gözünün içine bak,&nbsp;inkar&nbsp;et bakalım. Var mısın? Var mı cesaretin?”

BUNLARI SOR BAKALIM DEPREM BÖLGESİNDE

İktidar olmakla&nbsp;sahtekar&nbsp;olmak başka şeylerdir. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı her türlü eleştiriyi alabilir, her türlü icraatı yapabilir ama muhalefete karşı&nbsp;sahtekarlık&nbsp;yapamaz. Ne diyorum? Duymamam gerekeni duyarsam duyman gerektiğini duyarsın kardeşim. Sen yalan attın burada. Şimdi sor bakalım deprem bölgesine; depremde vatandaşlar günlerce enkaz altında ‘Sesimi duyan var mı?’ derken, tam donanımlı Türk ordusu üç gün sahaya çıktı mı, çıkmadı mı? ‘Ordu çıksın’ çağrıları sosyal medyada üç gün yükseliyorken senin saraydaki&nbsp;çok bilmiş&nbsp;danışmanların sana ‘Orduyu dışarı çıkarmak kolay, kışlaya geri sokmak zor’ deyip o şartlarda bile ‘Aman ha darbe,&nbsp;marbe’ korkusunu yükseltiyorlar mıydı, yükseltmiyorlar mıydı? Millet sokaktayken Kızılay parayla çadır sattı mı, satmadı mı? Sen 1999 depreminde üçüncü gün Kocaeli’nde deprem çadırı sırasını gösterip, 1999’dan sonra yapılan seçimlerde; ‘Üç gün oldu millet çadır sırasındaydı’ dedin de Hatay’da, Kahramanmaraş’ta 33’üncü gün… Bak ‘Üç’ dedin ya rahmetlinin arkasından, 33’üncü gün halen daha çadır sırası bekleyen var mıydı, yok muydu? Vallahi arkadaşlar siz ‘Vardı’ diyorsunuz ya, ben bunu Hatay’da söyledim ve 10 bin kişi birden ‘Vardı’ diye bağırdı. Adamların ondan içi yanıyor. Olanı biliyorlar, yalanı görüyorlar. Yardım bekleyen vatandaşa, deprem altındaki cep telefonuna IBAN attın mı, atmadın mı para toplamak için? Dünya kadar deprem vergisi topladın, oraları depreme hazır edemedin. Sonrasında dünya kadar yardım toplandın, göçük altındaki depremzededen bile IBAN ile para istedin. Şimdi bunlar unutulmuş, beyefendi kendi çıkmış meydana. O süreç, o şaşkınlık, üç gündeki o büyük kayıplardan mesul değilmiş gibi çıkmış, ‘Her şeyi ben yaptım, başka kimse bir şey yapmadı.’ Böyle demese ‘Büyük felaket, artısı ve eksisi var, bilmem ne’ diyeceğiz.

‘OYU VERİRSENİZ BİR YIL SONRA GEÇERSİNİZ EVİNİZE’ DEDİ

Ama şunu da söyleyeyim. Ben Hatay Samandağ’daydım. Şahit, bir telefonla ulaşırsın; Uşak Belediyesi. O gün AKP’de, yanılmıyorsam da adı Ali Bey, Ali Başkan. Bir baktım çok güzel bir mutfak kurmuş. Samandağ’da canhıraş yemek dağıtıyor. Dedim ki ‘Belediye Başkanının telefonu kimde var?’ Sorumlularını çağırdılar. Onda var. Aldım ve aradım. Pardon, ben ilk önce telefonu buldum. Aradım, açmadı. Tanımıyor numarayı. Arattırdım birinin telefonundan. ‘Ali Bey ben Özgür Özel. Sizi tebrik ederim, Samandağ’dayım. Burada çok cansiperane çalışan arkadaşlar var. Şu kadar saattir uykusuzlarmış. Onları tebrik ediyorum, sana da teşekkür ediyorum’ dedim. Bizim siyasetimiz böyle siyaset. Öyle kötü günde ‘AK Parti yapmış, MHP yapmış’ olur mu? Ama diğer taraftan bakıyorsun, yapılanı&nbsp;inkar&nbsp;eden ve kendi kusurunu örten bir anlayış. Gelelim; o dönem deprem arkasından seçim geliyor.&nbsp;Yok&nbsp;efendim demişler ki ‘Bunlar bu enkazın altında kalır.’ Vallahi ben bir CHP’liden bunu duymadım. Demişiz ki ‘Bunlar bu evleri 10 yılda yapamaz.’ Ben böyle bir şey de duymadım. Benim duyduğum bir şey var. ‘Oyu verirseniz bu kardeşinize bir yıl sonra geçersiniz evinize’ dedi. Doğru mu, değil mi? Bir yıl bitti, teslim edilen konut verilen sözün yüzde 2,7’siydi. ‘O kardeşine’&nbsp;güvenen 100 kişiden 97’si ya sokaktaydı, çadırda; ya konteynerde, ya gurbette. Bir yıl daha geçti üstünde, sözlerin yüzde 30’u tutuldu. ‘O kardeşine’ güvenenlerin yüzde 70’i çadırda, konteynerde, gurbetteydi. Üç yıl geçti. 650 bin konut demişti. ‘455 bin’ verdim diyorlar ki Hatay’da onu da duydum ki anahtarı almış, daha&nbsp;subasmanıyeni çıkmış. Yine de verilen rakamı doğru kabul edelim. Verdikleri sözün yüzde 70’ini tuttular üç yılın sonunda. Algı ne? ‘‘Muhalefet yapamazsın’ dedi, biz yaptık.’ Sen ‘Bir yılda yapacağım dedin, üç yıl oldu daha yüzde 70’ini yaptın.

VERGİNİN PEŞİNE KOŞTULAR

Diğer taraftan mücbir sebebi Van’da altı yıl uyguladın, burada üçüncü yılda bitirdin. Verginin peşine koştun. Esnafa kredi veriyorsun faizle, ‘SGK borcu yoktur,&nbsp;Bağ-Kur&nbsp;borcu yoktur’&nbsp;kağıdını&nbsp;istiyorsun bir de peşine. Bir de üstüne ‘Evleri ben veririm, ben veririm.’ Bak verdiğin ev. Evleri verdi. Sordum, o günden beri cevap bekliyorum. Murat Kurum fıkra anlatsan virgülünü düzeltiyor&nbsp;tweet&nbsp;atıp. ‘Doğru söylemiyorlar’ diyor. ‘Noktalı virgül değil, nokta olacak’ diyor. Hadi Murat Kurum, hadi açıklama bekliyoruz. ‘Ev teslim edilirken bankaya&nbsp;toplam …&nbsp;TL, ... TL de yazıyla borçlandığının.’ Boş senede imza attırıyorsunuz anahtar vermeden. Bütün Hatay ‘evet’ diyor, bütün bölge ‘evet’ diyor. Boş senede imza attırıyor musun, attırmıyor musun? İkinci husus, buna esas cevap ver. Bunu herkes biliyor. Normalde Afet Kanunu gereği afet evlerinden faiz alınmaz. Dördüncü madde, ‘Akdi faiz, vergi ve masraflar. Yüzde&nbsp;….&nbsp;oranında faiz ödemeyi, bankaya olan&nbsp;borcun ...&nbsp;yıl&nbsp;vadeli olduğunu kabul ediyor, taksitlerini vadesi ile birlikte ödemeyi faiziyle birlikte.’ Burada TOKİ’nin yaptığı ev var, başka şekilde yani oradaki arsayı başka yere taşıyıp yaptıkları var. Farklı türden finansmanların uygulandıkları var.&nbsp;Dükkanlar&nbsp;var. Bunu getiriyor. Sivil toplum örgütleri, barolar, kanuna göre faiz olmaz diye uyarıyor. Vatandaşa TOKİ ev yapmış, verecek. Avukat demiş ki ‘Buradaki faize tire çek’, ‘Tire çektim’ diyor aldı, ‘Hadi kardeşim git.’ Ne oldu? ‘Boş imzalamazsan veremiyoruz anahtarı.’&nbsp;....&nbsp;yıl, oraya kaç yıl olduğunu yazın. Yazmazlar. Faizi yazın, yazmazlar. Sıfır yazalım, yazmazlar. Soruyoruz; faizin alınmayacağını&nbsp;inkar&nbsp;edin. Çünkü bu özel hukuk sözleşmesi yerine geçiyor. Bazı tür evlerde almayıp, farklı tür evlerde alacağınıza yönelik hukukçular uyarıyor. Buna tire çekene evini vermiyorsunuz, önünden çekiyorsunuz bunu. Ondan sonra çıkmış bize ‘Efendim biz deprem bölgesinde şöyleyiz, böyleyiz.’ Siz deprem bölgesinde o gün yaptığınızla yetersiz, başkalarının yaptığıyla&nbsp;inkarcı, bu yaptığınızla da hadsizsiniz, hadsiz. Sayın Erdoğan’a açıkça sesleniyorum. TOKİ konutları, rezerv alanlara yapılan konutlar, esnafın işyerlerinden ne kadar ücret isteneceğini ilan edin. Bu ödemelerin hiçbirine faiz ya da TÜFE artışı alamayacağını açıklayın. Bu cümleyi Hatay’da kurdum. O günden bugüne büyük bir sessizlik var. Nerede ne söylesek bir ordu&nbsp;gibi,&nbsp;ki çok memnunum bundan. Gidip bir miting yapıyorsun, 210 tane&nbsp;tweet&nbsp;atıyorlar. Atmayan 50 kişiyi de çaldırıyorlar, ‘Abi atmamışsın, İletişim Başkanlığı bize soruyor.’ Bütün AK Parti milletvekillerine söylüyorum. Ne dediler bu sefer? Faiz işine girmeyin mi? İletişim Başkanlığı bu konuya bulaşmayın mı? Aman partiyi, devleti bağlayacak bir söz söylemeyin mi? O yüzden kimin ne durumda olduğunu görüyoruz.

YÜREĞİMİZ YANMAYA DEVAM EDİYOR

Maalesef tatsız bir konu, çok yakıcı bir konu daha. Yarın&nbsp;Kartalkaya’da&nbsp;içimize düşen acının birinci yılı dolacak.&nbsp;Kartalkaya’da&nbsp;36’sı çocuk, 78 kişi feci şekilde yanarak&nbsp;hayatını kaybetti. O günden bugüne hepimizin yüreği yanmaya devam ediyor. Ama hiç şüphesiz adalet bekleyen ailelerin yüreği yanıyor. Kayıplara bir kez daha Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır diliyoruz. Tabii bu bir kaza değil, denetimsizlik ve ihmalin ağır bir sonucu. Giden canların hesabının sorulması, bir daha aynı acıların yaşanmaması için tam olarak adaletin tesis edilmesi gerekiyor. Bir yıl boyunca bu konuda samimiyetle uğraştık, takip ettik, takip etmeye de devam ediyoruz. Ancak biliyorsunuz ki ilk önce mahkeme Bolu’dan, Bolu’yu bilen, işini bilen yedi bilirkişiden oluşan bir bilirkişi heyeti hazırladı. Onlara üç gün süre verdiler. Bilirkişi heyeti göreve başlarken fotoğraflarla başladı, tutanaklarla görev yaptı. En sonunda raporunu yazdı. Raporda doğrudan, öyle olduğu gibi kapısında bu kadar yazdığı gibi, kanunlarda fasikül&nbsp;fasikül&nbsp;yazdığı gibi sorumluluğun Kültür ve Turizm Bakanlığında olduğu yazıyordu. Bilirkişi raporunu teslim almadılar arkadaşlar. Ankara’dan telefonlar geldi, ‘O raporu geri alın, Kültür Bakanlığını çizin, yerine Bolu Belediyesi yazın.’ Bunun üzerine o yedi bilirkişi bunu yapamayacaklarını, kanunun açık olduğunu söyledi. Önce bilirkişiye ‘korsan’ dediler. Daha sonra ‘İlave atadık’ dediler. Sonra eski bilirkişinin raporunu görmezden gelip, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden seçtikleri bir bilirkişiye yazdırdılar. Oraya bir takım ilaveler, çıkarmalar. Sonra da Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerine soruşturma izni vermediler. Geçen gün diyor ki biri, ‘Verildi.’ Şöyle verildi arkadaşlar. Bakan vermedi, direndi. Mahkemeye gidildi. Mahkeme kararıyla bakanlığın soruşturma izni vermeme kararı, idare mahkemesinde, Danıştay’da bozuldu. Ondan sonra bu kişiler yargılanmaya başladılar.&nbsp;Peki&nbsp;kim korunuyor? Baş sorumlu korunuyor. Kim tarafından? En baş sorumlu tarafından. ‘Benim, ben’ diyen kişi. O Kültür ve Turizm Bakanı’nı atayan kişi. O mürekkebin sahibi, dolma kalemin sahibi. Böyle etrafında dönen kamerayla böyle bakan atamalarını yapan kişi, sorumluluğu kendi de üstlenmiyor, o bakana hesap vermesini sağlayacak ne yüce divan yolunu açıyorlar, ne görevden alıyorlar. Buradan açıkça söylüyoruz;&nbsp;Kartalkaya&nbsp;davasında son sorumlu yargılanıp cezasını alana kadar&nbsp;Kartalkaya&nbsp;davası Cumhuriyet Halk Partisi’nin onur davasıdır. Sonuna kadar takip edeceğiz.

MOTOKURYENİN HAKKINI YİYEN BABAM OLSA BOYKOTU YER

Geçmişte yaşanan acılardan bugüne döndüğümüzde, memleketin her köşesinde, toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Kar - kış demeden çalışan&nbsp;motokuryekardeşlerimiz var. Bu&nbsp;motokuryeler&nbsp;herhalde tabii&nbsp;pandemi&nbsp;ile birlikte 10 yıl sonra ulaşılacak rakamlara erken ulaşıldı. Ve uzaktan sipariş ve&nbsp;motokurye&nbsp;ile ulaştırma işi Türkiye’deki işsizlik ortamında bir önemli istihdam alanına dönüştü. Öyle ki öyle bir memleketiz, Milli Eğitim Bakanlığında çalışan öğretmenden çoğu, üç harfli marketlerde çalışıyor. Her alandaki üniversite mezunu, bazen de üniversite öğrencisi okuyabilmek için, geçinebilmek için&nbsp;motokuryelik&nbsp;yapıyorlar. Ve bu&nbsp;motokuryeler&nbsp;çok büyük haksızlıklarla muhatap. En başta, alıyor adamı çalıştırıyor. Performans kriteri koyuyor, yapay&nbsp;zeka&nbsp;ile güzergah belirliyor. ‘Günde 40 paketi ışık hızıyla teslim etmezsen şuradan keserim buradan yaparım.’ Yani&nbsp;adete&nbsp;onları bilgisayar desteğiyle ölüme yolluyorlar. Bazen onlara kızıyoruz trafikteki tehlikeli hareketlerinden dolayı. Ama bütün sistem, algoritmalar. Bir&nbsp;motokuryenin yapabileceğinden iki kat - üç kat fazla iş istiyorlar. Sonra da şöyle diyorlar: ‘Sen benim çalışanım değilsin ha. Sen esnafsın.&nbsp;Bağ-Kur’unu&nbsp;kendin ödeyeceksin, yani şimdiki deyimle SGK primi. Motorun bakımını sen yapacaksın, kaskını sen alacaksın, kaza yaparsan mesul olan sensin. Hastaneye&nbsp;düşersen SGK baktırırsa olur, gerisine ben karışmam. Sen esnaf kuryesin’ diyor. Ve inanılmaz bir emek sömürüsü ve güvensizlik var. Bu arkadaşların önemli bir kısmı bir şirket üzerinden uğradıkları haksızlık için eyleme gittiler, üç gündür bugün eylemin üçüncü günündeler. Normalde bu eyleme sipariş vermeme desteği yapacaktık. Sonra bir hesap yaptık. Dedik ki bu hizmet aksamazsa, bu firma üç günlük ciro kaybına razı olur.&nbsp;Motokuryenin&nbsp;varlığının önemi görülsün diye. Bir fikir de&nbsp;motokuryelerin&nbsp;hakkını yiyenlere bir boykot yapalım diye var. Şimdi&nbsp;motokuryelerinin&nbsp;beş tane talebi var. Bir; paket başına ödenen ücret şeffaf, öngörülebilir ve sabit bir yapıya kavuşturulsun. İki; teşvik sistemlerinin erişilebilir, adil, objektif&nbsp;kriterleri&nbsp;olsun. Üç; mesafe&nbsp;bazlı&nbsp;ücretlendirmeden gerçek yakıt, bakım ve zaman maliyetleri dikkate alınarak yeni bir ücretlendirme sistemine geçilsin. Olumsuz hava koşullarında ücretli izin hakkı olsun. Kar yağıyor, valilik yasaklıyor.&nbsp;Motokurye&nbsp;o gün para almıyor. Yani valiliğin yasağı&nbsp;motokuryenin&nbsp;maaşından gidiyor. İş sağlığı ve güvenliği önlemleri uygulansın. Kurye temsilcileri çalışma koşullarını ilgilendiren karar alma süreçlerine doğrudan&nbsp;dahiledilsin. Yani kuryelerin seçtikleri temsilciler&nbsp;dahil&nbsp;edilsin. O firmaya söylüyoruz: Bu üç gün boyunca boykot, bu üç gün boyunca eylem yapıldı. Sonra bu taleplerle masaya oturulacak. Bu talepleri yerine getirirsen getirirsin. Getirmezsen vallahi senin en kuvvetli müşterin bizleriz. Bizim sözümüze kıymet verenlerdir. Kafamızı bozma, senin karşında&nbsp;motokuryeninarkasında dururuz. Net söylüyorum. Sonra o geçen boykot gibi bana ‘Aslında şu firmanın babası da CHP’liydi, bilmem kim milletvekilinin torunuydu eskiden…’ Vallahi hiç gelmeyin.&nbsp;Motokuryenin&nbsp;hakkını yiyen, babamın oğlu olsa boykotu yer. Açık söylüyorum.

DEVLET BAHÇELİ ÖNERGESİNİ VERSİN, ONUN ÖNERGESİNİ GEÇİRELİM

Gelelim haftanın en önemli gündemlerinden bir tanesine. Belki en önemlisine. Toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Ancak AK Parti’nin bu sorunları çözecek artık becerisi de enerjisi de yok. Biz sorunları konuşmaya, çözüm üretmeye devam ediyoruz. Biraz önce söyledim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kıymetli grubu tam 13 gündür 7 gün- 24 saat bu yüce Meclis’te emekliler için nöbet tutuyor. Olay nasıl gelişti? Emeklilere en düşük emekli maaşı 18 bin 938 lira olacak. Hiçbir emekliye seyyanen zam verilmediği, emeklilerin açlığa ve sefalete sürüklendiği bir ücret teklif ettiler. Grup Başkanvekillerimizle hızlı bir görüşmeden sonra. ‘Peki, ne yapıyor AK Parti?’ dedim. ‘AK Parti gidiyor’ dediler. ‘Nereye gidiyor?’ ‘Vallahi eve gidiyor.’ ‘Bir düzeltme yapmayacaklar mı?’ ‘Yok yapmayacaklar.’ ‘O zaman biz gitmeyelim ve Meclis’te kalalım ve dikkatleri buraya çekelim’ dedik. Grup Başkanvekillerimiz, grubumuz sağ olsunlar büyük bir emekle, gayretle, dirayetle, ayrıca meseleyi sadece eylem yaparak değil, toplumsallaştırarak, emekliler geldi, Meclis kulislerinde 300 emekli grubumuzun nöbetçilerini ziyaret etti. Bine yakın emekli ile birlikte emekliler için onurlu yaşam toplantıları yapıldı. Oradan buraya yürüyüşler oldu. Türkiye’nin dört bir yanında yağmur altında, kar altında emekliler bu eyleme etkileşim verdiler, destek verdiler. Hep birlikte takip ettik. Bu süreç zarfında çok umut verici bir gelişme oldu. Ve o gelişme şuydu. Sayın Devlet Bahçeli çıktı ve dedi ki ‘Emeklilere verilen bu ücret, sefalet ücretidir.’ Vallahi biz ‘Bak Devlet Bahçeli sefalet ücreti dedi, işte koalisyon çatırdıyor, ittifak çöküyor’ falan demedik. Dedik ki ‘Bu bir fırsat. Farklı görüşlerimiz olabilir. Ama ilk kez CHP, DEM, Yeni Yol ve MHP’nin milletvekillerini topladığımızda emekliler azınlıkta değil çoğunlukta. Biz azınlıktayız. Ama emekliler çoğunlukta. Herkes sözünü tutarsa’ dedik.&nbsp;Ve hem bütün gruplarla görüştük hem de bu konuda en yapıcı diyaloglarla emekliler için bu işi nasıl sağlarız onu konuştuk. MHP’den de bu konuda bir yanıt bekliyorduk. Yanıt Sayın Bahçeli’den bugün geldi. Efendim en düşük emekli maaşı konusunda Cumhur İttifakı’nın içine nifak sokuyormuşum. Ne yapacakmış? Cumhuriyet Halk Partisi’nin iyileştirme önergesine oy vermeyecekmiş. Eyvallah. Hiçbir itirazım yok. Biz kendi önergemizi vereceğiz, oy veren arkadaşlarla birlikte oy veririz. DEM iyileştirme önergesi verir, ona da oy veririz. Yeni&nbsp;Yol’unönergesi olur, ona da oy veririz. Hepimiz ortaklaşırız, ona da oy veririz. Açık net söylüyorum. Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun. Değerli büyüğümüz, emeklilere bir büyüklük yapsın. İki elimizle birden destek verelim Devlet Bey. Emekli bu kadar perişan durumdayken, siz de bir yandan buna sefalet ücreti derken, ‘Efendim CHP bilmem ne.’ Ben yokum. Önergeyi sen var, biz kayıtsız şartsız senin dediğin iyileştirmeye destek vereceğiz. Bana diyor ki ‘Efendim bizim kitaplar var.’ Çok iyi. Neymiş kitap, baktım. Ailelere Gelir Desteği ve Hilal Kart Uygulaması. 2011’de Kemal Bey Aile Sigortası’nı deyiverince, MHP de onunla uyumlu Hilal Kart demişti. Eyvallah. 2015’te biz Aile Sigortası’nı revize ettik. Onlar Hilal Kart’ı revize ettiler. Bunun yanında ‘Beslenme, barınma, giyim konusunda kitaplarımız var’ diyor. Evet. Ne yapalım? O zaman şöyle yapalım. Hani&nbsp;motokuryeler&nbsp;şey yapıyor ya. Getir, verin sipariş. Devlet Bey getirsin, aile desteklerini, gelir desteğini, oy verin arkadaşlar. Devlet Bey getirsin beslenme desteği, barınma desteği, giyim - kuşam desteği, oy verelim arkadaşlar. Diyor ki ‘Ben ittifak ortağıyım.’&nbsp;Ee? ‘İktidar ortağı değilim.’ Yani şunu söylemek istiyor. ‘Ben AK Parti’nin yaptığı riskli işlerde, tepki çeken işlerde siyasi riskleri ittifak adına sigortalıyorum. Konuşuyorum ama oy vermiyorum. Sefalet devam ediyor. AK Parti’den dökülenler olursa onları toplamak için aşağıda bekliyorum.’ Böyle siyaset yok, toplayıcılık cilalı taş devrinde bitti. Aslan gibi siyaset yapacağız burada. Koyacağız ortaya önergeyi, oy veren - vermeyen belli olacak. Devlet Bey dinlersen çok iyi. Diyor ki ‘Beslenme, barınma, giyim Türklerin 100 yıllardır, bin yıllardır en temel gereksinimleridir. Türklüğün gereğidir’ diyor. Çok doğru. Çok doğru da Devlet Bey dağılan pazarlarda çürümüş sebze - meyve kovalamak yakışıyor mu Türk milletine? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine 200 liralık otellerde sefalet çekmek? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine mandıranın önünden geçememek, kasaptan gizlenmek? Torunu karne getirince halının püskülünü saymak yakışıyor mu emekliye? Yakışıyor mu Türk milletine? Vallahi Türk’e, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarına, Türkiye’de yaşayan kimseye bu sefalet ücreti yakışmıyor. Ne laflar duydum, hepiniz şahitsiniz. Birine dönüp bir şey demedik. ‘Büyüğümüzdür’ dedik, onu dedik, bunu dedik. Burada da şunu diyorum Devlet Bey’e: Devlet Bey siz burada bir büyüklük yapın Cumhuriyet Halk Partisi kayıtsız - şartsız destek versin. Ama hem sefalet ücreti deyip hem AK Parti’ye kızanların oyu ittifakta kalsın, emekliyi ezen düzen devam etsin. Bu kara düzeni değiştireceğiz Devlet Bey. Bitiyor bu kara düzen. Herkes tarafını yeniden belirleyecek. AK Parti’nin kara düzenine destek veren, AK Parti ile birlikte tarihin kara deliğine gider. Devlet aklı ne diyor bu konuda bilmem. Millet aklı bunu diyor. Emekliye sahip çıkacağız.

TASARRUFTAN ANLADIKLARI ÖĞRETMENİN KETTLE’I

Bir yandan emekliye lazım olan 650 milyar lirayı bulamıyorlar, diğer yandan dört katını faize veriyorlar. Fazlasını, yandaş&nbsp;müteahhitlerin&nbsp;vergisini siliyorlar. Bir taraftan üst&nbsp;düzey kamu görevlilerinin kiraladıkları lojman giderlerini de yüzde 230 arttırmışlar. 300 milyondan 1 milyar 24 milyon liraya çıkmış. Zavallım, garibimin infaz koruma memuru üç kişiden birine bazı şehirde, çoğu kişi de beş kişiden birine lojman var. İki odalı bir lojmanı bulursa dünyanın en mesut insanı oluyor. Yoksa dünya kadar yol gidiyor, cezaevi uzakta. 20 bin lira, 25 bin lira da kira veriyor ama başsavcı beyefendi 48 milyon TL’ye tadilat yaptırdığı villada oturuyor. Üst düzey kamu görevlilerine 1 milyar 24 milyon liralık oturdukları lüks lojmanlara para veriyorlar. Şimdi bu millete bu AK Parti diyordu ki bir buçuk yıl önce, ‘Kemer sıkacağız. Kamuda kemer sıkılacak. Ne yapacağız? Fazla arabalar belirlenecek ve satılacak.’ O işten bir sonuç yok. ‘Yeni araba alınmayacak.’ Bir buçuk yılda bin 500 yeni otomobil alımı planlamışlar. Ayrıca bir yandan bunların tasarruftan anladığı okuldaki öğretmenin&nbsp;kettle&nbsp;kullanması. Yasakladılar hatırlıyorsunuz. Öğretmenin&nbsp;kettle’da&nbsp;su ısıtıp sabah kendisine bir çay demlemesi yasak. Kim bilir ne şartlarda fırladı geldi evden. Bir kahve yapması yasak&nbsp;kettleelektrik yakıyor diye. Öbür taraftan bin 500 yeni araba almışlar. Bir de tutuyorlar ağzı olan, ileri - geri yok, ‘İBB’desavurganlık’ o bu bir de böyle hani birazdan söyleyeceğim tuhaf laflar.

EVİ CAMDAN OLAN KOMŞUYA TAŞ ATMAYACAK

Bak, evi camdan olan komşusunun küçücük camına taş atmayacak. Cumhuriyet Halk Partisi de&nbsp;İBB‘yi&nbsp;yönetiyor, siz de yönetiyordunuz. Dünya kadar yalan icat ettiniz, birini ispat edemediniz. İşte bak İBB... Bak İBB… İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni AK Parti yönetirken, devraldığımız gün itibarıyla&nbsp;İBB‘den&nbsp;827 araç dışarıya,&nbsp;İBB’nin&nbsp;faaliyet alanı dışındaki kurumlara ve kuruluşlara, kişilere tahsis edilmiş. Bunlardan birini seçip… Mesela ne yapmış olamazlar? Herhalde AK Parti İl Başkanlığı’na araba vermiş olamazlar, değil mi? Tam üstüne bastınız. Bakın elimde 59 aracın plaka, marka, model, yıl, tahsis edilen kurum, kuruluş, tahsis süresi ve bitiş tarihi. Tamamı AK Parti İl Başkanlığı’na. 59 araç vermişler AK Parti İl Başkanlığı’na.&nbsp;İBB‘yi&nbsp;soruşturuyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı’nda var mı böyle bir şey? Ayrıca örneklerini göstereceğim. İlçe başkanlıklarına, gençlik kollarına… Burada Grup Başkanvekili hanımefendi, Grup Başkanvekilliğinden alınıyor, ertesi gün araç tahsisi yapılıyor hanımefendiye. Bir örnek göstereyim. Akın Gürlek, 37’nci Ağır Ceza başkanı. Opel&nbsp;Insignia, 34 NZ 2301. Demeyesiniz ‘Terörle mücadele eden kişiyi hedef gösterdi.’ Bugün yok öyle bir plaka. Bakın bir başsavcı olur, araba verirsin mesela. Der ki ‘Yahu adliyeye araba verir belediye. Başsavcıya da vermiş.’ Baktık 40 Ağır Ceza Başkanı var, bir tek Akın&nbsp;Gürlek’e&nbsp;vermiş. O gün de. Ne yapacak? Çünkü Akın Gürlek majestelerinin&nbsp;hakimi&nbsp;ya o zaman. 37’nci Ağır Ceza. Kim gelirse kafayı kesiyor ya. Ne Kavala bıraktı, ne Selahattin Demirtaş, ne Canan Kaftancıoğlu, ne Grup Yorum. 14-15 tane... ‘Önüne gelen her davada vurdu kafayı’ diye&nbsp;İBB‘den&nbsp;altına araba çekmişler.

827 ARACI SİYASİ ÇIKARLARI İÇİN TAHSİS ETMİŞLER

Bakın, bir araç teslim tutanağı. AK Parti İl Başkanlığı’na. Onlar uzun dönemli şeyler. Bunlarda hemen bir imzayla vermişler. Karar da yok. Onlarda karar var. Ne zaman için vermiş? Seçim süresince. Böyle bir rezillik olur mu? Neydi? İstanbul’da bir ilçe belediye başkanı daha belediyede görevli değilken ilçeye seçim kampanyasına bir tane Peugeot Partner koymuş bir&nbsp;müteahhit. O kullanılmış. AK Parti övünüyor Manisa’da Soma‘daki madenden 20 otobüs geldi diye geçmişte beş - altı yıl önce. Seçim süresince kullansın&nbsp;diye&nbsp;İBB‘den&nbsp;araç veriyorlar. Ne diyordu Erdoğan 17-25 Aralık’ta? ‘Devletin parası değilse ona rüşvet denmez’ diyor, ‘Ona rüşvet denmez.’ Ben daha devletin parasına ilişkin bir kuruş duymadım İBB iddianamesinde. Hatta yakında duyacaksınız, bir kuruş olmadığı kanunen de ispatlandı. Seçim süresince devletin arabası AK Parti İl Başkanlığı’na veriliyor, dünya kadar araba. Bakın kardeşim utanmazlıkta sınır yok. AK Parti İl Başkanlığı’nın bu arabaları kimlere kullandırttığına dair döküm… AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı Numan Kurtulmuş. Oktay Kaymak üzerinden tahsis yapılmış&nbsp;Passat. Erkan Kandemir, çok konuşuyor ya… Opel&nbsp;Insignia.&nbsp;Vito. Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş.&nbsp;Insignia. Tekrar Numan Kurtulmuş. Bir&nbsp;Passat&nbsp;var, bir&nbsp;Insignia. Birinde korumalar gitmiş, birinde şey. Numan Bey burada. ‘Almadım&nbsp;Insignia’ desin. ‘Korumalarda&nbsp;Passat&nbsp;yoktu’ desin, ‘Ben Genel Başkan Yardımcısı iken.’ Aşağı doğru gidiyor. Gençlik kolları. Belman Satır, burada görevi bitmiş, orada arabaya binmiş. Aşağı doğru hangisini isterseniz. Gençlik kolları, kadın kolları… Mesela kadın kolları.&nbsp;Passat. Kadın kolları Şeyma Dövücü. Kadın kolları Murat&nbsp;Dertkesen&nbsp;üzerinden. AK Parti İl Başkanı’nın Özel Kalem’ine&nbsp;Passat&nbsp;araba. Daha ne olacak? Şu kadarını söylüyorum. Böyle bizim evde küçük bir cam bulup camı kırmaya çalışanlar, komple camdan evde oturuyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir tekini ispat edemedikleri iddialar bir anda, sadece ve sadece 827 tane aracı kendi siyasi çıkarları doğrultusunda bir yerlere vermişler. Ondan sonra tutmuşlar Cumhuriyet Halk Partisi‘ne laf ediyorlar.

DEVLETE EMANET GAZİ BORCUNDAN CANINA KIYDI

Geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığının yanında giderek yaygınlaşan, toplumu çürüten ağır sorunlarımız var; uyuşturucu, kumar ve çocuklarımıza, onların ve hepimizin hayatına kasteden suç çeteleri. Yeşilay’a göre ki raporları var; yedi milyon kumar bağımlısı var Türkiye’de. Uyuşturucu bağımlısı sayısından fazla. 2026 yılına gelirken ciddi bir anket firmasının anketi bizde de var. İsteyen basın mensubuna hemen atarız. ‘Yeni yılda ne yapmaya karar verdiniz?’ diyor yılbaşı gecesi. Yüzde 76’sı ‘Daha dikkatli harcama yapmaya’ demiş. Belli ki borç içinde. Bu tarafı da çok kritik; yüzde 11’i kumardan, bahisten kurtulmaya karar vermiş. Yani 100 kişiden 11’i ‘Oynuyorum, kurtulamıyorum. Niyetim var kurtulmaya’ demiş. Bir de niyet etmeyenler ve oynayanlar var. Yedi milyon kumar bağımlısı var. Yuvalar dağılıyor, insanlar bu illet yüzünden canına kıyıyor. En hazini nedir, biliyor musunuz? Terör Gazisi Ferdi Çatal, Kayseri’de bir otobüs durağında patlayan bombayla bir bacağını kaybetmişti. Gazi o günden bugüne devlete emanet, millete emanet. O bombanın öldüremediği, bacağını bıraktığı otobüs durağında hayatına kıydı. Geriye bıraktığı notta da sanal bahis ve kumara düştüğünü ifade ediyor. Bir devlet düşünün; senin için bacağını kaybetmiş Gazi’ye sahip çıkamamışsın. Ekonomik zorluklardan dolayı kumar oynamış. Bacağını kaybettiği yerde hayatına kıymış orada. Memleket bu hale geldi.

“ANA MUHALEFET LİDERİ GİBİ KONUŞUYOR”

Peki, bu durumda Sayın Erdoğan’ın ne yapması lazım? Normalde hicap duyması lazım. Normalde bu işle ilgili bize bir özeleştiri yapması lazım. Yok, şöyle diyor, ‘Her cep telefonu bir kumarhane geldi.’ Yazıklar olsun Başbakanımız İsmet İnönü‘ye, memleketi getirdiği hale bak. Yazıklar olsun Cumhurbaşkanımız Kemal&nbsp;Kılıçdaroğlu’na, iki yılda memleketi ne hale getirdi. Ana muhalefet lideri de bunu söylüyor. Kardeşim memlekette her cep telefonunu kumarhane haline geldiyse bu işte&nbsp;herkes konuşacak, sen susacaksın. Beyefendi Varlık Fonu’nun başında. Varlık Fonu, Milli Piyango’nun sahibi. İlk iktidara geldiğinde ‘Efendim devlet kumar oynatmaz’ demiş. ‘Satacağım ben bunu’ demiş. ‘Dur, yapma, satma’ denmiş. Sonra aymış. Hem satmış gibi, hem tutmuş gibi yapmış. İhaleyle vermiş 10 yıllığına birine. O Milli Piyango’nun sitesinde 150 çeşit sanal kumar oynatılıyor. Geçen hafta gösterdim. Ballı Petek var. Arı geliyor, böyle ‘Vızz’ diye. Balı hangi peteğe yapacağını bilirsen parayı götürüyorsun. Ballı Petek’te arının bal yapacağı kovana kumar oynatıyor adamlar. Kol çektiriyorlar. İşin kötüsü; o siteye giren yakayı kaptırıyor ve&nbsp;envai&nbsp;çeşit kumar sitesinin mesaj geliyor. Oradan çerez yakalıyorlarmış, onu yapıyor. Ben bunları anlattım, ‘Bir şey yapın’ diye. Çünkü Yeşilay diyor ki raporunda ‘Sanal kumara başlayanların yüzde 70’i yasal kumar sitelerinden, yasal çekiliş sitelerinden Milli Piyango gibi oraya geçiyorlar.’ Sanal kumar orada yakalıyor onları.

BU İKTİDAR İLİŞKİ AĞINA BAKARSAN BUNU YAPMAZ

‘Buna tedbir al’ diyorum. Çıkmış açıklama yapmış, ‘Grup toplantısında kumara özendiriyor’ diyor. Geçen hafta beni dinlediniz. Ben geçen hafta oynanan kumar rezaletini anlattım ve yarattığı felaketi anlattım. Bu ‘At yalanı, dönüp sayalım inananı’ hesabı ‘Özgür Özel Meclis kürsüsünden kumara özendiriyor’ diyor. Biz Sanal Bahis ve Kumarla Mücadele Eylem Planımızı hazırladık. Dün Sayın Murat Emir’le birlikte ilgili Parti Meclisi Üyemiz bunu basın toplantısıyla anlattılar. Daha sonra bunu tüm siyasi partilerle paylaşıyoruz. Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz. Ana hatlarıyla. Kumarın her türlüsüne reklam yasağı ve biraz önce söylediğim gibi özendirici yasakların getirilmesini söylüyoruz. Kumarla Mücadele Kanunu’yla olabilecek tüm ilgili kanunları; yok biri Ticaret Yasası’nda, Türk Ceza Kanunu’nda, biri orada, biri burada. Hepsinin derli toplu bir yere toplanmasını öneriyoruz. Bu konuda bir düzenleyici ve denetleyici kurum kurulmasını, bu kurulun özerk olmasını, yetkili olmasını ve kaynaklarının güvence altında olmasını söylüyoruz. Diyoruz ki ‘Gelin, bu işte birlikte mücadele edelim.’ 23 yılın sonunda memleketi bu hale getirenlere, her cep telefonunu kumarhane haline getirenlere ‘Gelin bu işten bu milleti hep birlikte kurtaralım’ diyoruz. Bunu bu iktidar yapar mı? İlişki ağına bakarsan yapmaz. Ama biz bütün samimiyetimizle burada bu çözümü takip edeceğiz. Bunun için katkı sunmaya devam edeceğiz.

BATAKLIĞI ORTAYA ÇIKARANLAR, BATAKLIĞI KURUTAMAZ

Biraz önce söylediğim toplumu çürüten en ağır sorunlardan bir tanesi de çeteler. Özellikle 18 yaşın altındakileri istismar eden, eğiten, suça iten ve birer suç makinesi haline getiren çeteler var. Bunlar suçu da büyütüyorlar ve normalleştiriyorlar. Geçen yıl 14 yaşındaki Ahmet&nbsp;Minguzzikatledilmişti. Ardından Alperen Ömer Toprak kardeşimiz, ardından Hakan Çakır kardeşimiz. Son olarak da Atlas Çağlayan evladımız katledildi. Annesi Gülhan&nbsp;Ünlü‘yühepiniz izlemişsinizdir. Ben televizyonlarda izledim. ‘Ben yandım başkası yanmasın. En ağır cezayı alsın.’ Ve birçok haklı serzenişi ve yakarışı var. Kendisiyle konuştum, üzerimize düşeni yapacağımızı,&nbsp;Minguzzi&nbsp;davasında olduğu gibi kendisini bir an olsun yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı söyledik. Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta&nbsp; cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük. Bu konuda dün Sayın Erdoğan Gerekeni yapacağız’ diyor. Ben Ahmet&nbsp;Minguzzi&nbsp;davasından sonra&nbsp;hangi gerekeni yaptığını kendisinden bir duymak istiyorum. Gereken&nbsp;yapılsaydı,&nbsp;ki bu sadece böyle bir vahim olay, elim olaydan sonra bir şey yapmakla değil, 23 yıldır yaptıklarının sonunda… Her cep telefonu kumarhane, sen yaptın. Senin iktidarında oldu. Şimdi 15 yaşında, 14 yaşında katiller. Burada tartışma, ‘Efendim çocuk da katil, öldüren de katil.’ Öyle diyeni o linç ediyor, böyle diyeni bu linç ediyor.&nbsp;Hrant&nbsp;Dink’insevgili eşi&nbsp;Rakel&nbsp;Dink ne diyordu? ‘Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız’ diyordu. Kim yarattı bunu? Kimse anasından katil doğmuyor. İçine doğduğu ortam, oradaki devlet otoritesinin üzerine düşenleri yapmaması, bu çocukları suça itiyor. Suç makinası haline dönüştürüyor. Ama dönüp de buna da ‘Ya bu çocuk yaştadır’ dediğinde, bu sefer esas meseleyi de&nbsp;ıskalamışoluyorsun. Bir yandan da meselenin caydırıcılığı var. Boşuna mı 18 yaşından küçükleri kullanıyor? Az ceza alsın diye. Ekonomik şartlar öyle ki bu çocuklar üzerinde çalıştığınızda şu çıkıyor ortaya. Suçu işleyen işliyor ya. 10 gün önce ‘Nereden geldin oğlum?’ ‘Sosyal medyadan davetlerini aldım. Geldim katıldım. İlk işini verelim dediler. Gittim dediklerinin önce&nbsp;dükkanını&nbsp;taradım, sonra git vur dediler. Gittim, vurdum. Sonra bana içeride bakıyorlar, dışarda aileme bakıyorlar.’ Yedi kişilik ailesine çete bakıyor. Devlet bakmayınca çete bakıyor. Suçu işleyen çocuğa çete bakıyor. Oradan düş, buradan düş. Cezası bitince yeni suç için örgüte yeniden katılıyor. Burada sivrisineğin nasıl yakalanacağından, sivrisineğin nasıl bertaraf edeceğinden değil; bataklığın nasıl kurutulacağıyla ilgilenmek lazım. Bataklığı ortaya çıkaranlar, bataklık kurutamaz arkadaşlar.

HERKESİ BARIŞI VE KARDEŞLİĞİ SAVUNMAYA DAVET EDİYORUZ

Bir yandan bu yakıcı gündemler varken, bir yandan da gözümüz kulağımız Suriye’de. Hep birlikte takip ediyoruz. Komşumuz Suriye, uzun yıllar boyunca derin acılar ve kayıplar yaşadı. Bu durum ülkemizi de derinden etkiledi. Tabii bu konuda da Sayın Erdoğan her zamanki gibi buradaki grup başkanvekili korkunç laflar etti. Ömer Çelik lafı dolandırdı, bir şey demedi. Sustular ve ‘Yıllarca Müslümanlar katlediliyorken şimdi Aleviler katlediliyor diye bağırıyorlar’ diyen grup başkanvekilinin ayıbına, suçuna ortak oldular. İlk an fırsatçılık yapmadı Gökhan Günaydın, gözümle gördüm. Döndü dedi ki, ‘Bu laf yanlış bir yere gidiyor, düzeltin isterseniz’ dedi. Doğru mu Gökhan Bey? Düzeltmediler. Düzeltmediği gibi ‘Israr ediyorum’ dedi. Ömer Çelik özür dilemediği gibi sahiplendi. Erdoğan göreve devam ettirdi, partiye mal etti bunu. Şimdi geldiğimiz bu noktada dönmüş diyorlar ki bize, ‘Suriye o haldeyken susuyorsunuz.’ Ne susması? Faruk Loğoğlu başkanlığında heyetlerimiz üç kez Suriye’ye gitmedi mi? Hele hele Türkiye’den gitmiş muhalif gazeteciyi ailesine Cumhuriyet Halk Partililer vermedi mi? Sonrasında defalarca söyledik. Söyledik diye suçlu olduk. ‘Aman Suriye’deki kan dursun, gözyaşı dursun’ diye. Sonra&nbsp;İdlib’de&nbsp;tutulan bir grup, farklı farklı yerden gelen selefi örgütler ve çeteler Şam’a doğru harekete geçince, iki gün öncesine kadar Erdoğan’ın açık beyanı var. ‘İdlib’den&nbsp;harekete geçen gruplarla bağlantımız yoktur, endişeyle takip ediyoruz’ diye. Sonradan öğreniyor ki&nbsp;Colani&nbsp;İngiltere - Amerika tarafından hazırlanmış, İsrail tarafından sıvazlanmış, ona ortak oluyor. Geçen sene aralık ayını hatırlayın. Erdoğan’ın büyük zaferini dinleyerek geçirdik. Sonra ne oldu? Sonra bir baktık ki o işlerde başka işler var. Şimdi gelmişler burada bugünlerde yine olan bitene bakıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Burada sağduyulu, akılcı ve Türkiye’yi de düşünen, bölgeyi de düşünen sözler söylemek lazım. Yaşanan acıların&nbsp;herkese ders olmasının, artık sorunların diplomasi ile çözülmesinin öğrenmesini ve çatışmaların bitmesini Suriye’deki tüm acılı süreçler boyunca hep arzu ettik, talep ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını her zaman savunduk. Tüm inanç ve kimliklerin anayasal güvence altında yaşamasını istedik, istemeye devam ediyoruz. Politikalarımızı ve siyaset dilimizi buna göre kurduk. Ancak Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiğini üzülerek takip ediyoruz. Bu yüzden diplomasiye, masada oturmaya, verilen mutabakatlara sahip çıkmaya ve herkesin verdiği sözleri tutmasına vurgu yapıyoruz. Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor ve sorumlulukla değerlendiriyoruz. Gerilim ortamının Suriye’ye de Türkiye’ye de bölge ülkelerine de kazandırmayacağı görülmeli, herkes aklıselimle hareket etmelidir. Kolaycı yargılardan bilinçli bir kopuş gerçekleşmeli, serinkanlı, uzun vadeli, barışçıl bir akıl inşa edilmelidir. Bu akıl hepimizin güvenliğini, sürdürülebilir barışı, silahtan ve gözyaşından kalıcı bir kurtuluşu, demokratikleşmeyi, eşitlik temelli kardeşliği ve kalkınmayı sağlayacak olan akıldır. Bu akıl, birbiriyle kardeş olan ülkelerimizin, kimliklerimizin ve inançlarımızın ortak aklıdır. Emperyalist heveslerden ve çıkarlardan hiçbir zaman fayda gelmediği ve gelmeyeceği görülmeli, gerçek kurtuluşun kardeş olan tüm kimliklerimizin ortak gelecek inşasıyla sağlanacağı idrak edilmelidir. Bu anlayışla; Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin bir biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil, barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz. Bu çerçevede akrabalarımız olan Suriye Kürtleri için büyük bir hassasiyet duyuyoruz. Akrabalarımız olan Suriye’deki Alevilerin durumu için hassasiyet duyuyor, endişe duyuyoruz. Suriye’deki Arapları, Kürtleri, Türkmenleri, Dürzileri ve Alevileri kardeşimiz, akrabamız, komşumuz, ayrılmaz parçamız olarak görüyoruz. Bugün iktidar medyası ve beslenen besili trollerin yeni algı operasyonları peşinde koştuğu, Kürtleri rencide eden, aşağılayan, onurlarıyla oynayan ifadeleri kullanmaktan çekinmediklerini üzülerek takip ediyoruz. Bu saldırgan söylemlerin tamamını reddediyoruz. Yeniden ‘Kürt eşittir terörist’ diye bir denklem oluşturmaya çalışanlara ‘Aklınızı başınıza alın, Türkiye’deki Kürt kardeşlerimizi de, Suriye’deki akrabalarını da incitmeyin’ diyoruz.

ÇELİK’İN AÇIKLAMASI SKANDALDIR

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in IŞİD&nbsp;Kobani’yesaldırdığında Kuzey Irak’tan&nbsp;peşmergelerin&nbsp;desteğe gelmesi için kapıları ABD Başkanı Obama’nın Erdoğan’a açtığı bir telefon üzerine açtırdıklarını itiraf etmesi bir skandaldır. Kendisinin açıklaması, bir gerçeğin itirafıdır, AK Parti açısından da bir skandaldır. Kürtleri IŞİD saldırısına karşı korumak için Obama’nın telefonunu günlerce beklemiş olmaları, bugün de bir&nbsp; IŞİD tehdidinde&nbsp;Trump’tan&nbsp;talimat bekleyeceklerinin en açık göstergesidir. Bu açıklama AK Parti’nin bölgeye bakışının da ne yazık ki itirafı niteliğinde olmuştur. Bugünlerde azılı&nbsp;IŞİD’li&nbsp;canilerin tutuldukları cezaevleri ile ilgili durumu endişeyle takip ediyoruz. Cezaevlerindeki kontrolün el değiştirmesi noktasında ortaya çıkabilecek otorite zafiyeti ya da geçmişten gelen bazı ilişkilerden dolayı oradaki IŞİD tutsaklarının, tutuklularının, hükümlerinin serbest kalma ihtimali ya da son günlerde işte ortadaki çatışmalardan istifadeyle firar ihtimalleri hepimizin yüreğini ağzına getirmektedir. Unutmayalım; IŞİD dediğiniz Yalova’daki üç polisimizi şehit eden canilerdir. IŞİD dediğiniz Atatürk Havalimanı’nda 46 vatandaşımızı hedef gözetmeksizin tarayan canilerdir. IŞİD dediğiniz kafa kesenlerdir. IŞİD dediğiniz Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanı, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in en büyük düşmanı ve hasmıdır. İktidar Suriye’de çatışmanın&nbsp;tarafı olarak değil; barışın, uzlaşmanın ve uzlaşının koruyucusu olarak davranmak durumundadır. Türkiye barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunuz bu zamanda, bir barış ve istikrar adresi olduğunu kanıtlamalıdır. Suriye’de yaşananlar, Türkiye’deki barış sürecini sekteye uğratmamalı, kendi içimizde kardeşliğin güçlü&nbsp;hikayesi&nbsp;yazılmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin herkesin içine sineceği bir şekilde çözülmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğimizden herkesin emin olmasını isteriz. Gün, ‘Elim güçlendi, elin güçlendi’ kolaycılığına kaçmadan, terörsüz ve demokratik Türkiye yolunda kararlılıkla yürüme günüdür. Gün, Türkiye ve Suriye için Türkler, Kürtler, Araplar ve tüm dinlere mensup insanlar için emperyalist planların figüranı olmadan kendi öz irademizle barışa, kardeşliğe ve bölgesel kalkınmaya yürüme günüdür. Türkiye’de de Suriye’de de Türkler ve Kürtler kardeştir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’de ve Suriye’de bu kardeşliğimizin bozulmasına izin vermeyecek, birileri istiyor diye kavga edip ayrı düşmemize ve birilerinin terörden - çatışmadan beslenmesine, sonra da Türkün de Kürdün de Alevinin de&nbsp;Sünninin&nbsp;de çocuğunun beslenememesi, geleceğine güvenle bakamamasına itiraz etmektedir. Bu oyunları bozacağız, bu konuda kararlıyız.

İZMİR’DE ATTIKLARI YALANIN ALTINDAN BİR ŞEY ÇIKMADI

Dünyada bu kadar tehdit, bölgemizde bu kadar krizler varken; Türkiye iç barışını ve huzurunu sağlamak zorundadır. Ancak iç barışımızı dinamitleyen, milletin huzurunu kaçıran, ekonomimizdeki krizi daha da derinleştiren hukuksuzluklar sürmektedir. Artık yargı kararları partisine göre alınır hale gelmiştir. Özellikle belediye soruşturmalarında yazılı olmayan ama herkesin kabul ettiği ‘CHP’li ise soruştur, AKP’li ise geçiştir’ kuralı işlemektedir. İzmir’in bir önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve o dönemin&nbsp;İZBETON&nbsp;Genel Müdürü&nbsp;Heval&nbsp;Savaş Kaya, altı ay iki gün tutuklu kaldılar. Daha sonra kamu zararının oluşmadığına yönelik ispatlar ortaya çıktı. Bilirkişi görüşleri ortaya çıktı. Bir yanda aslında her şey kabak gibi ortaya çıktı. Kentsel dönüşüm için bir tarafta AKP’nin&nbsp;müteahhit&nbsp;odaklı sistemine alternatif olsun diye kamudan beş kuruş çıkmadan kentsel dönüşüm yapmayı hedefleyen kooperatif modeli, AK Parti’nin kötü yönetimi ile 10 kat inşaat maliyetleri yüzünden sekteye uğramış, sendelemiş, bunu fırsat bilen iktidar da burada soruşturma başlatmış, gözaltılar, tutuklamalar yapmıştı. Bir sabah 200 kişinin gözaltına alınması, 150 kişinin tutuklanması ile başlayan süreçte; 5 Ocak günü tek bir tutuklu kalmadı. Çünkü bir kamu zararı oluşmadığı ortaya çıktı. Yapılan olsa olsa bir beceriksizlik dahi değil, bir talihsizlikti. Başlarken bir olan inşaat maliyetleri 10’a çıkmıştı. İşler aksamıştı. Mevcut Büyükşehir Belediye Başkanımız kooperatiflerle oturdu, çalıştığı, çoğu ile anlaştı. Bu sene nisanda teslim edilecekler de var, gelecek sene şubatta bitecekler de var. Sorunu çözmeye uğraşıyoruz. Tahliyeler göründü. Keşke yılbaşından önce olsaydı. Niye 5 Ocak dendi? 5 Ocak pazartesi ya, çarşamba günü İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nden bir rapor geldi. Murat Kurum’un atadığı İzmir Çevre Şehircilik Müdürlüğü’nün raporu. O raporda bir kooperatif için başka iddialar çıktı. Perşembe günü bununla ilgili soruşturma, cuma günü Tunç Soyer ve&nbsp;Heval&nbsp;Savaş Kaya’ya ‘Siz bu kooperatifi denetlemeliydiniz.’ Büyük bir hukuki tartışma. Kesinlikle olamayacak bir durum. TOKİ’de kaçıp giden&nbsp;müteahhittendolayı hangi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokratını alıp da içeri atmışsın? Sen bunu denetleyecektin, kaçmış filan ki kaçan da yok. Geciken işler var. Tunç Soyer ve&nbsp;Heval&nbsp;Savaş Kaya ile önceki İzmir İl Başkanımız Şenol Aslanoğlu’na tutuklama. Pazartesi&nbsp;günü duruşma, ilk dosyadan tahliye. İki gün önce ‘Yeniden tutuklandın, burada dur’ diye. Sebep? İzmir’de o köpürttükleri, attıkları o büyük yalanın altından bir şey çıkmadı. Bir şey çıkmadı ya, hızlı bir yargılama ile mahkemenin bir kamu zararı olmadığı önüne geldi ya. Şimdi çıkıp da ‘Bir şey yokmuş. Burada kamu zararı yokmuş. Aksine iyi niyetli bir çabanın uğradığı sekte varmış. Şimdi de o düzelirmiş’ olmasın diye… Atılan o kadar iftira, İzmir’de söylenen büyük büyük laflar, buradaki laflar olmasın diye bu işi yaptılar.

İŞTE KARŞIMIZDA İKİLİ HUKUK SİSTEMİ…

Şimdi orada içeriye konulan bu arkadaşlarımızı ne diye koydular? Kendilerini kooperatifi denetlemedi diye koydular. Kooperatif davasında bilirkişilerin sunduğu rapor diyor ki ‘Şirket yönetim kurulu kararı olmadan işlem yapılmış. Bu da suçtur.’ İzmir Büyükşehir iştiraki&nbsp;İZBETON’un&nbsp;yöneticisi bununla ilgili altı ay iki gün yattı. Sonra kamu zararı olmadığı ortaya çıktı. Bakın aynı madde. AK Parti Trabzon Büyükşehir.&nbsp;TİSKİ’nin&nbsp;Sayıştay raporu diyor ki ‘TİSKİ Genel Müdürü yıllar boyunca yönetim kurulu kararı olmadan araç kiralama işlemi yapmıştır. Bırakın tutuklamayı ifadeye bile çağırılmamıştır.’ Sayıştay diyor ki ‘MHP’li Gümüşhane Belediye Başkanı kendi ortağı olduğu şirketten belediyeye 2,8 milyon liralık alım yapmış karar olmaksızın. Bırakın yargı işlemi soru bile sorulmamış.’ Sayıştay Raporu 2023; MHP’de olan ‘Amasya Belediyesi, ilgili ihale mevzuatına aykırı bir şekilde belediye bütçesinin yarısıyla otel yaptırmış. Onaysız malzeme kullanıp, kamuyu zarara uğratmış. Herhangi bir yargı işlemi yok.’ Sayıştay 2023; ‘AK Partili&nbsp;Kağıthane&nbsp;Belediyesi, ortada bir sözleşme yokken hazine arazisine konut yapmaya kalkmış. Sonra vazgeçip tasfiye maliyetiyle kamuyu zarara sokmuş. İfadeye dahi çağrılmamış.’ 2023 AK Parti Ordu Büyükşehir Belediyesi… ‘Ünye Limanı, Fatsa İskelesi ihale mevzuatına aykırı şekilde belediye şirketine dolgu yaptırılmış, soru dahi sorulmamış.’ İşte tam karşımızda; bir ikili hukuk sistemi.

TÜKENMİŞ SİYASETİNE ‘SU TÜKENDİ’ DİYE NEFES ALDIRMAYA ÇALIŞIYOR

Recep Tayyip Erdoğan tükenmiş siyasetine ‘Ankara’da su tükendi’ diye bir nefes aldırmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş&nbsp; diyor ki ‘Ankara’nın 200 günlük suyu kaldı.’ Bas bas bağırıyorlar, ‘Sorumlu belediyedir. Belediye yapmalıdır. Nasıl yaparsın?’ Bakın, Allah’tan hani diyor ya ‘Plazma çok güzel bir alet, değil mi?’ Bakın, ‘Başbakan Erdoğan’ın evinin suyu kesik.’ Kendi evinin suyu kesilmiş Ankara’da ve 2007 yılında Erdoğan yağmur duasına katılmış. ‘Başbakan Erdoğan, cuma namazı için gittiği camide yağmur duasına katıldı. Erdoğan yağmur duasıyla beş yıldır yönetmekte oldukları…’ Hani diyor ya ‘E önetiyorsun ya beş yıldır, niye çözmedin?’&nbsp; Niye çözmemiş senin belediye başkanın? Yağmur duasına katılmış. Erdoğan diyor ki 1994’te, ‘Yağmur bombası değil yağmur duası gerekir. Erdoğan’ın umudu yağmur duası.’ Allah’a şükür yağmur duasına çıkanlara, inananlara, itikat sahiplerinin hepsine saygım sonsuz. Ama biz Ankara’yı Recep Tayyip Erdoğan’ın Melih Gökçek’i gibi yağmur duasına muhtaç hale getirmedik. Allah’tan Mansur Yavaş var.

AİLELERE ‘5 MİLYONA KAPATIRIZ’ DİYE SMS ATILIYOR

Bir yandan Aile Dayanışma&nbsp;Ağı’na&nbsp;‘İBB davasında yeni soruşturma açılacak. Gözaltı listeleri hazır. Sizin de isminiz geçiyor. 5 milyona kapatırız’ diye tutuklu ailelerine SMS atılıyor.&nbsp;SMS’ler&nbsp;tutukluların ailelerinin isimleri, cisimleri, TC’leri, çocukların adları bilinerek yapılıyor. Bu konuda aileler çağrıda bulundu. Bir soruşturma bekliyoruz. Bütün ailelerin dosyadaki bilgileri ve devlet eliyle elde edilebilecek bilgileri bu çetelere kim verdi? Bunları görmek lazım. Biz aynı FETÖ borsası gibi İBB borsasını ispat etmişiz. Nasıl etmişiz? Bir tutuklunun yakınına ‘Babanı çıkarmam için ver bu kadar para’ dedi. Gelip, bana söylediler. Ben gittim, bunu ispat ettim. Miting sırasında söyledim. Ben söyleyince arabasına bindi, Yunanistan’a kaçmaya çalıştı. Yunanistan’a kaçmak için Akdeniz’de tekneye giderken yakalandı. Bunu tutuklamadılar. Ev hapsine koydular. Öbürünü yakalattık. AK Parti’den attılar. Ev hapsi bile vermediler. Ama şimdi hala içeriden bir takım fareler, bir takım bilgiler getirip aileleri tedirgin etmekteler.

HER ŞEYİ SÖYLEDİLER, BİR TEK ‘KORKMUYORUZ, YARIŞALIM’ DİYEMEDİLER

Diğer yandan geçen hafta Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diplomasını iptal edip, 19 yaşındaki bir çocuğa sahtecilik soruşturması açmışlardı. Bu utanç davasına gittik ve hep birlikte dinledik. İdarenin avukatı, İstanbul Üniversitesi’nin avukatı ne yapıyor, biliyor musunuz? 2025 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın atadıklarının eline kalmış İstanbul Üniversitesi’nin avukatı 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in kurdurduğu İstanbul Üniversitesi’ni suçluyor. Özünde bir tek şunu söylüyor, ‘Biz Ekrem İmamoğlu’nun doğrudan bir eyleminden bahsetmiyoruz.’ Yani ne yapmışsa eski İstanbul Üniversitesi yanlış yapmış. ‘Ama hiç kusura bakmasın, biz diplomayı 35 yıl sonra geri alırız’ diyor. 35 yıl önce adam öldüren, öldürdüğü yeri, vurduğu silahı, gömdüğü kişinin kemiklerini gösterse ‘zaman aşımı’ diyorlar. 35 yıl sonra İstanbul Üniversitesi’nin güya yaptığı bir hatadan ki o tarihlerde onun hata olmadığını da böyle ispatlayıp, alınlarına çaktılar. O tarihte ne denklik var, ne bilmem ne var var. Üniversitenin kendini savunan yazıları var. İlk bunlar söylendiğinde. Ama şimdi şuradan bir şey çıkıyor… Ekrem İmamoğlu’na ‘hırsız’ dediler, ‘yolsuz’ dediler, ‘ihaleye fesat’ dediler, ‘sahte diploma’ dediler. Her türlü iftirayı attılar. Hepsini birden Ekrem Başkan yapmış. Bir tek şeyi diyemiyorlar. Ne diyemiyorlar? ‘Yahu Ekrem’den korkmuyoruz. Gelsin yarışalım. Biz Ekrem’i yeneriz’ diyemiyorlar. Meselenin özü burada.

İKİ TOPÇUYLA ŞİKE, İKİ POPÇUYLA UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE OLMAZ

10 aydır her türlü iftirayı attılar. Her birisi geri sekti. Birini bile ispatlayamadılar. Bakın şimdi kaçıyorlar. Neden? Canlı yayından kaçıyor. Neden? Tutuksuz yargılamadan kaçıyor. Şimdi güya uyuşturucu ile mücadele... Keşke yapılsa, samimiyetle yapılsa ve bataklık kurusa. Ama iki topçuyla şike, iki popçuyla uyuşturucu ile mücadele olmaz. Ama o uyuşturucuyla mücadelede bir zavallı kadın bulmuşlar. Aynı&nbsp;İBB’de&nbsp;olduğu gibi ‘Bir iftira at.’ Kadın diyor ki ‘Ekrem İmamoğlu’nun jeti vardı. Ben de o jete bindim.’ Bir isim veriyor. ‘Onunla birlikte de şunu yaptım, bunu yaptım.’ Bunun üstüne hiç utanmadan… Zaten öyleleri var ki mesele Ekrem İmamoğlu bir gazeteciyle karşılaşmış. ‘Geçmiş olsun.’ ‘Sağ ol Başkanım.’ Bunu yalan yazdı bu kadar. Hiç utanmadı. Ben gittim, o gazeteciyle öpüştük, sarıldık. Konuştuk, hatta helalleştik bir ölçüde. Benimle ilgili de güya bana demiş. Yalan yazdı, hiç utanmadı. Bunun üzerinden o utanmaz diyor ki ‘Efendim uçakta onlar bunlar.’ Yetmezmiş gibi Erdoğan’ın imaları.&nbsp;Hatta bugün Devlet Bey’in imaları. AK Parti’nin o&nbsp;troll&nbsp;ordusu ne rezillikler, aileye saldırıyor düşün ya. Adamı 10 aydır haksız tutuyorsun, anası - babası, üç çocuğu, eşi dışarıda. ‘Adamın jeti varmış da jette bilmem ne olmuş da.’ Bir çıktı arkadaşlar, yani Allah’tan&nbsp;korkmazları, bu böyle kayda geçsin kayda. Hem bu dünyada soracağız hesabını, hem öbür dünyada soracak Mevla. Soracak.

UÇAĞIN SAHİBİ DE KİRALAYAN DA GEZEN DE AK PARTİLİ

Hani diyorlardı ya ‘Şikayet&nbsp;eden CHP’li’ diye. Değildi de öyle diyorlardı, suçlanan CHP. Uçağın sahibi çıktı mı sana AK Partili. Uçağı işleten çıktı mı AK Partili. İki ayrı kişi. Yurt dışına kaçan kişi dedikleri kişi çıktı mı AK Partili? Uçağın sahibi ‘Ben&nbsp;reisciyim’ diyor, işleten kişi ‘Bu uçağı İmamoğlu‘na hiç vermedik, siyasilerden uzak dururuz’ diyor. Erdoğan ise bu uçağı kast edip, ‘Milletin parasıyla orada burada keyif çatıp, bilmem ne işler yapanlar’ diye iftira ediyor. İmamoğlu’nun adamı dedikleri, yurtdışında firari dedikleri Murat Gül&nbsp;İbrahimoğlu, en büyük ihaleleri AK Parti’den almış. Kendisi AK Partili olduğunu gizlememiş. İBB AK Parti’deyken milyon dolarlık ihaleler almış. İstanbul Valiliği yanına devlet koruması vermiş. Bakın burada gazeteci arkadaşlara vereyim. Devletin koruma verdiği&nbsp;kağıt&nbsp;da burada. Şirketi var, bakın bu bahse konu şirket. Şirketin ortağı Murat Gül&nbsp;İbrahimoğlu’nun, şirkete ihaleyi veren bu Cebeci Hafriyat Alanı’na ihaleyi veren Enerji Bakanlığı. Döküm&nbsp;muvafakatınıMurat Gül&nbsp;İbrahimoğlu’na&nbsp;veren Enerji Bakanlığı. İstanbul Valiliğini döküm gelirlerine ortak eden, valiliğe gelir olsun diye o yasak döküm alanının gelirine ortak eden Enerji Bakanlığı. Bu adamı zengin eden valilik ve Enerji Bakanlığı.&nbsp;Peki&nbsp;Murat Gül&nbsp;İbrahimoğlu&nbsp;kim? Cevap vermiyorlar, ben söyleyeyim. Ticaret Sicil Gazetesi. İstanbul bir önceki il başkanı, AK Parti il başkanı, Osman Nuri Kabaktepe’nin şirket ortağı arkadaşlar. Şirket ortağı. Uçak AK&nbsp;Partili’nin, kiralayan AK Partili, uçakta gezen AK Partili, ortağı AK Parti il başkanı ve paranın gelirini de verecekleri dedikleri yer valilik. Hepsinin bütün kayıtları burada. Osman Nuri Kabaktepe&nbsp;TÜGVA’nın&nbsp;yönetiminde hala daha. Önümüzdeki günlerde ayrı ayrı çıkacak, Osmanlı Nuri Kabaktepe üzerinden Gül&nbsp;İbrahimoğlu’nun&nbsp;en çok para yatırdığı yer TÜGVA. Kim var başında? Osman Nuri Kabaktepe üzerinden&nbsp;TÜGVA‘yabağış var. Bir de açıkça söylüyorum. Akın&nbsp;Gürlek’in&nbsp;altında görev yapan İBB savcıları; Osman Gül&nbsp;İbrahimoğlu’nun&nbsp;hesap hareketlerini, kendisinin tutuklu olan bir şirket çalışanına soruyorlar. ‘Bu nedir, bu ne?’ Adam anlatıyor. ‘Bununla şunu ödedik, bununla bunu.’ 4 milyon Euro para bozduruluyor, nakit çekiliyor. Onu soracak diye bekliyor. Onu sormuyor. Çünkü onu Osman Nuri Kabaktepe ile birlikte, onun uygun gördüğü yerlere, onun o banka şubesinde birine vermişler. İzah etmekte zorlandığı bir kalem var. O kalemi atlıyor savcı. Dönmek istiyor, ‘Yukarıdakini sormadınız’ diyor. ‘Onu geç.’ Neden? Eğer CHP’ye bulaştırılabilecek bir şey varsa özenle seç. AK Parti’nin paçasından pislik akıyor olsa, onu geç. Bundan sonra daha da çıkıp konuşun bakalım. Daha hepsi gün gün, tarih&nbsp;tarih&nbsp;yedi tane başvuruda bulunduk&nbsp;HSK’ya. Oturdular kalkmıyorlar oradan. Dönüp&nbsp;dönüp&nbsp;ikide bir şey diyorlar. ‘Soruşturmaya gerek görmedik.’ Bugün İBB borsasını soruşturmaya gerek duymayanları, günü gelince millet soruşturmaya gerek duyacaktır. Son sözüm şudur;&nbsp;Kartalkaya’daki&nbsp;acıyı da Soma’daki acıyı da yapılan haksızlıkları da çekilen zulümleri de bugüne kadar çektik, katlandık. Bıçak kemikte. Bundan sonra bunların hiçbirine katlanmak zorunda değilsiniz. Biz katılabilirsiniz, hep beraber iktidara yürüyoruz. Kökünü kazıyacağız bu pisliğin. Kökünü kazıyacağız. Hepinize saygıyla selamlıyorum.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Emekliye sahip çıkacağız - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 20 Jan 2026 13:04:04 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-emekliye-sahip-cikacagiz-161425-20260120.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-emekliye-sahip-cikacagiz-161425-20260120.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-emekliye-sahip-cikacagiz-161425-20260120.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Emekliye büyümeden pay vermiyorlar]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-emekliye-buyumeden-pay-vermiyorlar-2337.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-emekliye-buyumeden-pay-vermiyorlar-2337.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu onurlandıran değerli konuklarımız, hoş geldiniz. Elleri nasırlı, dirsekleri yıllarca çalışmaktan çürümüş, gözlük camları bu millete, bu devlete hizmet için büyümüş, yıllarca verdikleri emekten sonra ‘Artık sen biraz dinlen, biz sana bakacağız’ denilip bugün Cumhuriyet tarihinin en büyük haksızlığı ile karşı karşıya olan tüm emekliler adına burada bulunan örgütleri ve değerli emeklileri saygı ile selamlıyorum. Salondaki konukların, misafirlerin, büyüklerimizin şahsında bizleri televizyonlarından izleyen, radyolarından dinleyen tüm vatandaşlarımıza Cumhuriyet Halk Partisi adına saygılarımızı ve selamlarımızı iletiyoruz” dedi.&nbsp;

Özel, şunları söyledi:&nbsp;

80’İNCİ MİTİNGDE DENİZLİ’DE ON BİNLER MEYDANI DOLDURDU

Değerli arkadaşlar, son grup toplantımızdan bu yana hep beraber yoğun bir çalışma sürecinin içinde olduk. Bir yandan İstanbul, Beykoz’da 79’uncu eylemimizi yaptık. Ardından pazar günü Denizli’de 80’inci eylemde yoğun bir yağışın altında, tüm gün boyunca yağmur yağarken, ‘Acaba bu miting iptal olacak mı? Mitingi iptal edecek misiniz?’ diyenlere şöyle söyledik: ‘Bu yağmurda miting olmaz, mitingi iptal etmek lazım. Ama bu yağmurda eylemin en güzeli olur, en etkilisi olur’ dedik. 10 binler meydanı doldurdu. Denizli’de o yağmura rağmen Türkiye’deki herkesin direnme&nbsp;umudunu, mücadele azmini diri tutan Denizli’de ve civarından bize katılan herkese, Denizli örgütümüze, belediye başkanlarımıza, büyükşehir belediye başkanımıza yürekten teşekkür ediyoruz. 2026 yılında mücadeleyle, mücadeleyi büyüterek, bir santim eğilmeden, bir adım geri atmadan, bir kelime eksik konuşmadan hakkımızı aramaya, mücadeleyi sürdürmeye ve iktidara yürümeye hep beraber devam edeceğiz.

RAUF DENKTAŞ’I RAHMETLE ANIYORUZ

Vefatının 14’üncü yılında Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kurucusu, ömrü Kıbrıs davasıyla geçmiş, sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş’ı bir kez daha minnetle anıyoruz. Her Kıbrıs’a gittiğimizde ailesini ve kabristanı ziyaret ediyoruz. Bir kez daha ailesine buradan saygılarımızı, selamlarımızı yollarken, kendisine de Allah’tan gani gani rahmet diliyorum.

BEYAZ BASTON YASASINA İHTİYAÇ VAR

Bugün aramızda elbette emekliler var. Uzun konuşacağız. 7 - 14 Ocak haftası, Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası. Biz beyaz bastonluların farkındayız. Beyaz bastonluları görüyoruz. Bastonlarını kaldırıyorlar. Ayağa kalktılar. Türkiye görsün beyaz bastonluları. Aradaki emekliler birazcık açılırsa onları görelim. Onların farkında olmak lazım; trafikte, kaldırımda farkında olmaz lazım. Sarı çizgiler onlar için tek başlarına toplumsal yaşama katılabilmelerinin teminatı. Sarı çizgilere dikkat etmek, park ederken dikkat etmek, kaldırımlarda esnafımızın dikkat etmesi, onların yollarını tek başlarına bulmalarına katkı sağlayan sarı çizgilere özen göstermek lazım. Cumhuriyet Halk Partisi olarak engelli dostu, görme engelli dostu bir belediyecilik anlayışını tüm belediyelerimizde uygulamaya çalışıyoruz. Bu konuda tüm yerel yönetimlere düşen görevlerin bir kez daha altını çiziyorum. Ayrıca beyaz bastonun standartları var. Uzun yıllardır mücadele edildi ama mutlaka bir Beyaz Baston Yasası’na ihtiyaç var. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ihtiyacın da farkındayız. Tüm grupları Beyaz Baston Yasası’nı çalışmak ve hep birlikte yasalaştırmaya davet ediyorum.

İFTİRALAR, HAKARETLER VE CHP’Yİ SUÇLAYAN BİR DİL VAR

Diğer taraftan biraz önce söyledim. Birazdan emeklilerle ilgili çok kapsamlı, uzun ve bütün meseleyi çözüm önerileriyle birlikte konuşacağımız adeta emeklilere özel bir grup toplantısını yapacağız. Ancak bir yandan Adalet ve Kalkınma Partisi’nde grup toplantısında teknolojik imkânlardan yararlanıp, ülkenin Cumhurbaşkanı sıfatıyla gelip de burada bir partinin Genel Başkanlığını yaparken, Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partiye iftiralar, hakaretler ve dönüp dolaşıp Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendinde olanı, kendi yaptığını şimdi CHP yapıyormuşçasına CHP’yi suçlayan bir dil var. Sayın Erdoğan’a hep söyledim, ‘Eğer hak etmediğimizi duyarsak, hak ettiğini duyarsın’ dedim. Şimdi hep birlikte bir hak ettiğini izleyelim. Sonra tekrar birlikteyiz. İşte hak etmediğini duyan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Adalet ve Kalkınma Partisi’ne hak ettiği cevabıdır. Bundan sonra böyle. Duyan duymayana söylesin. Gören görmeyene anlatsın. Erdoğan'a yapıldığında gidip yurtdışından destek istemek meşru, Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Ekrem İmamoğlu’na yapıldığında dışarıya gidip de ‘Türkiye’de yapılan bir yolsuzluk operasyonu değildir. Türkiye’de yapılan yargı eliyle bir darbedir.&nbsp;Mevcut Cumhurbaşkanı’nın gelecek Cumhurbaşkanı’na, mevcut iktidarın bugün gücünü kullanarak geleceğin iktidar partisine yaptığı darbedir’ dediğimizde, ‘Bizi gidip de oraya&nbsp;şikayet&nbsp;ediyorlar…’ Geçmişte kimin Türkiye’yi&nbsp;şikayet&nbsp;ettiğini, Türkiye’yi mahkemelere verdiğini, tazminat taleplerinde bulunduğunu… Ben mesela tutup da İngiliz’den,&nbsp;Amerikalı’dan&nbsp;‘Türkiye’yi kınayan bir açıklamayı yap, bunu da gelelim burada gazetelere manşet yapalım’ filan demedim. Ben Avrupa’daki kardeş partilerime ‘Türkiye’deki bir yargı darbesidir, ülkenizde bunu doğru anlatın. Erdoğan’ı güvenlik kaygılarıyla pazarlık edilecek birisi olarak değil demokrasi zeminine davet edilmesi gereken bir siyasi muhatap olarak görün’ dedim. Demeye de devam ediyorum. Bundan sonra da söyleyeceğim. Japonya’da trende basılan sekiz milyon&nbsp;tirajlıgazetesine de anlattım, dünyanın öbür ucunda 50 kişiye yayın yapan bir radyo varsa ona da anlatırım. Türkiye’de yapılanlar darbedir. Bu darbeye teslim olmayacağız.

SENİN İÇİN UTANÇ, BİZİM İÇİN ONUR VESİKASIDIR

Biraz önce de vardı; Türk basınının amiral gemilerinden bir tanesi Milliyet’te tam manşet. 2005 yılının 6 Haziran günü. ‘Erdoğan, ABD’ye uçarken anti-Amerikancılığa karşı net tavır aldı: ‘Talihsizlik Cumhuriyet Halk Partisi’nin ABD karşıtı olması.’ Erdoğan,&nbsp;Washigton’u&nbsp;kızdıran anti-&nbsp;Amerikanizminfaturasını CHP’ye kesti. ‘Bu ilk defa çıkmadı, talihsizlik ana muhalefetin de bu çizgide olmasıdır’ dedi.’ Erdoğan, işte bu o günkü halini de bugünkü halini de gösteren; işte bu o günkü durumunu da bugünkü durumunu da gösteren; tarihin önünde ne olduğunu altın harflerle kazıdığın, senin için utanç, bizim için onur vesikasıdır.

ALEVİ CANLARIMIZIN CANINI YAKANA ‘ARKASINDAYIM’ DENİYOR

Ayrıca bir yandan da halen daha bekliyoruz. Geçtiğimiz hafta Meclis’te AK Parti’nin Grup Başkanvekili, Adalet ve Kalkınma Partisi adına orada konuşan, söz söyleyen, bütün işlemlerde parti adına o oturumda, o birleşimdeki en yetkili kişi tuttu ve dedi ki… Güya bizi eleştirecek. ‘Suriye’de Müslümanlar ölürken ses çıkarmayanlar, Alevi katliamı var diye şimdi konuşuyorlar’ dedi. Grup Başkanvekilimiz bunu fark etti ve büyük bir siyasi olgunlukla dedi ki ‘Bunu düzeltin.’ Çünkü ağızdan çıkan laf bazen olmadık bir yere gider. Orada olur. Döndü ve dedi ki ‘Yanlış bir şey söylüyorsun, bunu düzelt.’ Hanımefendi düzeltmedi. Direndi. Şimdi bütün Türkiye’de bu konuda Alevi canlarımızın canını yakan bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi uyarımıza rağmen ‘Hayır, arkasındayım’ diyor. Alevileri Müslüman’dan saymayan, Cumhuriyet Halk Partisi’ne iftira atacağım derken Suriye’deki Alevi katliamını meşrulaştıran, acayip, tutulacak hiçbir yanı olmayan bir şey. Dün Ömer Çelik çıkmış televizyon karşısına… Parti adına bir düzeltme bekliyorsun. Abuk&nbsp;subuk&nbsp;laflar çeviriyor. Bir - 1,5 aylık&nbsp;polemiklerden&nbsp;bir şeyler çıkarmaya çalışıyor. Bu hanımefendiyi halen daha görevde tutmaya devam ederseniz, o ayıplı lafın altına tüm parti imza atar, başta Erdoğan.

AMERİKANCILIK DA SANA KALSIN, BOP’UN EŞ BAŞKANISIN

Bir de o hanımefendiye söyleyeyim. Müslüman kanı akarken ses çıkarmamak filan. Tövbeler olsun.&nbsp;Böyle bir lafı söyleyene yazıklar olsun da 1 Mart 2003… Erdoğan o Amerikancı Erdoğan, ‘CHP ABD karşıtıdır, talihsizliktir’ diyen Erdoğan iktidara gelmeden önce partisinin Genel Başkanı’yken Amerika’ya gidip, biat sözü veren&nbsp;Erdoğan, karşılığında Irak operasyonu için tezkere sözü veren Erdoğan, 1 Mart’ta kapalı oturumda Irak operasyonu için Mersin Limanı’ndan Amerikan askerinin gelmesini, geçip Irak’a bizim sınırımız üzerinden kara operasyonu yapmasını engellemek için Cumhuriyet Halk Partisi 22’nci dönem grubu çırpındı.&nbsp;99 AK Parti milletvekili o gün bizimle birlikte oy kullanarak, o tezkerenin geçmesine, Amerikan postalının Mersin’den basıp güneye, güney doğuyu kirletmesine, Irak’a gidip 1,5 Müslüman kanı akıtmasına, bu ayıba ortak olunmamasına Meclis’te o günkü 99 AK Parti milletvekili ve tüm Cumhuriyet Halk Partisi grubu oy kullandı. Mani oldu. O 99’dan bir tanesini siyasette var etmedi, hepsini yok etti. Şimdi buradan 22’nci dönem yaşayan tüm milletvekillerimizi hürmetle, hayatta olmayanları rahmetle anıyorum ve diyoruz ki; biz Amerika’nın her türlü emperyalist ve kirli oyununa karşı, Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin hakkını ve menfaatini sonuna kadar koruruz. Amerikancılık da sana kalsın. Çünkü ben antiemperyalist mücadeleyle vatanı, yedi farklı işgal ordusundan temizleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Başkanıyım. Sen&nbsp;BOP’un&nbsp;Eş Başkanısın. Bununla övünüyorsun.

SEN MÜZE AÇMAYA DEVAM ET, BİZ ASLANLAR GİBİ HİZMET EDİYORUZ

Türkiye 2018’den bu yana artık bütün yetkileri bünyesinde toplayan, maalesef aynı dolmakalem, aynı mürekkeple sabah vali, öğleden sonra il başkanı atayan, aynı mürekkeple kaymakam, ilçe başkanı atayan, hem bir partinin genel başkanı hem Cumhurbaşkanlığı yapan birinin artık çoklu makam bozukluğuyla büyük ve içinden çıkılamaz krizlere sürükleniyor. Bir ekonomik kriz içindeyiz ki, tek adam rejimi başladığından beri bitmek bilmiyor. Bunun yanında yargı krizi, sosyal krizler, her bir tanesi bu ülkenin canını ayrı ayrı yakıyor. Bugün asgari ücretliler, emekliler, çiftçiler tarihin en borçlu dönemini yaşarken yüksek faiz, yüksek enflasyon, iğneden ipliğe gelen zamlar hepimizin belini büktü. AK Parti’nin bu sıkıntıları çözecek kadroları da becerisi de enerjisi de yok. Öyle bir ihtimal yok artık. O yüzden AK Parti ile milletin arasına giren mesafeyi görmek lazım. Ve Cumhuriyet Halk Partisi gerçek siyaseti meydanlarda, sokaklarda, vatandaşın yanında yaparken; kışın sıcak, yazın serin salonlardan&nbsp;polemik&nbsp;yapanların ürettikleri siyaseti de utanarak izliyor. Millet bu haldeyken Erdoğan bambaşka bir&nbsp;alemde. Geçen gün bir konuşma yapmış. Not önüme geldi inanamadım. ‘Bu fakirin İstanbul’da bir müzesi var’ diyor. Hangi fakirin? Erdoğan fakir, İstanbul’da bir yer almış, metruk haldeymiş, yaptırıyormuş. Oraya müze yapıp kendisine verilen hediyeleri sergileyecekmiş. Bu salondaki emeklinin tabağını koyacak yemeği yok. Adam Katar Emirinden aldığı altın tabakları sergileyecekmiş. Katar şeyhinden aldığı altın tabağı sergileyecek, kendisine verilen hediyeleri sergileyecek, ‘Fakirim ben’ diyor. ‘Bu fakirin bir müzesi olacak artık’ diyor. Sen kimsin? Sen Cumhurbaşkanısın. Cumhurbaşkanının müzesi olmaz kardeşim. Atatürk’ün müzesi mi var, İnönü’nün müzesi mi var? Hangi Cumhurbaşkanının müzesi var? Cumhurbaşkanına ne verildiyse devletin müzesinde durur, devletin müzesinden.

YALVARDIK ‘SİYASİ AHLAK YASASI ÇIKARALIM’ DİYE

Kendi kendini ihbar ediyor. Yalvardık, yalvardık Siyasi Ahlak Yasası çıkaralım diye. Bunu Sayın Davutoğlu desteklediğinde ‘Siyaset yapacak bir il başkanımız, ilçe başkanımız kalmaz’ deyip tarihinin en büyük itirafında bulunmuştu. Sayın Davutoğlu ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim’ dedi. Siyaseten Sayın Davutoğlu’na&nbsp;karşı operasyonu bu sözleri başlattı. Binali Yıldırım’a ‘Topla imzaları, indireceğiz Davutoğlu’nu’ deyip Siyasi Ahlak Yasasına direnen, o Ahlak Yasası çıksa milletvekiline verilecek hediye belli, Cumhurbaşkanına verilecek hediye belli, hangi tutarın üzeri kayda tabi, hangisi devletin müzesine konur hepsi belli. Bunları yapmamış. Şimdi ‘Bu fakir müze açacakmış Kasımpaşa’da.’ Vallahi sen Kasımpaşa’da müze açmaya devam et. Biz o Kasımpaşa’ya aslanlar gibi hizmet etmeye devam ediyoruz. Beyoğlu Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile. Biz Kasımpaşa’da emekli evleri açıyoruz, biz Kasımpaşa’da emekli&nbsp;lokalleri&nbsp;açıyoruz, Kasımpaşa’daki okula su sebili koyuyoruz ki zenginin çocuğu kana kana su içerken, fakirin çocuğu Kasımpaşa’da okulun tuvaletindeki çeşmeye ağzını dayanamazsın diye. Ne konuşuyorsun sen Kasımpaşalı?

ERDOĞAN ‘EMEKLİ’ KELİMESİNİ LÜGATİNDEN&nbsp;SİLMİŞ

Sayın Erdoğan bir kelimeyi unuttu. Bir kelimeyi. Tarayın dedim geriye doğru. Yok. Hangi kelime? Emekli. Emekli kelimesini unuttu. Ağzına almıyor emekli kelimesini. Lügatinden silmiş. Onun için emekli yok, asgari ücretli yok. Ama biz bu ülkenin yoksullarını onların insafına bırakmayacağız. Tüm dertleri, sıkıntıları, çözümleri ayrı ayrı konuşacağız. Bugün bu salonda Türkiye’deki tüm emeklileri temsilen, kendileri grubumuz Meclis’i terk etmeme kararı aldığında harekete geçen, bu eylemliliği destekleyen, bugün de buraya koşan gelen emekliler var. Hepinizin karşısında Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygıyla ve hürmetle eğiliyoruz. Emekliler grup salonunda ‘Emekliyiz haklıyız, kazanacağız’ diye sesleniyorlar, seslerini yükseltiyorlar.&nbsp;Ben iki emeklinin bir evladı olarak bu boğazından devlet memurunun aldığı maaş, emeklinin aldığı maaş, sonra da Sosyal Güvenlik Kurumu ile yaptığı sözleşmeyle devletin ödediği ilaç faturaları dışında boğazından bir kuruş geçmemiş, boğazından geçen her kuruş, evladının boğazından geçen her kuruşta bu devletin emeği olan, bu devleti var eden sizlerin emeği olan partinin Genel Başkanı olarak söylüyorum.&nbsp;Sizin onur mücadeleniz, hepimizin onurudur. Sizin için sonuna kadar mücadele edeceğiz.

EMEKLİYE BÜYÜMEDEN PAY VERMİYORLAR

Şimdi kısaca hatırlayalım. Söylüyoruz, kızıyorlar. Kızmaya devam edecekler. Adalet ve Kalkınma Partisi emeklinin düşmanıdır. Emeklinin düşmanıdır, zenginin dostudur. Geldiklerinde ilk lafları şu olmuştu: ‘Emekliye milli gelirden pay vermeyeceğiz. Zira emekli milli geliri artıran değil, azaltanlardır’ diye tanımlama yaptılar ve büyümeden pay vermemeyi sistematik olarak, kararlı olarak, planlayarak yaptılar. Onlar geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz, itiraz ettiğimiz asgari ücret 28 bin lira. 1,5 asgari ücret 42 bin lira. Bu salondaki herkes biliyor ki; AK Parti gelmese, emekliye hiç ilişmese, hiç karışmasa, emeklinin düşmanı olmasa, ‘Emekli milli gelire katkı yapan değil, azaltan unsurlardır’ ayıbının sahibi olmasa, bugün beğenmediğimiz asgari ücretin 1,5 katını alarak en az 42 bin lira alıyor olacaktı. Bu ülke rahmetli Ecevit, rahmetli Mesut Yılmaz ve Sayın Devlet Bahçeli’nin beğenmedikleri, her fırsatta yerdikleri üçlü koalisyon döneminde son verdiği en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün 42 bin lira bugünkü asgari ücrette olması gereken tutar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her yönüyle bunları çalışıyoruz. Ben söylüyorum, kızıyor. Diyor ki; ‘Çıkmış Anadolu’yu geziyor, sarraf sararak dolaşıyor, altın hesabı yapıyor. Bırak o hesabı, şunun hesabını ver’ diyor. Niye bırakacağım o hesabı?&nbsp;Her hesap şaşar Anadolu’da, altın hesabı şaşmaz. Sen istediğin kadar anlat, istediğin kadar anlat. Git Anadolu’ya sor teyzeme, hesabı altın hesabı ile yapar. O beğenmedikleri üçlü koalisyonun, o koalisyonun dönemindeki ekonomik krizden gelip de çözülmekte olan ekonomik krizin üstüne gelip de iktidar olup da dönüp&nbsp;dönüp&nbsp;oraya kötüledikleri o koalisyonun son verdiği emekli maaşıyla, en düşük emekli maaşıyla 8 tane çeyrek altın alınabiliyordu. 8 çeyrek altın. Bugün verdikleri, teklif ettikleri emekli maaşı 2 çeyrek altın almıyor. 2 çeyrek altın almıyor. Yani emeklinin kaybı ayda 6 çeyrek altın. Şaka değil. Bugün bir emekli ya, bir emekli, gitse kuyumcudan bir çeyrek altın alsa eve varırken baksa cebinde yok. Aklı çıkar, yol boyunca gider arar ‘Nerede düşürdüm ben bunu?’ diye. Ama bugün bir emekli değil her emekli, 1 çeyrek altın değil 6 çeyrek altın, bir sefer değil her ay kaybediyor. Kusura bakmasın emekliler ve bunu bilsin bütün Türkiye. Bir şey nerede kaybedildiyse orada bulunur. Madem 6 çeyrek altını her ay için seçim sandığında kaybettik, ilk seçim sandığında gidip orada bulacağız.

1,2 MİLYON KİŞİ DAHA EN DÜŞÜK AYLIK ALANLAR HANESİNE EKLENDİ

Sefaletin nasıl büyüdüğüne bir örnek daha vereyim. Daha temmuz ayında, bu sene temmuz ayında, devletin resmi rakamıyla en düşük emekli maaşı alanların sayısı 3,7 milyondu. Şimdi 4,9 milyon. Yani altı ayda 1,2 milyon kişi daha en düşük emekli maaşı alanlar hanesine eklendi. 5 milyon kişiye çıktı en düşük emekli maaşını alanlar. Biz böyle bir sefalet üzerine hem asgari ücret, hem de emekli maaşları için çalıştık. Teklifimizi yaptık. Dedik ki ‘Asgari ücret 39 bin lira olmalıdır, emekli maaşı da bir asgari ücret olmalı. Asgari ücrette en düşük emekli maaşı da 39 bin lira olmalıdır.’ Çalıştık, kaynağı hazırladık. Teşvik paketini hazırladık. Dedik ki ‘Asgari ücrete zam verirken; küçük esnafı, belli sektörleri korumalıyız.’ 10 bin lira, 5 bin lira, 4 bin liralık SGK prim destekleri hazırladık. Götürdük, gösterdik. Dediler ki ‘Bunu yapamayız.’ Asgari ücret tarihte ilk kez açlık sınırının altında açıklandı. Açıklandığı gün açlık sınırı 30 bin liraydı, 28 bin lira açıklandı. Emekli maaşı da enflasyon farkıyla 18 bin 938 lira açıklandı. İnanamadık. ‘Böyle bir şey olmaz’ dedik. Grup başkanvekillerimizle değerlendirdik. ‘Dedim ‘Ne yapıyorlar?’ ‘Bir şey yapmıyorlar.’ ‘Ne görüşüyorlar?’ ‘Trafik kanunu görüşüyorlar.’ ‘Müdahale etmeyecek misiniz?’ Dediler ki ‘Biz buradayız ama AK Parti birazdan kapatır gider.’ Konuştuk, grubumuz hep birlikte oybirliği ile büyük bir azimle emekliler için mücadeleye, dikkatleri Meclis’e çekmeye ve emekliler için Meclis’te nöbet tutmaya karar verdi. Altı gündür gece gündüz oradalar. Altı gündür Türkiye’nin gündemine oturttular. AK Parti hazımsızlıkla etmedik hakaret bırakmıyor milletvekillerimize. Aslında onlar bu meselenin gündeme gelmesini, konuşulmasını, haber olmasını, yani sizlere yaptıkları zulmün daha çok görülmesine, duyulmasına dayanamıyorlar. Hazımsızlık yapıyorlar. Çatlasalar da patlasalar da emeklinin arkasında durmaya devam edeceğiz.

SEFALET MAAŞINI ORTADAN KALDIRACAK ARİTMETİK ORTADADIR

Burada önemli bir gelişme; emekliler açısından da Türkiye demokrasisi açısından da Meclis’in itibarı açısından da… Maalesef bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube sistem, milletle devletin arasına bir saray koydu. Bu yüzden de millet kendi Meclisinden dahi soğudu. Buradan bir şey ummuyor. Ama bugün Sayın Bahçeli konuşmasında emeklilere verilen ücreti söylerken, ‘Sefalet ücreti’ dedi. Burada büyük&nbsp;bir fırsat var. Burası milletin meclisi. Ana muhalefet partisi 7/24 nöbette, hep birlikte buradayız. En iyi iyileştirme için mücadele edeceğiz. ‘Bin lira verelim’ diyorlar, harçlık verir gibi. ‘20 bin lira yapalım’ diyorlar, sonuna kadar itiraz edeceğiz. Ancak buradaki fırsat şudur arkadaşlar: Ana muhalefet eylemde, DEM Parti bizim kadar sert eleştiriyor bunu. Yeni Yol Grubu, Saadet Partisi, Gelecek Partisi hepsi bu sefalet maaşına itiraz ediyorlar, açıklamalar yapıyorlar. Bir de Milliyetçi Hareket Partisi buna ‘sefalet’ dedikten sonra, bir şey söylüyorum emekliler. Siz bugün herkes samimiyetle lafının arkasından durursa, bu Meclis’te artık azınlık değilsiniz, çoğunluksunuz, çoğunluksunuz. Buradan Sayın Bahçeli'ye saygılarımı sunuyorum. Tüm genel başkanlara saygılarımı sunuyorum. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi iyi bir teklif getirirse, grubumuz iki elini birden kaldırıp oy verir. Eğer getirmezlerse bu Meclis sarayın memuru değil ki. Bu Meclis’e her parti ayrı ayrı teklif verebilir, ortak teklif verebiliriz. Bütün milletvekilleri altına imza atabiliriz. Bu 20 bin liraya mademki ‘sefalet’ diyoruz, madem Sayın Bahçeli de bugün buna ‘Sefalet maaşı’ dedi, getirelim emekli maaşını asgari ücrete eşitleyelim, ‘Asla altında olamaz’ diyelim. Emekliyi de kurtaralım, Meclis’in itibarını da kurtaralım. İşte ‘İnsanca yaşamak istiyoruz’ diyen emeklinin bu Meclis’teki sesini duymak ve bu Meclis’te tarihi bir adım atma fırsatı vardır. Bunun için grup başkanvekillerimiz&nbsp;mevkidaşlarıylagörüşecekler tüm siyasi partilerden. Hem direnmeye, mücadeleye, hem de diyaloğa devam edeceğiz. Plan ve Bütçe Komisyonuna gelecek, Perşembe günü görüşülecek. Plan ve Bütçe Komisyonunda en iyi noktaya gelmesi için mücadele etmeliyiz. Plan ve Bütçe Komisyonunda da Meclis Genel Kurulunda da herkes sözünün arkasında durursa, bu sefalet maaşını ortadan kaldıracak aritmetik ortadadır. Diğer konularda ayrı düşünürüz, yine tartışırız. Herkes kendi ittifakında kimle birlikte olmak istiyorsa olur. Ama emeklinin meselesinde bir arada olursak Türkiye’de çok şey değişecek, çok şey değişecek.

BİZ YAPSAK BİZE DE AYNISINI YAPIN

Bu arada en düşük emekli maaşını, bir asgari ücret yapmak için lazım olan kaynak 650 milyar lira. Geçende bütçe geçti buradan. ‘Böyle bir paramız yok, kaynak yok’ diyorlar ya bütçede bir kalem 768 milyar lira var. Vazgeçilen kurumlar vergisi. Yani kazanmış, kar etmiş, vergi ödeyecek. O vergiyi ödemesin diye 768 milyar lira kaynağı buraya koydular. Ama emeklinin 650 milyar lirasına şimdi ‘Para yok, kaynak yok’ diyecekler. 2,7 trilyon lira faiz ödüyorlar. Lazım olan paranın dört katından fazla. Şimdi emekliye gelince ‘Yoktur’ diyecekler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emekliye dayatılan bu zulme sonuna kadar karşı çıkacağız. Kaynak? Plan ve Bütçe Komisyonu oturacak ve çalışacak. Gerekirse bütçede kalemler arasında aktarma yetkisi var. Kurtarırsa oradan bulunacak. Kurtarmazsa ek bütçe yapılacak. Sabaha kadar çalışılacak ama emeklinin sorunu çözülecek. Eğer bu sorunun çözümüne katkı sağlanmazsa, buna direnilirse, buna grup kürsülerinden başka konuşulup, oylamaya gelince başka davranılırsa, o zaman bunu da emekliler takdir edecek. Şu kadarını söyleyeyim, bu Adalet ve Kalkınma Partisi için diyorum. Sizin karşınızda duran kim olursa aynısını yapın. Biz yapsak bize de yapın. Sizi görmeyeni, sizi duymayanı, sizin için çalışmayana bırakın oy vermeyi, sokakta selam bile vermeyin bunlara.

MANSUR BAŞKAN, EMEKLİYE AYDA 2 BİN 677 LİRA DESTEK VERİYOR

Ankara’dasınız, bu şehrin bir büyükşehir belediye başkanı var. Örneği oradan vereceğim. Tüm belediyelerimizde çok benzer uygulamalar var ama en iyilerinden bir tanesi Ankara. Ankara’da Mansur Başkan… Hani günlerdir sudan siyasetle uğraşıyorlar ya onunla, sudan siyaset. Denizli’de dedim ki ‘Bunlar çıkmışlar, yağmur yağmasın duası yapıyorlar.’ İnanan çıktı yahu. Arkadaşlar, şuna inanan çıktı: ‘Nereden biliyorsun?’ Yaptıklarından biliyoruz. Zil takıp oynayacaklar. Öyle bir şey ki bundan önce 2019’da Erdoğan kendisi, 2023’te bakanı, biri birinci etap, biri ikinci etap… ‘Efendim Gerede sistemini yaptık. Ankara’nın su sorununu 2050’ye kadar çözdük’ dediler. 2025’ye kadar. Ben onların yalancısıyım. Devlet Su İşleri’nin başında onlar var. Onlar yönetiyor. Ve ‘Ankara’nın su sorunu çözüldü.’ Ver suyu. Mansur Yavaş dağıtsın. Mansur Yavaş bu konuda her türlü tedbiri almış. Gerede sisteminden 2023’te 235 milyon metreküp su gelirken, 2024’te 119 milyon metreküp, 2025’te 72 milyon metreküp su gelebilmiş. Geçen sene mayıstan bu ekime kadar bir metreküp su gelmemiş. Şimdi ben dönüp ‘Ey Erdoğan, ne oldu Gerede sistemi? Beceriksiz Erdoğan’ desem, vallahi Allah’ın gücüne gider. Niye? Yağmur yağmıyorken, küresel bir kuraklık varken, Türkiye’de barajları yapma işi iktidarınken, 23 yıldır iktidarda olup da bu hale gelene yine de biz kuraklık üzerinden bir şey demeyip, ‘Hep birlikte çalışalım, su sorununu çözelim’ derken, o dönüp Mansur Yavaş’a ‘Beceriksiz, Ankara’yı susuz bıraktı’ deyip laf söyleyip, sudan siyaset yapıyor. Mansur Yavaş tedbirlerini aldı. Rakamları şeffaflıkla paylaştı. O sorunu da çözdü. Allah’ın izniyle her sorunu çözdüğümüz gibi su sorununu da belediyelerin yetkisinde belediyelerle, milletin verdiği yetkiyle de gelecek sene iktidarda çözeceğiz. Şimdi bu Mansur Yavaş’la bu emekliler arasında yaşanan meseleye bakın. Hani AK Parti ‘19 bin lirayı 20 bin lira yapacağım, bin lira vereceğim’ diyor ya. Koca Meclis’i çalıştıracaklar, çözüm bulacaklar, bin lira verecekler çocuğa harçlık verir gibi. Mansur Yavaş Ankara’da sosyal yardım alması gereken, yani yoksul emeklilere her ay 2 bin 677 lira maaşlarının üzerine belediyeden destek koyuyor. Her ay koyuyor bu parayı. Yılda 12 kez bir kilogramlık et desteği yapıyor. Kışın üç ay boyunca doğalgaz faturalarını ödüyor. Ramazan ve Kurban bayramlarında ilave 2 bin 500’er lira veriyor. Bunları yaparken de yüzlerce müfettişle tepesinde duruyorlar. Bugün de Mansur Bey dedi ki ‘Genel Başkanımız duyursun bunu…’ Haftaya Meclis’te çoğunluğumuz da var, geçirmeme ihtimalimiz de yok. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi karar alacak, 377 bin sosyal yardım alan kişi bundan sonra Ankara Büyükşehir sınırları içinde bedava ulaşımda olacak.

DÜŞEN DOĞURGANLIĞIN SEBEBİ GARİBANLIK

Bir yandan kısıtlı, silkelenen belediyelerin&nbsp;imkanlarıyla, birazdan başka örneklerden de bahsedeceğim, bizler bu mücadeleyi verirken ellerindeki güçle geçmişte yaptıklarını bozan, verdikleri sözden cayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bugün emeklisini perişan eden iktidar şimdi kancayı yarının emeklilerine takmış. Biliyorsunuz Bireysel Emeklilik Sistemi getirmişti. ‘Teşvik edeceğiz’ demişti. ‘BES’i&nbsp;tabana yaymak için devlet katkısını yüzde 30’a çıkarıyoruz’ demişlerdi. Sessiz, sedasız devlet katkısını yüzde 20’ye düşürdüler. Millet bunlara inandı,&nbsp;BES’e&nbsp;girdi, ‘Yüzde 30 devlet katkısı’ dedi. Şimdi yüzde 20’ye düşürdüler. Bu şekilde yüzde 10’luk azaltmayla, kendilerince bir yerden kendi ihtiyaç duydukları işlere kaynak yaratmaya çalışıyorlar. Ama insanlar ‘Okursam iş bulurum. Çalışırsam aileme yetecek kadar kazanırım. Bundan sonra artık bir şekilde aileme bakarım’ diyecek noktadan çok uzağa gittiler. Sayın Erdoğan, ‘Vaktiyle üç çocuk&nbsp;yapın, beş çocuk yapın’ diyordu. Şu anda 1,5 altına gerilemiş durumda Türkiye’de doğurganlık hızı. Bu çok büyük bir tehdit ancak bir tane sebebi var. O da garibanlık. O da gelecek kaygısı. O da ‘Bu asgari ücretle nasıl çocuk yapayım? Hatta nasıl evleneyim? Evlendim, çocuğum oldu. Nasıl büyüteyim? Nasıl doyurayım?’ Bu kaygılar Türkiye’de doğurganlık hızını da en çok düşüren ve en acımasız doğum kontrol yöntemi.”&nbsp;

“KARTTAN KAPATIYOR, BORÇ BÜYÜYOR SONRA ‘YA ÇIKARSA?’”

“Yoksulluk, sefalet maalesef&nbsp;insanlarımızı kumara, sanal bahse itiyor. Öyle bir şey ki böyle oturup da ‘Ya o da oynamasın….’ Öyle bir şey değil ki. Kredi kartı var. Aldığı maaş bitiyor. Ya maaş hesabında kredili maaş hesabı... En kolay açılan hesap. Sormadan açıyorlar hemen. Maaşını çektiğin karta 5 bin lira, 10 bin lira kredili mevduat hesabı. Maaş bitince kendiliğinden düşüyor eksiye. Maaş yatar yatmaz kendiliğinden o kapanıyor. Bu kadar tahsilatı garanti bir hesaptan, kredi kartı borçlarına uygulandığı gibi Türkiye’nin en acımasız faizini kesiyorlar. Ayrıca yüzde 30 vergi kesiyorlar. Türkiye’de parası olan, faize koyan, aldığı faizden yüzde 17,5 vergi veriyor. Parası olmayan, borca batan, ödediği paradan yüzde 30 vergi veriyor. Şimdi maaş yetmiyor. Ama eve ekmek alınacak, çocuğa süt alınacak, bez alınacak. Elektrik parası ödenecek. Doğalgaz ödenecek. Kattan çektiriyor ya da kredili mevduattan alıyor. Bunun yıllık bileşik ki millet bilmez, vergisi, faizi, bilmem nesi, toplam yüzde 96’ya geliyor. Yıllık yüzde 96. En acımasız&nbsp; yani mert olan karşıdan vurur, hain biri arkadan vurur. Bu AK Parti’nin kara düzeni yere düşene yerde vuruyor. Halen bak&nbsp;BES’teki&nbsp;yüzde 30’u sessiz sedasız bir gecede yaptılar. Cumhurbaşkanı’na yetki verdiler, imzayı attılar, yüzde 20’ye düşürdüler. Yahu burada bu yüzde 30 ödenmeyen kredi kartına. Bir de biliyorsunuz, bilmeyen yoktur burada. Kredi kartını ödeyemedin mi ödeyemediğin günden işletmiyor faizi. Dönüyor, hesap kesim gününden işletiyor. Yani bir günlük değil, 11 - 13 günlük faiz alıyor. En acımasız faizi işletiyor. İşte bu yüzden insanlar oradan çektiriyor, bu karttan kapat, borç büyüyor. Kalıyor cepte son bir para. O parayla da ‘Acaba nasıl çıkacağım bu işin içinden?’ ‘Ya çıkarsa’ deyip dönüyorlar önce Milli Piyango’nun sitesine giriyorlar.

SPOR TOTO’NUN HASILATI YÜZDE 6000 ARTMIŞ

Bakın, bu Adalet ve Kalkınma Partisi yıllar önce şöyle bir şey dedi: ‘Milli Piyango’yu özelleştireceğiz.’ ‘Yapmayın’ dedik. ‘Altın yumurtlayan tavuk kesilmez’ dedik. ‘Yok, keseceğiz’ dediler. Sonra kesmemeye, 10 yıllığına birisine vermeye, on yıl sonra alıp bir başkasına vermeye karar verdiler. Temel tezleri şuydu: ‘Devlet kumar oynatmaz.’ Yahu ne kumarı? Bu millet, Anadolu’daki bu insanlar yılbaşında aldığı bir Milli Piyango biletini kumardan saymıyor ki. Niye saysın? Çeviriyor arkasına bakıyor. Nereye gidiyor para? Mehmetçik Vakfı’na. Nereye gidiyor? Kızılay’a, Yeşilay‘a, Çocuk Esirgeme Kurumu’na. Öyle değil mi?&nbsp;Sen bunun neyine kumar diyorsun? ‘Kumar.’ Devlet eliyle kumar olmaz. 13 + 1 oynuyor. Soruyor, ‘Babaanne söyle bakalım Manisa mı, Kasımpaşa mı?’ Babaannem diyor ki ‘Taraf tutmuyoruz.’ Soruyor 13 + 1’de, ‘Bir rakam söyle.’ Buna kumar dediler ve dediler ki ‘Devlet bunu yapmayacak. Özelleştireceğiz.’ Sonra 10 yılına özelleştirdiler, aldı birisi işletiyor. Bakın 2003’te Spor Toto’nun hasılatı 17 milyon dolarmış. 2023’te yüzde 66 bin 700 artarak, yani 6 bin 700 kat artarak, 11,3 milyar dolar olmuş. 117 milyon dolardan, 11,3 milyar dolara çıkmış. Dolar bazında&nbsp;söylüyorum. Bakın ‘Devlet kumar&nbsp;oynatmazcılar’ınverdikleri şey. Bu Milli Piyango’nun resmi sitesi. Milli Piyango’nun resmi sitesi. Spor bahisleri hariç 119 oyun var. Girdiğinde karşına bu çıkıyor. Diyor ki 10.11.2025 tarihinde Milli Piyango&nbsp;Online‘da&nbsp;bir oyuncumuza&nbsp;Olimpos&nbsp;Şimşekleri oyununda 925 bin lira isabet etmiştir’ diyor. Reklam. A’dan Z’ye kumar oynatıyor. 119 çeşit. Antik sandık da var, ballı kovan da. Arının kovanda hangi peteğe konacağını bilirsen para veriyor. Ballı kova. Akıllara ziyan. Buz fırtınası, ıvırı zıvırı, en fenası… Misket, çocukların misket oyunu. Diyor ki ‘Kendi misketinin rengini seç, oyunun başlamasını bekle’ diyor. Üç numara yeşil misket. Bak, çocukların kumda oynadığı kuyuya kumar oynatıyor. Bakın kumarhane kol çekme ne fena bir şey. Kol çekme var. Diyor ki ‘2 liraya büyük ödül, 50 bin lira.’ 2 liraya 50 bin liralık kol çekebiliyorsun burada. Havai fişek var. Havai fişeğini seç, 12 lira yatır. Senin havai fişek kaç para patlarsa o parayı sana verecek. Sıfır patlarsa tekrar; yeni tur, yeni bilet. 12 lira var, 24 lira var. Havai fişekten kumar oynattırıyor adamlar.

KUMSALDA ÇOCUĞUNUN RIZKI İÇİN ARAMA YAPIYORLAR

Ne oluyor biliyor musunuz? Bu siteye giriyorsunuz, oynuyorsunuz.&nbsp;Cookie&nbsp;diyorlar, çerezden seni yakalıyor. Dünyada ne kadar yasadışı kumar sitesi varsa başlıyor sana mesaj atmaya. Mesaj geliyor gariban adama. Cebinde son 200 lirası kalmış ya da 2 bin lirası var. Dünya kadar banka borcu var. ‘3 bin - 4&nbsp; bin lira sana. Baştan fazladan veriyorum. Gel, oyna’ diyor. Bir tıklayıp içeri girdi mi bu tip işlerin bin katı numaralarla o cepteki o paralar da gidiyor. En sonunda kimi intihara sürükleniyor, kimi iflas ediyor, bütün sülaleyi batırıyor. Şimdi 2026 yılında 23 yıldır bu ülkeyi bu iktidar yönetiyorken, bu sefaleti yaratanlar da bu rezaleti yaratanlar da AK Parti’nin kara düzenidir. Nasıl değiştireceksin? Vallahi sandıkta değiştireceksin. Sandıkta değiştirmek dışında başka bir ihtimal kalmadı. Yeşilay’a göre Türkiye’de 40 milyon kişi en az bir kez bahis oynamış. 7 milyon kişi kumar bağımlısı haline gelmiş. Kumar bağımlısı sayısı uyuşturucu bağımlılığı sayısının kat be kat üstünde. Kumar borcundan dolayı canına kıyanlar… Öyle bir haldeyiz ki&nbsp;dedektör&nbsp;satışları patlamış. Bütün televizyonlarda haberdi. Millet altın arama&nbsp;dedektörüalıyor, hazine arıyor. Onu bırakın Antalya’nın sahillerinde turistin cebinden düşmüş Euroları&nbsp;dedektörle&nbsp;arayıp onları topluyorlar. Gösteriyor, ‘Ne yapayım abi’ diyor. ‘Şu&nbsp; Euro’ları buldum, gidip onu bozduracağım’ diyor. Bir - iki Euro metalleri topluyor. ‘Bazen’ diyor, ‘Kolye de düşmüş oluyor kumların arasına.’ Yazın düşmüş, kışın metal&nbsp;dedektörü&nbsp;ile kumsalda çoluğun çocuğunun rızkı için gidip arama yapıyorlar. Memlekette dün söyledim, tarihi geçmiş olan gıdaları marketlere koyup ‘fırsat reyonu’ diye satıyorlar. Tarihi geçmiş olanları. Bunların tamamından kurtulacağız. AK Parti’nin kara düzenini yıkmazsak namerdiz. Kumar bağımlılığı konusunda arkadaşlarımız hassas bir çalışma yaptılar. Buradan ifade ediyorum. Kumar bağımlılığı ile ilgili bir eylem planı hazırladık. Öncelikle toplumsal ve mali zararı tüm yönleriyle ortaya çıkaran bu belanın hızla röntgenini çeken, sonra gerek cezaların artırılması ve gerek toplumsal farkındalığın yaratılması, gerekse yasa dışı ise kurulan köprülerin ortadan kaldırılmasına ilişkin önemli bir eylem planı hazırladık. Buna önümüzdeki günlerde önce açıklayıp sonra diğer gruplarla paylaşıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde bu konuda bir araştırma komisyonu kurulması ve bu eylem planının tüm partiler tarafından yasal düzenlemelerle bu soruna bir çare aranması için bir teklifte bulunacağız.

ESNAFI KORUMANIN 150 FARKLI YÖNTEMİ İÇİNDE BU YOK

Buradan gençlerin çok itiraz ettikleri, büyük bir haksızlığı dile getirmek durumundayız ve bunun da mutlaka geri alınması lazım. AK Parti zaten bir yerde bir huzur varsa, birisi bir şeyden memnunsa gidip onunla&nbsp;uğraşmakta,&nbsp;ki biliyorsunuz vaktiyle güvercine bile huzur vermiyordu, elindeki şemsiyeyle kümesteki güvercinleri dürtüyordu. Oraya bir şey yapacak. Geçmişte 150 Euro’ydu, 30 Euro’ya düşürmüşlerdi. Yurt dışından verilen siparişlerde gümrük vergisi muafiyeti var; 30 Euro. Ne yapıyor? Bin 500 lira. Bin 500 liraya kadar alışverişi internetten yapınca gençler yazdığı kadar para ödüyorsun. O geliyordu. Tuttular, ona iliştiler. Onu yasakladılar. Mesela hobi ürünleri var. İnsanlar dışarı çıkamıyorlar, pahalı etkinliklere katılamıyorlar. Kendince hobisi var. O hobilerin ürünleri satılıyor. Türkiye’de yok. Sipariş veriyor. 210 lira, 140 lira, 70 lira… Onlar geliyordu. Onları yasaklamışlar. Türkiye’de üretilmeyen bazı şeyler… Türkiye’de eskiden var bir radyo. Artık Türkiye’de o marka radyo satılmıyor. İçindeki bir tane elektronik bir şey yok. Fotoğrafını koyuyorsun internete. Çin’de var. Veriyorsun siparişi, geliyor 90 liraya. 5 bin liralık radyo teyp, 90 liralık&nbsp;çiple&nbsp;kurtuluyor.&nbsp;Arge&nbsp;kendince çocuklar çok meraklı, işte kodlama yapıyorlar, robot yapıyorlar bilmem ne yapıyorlar. Onlara parçalar alıyorlar, bir şeyler yapıyorlar. Onlarla uğraştı adamlar ya. Gittiler dün Ömer Çelik çıkmış soruyorlar, bir laf kalabalığı ‘Yok şunu yaptık bunu yaptık.’ Bununla mı esnafı koruyorsun? Ben sana esnafı korumanın 150 farklı yöntemini anlatırım. İçinde internetten verilen bu siparişe bilmem ne yapmak yok. Öyle bir noktaya getirdiler ki işi bir de. Eskiden orada 250 lira kılıf, Türkiye’de 600 liraya satılıyor. O siparişi kapattılar, Türkiye’de kılıf 3 bin liraya çıktı fiyatı. Öyle acayip işlerle meşguller. Doğrusunu söyleyeyim, bunu niye yaptı peki? Niye yaptı? Ne faydası var? Sana, bana faydası yok.&nbsp;Trump’a&nbsp;faydası var.&nbsp;Trump’a&nbsp;söz verdi, ‘Çin malına vergi koyacağım. Amerikan malından vergi kaldıracağım.’ Amerika’ya gittiği gece yaptı. Ayrıca bu ürünlerin tamamına yakını Çin’den ve Çin şirketlerinden geldiği için,&nbsp;Trump’ınÇin&nbsp;izolasyon&nbsp;fikrinde bu işi kapatmak olduğu için sırf&nbsp;Trump’a&nbsp;yaranmak için,&nbsp;Trump’a&nbsp;yarenlik etmek için gençlere bu kötülüğü yaptılar. Bütün çocuklar isyanda. Vallahi ben gençlerin yalancısıyım. Sırf&nbsp;Trump’a&nbsp;yaranmak için bu işi yaptı ya, ‘Bizim dünya lideri’ diyor güya dünya lideri, ‘Temu’dan&nbsp;almışlar o dünya liderini’ diyor.&nbsp;Temu’dan&nbsp;alınan dünya lideri çocukların dünyayla bağlantısını kapatıyor sadece&nbsp;Trump’a&nbsp;yaranmak için.

ÜÇ EVLADIN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMENİN BEDELİ SEKİZ GÜN ÇALIŞMAK

Şimdi Tayyip Bey’i dinleyen bir ailenin bir hazin hesabı var, onu göstereceğim. Bu kardeşim, günahsız bir kardeşim, çok temiz bir kardeşim, iyi bir kardeşim. Eşiyle birlikte Tayyip Bey’in üç çocuk önerisine uymuş ve üç evladı yapmış. Karne de gelmiş, çatmış. Söz vermiş, ‘Sinemaya gideceğiz’ diye. En uygunundan beş sinema bileti bin 750 lira. ‘Baba patlamış mısır da alacaksın değil mi?’ sorusuna ta ekimde ‘Alacağım demiş’ ya almış, onu üç tane almışlar. Niye? Hanım demiş ki, ‘Bize alma, ben sana evde patlatırım. Dünya para.’ Başka bir mantığı var mı? Niye beş değil de üç. O da 800 lira tutmuş. Sonra çocukların en çok karne hediyesi talepleri, dışarıda hamburger menü, görüyorlar. Eskiden babam bizi karne alınca Manisa’da Şölen Döner Evi vardı oraya götürüyordu, bütün sene o günü bekliyorduk biraderle. Beş tane menü 2 bin 500 lira. Oyuncakçıdan da o girişte en ucuz oyuncak kutuları bin 100 liraymış, 3 bin 300 lira. Bu&nbsp;kardeşim Tayyip Bey’e uydu, üç çocuğu yaptı. 8 bin 350 lira altı saatlik mutluluk için, bu kardeşim 8 gün mesai yapacak bu asgari ücretle. 6 saat üç evladın yüzünü güldürmenin karşılığı 8 gün sabahın köründen akşama kadar çalışmak, mesai yapmak. Memleketi bu hale getirenlere yazıklar olsun.

EMEKLİ TORUNUNA TABLET ALMAK İÇİN TÜM MAAŞINI VERİYOR

Şimdi bir hazırlık da emekliler için yaptım. Yaparken de kendim de mevzuya şaştım. Emekliden torunu bir şey ister ya. Ne diyor? Mesela şey diyebilir. ‘Dede sınıfı geçersem bana tablet alabilir misin?’ Emekli de bana soruyor ‘Alabilir miyim?’ Baktım, alamıyormuş, 20 bin lira olmuş tablet. Bir tane standart tablet 20 bin lira. Emekli aldığı bütün maaşı verip torununa bir tablet alsa, bu tabletin 3 bin 975 lirası vergiye gidiyor. 3 bin 333 lirası KDV, 642 lirası&nbsp;bandrol, TRT. Yanlış duymadınız. Tablet ve TRT’nin ne alakası var? Torun internete bağlanabilirmiş, oradan TRT’nin internet sitesine girip internet üzerinden TRT Nağme ya da TRT’nin radyo kanalını açabilirmiş. TRT’nin radyo kanalını izleme, dinleme ihtimaline karşı torunun, emekliden 640 lira alıyorlar tablet alırken. AK Parti’nin kara düzeni, bütün emeklilere saygıyla sunuyorum. İlk elde bitireceğiz bu rezilliği, ilk elde.

ADALET OLMAZSA GEÇİM DE OLMAZ

Değerli arkadaşlar, bir ülkede adalet olmazsa; geçim de olmaz, refah da olmaz.19 Mart darbesi bu milleti daha da yoksullaştırdı. 160 milyar dolarımızı yediler. Borsayı çökerttiler. Yatırımcıyı kaçırdılar. Sayın Erdoğan bizimle sandıkta yarışmaktan, hesaplaşmaktan korktu. Partisinin kadın kolları var, bizim kadın kollarıyla yarışsalar, ‘CHP kazanır. Siz çekilin.’ Gençlik kolları var,&nbsp;AK Gençlik diyorlardı. ‘Sizlere güvenmiyorum, kenara çekilin.’ ‘Ana kademe size hiç güvenim kalmadı, kenara çekilin. ‘Ben yargı kollarını kuracağım’ dedi. Yargı kollarını kurdu, başına da Bakan Yardımcısı olan, yani siyasette olan birisini İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak gönderdi. Bugün o darbenin 300’ncü günündeyiz. 300’ncü kara gün. Yarın Beşiktaş Meydanı’nda 300’ncü gün eylemimizde olacağız.&nbsp;19 Mart darbesine itiraz eden, 23 Mart‘ta 15,5 milyon kişiyle gidip Cumhurbaşkanı adayının arkasında duran, o günden bugüne bu yaşananların hepsini gören ve vicdanı bunu kaldırmayan tüm İstanbullulara sesleniyorum: Yarın akşam Beşiktaş Meydanı’nda darbenin 300’ncü gününde, 300’ncü kara günde hep birlikte mücadeleye, hava kaç derece olursa olsun, ne yağarsa yağsın, pijamaları çıkarmaya, meydana akmaya davet ediyorum.&nbsp;İstanbullu ‘İstanbul’u Ekrem Başkan yönetsin’ dedi, bir yargı çetesi onu hapse attı. Adanalılar ‘Zeydan Karalar yönetsin’ diyor, Antalyalılar Muhittin Böcek’i istiyor, Mardinliler Ahmet Türk’e üçüncü kez görev veriyor. Ama bir yargı çetesi onları görevden alıyor. Bu ülkede egemenlik millet eliyle değil; maalesef birinin emriyle üç savcı, üç&nbsp;hakimin&nbsp;eliyle kullanılmaya kalkıyor. Ve&nbsp;hakimler&nbsp;savcıları rejimi,&nbsp;jüristokrasi&nbsp;gibi bir rejimle Türkiye yönetilmeye çalışılıyor. Bizim buna karşı mücadelemiz, elbette demokrasi mücadelesi.”

HİÇ OLMAZSA ‘KANDIRILDIM’ DE, ONU DA DEMİYOR

10 ay boyunca yolsuzluk ve hırsızlık iftiraları attılar. Tutukluları aileleriyle tehdit ettiler. İftira, yalan beyanlara zorladılar. Birazcık iş ciddiye binince beyaz&nbsp;toros&nbsp;gösterip siyasete ayar vermeye kalktılar. İBB borsası kurdular. Avukatları biz yakaladık ailelere&nbsp;giden. ‘Şu kadar para verirsen savcı serbest bırakacak’ diyor. Verip de bırakılan var, örnek gösteriyor. Arada yazışma var, örnek gösteriyor. Savcının sesini aileye dinletip para istiyor. Yakalattırıyorsun. Bunu söylüyorum. Yurtdışına Yunanistan’a kaçmaya çalışıyor. Yunanistan’a kaçarken yakalanıyor. Hapse konmuyor, ev hapsine konmuyor. Hapse konsa savcıların ismini söyleyecek. Ev hapsinde durup oradan buradan laf saydırıyor.&nbsp;HSK’yayedi kere&nbsp;şikayet&nbsp;ettik, yedi şikayet. Ses kaydı var,&nbsp;WhatsAppyazışması var, tanık beyanı var, tapusu var, özensiz harcamalar var, ikinci kez yurt dışından maaş almalar var. 80 yıllık maaşıyla alamayacağı yatı gezmeler, yurt dışında edinmeler var. Hepsini iddia ediyoruz. ‘Aman aman aman. Biz bu işlere bakmayız. Biz Erdoğan’ın atadığı başsavcıya karışamayız. O İstanbul Başsavcısı değil; majestelerinin Cumhuriyet Savcısı.’ Korkuyorlar, kenarda duruyorlar. Şimdi geçen hafta 30 milyonluk evi dokuz milyonluk evi alıp satmalarının belgesini de yolladım. Geçen hafta 95 milyonluk bir evin satın alma kontratının noter belgesini de yolladım. 17 tane paha biçilmez değerli taşınmaz vardı. Bu işler konuşulurken beşini elden çıkarttı. 12’sinin tapusu var. 12 tapu bir kişi üzerinde. 2 bin yıl çalışsa aldığı maaşla ödeyemeyeceği kadar mal mülk edilmiş. 12 tanesi üstünde, kimin? RTÜK’tekinin üstünde. RTÜK’te bir emekli polis var, hiç&nbsp; RTÜK’e gitmeden maaş alıyor. Ama üzerinde ne tapular ne tapular. Çayyolu’nda bir avukatlık bürosu var. Ne tapular, ne tapular. Bu kadar mızrak çuvala sığmazken, yapılacak bir şey var. Erdoğan diyecek ki, ‘yine’ diyecek, de. Millet sandıkta verir kararı. Nasıl Zekeriya Öz’ün altına zırhlı aracı veriyordun da ‘Ben bunun savcısıyım’ diyordun da sonra gidince ‘Rabbim ve milletim beni affetsin, kandırıldım’ dedin ya. ‘Kandırıldım’ de. Hiç olmazsa bu rezilliği daha fazla devletin, milletin sırtına yük etme. Onu da demiyor. ‘Sahip çıkma, arkasında durma’ diyemem, çünkü hani iddianame? İddianame çıkana kadar diyordu ki ‘İddianame çıksın, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Eşlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Vallahi Denizli’de 100 bin kişinin yüzüne de bakıyoruz, yarın İstanbul Beşiktaş’ı görürsün. Geçen hafta Ekrem Başkan’ın eşi milletin göz bebeğinin içine de bakıyor. Birbirlerinin de yüzüne bakıyorlar, gözüne bakıyorlar.

O ZEHRİ DE BÜNYEDEN ARINDIRIYORUZ

Ama bir yandan nerede o iftiralar? Hani ya? ‘Bin 200 cep telefonu’ dediniz bütün yaz televizyonlarda. ‘Ekrem İmamoğlu‘nun lüks araçları’ dediniz, başka bir milletvekilinin çıktı MHP’li. Parkenin altında&nbsp;İBB’nin&nbsp;bilmem neredeki yerinde dediniz ‘2 milyon Euro çıktı’ dediler, iki Euro yok.&nbsp;Dedektör&nbsp;alacak eline, aldı&nbsp;dedektörü&nbsp;bütün gezdi Ekrem Başkanların ailesinin köyünü gezdiler, yazlığını gezdiler. Korumasının gittiler yayladaki evine kadar aradılar, yok. Para dolu çantalardan&nbsp;jammer&nbsp;çıktı. ‘Bunlar bir yere girdi çıktı, paralarla giderken İmamoğlu‘nun görüntüsü var’ dediler. Görüntü meselesi yalan çıktı. Yalan olduğunu da itiraf ettiler. Tutuklarken yaptıkları gizli tanıkların hiçbir tanesi ortada yok. Kimi intihara kalktı, kimi istifa dilekçesi yazdı. Onun dediğini başka gizli tanığa söyletiyor. Oyuncu değiştirir gibi tanık değiştiriyor. Öyle bir yerde milletin yüzde 60’ı ‘Bu dava siyasidir’ diyor. Geriye kalan yüzde 15 kararsız. 20 - 25’i de bunlar yavaş yavaş zehirliyorlar, o zehri de bünyeden arındırıyoruz. Çünkü arkasında duramıyorlar. Şimdi çıkmışlar, halen daha bu adamı görevde tutuyorlar.

DOSYAYA ‘A’DAN ‘Z’YE&nbsp;HAKİMİM

Açık açık söylüyorum Sayın Erdoğan. Dosyaya ‘A’dan ‘Z’ye&nbsp;hakimim. Sen ve yanına alacağın üç - beş tane danışmanın. Çıkalım istediğin televizyon kanalına, istediğin&nbsp;moderatörünkarşısına. Ben sorayım sizinkiler cevaplasın, siz sorun ben cevaplayacağım. Var mısınız? Var mısınız? ‘E ben bundan kaçarım.’ Sen bundan kaçarsan, sen buna geleceksin bu arada. Ben söyleyeyim. Nasıl gelecek biliyor musunuz? Binali Bey Ekrem Bey’in karşısına nasıl geldi. İlk başta bunlar çok havalıydı, ‘CHP ile televizyona çıkmayız, biz iktidarız.’ Ankete bir baktılar, Ekrem İmamoğlu farkı atmış. Koşa koşa geldiler, ‘Canlı yayına çıkalım mı?’ Kaçmadık çıktık. Göreceksiniz, gelecek seçimlerden önce, ama üç ay kala ama beş ay kala. Anketleri bu halde görünce Tayyip Bey koşacak peşimden. ‘Hadi çıkalım televizyona, çıkalım televizyona.’ Televizyon bırak televizyonu, çıkalım milletin karşısına. Koyalım sandığı bakalım.

TUTUKSUZ YARGILAMA ERTELENEMEZ

Yine de açıkça söylüyorum. Bir; tutuksuz yargılama bu vakitten sonra anamızın ak&nbsp;sütü gibi helaldi zaten, ertelenemez. Tutuksuz yargılama istiyoruz. Cesareti olanı televizyonda karşımıza, ya da sözünü tutmaya. Mahkemeyi A’dan Z’ye TRT’de bir kanaldan canlı yayınlamaya, isteyen her televizyonun yayınlaması için düzenleme yapmaya çağırıyoruz. Devlet Bey ‘olur’ dedi, Tayyip Bey’e sordular, ‘Devlet Bey uygun görürse münasiptir’ dedi. Ne engel var? Şu engel var: İddianamede olacağını sandıkları hiçbir şey yok. Hiçbir ispat bulamadılar. Şimdi iddianameden utançlarından canlı yayından kaçıyorlar. Açık açık söylüyorum, geçmişte biz bu filmi gördük. A ha Veli&nbsp;Ağbaba&nbsp;orada. Ergenekon - Balyoz askeri casusluk, Nurettin Demir‘le beraber. Biz gittik Balbay’a kefil olduk ilk günden. Biz gittik Haberal’a kefil olduk. Biz gittik Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ’a kefil olduk. Onlar ağırlaştırılmış müebbet ikişer tane, yani idam yerine gelen ceza. Urganı bulsalar asacaklardı Balbay’ı da Genelkurmay Başkanımızı da. Biz kimin arkasında durduysak, a ha böyle alınları açık. Başı dik böyle geziyor bizimkiler. Nerede Zekeriya Öz? Nerede Zekeriya Öz? Sıçan gibi kaçtı. O Balbay Silivri ile ilgili 11’nci kitabı. Dokuzu kendisi içerideyken, ikisi şimdi Silivri'dekilerle ilgili. ‘Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.’ Kitabın özelliği ‘Millete emanet’ gibi Yavuz&nbsp;Oğhan’ın&nbsp;yazıp, ilk sözünü ben, son sözünü Ekrem İmamoğlu’nun yazdığı. Bu sürecin ilk sözünü ben söyledim, son sözü balkon konuşması yaparken Ekrem İmamoğlu söyleyecek inşallah. Bu iki kitap; ‘Millete emanet’ de Balbay’ın ‘Ya hep beraber, ya hiçbirimiz’ de millete emanettir. Bu kitaplardan bir kuruş parayı kendilerine almıyorlar. ADA var, Aile Dayanışma Ağı. Maaş alamayan arkadaşlarımızın ailelerine destek oluyor. Ayrıca yurttan çıkarılan öğrenciye yurt, bursu kesilen öğrenciye burs oluyor bu fonlar. Bunun için bu iki kitabı da sizlere emanet ediyorum.

MİLLETE HİZMETE DEVAM EDİYORUZ

Son olarak tüm zorluklara rağmen biz millete hizmet etmeye devam ediyoruz. Millet nüfusun yüzde 65’ini CHP’li belediye başkanlarına emanet etti. O günden bugüne soruşturma, baskı, tutuklamalar… Ama bir yandan inadına hizmet üretmeye devam. Bakın kent lokantası sayımız, Türkiye genelinde 155 oldu. Kreş sayımız; hedef bindi, 785 oldu. Öğrenci yurdu; hedef 100’dü, 77 oldu. Halk market, 155 oldu. 21 belediyemiz 257 okulda evlatlarımıza bedava su dağıtıyor ya da suyu temizleyerek sebillerden veriyor. Kesilecek denen sosyal yardımlar beş katına çıktı. Tüm vatandaşlarımıza ilan ediyorum. Dışarıdaki kıymanın kilosu neredeyse bin lira. Denizli Büyükşehir Halk&nbsp;Markette 600 lira. Dışarıda kaşar peyniri 500 lira, Manisa Büyükşehir Halk&nbsp;Mandıra’da&nbsp;230 lira. AK Parti’nin kara düzeninde dört kap yemek 750 - 800 lira. Bizim kent lokantalarında 50 - 60 bilemedin 80 lira. Vatandaş belediyedeyken bunu yapan CHP’nin iktidarda olduğunda neler yapacağını düşünüyor ve şunu söylüyor: ‘Bu kadar baskıya, bu kadar haksızlığa, bu kadar zulme rağmen Cumhuriyet Halk Partisi bana belediyede bunu yapıyorsa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine iktidar zamanı gelmiştir’ diyor millet. ‘İktidar zamanı gelmiştir.’ AK Partili, MHP’li tüm seçmenlere söylüyorum: Oy veren, verdiği oydan suçlu değil. İyi olsun diye vermişsindir. Bu asgari ücreti ne AK Partili bir işçi hak eder, ne bu en düşük emekli maaşını MHP’li bir emekli. Bundan sonraki süreçte biz emekliden yana, asgari ücretliden yana kim durursa yanımızda; onlarla kol kola bu millet için mücadeleye devam edeceğiz.

EN GÜZEL GÜNLERİ BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ

Ama eninde sonunda bu AK Parti’nin kara düzenini bitireceğiz. Alın terinin sömürüldüğü, emeklinin süründürüldüğü, memleketin bereketinin kaçırıldığı, tarımın bitirildiği, esnafın perişan edildiği, ülkenin Amerika’nın Büyükelçisi’nin ağzında ‘Beş dakikalık randevu dilenenler’ diye aşağılandığı, ‘Amerikan Başkanı’nın adamı’ diye buraya yollanan Büyükelçi’nin küstahlıkla bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na meşruiyet dağıttığı bu kara düzen değişecek. Yetkiyi milletten alacağız. Bu milleti 100 yıl önce olduğu gibi bir kere daha ayağa kaldıracağız. Söz veriyoruz. Hepinize güveniyorum, hepinizi çok seviyorum. Emeklilerin teker teker ellerinden öpüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi emekliler için mücadeleye devam ediyor. Bu millet için mücadeleye devam ediyor. Biz kazanacağız, siz kazanacaksınız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. İyi ki varsınız. Allah hepinize uzun ömür versin. En güzel günleri birlikte yaşayacağız.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Emekliye büyümeden pay vermiyorlar - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 13 Jan 2026 12:42:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-emekliye-buyumeden-pay-vermiyorlar-154959-20260113.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-emekliye-buyumeden-pay-vermiyorlar-154959-20260113.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-emekliye-buyumeden-pay-vermiyorlar-154959-20260113.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: AK Partililer, MHP’liler; biz size düşman değil, dostuz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-ak-partililer-mhpliler-biz-size-dusman-degil-dostuz-2335.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-ak-partililer-mhpliler-biz-size-dusman-degil-dostuz-2335.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Denizli’de gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi’ne katıldı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;

Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “‘Sınırları üç bölgenin&nbsp;kavşağı,&nbsp;hem Acıgöl, hem Menderes ırmağı. Göğsünde sur gibi şu Honaz Dağı. Ayrı güzel yazın, kışın Denizli. Mehmet Gazi mazine şan katıyor,&nbsp;Servergazi&nbsp;başucunda yatıyor. Geçmişin bugüne ışık tutuyor. Altındır toprağın, taşın Denizli.’ Güzel Denizli’nin canım insanları, canım hemşerilerimiz merhaba, hoş geldiniz” dedi. Özel, şunları söyledi:&nbsp;

80’İNCİ EYLEM İÇİN BU MEYDANDAYIZ

248 gün önce Türkiye’nin mevcut iktidarı bir sonraki iktidarına, mevcut Cumhurbaşkanı bir sonraki Cumhurbaşkanı’na darbeye kalkışınca kalktık Ankara’dan, İstanbul’a doğru yola çıktık. Elim yüzümde camdan dışarı bakarken dedim ki ‘Her darbenin bir hedefi olur. Bunun hedefinde Cumhurbaşkanı adayımızın adaylığına engel olmak, partimizin iktidarına engel olmak var.’ ‘Her darbenin bir de sembolik hedef aldığı mekanları olur. Giderler, Meclis’i çevirirler. Giderler, Çankaya Köşkü’nü çevirirler. Meydanları tutarlar. Bu darbenin hedefinde Saraçhane var’ dedik. Saraçhane’ye, Saraçhane’deki milletin bize emanet ettiği İstanbul Büyükşehir’in tarihi binasına doğru yola çıktık. Dedim ki ‘Bu darbeye direnmek isteyenler Saraçhane’ye gelsinler. Ben bunu söyleyince İstanbul Valiliği, İçişleri Bakanı’nın talimatıyla önce beş gün, sonra 10 gün İstanbul’da üç kişinin yan yana gelmesini yasakladı. Gösteri yasak, toplanmak yasak, miting yasak. Arkadaşlar haberi getirdiler, ‘Eyvah’ dediler, ‘Ne olacak şimdi?’ Dedim ki ‘Ne olacaksa bu akşam olacak. Ne olacaksa bu meydanda olacak.’ Tabii kolay değildi, bir yarımada orası. Kimse gelmesin diye otobüsleri yasakladılar, metroları&nbsp;kapattılar, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. Ama o akşam oraya 110 bin kişi geldi Saraçhane’ye. O gün, bugün bu otobüsün üstündeyiz. Bugün 80’inci miting için, 80’inci eylem için bu meydandayız.

BU MEYDANDA İTİRAZ EDENLER VAR

“Dediler ki ‘Yazın olmaz, dedik. Oldurdular. Kışın soğuk, dedik.&nbsp;meydanları&nbsp;Çankırı’da dahi doldurdular eksi dört derecede.’ ‘Ama Denizli’de inanılmaz bir yağmur var. Kimse gelmez, millet saçak altında durur. O meydan dolmaz, bugün bu miting patlar’ dediler. Dediler ki ‘Bir sahne var, önü çok büyük bir meydan.’ Dedim ki ‘Yağmur varsa sahne olmaz. Millet yaşta, Genel Başkan kuruda olmaz.’ ‘Otobüsü çekin’ dedim, ‘Ben oraya gideceğim, o meydanda dolacak. Rahmet yağacak, o meydan tıklım&nbsp;tıklım&nbsp;olacak.’ İşte Saraçhane ruhuyla, mücadele ruhuyla, eylem ruhuyla bu meydanı dolduranlara helal olsun, selam olsun. Canım&nbsp;Denizlime, güzel&nbsp;Denizlime, yiğit&nbsp;Denizlime&nbsp;selamlar olsun. Bugün bu meydanda itiraz edenler var. Her türlü haksızlığa, vicdansızlığa, eşitsizliğe itiraz edenler var. Cumhurbaşkanı adayımızın tutukluluğuna itiraz da bu meydanda, asgari ücretin ev geçindirememesinden&nbsp;mustarip&nbsp;emekçi de bu meydanda. Açlık sınırının üçte ikisine&nbsp;mahkum&nbsp;edilen emekli de bu meydanda, pamuk üreticisi beyaz altın üretirken şimdi borç batağında olan çiftçi de bu meydanda. Siftahsız esnaf da bu meydanda. İtiraz etmeye, mücadele etmeye, direnmeye, eylem yapmaya geldik Denizli'de. ‘Umudunu kesmiş gençler, valizleri zihninde toplamış ve ‘Fırsat olursa yurt dışına giderim, başka ülkede yaşarım’ diyen gençler 31 Mart akşamı bir seçim daha beklemeye karar vermişlerdi’ demiştim. Şimdi o gençler; belki yoksul, barınma sorunu olan, her türlü güçlükle baş eden ama umudu diri olan gençler burada. Genciyle yaşlısıyla, emeklisiyle emekçisiyle, köylüsüyle esnafıyla selam olsun sizlere. Selam olsun hepinize.”&nbsp;

ZAMANINDA SENİ BİRİNCİ YAPAN BU MEYDAN İNLİYOR

Sayın Erdoğan Denizli’deyiz, ocak ayının ortasındayız. Dağlar karlı, Denizli yağmurlu. Bir meydana sığmamış durumdayız ve bu meydan, Denizli’nin bu meydanı zamanında sana çok oy veren, birinci parti yapan, Denizli Büyükşehir’i sana veren bu meydan ‘İstifa, istifa’ diye inliyorsa sen sebepsin bunu Erdoğan. Sen sebepsin buna, ben değil. Denizli’yle aramıza çok zaman girdi. 25 yıl Denizli’de belediyeyi kazanamadık. Ama suçu Denizli’ye, Denizli’nin güzel insanlarına atmadık. Kusuru kendimizde bildik. ‘Daha çok çalışmalıyız, daha&nbsp;daha&nbsp;çok çalışmalıyız. Doğru adaylar belirlemeliyiz ve bir şekilde Denizli’nin gönlüne girmeliyiz’ dedik. İşte böyle bir sürecin sonunda Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizlere yine bir kalabalık, tıklım&nbsp;tıklım&nbsp;Denizli Meydanı’nda hemşeriniz, canım kardeşim, evladınız Bülent Nuri Çavuşoğlu’nu emanet ettik. Sizin evladınız sizden yüzde 50 oy alarak, iki kişiden birinin oyunu alarak göreve geldi. O gün bugündür mücadelesine devam ediyor. Beş olan ilçe belediye sayımızı 15’e yükselttiniz. Neredeyse Denizli’nin yüzde 95’inin yükünü Denizlili&nbsp;belediye başkanlarımıza verdiniz. Son seçimde seçtiğiniz birbirinden değerli milletvekillerimize, göreve getirdiğiniz 15 belediye başkanımıza ve hem bu&nbsp;meydana,&nbsp;hem Denizli’ye sonsuz katkılar sunan ilçe başkanlarımıza ve İl Başkanı kardeşim Ali Osman&nbsp;Horzum’a&nbsp;yürekten bir teşekkür alkışı Denizli’den.”&nbsp;

“22 AYDIR BU ŞEHİR İÇİN ARI GİBİ ÇALIŞTI”

“Tabii Genel Başkanlar için bir adaya destek istemek kolay. Ama sonra aday seçilince 2,5 yıl, iki yıla yakın hizmet edince onunla birlikte meydana, otobüsün üstüne çıkmak işte o başkana bağlı. Buraya gelirken şöyle bir baktım. 22 aydır bu şehir için arı gibi çalışan kardeşim Denizli’nin yollarına 38 değil, 38 bin ton asfalt övünülecek asfalttır; 338 bin ton sıcak asfalt dökmüş. 1,8 milyon metrekare beton parke yol kaplamış. Beş mahallede kent lokantası açmış. İki kent marketi hizmete almış. Biz ‘Önemli, kreş açın’ dedik, ‘CHP’li belediyeler kreş açacak’ dedik. Şu ana kadar tam altı kreş açmış. ‘Emekliler önemli’ dedik, emekli evi açmış ve çayı ücretsiz yapmış. Memnun mu emekliler Nuri Başkan’dan? Burası bir tarım kenti ve çiftçileri unutmamış. 50 bin zeytin fidanı dağıtmış. Bu sene 100 bin tane daha dağıtacak. Diğer taraftan 258 bin litre mazot dağıtmış. Bu yıl 500 bin daha dağıtacak. 20 bin metre tarımsal sulama borusu dağıtmış. Bu yıl 40 bin metre daha dağıtacak. Besicilere 20 bin çuval yem dağıtmış. Bu yıl 40 bin çuval daha dağıtacak.

NURİ BAŞKAN’IN ÖYLE ÇALIŞMALARI VAR Kİ GÖZLERİM DOLDU

Öyle hizmetler, öyle çalışmalar var ki ben bakarken, izlerken hem gurur&nbsp;duydum,&nbsp;hem gözlerim doldu. Hep söylüyoruz, ‘Cumhuriyet Halk Partisi, kimsesizlerin kimsesidir’ diye. Denizli’de okula gidiyor çocuklar. Babasının ve annesinin parası varsa okulda beslenme saati gelince çantayı açıyorlar. Ve o çantanın içinden durumu iyi olanın her şeyi çıkıyor. Meyvesi çıkıyor, ekmeği çıkıyor, sütü çıkıyor, peyniri çıkıyor. Ya parası olmayan? Parası olmayanın bazen o beslenme çantası bile yok. Ama Denizli’de beslenme çantası olmayan 5 bin öğrencinin Nuri amcaları var. Birinci ve ikinci sınıfların beslenme çantasına konulsun diye her ay aileye teslim ediliyor. Ayda kaç gün okul var? 22 gün. 22 tane yumurta, 22 kutu süt, 22 paket bal, 22 paket peynir, 22 paket reçel ve çocuklar için haftalık okula götürsün muzsa muz, elmaysa elma, portakalsa portakal. Ve kimsenin çocuğunun beslenme çantası boş kalmıyor. Hiçbir yoksul çocuğun gözü, arkadaşının çantasında kalmıyor. Helal olsun Nuri Başkana, helal olsun. Şimdi bu hafta ilk belediye meclis toplantısında bir oylama var. Oylamada yetki alacaklar. Bundan önce 5 bin öğrenci, birinci ve ikinci sınıflar, bu hafta Büyükşehir Belediye Meclisi’nde oylanacak üçüncü ve dördüncü sınıflar. Bundan sonra ilkokulda bütün beslenme çantaları dolacak. 15 bin öğrenci bu hizmetten yararlanacak.

65 YAŞ ÜZERİNE HİZMET BEDAVA

Biz bu mitinglerde çok istisna da olsa açılış yapıyoruz. Ve bu hafta&nbsp;büyükşehirimiz, Yunus Emre Sosyal&nbsp;Tesisi’ni,&nbsp;EgekentHastanesi Çocuk Gelişim Merkezini, Batı Ege üst geçidinin temellerini atıyor. Ayrıca bugün beni karşıladığında söz aldı, Türkiye’de Allah razı olsun rahmetli kardeşim Ferdi Zeyrek adına ki en yakın arkadaşlarından biriydi Nuri Başkan. Türkiye’nin dört bir yanında tesisler yapılıyor, dedi ki ‘En büyüğü bana yakışır, temelini birlikte atacağız. Kurdelesini birlikte keseceğiz.’ Ferdi Zeyrek adına Denizli’nin merkezinde kültür ve sanat merkezi, büyük bir salon, spor kompleksi bir arada hayata geçirecek, kendisine yürekten teşekkür ediyorum. Geleceğim, o kurdeleyi birlikte keseceğiz Denizli’de. Ayrıca marifet iltifata tabii. Söyleyelim Türkiye duysun. Hani diyorlar ya, ‘Cumhuriyet Halk Partisi belediyeler ne&nbsp;yapıyor,ne yapacak?’ Geçen seçimlerden önce dediler ki ‘Denizli’de CHP’ye vermeyin, o gelirse sosyal yardımları keser, yoksullara verilenleri vermez, hizmetler aksar.’ Geldik ve başkan onların yaptığı gibi hiç maaşı olmayana değil, asgari ücretin üçte birinin altında kalana değil, bırak asgari ücreti, iki asgari ücretin altında geliri olan haneyi yoksul biliyor, yoksul sayıyor. Ve onun üstüne, o hanelere tüm destekleri veriyor. Bin 500 TL’den yılda üç ay, 4 bin 500 lira doğalgaz veriyor. Tüp kullanan aileye ihtiyacı kadar tüp veriyor. Bebek olunca ‘Hoşgeldin bebek’ paketi herkese gidiyor ama yoksul aileye çocuk büyüyene kadar bebek bezi gidiyor. Eğer askeri varsa, askere yolluyor, ‘En büyük asker bizim asker’ diye askerdeki çocuğun yol parasını da veriyor yemin törenine gidecek anasını, babasını, kardeşini de yolluyor. Türkiye duysun, Denizli’de bir hamile anne, altıncı aya gelirse son üç ay, doğumdan sonra altı ay toplam dokuz ay boyunca belediyeyi aradığında, ‘Doktora gideceğim’ taksi kapıda. Anne taksi. ‘Anneme gideceğim’ taksi emrinde. ‘Hastaneye gideceğim’ emrinde. ‘Doğuma gittim, döndüm, kontrole gittim. Bebeğimle gezmeye gittim’ taksi emrinde. Anne taksi var Denizli’de.&nbsp;zengine&nbsp;değil, garibana var var garibana. 45 yaş üstü olup yüzme bilmeyen herkese yüzme kursundan ve sonra yazın denize gitmesinden tut da 65 yaş üstünde herkesin evinde bir tamir varsa, 65 yaş üstünde birisi su bozuldu, elektrik arızası ya da evde bir onarım. Günlerce tutar tasası. Ama arıyor Nuri Başkanı, arıyor&nbsp;büyükşehri,&nbsp;ne arıza varsa ne tamirat varsa 65 yaş üstüne bedava ve en hızlı şekilde gidip yapıyorlar.

DENİZLİ’Yİ NASIL YÖNETİYORSAK TÜRKİYE’Yİ DE ÖYLE YÖNETECEĞİZ

Buradan bütün Türkiye’ye sesleniyorum. ‘CHP nasıl yönetecek?’ Vallahi Denizli’yi nasıl yönetiyorsak; akılla, fikirle, çalışkanca, vicdanla, halden anlayarak Denizli’yi nasıl yönetiyorsak; Türkiye’yi öyle yöneteceğiz. Bir yandan tabii yaptıklarımızı söylerken bugün burada bir istisna yapacağım. İstisna şudur. Normalde mitinge gidince, eyleme gidince açılış yapmıyoruz. Ama öyle bir teklif geldi ki, dediler ki ‘Genel Başkanım, sen en çok kızdığın şey, Atatürk’ün ismiyle sorunu olanlar. Atatürk Havalimanı’nı bile allem ettiler,&nbsp;kallem&nbsp;ettiler kapattılar. Adını İstanbul koydular. Türkiye’de dünya kadar tesisi kapatıp, sonra&nbsp;adını başka koyarak açıyorlar. Oysa Denizli’de konuşmayı yapacağın meydanda, Ege’nin en büyük bilim merkezi açılacak. Atatürk’ün gösterdiği hedefe yürümek için, evren, galaksi, yıldızlar, uzay bilimi, havacılık konusunda çocukların ufkunu açacak, eğitecek, simülasyonlarla bunları gösterecek ve sevdirecek bir bilim merkezi var. Adını da Atatürk Bilim Merkezi koyduk’ dediler. İşte bu eseri de bugün açmaya geldik. Helal olsun Şeniz Başkanıma. Bu ülkede bu millete çok zulmettiler. Bu milletin aklını karıştırmaya çok çalıştılar. İftiralar attılar, Tekerlemeler yaptılar. Ama bu milletin gönlünden bir tek şeyi sökemediler. Sökemeyecekler. Bu millet Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hem&nbsp;askeridir,&nbsp;hem evladıdır, hem yurttaşıdır.

SÖZ VERİLEN ŞEHİR HASTANESİ YERİNDE YELLER ESİYOR

Tabii benim arkamda eskiden şöyleydi. Eskiden bir il başkanı, iki milletvekili, varsa&nbsp;üç -&nbsp;beş belediye başkanı diziyorduk arkaya. Şimdi arkada büyükşehir belediye başkanı var. Allah eksikliğini göstermesin. İl Başkanı var, milletvekillerim var. Burada aşağıda da aslan gibi 15 belediye başkanım var. Hizmet edenler arkamda ve önümde. Bir de Denizli’yi görmeyenler, duymayanlar, oy zamanı yüzünü dönüp, oyu alınca sırtını dönenler var. AK Parti’nin çözmesi gereken dünya kadar sorun çözülmüyor. Bakın şurası pandemi zamanında&nbsp;niyetlenildi. Pandeminin yarattığı ihtiyaçlar ve kaynaklar doğru yere gitti. Sonrasında yapım maliyetleri, silkelemeler, bilmem neler. Şu tesis bugün açılıyor. Bu tesis açılmadan önce dünya kadar laf ediyorlardı. Söylediler, ‘Açmadılar’ diye. Allah’a şükür açmaya geldik. Peki, devlet hastanesi depreme dayanıksız. 10 yıldır konuşuluyor, devlet hastanesinin çatıları çöküyor. Harekete geçen yok. Sonra bin yataklı hastaneyi kapatacaklar, yerine büyük bir şehir hastanesi yapacaklardı. Beş yıldır ortada yok. Şimdi çıkmışlar, 500 yataklı prefabrik acil durum hastanesi açıyorlar. Aç, acil durum hastanesi açarsan ‘Helal olsun’ derim. Ama bin yataklı devlet hastanesini kapatıyorsun. Yatak sayısını azaltıyorsun. Söz verdiğin şehir hastanesinin yerinde yeller esiyor. Hiç bunları görmüyorsun. Pamukkale’de üç ayda bitecek dedikleri tadilat, dokuzuncu aya girdi. Bitmedi.&nbsp;esnaf&nbsp;mağdur, yerli ve yabancı turistler mağdur. Burası Avrupa ile çalışan çok sayıda iş adamının olduğu, fabrikaların olduğu, mühendisin geldiği, yurtdışına gidildiği, orada fuarlara gidilen, burada fuarlara gelinen bir yerken; havaalanından Avrupa’ya uçuş yok. Onu bırakın ülkenin başkentine uçuş yok.

ÇUVAL&nbsp;ÇUVAL&nbsp;YOLSUZLUĞU ANLATTIM, ‘YALAN’ DİYEMEDİLER

Denizli Belediyemiz 750 milyon lira yatırım yaparak,&nbsp;Bozdağı&nbsp;Kayak Merkezi’nin çalışması gerekiyordu. Biliyorsunuz, belediye değişti ve görüntüler çıktı. Belediyenin kendi güvenlik kameralarından kayak merkezinde beş tane fişi kesmişler. Parayı kasaya koymuşlar, 25 tane fişi parasını çuvallarla doldurup senelerce yolsuzluk yapmışlar, senelerce. Çuval&nbsp;çuval&nbsp;yolsuzluğu anlattım Meclis kürsüsünde. ‘Yok’ diyemediler. ‘Yalan’ diyemediler. İspatı ortada, ama&nbsp;halen daha o konuda bir şey yapmadılar. Ama bu durumu açığa çıkardı diye hazımsızlık yaptılar. Kendileri yolsuzluk açık tuttukları&nbsp;Bozdağı&nbsp;Kayak Merkezi’nin protokolünü CHP gelince iptal ettiler. Ama hiç merak etmeyin. Yargıda kazanacağız. Denizli’nin hakkını söke söke alacağız.

ÇİFTÇİNİN, KÖYLÜNÜN BİR KIYMETİ KALMAMIŞ

Bir yandan Denizli çiftçilerin en mağdur olduğu kentlerden bir tanesi. Meclis’te Denizlili pamuk üreticilerinin sesini duymak için, Türkiye’ye duyurmak için elimizde pamuk kozası, gösterip söylemiştim. Bir de Denizli’de tekrar edeyim. Eskiden, ben de Manisa’da&nbsp;Hacıaliler&nbsp;Köyünde yazlarımı geçirdim. 12 yaşından beri traktör üstünde&nbsp;külfülatör&nbsp;çektim, pamuk ara çapası yaptım. Pamuk toplayan emekçilere testi&nbsp;testi&nbsp;onlara su taşıdım. O beyaz altının bereketini dayımlarla, anneannemle birlikte ben yaşadım. O günlerde bir kilo pamuk satan 2,5 litre mazot alıyordu. Var mı burada çiftçiler. Doğru mu? Bir kilo pamuk satıyordun. 2,5 litre mazot alıyordu. Bugünkü hesaba vurursan pamuğun kilosu 150 liraymış, mazot üzerinden. Bugün 2,5 kilo pamuk satıyorsun, bir litre mazot alıyorsun. Bugün pamuğun kilosu 18-20 lira. Sen 2,5 kilo pamuk satıp, 1 litre mazot alabiliyorsun. Nereden nereye gelmiş? Niye böyle? Çünkü çiftçinin, köylünün bir kıymeti kalmamış. Kanuna göre 772 milyar lira destekleme lazım. Ama sadece bu paranın 168 milyarını bütçeye koydular. Yani kanun, ‘Denizli’nin çiftçisine beş vereceksin destekleme’ diyor. Bunlar sadece bir veriyorlar. Bunu utanmadan, sıkılmadan şimdiden bütçeye yazarak yapıyorlar. 10 yıldır da böyle yapıyorlar. Ama iş gelince yandaşa destek vermeye, o zaman ellerini hiç korkak alıştırmıyorlar. Bakın sizin hakkınız 772 milyarın 168’ini bütçeye koymuş. Ama aynı para, hemen hemen aynı para kurumlar vergisi verecekken şirketler, orandan vazgeçilen kurumlar vergisi tutarı. Diyor ki ‘Bu sene 768 milyar lira kurumlar vergisinden vazgeçeceğim. Faiz lobilerine 2,7 trilyon lira vereceğim. Geçiş garantili otobanlara, köprülere 238 milyar lira vereceğim. Kur Korumalı Mevduata 2,5 trilyon lira verdim.’ Öyle bir noktaya geliyor ki çiftçiye gelince, beşin birini veriyorlar. Ama yandaşlara gelince ne istiyorlarsa fazlasıyla veriyorlar. Buradan açıkça söylüyorum. Bir kilo buğday satılıp, bir litre mazot alındığı günlerden, altı kilo buğday satılıp, bir litre mazot alındığı günlere geldik. Bir kilo pamuğun 2,5 litre mazot aldığı günlerden 2,5 kilo pamuğun bir litre mazot alamadığı günlere geldik.

TÖRPÜDEN ÖTV ALANLAR, LÜKS SAATTEN ALMIYORLAR

Şimdi dönüp bakıyorsunuz, dünyada vergi zenginden alınır, bunlar zengini bırakmışlar, vergiyi tavana değil tabana yaymışlar. Tırnak makasından, mutfak tüpünden, törpüden özel tüketim vergisi alanlar, elmastan, pırlantadan, lüks saatlerden almıyorlar. Yüzde 65 dolaylı vergi, yani zengin ve fakir ayırmayan, en zenginden de en yoksuldan da aynı vergiyi alan dolaylı vergi. Elektriğin vergisi, sütün vergisi, doğalgazın vergisi, çocuğa alınan hırkanın, ayağa alınan ayakkabının vergisi milyardere de aynı, asgari ücretliye de aynı. Bunun adı&nbsp;dolaylı vergi, yüzde 64. Bunun üstünde vergilerin yüzde 24’ü gelir vergilerinden kesilen, hepimizin maaşlarından kesilen gelir vergisi, yaptı mı yüzde 88. Yüzde 1, bir ıvır zıvır vergisi var. Sadece yüzde 11 kurumlar vergisi. Para kazanandan, kar edenden yüzde 11. Para kazanmayan, sürünen, geçinemeyenlerden yüzde 88. Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Denizli’den hemşerilerimin arasından buradan Türkiye’ye haykırıyorum ki; zenginden değil yoksuldan alan, yoksulu görmeyip, zengini kayıran, verginin yüzde 88’ini yoksuldan, 11’ini zenginden alan AK Parti’nin kara düzenini vallahi de yıkacağım, billahi de yıkacağım. Allah’tan korkun yahu.

TEKSTİLDE DENİZLİ’NİN CANI ÇIKTI, BÜYÜK AÇMAZ VAR

Denizli’deyiz. Tekstilin başkentindeyiz. 10 bine yakın imalathane kapandı Türkiye'de. Denizli’nin canı çıktı. Üç yılda 360 bin emekçi tekstilde işsiz kaldı. Tekstil deyip geçme, yüzde 70’i kadın istihdamı. Yani diyoruz ya kadın istihdamı önemli diye. 10 çalışandan 7’sinin kadın olduğu sektörde, 360 bin kişi işsiz kaldı. Sorun ne? Sorun söyleyeyim, bir tek Türkiye’de var. Büyük bir açmaz. Asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Nasıl olacak bu iş? Tekstil yapıyor adam. Mısır’daki asgari ücretle, Afrika’daki, Hindistan'daki asgari ücretle rekabet edecek. Ama Türkiye’de bu asgari ücreti verdiğinde, bu asgari ücretle çalışanlar sürünüyor. Bakın şimdi asgari ücreti 28 bin lira yaptılar. Tarihte ilk kez asgari ücret ilan edildiği anda, açlık sınırının altında kaldı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak çıktık ve dedik ki; ‘Küçük esnafa, bilhassa tekstil üreticilerine, çalışan başına 10 bin 600 lira SGK prim desteği verelim.’ Basit yoldan anlatırsak, ‘Asgari ücret alan için 39 bin lira olsun, 39 bin ver. Ama 10 bin lirasını SGK’dan düşelim, veren için 29 bin lira olsun.’ Bu teklifi getirdik, kabul etmediler. Kabul etselerdi hem asgari ücretlinin bu yaşadığı sıkıntılar ortadan kalkacak, hem de tekstil üreticileri açısından çok büyük bir rahatlama gelecekti. Ben buradan Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem çalışanın dostu&nbsp;olduğunu,&nbsp;hem de patronun dostu olduğunu açıkça söylüyorum. Sol parti, sosyal demokrat parti demek sermaye düşmanı demek değildir. Bizim sistemimizde kalkınmacı bir ekonomi vardır. Üreticiye her türlü destek ve teşvik vardır. Bu işin sonunda daha çok üretmek, daha çok kazanmak, ama adil bir vergi sistemiyle kazandığının vergisini vermek vardır. Hep birlikte çalışmak, daha çok kazanmak ama hakça bölüşmek vardır. Yandaşına sahip çıkan, vatandaşını görmeyen, yoksulu ezdiren, zordaki üreticiyi de iflasa sürükleyen, sadece yandaşa sahip çıkan bu düzenin adı AK Parti’nin kara düzenidir. Size ant olsun ki AK Parti’nin kara düzeni yıkılacaktır. Denizli’ye söz veriyorum. Bu kardeşiniz partinin Genel Başkanı olurken en büyük desteği Manisa ile birlikte Denizli'den aldık, Ege’den aldık. Sonra tüm Türkiye tanıdı, tüm Türkiye’den aldık. Siz bana kefil oldunuz, ben Nuri’ye kefil oldum. Nuri çalışmaya niyet etti. Bu güzel günlere geldik. Buradan bir kez daha sizin huzurunuzda söylüyorum. Bir devri kapacağız, bir devri açacağız. Size söz veriyorum, artık yapılacak ilk seçimle bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.&nbsp;Yağmur yağıyor. Bütün Türkiye olmaz denilenin olduğunu, ocağın ortasında, bu soğukta, bu yağmurda, bu mübarek rahmetin altında sizin kararlılığınızı görüyor. Helal olsun Denizli’ye.

EMEKLİ ETTİN, 1,5 ASGARİ ÜCRET ALAN EMEKLİYE NELER ETTİN

Buradan Türkiye’ye bir selam daha ve buradan bir sesi daha bütün Türkiye’ye duyurma zaruretimiz var. Meydandaki emeklileri göreyim. Kaldırın bir elinizi. Emekliler şemsiyesini aşağı yukarı indirsin. Manzaraya bak. Denizli’deki emekliler el sallasın, şemsiyesini aşağı yukarı sallasın göreyim emeklileri. İşte bu manzara Türkiye’de ne kadar çok emekli olduğunun ve dolayısıyla ne kadar çok mağdur olduğunun manzarasıdır. Bugün Türkiye’de açlık sınırı 30 bin liradır. Bugün Türkiye’de yoksulluk sınırı 98 bin liradır. Bugün Türkiye’de en düşük emekli maaşı 18 bin 975 lira olabilmiştir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu hatırlatmak zorundayız. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Yani Tayyip Bey size hiç ilişmese, size hiç karışmasa, 1,5 asgari ücreti değiştirmese bugün beğenmediğimiz 28 bin liralık asgari ücrete kıyasla en düşük emekli maaşı 42 bin lira olacaktı. Öyle ya, 28 bin liranın yarısı 14. Ekle üstüne, 42 bin lira. Oysa bugün sadece 19 bin lira. Bunu emeklilerin kabul etmesi mümkün değil. Emekliler 19 bin lirayı kabul ediyor mu? İşte bunun için dedik ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi olarak kök maaşları artıracak bir kanun teklifi çıkaralım diyoruz. Biz emeklilere seyyanen zam verecek kanunu Meclis’ten çıkaralım diyoruz’ dedik. Perşembe günü Meclis’te bu konunun çalışılması için önergemizi verdik. Reddettiler. AK Parti ve MHP oylarıyla önergemiz reddedildi. Bunun üzerine karar verdik, şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi kapalıdır, ancak içinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbettedir. ‘AK Parti o Meclis’e gelene kadar, gerekli düzenlemeyi yapana kadar Meclis’i terk etmeyeceğiz’ dedik. Bunun üstüne cuma günü apar topar kameralar karşısına çıktılar. Biz de dedik ki ‘Haydi inşallah. Bir işi de birlikte yapalım.’ Ama tekliflerini getirdiler, 19 bin lirayı artırıyorlar, ne teklif ediyorlar? 20 bin lira. Teyzeme bak böyle diyor; ‘20 bin lira.’ 20 bin lirayı kabul ediyor musun teyzem? 20 bin lirayı kabul eden var mı? Ey AK Parti, bu emekli ellerini&nbsp;nasırladı, direğini çürüttü, gözlük camları büyüdü çalışarak. Bu emekli yıllarca çalışanlara baktı. Dedik ki ‘Artık sen çalışmayacaksın. Artık sana devlet bakacak.’ Emekli ettin, 1,5 asgari ücret alan emekliye neler, neler ettin. 42 bin lira alacak kişiye,&nbsp;19 -&nbsp;20 bin lira teklif ediyorsun. Buradan açıkça söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bugün asgari ücret önerimiz 39 bin liradır. En düşük emekli maaşı önce bir asgari ücret, bugünün parasıyla 39 bin lira olacaktır. Sonra eski yerine, 1,5 asgari ücrete çıkacak. Emeklisine saygı duymayanın, emeklisine hürmet etmeyenin bu memlekette görecek günü, sizin yüzünüze bakacak yüzü yoktur. Bundan sonra emekliler bırakın AK Parti’ye oy vermeyi, selam dahi vermeyecekler.

EMEKLİYE YOK, DÖRT KATINI ÜST DÜZEY GÖREVLİ LOJMANINA VERDİLER

Bakın size para bulamayanlar, size ‘Para yok’ deyip ‘19 bini 20 bin lira yapabiliriz’ diyenler parayı bulmuşlar. Bütçede üst düzey kamu görevlileri için lojman kiralama gideri 1,1 milyar lira. Üç yıl önce bu para 300 milyon liraymış. Şimdi dört katına çıkarmışlar. Emekliye gelince ‘Şartlar zor, zam yüzde 12.’ Ama lüks lojmanlara gelince yüzde 400. Yüzde 12 diye çıkıp alay edenlerin hep birlikte alnını karışlamaya var mıyız? AK Parti’nin alnını karışlayacak mısınız? Bakın buradan açıkça söylüyorum. Ekrem Başkan’ı sırf Cumhurbaşkanı adayı olacak diye tutuklayan ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesini engel olmaya çalışan, İstanbul’da görevlendirilmiş AK Parti’nin yargı kolları başkanının oturduğu villa 48 milyon liraya tadilat geçirdi. Yani 1 milyon lira veriyorlar emekli öğretmene, 30 yıllık emeğinin ikramiyesi olarak. 48 emekli öğretmen ikramiyesi. Bugün Denizli’de çalışıp emekli olan birisi kıdem tazminatını en kabadayısı 500 bin lira alıyor. Doğru mu? 100 tekstil işçisinin&nbsp;25 -&nbsp;30 yıl çalışıp alabileceği kıdem tazminatını villasının tadilatına verenler var. Hasta mı var? Koronada sizi kurtarana kadar çalışan sağlık emekçilerine bir alkış yapıyoruz. Biliyorsunuz koronada Tayyip Bey, sağlık emekçileri için dedi ki ‘Allah sizden razı olsun, hakkınız ödenmez.’ Hakikaten sözünün eri adam. Haklarını ödemedi, ödemedi. Bu sağlık emekçilerini oraya götüren Barış dedik ya. O da kahraman Türk polisi. Polislerimize bir kocaman alkış. Öğretmeninden vergi dairesindeki memura, sınırda nöbet bekleyen uzman jandarmadan erlerimizden, astsubayımızdan, subayımıza, kahraman Mehmetçiğimize kocaman bir alkış.

ÜLKENİN EVLATLARINI BİRBİRİNE DÜŞMAN GÖSTERENLER VAR

Bu lüks lojmanları yapıyor ya bunlar, bu vicdansızlar. Bir de lojmansızlar var. AK Parti geldi, bütün mütevazi lojmanları kaldırdı. Polisi, infaz koruma memurunu, bunun yanında tüm devlet memurlarını lojmansız bıraktı. Şimdi lüks lojmanlara 1,1 milyar lira ayırdı.&nbsp;Lojmansızlığın&nbsp;en sıkıntı yarattıklarından biri infaz koruma memurları. Türkiye’de 500 bine yakın tutuklu, hükümlü var. Şehrin dışında koca koca cezaevleri var. Beş infaz koruma memurundan sadece birine lojman var. 50 bin lira, 48 bin lira maaş; 25 bin lira kira ve beş kişiden birine lojman. Buradan önümüzdeki dönem için söz veriyoruz. Daha önce de söyledim kendilerine. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında cezaevleri artık bu kadar kalabalık olmayacak. Ama infaz koruma memurlarının her birisinin lojmanı olacak, söz veriyoruz. Buradan söylemek istediğim şu: Bu ülkenin evlatlarını birbirine düşman gösterenler var. 19 Mart’ta üniversite öğrencilerinin karşısına başta söylediğim gibi sonradan Anayasa Mahkemesi’nin bizi, öğrencileri haklı gördüğü gibi öğrencilerin karşısına polisi diktiler. Bu ülkede polis de öğretmen de asker de infaz koruma memuru da öğrenci de emekli de emekçi de hangi yaştan olursa olsun tüm vatandaşlarımızın çıkarları ortaktır. Polis kurtulmadan&nbsp;öğrenci kurtulmaz. Köylü kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep&nbsp;beraber,&nbsp;ya hiçbirimiz.

KURAKLIK UMACAK ZİHNİYETE GELDİYSEN ACINACAK HALDESİN

Şimdi Denizli meydanından evdeki pijamalıya sesleniyorum: Meydandaki şemsiyeliden utanın, pijamaları çıkarın. Nereye çağırılıyorsanız, oraya koşun. Sakın sıranın size gelmesini beklemeyin. Pijamalı kumandayı bırak, pijamayı çıkar. Mücadeleye koş meydana. Mücadeleye. Denizli’deki şemsiyelilerden, evdeki pijamalılara selam olsun. Sitem olsun. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber hiçbirimiz. Hepiniz çok muhteşemsiniz, çok tatlısınız, çok iyi insanlarsınız. Hepinizi kucaklıyorum. Allah hepinizden razı olsun. Buraya gelirken yağmur yağıyor, yağdıkça yağıyor. İnsan yağmasın diyemez. Biliyorsunuz yağmur duası diye bir şey var. AK Partililer yağmur yağmasın duasındalar. Tayyip Erdoğan başta. Başa geçmişler Hep beraber dizilmişler, tabi o yağmur duasına çıkılıyor ya filmde. Kemal Sunal diyor ya yağmur duası filminde. Bunlar çıkmışlar yağmur duasına gidiyorlar. Hiçbirinin elinde şemsiye yok, neden? Tayyip Bey dua ediyor. Yağmur yağmasın Ankara susuz kalsın. İstanbul susuz kalsın. Afyon, Uşak susuz kalsın. Yağmur yağmasın diye dua eden tek zihniyet AK Parti’nin kara düzenidir, yazıklar olsun. Mansur Bey’le o kadar uğraştılar, sabahlara kadar çalışıldı, ekipmanlar takıldı, baraj bitmiş. DSİ su getirecek getirmemiş. Kuraklıktan siyaset olmaz. Bütün dünyanın derdi Tayyip Bey kuraklıktan fayda, iktidar sürdürecek. Bir ülkeyi 23 yıl yöneteceksin. Son 50 yılın en kurak yazından medet umup ‘Buradan bunlar yıpranır, hem ben iktidar olurum’ diyeceksin. Tayyip Bey sana söylüyorum: Bundan sonra ne olursa olsun seni iktidardan indirmemiz için kimseden sana fayda yok. Kuraklık umacak zihniyete geldiysen, acınacak haldesin. Rahmet de yağacak, oylar da yağacak, bu iktidar gidecek. Halkın iktidarı gelecek. 100 yıl önce nasıl bu millet memlekete bereketi getirdiyse, nasıl bu memlekete 100 yıl önce hastalıkları bitirdiysek. Nasıl ülkeyi şaha kaldırdıysak, 103 yıl sonra görev yine hepimizdedir. Görev Türk milletindedir. Görev Türkiye İttifakı’ndadır. Görev aslan sosyal demokratlardadır. Görev milliyetçi demokratlardadır.&nbsp;Muhafazakar&nbsp;demokratlardadır. Liberal demokratlardadır. Kürt demokratlardadır.&nbsp;Alevisi,&nbsp;Sünnisi&nbsp;ile bu memlekete kardeşliği de bereketi de biz getireceğiz. O yüzden Allah bu memleketin yarınları için yağmur yağmasın duasına çıkanlardan bu milleti korusun.

HAYATLARI YALAN, HAYATLARI İFTİRA

Bu ülkede adalet olmazsa refah dolmaz. Başta söyledim, 19 Mart darbesi üzerinden tam 298 gün geçti. Yalanlar, iftiralar attılar. Öyle şeyler söylediler ki; şu evde açık olan bir TRT, açık olan bir yandaş kanal, hatta merkez medya kanalı varsa yaz boyunca şunu dinledik. ‘568 milyar yolsuzluk var’ dediler. 568 kuruşun kanıtını koyamadılar. ‘Bin 200 cep telefonu aldı İBB’ dediler. ‘Dağıttı’ dediler. İddianameye bile yazamadılar. ‘Gizli toplantılar yaptılar, paraları&nbsp;paylaştılar, videosu var’ dediler. Çıkmayınca ‘Bizi de kandırmışlar’ dediler. ‘İBB’nin parkelerinin altından 2 milyon Euro çıktı’ dediler. Çıkmayınca, iddianamede olmayınca ‘Yalan atma özgürlüğü var. İnsanlar bazen yalan atar’ dediler. Lüks arabaları çekip ‘İmamoğlu‘nun arabaları’ dediler, MHP’li milletvekilinin çıktı. Bavulları gösterip ‘İçinde para var’ dediler,&nbsp;jammerlarçıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesini gösterip, kasa açıldı, dolarlar çıkıyor görüntüleri çıktı. Arama tutanağından mühür çıktı. ‘TRT‘ye sorduk’ dediler ki ‘Aramanın görüntüsünü bulamadık, Anadolu Ajansı’ndan stok video kullandık. Onda da dolar varmış’ dediler. Hayatları yalan ve iftira. Buradan Denizli’deki, AK Parti’nin ve MHP’nin günahsız seçmenine soruyorum. Böyle kul hakkı olur mu? Bütün bir yaz yalan atıp sonra ‘pardon’ olur mu? Hani diyorlardı ya ‘Bir ay sonra insan içine çıkamayacaklar.’ Aha da Tayyip Bey 80’nci eylemdeyim. Denizli’de,&nbsp;Merkezefendi’deyim. 100 bin hemşerimin arasındayım. Onların yüzüne bakıyorum. Gözüne bakıyorum. Buradan haykırıyorum ki; Ekrem İmamoğlu masumdur. Suçu Tayyip Erdoğan’ı yemektir. Çatlasan da patlasan da Ekrem İmamoğlu karşına çıkacak. Seni yenecek. Cumhurbaşkanı olacaktır. Cumhurbaşkanı İmamoğlu.

ERDOĞAN DA YARGILANDI AMA KAPISINA BİR GÜN POLİS GİTMEDİ

Tayyip Bey ben burada Denizli’deyim. Karşına da dikildim. Buradan sana soruyorum: Sen yıllar önce bu suçların hepsiyle yargılandın. Bir gün kapına polis geldi mi? Bir gün tutuklandın mı? Bir gün hapse kondun mu? Şimdi kendine güveniyorsan, eğer Ekrem Başkan’dan korkmuyorsan tutuksuz yargılamayı getir.&nbsp;TRT‘den canlı yayın getir. Senin savcılarını da millet duysun, verilen cevapları da millet duysun. Buradan çağrımdır. Hodri meydan. Tutuksuz yargılama, televizyondan canlı yayın. Hodri meydan. Tayyip Bey tutuksuz yargılama yapabilir mi? Televizyondan canlı yayın yapabilir mi? Niye? Çünkü korkuyor. Çünkü kendine güvenmiyor. Buradan üzülerek ifade edeyim. Denizli’de, mutlaka Denizli AK Gençlik diye AK Parti’nin gençlik kolları var. Ama Tayyip Bey’in onlardan ümidi yok. AK Parti’nin saygıdeğer kadın kolları var Denizli’de. Ama Tayyip Bey’in onlardan ümidi yok. İlçe, il yönetimleri var Denizli’de. Tayyip Bey’in onlardan umudu yok. Tayyip Bey’in hiçbirimizde olmayan yargı kolları var. Yargı kolları başkanı Akın Gürlek var. Tayyip Bey’in tek umudu rakiplerini ezdirmekte. Tayyip Bey bu millet sana evladını ezdirmez. Tayyip Erdoğan’a Denizli’den sesleniyorum. Ey Erdoğan, adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Tayyip Bey Denizli’de 100 binler sandık istiyor. Hala daha kaçacak mısın?

TAYYİP BEY’İN KAVGASINA DEĞİL, İŞSİZLİĞİN BİTMESİNE BAKIN

Buradan AK Parti’nin ve MHP’nin kadın kollarına ve gençlik kollarına, ana kademesine, eğer Tayyip Erdoğan’a şunu diyebilirseniz, bu bir demokrasi yürüyüşüdür. Tayyip Bey yıllarca bu sahada top oynadı. Oynadığı maçları 23 yıldır kazandı. Biz isyan etmedik, sahadan çekilmedik. Yanlış işlere girişmedik. 31&nbsp;Mart‘ta Denizli Nuri Başkan’ı seçti. İstanbul Ekrem Başkan’ı seçti. Ankara Mansur Başkan’ı seçti. Adana Zeydan Başkan’ı seçti. Mersin Vahap Başkan’ı seçti. Türkiye’de yüzde 65’e CHP’li belediye başkanları seçildi. Şimdi Tayyip Bey o oynayıp da kazandığı maçın topunu aldı, eve kaçıyor. Nereye gidiyorsun? ‘Topu keseceğim. Daha oynamam, oynatmam’ diyor. Eğer AK Parti’nin gençleri Tayyip Bey’e giderse, ‘Reis, baba, dede nereye gidiyorsun? Ver topu’ derse. O topu sahaya getirirse bu önemli bir iştir. Belki bir kere kaybederler, iki kere kaybederler, sonra kazanırlar. Ama onurlarını, haysiyetlerini kaybedip de kazandığı zaman demokrat, kaybedince otokrat olma ayıbına ortak olmazlar. Buna davet ediyorum AK Partilileri. Açıkça&nbsp;söylüyorum;&nbsp;hem vallahi, hem billahi. Partinin Genel Başkanı olarak, Ege’nin bir evladı olarak, Selanikli anneannenin,&nbsp;Üsküp’lü&nbsp;dedenin torunu olarak, iki emekli öğretmenin evladı, Bahçıvan Abdullah&nbsp;Aga’nın&nbsp;torunu olarak yeminle söylüyorum Denizli’deki AK&nbsp;Partili’ye&nbsp;MHP’liye: CHP’liler, biz sizin düşmanınız değiliz. Sizin dostunuz. Çünkü siz bizim komşularımızsınız, akrabalarımızsınız. Damadımızsınız, gelinimizsiniz. Tarla komşumsun, kapı komşumsun. Biz size düşman değiliz. Ama bizi size düşman etmek isteyen, kutuplaştıran, ayrı düşürenler bunu kavga olsun da millet kavgaya baksın, emekli maaşı konuşmasın diye yapıyor. AK Partili 19 bin lira emekli maaşına layık mı? MHP’li kardeşim 28 bin lira asgari ücrete layık mı? Biz halkın partisiyiz. Biz asgari ücret artsın diye, emekli maaşı artsın diye, ürün kıymetlensin diye, çiftçi yine milletin efendisi olsun diye, esnafın yüzü gülsün diyen mücadele ediyoruz. Buradan ant içerim, yemin ederim ki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hiçbir yoksul kaybetmeyecek, hep beraber kazanacağız. AK Partilisi, MHP’lisi, CHP’lisi, İYİ Partilisi, hep birlikte kazanacağız. O yüzden Tayyip Bey’in kavgasına bakmayın. Emekli maaşı için mücadeleye bakın. Asgari ücret için mücadeleye bakın. Evladının geleceği için işsizliğin bitmesine bakın. Cumhuriyet Halk Partisi, AK Partililerin değil, AK Parti’nin kara düzeninin düşmanıdır.

MARKETLERDE TARİHİ GEÇMİŞ GIDA, UTANÇ REYONLARINDA

AK Parti’nin kara düzeni, AK Partilinin de MHP’linin de emeğini sömürüyor. AK Parti’nin kara düzeni, AK Partili gençleri de işsiz bırakıyor. AK Parti’nin kara düzeninde ilk kez artık marketlerde, tarihi geçmiş gıdalar ‘fırsat reyonu’ diye utanç reyonlarında satılıyor. Ürün, peynirin tarihi geçmiş, fırsat reyonuna koyuyor. Patates cipsi alamamış çocuğuna. Tarihi geçmiş yerden, bir ay tarihi geçmiş cipsi, fırsat reyonundan alıyor gariban. Bunun partisi olmaz. Böyle bir ahlaksızlığa sabır olmaz. Yalanlarla sürdürülen iktidardan umut olmaz. Efendim, ‘Gelirlerse ezanı da dindirecekler’ vallahi yalan. ‘Bayrağı indirecekler’ vallahi yalan. ‘Vatanı böldürecekler…’ Hadi lan oradan, hadi lan oradan. Bunları diye diye oy toplayıp sonra kendisine yüzde 300, emekliye yüzde 12. Kendisine yüzde 300, asgari ücretliye yüzde 20. Bu düzeni değiştirmeye var mısınız? Tarihin en uzun, en kalabalık, en mücadeleci seçim&nbsp;sath-ı mailindeyiz. Bugün&nbsp;seçimin 298’inci günü. Çok kaçsalar, bininci güne kadar kaçarlar. Gerekirse bin günlük seçim kampanyası neferi olmaya var mısınız? Ekrem Başkan yerine cumhurbaşkanı adaylığına var mısınız? Kapı&nbsp;kapı&nbsp;gezmeye, köy gezmeye, bulup konuşup ikna etmeye, oyları teker teker toplamaya var mısınız? Yollarda, sokaklarda, köylerde ve fabrikalarda birlikte yürüyecek miyiz? Hadi o zaman yürüyelim arkadaşlar.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: AK Partililer, MHP’liler; biz size düşman değil, dostuz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 11 Jan 2026 15:34:36 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-ak-partililer-mhpliler-biz-size-dusman-degil-dostuz-184708-20260111.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-ak-partililer-mhpliler-biz-size-dusman-degil-dostuz-184708-20260111.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-ak-partililer-mhpliler-biz-size-dusman-degil-dostuz-184708-20260111.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[DEM Parti Demirtaş’a verilen cezaya tepki gösterdi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-dem-parti-demirtasa-verilen-cezaya-tepki-gosterdi-2330.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-dem-parti-demirtasa-verilen-cezaya-tepki-gosterdi-2330.html</link>
                    <description><![CDATA[DEM Parti, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a verilen cezaya tepki göstererek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla cezaya dair, “İfade özgürlüğüne ve demokratik siyasete yönelik yargı eliyle yapılan açık bir müdahaledir” dedi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;

DEM Parti'nin paylaşımı şöyle:

#SelahattinDemirtaş’a verilen hapis cezası, ifade özgürlüğüne ve demokratik siyasete yönelik yargı eliyle yapılan açık bir müdahaledir. Toplumsal barışı, birlikte yaşam iradesini, Kürt sorununda demokratik ve barışçı çözümü savunanların cezalandırılması hukuksuzluğun ve adaletsizliğin tercih edildiğini açıkça göstermektedir.&nbsp;

Demirtaş’a 2015-2016 yılları arasında Mersin ve Amed'te yaptığı konuşmalar bahane edilerek zincirleme şekilde “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu gerekçesiyle Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nin verdiği 1 yıl 5 ay 15 günlük hapis cezasını kesinlikle kabul etmiyoruz ve hukuka aykırı buluyoruz.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı daha fazla diyalog ve cesur bir barış iradesidir. Barışı savunanları susturmaya çalışan her yaklaşım, toplumsal barışın önüne bilinçli engeller koymaktadır.

Unutulmamalıdır ki, barış için kurulan her cümle, ülkenin ve toplumun geleceği için kurulmuş bir cümledir. Bu cümleleri kuranları susturmaya ve cezalandırmaya çalışmak ise ülkenin geleceğini karartma çabasıdır.&nbsp;

Bir kez daha en güçlü şekilde ifade ediyoruz ki, başta Selahattin Demirtaş olmak üzere tüm siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[DEM Parti Demirtaş’a verilen cezaya tepki gösterdi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 13:29:03 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/dem-parti-demirtasa-verilen-cezaya-tepki-gosterdi-163244-20260106.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/dem-parti-demirtasa-verilen-cezaya-tepki-gosterdi-163244-20260106.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/dem-parti-demirtasa-verilen-cezaya-tepki-gosterdi-163244-20260106.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Sandık gelecek ve herkes gelip hesaplaşacak]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-sandik-gelecek-ve-herkes-gelip-hesaplasacak-2329.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-sandik-gelecek-ve-herkes-gelip-hesaplasacak-2329.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;

Özgür Özel, şunları söyledi:

BU ZORLU GÜNLERDE HİÇBİRİNİZ YALNIZ DEĞİLSİNİZ

2026 yılının ilk grup toplantısındayız. 2025 yılı ülkemiz ve milletimiz için çok zor bir yıl oldu. Ancak 2025’i bütün acılarıyla, bütün haksızlıklarıyla, adaletsizlikleriyle, bütün yaşattıklarıyla geride bıraktığımızı ümit ediyor, yeni yıla yeni umutlar ve yeni inançlarla giriyoruz. Bir kez daha 86 milyon yurttaşımızın yeni yılını kutlarken her biri için sağlık, huzur, refah ve adalet diliyoruz. İçinde bulunduğumuz bu zorlu şartlarda, bu zorlu günlerde hiçbiriniz yalnız değilsiniz. ‘Her şeyin var bir çaresi, onun da adı Cumhuriyet Halk Partisi’ demek istiyorum. Önemli yıldönümlerinin olduğu bir hafta. 4 Ocak 1990’da Zonguldak’tan yola çıkan, sel olup Ankara’ya akan Madenci&nbsp;Yürüyüşü’nün&nbsp;35’inci yıldönümünde buradayız. ‘Aşağıda ölüm, yukarıda açlık var’ diyerek yerin altından hak aramaya çıkanları, hatıraları önünde, tarihimize bıraktıkları o saygın mücadelenin önünde saygı ile eğilerek selamlıyorum. Aynı zamanda Sarıkamış&nbsp;Harekâtı’nın&nbsp;111’inci yılındayız. Geçen&nbsp;sene bugünleri Sarıkamış’ta geçirmiştik. Sarıkamış’ın karlı dağları üzerinde yazlık elbiseleriyle, ayaklarında çarıklarıyla, ‘Önce vatan’ diyerek yola çıkan ve geri dönmeyi düşünmeyen tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak.

SANDIK GELECEK VE HERKES YÜZLEŞİP HESAPLAŞACAK

Dün Boğaziçi Üniversitesi’ndeki direnişin de beşinci yıldönümüydü. 2 Ocak 2021 tarihinde üniversitenin iradesine karşı rektör değil, bir kayyım atadılar. Melih Bulu, Boğaziçi’nde siyasal vesayetin ilk kulu oldu. O günden bugüne hem ona, hem kendisinden sonra atanan kayyıma karşı öğretim görevlileri ve Boğaziçi’nin öğrencileri ile mezunları büyük bir direniş gösteriyorlar. Her hafta aynı gün, aynı saatte direniyorlar. Sırtlarını kayyımlık binasına dönüyorlar. Yüzlerini özgür akademiye dönüyorlar. Biz parti programımızda YÖK’ü; 1980 darbesinin tortusu olan ve her partinin iktidara gelirken ‘Kaldıracağız’ deyip, sonra etinden, sütünden, yününden istifade ettiği YÖK’ü; AK Parti’nin geldiğinde en önemli taahhüdü olan ve şimdi en önem verdiği alan olarak kullandığı YÖK’ü kaldıracağımızı yazdık. Rektör atamalarıyla ilgili çalıştık. Buradan Boğaziçi öğrencilerinin, öğretim görevlilerinin ve tarihin huzurunda şunu ifade etmek istiyorum. Bir sandık gelecek. O sandıkta herkes bir şeylerle yüzleşecek ve hesaplaşacak. Yoksullukla hesaplaşacağız, işsizlikle hesaplaşacağız. Güvencesizlikle hesaplaşacağız. İş cinayetleriyle, kadın cinayetleriyle, doğa katliamlarıyla hesaplaşacağız. Boğaziçi ve üniversiteler de bu kayyımlık müessesesi ile o sandıkta hesaplaşacak. O hesap görüldükten sonra yönettiğimiz Türkiye’de üniversitelerin rektörlerini, doğru belirlenmiş kat sayılarla, üniversitenin öğretim görevlilerinin, üniversitenin öğrencilerinin, üniversitenin emekçilerinin ve üniversite ile bağını koparmamış mezunların kullandığı oylarla demokratik olarak seçeceğiz. Sandıktan kim çıktıysa onu atayacağız.

İKTİDARIMIZIN İLK YILINDA YIKACAĞIZ BU DÜZENİ

Değerli arkadaşlar ekonomide maalesef çok zor geçecek bir yıla girdik. Neden bunu söylüyorum? Çünkü bu çatı altında gelecek yılın bütçesini yaptık. Kimden ne alınacağını, kime ne verileceğini karara bağladılar. Devletin alan sağ eli, hep emekçinin sırtında, yoksulun sırtında, emeklinin sırtında. Veren şefkatli sol elini ise çok tutuk bir şekilde tarif ettiler. Bir şey verirlerse de onları yine yoksullara, ihtiyaç sahiplerine değil; zenginlere, yandaşlara vermeyi tercih ettiler. Toplam 15,6 trilyon lira vergi ödeyeceğiz hep beraber. Saniyede 496 bin lira; 500 bin lira. Saniyede 500 bin lira vergi ödeyeceğiz. Kim ödeyecek vergiyi? 100 liralık verginin 64 lirasını dolaylı vergilerle, yani fabrikatör ile fabrikanın kapıcısını ayırmayan,&nbsp;multimilyarder&nbsp;ile asgari ücretliyi ayırmayan vergilerle hepimiz ödeyeceğiz. Elektrik, doğalgaz harcarken, süt, ayakkabı alırken, çocuğumuza hırka, gocuk alırken, gelirimize bakmadan aynı vergiyi ödeyeceğiz. Yüzde 64. Sonra? Bir de yüzde 24’lük bir dilim var. Onu da maaşı çekmeden, maaş eline değmeden, maaşından gelir vergisi kesilenler ödeyecek. Yani beyaz yakalılar,&nbsp;mavi yakalılar, işçiler, emekliler. Geriye ne kalıyor? Yüzde 12. Onun yüzde 1’i gayrimenkul sahiplerinden alınan diğer vergiler. Yüzde 11, Türkiye’de yapılan tüm ticaretten, imalattan, ihracattan, hizmet sektöründen para kazananların verecekleri kurumlar vergisi. Yüzde 88’ini orta direk ve yoksullardan alan, verginin sadece yüzde 11’ini vermesi gerekenden alan bu düzenin adı; AK Parti’nin kara düzenidir. İktidarımızın ilk yılında yıkacağız bu düzeni, ilk yılında.

ASGARİ ÜCRETLİYE 28 BİN LİRA VERMEYİ KAFAYA KOYDU

2,7 trilyon lirayı faiz ödemesine ayırmışlar. 1,4 trilyon lirayı da yatırımlara. Yapılacak yatırımların, bütün yatırımların, aklınıza gelebilecek bütün bakanlıklardaki bütün yatırımların toplamına ayrılan paranın iki katını faize ödüyorlar. Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizli bütçesi, en faizci bütçesi. Diğer taraftan 100 liralık toplanan verginin 20 lirası faize, 10 lirası yatırıma gidiyor. Tam iki kat fark var arada. ÖTV, özel tüketim vergisi. Lüks harcamalar yani pırlantadan, o pahalı lüks saatlerden alınmayan özel tüketim vergisi, tırnak makasından, mutfak tüpünden, çiftçinin kullandığı mazottan alınmaya devam edecek. AK Parti’nin gerçeği bu. Kimse Erdoğan’dan masallara inanmasın. Kimse bu yılın geçen yıldan iyi olacağına inanmasın, durumunun geçmişten iyi olacağına inanmasın. Durumunun geçmişten iyi olması için bu milletin sandığa gitmesi ve AK Parti iktidarını göndermesi lazım. Kime konuşuyoruz? Herkese. Ama en çok da emeklilere, asgari ücretlilere ya da asgari ücretin biraz üzerinde maaş alan herkese. Açlık sınırı, 30 bin lira. Cumhuriyet Halk Partisi belirlemiyor bunu. Türk-İş belirliyor. 30 bin liranın üzerinde açlık sınırı var. Tarihte ilk kez asgari ücret ilan edildiği gün açlık sınırının altıdaydı. 28 bin lira ilan ettiler. İlan edildiği gün altında. Alındığında açlık sınırı biraz daha yükselmiş olacak. AK Parti işçiye 12 ay boyunca… Biliyorsunuz seçimden önce ‘Yılda üç - dört kez düzenleriz’ diyorlardı. Seçimden sonra asgari ücrete yıl içinde hiç dokunmadılar. 28 bin lira vermeyi kafaya koydu. Peki, en düşük emekli maaşı? 18 bin 975 lira. 19 bin lira bile değil. Bu rakamı artıracaklarını söylemesini dün bekledi herkes. Döndü ve baktı. Erdoğan’ın ağzını bu konuda bıçak açmadı. Bugün ev kirasının zam oranı yüzde 34. Emeklinin zam oranı yüzde 12’dir. Market poşetine yüzde 100 zam yapanlar emekliye yüzde 12 zam yaptılar. Köprü ve otoyollara ‘Az yaptık’ deyip, yüzde 25 zam yapanlar, emekliye yüzde 12’lik zammı layık gördüler. 18 bin 975 lira ilan edildiği gün açlık sınırının üçte ikisindedir. İlan edildiği gün neredeyse yüzde 65’indedir asgari ücretin. AK Parti iktidara gelmeden önce en düşük emekli maaşı, 1,5 asgari ücret alıyordu. Yani emekliye hiç ilişmeseler, hiç çelme takmasalar, hiç yakalarına yapışmasalar, 1,5 asgari ücret verseler, bugünkü itiraz ettiğimiz, yetmeyen asgari ücret üzerinden yine emekliye 42 bin lira para vermeleri gerekir. Ama emekliye 19 bin lira veriyorlar, 18 bin 975 lira. Emekliler tarihlerinin en kötü değil, artık en dayanılamaz, katlanılamaz sefalet maaşına muhtaç edildiler.

EMEKLİ İÇİN ET DÖNER HESABI SEKİZDEN BİRE DÜŞTÜ

Bakın çok basit bir karşılaştırma. Gençlik Kollarımız bunu kredi parası için yapmış. ‘Dönün’ dedim, ‘Bir de emekliye bakalım, asgari ücrete bakalım.’ Ben hep soruyorum meydanlarda; ‘Hangi hesap şaşmaz?’ Oradan teyze bağırıyor; ‘Altın hesabı şaşmaz.’ Altın hesabı yapıyorum, Erdoğan kızıyor. ‘Sen gelmeden önce’ diyorum, ‘8 çeyrek altın alıyordu emekli. Şimdi 1,5 çeyrek altına düştü.’ Hesap ortada. ‘Altının onsu -&nbsp;monsu’ diyor filan. O hesabı bırak, başka hesaba bak. Gençlik kolları öğrencilerin alışveriş yaptığı aynı zincirden 2002 yılında bir et dönerin fiyatını çıkarmış. Bir de aynı yerde bugün satılan et dönerin. KYK bursuna gelince söyleyeceğim oradaki hesabı da. 2002 yılında 257 liralık emekli maaşı 1 lira olan et dönerden 257 tane alıyormuş. 257 tane et döner alıyor. Bugün verdikleri emekli maaşı 38 tane et döner alıyor aynı yerden. AK Parti’den önce 257 et döner, 100 gram et olan içinde döner. Bildiğin yarım ekmek döner. 257 taneden, 38 taneye düşmüş. Yani diyor ya ‘Altın çok değişti.’ Ne değişti altın? Et dönerci de altına uyumlanıyor, başka şeyi satan da. Hiçbir esnaf ‘Bu fiyatlarla satış yaparım, yapamam’ diye bakmak zorunda değil. Maliyeti var. O maliyetin içinde tüpü var, ısınması var, ödediği maaş var, sigorta var, kira var. Hesap ortada. 257’ye 38. Asgari ücretlide durum ne? 184 et döner alan bir asgari ücret, şimdi bugünküyle daha ele geçmedi, ele geçince daha da düşebilir; 56 tane et döner alabiliyor. Yani asgari ücretli açısından 3’ten 1’e düşme, emekli açısından ise 8’den 1’e düşme durumuyla karşı karşıyayız. Öyle bir noktadayız ki bu maaşlarla yandaşlara geçiş garantisi veren, bunu da bütçeye koyan,&nbsp;tıkır&nbsp;tıkır ödeyen iktidar, emekliye ve çalışanlara geçim garantisi vermiyor. Hele hele emeklide. Nasıl emekli oldu bu insanlar? Sen bu insanlara dedin ki ‘Yeter çalıştığın, bugüne kadar sen çalıştın. Eller nasırlandı, dirsekler çürüdü, göz nuru aktı, gören gözler kocaman gözlüklere ulaştı. Artık sen çalışma, sen çalıştın. Emekliye baktın. Şimdi sen dinlen, çalışanlar, devlet olarak biz sana bakacağız.’ Bunu deyip emekli ettiği kişiye, kendi geldiği zamanda 8 çeyrek altın alırken, 1,5 çeyrek altın alabilecek maaşı layık gören iktidar, işte bu iktidardır. Bu düzenin adı; AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni yıkacağız.

TÜRKİYE BÜYÜK BİR SOSYAL PATLAMANIN EŞİĞİNDEDİR

Bir de ‘Emekliden kötüsü de var’ dedi arkadaşlar, notları hazırlıyoruz. Dedim ‘Daha ne kötüsü olacak?’ 65 yaş aylığı, 5 bin 390 liraymış. Olmuş 6 bin 393 lira. Engelli aylığı, 4 bin 300 liraymış. Olmuş 5 bin 100 lira. Evde bakım maaşı 11 bin 702 liraymış. Olmuş 13 bin 878 lira. Türkiye büyük bir sosyal krizin, sosyal patlamanın eşiğindedir. Buradan bütün siyasi partilere, bilhassa Adalet ve Kalkınma Partisi’ne sesleniyorum: Emekliyi bu halde bırakamayız. Kök maaşlara kanun yoluyla artış yapmak şarttır. Seyyanen zam vermek şarttır. Bir emekli maaşının, bir asgari ücretin altında olması kabul edilebilir değildir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak buradayız. Gelin bu hafta bu ayıbı temizleyelim.

ÇALIŞAN 2,5 - ÜÇ MAAŞTAN FAZLASINI VERGİYE VERECEK

Ayrıca gelir vergisindeki adaletsizlik de aynen devam ediyor. 2025’te gelir vergisinin ilk dilimi 158 bin liraydı. Şimdi 190 bin lira oldu. Şu demek: Maaş almaya başlıyorsun, sene başından itibaren 190 bin lirayı geçince aldığın maaş, yani bunu üç ayda - dört ayda geçtiğinde ikinci yüksek vergi dilimine, sonra bir sonraki yüksek vergi dilimine. Bu rakamlarla 70&nbsp; bin lira maaş alan bir çalışan, 180 bin lira, 2,5 maaşını vergiye verecek. 100 bin lira maaş alan bir mühendis diyelim, 320 bin lira, 12 maaşın üç maaştan fazlasını vergiye verecek. Neden böyle oldu? Aslında AK Parti geldiğinde durum hiç böyle değildi. Gerçekten yüksek maaşlar, yüksek vergi dilimine giriyordu. Ama virgülden sonrasını katmayarak, bazı sene daha da başka oyunlar yaparak, en az işte sendika açıklamış 750 bin olacak. Bize sorarsan 1 milyon liraya kadarki maaşların en düşük dilimde, yüzde 15’te vergilendirilmesi lazımken, 190 bin liradan itibaren üçüncü - dördüncü aydan itibaren yüksek vergi dilimi başlıyor.

GENÇLER KENT LOKANTASI HARİÇ BUNUNLA KARNINI DOYURAMAZ

Biraz önce söyledim, Gençlik Kollarımız dün Erdoğan’ı izlemişler, benim söylediğimi de hatırlamışlar. Diyorum ya, Erdoğan’ı duyunca ‘İki kere iki dört eder’ dese, açıp kerrat cetvelini kontrol edeceksin kesin bir numara vardır diye. Diyor ki dün, daha önce de söylemişti. Diyor ki, ‘Biz gelmeden önce KYK kredisi, öğrenciye verilen 45 liracıktı’ diyor. ‘Biz şimdi onu 4 bin lira yaptık’ diyor. Öğrenciler de hemen dönmüşler önce hemen altın hesabına bakmışlar. O olmazsa olmaz. 45 liracık, 30 liracık olan çeyrek altından 1,5 tane alıyormuş. Bugün 1,5 çeyrek altın 16 bin lira. Erdoğan 16 bin lira yerine, ‘cık’ dediği, 4 bin lira veriyor ve bununla övünüyor. Gençler kişi başına 133 lira tutuyor. Ve diyorlar ki ‘Bu verilen maaş, belki bir mercimek çorbası içiyor. Ucuz bir yer bulursan. Çoğu yerde 180, 150’ye var. 100’e çok zor bulunur.’ Kent lokantası hariç bu parayla bir öğün karın doyurmak bile mümkün değil gençlere verdiği parayla. Gençler bu paranın 8 et dönerle, 16 tavuk dönerle bittiğini söylüyorlar. Ve dönüp bakmışlar rahmetli Ecevit’in, Sayın Bahçeli’nin, rahmetli Mesut Yılmaz’ın olduğu. Onlardan bir tanesi kendi hükümetlerine destek veren bir parti. Dönüp, dönüp, dönüp, dönüp ağzına geleni söylüyor o iktidara. Ve diyor ki ‘Koalisyon döneminde şöyle berbattı.’ O berbat dedikleri koalisyon döneminde 2002’de 45 liracık, 45 tane et döner alıyormuş. Bugün verdikleri para, 8 tane et döner alıyor arkadaşlar. 45 et döner veren ve güya öğrencileri aç bırakan, Ecevit - Bahçeli - Yılmaz iktidarı, koalisyon hükümeti, şimdi 4 bin lira veren Tayyip Erdoğan’ın sekiz et dönerde biten KYK kredisi.

ESNAFA DESTEK İÇİN BULAMADIĞI PARAYI 19 MART İLE YAKTILAR

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi olarak 2025 yılını çok önemli bir mücadeleyle, çok önemli bir direnişle, bunu da tek başımıza değil Türkiye’nin bütün demokratlarıyla birlikte, bütün muhalefet partilerinin dayanışmasıyla, Türkiye’nin bütün demokratlarının sahip çıkmasıyla bir büyük mücadeleyle geçirdik. Bir yönetimde çarkın ilk dişlisi, hiç şüphesiz adalettir. Adalet olmazsa&nbsp;refah da olmaz, zenginlik de olmaz. Bakın 2025’in enflasyon hedefi yüzde 17’ydi. Yılsonunda yüzde 31’le bitti. Ne oldu 2025’te? Büyük bir felaket mi oldu? Deprem mi oldu? Meteor mu düştü? Savaşa mı girdik, işgale mi uğradık? Ne yaptık, ne oldu da bu hale geldi memleket? 19 Mart’ta, bir yıl önce 31 Mart’ta partisi ile ilk kez seçim kaybeden birinin hazımsızlığı yüzünden. Ve seçim kazandığında baş tacı yaptığı milli iradeyi küçük gören, ‘Onlar karar veremez İstanbul’u kimin yöneteceğine. Ben veririm. Binali yönetsin dedim. ‘Olmaz’ dediler. Murat Kurum dedim, ‘Evine dönsün’ dediler’ deyip, bu iradeyi hiçe sayan birisinin, Cumhuriyetimizin bir sonraki Cumhurbaşkanına, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir sonraki iktidarına, mevcut gücüyle haksızca kullandığı, bağımsız olması gereken yargı üzerindeki talimatlarıyla bir sivil darbe girişimi oldu. O günden sonra 160 milyar dolar kaynağımız darbeye gitti. Bugün emeklilere ‘Gel para ver’ dediğimizde bulamadığı para, 19 Mart’ta yanan paradır. ‘Asgari ücreti artır, ama esnafa yük olmasın. Esnafın SGK desteklemesi bin lira olmaz 10 bin lira yapalım küçük esnafa’ dediğimizde bulamadığı kaynak, 19 Mart’tan sonraki süreçte yaktığı paradır. Borsayı çökerten, yatırımcıları kaçırtan, faizleri yükselten ve kredi kartına yüzde 96 ödeyemediğin zaman faiz bindiren hem 19 Mart darbesinin ürünüdür. Bugün kredi kartından çektiği parayı minimumunu ödeyemeyip ya da ödemek için başkasından çekip, topu birazcık çevirip, sonra o hızla büyüyen kartopunun altında kalınmasının sebebi; tutturulmayan hedefler ve hızla yükselen faizlerdir. Hepsinin sebebi, 19 Mart’taki hukuksuzluktur. Dünyada yargı bağımsızlığı olup, gerçek anlamda yargıya güvenin yüzde 80 - 90’larda olup, enflasyonun çift haneli olduğu bir ülke yoktur. Doğrudan bağlantı vardır arada. Kuvvetler ayrılığı olan hiçbir ülkenin, gerçekten kuvvetler ayrılığı tartışılmayan, yani ülkeyi yönetenin yargıya karışmadığı, yürütmenin yasamaya karışmadığı, kuvvetler ayrılığının olduğu ülkelerde çift rakamlı enflasyon yoktur. Yüzde 5’in üzerinde faiz yoktur. Avrupa yüzde 3’lük enflasyon 5 olunca paniğe kapılıp, 6’lık faizde tedbir alırken, ‘Yok Nas var’ deyip, faizleri 80’lere, enflasyonları 80’lere fırlatanların Türkiye’yi getirdikleri hal ortadadır.

100 VATANDAŞTAN 82’Sİ ‘DÜŞERSEM PERİŞAN OLURUM’ DİYOR

Yargıya güvenin yüzde 20’ye düştüğü bir ülkede, bugün Türkiye’de yargıya güven yüzde 18,7’dir. 100 vatandaşının 18’i ‘Mahkemeye düşersem adaleti bulurum’ demektedir. 82’si ‘Maazallah, düşersem perişan olurum’ demektedir. İşte böyle bir ülkede, yargı bağımsızlığının zaten çok tartışmalı olduğu bir ülkede, anayasaya uymayanlar Anayasa Mahkemesi’ni de itibarsızlaşmışlar. Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlara birinci kademe mahkemeleri, hem de 15 Temmuz darbesini bahane edip, ‘Serbest avukatlardan&nbsp;hakim&nbsp;alacağız’ deyip AK Parti Gençlik Kollarından, AK Parti üyelerinden serbest avukatları mülakatlarda alarak doldurdukları yerde, Anayasa Mahkemesi’nin, ki üyelerinin tamamı AK Parti döneminde atanmıştır. Hiçbirini Ahmet Necdet Sezer atamadı. Tamamına yakını Erdoğan, çok az bir kısmı Sayın Abdullah Gül döneminde&nbsp;atandı. O mahkemenin bile ‘Dur artık’ dediği yerde, birinci kademeyi AK Toroslar Çetesi ve o AK Toroslar Çetesi’nin tesir ettikleri Anayasa Mahkemesi kararlarına dahi uymamaktadır.

15 METREKARE HASTA ODASINDA DÖRT JANDARMA DURUYOR

Şimdi karşımızda Türkiye yargı tarihinde, daha önce de çok hatalı şekilde usulden bozulanlar, Meclis’in aldığı okuma kararını okunmamış sayan çok doğru kararları vardı Anayasa Mahkemesi’nin. Ama ilk kez esastan bir iptal kararına birinci kademe mahkemesi uymamıştır. Tayfun Kahraman, İstanbul’da Gezi Parkı’nda ağaçlar kesilip, yerine Topçu Kışlası yapılacakken çıkan olaylardan sonra, barışçıl gösteriler, tüm tahriklerle göstericilerin çadırları yakıldıktan, sonradan hep ‘FETÖ’cü’ dediler saldıran zabıtaya da polise de emniyet müdürüne de valiye de. O kadar haksızlıklar yapıldıktan sonra, orada Şehir Plancıları Odası adına gidip de arayı bulmaya çalışan, Erdoğan’la görüştükten sonra ‘Sayın Başbakanımız söz verdi. Yargı kararını bekleyecek. Yoksa da referandum yapacak. Hadi Gezi’yi boşaltalım’ diyecek kadar&nbsp;inisiyatif&nbsp;alan, hatta eleştiri bile alan Tayfun Kahraman,&nbsp;FETÖ'cülerin&nbsp;yaptığı iddianame ile üç kere hep birlikte beraat ettikleri halde, Can’ıyla,&nbsp;Kavala’sıyla, Çiğdem Mater’i ile bir kez daha, ‘Birileri onları beraat ettirmeye kalktı’ deyip, Erdoğan’ın zorlamasıyla yargılanıp ceza almıştır. Anayasa Mahkemesi adil yargılanmadığını, yeniden yargılanmasını, salıverilmesi gerektiğini söylemiştir. Ayrıca da sağlık durumuna da dikkat çekmişti, o konuda da bir karar vermişti. Bugün gelinen noktada, Tayfun Kahraman 13. Ağır Ceza Mahkemesi, anayasayı tanımadığı için, daha doğrusu anayasayı tanımamaya Erdoğan’dan cesaret alıp, Anayasa Mahkemesi’ni tanımadığı için Tayfun Kahraman serbest kalması gerekirken içeride tutuldu. Hem hastalığın yapısı gereği, hem geçen zaman, kötü cezaevi şartları. En son hastalığı olan MS’den yeni bir atak geçirdi. İlaçlar kar etmedi. ‘İlaç değiştirilsin’ diye kortizon yüklemesi için Cerrahpaşa Hastanesi’ne götürüldü. Orada yatıyor Bakırköy’de.&nbsp;Ama tesis prefabrikmiş, yattığı odadan firar edebilirmiş. O yüzden 15 metrekare odada, dört jandarmayla birlikte yatıyor. Jandarmalar değişiyor, Tayfun değişmiyor odada. 15 metrekare odada beş kişiler. Neymiş depreme dayanıksız ya, işte hızla yaptılar ya Cerrahpaşa’yı, yapılana kadar oraya aldılar. Prefabrikmiş, bina zayıfmış, buradan firar edebilirmiş. Ayağını kaldıracak mecali olmayan kişiyi, dört jandarma ile birlikte orada tutuyorlar. Kapıdaki infaz korumalar, jandarmalar cabası. ‘Odada en az dört kişi olacaksınız’ demişlere. Öyle bir noktadayız ki; bu kadarını kimse düşmanına yapmaz. Şu salonda namusumla kefilim, şu&nbsp;salonda bunu en sevmediği kişiye yapılmasına rıza gösterecek bir kişi yok. Televizyonları başından beni izleyen AK Parti’nin, MHP’nin seçmenin içinden bu kadar vicdansızlığa karşı susacak bir kişi yok. Bu millet böyle bir millet değil.

ÜLKENİN NAMUSLU&nbsp;HAKİM&nbsp;VE SAVCILARINDAN UTANMIYOR MUSUNUZ?

Bir tarafta en lüks arabalara binen, İstanbul’a gidince dünya kadar savcı mütevazı lojmanlarda kalır, kirada oturur, güç bela bir lojman çıkarsa orada kalır. Efendim boğaz gören yerdeki bir villaya o günün parasıyla 48 milyon lira, 1 milyon lira 30 yıl çalışan öğretmene devletin verdiği 30 yıllık tazminat. Onun o günkü parayla 48 katı. Bugünkü parayla 56 katını tadilatına vermişler binanın. Orada oturacak bir&nbsp;başsavcı. 95 milyon liraya daire satış protokolü yapacak, 9 milyonluk daireyi 30 milyona alacak, satacak. Bugün üzerinde 5’i satılmış toplam 17, 12 tane lüks villa - arsa - tarla tapusu olacak. Baktığında ömür boyu aldığı&nbsp;maaşları,&nbsp;ki ikinci maaşı alamaz, onu da yakalamıştık Lüksemburg’da. Bütün maaşları hiç dokunmasa, biriktirse, o gayrimenkullerin beşte birini alamaz. O adam oradan&nbsp;ahkam&nbsp;kesecek, o adam kara çalacak, bizim arkadaşlarımıza ‘Yolsuz’ diyecek, kendisi orada oturacak. Vallahi da oturtmayacağız, billahi de oturtmayacağız. Buradan AK Parti iktidarına söylüyorum. Adalet Bakanına, vicdanı olan herkese söylüyorum. Yedi kere&nbsp;şikayet&nbsp;yaptık. Bu adamın bir malına mülküne bakın yahu. Mal bildirimine bakın ya, bir bakın. Borsa kurmuşlar, çatır çatır işletiyorlar. Yeter, yeter artık. Bu kadar adaletsizliğin yükünü nasıl taşıyorsunuz kardeşim? Bu ülkenin şerefli, namuslu&nbsp;hakimlerinden, savcılarından hiç mi utanmıyorsunuz? Sizin itibarınız bu çeteye mi kaldı? Erdoğan’ın eskiden ‘AK Toroslar vardı’ dediği gün, masasında AK Toros görüntüsü paylaşan adamın dağıtacağı adaletten ne olacak? Gizli tanıkların adını değiştirip&nbsp;değiştirip&nbsp;aynı ifadeyi ortaya koyan adamların adalet getireceğine kim inanıyor? Bir şeye inanıyoruz. O adamlar adalet getirmeyecek. Ama sizi yenecek iktidarı ülkenin başına getirmeyecek, öyle mi? Vallahi da geleceğiz billahi da geleceğiz. Açık açık çağırıyorum buradan. Devlet Bey de destek verdi. Geçtiğimizde de ‘Devlet Bey diyorsa münasiptir’ dedi Erdoğan. Güveniyorsan savcına, güveniyorsan iddianamene. Biz buradayız. Getirin kanunu. Siz iddia edin canlı yayında, biz verelim cevabını canlı yayında. Hodri meydan. Hodri meydan. Bütün bu suçlardan tutuksuz yargılanmış Erdoğan. Dünün sözde mağduru bugünün zalimi Erdoğan’a söylüyorum. Sana yapılmayanı, bugün yaparak bu zulümle&nbsp;abad&nbsp;olamazsın. Bu iktidarı zulümle sürdüremezsin. Adaletten saparsan bu milletin gönlünden düşersin. Tarihe de darbeci olarak geçersin.&nbsp; Adaletten kaçmıyoruz. AK Toroslar çetesini alsınlar oradan. Tutuksuz, tarafsız ve canlı yayında bütün bunların hesabını teker teker vermeye hazırız. Bu kadar iftiradan, bu kadar haksızlıktan, bu kadar hukuksuzluktan bıçak kemiğe dayanmıştır. Buradan sonra atılacak adım, AK Parti’nin tarih önündeki siyasi sorumluluğunu biraz daha artıracaktır. Ve bugün Adalet ve Kalkınma Partisi’nde ‘Efendim biz de karşıyız, sözümüzü dinletemiyoruz.’ Dinletemiyorsan ayrıl kardeşim. Bu kadar hukuksuzluğa, bu kadar haksızlığa, bu kadar zulme alet olmak, ortak olmak istiyorsanız; kardeşim Adalet ve Kalkınma Partisi zamanında bir niyetle kurulmuş. Milletin teveccühü ile iktidar olmuş. Kimseye nasip olmayacak&nbsp;imkanlar&nbsp;yaşamış. Bugün bu kadar sapıtmışsa, yürüme artık bu bunlar peşinden be kardeşim. Bırakın artık bunları.

DÜNYAYI TEHDİT EDEN HAYDUTLUĞUN TAM ORTASINDAYIZ

Dünya günlerdir Venezuela meselesini konuşuyor.&nbsp;Trumpyönetimi uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler şartını hiçe sayarak bir başka ülkeye tek başına gitti, askeri müdahalede bulundu.&nbsp;Maduro&nbsp;yatak odasında uyurken eşiyle birlikte ve kötü muameleyle gözaltına alındı. Sürüklenerek, paketlenerek kaçırıldı ve Amerika Birleşik Devletleri‘ne götürüldü. Bir devletin başkanı dün bir arabanın arkasında New York sokaklarında dolaştırılarak teşhir edildi. Bir ülkenin onuru ve gururuyla oynandı. Bu da yetmedi; Kolombiya, Küba, Meksika, İran, Danimarka’ya bağlı Grönland,&nbsp;Trumptarafından açıkça tehdit edilmeye başladı. Tüm dünya düzenine tehdit eden bir haydutluğun maalesef tam ortasındayız. Daha sözün en başından söylüyorum. Dünya bu haydutluğa karşı ortak bir tavır almak durumundadır. Bu&nbsp;çıldırmışlık&nbsp;haline karşı durmalıdır. Dünya şimdi susarsa daha sonra dünya savaşlarından sonra dizini dövdüğü gibi dizini dövecektir.&nbsp;Trump&nbsp;düzeni, Amerika’nın düzeni, dünyanın düzeni olamaz, Birleşmiş Milletler sistemi yok sayılamaz. Birleşmiş Milletler niye var? Ne zaman kuruldu? İçindeyiz, 51 ülke Birleşmiş&nbsp;Milletler’in. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Üçüncü Dünya Savaşı olmasın, bir daha dünya savaşları olmasın diye kuruldu. Anlaşmazlık hep beraber görüşülsün, bir müdahale, bir uyarı yapılacaksa hep birlikte yapılsın. Bir devlet bir başka devletin içişlerine karışmasın. Bir devlet bir başka devletin toprak bütünlüğüne göz koymasın. İşgal edemesin. Yönetimine karışamasın. O ülkeyi o ülkedekilerin istedikleri yönetsin diye. Ve sınırlar artık korunsun, sınırlar dünyada değişmesin diye kuruldu. İşine geldi mi Birleşmiş&nbsp;Milletler’de&nbsp;olacaksın, işine geldi mi bir gece kalkıp gidip başka bir ülkede yataktan o ülkenin Cumhurbaşkanı’nı, başkanını alacaksın. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Nasıl&nbsp;Trump&nbsp;‘Gazze’ye gideceğim, oraya oteller yapacağım’ dediğinde ve İsrail’e her türlü desteği verdiğinde,&nbsp;Netenyahu’yu&nbsp;savaş kahramanı ilan ettiğinde, birileri susarken susmadıysak bu mevzuda da ilk andan itibaren susmadık.

DÜNYADA EN YÜKSEK OYA SAHİP SOL-SOSYAL DEMOKRAT PARTİYİZ

Ayıptır söylemesi; nasip oldu ve Cumhuriyet Halk Partisi son seçimlerde aldığı oy oranıyla; yüzde 38’lik oy oranıyla dünyada en yüksek oya sahip sol ve sosyal demokrat partidir. Ayıptır söylemesi; dünyada nüfus üzerinde yüzde 65’le en fazla belediye bölgesini yönetmeye görev almış partidir. Avrupa’nın, dünyanın, bütün sol ve sosyal demokrat partilerin gözünü döndüğü, ‘Avrupa’da aşırı sağ yükselirken Türkiye’de sol nasıl yükseliyor?’ diye mücadelesini ve siyasetini irdelediği partidir. Buradan hem bütün kardeş partilerimiz, hem de demokrasinin yanında duran; dünyada haydut devletlere, sömürgeci devletlere, emperyalist devletlere karşı ulusların, milletlerin şerefini ve onurunu koruma noktasında doğru yerde duran, duracak tüm partilere, tüm üyelere, tüm ülkelere sesleniyorum: Bu haydutluğa karşı sessiz kalmayacağız, kalmamalıyız.

TRUMP GİBİ KÜKREYENLERİ NASIL PÜSKÜRTTÜĞÜNÜ BİLEN MİLLETİZ

Bu&nbsp;Maduro‘nun&nbsp;geçmiş yönetimini savunma anlamına gelmez.&nbsp;Maduro&nbsp;kendi ülkesinde adil olmayan seçimler yapan, kendi halkına adaletsiz davranan, 20 binden fazla muhalifin cezaevlerinde tutulduğu ve kendi ülkesinde adil siyasi bir rekabeti ortadan kaldıran, dünya sisteminin eleştirdiği bir liderdi.&nbsp;Maduro&nbsp;dünyanın kurumları, kuralları önemseyen ve merkeze alan yapısıyla uyarılmalı, eleştirilmeli, demokrasiye davet edilmeli, kurallar&nbsp;dahilinde&nbsp;zorlanmalı. Ne yapılacaksa da Birleşmiş Milletler çatısı altında yapılmalıydı. O günlerde&nbsp;Maduro&nbsp;haksızlıklar yaparken, Sayın Erdoğan ‘Canım kardeşim’ diyordu. Sırtını sıvazlıyordu. Sürekli bir şeyi karıştırıyorlar. Bir ülkedeki otokratı, bir ülkedeki demokrasiyi askıya almaya çalışanları dünyanın demokrasi zeminine davet etmesi lazım. Bu konuda ne yapacaksa hep birlikte yapması lazım. Kurumlar, kurallar, yapılar bunun için var. Yoksa ‘Bir tane büyük abi seçelim, eline sopayı alsın, ona ayarı versin.’ Oradan döner, yarın başka tarafa ayar vermeye çalışırlar.&nbsp;Bunun için Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz&nbsp;Maduro’nunotokrat ya da demokrat olmasıyla değil; Amerikancı ya da değil olmasıyla ilgilenen&nbsp;Trump‘ın&nbsp;bu tavrına karşı dünya düzenini savunmak, Birleşmiş Milletler sistemini savunmak, bir daha dünyadaki ki şimdi nükleer silahlar dünya kadar herkesin elinde ve dünyanın kökünden yok olma tehlikesi var Üçüncü Dünya Savaşı ile birlikte.&nbsp;Burada bizim hep birlikte dünyanın barışını, dünyanın huzurunu savunmamız lazım.&nbsp;Trump&nbsp;gibiler, karşısındakiler sustukça kükrerler.&nbsp;Trumpgibiler, karşısındakiler sindikçe büyürler. Biz&nbsp;Trump&nbsp;gibi büyüyenleri,&nbsp;Trump&nbsp;gibi kükreyenleri, hatta işgale, istilaya gelenleri nasıl püskürttüğünü bilen bir milletiz. Herkes ayağını denk alacak. 400 yıl önce&nbsp;Vestfalya&nbsp;Anlaşması yapılmış. Artık devletlerin sınırları, içişlerine karışmamak, ulusal egemenlik tanımları kabul edilmiş. Gelmiş, dört sene ortalığı karıştırmış ve kaybettiği seçimde senato binalarını bilmem neleri bastırmış, gitmiş, hazımsız. Geri gelmiş yüzde&nbsp;yarım’la&nbsp;ve 400 yıl geri getirecek sistemi.&nbsp;Yok&nbsp;öyle yağma&nbsp;Trump&nbsp;Efendi, yok öyle yağma.

ARANIZDA NASIL BİR AKİT VAR DA TRUMP’IN AKLINA TÜRKİYE GELİYOR

Peki&nbsp;ne oldu?&nbsp;Maduro‘nun&nbsp;başına bunlar geldikten sonra ‘Dostum, kardeşim, canım, ciğerim’ diyen Erdoğan’a döndü ve baktı dünya. Döndü, baktı. 48 saat tık yok. Ne zaman ki tepkiler yükseldi, ayyuka çıktı. Ne zaman ki eleştirilerimiz bütün AK Parti‘ye, MHP’ye oy veren seçmenin de hak verdiği bir düzleme oturdu. Önce ‘Hep beraber Özgür Özel‘e saldıralım.’ O da kar etmedi. Dün çıkmış, öyle ‘Ey&nbsp;Trump’ yok. O seçim öncesi olursa, ihtiyaç olursa Merkel’e falan söylüyordu öyle. ‘11 bin kilometre ötemizde müessif bir hadise vuku buldu’ diyor, ‘müessif hadise.’ Kıyamam, sanki&nbsp;Trump&nbsp;yanlışlıkla yumurta kırmış iki tane de. ‘Müessif hadise.’ Adam kalkmış karısıyla bir adamı götürüyor. Amerika’nın yaptığını kınayamadı. Diyor ki ‘Sayın&nbsp;Trump‘layaptığımız görüşmede ülkemizin endişelerini aktardım.’ O da herhalde ‘Sayın&nbsp;Trump’ diyor, ‘Benim bir şey dediğim yok da Sayın Bahçeli ile Özgür Özel çok kızıyorlar bu işe. Onlar da ülkemin insanı, onların tepkileri. Benim bir şey dediğim yok.’ Şimdi bir soru sorayım Erdoğan’a. Gazeteci arkadaşlar İnşallah yarın buraya gruba&nbsp;geldiğinde de sorarlar. İtilmez, kalkılmazlarsa bir cevap bekleyelim.&nbsp;Trump’ın&nbsp;yanında Senatör söylüyor,&nbsp;Trump&nbsp;da kafa sallıyor. ‘Maduro’ya&nbsp;bir çıkış yolu verdik. Türkiye’ye git dedi&nbsp;Trump’ diyor.&nbsp;Trump&nbsp;da böyle başını sallıyor. ‘Gitmedi’ diyor, ‘Şimdi New York’ta.’&nbsp;Trump‘Türkiye’ye git’ derken Erdoğan’a ‘Maduro&nbsp;kabul ederse onu Türkiye’ye yollayayım, ona burada bakar mısın?’ diye sordu mu, sormadım mı? Sen bunu biliyor muydun, bilmiyor muydun? Eğer biliyordun da ‘Olur’ dediysen buna nasıl olur dedin? Niye ‘Olur’ dedin? Demedin mi ‘Yahu kardeşim&nbsp;Maduro&nbsp;benim. Seçilmiş bir adam. Orada duruyor. ‘Dik dur, eğilme. Kardeşin seninle’ diyordum ona. Nasıl ‘Paketleyin, getirin, biz burada bakarız’ diyorsun? Ne dedin ona? ‘Çorum’da bir yer ayarlarız, Çorum’u iyi biliyor. Bir bağlantısı var, Çorum’da bir çiftlikte oturturuz’ mu dedin&nbsp;Maduro’yu? Yok demediysen, bilmiyorsan ki bilmiyorsan ‘Bilmiyorum’ de. O zaman&nbsp;Trump‘a&nbsp;dönüp de ‘Sen kim oluyorsun da benim memleketime, benim egemenliğimde olan yere kendince başka ülkeden birini alıp getirip yerleştiriyorsun? Bu ülkeyi ben mi yönetiyorum, sen mi yönetiyorsun?’ diyemedin mi, diyemeyecek misin?

PEYNİR TİCARETİ YAPIYORDUNUZ GEMİCİKLERLE

Aranızda nasıl bir ilişki, onunla aranızda nasıl bir taahhütname, nasıl bir rakip var ki 200 ülke arasında Türkiye geliyor aklına. ‘Maduro’yu&nbsp;hapse koymayayım da Türkiye’ye koyayım’ diye. Ya&nbsp;Maduro’nun&nbsp;Türkiye açısından özel önemi var. Böyle bir peynir ticareti filan yapıyordunuz gemiciklerle. Peynir geliyordu, peynir parasının üç katı navlun ödeniyordu. Türkiye’de 116 çeşit peynir var. İskenderun limanında gemiler Venezuela‘dan gelen yakalanıyordu, sahibi yok.&nbsp;Maduro’nunaltınları oralarda buralarda. Ya&nbsp;Maduro&nbsp;için özel bir yer burası, ya&nbsp;Trump‘la&nbsp;aranızda özel bir akit var. Sayın Erdoğan susarak, ‘-mış&nbsp;gibi’ yaparak, ‘müessif bir hadise’ diye yalandan&nbsp;Trump‘ı&nbsp;‘Üzdün beni, müessif hadise yarattın’ diyerek bu işin içinden çıkamazsın. Şimdi işin en trajikomik yanına geliyorum. Dün şimdi bu işin içinden çıkacak ya. Aklı sıra Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış politikada çelişkileri varmış. Dış politikayı biz yönetiyoruz da ‘Çelişkileri var.’ Ben kendi bakanına soruyorum. Diyorum ki ‘Sayın bakan çok zikzak yapıyorsunuz’, diyor ki ‘Dış politika böyle dümdüz gidersen mayına basarsın. Ondan zikzak yapıyoruz.’ Böyle pişkin adamlar. Ama diyor ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış politikası&nbsp;omurgasız’mış. Sanki biz dün söylediğimiz bir lafın tersine bir şey söylemişiz gibi. Geçen cahilin biri çıkmış, ‘Efendim Mısır’da Sisi darbe yaparken niye laf etmediniz?’ Tak, sayın grup başkan vekillerimiz çıkardı. 2013 yılı. Darbe yapılmış bugün, ertesi gün Özgür Özel kürsüde. ‘Bu darbeyi bu Meclis kınamalıdır. Hep birlikte imza atmalıdır. Yönetimdekilere itirazımız bir yana hiçbir darbenin arkasında durulmaz’ demişiz. Sonra Meclis bildirgesi olmuş, imza atmışız. Sonra çıkmış, kınamışız. Görünce; ‘E ben bunu bilmiyordum.’ Bilmezsin tabii. Çünkü kendin gibi biliyorsun herkesi. Bakın şimdi Erdoğan’ın nasılmış o omurgalı siyaseti? Diyorum ya ‘Bir köşemiz var. Hak etmediğimi duyarsam, hak ettiğini duyarsın.’ Sayın Erdoğan yine hak etti bu köşeyi. Rus uçağı düşürüldü...&nbsp;Dönemin başbakanının&nbsp;angajmankurallarına göre yetkisi vardı. Bu da tarafsız Cumhurbaşkanı’ydı. ‘Ben düşürdüm, ben’ dedi. ‘Rus uçağının düşürülme talimatını ben verdim’ dedi. Bunun üzerine Suriye’de 34 askerimiz bir hava saldırısıyla şehit oldu. Bunun üzerine&nbsp;Rusça’ya&nbsp;Rusya’da ‘Özür dilerim’ diye tercüme edilen, Türkiye’ye ‘Üzgünüz’ diye tercüme edilen bir özür mektubu iletildi. O&nbsp;ilişkiler,&nbsp;ki o dönem narenciye perişan oldu, domates üreticisi perişan oldu. Turist gelmedi, Antalya perişan oldu. O dönem araya Putin’i tanıyan eskinin önemli, kıdemli siyasetçileri girdi. Aracılıklar edildi. Gidildi, kapıda beklendi. Rus televizyonu iki dakika onu bekletti, geri saydı; şakşak oynadı. ‘Bak ne hale getirdik’ diye. O gün Rus uçağını düşürmekle övünene Putin’in kapısında iki dakika sayaç saydırdılar. Nakavt olmuş boksöre sayar gibi. 10’a kadar da değil, 120’ye kadar saydılar. Orada durdu öyle. Ben incindim, benim onurum incindi. O utanmadı.

‘APTAL OLMA’ DİYE MEKTUP ALDI; KATLADI, CEBİNE KOYDU

Rahip&nbsp;Brunson… ‘Benden’ diyor&nbsp;Trump&nbsp;için, ‘Papazını istiyor’ diyor. ‘Ver papazı, al papazı. Vermezsen papazı bu can bu bedende durdukça alamazsın papazı’ diyor. Dediği papaz, kendi istediği papaz;&nbsp;Fetullah&nbsp;Gülen. Hocası&nbsp;Fetullah&nbsp;Gülen eceliyle orada öldü. Vermediler papazı. Ama&nbsp;Trump&nbsp;bir telefon açtı, sabah telefon açtı ve Rahip&nbsp;Brunson&nbsp;gözünü bir anda Oval Ofis’te açtı.&nbsp;Trump‘a&nbsp;sarılmış, kahve içiyorlar. O gün bugündür&nbsp;Trump&nbsp;alay ediyor bununla, ‘Bir papazım vardı, istedim hemen verdi. İyi adamdır Erdoğan’ diyor.&nbsp;Oysa kiErdoğan günlerce ‘Bu can bu bedende durdukça alamazsın papazı. Ver papazı, al papazı’ diyordu. Bir tehdit telefonuyla özel uçakla Oval Ofis’e uçtu.&nbsp;Trump&nbsp;hala onu hatırlatıyor Erdoğan’a. İsveç ve Finlandiya NATO’ya girecek. ‘Giremezler, ben varken…’ Ya kardeşim NATO’nun açık kapı politikası var. NATO’nun Doğu kanadı biziz. Batı kanadı, Kuzey kanadı var. Güçlenmesi lazım. NATO, ‘geliyorum’ diyene ‘gelme’ demez. ‘Ben varken giremez, PKK’ya bilmem ne yaptılar.’ Finlandiya da girdi, İsveç de girdi. İlk imzayı da Erdoğan’ attırdılar. İlk imzayı. Birleşik Arap Emirlikleri… Sayfa sayfa ‘Namussuzlar, alçaklar.’ Ben değil. Yeni Şafak söylüyor bunları. ‘15 Temmuz darbesinin finansörü bunlar’ diye. En ağır hakaretlerle çıktı Erdoğan’ın gazeteleri. Sonra Erdoğan’da para bitti, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Emiri geldi. Vallahi bir sarıldı, ben kardeşime o kadar sıkı sarılmam. Öyle sarıldı Emir’e. Neden? Yeşil dolarları alacak diye. Ama omurgalı Allah için. Omurgalı. Bana diyor ki efendim Esat düşmeden bir gün önce ‘Esat’la görüş’ demişim. Üç gün önce Esat’la diyalog yolları arıyordu. Harekete geçmişler,&nbsp;İdlip'tengidiyorlar, haberi yok. Birileri yürüyüşe geçti, ‘Biz bunu desteklemiyoruz’ diyordu. İngiltere - Amerika ‘Sus, plan bizim plan’ deyince uyumlandı. Sonra döndü bize laf ediyor.&nbsp;Peki&nbsp;bir de demiş ki, ‘Bizi&nbsp;IŞİD’den&nbsp;medet ummakla suçluyorlardı.’ Vallahi ben bir şey demedim. Bak sen ne demişsin. IŞİD&nbsp;Kobani’yi&nbsp;kuşatınca, ‘Kobani&nbsp;düştü düşecek’ deyip tarihi bir&nbsp;ıskaya&nbsp;kendisi imza atmış. O medet umduğu IŞİD, Türkiye’de daha geçen gün bize üç şehit verdirdi. O dün medet umduğu IŞİD&nbsp;Kobani‘de&nbsp;o gün de düşmedi,&nbsp;o günden bugüne de düşmedi. Şimdi de bambaşka bir şey konuşuyoruz. Cemal Kaşıkçı cinayeti. İstanbul’un ortasında&nbsp;kıtır&nbsp;kıtırkestiler adamı. Asitlerde erittiler. Ne dedi? ‘Cani bunlar. Caninin başı Suudi Arabistan’daki sorumlu’ dedi. Sonra araya o girdi, bu girdi, o geldi, bu gitti. Bir anda dosyayı, ‘O katilleri burada yargılayacağız’ diyen dosyayı olduğu gibi, Cemal Kaşıkçı dosyasını Suudi Arabistan‘a verdi. ‘Biz eğer bu cinayeti affedersek, biz şöyleyiz böyleyiz’ deyip en ağır lafları söyleyen kendi elleriyle dosyayı yolladı Suudi Arabistan’a.&nbsp;Trump’tan&nbsp;‘Aptal olma’ diye mektup aldı, katladı cebe koydu. ‘Ne diyeceksin?’ dedik. Bir şey demedi. Hala daha demedi. ‘Oval Ofis’e giderken cebindeydi’ dediler. Bir şey dedin mi? Yok. Yüzüne vurdun mu? Yok. İade ettin mi? Yok. Duruyor arşivinde. ‘Aptal olma.’&nbsp;Trump&nbsp;biraz kükredikçe açıp bakıyor&nbsp;Trump&nbsp;neler yapabilir, neler diyebilir diye.

ABD’NİN TÜM BAŞKANLARI MEZARDAN ÇIKSA İKTİDARDA TUTAMAZ

Dün dönmüş 5 dakikalık randevu hatırlatması yapıyor. Ya Amerika’da şu an görevde olan Dışişleri Bakanı. Biri pot kırsa düzeltecek adam. Gazetecinin biri Erdoğan’la ilgili sormuş, Filistin meselesinde İsrail’i eleştiriyor. Dedi ki, ‘Trump’dan&nbsp;5 dakika randevu almak için bize yalvarıyorlar, bir de çıkmış konuşuyorlar’ dedi. Şu anki Dışişleri Bakanı. Ne Hakan Fidan’dan bir cevap, ne Erdoğan’dan. Sus pus. Randevu almak için bir ülkenin Cumhurbaşkanı ile kendi ülkesinin İstanbul’unda buluşup; 250 uçak, Çin malına vergi, Amerikan malından vergiyi indirme, LNG satın alma, nadir toprak elementlerini teklif etme. Oğlundan rica ediyor randevuyu. Ondan diyorlar ‘5 dakika randevu için yalvarıyor bize’ diye. Ben toplantıda konuşup giden adama bütün Avrupalı liderlerin huzurunda ve adına ‘Gitmesi yanlış oldu’ demişim. ‘Efendim randevu istemiş de vermemiş.’ ‘5 dakika randevu için yalvarıyorsunuz bize’ diye adam dünyanın gözü önünde söyledi. Sen oradaki gerçeği çarpıtarak kendi rezilliğini örtmeye çalışıyorsun. Amerika’nın şu andaki Büyükelçisi,&nbsp;Tom&nbsp;Barrack. ‘Trump&nbsp;akıllı adam’ diyor. ‘Erdoğan’da olmayanı ona verecek, istediklerini alacak.’ ‘Nedir Erdoğan’da olmayan?’ diyorlar. Meşruiyet. ‘Ya bir ülkenin Cumhurbaşkanı, yürütmenin başı. Meşruiyeti alırsa milletinden alır, sana ne oluyor be hadsiz’ diyemeyen adamın adı Recep Tayyip Erdoğan’dır arkadaşlar. Ben diyorum, o diyemiyor. Neden? Çünkü beklentisi var. Çünkü ‘Eğer&nbsp;Trump’la&nbsp;geçinirsem mahallenin kabadayısı o, herkese ayarı veren o. Beni tutarsa iktidarda tutar.’ Vallahi&nbsp;Trump&nbsp;değil, Amerika’nın ölmüş bütün başkanları mezarından kalkacak, bu ülkede seni iktidarda tutmaya güçler yetmez. Millet yollayacaksa yollayacak. Yollayacaksa yollayacak.

F-35 İŞİNİ BERBAT EDİP, ‘OMURGALI POLİTİKA’ DİYECEKSİN

Parasını ödediğimiz F-35’leri vermiyor, filme döndü filme. Para nerede? Yok. F-35 nerede? O da yok. Altı F-35’imiz var, üzerinde Türk bayrağı yapıştırılmış hangarda duruyor. ‘S400 alacağım’ dedi. ‘Geri adım atmam’ dedi. ‘Atarsam tükürdüğümü yalamış olurum, geri adım atmak ahlaksızlıktır’ dedi. S400’ler&nbsp;hangarda. Şimdi Putin’e söylüyor ‘Geri verebilir miyim?’ diye. Putin de&nbsp;drone&nbsp;yolluyor, ‘Ne oluyor sizin üstünüzde?&nbsp;diye. Şimdi 15 yıldır tek bir savaş uçağı almamış. Bize bu kadar ettiğine rağmen, Ekrem Başkan içeriden yazdı. Ben Alman Milli Savunma Bakanlığıyla da konuştum, Şansölye Yardımcısıyla konuştum, Maliye Bakanı aynı zamanda. ‘Eurofighter’lara&nbsp;bize yapılanlardan dolayı bloke koymuşsunuz, demokrasi yok Türkiye’de diye. Verin’ diyoruz. F-35 için, ‘Vallahi F-35’ler alınsın diye bizim üstümüze düşen ne varsa yapalım’ diyoruz. Ama hem işi berbat edip, hem de böyle bir kenara çıkıp ondan sonra da ‘Ben omurgalı dış politika yapıyorum’ falan kimse demesin. Şahsileştirdiği kurumları, kuralları, Türkiye’nin engin dış politika deneyimini, o deneyimi taşıyan büyükelçileri, bürokratları dışlayan anlayış bizi bu hale getirdi.

EN AĞIR ELEŞTİRİLERİ YAPIYORUZ AMA ORADA DURACAKSIN

Tabii biz bunları konuşuyoruz, eleştiriyoruz, en ağır eleştirileri yapıyoruz. Onu iktidardan indirmek için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Ama dışarıdan da birileri çıkmış bu&nbsp;Maduro’nun&nbsp;görüntüsünü yapay&nbsp;zeka&nbsp;ile bir Erdoğan fotoğrafı, Yunanistanlı kendini bilmez haddini bilmez bir gazeteci ‘Efendim Erdoğan’ı da böyle götürecekler.’ Orada dur. Orada dur. Değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı, Cumhurbaşkanlığı sarayının önünden, bir vatandaşımızı alıp da götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan. O kadar değil. 15 Temmuz’da Amerika destekli FETÖ operasyonuyla kendi besledikleri, büyüttükleri, şımarttıkları darbeye kalkıştı. İlk telefonu bu kardeşiniz açtı Meclis Başkanı’na. ‘Açın Meclis’i direneceğiz darbeye’ dedim. ‘Biz sandığı getiren partiyiz, sandığı kimseye kaptırmayız’ dedim. ‘Sandıktan kim çıkıyorsa o çıkacak, millet ne diyorsa o olacak’ dedim. O gece ben bunları konuşuyorum, A Haber canlı yayında, şimdi çıkarken sorar. Gerçi ATV çok sorar. A&nbsp;Haberi’in&nbsp;televizyonunda her gece bana neler diyorlardı. ‘Özgür Özel tarihi bir konuşma yapıyor, demokrasi dersi veriyor’ diye canlı yayında veriyorlardı. Biz ülkemizde ne seçilmişe dokundururuz, ne onu seçene dokundururuz. O seçilmiş zulüm ediyorsa, kötülük yapıyorsa karşısındayız. Ama bizim ülkemizin ama AK Partili, ama MHP’li, ama en tepedeki, ama köyündeki bir vatandaşın saçına dokunacaksın, orada karşında bizi bulacaksın kardeşim. Aklını başına alacaksın. Ben böyle elleri bağlayıp da esir alıp götürme işi var ya, o Yunanlı gazeteci kardeşime bir şey anlatayım. Yunan ordusu geri geri kaçıyor.&nbsp;Trikopis&nbsp;ordu komutanlığına atandığını da bilmiyor, bizimkilerden öğrenecek.&nbsp;Trikopis&nbsp;birlikleriyle birlikte çekilirken Uşak’ta durduruluyor ve esir alınıyor.&nbsp;Trikopis’ialıyorlar, bir çadıra koyuyorlar. Mustafa Kemal geliyor. Mustafa Kemal’in huzuruna getiriyorlar. Kapıdan gireni görünce ayağa kalkıyor. Ayak ayaküstündeyken indiriyor, ayağa kalkıyor. Selam veriyor&nbsp;Trikopis’e. ‘Hoş geldin komutan’ diyor. ‘Sen esir değilsin, bir ordunun komutanısın’ diyor. Sigara ikram ediyor. Kahve söylüyor.&nbsp;Trikopis&nbsp;infaza gittiğini sanıyor elleri bağlı. ‘Çekip başımdan vuracak beni’ sanıyor. Diyor ki ‘Burada bir esir değil, misafirsiniz. Kahvenizi, sigaranızı içiniz. Müsaadeniz varsa bazı sorularım var’ diyor. Diyor ki&nbsp;‘İkimiz de askeriz, yenmek var, yenilmek var. Bu orduyu buradan buraya niye kaydırmadınız? Bu manevraya niye düşünmediniz?’&nbsp;Trikopis&nbsp;diyor ki, ‘Ben neden kaybettiğimi şimdi anladım. Siz bu savaş sırasında cephede en öndeydiniz. Bizim komutan İzmir’de, geminin içinden kumanda ediyordu beni. Elbette siz kazanacaktınız’ diyor. O&nbsp;Trikopis’i&nbsp;birkaç gün sonra güvenli şekilde Yunanistan’a iade ederler. O&nbsp;Trikopis&nbsp;yaşar, yaşadığı her sene, 29 Ekim’de Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyükelçiliği’nin önüne gider, Atatürk’ün resminin önünde bir selam verir. Sen kime konuşuyorsun be? Sen kime konuşuyorsun? İlk Cumhurbaşkanımızın asaleti ve cesareti bizi bugünlere kadar getirmiştir. Ona layık olmaya, o onun gibi olmaya, günü gelince de onun gibi yönetmeye taliptir bu parti.

ERDOĞAN NORMAL SİYASİ ZEMİNİNE DÖNMEZ, DÖNEMEZ

Son sözüm şudur:&nbsp;Maduro&nbsp;ülkesinde adil bir rekabet sağlasaydı, halkına adaletli davransaydı halk ona sahip çıkacaktı.&nbsp;Maduro&nbsp;örneği, hepimize şunu hatırlatmalıdır: Kırılganlıklar, tartışmalar, gerginlikler, bir ülkenin iç cephesini zayıflatmaya yönelik yapılan her şey o ülkedeki herkes için tehdittir. Artık içeride kavgayı terk etmenin, kutuplaşmayı bitirmenin, toplumsal barışı sağlamanın, milletin gelecek kaygılarını azaltmanın zamanıdır. Sayın Erdoğan iktidarda kalmak için gerginlik, iktidarda kalmak için kutuplaşma, iktidarda kalmak için hakkı olmadığı halde haksız rekabet ve üzerimize şiddet uygulamaktadır. Bu sayede yokluk, yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik konuşulmasın istemektedir. Biz kendisinin zulmüne direnmeye, onun karşısında asla baş eğmemeye, gerekirse baş vermeye ama baş eğmemeye devam edeceğiz. Ancak Erdoğan’ın tek zulmettiği biz değiliz. Ona oy vermiş&nbsp; AK Partili, MHP’li seçmen de 19 bin liralık maaşla açtır, 28 bin liralık asgari ücretle sefil durumdadır. Bizim bu ülkede Erdoğan’a rağmen, keşke bu tutumlarından vazgeçse, keşke normal bir siyasi zemine dönse, dönmez. Bildiği bu.&nbsp;Bir şeytan olmadan, karşısına bir şeytan yaratmadan, insanlara karşısındaki bir düşmanı hedef göstermeden siyaset yapamayan, sevgiyi, umudu örgütlemeyi değil; korkuyu büyütmeyi bilen bir siyasetin sahibidir o. Ama geçmişte her ne sebeple olursa olsun ona oy vermiş tüm seçmenleri de diğer muhalefet partilerinin hem kurumsal kimliklerini, hem seçmenlerini de bu son seçimde sandığa gitmemiş küskünleri de daha oy hakkı yok diye oy vermemiş dünün 15 yaşındaki gelecek seçimin seçmenlerini de Cumhuriyet Halk Partisi olarak böyle kucaklıyoruz.&nbsp;En sıkı şekilde kucaklıyoruz.

MESLEĞİ ONURUYLA YAPANA İŞTE BİR BEYAZ SAYFA

Diyoruz ki… Kimse endişeye kapılmasın. Bundan sonra biz uğradığımız zulmü… Belediye başkanlarımız, Cumhurbaşkanı adayımız içeride. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden kayyım atamaya kalkıyorlar partiye. Direniyoruz diye kapatma davaları açmışlar bize. Biz bu mücadeleyi bir yandan veririz. Ama 2026 yılı Türkiye’deki bütün mağdur ve mazlumların duyduğumuz sesini duyuracağımız değil; onlarla birlikte mücadeleyi başlatacağımız, iktidara&nbsp;yürüyeceğimiz, onların da her birimizin hep birlikte çok daha zengin, çok daha mutlu, çok daha sağlıklı, çok daha huzurlu olduğu bir Türkiye’yi hep beraber inşa edeceğiz. Kavga edenler, zulmedenler, hukuk tanımayanlar, sandıktan korkanlar bir yanda kalsın. Biz iktidara yürüyoruz. Mücadeleden bir santim eğilmeyeceğiz. Ama milletle muhabbette de sonuna kadar ilerleyeceğiz. 2026’nın yepyeni bir başlangıç yılı olmasını ümit ettik. Bizden yana bir takım adımlar atacağız. Ama bu gergin ortamda dünyanın ve Türkiye’nin ortamı bu halde. Ama şunu söyleyelim: 19 Mart’tan sonra bizi duymayana, görmeyene boykot yaptık. Kiminin reytingi 0,65’e düşmüş, kiminin cirosu dörtte birbirine düşmüş. Kimi milletvekillerimizle, kimi başka yerle; ‘Bu boykottan çıkabilir miyiz?’ Ona, buna, buna değil; hepsine birden söylüyoruz. İşte size 2026’da bir beyaz sayfa. Karnenizi ben boşalttım. 2026’da yapılan haberin diline, öyle iftirayı iftiracıdan beter vereni de okuyacağız, aldığı eğitim gereği gazeteci gibi haber yapanı da. Her eleştiri başımızın tacıdır. Ama bizi görmeyip de dibi görenlere söylüyorum. İşte bir beyaz sayfa. Bundan sonra takip etmeye devam edeceğiz. Şu an itibari ile en ciddi hassasiyetle takip etmek üzere 19 Mart sürecinde ilan ettiğimiz tüm boykot listesini boşaltıyorum. Yeni tur, yeni bilet. Önümüze bakıyoruz. Herkes işini ona göre yapsın. Kimseden iltimas istemiyoruz, kayırma istemiyoruz. Mesleğini onuruyla yapan, gazeteciliği gazeteci gibi yapan ve televizyonculuğu televizyoncu gibi yapan kim varsa bundan sonra beyaz sayfa önüne açıktır. 19 Mart‘taki yanlışı yapana yanlışı yapmaya, dibi yeniden yaşatmaya kararlıyız. Hodri meydan, açık çek veriyorum.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Sandık gelecek ve herkes gelip hesaplaşacak - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 13:19:21 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-sandik-gelecek-ve-herkes-gelip-hesaplasacak-162640-20260106.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-sandik-gelecek-ve-herkes-gelip-hesaplasacak-162640-20260106.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-sandik-gelecek-ve-herkes-gelip-hesaplasacak-162640-20260106.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Selahattin Demirtaş’a hapis cezası]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-selahattin-demirtasa-hapis-cezasi-2328.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-selahattin-demirtasa-hapis-cezasi-2328.html</link>
                    <description><![CDATA[Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu ile yargılandığı davada, 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası verildi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Edirne'de tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş, Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya katılmadı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Selahattin Demirtaş’a hapis cezası - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 12:26:18 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/selahattin-demirtasa-hapis-cezasi-153506-20260106.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/selahattin-demirtasa-hapis-cezasi-153506-20260106.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/selahattin-demirtasa-hapis-cezasi-153506-20260106.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Gerekirse baş vereceğiz ama Cumhuriyet düşmanlarına baş eğmeyeceğiz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-gerekirse-bas-verecegiz-ama-cumhuriyet-dusmanlarina-bas-egmeyecegiz-2308.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-gerekirse-bas-verecegiz-ama-cumhuriyet-dusmanlarina-bas-egmeyecegiz-2308.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “2025 yılının son grup toplantısını yapıyoruz. Yaklaşık bir ayı geçen bir süredir, 35 gündür grup toplantılarımızı hem bütçe maratonu nedeniyle, hem de birkaç haklı ve üzücü mazeretimizden ötürü yapamamıştık. Bugün yılın son grup toplantısında birlikteyiz” dedi.&nbsp;

Özgür Özel, şunları söyledi:

ZULMÜ GÖRDÜK, SIKINTILARI BİRLİKTE OMUZLADIK”

Geride bıraktığımız yılı maalesef ağır sorunlar altında geçirdik ve geçirmeye de devam ediyoruz. Zulmü de gördük, darbeyi de yaşadık. Sıkıntıları hep birlikte omuzladık. En yakınlarımızın, evlatlarımızın kayıplarıyla sınandık. Ancak bugün&nbsp;burada bir yılın muhasebesini yapmak ve yeni yıla girerken umutları tazelemek üzere buradayız. Konuşmama başlarken haziran ayında elim bir kazada kaybettiğimiz Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız, kardeşim Ferdi&nbsp;Zeyrek’i&nbsp;ve hepimize siyasette nezaketi gösteren, adeta Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Cumhuriyet’in yaşayan, ayaktaki kütüphanesi olan, ağaçlar gibi ayakta hayatını kaybeden Genel Başkanımız Altan Öymen’i kaybettik.&nbsp;Henüz daha dokuz gün önce de doğduğum, büyüdüğüm Şehzadeler ilçesinin genç kadın belediye başkanını, 21 yaşından itibaren partimizde koşan, o ilçe belediyesinde 21 yaşındayken partiyi yüzde 6’dan yüzde 13’e çıkarmayı başarı saydığımız günde emek veren ve sonra her adımında bizimle bir koşan, ilde yüzde 60 ve parti tarihinde alınmış en yüksek oyla da tek başına ittifaksız o ilçeyi kazanmayı başaran Gülşah&nbsp;Durbaykardeşimize, evladımızı kaybettik.&nbsp;Hepsinin ve Türkiye’nin dört bir yanında örgütümüze, partimize emek veren, bugün aramızda olmayan, 2025 yılında kaybettiğimiz bütün üyelerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. 2026’nın böyle büyük acılar getirmemesini temenni ederek sözlerime başlamak istiyorum.

MECLİS AÇIK OLMASAYDI YİNE MENEMEN’DE OLACAKTIM

Bugün eğer bu grup toplantımız olmasaydı, Meclis açık olmasaydı pek çoğumuz gibi ben de her yıl olduğum gibi Menemen’de olacaktım. Bugün Asteğmen Kubilay’ın, Bekçi Şevki ve Bekçi Hasan’ın katledilişlerinin 95’inci yılı. Kubilay Menemen’e asteğmen olarak gitti ve Cumhuriyet’in ay - yıldızlı bayrağına karşı manda ve himaye yanlılarının ellerinde şeriat bayrağı ile dolaştıklarını, Cumhuriyet’e ve kurucusuna meydan okuduklarını, gördükleri yerde Türk bayrağını indirip şeriat bayrağı çektiklerini görünce yanındaki iki bekçi arkadaşıyla birlikte bunların karşısına dikildi. Gözü dönmüş caniler Kubilay’ı önce yaraladılar. Sonra yaralı bedenine işkence ettiler. Canlı canlı başını gövdesinden ayırdılar ve Cumhuriyet’e karşı Kubilay’ın başını Menemen’de gezdirdiler. O gün ve o günden beri Cumhuriyetçiler, Atatürkçüler, Cumhuriyet devriminin bekçileri bunlara baş vereceklerini ama baş eğmeyeceklerini gösterdiler. Kubilay’ı ölümünün, şehadetinin 95’inci yılında Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki ile birlikte rahmet ve minnetle anıyoruz. Kubilay’dan bize emanettir. Cumhuriyet düşmanlarına baş eğmeyeceğiz. Gerekirse baş vereceğiz. Ama baş eğmeyeceğiz.

DEPREMDE YAKINLARINI KAYBEDENLER BİR BAŞKA YÜREK SIZISI İÇİNDELER

Yakında 6 Şubat geliyor ve biz üçüncü yıldönümünde o büyük acıyı, içimizde yanan o sönmeyen ateşle üçüncü yıldönümünde karşılamaya hazırlanıyoruz. Bugün aramızda depremde yakınlarını kaybedenler var.&nbsp;Onlar bu gruba yakınlarını kaybettikleri apartmanlarda, sitelerde o yıkıma sebebiyet veren ruhsatları verenleri, denetlemeyenleri, kolonları kesenleri, kötü inşaat yapanları yeterince yargılanmadıkları için, haklarında pahalıya geliyor diye kırmızı bülten çıkarılmadığı için yurtdışına kaçanlarla ilgili, kamu görevlisi olanlara yargılama&nbsp;izni verilmediği için, yürüyen yargılamalarda yüzlerce kişinin ölümünden sorumlu olanların tutuksuz yargılanmalarına itiraz etmek için bu salona geldiler.&nbsp;Ama bu sefer bu salonda bir başka endişeyle, yürek sızısıyla ve bir öfkeyle buradalar. Günlerdir de Meclis’in önündeler. Milletvekillerimiz, grup başkan vekillerimizle görüştüler. Konu şu; 11’inci Yargı Paketi geliyor. Burada&nbsp;Covid’le&nbsp;ilgili düzenleme var. Bu haklı ve önemli bir beklenti. Ama bir de ne görelim, ne görsünler? Bu düzenlemenin içine bu depremde hayatını kaybedenlerin acılarına sebebiyet veren, biraz önce söylediğim sorumluluklara sahip kişilerin bu&nbsp;Covidaffından yararlanması var. Duyuldu mu bilmiyorum, 6 Şubat gecesi ve devamında enkaz altından sesini duyuramayanların yakınları buradan ‘Sesimizi duyan var mı?’ diye bağırdılar. Bu yüce çatının altında grubumuz deprem suçlularının bu düzenlemeden yararlanmaması için elinden ne geliyorsa onu ve fazlasını yapacak. Size söz veriyoruz. Ben 52 bin deprem kaybımızın, şehidimizin, canımızın ailelerinin önünde saygı ile eğiliyorum. Onların sözünü kesmeye utanırım, ar ederim. Onların sesini biz duyduk, ümit ediyorum Meclis’teki bütün milletvekilleri, bütün gruplar bu sesi duyarlar. Bir takım kirli lobilere alet olmak, bir takım siyasi ilişkilere teslim olmak yerine bu sesi duyarlar ve bu aftan asla ve asla hayatını kaybedenlerin ölümlerinden sorumlu olanlar yararlanmaz. Grubumuza emanettir arkadaşlar.

HALKIN BÜTÇESİNİ YAPMAYA ASLANLAR GİBİ HAZIRIZ

2026 yılı bütçesi geçtiğimiz pazar gecesi Meclis’te kabul edildi.&nbsp;Öncelikle Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerimiz ve tüm milletvekillerimize, grubumuza, grup başkan vekillerimize hem komisyon süreci, hem de parlamentoda 14 gün boyunca verdikleri mücadele, halkın sorunlarına parmak basan, sorunu gören ama çözümü de söyleyen yaklaşımları için, Cumhuriyet Halk Partisi’nin oybirliği ile değiştirdiği programına uygun olarak verdikleri hiçbiri kabul edilmese de 49 önerge için ve ortaya koydukları iktidara hazır, Türkiye’yi yönetmeye hazır, Türkiye’nin bir sonraki bütçesini yapmaya, gelip Meclis Genel Kurulu’nda da halkın bütçesini aslanlar gibi savunmaya hazır Cumhuriyet Halk Partisi grubuna yürekten teşekkür ediyorum Neden bütçenin savunulması konusunu önemsiyorum?&nbsp;Çünkü rejime kasteden anayasa değişikliğini OHAL şartlarında yaptılar. ‘Bir aylığına, 1,5 aylığına, üç aylığına ilan ediyoruz.&nbsp;Bir aya kalmaz, 1,5 aya kalmaz&nbsp;OHAL’i&nbsp;kaldırırız’ diyenler, hatta iktidara geldiklerinde kendiliğinden sona eren, iktidarlarının ikinci gününde kendiliğinden süresi dolan&nbsp;OHAL’i&nbsp;uzatmamakla övünüp ‘OHAL’i&nbsp;kaldırıyoruz’ diyen parti, üç aylığına ilan ettiği&nbsp;OHAL’in&nbsp;içine üç yıl sığdırıp, içinde OHAL şartlarında anayasa değişikliğini Meclis’te görüştürüp ki dünyadaki pek çok anayasada yasaktır bu, OHAL Şartlarında kampanya yapıp, OHAL şartlarında seçim yapıp, OHAL şartlarında sandığı getirip referandum yapıp, son derece öncesi, sırası ve sonrası şüpheli bir referandumla rejime kastedip,&nbsp;OHAL’den&nbsp;vazgeçmeyip OHAL şartlarında baskın seçim yapıp rejimi değiştirenler ‘Verin yetkiyi, görün etkiyi.&nbsp;Biz geldiğimizde ülkeyi şirket yönetir gibi yöneteceğiz bu yeni sistemle.’ ‘Ya bu&nbsp;sistemde bakanlar kurulu yok.’ ‘Sistem hükümet sistemi. Tek kişilik hükümet sistemi. Bir kişiyi seçecek millet, her şeyden o sorumlu olacak. Millet bir tek ona hesap soracak.&nbsp;Beş yıllığına seçeceksin, gerisine karışmayacaksın’ diye demokrasi ile bağdaşmayan, demokrasi fikriyle taban tabana zıt, sandığı öncesini ibra edip, sonrasına meşruiyet veren, geçmişte yolsuzluğa bulaşan, devamında demokrasiden uzaklaşanlara hiçbir söz bırakmayan, milletvekilinin yüz yüze sözlü soru hakkını elinden alan, gensoru hakkını elinden alan, Meclis’in hükümeti düşürme hakkını elinden alan bir anayasa değişikliği gelirken, ‘Her şeyin sorumlusu benim, ben’ diyen ve bu bütçeden; bu fukaralık bütçesinden, bu sömürü bütçesinden, bu faiz bütçesinden sorumlu tek kişi gelip de burada bütçesini savunmadı, savunamadı.&nbsp;Allah kimseyi ‘Verin yetkiyi’ deyip yetkiyi alıp da sonra yaptığı bütçeyi Meclis’te savunamayacak bir hale getirmesin.

ARTIK KARŞIMIZDA MÜSTAKBEL MUHALEFET PARTİSİ VAR

Ben Meclis grubumuzun komisyon ve Genel Kurul performansından memnunum. O yüzden teşekkür ettim. Neden memnunum? İktidara hazırlar. Tahmin ediyorum Erdoğan da görüyordur. Ben AK Parti’nin performansından da çok memnunum. Doğruya doğru, muhalefete hazırlar. İktidar perspektiflerini kaybetmişler. Yönetme kabiliyetlerini kaybetmişler. Artık karşımızda bir iktidar partisi yok. Müstakbel bir muhalefet partisi var. Ana muhalefet olabilirler mi bilmem ama muhalefete hazırlar. Meclis Genel Kurulu’na baktığımızda ya da Plan ve Bütçe Komisyonu’na baktığımızda bir tarafta sorunu gören, isyan eden, edilen isyanı duyan ve çözüm öneren bir parti var; Cumhuriyet Halk Partisi. Öbür tarafta eleştiriyi ya duymayan komisyon evresinde ya da duyduğu eleştiriye hakaretle cevap veren, kendilerine verilen 70-80 dakikalık kürsüleri... Ben 80 dakika ilk gün sorun - çözüm, sorun - çözüm anlatırken, 80 dakika o kürsüye çıkıp son gün hakaret eden, muhalefete muhalefet eden, ülkenin ana muhalefet partisine muhalefet eden bir partiyle karşı karşıyayız; Adalet ve Kalkınma Partisi. Görünen o ki sokakta, meydanda, eylemlerde, mitinglerde hep görüyorduk: ‘Ahlaki üstünlük bizde. Psikolojik üstünlük bizde’ diye. Ve şimdi görüyoruz Meclis Genel Kurulu’nda da komisyonda da bu yüce çatı altında. Artık psikolojik üstünlük el değiştirmiştir. İktidar el değiştirmiştir. Mevcut iktidar fikren ve&nbsp;zikreniktidardan düşmüş, ana muhalefet fikren ve&nbsp;zikren&nbsp;iktidara oturmuş, iktidarın değişimi fikren ve&nbsp;zikren&nbsp;gerçekleşmişken fiilen değişim için de millet sandığa gün saymaktadır. O yüzden bundan sonraki süreçte de artık kimsenin sesini duymayan; depremzedenin de sesini duymayan, açlığa&nbsp;mahkum&nbsp;ettiği emeklinin de sesini duymayan, barınma sorunu olan hiç kimsenin sesini duymayan, 3 bin lira öğrenci kredisiyle günde bir çorba bile içemeyen öğrencinin sesini duymayan, açlık sınırının üçte ikisi asgari ücrete reva gördüklerinin sesini duymayan AK Parti sıcak salonlara hapsolan, politikasız ve çaresiz bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisi ise sorunlara ve çözümlere&nbsp;hakim&nbsp;olan, meydan&nbsp;meydan&nbsp;büyüyen, milli iradeye güvenen, gücünü ve yetkisini devletten, koltuktan değil milletten alan iktidar partisidir.

‘BİRAZ SAPTI’ DEDİKLERİ ENFLASYONDA HEDEF YARISIYDI

Değerli arkadaşlar, değerli vatandaşlarımız AK Parti 2025’te işçiyi, emekliyi yüksek enflasyon ve faize ezdirdi. 2025 enflasyon hedefi yüzde 17,5 idi. Yüzde 17,5 enflasyon hedefi açıkladılar ve yılı yüzde 30’la bitirdiler. Bunu sorduğunuzda da utanmadan, çekinmeden sanki iki - üç puanmış gibi ‘Enflasyon hedefimizden biraz saptık’ diyorlar. ‘Biraz’ dedikleri sapma, yüzde 77. Hedef yüzde 17,5 ama gerçekleşen yüzde 30. O ‘birazcık’ dediğinde fark şu: Bir mal veya hizmet geçen seneden bugüne ne kadar zamlandıysa, yarısını hedeflediler ve öbür yarısını beceriksizliklerinden, hatta beceriksizlik de değil kötü niyetlerinden dolayı sizin sırtınıza yüklediler. Gerçekleşen enflasyonun yarısı hedefti. Peki, ne oldu? Demokrasilerde olur, bir hedef koyarsın tutmaz. Sebebini irdelersin. Deprem olur, hedef tutmaz. Afet olur, hedef tutmaz. Küresel bir kriz olur, etkilerinden etkilenmemen mümkün değildir ve hedef tutmaz, sapar. Allah göstermesin darbe olur, savaş olur hiçbir hedef tutmaz. Ne oldu geçen sene, geçen sene ne oldu da bu hedef tutmadı? Ne olduğunu söyleyeyim: 19 Mart sivil darbesi oldu. Buradan bütün vatandaşlarımıza hatırlatırım: Bu darbenin maliyeti, 160 milyar dolar. Devasa bir para. Emekliye lazım paranın 70 - 80 katı, asgari ücretliye lazım paranın 90 katı gibi bir para. İş çevrelerinin, ekonomi yazar - çizerlerinin hiçbirisinin itiraz edemediği en görünür şekli; Türkiye’de İstanbul Borsası’nda işlem gören en büyük 100 şirket yüzde 9 bir günde düşer mi? Yüzde 9. Yüzde 0,1’lik kar artışı için didiniyor insanlar. 100 şirketimizin ortalaması bir günde yüzde 9 düşmüş. Bir başka gün yüzde 6. Bu yüzde 9, darbenin günü. Bu yüzde 6, 2 Eylül’de İstanbul İl Başkanlığı’na mahkeme eliyle kayyım atandığının… Yani bir partinin siyasi işlerine bir başka partinin atadığı&nbsp;hakimin, bir başka partinin genel başkanının atadığı başsavcının kontrolündeki eski partili bir hakimin müdahalesine yüzde 6… Yüzde 4, ‘Cumhuriyet Halk Partisi’ni kapatma talebi’ yazısının iddianame ile birlikte Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Yargıtay’a yollandığı gün. Böyle düşüşler dünyada büyük depremler, büyük afetler olduğunda yaşanır. Ya da yaşanmaması için dünya kadar tedbir alınır. Ama Türkiye ekonomisine yapılanlar burada. Tersine; kurultay davası ertelenince ancak kaybın yüzde 5,5’i geri geliyor. Ya da kurultay davası eylül ayında ertelediğinde yüzde 6, düştüğü gün yüzde 5, toplam yüzde 11. Ekonomide şirket değerleri üzerinden görülen bu.

DARBE OLMASAYDI ZAMLARIN YARISI DA OLMAYACAKTI

Peki, vatandaşın gördüğü ne? İşte vatandaşın gördüğü yüzde 30 olan enflasyonun aslında yüzde 17,5 olacak olması. Örneğin asgari ücretlinin enflasyonu Türkiye’de yüzde 63. O parayı temel gıdaya veriyor. O parayı kiraya veriyor. O parayı çocuğunun okul masrafına veriyor. Bunlar da yüzde 63 enflasyon. Ortalamada yüzde 17,5 olacakken yüzde 30 olmuş. O da&nbsp;TÜİK’e&nbsp;göre. Tayyip Bey’i Üzmeyen İstatistik Kurumu’nun verilerine göre yüzde 30 olmuş. Herkes şunu bilsin: Geçen sene aralık ayında kıymayı 700 liraya, 600 liraya&nbsp;alıyorsan, şimdi 800 liraya alıyorsan, bu darbe olmasaydı zammın yarısı olmayacaktı. Rakamlar bunu söylüyor. 19 Mart’ta Atatürk’ten emanet Cumhuriyetin kazanımı sandığa el uzatılmasaydı, dünyanın en bilindik&nbsp;metropollerinden&nbsp;birinde 16 milyonu yönetsin diye seçilmiş, yüzde 50’nin üzerinde oyla, 1 milyon 100 bin kişi farkla seçilmiş Ekrem İmamoğlu’na darbe yapılıp da bütün dünya ‘Ya İstanbul gibi metropolde bir seçim önce mazbataya çöküyorlar. Bir seçim sonra Cumhurbaşkanı adayı olacak diye 30 yıl önce verdikleri diplomaya çöküyorlar. Yetmiyor ertesi sabah adamın evine, gırtlağına çöküyorlar. İçeri koyuyorlar, tutukluyorlar, aylarca içeride tutuyorlar. Bu Türkiye’de yatırım yapılır mı kardeşim? Ya Türkiye’nin kurucu Partisi’nin seçimlerde Cumhurbaşkanı seçtireceği adayının can ve mal güvenliği yok. Ülkenin kurucu partisinin İstanbul gibi&nbsp;metropolünde&nbsp;İl Başkanlığı’nın güvencesi yok. 6 bin polisle atanmış getiriyorlar seçilmişin yerine. Bu memlekete gidilir mi? Yatırım yapılır mı? Tatil yapmaya korkar adam böyle memlekette.’ Böyle düşündürtüyor. Bu güzel ülkeye bundan büyük kötülük olmaz. Şu Muğla’nın, şu Antalya’nın bir ilçesini verseniz Avrupa’daki ülkenin tapusunu üstüne yaparlar. Böyle bir memleketin turizmine de ticaretine de ihracatına da böyle kötülük yapılmaz. Bir memleketin haysiyetine bu kötülük yapılmaz. Bugün günlüğü 200 - 300 liraya aldığı maaşın yarısını köhne, perişan otellere veren emekli, o soğuk odada yatarken şunu düşünüyor: ‘ Ben bunu mu hak ettim bu kadar emeğin sonunda? Emekliyim ya, emek vermişim. Devlet takdir etmiş, ‘Çalışma artık ben bakacağım sana’ demiş. ‘Takatin yok ben bakacağım. Gençler çalışacak biz bakacağız’ demiş. Bu emekliye bu maaş verilir mi? Neden fazlası verilemiyor?’ İşte bu darbe yüzünden verilemiyor. 2026 yılında hiçbir başka mazeret yokken bu hükümet kendi enflasyon hedefini yarı yarıya tutturamıyorsa, yüzde 77 sapıyorsa artık bunun bir başka izahı yoktur.

BU TARAFA DEMOKRASİ, BU TARAFA OTOKRASİ OLABİLİR Mİ?

AK Partili olabilirsin, başım gözüm üstünesin. MHP’li olabilirsin, başım gözüm üstünesin.&nbsp;Ama bil ki; bunlar sandığa sırtlarını dönmeselerdi, kendileri kazandıklarında baş tacı yaptıkları milli iradeye Ekrem İmamoğlu’nun ilk kazandığı İstanbul seçiminde ‘Mundar oldu’ deyip seçimi yenilemeselerdi, beş yıl bütün kötülüklerine rağmen karşısına çıkardıkları Başbakanı, Meclis Başkanını, en güvendikleri bakanı her seferinde artan farklarla yenmeseydi ve yendiği için bu sandığa el uzatıp bu darbe olmasaydı, bugün senin maaşın daha çok, karnın daha tok olacaktı.&nbsp;Ben Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy veren seçmene hiçbir şey demiyorum. Ama şunu bilsin artık. Senin için oy vermekse, oyu alanın işi de o oyu verene hürmet etmektir. Kim diyorsan, o yönetecek. Siz Tayyip Bey’e yönetsin diye oy vermediniz mi? Yönetiyor. Siz İstanbul’da bir başkasına, Ekrem İmamoğlu’na oy verdiniz, yönettirmiyor. Bu oyunun kuralı, bu tarafa demokrasi bu tarafa otokrasi olabilir mi? Bir maç sadece bir takım kazanırsa oynanabilir mi? Hakem senin takımının formasıyla sahneye çıksa, kazandığın maça sevinebilir misin? Onun için geçmişte demokratik hakkını kullanarak hangi siyasi&nbsp;partiye oy vermiş olursa olsun, bütün seçmenleri bundan sonraki süreçte demokrasi içinde kalacak, demokrasiye saldırmayan, saldırmayacak, ‘gel’ deyince gelecek, ‘git’ deyince gidecek bir siyasete oy vermeye, demokrasiye sahip çıkmaya, bu tek adam rejiminin hepimize yaptığını görmeye, hepimizi bundan kurtarmaya davet ediyorum.

ÜLKEYİ KURTARACAK FİKİR, GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’TEDİR

Benim umudum ne Murat Emir’dedir, ne Gökhan Günaydın’dadır, ne Ali Mahir’dedir. Benim umudum Anadolu’nun irfan sahibi, Trakya’nın irfan sahibi insanındadır. Bizim umudumuz şu hafızadadır: Tek adam, geçilmeyen Çanakkale’yi bir imzayla geçirmiştir. O kadar şehit verdiğimiz Çanakkale’den güle oynaya geçip, İstanbul’a donanma demir atmıştır. Türkiye yedi parça işgal olmuştur. Tek adam olduğu için. Ve bir fikir, bir fikrin sahibi, Cumhuriyet fikrinin sahibi, hakkındaki ölüm fermanına, idam fermanına rağmen; Samsun’a çıkmış, önce kurtuluşu sonra kuruluşu örgütlemiş. Milli kahramanken, milli kahraman lafı yetmez. Halen daha vatandaşın yüzde 99’u gönlünde Atatürk sevgisi yaşıyor. Milli kahramanken, ‘Nasıl yöneteceksin?’ diyenlere, ‘Padişahlığa devam mı? İngiliz tipi krallık mı? Amerikan tipi başkanlık mı?’ Var o zaman Amerikan tipi başkanlık, 200 yıllık mevzu. Cumhuriyet fikrinin sahibi, o genç subaylığında Avrupa nasıl kalkınıyor, nasıl güçleniyor, dünyada kimler ileri gidiyor, kimler yerinde sayıyor, kimler aşağı gidiyor gören. Demokrasinin zenginleştirdiğini, güçlendirdiğini gören, kendisine krallığı - padişahlığı değil, ‘Bir Meclis kurduk, ne görev verirse onu yaparız’ demiş, onun partisi çok partili rekabetli sandığı getirmiş, o gün işgalden sonra tremordan, ‘körler ülkesi’ deniyordu Adıyaman’a Elazığ’a. İnsanlar ölürken, hayatlarını kaybederken, bütün salgın hastalıkları yenen, ‘Bizden önce yoktu’ diyor&nbsp;ama,&nbsp;toplu iğnenin fabrikasının da temelini atan, uçak fabrikasını da Kayseri’de yapan, vagon fabrikasını da yapan, ülkeyi demir ağlarla sardırıp, bir anda kalkındıran o fikrin sahibi eğer kendine yetki isteseydi yine işgaldeydik, yine perişandık, belki de sömürüydük. Yetkiyi millete verdiği için, size emanet ettiği için bu haldeyiz. Bunun için bu ülkeyi yoksulluktan, sefaletten, işsizlikten kurtaracak, zenginleştirecek fikir de Tayyip Bey’in değil, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fikridir.

İMAMOĞLU, İKİ KAT İŞİ YARI MALİYETİNE YAPTI

Bakın aykırı fikir ne yaptı Türkiye’ye. Geldiklerinde Avrupa’daki 12 ülkeden yüksekti bizdeki asgari ücret. Şimdi Avrupa&nbsp;Birliğinde’ki&nbsp;hiçbir ülkeden yüksek değiliz. Biz de 446 Euro, Almanya’da 2 bin 100 Euro, Fransa’da bin 800 Euro, Yunanistan’da bin 27 Euro. Geldiğinde depremden dolayı ÖTV konmuştu. Biliyorsunuz. Özel Tüketim Vergisi. Arabadan da alınıyordu. Yüzde 27 ile en düşüğü, en yükseği yüzde 50. Bugün geldiler, en düşük ÖTV yüzde 60, en yüksek ÖTV yüzde 220. Depremde geçici konan vergiyi yüzde 220 ile uygulamaya devam edip, geldikleri gün 8 çeyrek altın alan asgari ücreti 2 çeyrek altına indirmiş bir iktidardan bahsediyoruz arkadaşlar. Dönüyor dolaşıyor Ekrem&nbsp;Başkan’a bomboş, ispatlayamadılar dokuz ay sonunda, yolsuzluk iftirası atıyor. Ekrem İmamoğlu’nun önceki beş yıllıkları karşılaştırdığında, AK Parti’nin beş yılına göre yarısı kadar dolar bazında kaynak kullanıp, iki katı iş yaptığını görüyoruz. Dört kat bir beceriklilik var. Böyle beceriklilik olur mu? Ne olması lazım dört kat fark için? Dünyanın kimsenin yapamadığını bir kişi dört katını yapamaz. Sihirbaz olsa yapamaz. Demek ki önceden üç katını çalan varmış. Dörtte üçünü çalan varmış, çalmayınca olmuş bu. Yalansa, inanmayan çıksın araştırsın. İmamoğlu öncesi beş yıl, İmamoğlu’nun beş yılı. İki kat iş, yarı fiyatına yapılıyor, yarısı maliyetine yapılıyor. Bir de ondan sonra dönüyorlar bize iftira atıyorlar. İşte yönettiğiniz ülkede gelen durum.

HANS 15 AY, HASAN 99 AY ÇALIŞMAK ZORUNDA

Deprem sonrası yüzde 50 alınan ÖTV’yi yüzde 220’ye çıkar, 23 yıl boyunca her şeyden bu farkı al, bu fazla vergiyi al. Ondan sonra da 8 çeyrek altını emeklide 1,5 çeyreğe düşür. 7 çeyrek altın alan asgari ücretliyi ikiye düşür. Olacak iş mi bunlar? Çok basit bir hesap, çok basit. Aynı araba Almanya’da da satılıyor, Türkiye’de de satılıyor. Almanya’daki fiyatı 31 bin Euro Türkiye’deki fiyatı 2,5 milyon lira. 31 bin Euro Türkiye’de 1,5 milyon, ama bizim vergiler yüzünden 2,5 milyon liraya satılıyor. Bir Alman asgari ücretli var&nbsp;Hans. Bir de bizim asgari ücretli var, Hasan. Aynı arabayı almak için Alman asgari ücretli&nbsp;Hans, 15 ay çalışıyor. Aldığı asgari ücreti hiç harcamayacak, biriktirecek. 15 ayda, bir yıl üç ayda 3 bin 100 Euro’yu topluyor. Hesap ortada. Aynı araba Türkiye’deki 2,5 milyon lira. Bizim Hasan’ın bu parayı toplamak için yemeden içmeden 99 ay çalışması lazım. Bir tarafta 15 ay, bir tarafta 99 ay. Ne fark var arada? Almanya’da demokrasi var, Türkiye’de AK Parti’nin kara düzeni var. Başka hiçbir fark yok arada.

İŞVERENE NASİHATTA TASAVVUF ERBABINA DÖNÜŞÜYOR

Asgari ücrette bir tartışma sürüyor. Tartışma falan yok. Tam olarak Erdoğan’ın kontrolünde bir sistem var. Sendikalar da isyan edip kalktılar masadan. Erdoğan ne isterse, asgari ücret o. Eskiden biraz şovunu da yapıyordu, biraz da o ekliyordu falan. Şimdi 22 bin liralık asgari ücrete, açlık sınırı 30 bin lira memlekette. Bu asgari ücrete gerçekleşen enflasyonu değil, geçen seneki gibi beklenti enflasyonu vermeye hazırlanıyorlar. Asgari ücreti 27 - 28 bin lira gibi bir şey bile yapmayıp, daha da altında tutup, sonra da dönüp işverene Erdoğan diyor ki; ‘Kefenin cebi yok.’ Yani diyor ki, ‘O kadar parayı nereye götüreceksin? İşçiye ver.’ Verecek parası varsa, asgari ücreti belirle, insafına kalmadan versin. Ama o da biliyor ki yanında iki kişi çalıştıran lokantacı esnafının, yanında bir kalfa çalıştıran eczacının, yanında bir kalfa çalıştıran berberin, bu asgari ücreti, 39 bin lira hak edilen asgari ücreti vermesi mümkün değil. ‘Haktır, ama yoktur’ diyor. Onda da yok. Ne yapacak burada? Devlet girecek araya. Ne yapacak? Sosyal güvenlik primini destekleme olarak verecek. Biz kaç önermişiz? Örneğin destekleme primi 10 bin 400 lira. Düşünürsen, verirsen; asgari ücret alan için 39&nbsp;bin lira olur, veren için 29 bin lira hissedilir. Burada devlet olarak devletliğini yapmayacaksın. Ondan sonra küçük esnafın karşısına geçmiş ya da tekstil ihracatı yapmaya çalışıp perişan olanın. Memleketi bu hale o mu getirdi? Asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Nasıl memleket? ‘Kefenin cebi yok’ diyor. Yani kendisi emeklinin kul hakkını yerken 16 bin 800 lira verirken hiç aklına kul hakkı yemek gelmiyor. Sonra işverenin karşısına geçmiş, nasihat verirken tasavvuf erbabına dönüşüyor. Bir anda ‘Aman efendim kefenin cebi yok. Siz bunu yapın.’

AĞZINIZDAN ÇIKANI KULAĞINIZ DUYSUN

Peki, o zaman sormazlar mı büyük kentlerde kira 30 bin lira. Yapmayı düşündüğün asgari ücret, kirayı bile karşılamıyor. Ya da açlık sınırı 30 bin lira, vermeyi düşündüğü emekli maaşı 20 bin lira. 19 bin 800 lira yapacaklar en düşük maaşı. 20 bin lira açlık sınırının üçte ikisi noktasında. Bir de sonra Ulus’taki oteller haber olunca, Aile Bakanı çıkmış diyor ki; ‘Emekliler orada kalmayı tercih ediyormuş.’ İnsan gerçekten bunları duyunca söyleyecek… Yani kabinede bir kadın bakan var, ona da tutup kötü bir şey söylemeyeyim diyorum. Türkiye’nin yarısı kadın, yarısı erkek. Diyor ki ‘Sen ancak kadınlardan sorumlu olabilirsin, aileden sorumlu olabilirsin.’ O yüzden hep sakınırız, bir şey söyleyeyim. Ama ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun kardeşim ya.

DÜNYA TÜRKİYE’YE BAKTIĞINDA O RİSKİ GÖRÜYOR

Türkiye’nin kredi risk primi emsal ülkelere göre 50 ile 100 arasında olması lazım. Murat Başkan anlattı CDS primlerini. Türkiye’nin kaç? 208. Darbe sırasında 300-350’nin üzerine çıktı. Yavaş yavaş yavaş yavaş düşüyor. Ne demek bu? Şu demek. Yanlış duymayacaksınız. Türkiye Kenya’dan 2,5 kat daha pahalıya borçlanabiliyor. Kenya, dünya piyasalarına gidiyor, bakıyorlar Kenya’ya. ‘Sana bu kadar faize bu parayı veririm, ödersin’ diyor. ‘Riskin Türkiye’ye göre 2,5 kat düşük’ diyor. Bizim Mehmet Şimşek giriyor sıraya. Diyor ki, ‘Sen bir Kenya değilsin.’ Yanlış duymadınız. Ona ‘Sen bir Almanya değilsin’ demiyor, ‘Sen bir Kenya değilsin’ diyor. ‘Kenya’ya bir faizle veriyorsam, sana 2,5 faizle veriyorum. Riskin yüksek’ diyor. Doğru. Doğru. Çünkü Türkiye’de yaşananlara biz içerideyken ne kadar vatandaşlarımız vakıf ya da TRT işte, o dünyanın yalanlarını ekranlarına taşırken, Anadolu Ajansı’ndan o sahte görüntüler servis edilirken ne kadar vakıfız bilmiyoruz ama dünya Türkiye’ye baktığında o riski görüyor. Burayı yatırım yapılması riskli, mal alınması riskli, yaşanması tehlikeli yer görüyor.

MEMLEKET DÜŞÜNÜN, YANINDA ÇALIŞANIN VERGİSİ İKİ KAT

Burada bir belediye başkanının babasının emekli maaşına el koydular. Kanunda kapı gibi yazıyor. ‘Yargılamayı yaparsın, bir suç bulursan suçluyu içeri atarsın. O suçlunun malının hepsine değil, o suçtan elde ettiği gelire el koyabilirsin.’ Suçun şahsiliği var. Nerede? Suçlu diyeceksin, suçlu yok. İftiraya&nbsp;uğrayan bir evlat var ortada. Babayla evladın bağlantısı ne alaka? Her evladın suçundan babaya bir şey mi yapıyorsun? Ama dönüyor burada diyor ki ‘Senin oğluna benim yargı kolları başkanı, Cumhurbaşkanı olmasın diye bir kara sürmeye çalışıyor. İnandırıcı olsun diye senin de emekli maaşına kadar el koyuyorum.’ 80 yıllık şirketlerine el koydular. Mallarına ve mülklerine el koydular. Emekli maaşını çektiği kartı sokunca banka şubesi yutuyor kartı. El konmuş. Böyle bir insafsızlık. Şimdi buraya dünyanın öbür ucundan bakacaklar, yatırım yapmaya gelecekler. Memleketim Manisa’ya Alman otomobil devi geliyordu. Olmadık laflar yüzünden yollattılar. ‘Yerine Çin otomotiv devini bulduk’ dediler. Onu da Macaristan’a kaçırdılar. 10 bin işçi gelip çalışıp beş yıl sonra 10 bin Manisalı işçiye kalacaktı oradaki istihdam. Ondan sonra ‘Neden bu hale geldik, nasıl bu hale geldik?’ 2025 yılının 11 ayında, aralık hariç 11 ayında hepiniz, bütün maaşlılar, maaş alan herkes 2,3 trilyon lira gelir vergisi ödedi. Hepimizin maaşlarından kesilen gelir vergisi, 2,3 trilyon lira. Hedeflenen 1,9 trilyon liraydı. Fazlası kesildi; 2,3 trilyon lira. Peki şirketlerden? Hedeflenen 1,6 trilyondu, bütçeye koydukları. 1,2 trilyon lira vergi alabildiler. 701 milyar lira da vazgeçilen vergiler hariç. Bir memleket düşünün: 86 milyonluk memleket. Dünya kadar şirket. İlk 100’ünü hepiniz biliyorsunuz. Dünya kadar şirket; dünya kadar işletme, dünya kadar hizmet sektörü, oteller, fabrikalar, her şey. Hepsi ettiği kardan 1,2 trilyon lira veriyor. Memleket düşünün ki bunların yanında çalışanlar onların iki katı, 2,3 trilyon lira vergi veriyor. Bu AK Parti’nin kara düzenidir arkadaşlar. Bu düzen yıkılmadan emekli de doymaz, asgari ücretlinin evladının da yüzü gülmez.

BAHİS VE UYUŞTURUCU ÜLKENİN ANA GÜNDEMİ OLDU

Grup toplantısı yapmadığımız 35 günde ‘ilginç’ demeye dilim varmıyor, korkunç gelişmeler yaşandı. Hem bahis, hem uyuşturucu ülkenin ana gündemi haline geldi. Aslında memleketin gündemi çoktan bu; yıkılan aileler, evlatlarını okula yollarken korkan aileler. Bütün milletvekillerimize, Gaziantep’inde de Manisa’sında da Niğde’sinde de Ankara’da da milletvekilinin kolundan tutan; ‘Okulların önü çete dolu, torbacılar dolu, evlatlarımızı uyuşturucudan koru…’ Sürekli milletvekillerinin duyduğu yakınma. Ya da olmadık bahislerde para kaybetmeler, çalıştığı işyerinin kasasından parayı alıp bahis oynayıp batanlar, intihar edenler, evliliği bozulanlar, kaçanlar… Korkunç bir ülke haline geldik. Sokağın gündemi &nbsp; nihayet başka vesilelerle ülkenin gündemi haline geldi. Hakemler, futbolcular yasağa rağmen bahis oynuyor. Bir hakem düşünün 18 bin kez yasadışı bahis oynamış. Hafta sonu maç oynatmış, hafta içi 18 bin kez yasadışı bahis oynamış. Bunu yakalayamamışlar, bunu kaydedememişler. 17 bin 999 kez&nbsp;ıskalamışlar. En sonunda 18 binincide ortaya çıkmış. Tam anlamıyla bir çürümüşlük var. Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Bu kumar, sanal bahis… Bu işlere nereden geldik? Bir kere şuradan geldik: Milli Piyango devletin bir kurumuydu. Sen milli piyango aldığında kârının nerelere gittiği de belliydi. En önemli; Kızılay’ı, Yeşilay‘ı, şehit aileleri. Dediler ki ‘Devlet eliyle kumar olmaz. Biz bunu satacağız.’ Dedik ki ‘Yapmayın. Altın yumurtlayan tavuğu kesmeyin. Bu&nbsp;devlet tekelinde olacak bir iş. Hem güveni sarsmayın, hem devletin elindeki altın yumurtlayan tavuğu kesmeyin.’ ‘Hayır, keseceğiz.’ Kestiler. Gittiler, Demirören’e verdiler. Şimdi girin bakalım sitesine. Geçmişte ‘Devlete kumar oynatıyor’ diyordu. Milli piyango bileti. 13 artı bir. 13 para tutturacaksın, üçünden birini tutturacaksın. Spor Toto. Bilemedin 6,49. ‘Anneanne söyle bir rakam’ deyip. Bunu kumardan saydılar. Anadolu irfanında yılbaşında alınan biletin kumardan sayılması yoktur. Kimse kimseyi kandırmasın. Ama bunu ‘Babaanne söyle bir rakam’ deyip işaretlenen şeyi kumardan saydılar.

ÖZELLEŞTİRİP VERDİKLERİ ŞİRKET KARI 15 KAT ARTIRMIŞ

Şimdi verdikleri şirket… 50 milyar lira vergi almışlar, 15 kat karını arttırmış. Girin bir bakın, 150 çeşit oyun. Devlet eliyle yapılmayanı özelleştirerek verdikleri grup, kol çektiriyor. Milli Piyango’nun sitesinde 150 oyun var. Kol çekme var. Her birinin başka&nbsp;başka&nbsp;adı var. Çocuğun cam&nbsp;balik&nbsp;bilye oyununa bahis oynatıyor adam. Beş dakikada bir cam&nbsp;balik&nbsp;yarışı var Milli Piyango’nun sitesinde. Giriyorsun, bilyelerden birini seçiyorsun, parayı basıyorsun, bilye birinci gelirse parayı alıyorsun. Dokuz gariban da para kaybediyor orada. Bunlar olunca, kol çekmeler, onlar - bunlar, yalancı at yarışları başlayınca oraya giren buraya da girer. Eskiden milli piyangoyu alıyordun. Bakıyordun, internetten bakan internetten bakıyordu. Gazete veriyordu, o gazeteye bakıyordu. Şimdi buraya girince, bilgisayardan Milli Piyango‘ya girince çerezler yakalıyor. Önüne dünyanın bütün yasadışı bahis sitelerini yığıyor çat çat çat.&nbsp; Oradan numaranın önüne SMS bile atıyor namussuz. Diyor ki ‘Bu bire bilmem kaç veriyor, ben önce&nbsp;bonus&nbsp;2 bin lira&nbsp;beleş&nbsp;veriyorum. Üstüne de daha fazla kar veriyorum.’ Bir giriyor bizimki oraya. İş işten geçti.

MEMLEKETİN YARISINI KUMAR BELASINA BULAŞTIRIP VERGİ ALIYORSUN

Peki, ne işi var burada? Ne işi var biliyor musun?&nbsp;Hans&nbsp;gibi 15 ay çalışarak araba alamıyor adam. 99 ay yemeden, içmeden, bir kuruş harcamadan biriktirse bir araba alacak. Mümkün mü? Bugün bir asgari ücretli, geçtim; bir devlet memurunun, bir beyaz yakalının babadan miras kalmadıysa, milli piyangodan çıkmayacaksa… Çıkmadığına inanıyorlar. Gidip bu tarafta oynuyorlar. Ev sahibi olması, araba sahibi olması mümkün mü? ‘Benim de çocuğumun bir arabası neden olmasın? Ben de eşimi hafta sonu arabaya bindirip neden gezdirmeyeyim?’ diyenin önüne tak diye bunu düşürüyorlar. Bu yoksulluk, bu çaresizlik, hatta bu anlattığım en masumu. Bir de şöyle bir tarafı var. Bu anlattığım en kabul edilmezi. Bir de şöyle çok daha&nbsp;masumanesi&nbsp;var. Geçinemiyor, kredi kartından çekiyor. Geçen haftalarda gösterdim, yüzde 96 faiz yiyor. Çalışarak kapatılmayacak bir borç oluyor. ‘Haydibakalım şu son bilezikle sanal bahse girelim.’ Boşuna olmuyor bunlar. Dünyanın hiçbir yerinde bu oranda ve sanal bahisle böylesine dolandırılan bir ülke yok. 40 milyon kişinin bu işin bir şekilde bir tarafı olduğu, bir kez olsun bir tarafına bulaştığı söyleniyor. Ben mi söylüyorum? Cumhuriyet Halk Partisi'nin Araştırma - Geliştirme Birimi mi&nbsp;söylüyoruz? Yeşilay söylüyor, Yeşilay. Kapı gibi raporu var. ‘40 milyon kişi sanal bahis tuzağında’ diyor. Ne yapıyorsun? ‘Özelleştirdim, devlete kumar oynatmadığım yerden…’ Memleketin yarısını kumar belasına bulaştırıyorsun. Bir de oradan vergi alıyorsun, genel bütçede değerlendiriyorsun. Bir samimiyet varsa Demirören’in grubundan, Milli Piyango’dan, şans oyunlarından, at yarışlarından alınan vergileri Yeşilay’ın bütçesine koyun. Yeşilay’ı&nbsp;da doğru düzgün, arkasında durulacak, tüm kötü alışkanlıklarla mücadele edilecek bir noktaya getirin.

TORBACISI, KULLANICISI İÇERİDE; BARONU YOK MU?

Diğer tarafta uyuşturucu operasyonu. İlkokul önlerine kadar indiğini annelerden, babalardan hepimiz duyduk. Ama şimdi ülkenin duyması için meşhur isimlere operasyon yapılması lazımmış. Bir yandan da öyle bir görüntü, öyle bir şey yaymaya çalışıyorlar ki. ‘Bakın bu iş sadece CHP’ye yönelik değil, CHP’ye yolsuzluk operasyonu yaptığımız gibi iktidara yakın bazı isimlere de uyuşturucu operasyonu yapıyoruz.’ Birincisi, geçtiğimiz günlerde başlayıp tepki gösterdiğimiz sürecin şu kısmına dikkat çekerim: CHP’li olsun, AK Partili olsun, MHP’li olsun, bu ülkede bilinen kişilerin… Bilinmeyene de aynısı ama bilinenlere yapıldığı için. 20 kişi alacaksın, iki polisle götüreceksin, üç gün bütün televizyonlarda görüntüsünü döndüreceksin. Saçından tel alıp tahlile yollayacaksın. Üçünde çıkacak 15 gün sonra, 17’si temiz çıkacak. O 17 temiz çıkanın; CHP’li olsun, AK Partili olsun fark etmez. Evladının, annesinin, babasının, kardeşinin, eşinin o mahallede, o okulda, o işyerinde hali nedir arkadaşlar? Bir iş yapıyorsanız, şüpheleniyorsan çağırırsın. Kaçmayan gelir, kaçanı yakalarsın. Yakalasan bile teşhir etmezsin. Alırsın örneğini, çok lazımsa pozitif çıkan konusunda bir bilgilendirme yaparsın. Ama memlekette 15 gün boyunca hem de tesadüf o ilk dönemlerde AK Parti’ye rahatsızlık verecek&nbsp;tweeti&nbsp;kim attıysa onların saç teline baktılar. 17’si temiz çıktı. Onlara ‘Pardon’ dediler. Üçü üzerinden algı operasyonu yürütüyorlar. Bu işlere dikkat etmek lazım. Bu işlerde dün Meclis’teki konuşmada değinildi. Bunun torbacısı yakalanıyor, içeride. Kullanıcısı yakalanıyor, içeride. Temini kolaylaştıran, içeride. Bu uyuşturucunun baronu yok mu, baronu? Bu uyuşturucu baronları nerede? Menşei ülke belli. Kolombiya‘dan kalkmış. Gelen gemi belli. İstihbarat alınmış. Vardığı liman belli. El konulan uyuşturucu belli. Çünkü bu operasyonu namuslu gümrükçüler, ihbar alan namuslu narkotikçi polisler yapmış. Peki, bunu o gemilerle, gemiciklerle getiren lanet olası baronu koruyanlar kim? Nerede o baron?&nbsp;Küçücük küçücük bitlerle uğraşıyor. Pire torbası olmuş bir hayvan var ortada, nerede o?

KENDİ TAHT SAVAŞLARINIZA&nbsp;DAHİLEDEMEZSİNİZ

Herkesin bildiği bir gerçeği, herkesin üzerinde konuştuğu bir gerçeği şimdi iktidar cephesi güç savaşlarıyla, yakar topu birbirlerinin taraflarına atmaya başladılar. Şu kadarını söyleyeyim: Böyle işlerin şakası olmadığından, böyle kirli istihbaratların tarafı olmadığımızdan, AK Parti tarafından tarafımıza iletilen bir&nbsp;takım kirli istihbaratları… Öyle gizli -&nbsp;mizli&nbsp;bazı yerlerde duyuyorum; ‘CHP bunu açıklamadı.’ Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na gidin bakın bakalım: Cumhuriyet Halk Partisi kendisine AK Partili kaynaklardan iletilen hangi istihbaratları yollamış? Ama ben hep şöyle yaparım arkadaşlar: Bizim otobüsün üstünden de bu kürsüden de bize gelen ve doğruluğundan emin olduğumuz hiçbir bilgiyi izlemeyiz. Gereğini yapmıyorlar, o ayrı. Ama bunu AK Parti içinde birbirine operasyon çekenler kendi planlarınca CHP’yi kullanarak bir taht savaşı yapıyorsa, ben önce onu bir Ankara Cumhuriyet Başsavcısı‘na bir göndereyim bakalım. Devletin kayıtlarına geçsin. Bunlar önce birbirini yesin. Nasıl olsa o bilgiyi kimin oraya yolladığı tarihi, sayısıyla belli. Şu kadarını söyleyeyim, fındık kadar aklınızla Türkiye’nin kurucu partisini kendi içinizdeki taht savaşlarına; evlatların, mahdumların, bakanların, bakan eskilerinin kendi içinizdeki kirli savaşına alet edemezsiniz. Düştüğünüz çukurda boğulun.

HEPİMİZ ŞAHİDİZ Kİ S400 TEK KİŞİNİN İNADIYLA ALINDI

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dış politika beceriksizliği, artık Türkiye’de her bir vatandaşı tehdit eder durumda. Şöyle düşünmeyin: Yani yanlış işler yaptı, ülkenin başına dert… Yok. Başınıza her an bir Rus&nbsp;İHA’sı&nbsp;düşebilir. Düşebilir, çünkü öyle bir hale getirdiler ki memleketi şu anda Ankara’ya, ülkenin başkentine, Elmadağ’a kadar kontrolsüz SİHA geliyor. Gelmesinden utanmıyorlar, düşürdük diye övünüyorlar. Balıkesir’e düşüyor, Kocaeli’ne düşüyor,&nbsp;SİHA’lardanutanmıyorlar, düşmesine seviniyorlar. Düşmeyenleri ne yapacağız? Ama esas sorunu dile getirmek lazım. Tehdit açıkça ortadayken Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hazırlıklarından sorumlu olan yürütme tarafından güvenliğimizi zafiyete düşürecek yanlış politikalar uygulanmış ve uygulanmaya devam ediyor. Hiçbir analiz yapılmadan, teknoloji transferi olmadan S400 sistemi hepinizin gözü önünde, hepimiz şahidiz ki tek kişinin kararı, tek kişinin inadıyla alındı. O dönemde bölgemizdeki tüm devletler, hava kuvvetlerini ve savunma hatlarını genişletirken; Türkiye, büyük bir sıkıntının içine düştü. 13 yıldır tek bir savaş uçağı alamadık. Neden? S400 konusundaki pervasızlıkla ortağı olduğumuz F35 projesinden atıldık. İçeride 1,5 milyar dolar paramız var. Paramızı da vermiyorlar. Altı tane üzerinde Albayrak işli, dört tanesinin pilotlarımızın eğitimine gittiği F35’i sekiz - 10 senedir orada tutuyorlar. Diğer taraftan şimdi uğraşıyoruz olsun diye,&nbsp;Eurofighter&nbsp;alınamamış. F16 yeni nesil alınamamış. F16 modernizasyonu yapılamamış. O hale düşürdüler. Şimdi ‘İsrail kalktı mı, bizim F-16 kalktı mı?’ ‘Efendim altı dakika, dört dakika o bizi görüyor, biz onu görmeden uçuyoruz.’ Yunan’ın yeni nesil F16’si ki F35 onda da var, bizim F16 ile karşılaşıyor. Bir dakika 50 saniye o bizi görüyor, biz onu görmeden uçuyoruz. Bu hale getirdiler memleketi. 2019’da davulla zurnayla S400’ler gelirken, canlı yayında ya Rusya’dan kalktı. Haritada gösteriyor uçak. ‘Ne var içinde?’ ‘Takip ediyoruz haritada, S400’lerimiz geliyor.’ İniyor, 16 televizyon canlı yayında. ‘S400’ler geldi.’ Sanki Türkiye kendi yapmış olduğu bir savunma sistemini devreye alıyor. Sen onunla övün.&nbsp; O zaman ben de avucum patlayana kadar alkışlarım.

PUTİN, ‘SAVUNMA SİSTEMİN ÇOK SAĞLAM ANLAŞILAN’ DİYOR

Bir yanlış strateji ile getirdiler. Erdoğan’a soruyorlar; ‘Nerede duruyor?’ ‘Durması gereken yerde.’ Nerede duruyor biliyor musunuz?&nbsp;Mürted&nbsp;Hava Üssü’nün ambarında duruyor. Çünkü öbür taraftan hesap etmediği bir takım işler olup da ambargoları yiyince kur, kuramıyor; vur, vuramıyor; yolla, geri yollayamıyor. Gitmiş şimdi Putin’e; ‘Acaba geri alsan? S400 aldım ya. Onu geri alsan?’ Nereden öğreniyorsun bunu?&nbsp;Bloomberg’ten. Var mı yalanlayan? Ömer Çelik; bizim partinin sözcüsü, grup başkanvekili bir şey söylediğinde, biz bir şey konuştuğumuzda yedi dakika içinde&nbsp;tweet&nbsp;sallayan Ömer Çelik. Yedi gün, yedi saat oldu. Bloomberg yazdı bunu. Yazsana ‘Yok öyle bir şey’ diye. Yalvar yakar aldıkları S400’leri geri vermek için yalvar yakar oldular. F35’ten atılarak 13 yılımızı kaybettik. S400 meselesinden dolayı sekiz yılımızı kaybettik. Şimdi hava savunma sistemini, şakası yok kimsenin, hava savunma sistemini Putin‘e söz verip… Şimdi Putin dedi ya ‘Ondan değil, bizden daha pahalıya alacaksın.’ ‘Tamam.’ ‘Çin’e vergi koyacaksın.’ ‘Tamam.’ ‘Benim uçakları alacaksın.’ ‘Tamam.’ ‘S400’ü yollayacaksın.’ Ne diyor? ‘F35 projesi altı aya kadar bir şey olur’ dedikleri, ‘Bu altı aya kadar cesareti toplayıp S400’leri verebilir’ diyor. Putin’e deyince Putin diyor ki buna ‘Senin hava savunma sistemin çok sağlam anlaşılan.’ Putin tepemizde rutin şekilde İHA uçuruyor arkadaşlar. Putin, rutine bağladı&nbsp;İHA’ları.

İNGİLTERE BUNA BAŞKA HANGİ ÜLKEYİ İKNA EDEBİLİR?

Tabii bu işin bir de ahalinin konuştuğu tarafı var, kitabın ortasından. Geçmişte bir Rus savaş uçağı düştü. Devrim başbakanı ilk söylediğimde de alındı. Onun yetkisinde zaten. Yani Başbakan söylüyor Genelkurmay Başkanına eskiden parlamenter rejimde&nbsp;angajman&nbsp;kurallarını. Ben deyince sanki onu eleştiriyormuşuz gibi alındı Sayın Davutoğlu. Davutoğlu, Başbakan. Yetkisiz ve tarafsız Cumhurbaşkanı ‘Ben düşürdüm uçağı’ diye Davutoğlu’yla yarışa girdi. Angajman kuralına göre uçak düştü ya, ardından bu millet siz bunu söylemediniz de unuttu mu sanıyorsunuz? 34 asker şehit oldu. Hava bombardımanıyla. O neye karşı yapıldı? Sonra kalkıp da Rusya’ya gidip, Rus televizyonunda nakavt olmuş boksöre saydırırlar gibi iki dakika saydırmadılar mı sana kapıda bekletip. Rus resmi televizyonu ‘Erdoğan’ı Putin kapıya aldı’ diyor. 2-1.59-1.58. ‘Aklın başına gelsin diye döndürüyoruz’ diyor. Bu hallere düşürdü memleketi, bu hallere. Bu milletin aklını, ferasetini çok hafife alıyorsunuz. Sen İngiliz İstihbarat Örgütü’ne; MI6. Başında, şimdi görevi de yakında bırakacak olan Türkiye’deki eski İngiliz Büyükelçi var. Gelecek, İstanbul’un orta yerinde, İngiltere Başkonsolosluğu’nda. İngiliz&nbsp;İstihbaratı’nın&nbsp;‘sessiz kurye’ dediği muhbir hattının&nbsp;lansmanını&nbsp;yapacak. Rusya’ya sınır ülke Türkiye’de. Rusya’da rejimden rahatsız olanlara dijital ajanlık teklif eden programı tanıtacak. Putin de diyecek ki sana ‘İyi yaptın ev sahipliği yapmışsın. İkiniz de NATO ülkesisiniz’ falan. İngiltere bunu hangi bir başka ülkede yapmaya, o ülkenin diplomatlarını, Dışişleri Bakanını, o ülkenin yürütmenin başındaki insanı ikna edebilir? Rusya’nın&nbsp;çevresindeki hiçbir ülkede yapamayacaklarını, o ülkeler yaptırmaz. Diploması bilen hiçbir ülke yaptırmaz. Biriyle müttefiksindir, öbürü ile sınır komşususundur, ilişkin vardır. Gidip de sen istihbarat örgütüne ‘Rusya’nın içindeki muhalifler bana başvursunlar’ deyip, o tanıtımı burada yaptırıyorsan, Putin tependeki&nbsp;İHA’yı&nbsp;böyle rutine bindirir. Bunu bu ülkeye yaşatmaya, o Türkiye hava sahasına giren bir tane bile&nbsp;İHA’ya&nbsp;engel olmayıp onun gereğini yapamayan, aldığı S400 için alırken yalvar yakar, verirken yalvar yakar olan, kendisine meşruiyet vereceğim diye kendisini parmağında oynatan&nbsp;Trump’a&nbsp;teslim olanlara yazıklar olsun kardeşim.

BU ÜLKEDE İNSANLAR BÖYLE ÖLÜYORLAR…

Yılı kapatıyoruz. Acılarla, adaletsizliklerle. Sadece ilk anda aklıma gelen altı tanesini yazdım.&nbsp;Kartalkaya’da&nbsp;36’sı çocuk, 78 vatandaşımız yanarak hayatını kaybetti. 91’i çocuk bin 956 işçimiz iş cinayetlerinde katledildi. 12’si metan gazından, ikisi güneş altında bekletilmekten, 20’si uçak kazasında 34 kahraman askerimiz şehit oldu. Dilovası’ndaki kaçak işyerinde 3’ü çocuk 7 kadın yanarak öldü. 345 kadın, kadın cinayetlerinde katledildi. Bir yılda sadece 85 kahraman polisimiz, intihar etti görevi başında. Böyle bir yılı kapatıyoruz. Camus diyor ki, ‘Bir ülkenin nasıl yönetildiğini görmek istiyorsan, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bak.’ Bu ülkede insanlar böyle ölüyor. Millet çarşıdan pazardan filesi boş dönmemek için havanın kararmasını, güneşin batmasını bekliyor. AK Parti’nin kara düzeni, Cilalı Taş Devri’nde insanlığın bıraktığı toplayarak geçinme, toplayarak yaşama, toplayıcılık dönemini pazardan ezik - atılmışların toplanmasıyla, bir gün önce satılamayan ekmeklerin alınmasıyla, yırtıldı diye kenara atılan yufkanın bayatlayınca beşte bir fiyata alınıp suyla ıslatılmasıyla tanıştırdılar bu ülkeyi. Bunların hepsi 2025 yılında AK Parti’nin kara düzeninde oldu.

YIL BİTİYOR, KADAŞ’IN FAALİYET RAPORUNA BAKALIM

2018’de Tayyip Erdoğan bu ülkeyi yönetmek için yetki isterken dedi ki, ‘Şirket gibi yöneteceğim.’ Vallahi dediğini yaptı. Turizm Bakanı atadı. Oteller zinciri, seyahat şirketi var. Milli Eğitim Bakanı atadı. Okul zincirleri var. Sağlık Bakanı atadı. Hastane zincirleri var. Onlar da geldiler ve bu şirketin başına geçtiler. KADAŞ. Kara Düzen Anonim Şirketi. Madem yıl bitiyor,&nbsp;KADAŞ’ın&nbsp;faaliyet raporuna bir bakalım. Bakan ‘Türk gençlerine, Türk iş insanlarına neden vize sorunu var?’ deyince ‘Gençlere vize verilmiyor, Çünkü Türk gençleri gittikleri yerden dönmüyor’ diye vize sorununun sorumlusunu yurtdışına giden gencin geri dönmemesi olarak söylüyor. Pasaportumuzun saygınlığı bir yılda 10 sıra birden geriledi. Amerika Birleşik Devletleri Ankara Büyükelçisi, ‘TrumpErdoğan’a onda olmayan meşruiyeti veriyor’ dedi. Amerikan Dışişleri Bakanı ‘5 dakika randevu için kapımızda yalvarıyorlar’ dedi. Bizim&nbsp;TikTok’çu&nbsp;Hakan bunlara tık çıkarmadı. Varsa yoksa&nbsp;TikTok&nbsp;yaptı,&nbsp;TikTok&nbsp;yaptı. AK Toroslar çetesi siyasete darbe yaptı. Yargıya güven yüzde 20’ye düştü. Cezaevleri doldu taştı. Anayasa&nbsp;Mahkemesi’nin kararlarına birinci kademe mahkemeler uymamaya,&nbsp;AİHM’ihiçbiri uygulamamaya başladı. ‘Gözaltına alınıyorum’ yılın cümlesi oldu. Adalet Bakanımız günde iki kez ‘Türkiye hukuk devletidir. Türkiye hukuk devletidir’ dedi, bakanlığa geri girdi. Suç ve uyuşturucu çeteleri ülkeyi sardı.&nbsp;Daltonlar&nbsp;çetesi kurucusu Can&nbsp;Dalton’a&nbsp;hapishanede pasta koydu, mum yaktı, canlı yayın açtı. 81 ilde&nbsp;Daltonlar&nbsp;çetesi eşzamanlı olarak havaya ateş açtı. Can&nbsp;Dalton’un&nbsp;doğum gününü kutladı. Joe&nbsp;Dalton&nbsp;hapisteyken, gerçek&nbsp;daltonlar&nbsp;bu güçte değildi. 13 belediyeye kayyım atandı. Üçü bizim, 10’u&nbsp;DEM’in. 5 bin polisle il başkanlığımız basıldı, milletvekillerimize bir karış mesafeden yüzüne gaz sıkıldı. Bir yılda 85 polis intihar etti, İçişleri Bakanı olacak, diğerlerine sıfat kullanmayayım ama bu kifayetsiz, ‘Türkiye güvenlik alanında dünyaya örnek oluyor’ dedi.

BİN 956 İŞÇİ DENETİMSİZLİKTEN ÖLDÜ, İKİ BÜYÜK İŞÇİ GREVİ YASAKLANDI

Enflasyon Avrupa’nın birincisi, yoksulun kredi kartı avans hesabının faizi yüzde 95’e çıktı. Faiz ödemeleri tarihi rekor kırdı. Bütçe ilk günden gönülden 2,7 trilyon açık verdi. Bakan Şimşek ‘Borçlar düşüyor, bütçe düzeliyor’ dedi. Yerli turist pahalılıktan yurtdışına kaçtı. Ayasofya’ya TIR girdi. Turizm işçisinin tatil hakkı 10 günde bire düştü.&nbsp;Kartalkaya’da&nbsp;78 insan cayır&nbsp;cayır&nbsp;yandı. Bakan lüks yatıyla Yunanistan tatiline çıktı. Orada misafir ağırladı. Bir yılda 80 bin hektar orman yandı. Et ve Süt Kurumu’nun Müdürü kendi şirketinden et ithal etti. Çiftçi afetlerde çaresiz kaldı, afetlerde söz verilenler ödenmedi. Şap hastalığı besiciyi bitirdi, bakan ‘Tarımda çok iyiye gidiyoruz’ dedi.&nbsp;MESEM’lerde&nbsp;17 çocuk can verdi. Devlet okullarında beslenme ve&nbsp;hijyen&nbsp;krizleri durmadı. MEB Akademisi ile öğretmen diplomaları yok sayıldı. Atanmayan öğretmen sayısı 1 milyona çıktı. Bakan ‘Devlet okulları çağ atladı’ dedi, kendi çocuğunu koleje yolladı. Allah’ı var bu önceki gibi özel okul zincirinin sahibi değil, müşterisi bu. Senin çocuğunu devlet okuluna yollayıp, sabunsuz bırakıp, kapısını bekçisiz bırakıp kendi çocuğunu lüks okullarda okutan bu. Bir yılda bin 956 işçi, denetimsizlikten öldü. Asgari ücret ve emekli aylığı açlık sınırının altında kaldı. Dilovası’nda üçü çocuk yedi işçi yanarak can verdi. İki büyük işçi grevi milli güvenlik bahanesiyle yasaklandı. Milli güvenlik. Yani savaştasın, Makine Kimya Enstitüsü’ndeki işçi yapmaz da ‘Grev yapacağım’ diyor. ‘Dur kardeşim, senin işin şimdi grev yapmak mı?’ demek için anayasaya konulmuş maddeden, bu yıl iki tane büyük işçi grevini ertelediler. Bakan kendisini atayanın talimatıyla CHP’li belediyeleri silkelemekle uğraştı.

EKREM BAŞKAN’IN ARDINDAN MANSUR YAVAŞ HEDEFTE

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş, Ekrem Başkan’ın ardından, Ekrem Başkan’ın Silivri’ye konmasıyla birlikte, AK Parti’nin hedefe koymaya çalıştığı yeni ismimiz. İkide bir soruşturma izinleri vermeye kalkıyorlar. Dün yine bütün televizyonları kırmızıya boyadılar. ‘Mansur Yavaş’a soruşturmayı izni verildi’ diye. Neymiş diye bir bakınca insan gerçekten gurur duyuyor. Mansur Yavaş’ın soruşturma izni, Ankara’yı parsel&nbsp;parsel&nbsp;satan Melih Gökçek&nbsp;döneminde&nbsp;İncek‘te&nbsp;90 hektarlık alan için fahiş inşaat emsalleri verilmiş. Fahiş. Kendisi görevden el çektirilince yerine gelen Mustafa Tuna, Allah’ı var AKP ile uyumsuzluk derecesinde dürüst&nbsp;bir insandı. Zaten bir daha&nbsp;da yapmadılar. Yerine gelen Mustafa Tuna döneminde yapılan bir plan değişikliği ile inşaat emsalleri düşürülmüş. Mansur Yavaş döneminde de aynı bu şekilde haksız yere verilen, olmadık ilişkilerle verilen bu emsallere karşı direnilmiş ve o katlar verilmemiş. Kazanılmış hak kararı alanlar, başvurular falan yapmışlar. Suç duyurusunda bulunmuşlar. Mansur Yavaş’ın suçu, Melih Gökçek’in&nbsp;ranta&nbsp;açtığı, fahiş emsal verdiği yerlerde bu yapılaşmaya izin vermeme suçu. Alnından öpüyorum başkanım, alnından öpüyorum. Bu Mansur Yavaş’ı ben alnından öptüm ya partimiz adına. Ben bütün vatandaşlarımızı, başkentimizi bu yamyamlardan kurtarıp Mansur Yavaş’a teslim eden, o oyları veren herkesin alnından öpüyoruz, herkesin.

2026’DA SİZLERE UMUT, MÜCADELE VE İKTİDAR VADEDİYORUM

2025 yılı artık siyaseten tükenen AK Parti’nin malum darbe yılı oldu. Ama biz bu darbeye karşı mücadeleyi seçtik, teslim olmadık, yerimizde oturmadık, partide oturmadık. Hep birlikte ayağa kalktık ve dokuz ayda 76 tane eylem yaptık. Yarın 77’ncisi&nbsp;Kağıthane’de. Yaz gelirken ‘Nisan - mayıs iyi de bu yazın nasıl olacak, her çarşamba İstanbul’da eylem?’ dediler. ‘Üniversiteler kapandı, öğrenciler gitti’ dediler. ‘Hava 42 derece oldu’ dediler. ‘Millet tatilde, memlekette’ dediler. ‘Bu sıcakta kimse gelmez’ dediler. İstanbul’da milyonlar kendi iradelerine sahip çıktı. 42 derecede&nbsp;Sancaktepe’yi&nbsp;dolduranları da, geçtiğimiz hafta tir tir titrerken Çatalca Meydanı’ndan ayrılmayanları da, yarın bir kez daha göstereceğiz. Hiçbir yer AK Parti’nin değil, artık her yer ve&nbsp;Kağıthane&nbsp;de milletin kalesidir. Aralık’ın sonunda, dondurucu soğukta darbeye direnenlere selam olsun. AK Parti yazın serin, kışın sıcak salonların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi meydan&nbsp;meydanbüyüyenlerin partisidir. 2026’da sizlere umut, mücadele ve iktidar vadediyorum. Endişesi olan var mı? Hiç meydanların, salona yenildiğini gördünüz mü? Meydanlar kazanır, millet kazanır, halk kazanır. Biz kazanacağız. Yolumuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Gerekirse baş vereceğiz ama Cumhuriyet düşmanlarına baş eğmeyeceğiz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 23 Dec 2025 13:48:45 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-gerekirse-bas-verecegiz-ama-cumhuriyet-dusmanlarina-bas-egmeyecegiz-165851-20251223.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-gerekirse-bas-verecegiz-ama-cumhuriyet-dusmanlarina-bas-egmeyecegiz-165851-20251223.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-gerekirse-bas-verecegiz-ama-cumhuriyet-dusmanlarina-bas-egmeyecegiz-165851-20251223.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Türk’ün de Kürt’ün de evladının geleceğinden endişe duymadığı yarınlar umut ediyoruz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-turkun-de-kurtun-de-evladinin-geleceginden-endise-duymadigi-yarinlar-umut-ediyoruz-2306.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-turkun-de-kurtun-de-evladinin-geleceginden-endise-duymadigi-yarinlar-umut-ediyoruz-2306.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyetini kabul etti. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Görüşmenin ardından yapılan açıklamada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, “DEM Parti’nin sayın heyetini ağırladık. Bugüne kadar komisyonda yaşanan süreç ve bundan sonrasına ilişkin görüş alışverişlerinde bulunduk. Öncelikle ilk başta heyetimize içeride de ifade ettiğim bir hususu ifade etmek isterim. Sayın Leyla&nbsp;Zana’yayönelik geçtiğimiz hafta yaşanan ve kabul edilemez gelişmeleri… Ki ben kendisini arayarak da bu duygularımı ifade etmek istemiştim ancak o günlerde bizim de içinde bulunduğumuz sıkıntılı süreçten dolayı bir telefon irtibatı sağlayamadık. Ama bu konudaki iyi dileklerimizi, duyduğumuz üzüntüyü ve olaya yönelik kınama ifadelerimizi içeride ifade ettim” dedi.&nbsp;



Özgür Özel, şunları söyledi:

LEYLA ZANA’YI HEDEF ALAN BU ANLAYIŞ BU TOPRAKLARA YAKIŞMAZ

Bir kez de burada kamuoyunun önünde ifade etmek istiyorum. Bir kadını, bir anneyi hedef alan böyle bir anlayış bu topraklara yakışmaz. Bu toprakların üzerinde, Anadolu’da böyle bir şeyin yapılmasını asla ve asla kabul etmiyoruz. İnancımıza da kültürümüze de aykırıdır. Hele hele bir siyasetçiye ülkedeki gelişen siyasi olaylar üzerinden, stadyumları bu anlamda kullanmaya çalışan bir anlayışa hiçbirimizin kapı aralamasının mümkün olmadığını ifade etmek isterim.

HEM TERÖRSÜZ, HEM DEMOKRATİK TÜRKİYE HEDEFİ…

Bugüne kadarki süreci ve bundan sonrasını değerlendirdik. Bugün saat 16.00’da siyasi partilerin temsilcilerinden oluşan beş kişilik heyet, komisyonun rapor yazım sürecini ve bu süreçte nasıl bir çalışma prensibi ve takvimi içinde yer alacaklarını görüşmek üzere toplanacak. Partimizi de orada yine Grup Başkan Vekilimiz Sayın Murat Emir temsil edecek. Komisyonun rapor yazım aşamasını hızlı bir şekilde ilerletmesini, partilerin ortaklaştığı yaklaşımlar üzerinden hep birlikte ve herkesin kabul edebileceği, onaylayabileceği, Türkiye’nin hem terörsüz Türkiye hedefini, hem demokratik Türkiye hedefini birlikte hayata geçirebilecek birbirinin peşinde değil ama iç içe böyle bir süreci gerçekleştirebilecek, bu topraklar üzerinde gözyaşlarının durmasını ve kardeşliğin, barışın&nbsp;hakim&nbsp;olmasını sağlayacak, Türkiye’nin yarınlarına barış içinde el ele, omuz omuza, Türk’ün de Kürt’ün de evladının geleceğinden&nbsp;endişe duymadığı, en iyi eğitimi alabileceği, hep birlikte hızla kalkınacağımız ve adil bir şekilde bölüşebileceğimiz yarınları umut ediyoruz. Hem Türkiye’de, hem Suriye’de Türkler için de Kürtler için de Dürziler için de Aleviler için de Türkmenler için de anayasal, demokratik ve barış içinde iki devlet ümit ediyoruz. Türkiye’de de Suriye’de de barışın, kardeşliğin, demokrasinin&nbsp;hakim&nbsp;olmasını, iki tarafta da tam anlamıyla bir barışın hakim olmasını, Türkiye ile Suriye arasında iyi ilişkileri, sınırın iki yanındaki kardeşliğin iki ülkenin yarınlara birlikte güvenle adım atmasını ümit ediyoruz. Bunun hem Türkiye’ye, hem Suriye’ye, hem Türklere, hem Kürtlere, hem de bütün Orta Doğu’ya ve insanlığa iyi geleceğini ümit ediyorum.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Türk’ün de Kürt’ün de evladının geleceğinden endişe duymadığı yarınlar umut ediyoruz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 10:45:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-turkun-de-kurtun-de-evladinin-geleceginden-endise-duymadigi-yarinlar-umut-ediyoruz-135158-20251222.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-turkun-de-kurtun-de-evladinin-geleceginden-endise-duymadigi-yarinlar-umut-ediyoruz-135158-20251222.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-turkun-de-kurtun-de-evladinin-geleceginden-endise-duymadigi-yarinlar-umut-ediyoruz-135158-20251222.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[TBMM Genel Kurul’da kavga]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-tbmm-genel-kurulda-kavga-2305.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-tbmm-genel-kurulda-kavga-2305.html</link>
                    <description><![CDATA[TBMM’de 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi görüşmelerinin son gününde CHP ve AKP’li vekiller arasında kavga çıktı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Görüşmeler esnasında AKP'li vekil Mustafa Varank'ın CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e yönelik "Genel Başkanınızı getirin, korkmasın benden. Neyse ki milletimiz Özgür Bey'in sicilini gayet iyi biliyor. CHP'li belediyelerin yönettiği şehirlerde yaşayan çiftçiler hala Özgür Özel'in vaadettiği bedava traktörleri bekliyor. Özgür Bey partisindeki bu rüşvet çarkına dur diyebilseydi, işte bu parayla çiftçilere sözünü verdiği bedava traktörleri dağıtabilirdi" sözleri üzerine CHP'li vekiller ile AKP'li vekiller arasında kavga çıktı.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[TBMM Genel Kurul’da kavga - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 07:34:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/tbmm-genel-kurulda-kavga-104701-20251222.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/tbmm-genel-kurulda-kavga-104701-20251222.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/tbmm-genel-kurulda-kavga-104701-20251222.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Bütün haklılar bir arada durmak zorundayız]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-butun-haklilar-bir-arada-durmak-zorundayiz-2302.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-butun-haklilar-bir-arada-durmak-zorundayiz-2302.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Edirne’de gerçekleştirilen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi”ne katıldı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, “Edirne, güzel Edirne. Canım Edirne. Meriç’le özgürlüğü, Tunca’yla kardeşliği, Arda’yla bereketi taşıyan Edirne. Hoş geldiniz hemşerilerim. Hoş geldiniz akrabalarım benim. Edirne’yi çok seviyoruz. Edirne’yi çok seviyoruz, Edirnelileri, akrabalarımızı çok seviyoruz. Bugün burada tam 76’ncı kez haksızlığa, adaletsizliğe, itiraz etmeye; seçtiklerimizin arkasında durmaya; Cumhuriyet’ten, Gazi Mustafa Kemal’in emaneti Cumhuriyet’le kazandığımız sandığa, seçme ve seçilme hakkına sahip çıkmaya geldik. 76’ncı mitingimize, 76’ncı eylemimize hoş geldin Edirne” dedi.&nbsp;

Özgür Özel, şöyle devam etti:

BENİ SEVEN, EKREM BAŞKAN’I SEVEN ARKAMIZDAN GELSİN

Bugün bir serhat şehrindeyiz. Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye’nin gölgesindeyiz. Osmanlı’ya başkentlik yapan, Fatih’in doğduğu kentteyiz. Babasının vefatını duyunca üç kulhuvallah bir elham okuyan, beyaz atına atlayan, Edirne’ye doğru payitahta giderken Manisam’dan ‘Beni seven arkamdan gelsin’ diyen Fatih’in şehrindeyiz. Haksızlığa direnecek miyiz? Seçtiklerimize sahip çıkacak mıyız? Cumhurbaşkanı adayımıza sahip çıkacak mıyız? O zaman beni seven arkamdan gelsin. Ekrem Başkan’ı seven arkamızdan gelsin. Size inanıyoruz, size güveniyoruz. Bugün burada bu güzel meydanda ki Filiz Başkan, artık Edirne’de bu meydan birilerine yeter ama bize yetmiyor, daha büyüğü lazım. Sığmıyoruz buraya. Bugün burada sizin karşınızda seçimlerde size emanet ettiğimiz, sizin de Edirne’yi ona emanet&nbsp;ettiğiniz, her iki Edirneliden birinin oyuyla gelen, şimdi bütün anketlerde memnuniyeti çok daha yukarılara getiren Filiz Gencan Belediye Başkanımızın misafiriyiz. Onu, size bu meydanda emanet etmiştim. O günkü il başkanımıza, bugünkü il başkanımıza, milletvekilimize, tüm ilçe başkanlarımıza ve örgütümüze, Atatürk’ün iki büyük eserinden biri Cumhuriyet Halk Partisi’nin canım örgütüne teşekkür ediyorum.

FİLİZ BAŞKAN KISA ZAMANDA ÇOK İŞ YAPTI

Filiz Başkan, 20 aydır görevde. Tabii her belediye başkanını izliyorum, her belediye başkanını takip ediyorum ama birkaçı var ki seçimden hemen önce gelip, kefalet koyup, emanet edip, seçimleri kazanan başkanlarımıza bilhassa bakıyorum. Edirne’ye gelirken baktım, ‘20 ayda bu Edirne’nin evladı, belediye meclis grubumuzla birlikte Edirne’ye neler yaptı?’ diye. Önümdeki liste hayli uzun. Ama Edirne, altyapı bekleyen Edirne, zorlukları ve güçlükleri olan Edirne, iktidarın yüzünü değil de sırtını döndüğü Edirne’de Filiz Başkan kısa zamanda 115 kilometre yol açmış. 71 bin metrekare parke taşı, 22 bin ton asfalt sermiş Edirne’ye. Kentin genelindeki içme suyu hatlarının tamamını yenilemeye başlamış, büyük kısmı bitmiş. Hızla sona geliniyor. Yılların sorunu bir 50 yıllığına çözülüyor. Yeni su kuyularıyla bizim sorumlusu olmadığımız, devletin yapması gereken ama yapmayınca, şehirler susuz kalınca dönüp de belediyelere suç atan bu anlayışa karşı yeni su kuyularıyla çalışıyor.&nbsp;Ve şehrin su sorununu belediye imkanlarıyla çözmeye uğraşıyor. Kent Lokantası var, Edirne’de açıldı, büyük ilgi görüyor. Halk Kafe var, büyük ilgi görüyor. Konak Edirne’de yepyeni bir yaşam alanı oluşturmuş. Doğal yaşam alanıyla, mama fabrikasıyla can dostları unutmamış. Belediye arazilerinde üretilen buğdayla, arpayla besicilere katkı sağlıyor, sahip çıkıyor. ‘Sıfır Atık Market’le geri dönüşüm atıklarını sosyal desteğe dönüştürüyor. Ve bir yandan da birileri bu işleri yapmasın diye, Bakanlara diyor ya ‘Silkeleyin bunları’ diye canlı yayında. Ne demek? ‘Belediyenin vergi borçlarını bir seferde alın. Faiziyle alın. Hepsini alın.’ O vergi borçlarının bu kadar iş yapılırken tamamı ödendi. O SGK borçlarının tamamı için karar alındı, imzalar atıldı, oylar verildi. Yani 20 ayda bu kadar altyapı, bu kadar sosyal belediyecilik, bunun yanında bütün borçlardan kurtulan Filiz Başkan’a bir yürekten alkış. Helal olsun ona, helal olsun ekibine. Tabii o bunları yaparken haksız saldırılara karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onun arkasında Baran Yazgan kardeşim duruyor. Aslan gibi milletvekilimize bir yürekten alkış. Milletvekilinin, belediye başkanının yetiştiği yerde yaptığını anlatan, yetişemediği yerde gidip onun yerine orada olan, mücadele eden İl Başkanımız, örgütümüz var. Hepsine bir yürekten alkış alalım.

KEPÇEYLE ALIP ÇAY KAŞIĞIYLA VERMEYE İMTİNA EDİYORLAR

Tabii biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak imkanlar dahilinde samimiyetle, var gücümüzle mücadele ediyoruz. Bir yandan biz bu şehrin evlatları olarak, bu şehre elden gelen katkıyı yapıyoruz. Ama bir yandan da seçim yaklaşınca bu&nbsp;şehirden oy isteyenler, seçimlerde buraya yüzünü dönenler, seçimden sonra yetki alıp, Ankara’ya gidince arkasını dönüyorlar. Bu öyle yandaş basına yalan manşet yaptırmakla, yerel basına onu, bunu yazmakla olmuyor. Öyle söylediğin sözün arkası dolu olsa, eleştirinin yeri olsa, burada başarı değil de bir eksiklik olsa bu meydan dolar mı böyle tıka&nbsp;basa? Ama öbür taraftan Edirne’nin Türkiye sanayisinden aldığı pay yüzde değil, binde 3. Türkiye ihracatından aldığı pay yüzde değil, binde 2. Şehirlere gidiyorsun, yüzde üçler, yüzde yediler, yüzde 11’ler konuşuluyor. Binde 2. 100 milyon doların üzerinde ihracat yapan bir tane firma yok. İlk bin ihracatçı firma içinde bir tane Edirne firması yok. Böyle olunca bu şehrin gençleri bu şehirde kalıyor mu? Hayır. Maalesef gençler zihinlerinde de valizleri toplamış, yüreklerinde de valizleri toplamış, geçinmek için bu şehirden ayrılıyorlar. Şehir küçülüyor, şehir yaşlanıyor. Maalesef buradan Türkiye Cumhuriyeti devleti 26 milyar lira vergi alıyor yılda, 10 milyar lira hizmet yapıyor. Alırken kepçeyle alanlar, verirken çay kaşığıyla vermeye imtina ediyorlar Edirne’ye. Bakın Halkalı - Kapıkule hızlı treni her seferinde ileri aldılar, en son 2024’te yani geçen sene bitecekti, şimdi 2028 diyorlar. Edirne - Lalapaşa uluslararası yol. Bunlar ‘Türkiye’de bütün ilçelerin arası duble oldu’ diyorlar. Uluslararası yolumuz var, duble yol değil. Keşan - Erez yolu 2,5 yılda 1,5 kilometre ilerledi. İki günde çöktü, perişan oldu gitti. Edirne, Osmanlı’ya başkentlik yapmış eşsiz bir kent. Yılda 5 milyon turist geliyor bu kente. Ama Selimiye Camii, Edirne’mizin gözbebeği koca Sinan’ın emaneti Selimiye Camii’ni perişan ediyorlardı. Başvurular yapıldı. Durduruldu. Yenisi yapıldı. Bir dizi beceriksizlik, bir dizi kötü niyet. Güya bunlar muhafazakar olacak. Sen koca Sinan’ın eserini muhafaza edemiyorsun. Bir de muhafazakar siyasetçiyim diye milletin duygularıyla oynuyorsun. Yazıklar olsun.

MUHAFAZA ETMEK KOCA YÜREKLİ DEMOKRATLARIN İŞİDİR

Bunlar ne Osmanlı’nın, ne Cumhuriyet’in biriktirdiği hiçbir güzelliği gerçek anlamda benimsemiş, içselleştirmiş insanlar değil. Cumhuriyet Halk Partisi geçmişiyle, tarihiyle, Selçuklu’yla, Osmanlı’yla ve Cumhuriyet’le oralarla gönül bağı kurmuş. Bugün korunacak bir şey varsa, muhafaza edilecek bir değer varsa bina da olsa, cami de olsa, köprü de olsa ya da insani değerler de olsa onları muhafaza etmek koca yürekli demokratların işidir. O yüzden biz Türkiye İttifakı olarak, Türkiye’nin elbette aslan sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, sosyalist demokratları, liberal demokratları, Kürt demokratları, Alevisi&nbsp;-&nbsp;Sünnisi, kimin kökü, mezhebi, etnisitesi ne olursa olsun değil mi ki Türkiye Cumhuriyeti’nin evladıdır. Değil mi ki bu sınırların içinde vatandaşıdır. Ay yıldızlı al bayrağın altındadır. Gazi Mustafa Kemal’in evladıdır. O demokratlar bizimdir. Biz Türkiye İttifakıyız. Biz sahip çıkacağız bu ülkeye. Bunlar, ‘Biz yaptık oldu’cu bunlar. Bunlar, ‘Yandaş müteahhide veririm, canına okusa tarihi eserin umrumda değil’ diyenlerdir. Bunlar, algı operasyonlarının peşinden giden, milleti olguyla değil algıyla kandırmaya çalışanlardır. Yapmadığını yapıldı gösteren, olmayanı olmuş&nbsp;gösterenlerdir. Bunlara en iyi cevap Koca Sinan’dan, Mimar Sinan’dan hem de nerede? Hem de Edirne’de. Nerede? Selimiye’de. Selimiye bitmiş. Koca Sinan karşısına geçmiş. Yanındakilerle bakarken bir küçük evlat geliyor, ‘Aa’ diyor ‘Caminin minaresi eğri.’ Soruyor çocuğa, ‘Hangisi eğri?’ Demiş ‘Bu taraftaki eğri.’ ‘Ne tarafa eğri?’ ‘Bu taraf eğri.’ Demiş ki ‘Koca bir halat getirin, 100 tane de ırgat getirin, çekin bakalım minareyi.’ Onlar çekiyor, çocuk bakıyor. Düzeldi mi? Biraz. Düzeldi mi? Biraz. Çektire çektire güya minareyi düzeltiyor. Çocuğa diyor ‘Oldu mu?’ Diyor ki ‘Oldu amca.’ Çocuk gidiyor. Diyorlar ki Sinan’a, ‘Deli misin divane misin? Bir çocuğun lafıyla minare urganla çektirilir mi bu tarafa?’ Diyor ki ‘O çocuğun aklında şüphe kalırsa, o çocuk bu minareyi eğri diye görürse, o çocuk görünce, birine söylerse, biri öbürüne söylerse bu kadar emek boşa gider.’ O bir çocuğun sözüne değer veren, o gerçeği yalanla takas etmeyen, yalana ya da yanlışa teslim olmayan koca Sinan’ın eserine bunları yapanın iki elimiz yakasında olacak ant olsun.

TARSİM ÇİFTÇİYE DOST OLACAK, OLMAZSA DÜŞMANI BENİM

Trakya bereketin yuvası ama sulama altyapısı tamamlanmadı. Şimdi Meriç’in suyunu organize sanayiye taşımak istiyorlar. Çiftçi zaten perişan, şimdi kuraklık tehdidi ile karşı karşıya. Ayçiçeğinde Edirne ve Trakya’daki verim kaybı yüzde 50’yi aşmış. Ben okudum, ziraat odalarının çalışmasından okudum; yüzde 50’yi aşmış. İpsala’da çeltik üretimi kuraklık yüzünden perişan oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi almıyor. Bir ay önce 27 lira olan çeltik, 20 liraya düştü. Çünkü Ofis’i üreticinin arkasından çektiler. Buradan uyarıyoruz. Toprak Mahsulleri Ofisi böyle gün için vardır. Eskiden yazardı; ‘Ofis çiftçinin kara gün dostudur.’ Şimdi çiftçinin, çeltik üreticisinin kara günü bugündür. İpsala’nın kara günü bugündür. Ofis ortaya çıkacak, çiftçinin arkasında duracak yolu yok. Diğer yandan ‘Kuraklık sigortası yaptırın’, yaptıralım. TARSİM’e gidelim, parayı verelim. Parayı alırken böyle zevkle sayıyorlar, çekmeceye atıyorlar. Doğru değil mi? Bak bunun başına gelmiş. Sonra kuraklık oluyor, buğday düşmüş dekarında 60 - 70 kilograma. ‘Zarar ettim’ diyor, gidiyor TARSİM’e para almaya. ‘Sen 60 kilogram değil, 150 kilogram biçtin’ diyor. Bu diyor ki ‘Kardeşim benden iyi mi bileceksin, gel bak. 60 kilogram biçtim.’ ‘Ortalamaya bakarım, sen 150 kilogram biçtin.’ Parayı alırken böyle zevkle alan verirken titreyerek veriyor, değil mi? Gelince bu TARSİM sistemini hem devletin katkısını iki katına çıkarıp, hem de böyle uyanık tüccar gibi çiftçiyi yan bastıranın, kandıranın vallahi bundan sonra karşısında ben duracağım. TARSİM gelip hiçbirinizi yazarken, çizerken, öderken kandırmayacak. TARSİM çiftçiye dost olacak, olmazsa düşmanı bu kardeşiniz olacak. Söz veriyorum size. İçme suyu alarm veriyor. Kayalı Barajı’nda doluluk yüzde 6’ya düşmüş. Önlem almayan iktidar, şimdi demin dediğim gibi belediyeleri suçluyor. Gala Gölü’nde ve Ergene’deki kirlilik halen devam ediyor. Bizim vekil diyor ki ‘Eski Su İşleri Bakanı’ diyor… Veysel Bey’di değil mi? Veysel Eroğlu. ‘Ergene’de yüzecekti’ diyor. ‘Onu söylerseniz iyi olur’ diyor. Dedim ki ‘Bu espri çok yapıldı ama biz&nbsp;söylemeye utanıyoruz, bunlar sözünü tutmamaya utanmıyorlar.’ Ben daha ne diyeyim bu Ergene için? Eğitimde sıkıntı büyük. Yıkılan okullar, deprem için yıkılan okullar, deprem kaygısıyla güçlendirmenin kurtarmayacağı okullar yıkıldı, yerine yenilerini yapmamışlar.

BU MEYDANLAR EN BÜYÜK KORO, EN ACIKLI ŞARKIYI SÖYLÜYOR

Ben bu meydana ve bu hınca hınç sığmadığımız meydana Filiz Başkan’ın yaptıklarını anlattım, ta arkalardan bile koca alkış geldi. Doğru mu? Bir göreyim o ta arkayı göreyim. Seviyor musunuz onu? O da sizi seviyor. Peki Erdoğan sizi seviyor mu? Niye? ‘Çünkü’ diyor, ‘fakiriz.’ Ben bunu aylar önce belki ilk kez bir meydanda ‘Erdoğan sizi seviyor mu?’ dedim, hep birlikte bağırdılar sizin gibi ‘hayır.’ ‘Niye?’ dedim, oradan biri dedi ki ‘Fakiriz biz, o fakir sevmez.’ O gün bugün soruyorum. Şimdi artık bu bütün Türkiye’nin yaşayarak gördüğü bu ifadeyi bütün Türkiye tekrar ediyor. Erdoğan fakir sevmez. Erdoğan zengin sever. Resmi yoksulluk rakamı 97 bin lira. TÜRK-İŞ, resmi hesaplıyor, bir haneye 97 bin lira girmiyorsa bunun altı yoksul. Yani fakir. Şimdi meydanda 97 bin liradan çok geliri olanlar el kaldırsın. Üç - beş kişi. Şu meydana bak. Bu meydan Türkiye’nin en büyük korosudur ve en acıklı şarkısını söyler. Erdoğan’ın mikrofonu eline alınca söylediği ‘Nereden nereye’ şarkısı var ya ona eşlik etmesin, o Edirne’nin çok bilmiş milletvekilleri, Edirne’nin AK Partili yöneticileri, Edirne’deki bu acıklı şarkıyı görün. Bu milletin sesini duyun be kardeşim. Sesini duyun. AK Parti 23 yıldır iktidarda. 23 yıldır. Gelirken ne demişti? Gelirken dedi ki, ‘Verin bana yetkiyi, ülkeyi şirket yönetir gibi yöneteceğim’ dedi. Allah’ı var doğrusunu yaptı. Allah’ı var tam dediğini yaptı. Nasıl, biliyor musun? Bir kabine açıklıyor. Açıkladığı kabinede Milli Eğitim Bakanının özel okullar zinciri var. Sağlık Bakanının özel hastaneler zinciri var. Turizm Bakanının oteller zinciri var, turizm şirketleri var. Türkiye’yi şirket gibi yönetiyor değil mi? Şirketin adını biliyor musunuz? Bilenler var. KADAŞ. Kara Düzen Anonim Şirketi. Tayyip Erdoğan’ın, AK Parti’nin kara düzeninin anonim şirketi. Bu KADAŞ gerçekten rekortmen. Madalya üstüne madalya kazanıyor. Bakın KADAŞ vergiyi sizden alıyor, kıyağı başkalarına yapıyor. Ama bu KADAŞ’ın döneminde Türkiye yüksek enflasyonda Avrupa birincisi. Yoksullukta Avrupa birincisi. İşsizlikte Avrupa birincisi. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisi. Yüksek faizde Avrupa birincisi. Bunlar AK Parti’nin kara düzeninin kara madalyalarıdır. Bunlarda birinci oldun diye kimse sana ‘aferin’ demez. Bu milleti perişan eden, kara madalyada beşibiryerdeyi milletin boynuna takan, milletin sırtına yük eden bu iktidardan gelecek ilk seçimde hep birlikte kurtulacağız. Hep birlikte kurtulacağız.

6 KİLO BUĞDAY SATIYORSUN DA 1 LİTRE MAZOT ALIYORSUN

Eskiden biraz durumu olmayan çeyrek takardı, durumu olan tam altın takardı. Durumu iyi olanlar ya da düğün sahipleri beşibiryerde takardı. Hatırlıyor musunuz? Bizim göçmen düğünlerinde çok olur beşibiryerde. Bu AK Parti 23&nbsp;yılın sonunda beşibiryerde vatandaşın boynuna bunu taktı. En yüksek enflasyon. En büyük yoksulluk. En büyük işsizlik. En kötü vergi sistemi ve en yüksek faiz. Ben burada bütün çiftçilere şunu hatırlatıyorum. Buğday üreten var mı burada? Kimler üretiyor? Dünya kadar. Geçmişte 1 kilo buğday satınca 1 litre mazot alınıyordu. Doğru mu? Şimdi 1 litre mazot almak için kaç kilo buğday satıyorsun? 6 kilo buğday satıyorsun 1 litre mazot alıyorsun. Eskiden AK Parti gelmeden önce 1 kilo buğday 1 litre mazot alıyordu. AK Parti gelince 6 kilo buğday 1 litre mazot alıyor. Daha bunun üstüne yapılacak bir hesap yok. Doğru mu? İlla, ‘Hesap yap’ derse en kızdığı yerden yapacağım. Annemler cevap versin, kadınlar… Erkekler sussun. Altın hesabı yapayım mı? Altın hesabı şaşar mı? Asla şaşmaz. Bu AK Parti’nin kara düzeninden önce, beğenmedikleri DSP’nin, rahmetli Ecevit’in olduğu, rahmetli Mesut Yılmaz’ın olduğu, Devlet Bahçeli’nin olduğu üçlü koalisyonda en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın. 8 çeyrek altın. Bugün çeyrek altın 11 bin lira. En düşük emekli aylığı 16 bin 800 lira. Bir buçuk çeyrek altın. Yarın gidin, burada Peşincioğlu Kuyumcusu var. Gidin, 2002’deki altın fiyatını sorun. En düşük emekli maaşını koyun. 8 çeyrek altın. Yarın git oraya bir buçuk çeyrek altın alıyorsun. Emekliler şunu düşünsün. AK Parti’den önce 8 çeyrek altın alan maaş, düştü bir buçuk çeyrek altına. Asgari ücretli 7 çeyrek altın alıyordu. Düştü 2 çeyrek altına. Ve birincisi buğday hesabı. AK Parti gelmiş, 6 kat zarardayız. 1 kilo buğdaya 1 litre mazot; 6 kilo buğdaya 1 litre mazot. AK Parti gelmiş, emekli de 8 çeyrekten bir buçuğa düşmüşüz. En perişan emekli. Beş kat zarardayız. Asgari ücretli, üç buçuk kat zararda. Hiçbir hesap bilmiyorlarsa ya da ‘O olmaz, bu olmaz…’

CİĞER HESABINDA DA 37 PORSİYON KAYIP VAR

Gittiğimiz şehirde, Malatya’da kayısıyı soruyoruz. Manisa’da üzüme bakıyoruz. Çukurova’da pamuk. Rize’de çay. Ordu’da fındık. Edirne’de ne yapalım? Buğdayı, çeltiği söyledim. Satın alma gücü için sadece bir yıllığına sordum, Edirne ciğeri. Geçen sene porsiyonu 240 liraymış. Doğru mu? Ciğerci var mı, direkt sorayım. Nerede? Ağabey, buğdaycı sensin, ciğerci sensin. Ciğer 240 liraydı, şimdi olmuş 400 bak. Kendi gösteriyor. 240 liralık ciğer geçen sene, bu sene olmuş 400. Geçen sene asgari ücrete vurdun mu, bir asgari ücret, 92 porsiyon ciğer alıyormuş. Bu sene bir asgari ücret, 55 porsiyon ciğer alıyor. Bakın bunların tutulacak yeri yok. Ciğer hesabında 92’ye 55. Bir yılda 37 porsiyon kayıp var. Bugün biraz ücretli bir porsiyon ciğer yemeye korkar, iki çocuğu, eşiyle birlikte gitse 2 bin TL’ye çıkacak oradan. Yapamaz. Ama orada bile bak bir porsiyon ciğere hasret, 37 porsiyon zararı var. Buğdayda aynı. Altında aynı, işte bu yüzden bu AK Parti gelip de bu meydanı doldurabilir mi bugün? Sizin yanınıza geliyorlar mı? Hatırınızı soruyorlar mı? İnsan içine karışıyorlar mı? Yazın serin, kışın sıcak salonlarda siyaset yapıyorlar. Milletle değil, kendi atıklarıyla toplantılar yapıyorlar. Sokaktan ve meydandan kaçıyorlar. Onun için buradan Edirne’den, Osmanlı’nın serhat şehrinden, Cumhuriyet’in gözbebeğinden, Gazi Mustafa Kemal’in hemşehrilerinin&nbsp;bağrından sesleniyorum: Artık AK Parti salonların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi meydanların, sokağın, milletin, halkın partisidir. Hiç salon partisi, sokağın partisini yenebilir mi? Salonların partisi Edirne’de milletin partisini yenebilir mi? Halkın partisini yenebilir mi? İnanın, biz haklıyız. Ahlaki üstünlük bizdedir, psikolojik üstünlük bizdedir. Meydanların enerjisi, çoğunluk enerjisi bizdedir. Biz kazanacağız, biz kazanacağız, biz kazanacağız.

BÜTÜN HAKLILAR BİR ARADA DURMAK ZORUNDAYIZ

Ülkede ev kirası olmuş 25 - 30 bin lira. Açlık sınırı 30 bin lira. Emekli maaşı 16, asgari ücret 22 bin lira. Ankara’da emekliler perişan otellerde gecesi 200 - 300 - 400 liraya aldığı maaşın yarısı otele, kalanıyla simit, kuru ekmek, bazen çorba, bayat ekmeğin arasına küflü peynir koyup hayata tutunmaya çalışıyor. Buradan Edirne’den size yeminle söylüyorum. Bu kara düzeni bitireceğiz. Bu ayıptan kurtulacağız. Yıllarca emek vermiş, alnının terini akıtmış, gözünün nurunu akıtmış, elleri nasır olmuş, dirsekleri çürümüş emekliye bu ihaneti yapanlara, bu sefaleti reva görenlere, bu haksızlığı yapanlara sandıkta hesap sormazsak namerdiz. Namerdiz. Kısa çöp, uzun çöpten hakkını alana kadar, bu millet uzun adamdan hakkını alana kadar, bu millet emaneti bu kara düzenden alıp halkın partisine verene kadar emeklinin yüzü gülene kadar, işçinin, çiftçinin yüzü gülene kadar, esnaf bu zilletten kurtulana kadar mücadeleye devam, mücadeleye devam. Edirne’de yoğun duygular birbirine karıştı. Biri diyor ‘İstifa’, biri diyor ‘Ya beraber ya hiçbirimiz.’ Öbürü ‘Erdoğan istifa.’ Ben şunu söyleyeyim. Bir tek duygumu söyleyeyim. O şudur. Bu meydanın hepsi haklı. Bu meydanda Ekrem Başkan’ın resmi var, en mağdurumuz o. Ekrem Başkan haklı. 16 belediye başkanımız sırf seçim kazanıyoruz diye içerideler. Hepsi haklı. Süründürdüğü emekli haklı, emekçi haklı, buğday, çeltik üreticisi, ayçiçek üreticisi haklı, esnaf haklı. Ama bütün haklılar bir arada durmak zorundayız. Evde oturan, televizyonundan bizi izleyen, pijamasını çıkarmayanlara ne diyoruz? Eğer evde oturup beklersen senin de kapına gelecekler. Senin de malına çökecekler ve senin de çocuğunun geleceğini elinden alacaklar. Bu memlekette işçi kurtulmadan çiftçi kurtulmaz. Emekli kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Köylü kurtulmadan kimse kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.

ASLA VE ASLA TESLİM OLMAYACAĞIZ

Bir tarafta Ekrem Başkan, bir tarafta Ferdi ile Gülşah… Geçtiğimiz hafta pazar günü, daha altı gün önce Ferdi’den sonra Gülşahımızı da kaybettik Manisa’da. Ferdi Başkan zamanında da bu süreçte de Edirne’den hep dua duyduk, hep iyi dilekler duyduk. Hep birlikte uğraştık. Ama iki evladımız da maalesef aramızdan ayrıldı. Ben gösterdiğiniz bütün dayanışma için, bugün burada Gülşah Başkanımızın ve Ferdi Başkanımızın resimleri için ve bugün hem onlara sahip çıktığınız, hem de onların ortak hayali olan Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı için birbirinizin davasına sahip çıktığınız için, tek başına kurtulmak için&nbsp;değil de hep birlikte olmak için bu meydanı doldurduğunuz için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Hepiniz iyi ki varsınız. Biz ne yapacağız? Biz durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Asla ve asla teslim olmayacağız. Bir kelime eksik konuşmayacağız. Bir adım geri atmayacağız. Bir santim eğilmeyeceğiz. Hepimiz bilmeliyiz ki biz bir kelime eksik konuşursak, bunlar bu milleti susturacak. Biz bir adım geri atarsak, bunlar bu milleti 100 yıl geriye götürecek. Biz bir santim eğilirsek, bunlar bu millete diz çöktürecek. Bunlara, sandıkla gelip de sonra sandığı kaçırmaya, sandıktan kaçmaya çalışanlara, sandıkla çıkanı Silivri’ye atanlara, iftira atanlara, haysiyet cellatlığı yapanlara ne arkadaşlarımızı, ne bu ülkenin geleceğini teslim etmeyeceğiz.

BİZE İFTİRA ATANLARLA İŞİMİZ VAR

Bu sene vatandaş diyor ki ‘Gelecek sene durumum aynı kalacak’ diyenler yüzde 30. Yüzde 60, ‘Daha kötüye gideceğim, fakirleşeceğim’ diyor. Sadece yüzde 0,8, ‘Ben zenginleşirim’ diyor. Yüzde 9 da ‘Durumum iyiye gidebilir’ diyen var. Bu ‘Zenginleşirim’ diyen yüzde 0,8 o bildiğiniz yüzde 0,8. Hepimizi onlara kul, köle etmeye, bizden toplayıp onlara vermeye, bizden alıp onları doyurmaya, bizden kazanıp onlara harcatmaya çalışıyorlar. Biz kutuplaşmadan taraf değiliz. Buradan AK Partili, MHP’li Edirnelilere söylüyorum: Bugüne kadar oy verdiniz. Hatta belki üye oldunuz. Belki haberiniz olmadan AK Parti’ye kaydedildiniz. Belki de iyi olacak diye düşünüp onlarla oldunuz. Bugünü düşünememiş; bu yoksulluğu, bu sefaleti, bu haksızlığı, bu eşitsizliği düşünememiş olabilirsiniz. Biz yarın geldiğimizde Sadece CHP’lilerin değil, bütün Edirne’nin, Edirne’nin AK Partilisinin de MHP’lisinin de asgari ücretini yükseltmeye geliyoruz. İkisinin de emeklisi bütün emekliler gibi en iyi maaşı alsın istiyoruz. Herkes çocuğunun geleceğinden endişe etmesin istiyoruz. Biz gelince geçmişte bize haksızlık yapan; çalan, çırpan, sonra da kendi yaptığını başkası yapmış gibi iftira atanlarla işimiz var. Ama AK Parti’ye geçmişte üye olmuş, oy vermiş kimse korkmasın. Bu parti, hiçbirimizin değil; bu gelecek, hiç birimizin değil; hepimizin birdendir. Cumhuriyet Halk Partisi, baba ocağıdır. Baba ocağı herkesin içine doğduğu evdir. Kimi sonra ırağa gider, kimi yakında oturur. Kimin daha büyüğünü umar, kimi küçüğüne razı olur. Ama herkes bilir ki ‘Başım sıkışırsa, dara düşersem orada bir baba evi var. Kapısı açıktır. Bacası tütmektedir. Çayı, çorbası kaynamaktadır. Kim sıkışırsa gelene kucak açmaktadır.’ O baba evinin tapusu Özgür Özel’de olsa güvenme. Kemal Bey’de de değildi, rahmetli Ecevit’te de İsmet Paşa’da da. Senin garantin Cumhuriyet’tir. Senin garantin bu Cumhuriyet’in kurucusudur. Baba evinin tapusu bir kişiye kayıtlıdır. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü. O yüzden ‘AK Partiliyim beni almazlar. MHP’liyim bana orada yer yok’ diye düşünmeyin. Atatürk’le derdi olmayanın, Cumhuriyet’le derdi olmayanın, bu bayrakla, bu Mehmetçik’le derdi olmayanın bizimle derdi olmaz. Hep beraber olacağız. Hep beraber başaracağız.

EZBERLERİ UNUTUN, O KONFORLU SİYASET BİTTİ

Biz gelince ne olacak? Bir kere bu kuyumcunun, hepsinin önünde söz veriyoruz: En düşük emekli maaşı, tez elden bir asgari ücret olacak. Cumhuriyet Halk Partisi geldiğinde bugünkü parayla asgari ücret 39 bin lira olacak. En düşük emekli maaşı da 3 bin lira, asgari ücret de 39 bin lira olacak. CHP geldiğinde ÖTV ve KDV kalkacak, çiftçinin aldığı mazot 55 lira değil de 33 lira olacak. Çeltik üreticisine de ayçiçeği üreticisine de buğday üreticisine de buradan söz veriyoruz: Mazotu ÖTV’siz, KDV’siz alacaksınız. Bankalara borç çok. Çok mu? O borçların bir sefere mahsus bütün faizlerini sileceğiz. Ana parayı da üç yıla - beş yıla böleceğiz. Söz veriyoruz. Bu AK Parti geldi, vergiyi tabana yaydı, refahı tavana çıkardı. Tepedekiler refah içinde, aşağıdakiler vergiyle boğuşuyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu özellikle dikkatinize sunuyoruz: Bu ülkede toplanan 100 liralık verginin 63 lirasını dolaylı vergilerden alıyorlar. Dolaylı vergi, dünyanın en adaletsiz, en eşitsiz, en haksız vergisidir. Şu kırtasiyeye giden, çocuğuna bir kalem alan fabrikatör de olsa fabrikanın işçisi de olsa aynı vergiyi ödüyor. Elektrik, su, telefon… Asgari ücretle de aynı vergi alıyor, multi-milyarder de aynı vergi ödüyor. Aldığın her şeye, her hizmete vergi ödüyorsun. En zengin de en fakir de aynı vergi ödüyorsun. Bu yüzde 63. Bunun üstüne bir yüzde 25 var. O da gelir vergisi. Yani hepinizin, hepimizin, bu otobüsün üstündeki basın mensuplarının, daha maaşını çekmeden maaşından kesilen vergi yüzde 25’e denk geliyor. Etti mi sana yüzde 88. Yüzde 1, ıvır zıvırdan, gayrimenkullerden alınan. Yüzde 11, kurumlar vergisi. Yani üreten, kazanan, ihracat yapan, kar edenin ödediği vergi yüzde 11. Bu meydanın ödediği vergi ise yüzde 88. İşte bizim iktidar motivasyonumuz budur. Vergiyi bu meydana, tabama değil; vergiyi tavana, refahı buraya yayacağız. Bu vergileri ters yüz etmeye, çok kazanandan çok, az kazanandan az. Kazanmayandan da vergi almamaya geliyoruz. Bütün ezberleri unutsunlar, o konforlu siyaset bitti.

TARIMDA İLK KEZ BU KADAR BÜYÜK BİR KÜÇÜLME YAŞANDI

Oyu garibandan alacaksın, hizmeti zengine yapacaksın. Oyu emekliden alacaksın, emekçiden alacaksın, esnaftan ve çiftçiden alacaksın. Sonra bütün zenginlere en iyi imkanları sunacaksın. 2,7 trilyon lira faiz ödüyor ama yüzde 1’ini emekliye vermeye gelince ayak sürüyor. Yüzde 1’ini destekleme vermeye gelince ayak sürüyor. Geçen bütçe görüşmesi var. Gayri safi milli hasılanın yüzde 1’inin çiftçiye destekleme diye verilmesi lazım. Kanun böyle. Yüzde 0,2’sini getirmişler. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz… Allah şaşırtacak, utandıracak ya. Şöyle konuşuyor, öyle metin yazmışlar: ‘Bu sene tarım sektöründe yüzde eksi 12,7 büyüyebildik.’ ‘Af buyur’ dedim. Yüzde eksi 12,7 büyümüş. Dedim ki ‘Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, eksi 12,7 büyünmez. 12,7 küçültmüşsünüz bu çiftçiyi’ dedim. Cevap yok. Bu yıl ilk kez bu kadar büyük bir küçülme yaşandı. Buradan bütün çiftçilere söylüyoruz: Bu kara&nbsp;düzene mecbur değilsiniz. Bu iktidara mecbur değilsiniz. Eninde sonunda bu düzeni değiştirecek halkın partisinde birleşeceğiz. Bir devri kapatıp, bir devri açacağız. Edirne’den kalkan Fatih iki yıl sonra gidip de bir çağı kapatıp, bir çağı açmadı mı? Bakın Edirne’den söylüyorum: Biz de bir çağı kapatıp, bir çağı açacağız. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.

TÜRK PARASI KARŞISINDA 50 KAT DEĞER KAZANMIŞ

Şimdi işin en tatsız, aslında en haksız yerine geldik. Bütün Türkiye konuşuyor. ‘Efendim Yunanistan’a gidip alışveriş yapılıyor, Bulgaristan’dan gelip alışveriş yapılıyor.’ Geldim, sordum. Hepsini yerinde gördüm. Bugün Edirneliler, İstanbullulara ucuza gıda alışveriş turları düzenleniyor, Dedeağaç’a geçiliyor. Çünkü Yunanistan o kadar ucuz ki bugün Türkiye’deki gıdaya göre yol parasını da kurtarıyor, fazlasını da kazandırıyor. Yunanistan’da bir Niko var, ona kıyma 350 lira. Türkiye’de bir asgari ücretli Nihat abim var, ona da arkadaşları Niko diyor. Bizimkine gelince 900 lira. Yunanistan’da Niko’nun 350 liraya aldığı dana kıymayı burada 900 liraya satan bir düzen var. Öyle olunca bu sefer buradan insanlar oraya; Avrupa’nın en yüksek, dünyanın en yüksek üçüncü gıda enflasyonun olduğu Türkiye’den, Yunanistan’a geçip gıda alıyorlar. Bir de Bulgaristan’dan gelen var. Bulgaristan’dan Ivan geliyor, levayı veriyor ve çantaları dolduruyor. Üstüne de bir tane mont alıyor. Yunanistan’a gidiyor. O bunu yaparken bizim Türkiye’deki Okan kardeşim o bir tane montu alabilmek için bir ay çalışıyor. Peki bu işin sebebi ne? Bütün meydan şahit, bütün Edirne şahit. Bu AK Parti geldiğinde 1 leva 0,60 liraydı. Doğru mu? Yani 1 lira verdin mi sana neredeyse 2 leva veriyorlardı. Şimdi adam geliyor 1 leva veriyor. Biz ona 25 lira veriyoruz. 23 yıldır Türkiye de yönetiliyor AK Parti tarafından Bulgaristan da yönetiliyor kendi hükümetleri tarafından. 23 yıl önce 1 lira verip iki leva alırken, adam şimdi 1 leva verip 25 lira alıyor. 50 kat fark etmiş, 50 kat. Diyoruz ya asgari ücret 8 çeyrekten 1,5’a indi. Altı kat fark orada. Buğdayda altı kat fark. Asgari ücrette öyle. Bir senede yüzde 65 gelmiş sırf ciğerin porsiyonuna. 23 yıl üst üste birikmiş, birikmiş, birikmiş, leva&nbsp;-&nbsp;Türk parası karşısında 50 kat değer kazanmış. 50 kat. Bulgaristan ülkesini, ekonomisini Türkiye’den 50 kat iyi yönetmiş. Buradan Edirne’den bütün Edirne’nin şahitliğinde söylüyorum. Bu kara düzen değişecek kardeşim. Bu hesap değişecek kardeşim. Bizi Yunan’a, Bulgar’a mahcup edenler gidecek, bu memlekete Atatürk’ün partisi gelecek. Eski günlere, Gazi’nin 10 yılda 15 milyon genç yetiştirdiği, şaha kaldırdığı, Sümerbankları yaptığı, fabrikalar açtığı, bunların sata sata bitiremediği KİT’leri yaptığı günlere, Türkiye’nin iyi yönetildiği, birlikte çalıştığı, daha çok kazandığı, adaletle paylaştığı günlere gideceğiz. Var mısınız? Var mısınız? Bu düzeni değiştirecek miyiz? Bunu hep birlikte yapacak mıyız? Ben buna yürekten inanıyorum.

O ZAMAN FERDİ’NİN, GÜLŞAH’IN HATIRASI ARKASINDA DURAMAM

Bakın artık Adalet ve Kalkınma Partisi’nin o konforlu günleri bitti. Gözümüzün içine baka baka yalan attıkları, hiçbir sözlerini tutmadıkları ama yine de seçim kazandıkları, bir şekilde bizim seçimi kaybettiğimiz o dönemler bitti. Biz 31 Mart tarihinde 47 yıl sonra partimizi birinci parti yaptık. 23 yıl sonra AK Parti’ye ilk mağlubiyetini yaşattık. Bu partinin evlatları bugün zindandaysa suçları atılan iftiralar değil, AK Parti’yi yenmektir. Bundan sonra da yenecek olmaktır. İktidarı değiştirecek olmaktır. Avrupa’ya gidecekler, dünyaya gidecekler, işlerine geldiği gibi anlatacaklar, gelip buralarda seçim kazanacaklar. Öyle bir şey yok. Buraya Brüksel’den geldim. Orada Avrupa Sosyalist Partisi yani Avrupa Birliği’ndeki bütün sol, sosyal demokrat, sosyalist partilerin liderleri ile toplantıya katıldım. Orada Türkiye’de yapılan haksızlıkları, hukuksuzlukları teker teker anlattım. Beyler çıkmış, ki bugün değil yıllardır diyor ki bana, ‘Efendim yurtdışına gidip Türkiye’yi şikayet etme.’ Vallahi bu AK Parti bir zamanlar başörtüsü sorunu yaşanıyordu, kardeşlerimize haksızlık yapılıyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açtılar, Türkiye’yi mahkum ettiler, çatır çatır tazminat aldılar. O şikayet değil. Kapatma davaları açılınca, heyetler kuruyorlardı üçer kişi. Bütün dünya başkentlerinde Türkiye’yi şikayet edip, ‘Asgari vesayet var, siyasi vesayet var.’ 15 Temmuz darbe oldu, sabah bizim kapıda bunlar. Çalıyor kapıyı, ‘Buyur.’ ‘Avrupa’da dostlarınız çok. Sizi iyi dinlerle, bu darbeyi birlikte anlatalım.’ 15 Temmuz’da darbe sana yapılınca ya da geçmişte kapatma davası sana açılınca partinin başı sıkışınca, kapı kapı Avrupa’yı gezeceksin, bunun adı demokrasi arayışı, hukuk yolculuğu olacak. Ama benim kardeşlerim içeri atılınca, 31 Mart‘ta seçim kazandık diye 19 Mart’ta darbe bana yapılınca, Özgür Özel oturacak, susacak. Sen de burada keyif çatacaksın. Böyle bir şey yok. Japonya’nın trende basılan 8 milyon tirajlı gazetesine de anlattım, İngiltere’nin, Almanya’nın, Fransa’nın, Amerika’nın bütün dergilerine, gazetelerine de anlattım. Sosyalist Enternasyonel’de de anlattım. Avrupalı sosyalistlere de anlattım. Bütün dünyaya anlatacağım. Bir adım geri atarsam namerdim. Bunu, bu haksızlığı bütün dünyaya anlatacağım. Sana, Tayyip Bey sana, sana, sana helal olan hiçbir şey haram değil bana. Mücadele sonuna kadar, sonuna, sonuna. Senin üç tane televizyonuna, beş tane iftiracı gazetene teslim olursam, o zaman bizi bırakıp giden bu iki kardeşimin gözlerinle böyle bakamam. Ferdi’nin hatırasının, Gülşah‘ın hatırasının arkasında duramam. Ekrem Başkan’a sahip çıkmazsam, haysiyetime sahip çıkmış olmam. Bana diyor, ‘Gel Ankara’ya gel, Ankara merkezli siyaset yap. Partinin başında otur.’ Partimin başında 50 yıl oturacağıma, senden sonra şu iktidarın değiştiğini, CHP’nin geldiğini 5 dakika göreyim, gözüm açık gitmez. Gözüm açık gitmez. Partide oturmaya değil, Türkiye’nin başına geçmeye, bu meydandaki bütün mağdurların yüzünü güldürmeye geliyoruz. Yüzünü güldürmeye.

SEN GEL DE BAKALIM BU MİLLETİN GÖZÜNE BAK

Şunu da söyleyeyim. Edirneliler, Meriç’i sıkı tutun. 15 Temmuz darbesinden sonra bir yılda 2 bin FETÖ’cü yakalandı ya burada. Bu darbeciler de günü gelince Edirne’den kaçmak isterlerse Meriç’ten Dedeağaç’a, size emanet serhat şehri. Sınırı iyi tutun. Zekeriya Öz’ün kaçtığı gibi kaçmaya kalkarsa birisi emanetimdir, Edirne’nin sınırı Edirne’nin evlatlarına. Tabii diğer taraftan şunu açıkça hatırlatalım. Neredeyiz? Edirne’deyiz. Kaç gün oldu? Darbenin üstünden 276 gün geçti. Ne dedi Erdoğan ilk günler? ‘Çok değil, bir ay bekleyin. Bir aya insanın içine çıkamayacaklar. Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Kendi ailelerinin bile gözünün içine bakamayacaklar’ dedi. Kim var burada? Kim var? Dilek İmamoğlu. Kardeşiniz. 276 gün sonra biz bu meydandayız. Birbirimizin yüzüne bakmaya geldik Erdoğan. İnsan içine çıkmaya geldik Erdoğan. Ekrem Başkan Dilek Hanım’ın gözüne her gün bakıyor, o ona güveniyor, biz ona güveniyoruz. Sen gel bakalım da bu milletin gözünün içine bak. Biz el eleyiz, yürek yüreğeyiz, göz gözeyiz. İftiraya teslim olmayız, hiç kimseyi de arkamızda bırakmayız. Böyle bilin bunu.

BÖYLE BİR KÖTÜLÜKLE KARŞI KARŞIYAYIZ…

Ne oldu? Hani Savcı&nbsp;bey ‘Pabucu yarım çık sokağa oynayalım’ diyor gençler. Ne oldu? ‘560 milyarlık yolsuzluk’ diyordun, 560 lirasını ispatlamadın. Ne oldu? ‘Parkenin altından 2 milyon Euro çıktı, videosunu göreceksiniz’ diyordun. İddianameye koyamadın çünkü yalan olduğu ortaya çıktı. ‘Filanca yerde toplandılar, paraları bavullara doldurdular, kaydı çıkacak’ diyordun. İddianamede bomboş çıktı. Jammerların içi, İstanbul İl Başkanımız buradaydı demin. Nerede başkan? Özgür Başkan valizin içini açtı Kameraları gösterdi, o zaman ‘İçinden para çıkacak’ diyordun, içinden Jammerlar çıktı. Dokuz aydır atılan her türlü iftiraya rağmen ne diyorsak o çıktı. Çünkü kendimizden, arkadaşlarımızdan eminiz. İftiranın büyüklüğüne şahidiz. Bakın televizyon izliyorum. Bundan sonra da bir yalan duyarsanız önce bir soru işaretine bakın. Ben Tayyip Erdoğan ‘iki kere iki dört eder’ dese gidip kerrat cetvelini kontrol ediyorum. Bir yanlışlık olmasın. Niye? Televizyonu açmışım, Gaziosmanpaşa Belediyesi’ne baskın. Hakan gencecik, pırıl pırıl bir kardeşim. TRT yazmış kırmızı, kocaman. ‘Belediyenin gizli kasası bulundu.’ Baktım, kasayı açmışlar. Dolarları çıkarıyorlar. Çıkar çıkar bitmedi. Bir daha bir daha gösteriyor. ‘İki kere iki dört’ ya kerrat cetveline bakacağım. Dedim ki arkadaşa ‘Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin arama tutanağını istiyorum.’ Tutanak geldi. Bir, kasa var mı? Var. Doğru mu? Doğru. Arkada mı? Arkada. Kimden kalmış? AK Parti belediyesinden. Kasanın arama tutanağı var mı? Var. Ne çıkmış içinden? Bir belediyeye ait mühür bir de tesliminde verilen bildirimlerin olduğu hard disk. Dolar? Dolar yok. Nasıl yok gözümle gördüm, TRT verdi. Dolar çıkmamış. Arayın TRT’yi, diyor ki ’Biz arama görüntülerini bulamadık Anadolu Ajansı’nda stok görüntü kullandık. O görüntü oranının görüntüsü değil.’ Bu TRT senden benden&nbsp;bandrol alıyor. Hani bizim traktörler var ya şimdi üstü kapalı traktörler var kabinli. O traktörün kabininde radyo varmış, o radyodan 5 bin 800 lira traktörü alırken başta para alıyor. Hepimizden para alıyor. Ve çıkmış arama tutanağı boşken, kasadan sadece mühür çıkmışken stok görüntü diye beni bile kandırıyor. Mustafa Akın, Ekrem Başkan’ın koruması. Gitmişler Mustafa Akın’ın yayladaki evine Karadeniz’de. Evin içinden dandik bir kasa çıkmış. Bana söylüyor, ‘Üç harflilerlerden aldım’ diyor. 2 bin liraya kasa almış, bu kadar bir karış kasa. Arama tutanağında 48 tane beylik tabancaya ait ruhsatsız tabancasının mermisi, başka bir şey yok. Mustafa Akın’ın yayla evindeki kasa bulundu, içinden tomar tomar euro çıkarıyorlar. Sorduk TRT’ye. ‘Yayma görüntüsünü bulamadık Anadolu Ajansı’ndan stok video kullandık.’ Arkadaşlar böyle bir yalanla, böyle bir kötülükle, böyle bir vicdansızlıkla, böyle bir ihanetle karşı karşıyayız.

GİZLİ TANIKLARIN KİMİ DELİRDİ, KİMİ ÇEKİLDİ, KİMİ İSYAN ETTİ

Bakın 15 gizli tanık vardı. İddianame çıktı, Ladin yok. Şahin yok, Kartal yok, Rüzgâr yok, Maun yok, Sekoya yok. Meşe yok. İlke var ama sonradan çekildi. Gizli tanık Ahmet Taşçı gitmiş, dilekçe varmış. ‘Benim bir şey bildiğim yok. Savcılar istedi, piyasadan duyduklarımı anlattım. Vicdanım hiç rahat değil. Tanıklıktan çekiliyorum. Anlattıklarımı yalan, yanlış servis etmişler. İnsanlar haksızca tutuklanmış, geceleyin uyku uyuyamıyorlar.’ Ahmet Taşçı diyor. 15 gizli tanıkla başladılar. Kimi delirdi, kimi isyan etti, kimi kendi çekildi, kimi kayboldu… Hasta mı var?&nbsp;Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanımız doktor, geliyor oraya. Şimdi bu giden sağlıkçıları biliyor musun? Covid’te herkes evdeydi, bunlar koşturuyordu. Tayyip bey ne dedi? ‘Hakları ödenmez.’ Hakikaten ödemedi haklarını. O yüzden biz yaşayalım diye ölümü göze alan bütün sağlık emekçilerine yürekten alkış. Seçim olur, onlar çalışır. Maç olur, onlar çalışır. Sayım olur, onlar çalışır. Sokağa çıkma yasağı olur, onlar çalışır. Kahraman Türk polisine bir kocaman alkış yakışır. Onların da hiç hakkını veren yok. Cezaevleri olmuş neredeyse 500 bin kişi. Bir tutuklu ve hükümlü olanlar var. Bir de o cezaevinde ekmeğinin peşinde olan, atanmamış öğretmenden tut dünya kadar üniversite mezunu ya da lise mezunu infaz koruma memurları var. Allah hepsinden razı olsun. Geldiğimiz ilk yıl başlatıp, üç yıl içinde hepsine en uygun fiyatlı lojmanları vereceğiz. Aldıkları maaşın yarısı kiraya gitmeyecek, söz veriyoruz. Sınır şehrindeyiz. Sınırı bekleyen Mehmetçik’e, sözleşmelilerine, uzman çavuşuna, astsubayına, subayına, komutanına, hepsine bir yürekten alkış… Bütün devlet memurlarına, devlet işçilerine, devlete kendini emanet edip hakkı yenen bütün emekçilere bir yürekten alkış. Hasta nasıl? Bizim burada şöyle bir şey var; kimseyi arkada bırakmıyoruz, Saraçhane’den gelenek. Kış oldu bir - iki oluyor, yazın oldu 10 - 15. Hasta birisi bayıldı mı siyasete ara veriyoruz, emekçilerin ve çalışanların haklarını hatırlatıyoruz. Ayağa kalkmış, hastamıza da bir kocaman alkış.

12 EYLÜL’Ü ARATMAYAN İŞLER YAPIYORLAR

Değerli Edirneliler biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne dediğimizi, ne yaptığımızı biliyoruz. Bu süreçte insanların nasıl çocuklarıyla tehdit edildiğini, eşinden ayrılmış hanımefendilere… ‘Çocuğa kim bakacak?’ ‘Annem.’ ‘Kaç yaşında? ‘84.’ ‘Nasıl olacak?’ ‘Bilmiyorum.’ ‘Haydi şuraya at bir imza, Silivri’ye gitme. Çocuğun yanına git’ dendiğini, iftiralara zorlandıklarını. Kabul etmedikleri beyanlar alınmak için sürekli savcılığa çağrılıp avukatsız görüşmelere zorlandıklarını hep anlattım. Ama buna Hakimler ve Savcılar Kurulu bir soruşturma başlatmadı. Şimdi iddianame çıktı, İBB davasında. 12 Eylül’ü aratmayan işler… İBB’ye ayrı bir iştirak, başında bir kadın müdür, 13 Mart’ta kızının okulu için yurtdışına çıkmak isterken durduruluyor. ‘Çıkamazsın’ diyor. 14&nbsp;Mart’ta savcıya gidiyor, ‘İfademi al.’ Almıyor. 15 Mart, ‘Yok.’ 16 Mart, ‘Yok.’ Gidiyor devamlı savcılığın kapısında, ‘Bekleyin.’ Sonra kendi ayağıyla üç kez giden kadını sabah 06.00’da uyuşturucu çetesine operasyon yapılır gibi evinin kapısına gidip vura kıra, alıp götürüyorlar. Götürdükleri yerde, depo dedikleri bir yerde insanlığa aykırı çıplak aramaya tabi tutuyorlar. 12 Eylül darbesinin taşıyamadığı bu ayıbı yaşatıyorlar dört gün boyunca. Şimdi o kişi savcılığa başvurmuş, dinlememişler. Mahkemeye başvurmuş, dinlememişler. En son Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş uğradığı hak ihlalini anlatmaya çalışırken. Biz suçu olana sahip çıkan bir parti değiliz. Hiç olmadık. Ancak bu kadar haksızlığın yanında susup da arkadaşlarımızı asla yalnız bırakmadık.

ERDOĞAN’A EN BÜYÜK GÜVENSİZLİK OYUNU VERDİLER

Ben atılan iftiraları ve yapılmaya çalışılan siyasi operasyonu görüyorum, biliyorum. Ben Ekrem Başkan’a kefilim, ben Ekrem Başkan’a inanıyorum ve diyorum ki ‘Sizde varım diyordunuz. Ne oldu televizyondan canlı yayın? Gelin yayınlayın.’ Savcısına güvenen karşıma çıksın. Canlı yayın istiyorum. Ama iddianameye kadar atıp tutuyorlardı. ‘Canlı yayınlansın’ diyorlardı. Şimdi Tayyip Bey en iyi bildiği vitese taktı. Geri vitese. R yaptı, R. Tayyip Bey savcına güveniyorsan, al savcını ve geç karşıma. Okunsun iddianame, görünsün iftiralar. Verilsin cevaplar. Hodri meydan. Geçen hafta Kayseri’ye götürdüm. ‘Buraya getireyim’ dedim. Dediler ki ‘Meydan zaten yeterince büyük değil, sığmıyor. İmza TIR’ı girmez.’ Hepinizin emeği var; 25,1 milyon imza topladık. Ne diyerek? Şu metnin altına imza attınız: ‘Ey Erdoğan adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum.’ 25,1 milyon insan dünyanın en büyük imza kampanyalarından birinde Türkiye siyaset tarihinin en büyük güvensizlik oyunu verdi Erdoğan’a. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Erdoğan, cesaretin varsa çık karşımıza. Yoksa en güvendiğini çıkar karşımıza. İster sen, ister evlat, ister damat, ister bakan adayını belirle, ben buradayım. Adayım burada Ekrem Başkan burada, çık karşıma. Millet ne derse o olur. Milletten kaçarak kurtulamazsın. Seni millet getirdi, bu milletin elinden kurtulamazsın. Bundan sonra adayımız Silivri’de de olsa onun yerine&nbsp;Cumhurbaşkanı adaylığına var mısınız? Onun adına kapı kapı gezmeye, vaatlerimizi anlatmaya, kampanya yapmaya var mısınız? Onun yerine koşacak mıyız? Onun yerinden çalışacak mıyız? Bu seçime kazanacak mıyız? Birlikte miyiz? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman yürüyelim arkadaşlar.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Bütün haklılar bir arada durmak zorundayız - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 20 Dec 2025 12:54:17 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-butun-haklilar-bir-arada-durmak-zorundayiz-160728-20251220.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-butun-haklilar-bir-arada-durmak-zorundayiz-160728-20251220.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-butun-haklilar-bir-arada-durmak-zorundayiz-160728-20251220.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP’nin Gölge Kabinesi belli oldu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-chpnin-golge-kabinesi-belli-oldu-2293.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-chpnin-golge-kabinesi-belli-oldu-2293.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu üyeleri belli oldu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ CHP'nin yaptığı açıklamaya göre Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu’nda görev yapacak isimler ve görev alanları şöyle:

1- Adalet Politika Kurulu Başkanı: Şule Özsoy Boyunsuz

2- Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı: Aylin Nazlıaka

3- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı: Gamze Taşcıer

4- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Politika Kurulu Başkanı: Seyit Torun

5- Dışişleri Politika Kurulu Başkanı: Ömer Kaya Türkmen

6- Enerji ve Tabii Kaynaklar Politika Kurulu Başkanı: Ümit Özlale

7- Gençlik ve Spor Politika Kurulu Başkanı: Sevgi Kılıç

8- Hazine ve Maliye Politika Kurulu Başkanı: Kerim Rota

9- İçişleri Politika Kurulu Başkanı: Murat Bakan

10- Kültür ve Turizm Politika Kurulu Başkanı: Seda Kaya Ösen

11- Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı: Suat Özçağdaş

12- Millî Savunma Politika Kurulu Başkanı: A0lla Kezek

13- Sağlık Politika Kurulu Başkanı: Kayıhan Pala

14- Sanayi ve Teknoloji Politika Kurulu Başkanı: Yalçın Karatepe

15- Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanı: Sencer Solakoğlu

16- Ticaret Politika Kurulu Başkanı: Emre Kartaloğlu

17- Ulaştırma ve Altyapı Politika Kurulu Başkanı: Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu

18- Cumhurbaşkanlığı’na Bağlı Kuruluşlar Politika Başkanı: Barış Övgün

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[CHP’nin Gölge Kabinesi belli oldu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 14 Dec 2025 12:19:17 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/chpnin-golge-kabinesi-belli-oldu-152745-20251214.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/chpnin-golge-kabinesi-belli-oldu-152745-20251214.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/chpnin-golge-kabinesi-belli-oldu-152745-20251214.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ahmet Özer Devlet Bahçeli ile görüştü]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ahmet-ozer-devlet-bahceli-ile-gorustu-2291.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ahmet-ozer-devlet-bahceli-ile-gorustu-2291.html</link>
                    <description><![CDATA[Yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi makamında ziyaret etti. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ahmet Özer, ziyareti sonrasında sosyal öedya hesabında şu paylaşımı yaptı:

MHP Genel Başkanı Sn. Devlet Bahçeli’yi ziyaret ettim ve Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’in selamlarını ilettim.&nbsp;

Einstein &nbsp;“Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz” der. Yıllar içinde ön yargı, ezberler ve korkularla beslenen süreç ancak samimi, kararlı ve özverili bir tutumla aşılabilir. Bu anlamda Sn Bahçeliye barış sürecine özverili ve samimi katkıları için teşekkürlerimi sundum.

Daha bir çok zorluğun üstesinden gelmek ve umutları boşa çıkarmamak için herkese ve her kesime büyük görevler düşüyor. Bizlerin de bu tarihi süreçte üzerimize düşeni yapacağımızı belirttim.

Barış sürecine doğrudan ve dolaylı katkı sağlayacak hususlar ve çelişkiler üzerine derin bir sohbetimiz oldu.

Toplumsal barışın kalıcı hale gelmesi için kimsenin dışlanmaması ve özellikle bu süreçte CHP’ye yapılan kuşatmanın son bulmasının önemine değindim.

Yargıya olan güvenin artırılmasının işin miheng noktası olduğu, bunun barış sürecinin güven bulması için gerekli olduğu, güven artırıcı adımlara ihtiyaç olduğuna değindim.

Yargılamaların cezalandırmaya dönüşmemesi gerektiği, tutuksuz yargılama ile bir yumuşamaya ihtiyaç olduğunu, kayyım rejimine son verilmesi, AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasının sürece olacak katkısını vurguladım. Zira günümüzde yargıya olan güvenin azalması ülkemiz demokrasisine ve barış sürecine zarar verdiği aşikardır.&nbsp;

Şimdi kutuplaşmayı geride bırakıp kucaklaşma zamanıdır. Bunu mutlaka başarmalı ve yakaladığımız bu fırsat hiçbir koşulda heba edilmemelidir. Zira bu fırsat sadece Türkiye’nin iç barışı için değil aynı zamanda bölge barışı içinde büyük bir öneme sahiptir.&nbsp;

Türkiye bu sorunu demokrasi içinde çözmeli, eşit temelde barış içinde bir arada yaşamayı perçinlemelidir.

Kadirşinas ve nazik ağırlamaları için Sn. Bahçeli’ye teşekkür ediyorum.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Ahmet Özer Devlet Bahçeli ile görüştü - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 13 Dec 2025 10:16:12 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ahmet-ozer-devlet-bahceli-ile-gorustu-132127-20251213.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ahmet-ozer-devlet-bahceli-ile-gorustu-132127-20251213.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ahmet-ozer-devlet-bahceli-ile-gorustu-132127-20251213.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[DEM Parti İmralı Heyeti yarın Bahçeli’yle görüşecek]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-dem-parti-imrali-heyeti-yarin-bahceliyle-gorusecek-2289.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-dem-parti-imrali-heyeti-yarin-bahceliyle-gorusecek-2289.html</link>
                    <description><![CDATA[DEM Parti İmralı Heyeti yarın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi TBMM’de ziyaret edecek. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ DEM Parti Basın Bürosu tarafından yarına dair bildirilen program şöyle:

DEM Parti İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol yarın (12 Aralık Cuma) saat 11:00’de DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ı DEVA Partisi Genel Merkezi'nde; saat 14:00’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi Meclis’te ziyaret edecektir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[DEM Parti İmralı Heyeti yarın Bahçeli’yle görüşecek - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 11 Dec 2025 13:00:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/dem-parti-imrali-heyeti-yarin-bahceliyle-gorusecek-160521-20251211.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/dem-parti-imrali-heyeti-yarin-bahceliyle-gorusecek-160521-20251211.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/dem-parti-imrali-heyeti-yarin-bahceliyle-gorusecek-160521-20251211.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP’nin yeni MYK’sı belli oldu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-chpnin-yeni-myksi-belli-oldu-2279.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-chpnin-yeni-myksi-belli-oldu-2279.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçtiğimiz hafta gerçekleşen Olağan Kurultayı sonrası yeni MYK’sı belli oldu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ CHP'nin yeni MYK'sı şöyle:

Genel Sekreter: Selin Sayek Böke
Yurtiçi Örgütlenme: Ensar Aytekin
Yurtdışı Örgütlenme: Nurhayat Altaca KayışoğluİdariMali İşler: Özgür Karabat
Yerel Yönetimler: Gökan Zeybek
Medya ve Halkla İlişkiler: Burhanettin Bulut
Seçim İşleri: Gül Çiftçi
Hukuk: Gökçe Gökçen
Çevre–Doğa–Hayvan Hakları: Evrim Rızvanoğlu

İnsan Hakları: Sezgin Tanrıkulu
Siyasi Partilerle İlişkiler: Serkan Özcan
Dış Politika: Namık Tan
Kamu Denetimi &amp; Yolsuzlukla Mücadele: Deniz Yavuzyılmaz

Emek Büroları: Ulaş Karasu
STK &amp; Meslek Örgütleri: Bihlun Tamaylıgil
Milli Savunma: Yankı Bağcıoğlu
Ekonomi: Güldem Atabay
Parti Sözcüsü: Zeynel Emre
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[CHP’nin yeni MYK’sı belli oldu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 06 Dec 2025 11:14:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/chpnin-yeni-myksi-belli-oldu-142210-20251206.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/chpnin-yeni-myksi-belli-oldu-142210-20251206.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/chpnin-yeni-myksi-belli-oldu-142210-20251206.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Hak edilen maaş en az 39, biz bunun altında yokuz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-hak-edilen-maas-en-az-39-biz-bunun-altinda-yokuz-2274.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-hak-edilen-maas-en-az-39-biz-bunun-altinda-yokuz-2274.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, önceki akşam İstanbul Güngören’de gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi’nde yaptığı konuşmada “asgari ücrete insanca zam hakkımızdır” diyerek, hak edilen maaşın en az 39 bin olduğunu söyledi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;

Özgür Özel asgari ücrete ilişkin şunları söyledi:

Şimdi bütün meydandaki herkese soruyorum, Erdoğan sizi seviyor mu? Niye? Fakirsiniz. Bakın yoksulluk sınırı 97 bin liraya çıktı. Yani bir eve, bir haneye 97 bin lira girmiyorsa fakirsin. 97 bin liranın altında evine gelir girenler bir el kaldırsın göreyim. Jimmy&nbsp;jib’ci&nbsp;senin maaş ne kadar? Sen de kaldır. O da kaldırdı. Kamerayı çeken adam bile fakir yani. Bırak meydan fakir, meydanı çeken de fakir. Şimdi bu şartlarda sendikalar hesaplıyor. Öyle hani DİSK çok işçiden yana hesap yapıyor falan. TÜRK-İŞ yıllardır bu işin ortalamasını söyleyen, söylediği rakamlarda aslında açlık sınırının altında kalıyor diye de eleştirilen TÜRK-İŞ’in&nbsp;rakamı oldu 30 bin lira. Memlekette 30 bin lira açlık sınırı. 97 bin lira yoksulluk sınırı. Asgari ücret 22 bin lira. Türkiye’nin en çok asgari ücret alınan ilçelerinden biri, asgari ücretin başkenti Güngören. Doğru mu? Memleket öyle bir açmazda ki, öyle bir açmaza geldi ki asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Eğer verildiği yer tekstilse,&nbsp;Merter’deki&nbsp;tekstil atölyesi Hindistan'ın asgari ücreti ile mücadele edemiyor. Dünyanın dört bir yanındaki yoksul ülkelerin asgari ücreti ile baş edemiyor. Asgari ücretli de bu maaşla&nbsp;geçinemiyor. Bunun için biz geçen sene 30 dedik, sözü dinletemedik. Bu sene hem geçen seneki 30’a, sadece TÜİK yansıtması yapsak bile asgari ücret 39 bin lira olmak zorunda. 22 bin liralık&nbsp;asgari ücrete geçen seneki enflasyonu koysalar, bu seneki beklenti enflasyonunu koysalar, küçücük refah payını koysalar kendi asgari ücretleri bile 35 olmalı. Bugün bizim teklifimiz asgari ücret 39 bin lira olmalı. Ama&nbsp;Merter’de&nbsp;çalışan emekçiye 39 bin lira asgari ücret olsa iyi gelir mi? Yetmez, ama bir nefes aldırır. Ama&nbsp;Merter’deki&nbsp;tekstil atölyesi bu maaşı ödeyebilir mi? O da ödeyemez, kapatır. İşte devlet burada ortaya çıkacak. Diyecek ki ‘Biz kanun teklifini hazırladık yarın veriyoruz. 1-10 çalışanı olan işyerlerine 10 bin 540 lira, 10-49 arasında işçi çalıştıranlara 8 bin 400 lira, 50 ve üzeri çalışanı olanlara 5 bin 100 lira asgari ücret için sosyal devlet destekleme primi verilsin.’ Yani birileri ‘İflas ederim ben veremem. Öbürü ‘Ben bu maaşla geçinemem’ diyorsa araya devlet girecek bu yükün önemli kısmını işverenin sırtından alacak. Biz bir kez daha tarih önünde söylüyoruz: Hak edilen maaş en az 39, biz bunun altında&nbsp;yokuz.

ASGARİ ÜCRETE İNSANCA ZAM HAKKIMIZDIR

Asgari ücrete 2023 yılında temmuzda zam verdiler. Tayyip Erdoğan dedi ki ‘Bunu gerekirse Aralık’ta olanın dışında üç kere daha güncellemeliyiz.’ Yani ‘Üç ayda bir asgari ücreti güncelleyeceğiz’ dedi. Oyu aldı Güngören’den. Ama sonra çekti gitti. Ne 2024’te, ne 2025’te. 2024’te 17 bin lirayı bir yıl sürdürdü. 2025’te 22 bin lirayı bir yıl sürdürdü. Şimdi 27 bin lira asgari ücret yapıp, bir yıl boyunca sürüm&nbsp;sürümsürdürmeye niyetleniyor. Ben buradan sendikalara sesleniyorum. Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısı için de önerimizi sunduk. Sendikalara sesleniyorum. Türkiye’de asgari ücret, temel ücret oldu. Asgari ücret tüm dünyada ilk bir yıl alınan, kıdemle hızla uzaklaşılan bir ücrettir. Ama burada asgari ücret herkesin maaşına yön veriyor. Onun için sendikalar asgari ücret mücadelesine omuz vermelidirler. Asgari ücrete insanca zam hakkımızdır. Söke&nbsp;söke&nbsp;almak için tüm Türkiye’yi, tüm emekçileri, tüm işçileri mücadeleye davet ediyoruz. Yanlarında olacağız. Arkalarında olacağız.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Hak edilen maaş en az 39, biz bunun altında yokuz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 04 Dec 2025 09:15:58 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-hak-edilen-maas-en-az-39-biz-bunun-altinda-yokuz-122458-20251204.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-hak-edilen-maas-en-az-39-biz-bunun-altinda-yokuz-122458-20251204.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-hak-edilen-maas-en-az-39-biz-bunun-altinda-yokuz-122458-20251204.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Murat Emir, Erdoğan’ın sözlerini yanıtladı: Sanırsın oyu düşünce süreci buzdolabına kaldıran sen değilsin]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-murat-emir-erdoganin-sozlerini-yanitladi-sanirsin-oyu-dusunce-sureci-buzdolabina-kaldiran-sen-degilsin-2273.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-murat-emir-erdoganin-sozlerini-yanitladi-sanirsin-oyu-dusunce-sureci-buzdolabina-kaldiran-sen-degilsin-2273.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP Ankara Milletvekili ve Grup Başkanvekili Murat Emir, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısı esnasında söylediği “Sayın Özel cesareti varsa, cellat görmek istiyorsa aynaya baksın” sözlerini sosyal medya hesabı X’ten yaptığı paylaşımla yanıtladı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Murat Emir'in paylaşımı şöyle:

Sanırsın kayyum atayan sen değilsin.

Sanırsın seçilmiş belediye başkanlarını tutuklatan sen değilsin.

Sanırsın oyu düşünce süreci buzdolabına kaldıran sen değilsin.

Sanırsın “Kürt sorunu yoktur” diyen sen değilsin.

Sanırsın Roboski için özür dilemeyen sen değilsin.&nbsp;

Sanırsın AİHM kararlarına rağmen “Hamlemizi yapar işi bitiririz” diyen ve seçilmiş siyasetçileri içeride tutan sen değilsin.

Sanırsın “Batıda Kürtleri belediye meclisine sokma suçu” icat ettiren sen değilsin.&nbsp;

Medyasında hafıza yok diye kimsede yok sanıyor.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Murat Emir, Erdoğan’ın sözlerini yanıtladı: Sanırsın oyu düşünce süreci buzdolabına kaldıran sen değilsin - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 03 Dec 2025 11:56:17 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/murat-emir-erdoganin-sozlerini-yanitladi-sanirsin-oyu-dusunce-sureci-buzdolabina-kaldiran-sen-degilsin-150233-20251203.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/murat-emir-erdoganin-sozlerini-yanitladi-sanirsin-oyu-dusunce-sureci-buzdolabina-kaldiran-sen-degilsin-150233-20251203.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/murat-emir-erdoganin-sozlerini-yanitladi-sanirsin-oyu-dusunce-sureci-buzdolabina-kaldiran-sen-degilsin-150233-20251203.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan, Özgür Özel’in Stockholm sendromu sözlerine yanıt verdi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-recep-tayyip-erdogan-ozgur-ozelin-stockholm-sendromu-sozlerine-yanit-verdi-2272.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-recep-tayyip-erdogan-ozgur-ozelin-stockholm-sendromu-sozlerine-yanit-verdi-2272.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı ve AKP Genle Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Stockholm sendromu sözlerine de değindi ve “Neymiş DEM Parti'nin sürece katkı vermesi Stockholm sendromuymuş. Sayın Özel cesaretin varsa ve cellat görmek istiyorsa aynaya baksın, kendi tarihine bak, CHP'nin geçmişine bak. Celladı orada göreceksin” dedi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[  ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan, Özgür Özel’in Stockholm sendromu sözlerine yanıt verdi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 03 Dec 2025 11:38:01 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/recep-tayyip-erdogan-ozgur-ozelin-stockholm-sendromu-sozlerine-yanit-verdi-144715-20251203.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/recep-tayyip-erdogan-ozgur-ozelin-stockholm-sendromu-sozlerine-yanit-verdi-144715-20251203.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/recep-tayyip-erdogan-ozgur-ozelin-stockholm-sendromu-sozlerine-yanit-verdi-144715-20251203.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tuncer Bakırhan: Herkesi polemikçi ve tutarsız dilden vazgeçmeye; çözüme ve barışa katkı sunmaya çağırıyorum]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-tuncer-bakirhan-herkesi-polemikci-ve-tutarsiz-dilden-vazgecmeye-cozume-ve-barisa-katki-sunmaya-cagiriyorum-2269.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-tuncer-bakirhan-herkesi-polemikci-ve-tutarsiz-dilden-vazgecmeye-cozume-ve-barisa-katki-sunmaya-cagiriyorum-2269.html</link>
                    <description><![CDATA[DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM’de partisinin grup toplantısındaki konuşmasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in CHP’nin 30. Olağan Kongresi’ndeki konuşmasında değindiği “Stockholm Sendromu” ve “Celladına aşık olma” sözlerini yanıtlayarak, “Biz bu coğrafyada halklar, inançlar, devrimciler, ezilenler olarak celladı mezarlıklarımızdan, faili meçhullerden, yakılmış köylerimizden, direndiğimiz o zindanlardan iyi biliriz” dedi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tuncer Bakırhan ayrıca tüm siyasi aktörleri polemikçi dilden vazgeçip çözüme ve barışa katkı sunmaya davet etti.&nbsp;

Bakırhan şunları söyledi:

Biz ortak paydaları büyütmeye çalışırken ana muhalefet partisinin lideri, partimize ve tabanımıza bazı ithamlarda bulunuyor. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Özel, kurultay kürsüsünden bize "Stockholm Sendromu" teşhisi koyuyor, "Celladınıza aşık olmayın" diyor. Biz de soruyoruz: Biz Meclis’te barış için yasa konuşurken, sokaklarda barışı toplumsallaştırırken, siz kürsüden neden bir halkı aşağılayıcı sözler kullanıyorsunuz? Sözü çözüm için kurmak varken, ucuz polemikler ve anlamsız kavgalara başvurmak siyasetsizliktir. Biz demokratik siyasi çözümü esas alan mücadele ve müzakere partisiyiz. Halkımız barış içinde eşit ve özgür yaşamak istiyor. Böyle bir halkı sendromla itham etmek demokratik siyaset midir? Kürt halkına saygı duymak bu mudur? Biz bu coğrafyada halklar, inançlar, devrimciler, ezilenler olarak celladı iyi tanırız. Cellatları mezarlıklarımızdan, faili meçhullerden, yakılmış köylerimizden, direndiğimiz o zindanlardan iyi biliriz. Kimse bu hafızanın üzerine ucuz metaforlarla yaklaşmasın. Cellatlığımıza soyunan çok oldu, haklısınız, ama bizi kurban yapmaya kimsenin gücü yetmedi ve yetmeyecek.&nbsp;

Herkes çok iyi bilsin ki "cellat" defterini açacaksak, geçmişi konuşacaksak hepiniz borçlu çıkarsınız. Herkesi polemikçi ve tutarsız dilden vazgeçmeye; çözüme ve barışa katkı sunmaya çağırıyorum. Açık konuşun. Bu sorunun çözümünün karşısındaysanız, sağa sola çekmeden, yaftalamadan sözünüzü söyleyin. Ana muhalefet partisi süreç karşıtlarının çekim merkezi olmaya adaysa büyük bir yanlış yapar. Buradan iktidara yürürüm stratejisini düşünüyorsa kaybeder. Bu vesileyle bir kez daha CHP Genel Başkanlığına seçilen Sayın Özgür Özel’i tebrik ediyoruz. Başta ana muhalefet partisi olmak üzere bütün muhalefet partilerine, yüz yıllık meselenin çözümünde ellerini taşın altına koymaya, sorumluluk ve inisiyatif almaya çağırıyorum. Barışa ve çözüme ortak olan kazanır.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Tuncer Bakırhan: Herkesi polemikçi ve tutarsız dilden vazgeçmeye; çözüme ve barışa katkı sunmaya çağırıyorum - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 11:27:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/tuncer-bakirhan-herkesi-polemikci-ve-tutarsiz-dilden-vazgecmeye-cozume-ve-barisa-katki-sunmaya-cagiriyorum-144144-20251202.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/tuncer-bakirhan-herkesi-polemikci-ve-tutarsiz-dilden-vazgecmeye-cozume-ve-barisa-katki-sunmaya-cagiriyorum-144144-20251202.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/tuncer-bakirhan-herkesi-polemikci-ve-tutarsiz-dilden-vazgecmeye-cozume-ve-barisa-katki-sunmaya-cagiriyorum-144144-20251202.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHP 39. Olağan Kurultayı 2. gününde devam ediyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-chp-39-olagan-kurultayi-2-gununde-devam-ediyor-2265.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-chp-39-olagan-kurultayi-2-gununde-devam-ediyor-2265.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi’nin 39. Olağan Kurultayı 2. gününde devam ediyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgür Özel, ikinci günde yaptığı konuşmada 39. Olağan Kurultay'ın muhalefetteki son kurultayı olduğunu, 40. Kurultay'ın ise iktidardaki ilk kurultayları olacağını söyledi.

Özel'in tek aday olduğu kurultayda genel başkanlık için oy verme işemleri başladı. Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeliği için ise başvurular toplanmaya başladı.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[CHP 39. Olağan Kurultayı 2. gününde devam ediyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 29 Nov 2025 13:14:19 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/chp-39-olagan-kurultayi-2-gununde-devam-ediyor-162229-20251129.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/chp-39-olagan-kurultayi-2-gununde-devam-ediyor-162229-20251129.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/chp-39-olagan-kurultayi-2-gununde-devam-ediyor-162229-20251129.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özgür Özel: Güvenli yarınları nasıl kuracağımızı konuşacağız]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-guvenli-yarinlari-nasil-kuracagimizi-konusacagiz-2263.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-ozgur-ozel-guvenli-yarinlari-nasil-kuracagimizi-konusacagiz-2263.html</link>
                    <description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, CHP'nin 39’uncu Olağan ‘Şimdi İktidar Zamanı’ Kurultayı'nın açılış konuşmasını yaptı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;

Özgür Özel, “Sayın Genel Başkanım, çok değerli milletvekillerimiz, yöneticilerimiz, delegelerimiz ve değerli konuklar bugün sabah saat 10.00’a çağrılı, 39’uncu Olağan Kurultayımız saat 10.00 itibariyle delegelerimizin tamamına yakının&nbsp;hazirunlistesine imzalarını atmasıyla toplantı yeter sayısını tamamlamıştır. 39’uncu Olağan Kurultayımızı açıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi.&nbsp;

Özel, 39. Olağan Kurultay'ın açılış konuşmasında şunları söyledi:

OY BİRLİĞİ İLE ONAYLAMIŞTIK

Değerli yol arkadaşlarım, partimizin&nbsp;vefakar&nbsp;ve cefakar neferleri bir kez daha hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum. 39’uncu Olağan Kurultayımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz.&nbsp;Bugün kurultayımızın ilk günü, cumartesi ve pazar günleri iki günlük, seçimli, siyasi tonu yüksek kurultaylarımızın yanı sıra uzun süre sonra ilk kez üzerinde uzun emekler verdiğimiz parti programımızı tartışacağımız, görüşeceğimiz, son şeklini verip hayata geçireceğimiz, oylamasını yapacağımız, ardından tüzüğümüzde son bir yıl içinde ortaya çıkan bir takım değişiklik ihtiyaçlarını gidereceğimiz, ardından da yarınki kurultay takvimimizi işletmek üzere bugünkü çalışmalarımızı tamamlayacağımız kurultayımızın ilk günündeyiz.&nbsp;Yarın 81 ilden, Türkiye’nin dört bir yanından buraya koşup gelecek Cumhuriyet Halk Partililerin takip edecekleri bu salonda bugün delegelerimizle ve davetlilerimizle birlikte program&nbsp;çalıştayımızı&nbsp;yapacağız. Bildiğiniz gibi iki yıl önce bu salonda Değişim Kurultayı’mızda bir takım sözler, vaatler ve önümüze bir çalışma takvimi koyulmuştu. O takvimin içinde hiç şüphe yok ki en önemli iki hedefimiz, tüzüğümüzü değiştirmek ve programımızı yenilemekti.&nbsp;Geçen sene 4-9 Eylül tarihleri arasında; 4 Eylül, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partimizin de ilk kongresi o günkü söylemle, ilk kurultayı olarak kabul ettiği Sivas Kongresi’nin&nbsp;toplandığı gün, 9 Eylül de hem düşman işgalinden Anadolu’yu kurtardığımız, düşmanı denize döktüğümüz hem de partimizin kuruluş yıldönümüne gelen haftayı kuruluş haftası olarak tanımlamıştık. Geçen sene bu kuruluş haftası boyunca çeşitli etkinlikler yapmış, tüzüğümüzü 81 il başkanımızın ve örgütümüzün sahiplendiği bir süreçle örgütün talepleri, çağın talepleri, Türkiye’nin önüne koymak istediğimiz örnek parti içi demokrasi hedeflerimiz, bizlerin ve parti içi demokrasiye dair söz söyleyen herkesin taleplerinin ortaklaştığı ve 10 ay öncesindeki kurultayımızda söz verdiğimiz gibi ortak akılla çalışıp, bir mutabakatla sonlandırmak istediğimiz tüzüğümüzü bu salonda toplanan delegelerimizin neredeyse oybirliğiyle, en tartışmalı maddesinde 32 karşı oya karşı bin 200’ün üzerinde oyla, maddelerinin çoğunu oybirliği ile onaylamış ve yürürlüğe koymuştuk.&nbsp;O tüzüğümüzde artık Cumhuriyet Halk Partisi’nin bundan sonra her yıl 4-9 Eylül arasındaki haftayı kuruluş haftası olarak kutlaması da resmiyet kazanmıştı.

PARTİ PROGRAMI 81 İLDE TARTIŞILDI

4-9 Eylül haftasında bu yıl için hedefimiz, program çalışmamızdı. Tabii ki program çalışması ne bir güne, ne bir haftaya sıkıştırılabilecek ya da partide birkaç kişinin oturup kaleme aldığı ve ardından oya sunduğu bir metin olamazdı. Elbette pek çok siyasi partide bunun şekil şartı tamamlamak için yürütülen bir süreç olduğunu biliyoruz. Ama bizde böyle olamazdı. Biz söz verdiğimiz gibi 81 ilde ilk il danışma kurullarını yapıp, bu çalışmaları il bazına taşıyarak, tanıtarak tartışmaya başladık. Ardından 923 ilçemizde ilçe danışma kurulları yapıldı. İlçe bazında partimize geçmişte emek verenler, katılım sağlamak isteyen tüm üyelerimiz. O ilçelerin meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, varsa sendikal örgütlenmelerinin davet edildiği, şehrin kanaat önderlerinin ziyaret edilerek fikirlerinin alındığı, ilçe danışma kurullarında tartışıldığı,&nbsp;raporlaştırıldığı&nbsp;bir süreci hep birlikte siz yaşadınız ve programımızdan beklentileri ilçe bazında tartışarak olgunlaştırdınız. Ardından ikinci il danışma kurulu toplantılarımız yapıldı. İlçelerden gelen öneriler, il danışma kurulu toplantılarında tartışıldı. Üzerinde mutabakata varılan maddeler olgunlaştırıldı, raporlar haline getirildi ve genel merkezimize yollandı. Bu çalışmalarla eş zamanlı olarak Sayın Genel Sekreterimizin, yardımcılarının ve görev dağılımı gereği gölge bakanlarımızın kendi alanlarında ve tüm Parti Meclisi üyelerimizin, milletvekillerimizden katkı koymak isteyen çok sayıda arkadaşımızın emekleriyle hem bu raporlar çalışıldı, hem dünyadaki örneklere bakan komisyonlarımız çalışmalarına devam ettiler. Bir yandan da bu kez genel merkezler düzeyinde, meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, sendikalarla gerekli temaslar kurularak olgunlaşmakta olan metin anlatıldı.

BİR YANDAN DİRENDİK, BİR YANDAN GAYRETLE ÇALIŞTIK

Bu süreci mart, nisan, mayıs aylarında olgunlaştırmayı düşünüyorduk. Malum 19 Mart sivil darbesi, hatta 19 Mart yargı darbesiyle birlikte bambaşka bir sürece&nbsp;girdik. O günden bugüne neler yaşadık, neler oluyor? Bunların hepsini yarınki konuşmam sırasında değerlendireceğim. Ama bugünü programla ilgili detayların, programla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortaya koyduğu perspektifin, Türkiye’nin önüne koyacağı yol haritasının önüne geçmemesi açısından konuşmamı bugün sadece programla ilgili kısımlarla sınırlı tutacağım. Siyasi&nbsp;polemiklere, siyasi değerlendirmelere ya da önümüzdeki süreçle ilgili hep birlikte kararlılığımızı ifade edeceğimiz söylemlerin tamamını yarına bırakıyorum.&nbsp;19 Mart’tan beri gelen zorlu süreçle Türkiye’de hem siyaseti paralize etmek, felç etmek, Cumhuriyet Halk Partisi’ni felç etmek ve bunların tamamen Cumhuriyet Halk Partisi’nin pozitif gündemini terk etmesini sağlamak, Türkiye’nin sorunlarını bildiği ama nasıl çözeceğine yönelik sözlerinin duyulmasına engel olmak maksatlı o kötü girişim; bir yanda arkadaşlarımızı özgürlüklerinden mahrum bırakırken, eşlerinden, çocuklarından, ailelerinden ayırırken, onlara çok ağır, çok haksız bedeller ödetirken, bir yandan da Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara hazırlanmasının, iktidar yürüyüşünün ve bunun toplum tarafından kıymetlendirilmesinin önüne geçmeye çalıştığı da çok açıktı.&nbsp;Her şeye rağmen bir yandan direndik ama bir yandan büyük bir emekle, büyük bir gayretle çalışmaya devam ettik. Cumhuriyet Halk Partisi karşı kafede kayyım kapıda beklerken, içeride program çalışmalarını yapabilen, zaman zaman görev yapan genel başkan yardımcılarımızın, Parti Meclisi üyelerimizin ‘Partiye bir müdahale var mı?’ diye perdeyi aralayıp, dönüp ‘Dünyadaki sosyal demokrat programları Türkiye’ye en olumlu yönleriyle nasıl taşırız?’ çalışmasını birlikte yapabildikleri bir süreçti. Otobüsün üzerindeki konuşmanın öncesinde bir yandan ‘Ne&nbsp;konuşacağız?’ı&nbsp;not alırken, bir yandan programla ilgili verilmesi gereken bir - iki kritik kararı Genel Sekreterimizin telefonu ucunda yanıtladığım süreçleri dün gibi hatırlıyorum. O yüzden esas meselenin her şeyden kurtulmak için iktidar olmak, iktidar olmak için Türkiye’nin önüne Türkiye’nin sorunlarını çözecek hem kadroları, hem programı çıkarmak, bu programdan bir hükümet programı çıkarmak, o hükümet programının somut vaatlere&nbsp;evrilmesinin&nbsp;ve kamuoyunda ‘Evet, bizi bu program kurtarır, bu parti kurtarır, bu kadro kurtarır. 100 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkeyi bir kez daha kurtarır’ dedirtebilmenin esas yolunun bu çalışmalardan geçtiğini biliyorduk. O kararlılıkla da bugün sizlerle buradayız, sizlerle birlikteyiz.

81 İLDEN KADINLAR DOKUDU, SARAÇHANEDE BİRLEŞTİ

Çok kıymetli konuklarımız var, Dilek Kaya İmamoğlu başta olmak üzere. Eşleri cezaevinde olan, babaları cezaevinde olan, evlatları cezaevinde olan aileler de burada. Çünkü nihai kurtuluşun ilk adımının bu salondan atılacağını biliyoruz. Yarın Türkiye’nin dört bir yanından gelecek ve bu salondaki iktidar yürüyüşü coşkusuna katılacak olanların oturacağı yerlerde anlamlı görseller var. Şunu ifade edeyim, benim sol tarafımda salonda bir kırkyama çalışması var.&nbsp;Patchwork&nbsp;diye isimlendirilen kırkyama çalışması var. Bununla ilgili ilk fikir sevgili Muharrem&nbsp;Erkek’in&nbsp;eşi Özen kardeşimizden geldi. Dedi ki, ‘Biz Türkiye’deki 81&nbsp;ildeki bütün kadınlar ilmek ilmek, emek&nbsp;emek&nbsp;bir şey yapıp, onu gelip Saraçhane’de birleştirmek istiyoruz.’ Karşıdaki Türkiye haritasının her bir ili, o ildeki kadın kolları başkanlarımızın liderliğiyle, kadın kollarımızın gayretiyle, o ildeki kadınların emeğiyle hazırlandı. Kadın Kolları Genel Başkanımızın, Sayın Dilek Kaya İmamoğlu’nun, Proje Koordinatörü Canan Çimen Hanımefendi’nin büyük gayretleriyle de Saraçhane’de bir araya getirildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tarihi Saraçhane’deki binasına, hep birlikte 19-26 Mart arasında kayyıma direndiğimiz, İstanbul’un iradesine sahip çıktığımız ve sonunda Ekrem İmamoğlu Silivri cezaevinde olmasına rağmen orayı bir atanmışa değil, yine ona vekâlet edecek Cumhuriyet Halk Partili bir seçilmişe emanet edene kadar mücadele ettiğimiz o binaya asıldı. O binadaki görüntü oradayken, arkadaşlarımız o binadaki 19-26 Mart&nbsp;direnişimizin,&nbsp;ki dışarıdaki fotoğraf sergisinde ilk geceki 110 bin kişiden 23 Mart akşamki 1 milyon 200 bin kişilik miting görüntülerine kadar o sergiyi de görebileceksiniz. O günlerin anısına benimle görüntülü görüşmek istediler. Biraz güçlüklerle yapabildiğimiz o görüşmede, karşımdaki bu görüntüyü Saraçhane’nin üzerinde görünce dedim ki, ‘81 ildeki kadınların emeğiyle ortaya çıkmış bu çalışma, ‘Önce adalet ve önce hürriyet’ diyen bu çalışma, ‘Şimdi iktidar zamanı’ diye yola çıkacağımız kurultayımızda da mutlaka bulunmalı’ diye. Şimdi yarın belki bu boyutuyla gösteremeyiz, bütün tribünü kaplıyor. Ama buna emek veren 81 ilin Cumhuriyet’e sahip çıkan, demokrasiye sahip çıkan, seçme seçilme hakkına ve seçtiklerine sahip çıkan, Cumhurbaşkanı adayımıza ve iktidar kadrolarımıza sahip çıkan kadınları yürekten alkışlıyoruz. Hepsinin emeklerine sağlık.

GÜVENLİ YARINLARI NASIL KURACAĞIMIZI KONUŞACAĞIZ

Sayın Genel Başkanım, değerli delegelerimiz.&nbsp;Bu salonda bugün ben birazdan aranıza katıldıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokrasi ve adalet konusunda kurumların yıpratıldığı, kuralların esnetildiği, gevşetildiği, terk edildiği bir büyük çöküşe, bir yandan sokakta çetelerin dolaştığı, bir yandan insanların yarın evine ekmek götürüp&nbsp; götüremeyeceği kaygısını taşıdığı bir güvencesizlik ortamında, başta mahkemelerde, hukukta, sonra ekonomide sonra sosyal hayatta ve Türkiye’nin yarınlarında nasıl güvenli yarınları kurabiliriz, dirençli bir yurttaşı, güvenli yarınları ve kalkınan Türkiye’yi, güçlenen Türkiye’yi, kazanan Türkiye’yi nasıl sağlayabiliriz, nasıl taahhüt edebiliriz, bugün burada bunları çalışacaksınız.&nbsp;Bu çökmüş sisteme karşı umudu örgütlemek için yola çıktık. Bunun için demokrasiyi konuşacağız, hukuku konuşacağız. Demokrasinin önündeki en büyük engel olan seçim barajını konuşacağız. Sadece belli partilere yapılan Hazine yardımının nasıl siyasetin toplumsallaşmasının önünde engel olduğunu ve bunu nasıl aşacağımızı konuşacağız. Siyasetin finansmanını, Siyasi Ahlak Yasası’nı, GRECO&nbsp;kriterlerini&nbsp;de aşacak, Türkiye’de siyasetin hem finansmanını şeffaflaştıracak, hem yolsuzlukların önünü kesecek, hem de bundan sonra her türlü tartışmayı ve ikili hukuk uygulamalarının önüne geçecek bir çalışmayı burada olgunlaştıracaksınız.

VERGİYİ TABANA, SİYASETİ TAVANA YAYDILAR

Eşit yurttaşlık ilkesi ile inanç kimliklerinin nasıl korunacağını, herkesin kendini eşit yurttaş hissedeceği güvencelerin, Anayasa Mahkemesi’nin önemini, AİHM kararlarının anayasal bağlayıcılığını ve bunun bundan sonraki süreçte nasıl güvence altında olacağını konuşacaksınız. Bugün bu salondan artık hiçbir çocuğun annesinden babasından yoksulluk mirası devralmaması için, hiçbir çocuğun annesinden, babasından yoksulluk mirası devralmaması için, hiçbir çocuğun hayata kapatamayacağı kadar bir farkla geriden başlamaması için devletin üstüne düşenleri konuşacaksınız. Temel Vatandaşlık&nbsp;Geliri’ni&nbsp;konuşacaksınız. Birilerinin vergiyi tabana, siyaseti tavana yaymışken; verginin tavana, siyasetin tabana nasıl yayılabileceğini konuşacaksınız. Nitelikli eğitimin, hem sınıftaki eğitimin, hem okulun bahçesinden koridorlarına kadar nitelikli eğitimin önündeki eşitsizliğin, yoksulluğun yarattığı sorunların nasıl ortadan kaldırılacağını, o eğitimi veren ordunun bugün atanmayan öğretmenler de&nbsp;dahil&nbsp;olmak üzere sorunlarını ve Türkiye’nin bu konudaki yarınlarını, bu konudaki taahhütlerimizi konuşacaksınız.&nbsp;Kadını sosyal hayata katan, çocuğu erkenden doğru şekilde eğitime hazırlayan kamu kreşlerinin olmazsa olmazlığını, başta üniversite öğrencileri olmak üzere tüm toplum için ücretsiz barınma hakkını, asgari ücretin ortalama ya da temel bir ücret olmak yerine bir yıllık kıdemle hızla ondan uzaklaştırılan bir başlangıç maaşı olmasını, onun da&nbsp;belirlenirkenki&nbsp;komisyonun adil, şeffaf hakkaniyetli olup orada emekçinin sözünün nasıl olacağını, yıllarca emek vermiş&nbsp;alın teri,&nbsp;göz nuru&nbsp;akıtmış, elleri nasırlanmış emeklilerin şu anda uğradıkları büyük haksızlığın nasıl ortadan kalkacağını, devletin memuruna da işçisine de nasıl sahip çıkması gerektiğini siz konuşacak, siz somut önerileri tartışacak, parti programımıza derç edeceksiniz.

NE SERMAYEYE, NE ÜRETİME DÜŞMANIZ

12 Eylül darbesi siyasetin üstünden tanklarla geçerken esas ezilenin örgütlenme hakkı olduğunu, her dört işçiden üçü sendikalıyken bugün Türkiye’de gerçek anlamda grevli toplu sözleşmeli sendikal hakların kamu dışarı çıkarıldığında nasıl eser miktarda kaldığını, bunun önündeki&nbsp;engelleri kaldırmanın, hem emeği korumak, hem siyaseti güvence altına almak, hem de demokrasi güvence altına almak olduğunun bilinciyle örgütlenme hakkını ve sendikalaşmanın önündeki engelleri kaldırmanın örgütlü bir toplum, örgütlü bir emek yaratmanın yolunu, yöntemini konuşacaksınız.&nbsp;Elbette ki ne sermayeye ne üretmeye düşman, esas çarenin kalkınmada, daha çok kazanmada, sonra bu geliri hakça paylaşmakta olduğunun bilinciyle yeşil, mor, dijital, nitelikli istihdama yönelik dönüşümü ve bununla ilgili çağı yakalayan ve Türkiye’nin önüne koyması gereken hedefleri somutlayan çalışmaların son halini duyacak, bunun üzerinde tartışacaksınız. Tarımdaki ithalat bağımlılığından çiftçinin yalnızlaştırılmasına, ortalama 58’lere çıkmış çiftçi yaşına, her üç genç çiftçiden ikisinin asgari ücretle sanayide çalışmaya razı olduğu bu süreçte gerçek beka&nbsp;sorunun bu olduğunu konuşacaksınız.&nbsp;Ve dirençlilik denildiğinde sadece deprem değil, ama en önemlisi deprem, her türlü afete karşı dirençli olmayı ve bu konuda orman yangınlarından sellere, heyelanlara kadar tamamının aslında doğru planlama ve doğru tedbirlerin zamanında alınmaması ve önleyici çalışmaların önemini de afetin yönetimini de ihtiyaç olduğunda yaraların sarılmasındaki zafiyetleri de ortadan kaldıracak, gerçekten sorunu bilen ve çözmeye azmetmiş olan bir üperspektifi hep birlikte tartışacaksınız.

HEM BATI İTTİFAKI ÜYESİ, HEM DOĞUNUN PAYDAŞIYIZ

Türkiye’nin dış politikasında eşlerin, kardeşlerin, çocukların muhatap alındığı ve burada muhatap kılındığı değil, Türkiye’nin hariciye geleneğini yeniden ayağa kaldırıldığı, o süreçte Türkiye’nin hem batı ittifakının bir üyesi hem de Rusya’nın komşusu, Çin’in gelecekteki en önemli paydaşlarından bir tanesi ve Orta Doğu’da orayı bataklık olarak gören değil, orayla doğru ilişkiler kuran ve kendindeki, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bölgedeki tüm ülkelerde artık yükselen ve selefi yaklaşımlardan çok bundan sonraki sürece yönelik olarak laikliğin,&nbsp;sekülerizmin&nbsp;yükselmek üzere olduğu Orta Doğu’ya nasıl örnek bir parti, Türkiye’nin nasıl örnek bir ülke, Orta Doğu’nun sömürülmek için gidilip de üzerinde planlar yapılan bir yer değil, barış içinde Türkiye ile Orta Doğu’nun, Balkanların, Kafkasların hep beraber güçlenebileceği ne kadar önemli komşuluklar olduğunu taahhüt eden dış politika perspektifimizi hep birlikte tartışacak, iktidarını sürdürmek için Türkiye’nin gelecek umudu nadir toprak elementlerinin nasıl güvence altına alınacağını da Karadeniz’deki, mavi vatandaki hidrokarbon yataklarını da Türkiye’nin bundan sonraki hem dış politikasını hem Avrupa’nın çok ihtiyaç duyduğu güvenlik kaygıları için en önemli müttefiki olabileceğini hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortaya koyduğu cesur, kararlı ve doğru ilişkilerle ilerlediği Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefinde gençler için yasaksız bir Türkiye’nin, vizesiz Avrupa’nın nasıl mümkün olduğunu bu salonda sizler olgunlaştıracaksınız.

SESİ DEĞİL, SÖZÜ YÜKSELTMENİN GÜNÜDÜR

Bu salondan elbette bir program için beklenenden çok daha somut, ama ‘Sorunlar nasıl çözülecek?’ meselesine didik didik baktığında belki bir parça soyut kavramlar çıkacak. Ama bu salondan bir iktidar perspektifi, bir iktidar yürüyüşü ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarı için ortaya koyacağı bir hükümet programı ortaya çıkacak. Sonra bu programı burada bırakıp gitmeyeceksiniz. Bu programı zihninize, gönlünüze ve elinize alıp şehirlerinize gideceksiniz. Önce yöneticilerimizle, sonra 2 milyon üyemizle bir büyük ordu olarak; ev ev, sokak&nbsp;sokak,&nbsp;dükkan&nbsp;dükkan, işçi servisinde, iş yerlerinin önünde, köylerde ve evlerde, Türkiye’nin en önemli seçmen gruplarından birisi olan, evinde çalışmayan, aslında ev işçisi olarak evdeki emeğiyle Türkiye’nin yarını çocuklarını yetiştiren ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin ulaşmakta güçlük çektiği ev kadınlarının kapısını çalacak, onun çocuğunun kreşini de okul yemeğini de barınma hakkını&nbsp;da gelecek güvencesini de bir dünya vatandaşı olması umudunu da onlarla birlikte öreceksiniz.&nbsp;Bu salondan Türkiye’nin gelecek iktidarının kararlılığını, o konuda Cumhuriyet Halk Partisi’nin inancını, birkaç gün içerisinde somutlaştıracağı ve zenginleştireceği kadrolarını ve bu konudaki yürüyüşünün ordusunun ilk ama ilk harekete geçen takımını burada ağırlamaktan, bugün bu güçlü takımla, bu güçlü ekiple birlikte bunu her şeye rağmen oturup slogansız, tartışmanın sesinin değil, içinin güçlü olduğu bir süreci birlikte örmekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz.&nbsp;Hepiniz hoş geldiniz, iyi ki geldiniz. İyi ki hafta içinde bir cuma günü, ‘Sabah 10’da’ dedik, sabah 10’da bin 300’ün üzerinde imza attınız, ‘Ben hazırım. Sorunları söylemeye değil, çözmeye kararlılık koymaya, çözümüne katkı koymak için bana 2 milyon üyemizin, mahalleden ilçeye, ilçeden&nbsp;ile,&nbsp;il kongresinden bu kurultaya beni yolladığı, sorumluluğumun farkındayım’ diyen her birinizi ve bu sürece bütün bir sene boyunca katkı koymuş, 600 akademisyenimizi, 600 örgüt özel temsilcimizi, parti dışından 250 genç arkadaşımızı, sendikaların temsilcilerini, meslek örgütü temsilcilerini, her birisini, bugün buraya cesaretle geldikleri ve delegelerimizle birlikte bu nitelikli tartışmaya eşlik ettikleri için teşekkür ediyorum. Önemli gündür. Bugün sesi değil, sözü yükseltmenin günüdür. Sözüne, sesine, her birine ayrı ayrı saygı duyduğum sizleri saygıyla selamlıyorum. Kolay gelsin. Hepiniz hoş geldiniz.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Özgür Özel: Güvenli yarınları nasıl kuracağımızı konuşacağız - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 28 Nov 2025 08:17:41 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-guvenli-yarinlari-nasil-kuracagimizi-konusacagiz-112626-20251128.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-guvenli-yarinlari-nasil-kuracagimizi-konusacagiz-112626-20251128.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/ozgur-ozel-guvenli-yarinlari-nasil-kuracagimizi-konusacagiz-112626-20251128.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tülay Hatimoğulları: Bizim gönlümüzden geçen bu Komisyonun oy birliği ile bir kararı almasıydı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.politikajans.com/haber-tulay-hatimogullari-bizim-gonlumuzden-gecen-bu-komisyonun-oy-birligi-ile-bir-karari-almasiydi-2257.html</guid>
                    <link>https://www.politikajans.com/haber-tulay-hatimogullari-bizim-gonlumuzden-gecen-bu-komisyonun-oy-birligi-ile-bir-karari-almasiydi-2257.html</link>
                    <description><![CDATA[DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hatay'ın Defne ilçesinde düzenlenen panelin "Demokrasi, Barış ve Bölgemizin Geleceği" başlıklı oturumunda konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tülay Hatimoğulları Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde yaşananları hatırlatarak, "Kronolojiye baktığımızda bu bir seneyi aşkın dönemde gerçekleşen bu adımlar son derece önemli, son derece tarihi" dedi. 

Hatimoğulları'nın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

Bu adımların geçmiş dönemdeki barış deneyimlerinden farkı bu sefer gerçekten ciddi anlamda PKK Türkiye'den silahlı gücünü geri çekip Türkiye'de sadece demokratik siyaset ve hukuki bir zeminde yasal düzenlemelerin yapılmasıyla beraber mücadeleyi artık Türkiye'deki Kürt halkı bu şekilde yürütmek istiyor ve bunu samimice ortaya koydular.

Komisyon bir karar aldı ve şimdi İmralı’ya gidecek. Ama bizim tabii ki gönlümüzden geçen bu Komisyonun oy birliği ile bir kararı almasıydı, bir konsensüsle oluşmasıydı ama olmadı. CHP gitmemeyi tercih etti. Yine Yeni Yol Grubu da çekimserdiler. Tabii ki biz CHP'nin gitmesini çok önemsiyoruz. Çok da istiyoruz. Gitmemelerini biz bir eksiklik olarak görüyoruz. Bu konuda yine ümit ediyoruz ki fikir değiştirilir ve gidilir. Şimdi tam da buradan bu bilgilendirmeden sonra şunu paylaşmak isterim değerli arkadaşlar. Biz bu sürecin yani Türkiye'de savaşın ve çatışmanın durması için elimizden gelen ne varsa sonuna kadar yapmak istiyoruz ve zorlamak istiyoruz.

CHP’nin masada kalması için de elimizden gelen ne varsa yaptığımızı ve yapmaya çalıştığımızı bütün Türkiye toplumunun bilmesi lazım. Çünkü bu toplumun yarısını temsil ediyor muhalefet. Toplumun yarısından fazlasının onay vermediği bir barış sürecini toplumsallaştırıp bu barış sürecini kalıcılaştırma imkanı yok. Toplum ikna olmalı bu barışa. Hep birlikte ikna olmalıyız. Dolayısıyla biz burada A, B, C seçenekleriyle davranmıyoruz.

DEM Parti'ye dönük gerçekleşen baskıların şimdi benzerinin Cumhuriyet Halk Partisi'ne gerçekleşmesi asla bizim kabul edeceğimiz bir şey değil. Cumhuriyet Halk Partisi ile dayanışmaya devam ettik, edeceğiz de. Çünkü biz kayyıma karşıyız. Çünkü biz seçilmişlerin yerine atanmışların gelmesine karşıyız. Çünkü biz demokrasinin asgari koşulu olan seçme ve seçilme hakkının yurttaşın elinden alınmasına ilkesel olarak karşıyız. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, MYK üyelerimiz, parti meclisimiz, belediye meclis üyelerimiz, belediye eş başkanlarımız, sayısız tutukluluk var. Bunun ne olduğunu en iyi bilen partiyiz. Dolayısıyla bu konuda hiç kimsenin, hiçbir kuşkusu olmasın. Baskının olduğu her yerde hepimizin karşılıklı dayanışmaya, birbirimize ihtiyacı var ve bu dayanışmayı göstermeye devam edeceğiz.

Bu süreç Türkiye'deki demokratik mücadelenin de kapılarının daha fazla açılması demektir. Bu tarihi sürece karşı herkesin büyük bir sorumlulukla davranması lazım. Ne iktidar ne ana muhalefet partisi ne diğer partiler seçim hesabı yapmamalı. Seçim hesabı yapılmayacak kadar kıymetli, değerli. Biz yüzyıllık bir sorunumuzu çözmeye çalışıyoruz. Bunu istemeyen kesimlerin provokatif tutumları ortada. Onun da farkındayız.&nbsp;Bazı devletler bu çözümü istemiyor. Provokasyonlar peşinde. Biz biliyoruz. Bazı siyasi partiler çözüm istemiyor, biliyoruz. Ama çözüm isteyenlerin bu konuda çok net bir biçimde burada konum alması gerekiyor. Hepimize tarihi bir sorumluluk düşüyor. İktidar karşıtlığı, rejim karşıtlığı, süreç karşıtlığına dönüşmemeli. Bunun altını özellikle kalın kalın çiziyorum.

Paneli Hatay'da, Defne'de gerçekleştiriyor olmamız çok önemli ve çok kıymetli. Ben bir kez daha sizlerin huzurunda Suriye'de Arap Alevilere dönük yapılan katliamı kınıyorum. Bunu kabul etmek mümkün değil. Orada yitirdiğimiz bütün Alevi canlarımızı saygıyla minnetle anıyorum. Suriye yeniden inşa ediliyor ve Suriye'de özellikle SDG ile Şam hükümeti arasında devam eden görüşmelerde bir demokratik entegrasyon süreci yaşanıyor. Birisi demokratik diyor, karşı taraf demokratik olmasın diyor. Sonuçta orada da ciddi görüşmeler var. Orada oluşturulmak istenen yeni sistemde yani Şam hükümeti merkezi ve şeriatın kurallarının ortada olduğu bir Suriye istiyor. SDG yönetimi ise demokratik bir Suriye istiyor. Herkesin eşit şekilde temsil edildiği, Kürdün de, Türkmenin de, seküler Arabın da, mütedeyyin Arabın da, bunları özellikle ayırıyorum. SDG’nin ikinci bir talebi demokratik Suriye Anayasasının oluşması ve eşit yurttaşlık hakkıdır. Yani oradaki bütün farklı halkların, inançların, azınlığın, çoğunluğun, herkesin eşit bir Suriye yurttaşı olması, adem-i merkeziyetçiliktir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.politikajans.com/siyaset-haberleri">Siyaset</category><dc:creator><![CDATA[Tülay Hatimoğulları: Bizim gönlümüzden geçen bu Komisyonun oy birliği ile bir kararı almasıydı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 05:56:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.politikajans.com/images/haber/tulay-hatimogullari-091100-20251124.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.politikajans.com/images/haber/tulay-hatimogullari-091100-20251124.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.politikajans.com/images/haber/tulay-hatimogullari-091100-20251124.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>